Adını hiç duymadığınız en çığır açan bilim insanı - Addison Anderson: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
606 kelime 154 kel/dk

Video özeti: Nicolas Steno’nun anatomi ve köpekbalığı dişleri üzerine ampirik incelemeleri stratigrafiye uzandı, jeolojinin Dünya’nın derin geçmişini açıklamasına temel hazırladı ve sonraki evrim düşüncesini dolaylı biçimde etkiledi. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. had him dissect — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: have + nesne + fiilin yalın hâli yapısını, bir kişinin başka birine bir işi yaptırdığını ya da işi onun yapmasını ayarladığını bildiren ettirgen bir yapı olarak tanıyın. Böylece had sözcüğünü yalnızca sahiplik anlamında okumaz, görevlendirilen veya sipariş edilen işleri açıkça anlatabilirsiniz. 2. stratigraphy — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: Bu terimin kaya katmanlarını ve aralarındaki kronolojik ilişkileri inceleyen stratigrafi bilimini ifade ettiğini anlayın. Terim, Steno’nun yatay çökelme ile daha sonraki deformasyonlara ilişkin çıkarımlarının Dünya tarihini yeniden kurmak için neden temel olduğunu açıklar. 3. helped evolve evolution, — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Steno’nun Darwin’in düşünsel arka planına dolaylı katkısını akılda kalıcı biçimde özetleyen evolve ve evolution sözcükleri arasındaki oyunu fark edin. Aynı kökün tekrarıyla vurgu kurulmasını ve önceki bir keşfin sonraki bir teoriye bağlanmasını tanıyabilirsiniz.

Bu derste

Nicolas Steno is rarely heard of outside intro to geology, Öbek fiiller

0:07

Nicolas Steno'nun adı, jeolojiye giriş dersleri dışında nadiren duyulur,

Öbek fiiller

rarely heard of: adı pek duyulmamış

Hear of, “birinin ya da bir şeyin var olduğunu bilmek” veya “adını tanımak” anlamına gelen kalıplaşmış bir fiil ve edat birleşimidir. Edilgen is rarely heard of yapısında odak Steno’dur: onun kim olduğunu çok az kişi bilir. Bu, insanların onun sesini nadiren duyduğu anlamına gelmez. Outside intro to geology ifadenin geçerli olduğu alanı sınırlar. Burada outside, “jeolojiye giriş bağlamının ötesinde” demektir; “açık havada” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi hear of ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Most people have never ____ this little-known inventor.

Cevabı göster

heard of

but anyone hoping to understand life on Earth Dilbilgisi

0:11

fakat Dünya'daki yaşamı anlamak isteyen herkes,

should see how Steno expanded and connected those very concepts, Anlatım akışı

0:14

Steno'nun Dünya, yaşam ve idrak gibi bu kavramları

Dilbilgisi

anyone hoping to understand life on Earth: Dünya’daki yaşamı anlamayı uman herkes

anyone hoping to understand life on Earth ifadesinde hoping to understand life on Earth biçimindeki -ing öbeği anyone sözcüğünden sonra gelir ve hangi insanların kastedildiğini açıklar: anyone who hopes to understand life on Earth. Hoping ana fiil değildir. Ana cümlenin yapısı anyone ... should see ... şeklindedir. anyone + -ing öbeği + ana fiil biçimindeki bu kısa yapı, tam bir ilgi cümleciği kullanmadan bir insan grubunu tanımlamanızı sağlar.

Alıştırma

Hangi cümle anyone + -ing öbeği + should + fiilin yalın hâli yapısını izler?

  1. Anyone hoping to play the guitar learns a few basic chords.
  2. Anyone hoping to play the guitar should learn a few basic chords.
  3. Anyone who hopes to play the guitar should learn a few basic chords.
Cevabı göster

Anyone hoping to play the guitar should learn a few basic chords.

Earth, life, and understanding.

0:18

nasıl genişletip birbirine bağladığını görmelidir.

Anlatım akışı

should see how: dikkati bir sürece yöneltmek

should see how, dinleyiciyi konuyu belirli bir açıdan anlamaya yönlendirir. should bir emir değil, öneri bildirir; see ise burada mutlaka gözle görmek değil, fark etmek veya anlamak demektir. how, Steno expanded and connected... tam yan cümlesini başlatır ve açıklamada incelenecek süreci ortaya koyar. Bu kalıp, bir şeyin nasıl işlediğine veya geliştiğine dikkat çekmek için kullanılabilir.

Alıştırma

Bu cümlede should see how ne işe yarıyor?

  1. Steno'yu bizzat görmeyi kesin olarak emreder.
  2. Süreci anlamak için bir bakış açısı önerir.
  3. Bakması gereken kişinin Steno olduğunu söyler.
Cevabı göster

Süreci anlamak için bir bakış açısı önerir.

Born Niels Stensen in 1638, Denmark, Dilbilgisi

0:22

1638'de Danimarka'da Niels Stensen adıyla doğdu,

son of a goldsmith, he was a sickly kid whose school chums died of plague. Dilbilgisi

0:25

bir kuyumcunun oğluydu ve okul arkadaşları vebadan ölmüş, hastalıklı bir çocuktu.

Dilbilgisi

Born Niels Stensen in 1638, Denmark: sıkıştırılmış biyografik giriş

Born Niels Stensen in 1638, Denmark, he zamirini niteleyen, sıkıştırılmış bir arka plan ifadesidir. Born Niels Stensen, doğum adının Niels Stensen olduğunu belirtir; ifade ayrıca bir yıl ve yer verir. Açık biçimi He was born Niels Stensen in Denmark in 1638. şeklindedir. Çekimli ana cümle he was a sickly kid ile başlar. Bu tür bir giriş, biyografilerde kimlik, zaman ve yer bilgilerinin ayrı cümleler yapılmadan ana olayın önüne yerleştirilmesini sağlar.

Alıştırma

Aynı kişinin geçmişini vermek için sıkıştırılmış Born... girişini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. Born Lina Park in Seoul in 1992 was later became an architect.
  2. Born Lina Park in Seoul in 1992, her brother later became an architect.
  3. Born Lina Park in Seoul in 1992, she later became an architect.
Cevabı göster

Born Lina Park in Seoul in 1992, she later became an architect.

Dilbilgisi

Ek bir ad öbeği olarak son of a goldsmith

Son of a goldsmith, aile geçmişini vererek Niels Stensen'i tanımlayan ek bir ad öbeğidir. Daha sonra he ile gösterilen kişiyle, yani Niels Stensen ile aynı kişiyi anlatır; yeni bir kişi ya da eylem sunmaz. Kısa ve yoğun biyografi anlatımında böyle bir ad öbeği virgüllerle ayrılarak bir adın veya öznenin yanına yerleştirilebilir. Bunu şu arka plan bilgisinin kısaltılmış biçimi olarak okuyun: Niels Stensen, who was the son of a goldsmith, ...

Alıştırma

Örnekte son of a goldsmith kimi anlatıyor?

  1. Niels Stensen
  2. okul arkadaşları
  3. kuyumcu
Cevabı göster

Niels Stensen

Dilbilgisi

whose school chums died of plague: aitlik bildiren ilgi cümleciği

Whose school chums died of plague ilgi cümleciği, a sickly kid ifadesini niteler. Whose önceki kid sözcüğüne döner ve bir ilişki gösterir: okul arkadaşları o çocuğun okul arkadaşlarıdır. Whose, whose school chums örneğinde olduğu gibi doğrudan bir ad öbeğinden önce gelir. Bu yapı, bir kişiyle bağlantılı birini veya bir şeyi anarak o kişi hakkında ek bilgi vermeyi sağlar.

Alıştırma

Cümleyi aitlik gösteren sözcükle tamamlayın: She is the scientist ____ research won the award.

Cevabı göster

whose

He survived to cut up corpses as an anatomist, Dilbilgisi

0:30

Hayatta kaldı ve bir anatomist olarak kadavraları parçaladı,

studying organs shared across species. Dilbilgisi

0:33

farklı türlerde ortak olan organları inceledi.

Dilbilgisi

survived to + fiil: amaç değil, daha sonraki bir sonuç

survived to + fiil, hayatta kalıp daha sonra bir şeyi yapmak ya da yaşamak anlamına gelir. Bu cümlede kişi önceki bir tehlikeyi atlatır ve daha sonra anatomist olarak çalışır. Mastar yapısı to cut up, hayatında daha sonra ortaya çıkan sonucu verir. Kadavraları kesmenin hayatta kalma amacı olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi survived to ile tamamlayın: After the shipwreck, Mara ____ tell her family what happened.

Cevabı göster

survived to

Dilbilgisi

studying ... shared across species: -ing yan cümleciğiyle ek bilgi

Virgülden sonra studying ile başlayan bölüm, onun anatomist olarak çalışırken ne yaptığını ekleyen çekimsiz bir -ing yan cümleciğidir. Anlaşılan öznesi He olduğu için studying yeni bir ana cümle başlatmaz. Bu bölümün içinde shared across species, organs sözcüğünü niteleyen geçmiş ortaç öbeğidir. Farklı türlerin ortak olarak sahip olduğu organlar demektir.

Alıştırma

Örnekte studying organs shared across species bölümünün dil bilgisel görevi nedir?

  1. Öznesi species olan yeni bir ana cümledir.
  2. Organların amacını açıklar.
  3. He tarafından yapılan ilişkili bir eylemi ekler.
Cevabı göster

He tarafından yapılan ilişkili bir eylemi ekler.

He found a duct in animal skulls that sends saliva to the mouth.

0:36

Hayvan kafataslarında tükürüğü ağza ileten bir kanal buldu.

He refuted Descartes' idea that only humans had a pineal gland, Kelime

0:40

Descartes'ın sadece insanlarda pineal bez bulunduğu fikrini çürüttü,

Kelime

refuted Descartes' idea: bir fikrin yanlışlığını kanıtlamak

refuted Descartes' idea ifadesindeki refuted, kanıt veya güçlü bir akıl yürütmeyle fikrin yanlış olduğunun gösterildiği anlamına gelir. Bu, yalnızca birinin Descartes'a katılmadığını söylemekten daha güçlüdür. Yaygın yapı refute + idea, claim, argument veya theory biçimindedir. Odak, sözü söyleyen kişiye saldırmak değil, ifadenin yanlışlığını kanıtlamaktır.

Alıştırma

Hangi cümle, yeni kanıtların eski bir iddianın yanlış olduğunu gösterdiğini en iyi şekilde anlatır?

  1. The researchers refuted the old claim with new evidence.
  2. The researchers repeated the old claim.
  3. The researchers disagreed with the old claim.
Cevabı göster

The researchers refuted the old claim with new evidence.

proving it wasn't the seat of the soul. Deyimler

0:44

bunun ruhun merkezi olmadığını kanıtladı.

Deyimler

seat of the soul: yer veya merkez anlamındaki seat

seat of the soul ifadesindeki seat mecazidir. Bir şeyin bulunduğuna veya merkezlendiğine inanılan yeri ifade eder; dolayısıyla ifade “ruhun bulunduğuna veya merkezlendiğine inanılan yer” anlamına gelir. Bu kullanım resmîdir ve epifiz bezi hakkındaki eski bir iddiadan gelir. it wasn't the seat of the soul demek, ona atfedilen bu rolü reddeder; gerçek bir sandalyeyi anlatmaz.

Alıştırma

Bu cümlede seat of the soul ne anlama gelir?

  1. Bir odada kişiye ayrılmış yer
  2. Ruh için tasarlanmış bir sandalye
  3. Ruhun bulunduğuna veya merkezlendiğine inanılan yer
Cevabı göster

Ruhun bulunduğuna veya merkezlendiğine inanılan yer

Arguably, the debut of neuroscience. Anlatım akışı

0:46

Bu muhtemelen nörobilimin başlangıcıydı.

Anlatım akışı

Arguably, the debut of neuroscience: tartışma payı taşıyan tarihsel bir niteleme

Arguably, ardından gelen nitelemenin herkesin kabul etmek zorunda olduğu bir gerçek değil, makul bir yorum olduğunu gösterir. Burada “bunu savunmak için iyi nedenler var” anlamına gelir ve başka bir görüşe de yer bırakır. “The debut of neuroscience” tam bir yan cümle değil, bir isim öbeğidir. Anlatımda önceki olayı tarihsel bir nitelemeyle özetler: olay, sinir biliminin ilk ortaya çıkışı olarak görülebilir. Bu cümle parçası özeti kısa ve vurgulu hâle getirir.

Alıştırma

“Arguably, the debut of neuroscience.” anlatımda ne yapıyor?

  1. Olaya tarihsel bir niteleme verirken bu nitelemenin makul biçimde tartışılabileceğini de gösterir.
  2. Sinir biliminin daha önce hiçbir olay olmadan ortaya çıktığını açıklar.
  3. Tüm tarihçilerin sinir biliminin doğuşu olarak kabul ettiği kesin bir tarihi bildirir.
Cevabı göster

Olaya tarihsel bir niteleme verirken bu nitelemenin makul biçimde tartışılabileceğini de gösterir.

Most remarkable for the time was his method. Kalıp ifadeler

0:49

O dönem için en dikkat çekici olan, yöntemiydi.

Kalıp ifadeler

for the time: geçmiş bir dönemin ölçütlerine göre değerlendirme

Bu cümlede “for the time”, “söz konusu tarihsel dönemin ölçütlerine ve koşullarına göre değerlendirildiğinde” anlamına gelir. “Remarkable” sözcüğünün kapsamını sınırlar: yöntem kendi döneminde öne çıkmıştır. Bu ifade amaç bildirmez ve yöntemin ne kadar sürdüğünü söylemez. Değerlendirme için tarihsel karşılaştırma çerçevesi sağlar.

Alıştırma

Anlamın “o dönemin ölçütlerine göre değerlendirildiğinde” olması için cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? The camera looks basic today, but it was sophisticated ____.

  1. for the time
  2. for a time
  3. at the time
Cevabı göster

for the time

Steno never let ancient texts, Aristotelian metaphysics, Notlar

0:52

Steno, antik metinlerin, Aristotelesçi metafiziğin

or Cartesian deductions overrule empirical experimental evidence. Kelime

0:55

veya Kartezyen çıkarımların ampirik deneysel kanıtları gölgelemesine asla izin vermedi.

Dilbilgisi

never let A overrule B: A’nın B’nin önüne geçmesine asla izin vermemek

Buradaki kalıp never let A overrule B’dir ve A’nın B’nin önüne geçmesine asla izin vermemek anlamına gelir. Steno ana cümlenin öznesidir. Birbirine bağlanan üç isim grubu—ancient texts, Aristotelian metaphysics ve Cartesian deductions—let’ten sonraki A konumundadır; empirical experimental evidence ise overrule’dan sonraki B konumundadır. Burada overrule mecazidir: bir şeyi kanıtlardan daha yetkili kabul etmek anlamına gelir. Let’ten sonra bir nesne ve ardından to almayan yalın fiil gelir: let + object + base-form verb. Bu nedenle overrule önüne to almaz ve overrules biçimine dönüşmez. Nesne uzun bir liste olsa bile bu kalıp cümlenin yapısını görmeyi kolaylaştırır.

Alıştırma

Parantez içindeki iki sözcüğü doğru biçimlerde kullanın: A careful doctor never ____ a first impression ____ clear test results. (let, overrule)

Cevabı göster

lets · overrule

Kültür

Aristotelian metaphysics ... Cartesian deductions: Aristotelesçi metafizik ve Kartezyen çıkarımlar

Aristotelian, Aristoteles’in düşünsel geleneğiyle ilgili demektir; metaphysics gerçeklik, nedenler ve şeylerin ne olduğu hakkındaki temel soruları inceler. Cartesian, René Descartes’la ilgili demektir; deductions ise öncüllerden akıl yürütmeyle ulaşılan sonuçlardır. Bu cümlede iki ifade, yerleşik felsefi sistemleri ve tümdengelimli akıl yürütmeyi temsil eder. ancient texts ile birlikte, gözlem ve deneyden elde edilen kanıtlarla karşılaştırılırlar. Buradaki amaç bütün felsefenin değersiz olduğunu söylemek değil, Steno’nun devralınmış otoritenin veya yalnızca akıl yürütmenin ampirik kanıtlardan daha ağır basmasına izin vermediğini anlatmaktır.

Alıştırma

Bu cümlede Aristotelian metaphysics ve Cartesian deductions temel olarak neyi temsil ediyor?

  1. Yerleşik felsefi gelenekler ve tümdengelimli akıl yürütme
  2. İki tür laboratuvar ekipmanı
  3. Steno’nun iki öğrencisi
Cevabı göster

Yerleşik felsefi gelenekler ve tümdengelimli akıl yürütme

Kelime

empirical experimental evidence: gözlem ve deneylerden gelen destek

Burada empirical ve experimental sözcüklerinin ikisi de evidence sözcüğünü niteler. Empirical, desteğin gözlemden, ölçümden veya deneyimden geldiğini belirtir; experimental ise daha özel olarak deneylerle elde edilen kanıta işaret eder. Bu iki sıfat birlikte, yalnızca otoriteye veya soyut akıl yürütmeye dayanan fikirler yerine gözlemlenmiş ve test edilmiş olguları vurgular. Empirical, experimental sözcüğünden daha geniş kapsamlıdır; bu yüzden ilişkili olsalar da aynı değildirler.

Alıştırma

Hangi kaynak empirical experimental evidence ifadesine en iyi uyar?

  1. Eski bir yazar yazdığı için kabul edilen bir iddia
  2. Tekrarlanan gözlemler ve kontrollü testler
  3. Hiçbir ölçüm veya test içermeyen bir tahmin
Cevabı göster

Tekrarlanan gözlemler ve kontrollü testler

His vision, uncluttered by speculation or rationalization, Kelime

1:01

Spekülasyon veya rasyonelleştirmeyle bulanmamış olan vizyonu,

went deep. Deyimler

1:05

derinlere iniyordu.

Kelime

uncluttered by speculation or rationalization: spekülasyon ya da sonradan gerekçe üretme ile bulanmayan açık düşünce

uncluttered by speculation or rationalization ifadesi his vision sözünü, yani onun kavrayışını veya bakış biçimini niteler. Uncluttered burada mecazidir: düzenli bir alanda dikkat dağıtan nesneler olmadığı gibi, onun düşüncesini de dayanaksız tahminler veya kullanışlı görünen açıklamalar engellemez. Virgüller arasındaki ifade, bakışının neden derine inebildiğini olumlu biçimde açıklar. Speculation yeterli kanıt olmadan bilgi boşluklarını tahminle doldurur; rationalization ise tercih edilen bir sonuç veya eylemi sonradan makul göstermeye çalışır.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “... yüzünden karışmamış” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The analysis stayed focused on the data and was ____ wild speculation.

Cevabı göster

uncluttered by

Deyimler

İçgörünün derinliğini anlatan bir mecaz olarak went deep

went deep ifadesinin öznesi His vision'dır. Burada vision, fiziksel görme yetisini değil, onun olayları görme ve anlama biçimini ifade eder. Went deep mekânsal bir mecazdır: onun içgörüsü yüzeyde görünenlerin altına geçerek temel gerçeğe ulaşmıştır. Bu ifade, fiziksel derinliği düşünsel derinliğe dönüştürür. Özne analysis, understanding veya insight gibi soyut bir kavramsa go deep, bir şeyi derinlemesine incelemek ya da kavramak anlamına gelebilir.

Alıştırma

Örnekte His vision ... went deep ne anlama gelir?

  1. Yer altında çok derin bir yere gitti.
  2. Onun içgörüsü meselenin temelindeki gerçeğe ulaştı.
  3. Fiziksel görme yetisi güçlendi.
Cevabı göster

Onun içgörüsü meselenin temelindeki gerçeğe ulaştı.

Steno had seen how gallstones form in wet organs by accretion. Kelime

1:06

Steno, ıslak organlarda safra taşlarının birikmeyle nasıl oluştuğunu görmüştü.

Kelime

by accretion: kademeli birikim yoluyla oluşum

by accretion ifadesinde by, oluşuma yol açan süreci tanıtır. Accretion, maddenin mevcut bir kütleye yapışması, toplanması veya çökmesiyle gerçekleşen kademeli büyümedir; safra taşları bir anda değil, parça parça oluşur. Bu sözcük; taşlar, tortular ve gök cisimleri dâhil olmak üzere cisimlerin veya katmanların nasıl büyüdüğünü anlatan bilimsel açıklamalarda yaygındır. Temel fikir yalnızca daha fazla madde olması değil, ilerleyen birikim yoluyla büyümedir.

Alıştırma

Hangi açıklama by accretion yoluyla oluşumu en iyi anlatır?

  1. Küçük parçacıklar yavaş yavaş yapışarak daha büyük bir cisim oluşturur.
  2. Tamamlanmış bir cisim tek ve ani bir olayda ortaya çıkar.
  3. Bitmiş bir parça, aynı boyuttaki başka bir parçayla değiştirilir.
Cevabı göster

Küçük parçacıklar yavaş yavaş yapışarak daha büyük bir cisim oluşturur.

They obeyed molding principles he knew from the goldsmith trade, Kelime

1:10

Bunlar, kuyumculuk zanaatından bildiği şekillendirme prensiplerine uyuyordu;

Kelime

İnsan olmayan özneyle obeyed molding principles

obeyed molding principles ifadesinde They öznesi insan olmayan nesneleri belirtir. Burada obeyed, nesnelerin bilinçli olarak bir emri kabul etmesi değil, “bir ilkeye göre davranması” veya “bir ilkeyi izlemesi” anlamına gelir. Molding principles, bir şeklin ya da katı biçimin nasıl oluştuğuna ilişkin ilkelerdir. Bilimsel açıklamalarda bir malzemenin, sistemin veya doğa olayının bir yasaya, kurala ya da ilkeye obey ettiği söylenebilir.

Alıştırma

Bu cümlede obeys ne anlama geliyor: "The cooling metal obeys the same physical principles."?

  1. İlkeleri değiştirir.
  2. Bir emri bilinçli olarak kabul eder.
  3. İlkelere göre davranır.
Cevabı göster

İlkelere göre davranır.

rules useful across disciplines for understanding solids by their structural relationships. Kalıp ifadeler

1:13

katı cisimleri yapısal ilişkileri üzerinden anlamak için disiplinler arası kullanışlı kurallardı bunlar.

Kalıp ifadeler

across disciplines: birden çok alanda yararlılık

Across disciplines, “birkaç farklı çalışma alanında” veya “farklı disiplinlerde” anlamına gelir. rules useful across disciplines ifadesinde kuralların yararlı olduğu alanların kapsamını belirtir. Burada across fiziksel bir hareketi anlatmaz. Bu ifade, bir bilginin veya yöntemin ilk ortaya çıktığı alanın ötesinde de uygulanabileceğini gösterir.

Alıştırma

Derste geçen ve “birden çok alanda” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyi kullanın: The ability to analyze evidence is useful ____, from biology to history.

Cevabı göster

across disciplines

Later, the Grand Duke of Tuscany had him dissect a shark. Notlar

1:18

Daha sonra Toskana Büyük Dükü ona bir köpekbalığını diseke ettirdi.

Kültür

Grand Duke of Tuscany: tarihî bir hükümdar unvanı

Grand Duke, Avrupa tarihinde bir büyük dükalığın hükümdarına verilen unvandır. Grand Duke of Tuscany ifadesindeki of Tuscany, hükümdarın bağlantılı olduğu İtalya bölgesini belirtir; ifadenin tamamı bir unvandır, sıradan bir kişi adı değildir. Burada bu unvan, diseksiyonu güçlü bir saray hükümdarının düzenlediğini gösterir. Çalışmanın saray ve aristokrasi çevresinde desteklendiğini veya sipariş edildiğini anlamaya yardımcı olur.

Alıştırma

Bu cümlede Grand Duke of Tuscany neyi belirtir?

  1. Toskana yakınlarında bulunan bir köpek balığı türünü
  2. Toskana bölgesiyle bağlantılı soylu bir hükümdarı
  3. Bir köpek balığını kesip incelemek için kullanılan bir aleti
Cevabı göster

Toskana bölgesiyle bağlantılı soylu bir hükümdarı

Dilbilgisi

had him dissect: have + nesne + fiilin yalın hâli

had him dissect ifadesinde had, ettirgen anlamdaki have fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Kalıp have + nesne + fiilin yalın hâli şeklindedir: him eylemi yapan kişidir ve dissect, to almadan yalın hâlde kalır. Bu kalıp, öznenin birine bir şey yaptırdığını, talimat verdiğini veya işi ayarladığını anlatır. Bu cümlede Büyük Dük görevi ayarlamıştır; had, sahipti anlamına gelmez.

Alıştırma

Ettirgen cümleyi repeat fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The coach had the players ____ the drill twice.

Cevabı göster

repeat

Its teeth resembled tongue stones, Kültür

1:22

Köpekbalığının dişleri dil taşlarına benziyordu;

odd rocks seen inside other rocks in Malta, and the mountains near Florence.

1:24

Malta'da ve Floransa yakınlarındaki dağlarda diğer kayaların içinde görülen tuhaf taşlara.

Kültür

tarihsel bir ad olarak tongue stones

Tongue stones, kayaların içine gömülü hâlde bulunan dil biçimli nesneler için geçmişte kullanılan bir addı. Bu cümlede köpek balığının dişleri o nesnelere benzetiliyor; biçimdeki bu benzerlik, nesnelerin daha sonra fosilleşmiş köpek balığı dişleri olarak anlaşılmasına işaret ediyor. Bu ifade, bilimsel düşüncelerin tarihine ait eski bir addır. Modern jeolojide standart bir kategori adı değildir.

Alıştırma

Doğru mu, yanlış mı? Bu cümlede tongue stones, sıradan kayalar için kullanılan modern bir teknik terimdir.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

Pliny the Elder, old Roman naturalist, said these fell from the sky. Kültür

1:29

Eski Romalı doğa bilimci Yaşlı Plinius, bunların gökten düştüğünü söylemişti.

Kültür

Pliny the Elder, old Roman naturalist: açıklayıcı ara sözle kimlik belirtme

Yaşlı Plinius, birinci yüzyılda yaşamış Romalı bir yazar ve doğa bilginiydi. old Roman naturalist sözleri, virgüllerle ayrılan bir açıklayıcı ara sözdür: başka birini tanıtmak yerine, hemen önce adı verilen kişinin kim olduğunu belirtir. Bu antik otoritenin anılması, sonraki açıklamanın kime ait olduğunu gösterir. Nesnelerin gökten düştüğü iddiası Plinius'un tarihsel görüşüdür; anlatıcının desteklediği modern bir bilimsel sonuç değildir.

Alıştırma

old Roman naturalist ifadesi cümlede ne işe yarıyor?

  1. Konuşan ikinci bir Romalı kişiyi tanıtıyor.
  2. Yaşlı Plinius'un kim olduğunu ve rolünü belirtiyor.
  3. Gökten düşme iddiasını modern bilim olarak sunuyor.
Cevabı göster

Yaşlı Plinius'un kim olduğunu ve rolünü belirtiyor.

In the Dark Ages, folks said they were snake tongues, Kültür

1:34

Karanlık Çağlarda insanlar bunların yılan dilleri olduğunu,

petrified by Saint Paul. Kültür

1:36

Aziz Pavlus tarafından taşlaştırıldığını söylediler.

Kültür

Tarihsel bir dönem etiketi olarak In the Dark Ages

In the Dark Ages, genellikle Avrupa’daki Erken Orta Çağ dönemini anlatan geleneksel bir tarih etiketidir. Burada halk inanışını, sıra dışı taşların dinî efsanelerle açıklandığı geçmiş bir döneme yerleştirir. Dark sözcüğü ışık miktarını anlatmaz. Dönem hakkında eski ve olumsuz bir değerlendirme taşır; bu nedenle ifadeyi gerçek anlamlı bir betimleme olarak değil, tarihsel bir çerçeve olarak anlayın.

Alıştırma

In the Dark Ages bu cümlede ne işe yarıyor?

  1. the Dark Ages adlı bir yerin adını verir.
  2. İnanışı, Avrupa tarihinde geleneksel olarak adlandırılmış bir döneme yerleştirir.
  3. Işık olmadığı için insanların taşları göremediğini söyler.
Cevabı göster

İnanışı, Avrupa tarihinde geleneksel olarak adlandırılmış bir döneme yerleştirir.

Kültür

petrified by Saint Paul: Aziz Pavlus tarafından taşa çevrilmiş

Bu cümlede petrified by Saint Paul, “Aziz Pavlus tarafından taşa çevrilmiş” anlamına gelir. Edilgen yapı petrified + by + değişime neden olduğu varsayılan kişiden oluşur. Konuşmacı dinî bir efsaneyi aktarıyor, onu gerçek olarak ileri sürmüyor. İfade, bu efsaneyi taş nesneler için bir açıklama olarak sunuyor; buradaki petrified “dehşete düşmüş” anlamına gelmiyor.

Alıştırma

Hangi cümlede petrified “taşa çevrilmiş” anlamına gelir?

  1. The remains fossilized over millions of years.
  2. In the fairy tale, the curse petrified the wooden birds overnight.
  3. Leo was petrified of speaking onstage.
Cevabı göster

In the fairy tale, the curse petrified the wooden birds overnight.

Steno saw that tongue stones were shark teeth, and vice versa, Kalıp ifadeler

1:38

Steno, dil taşlarının köpekbalığı dişleri olduğunu ve tam tersinin de geçerli olduğunu gördü,

with the same signs of structural growth.

1:42

üstelik aynı yapısal büyüme izlerini taşıyorlardı.

Kalıp ifadeler

and vice versa: iki yönlü bir ilişkiyi tersine çevirmek

and vice versa, “ters yöndeki ilişki de doğrudur” anlamına gelir. Burada ilk ifade dil taşlarını köpek balığı dişleri olarak tanımlar; bu kalıp, tüm ifadeyi tekrarlamadan ters yöndeki ilişkiyi de ekler. İki rolün, yönün veya ilişkinin yeri değiştirildiğinde sonuç hâlâ doğruysa bu kalıbı kullan. Bir nesnenin ya da yerin adı değildir; iki yönlü bir ilişkiyi özetler.

Alıştırma

“Ters yöndeki ilişki de doğrudur” anlamındaki sabit kalıpla cümleyi tamamla: Ava teaches Ben chess, and ____.

Cevabı göster

vice versa

Figuring similar things are made in similar ways, Dilbilgisi

1:45

Benzer şeylerin benzer şekillerde yapıldığını düşünerek,

he argued the ancient teeth came from ancient sharks Kelime

1:48

bu antik dişlerin, dişlerin etrafında kayaç oluşturan ve sonradan dağlara dönüşen

in waters that formed rock around the teeth and became mountains.

1:51

sularda yaşamış antik köpekbalıklarından geldiğini savundu.

Dilbilgisi

Figuring similar things are made in similar ways: ana iddiadan önce gerekçe verme

Cümle başındaki Figuring ... ifadesi, ana iddianın arkasındaki düşünceyi verir: Önce benzer şeylerin benzer biçimlerde oluştuğu sonucuna varır, sonra eski dişlerle ilgili açıklamasını bu düşünceye dayandırır. Burada figuring, hesap yapmak değil, “düşünmek” veya “akıl yürütmek” anlamındadır. Figuring + clause, subject + main verb kalıbı, bir kişinin gerekçesini eyleminden ya da sonucundan önce verir; burada düşünen kişi he'dir.

Alıştırma

Bu cümlede başlangıçtaki ifade ne işe yarıyor? Figuring the rain would continue, Sam moved the game indoors.

  1. Sam'in yağmur miktarını hesapladığını söyler.
  2. Oyun tarafından yapılan bir eylemi anlatır.
  3. Sam'in oyunu kapalı alana taşıma gerekçesini verir.
Cevabı göster

Sam'in oyunu kapalı alana taşıma gerekçesini verir.

Kelime

argued (that)...: gerekçeli bir iddia sunmak

he argued the ancient teeth came... ifadesinde argued, “gerekçelere dayalı bir iddia ortaya koydu” anlamındadır. Onun açıklamasını aktarır; biriyle kavga ettiğini anlatmaz. Fiilden sonra iddianın içeriğini veren bir yan cümle gelir: he argued (that) the ancient teeth came from ancient sharks. Burada that kullanılmayabilir. Bu yapı, gerekçelerle desteklenen bir sonucu aktarırken yaygındır.

Alıştırma

The scientist argued that the new evidence changed the timeline. cümlesinde argued ne anlama gelir?

  1. Fikirden kazara söz etti
  2. Öfkeli bir kavga etti
  3. Bir iddiayı desteklemek için gerekçeler sundu
Cevabı göster

Bir iddiayı desteklemek için gerekçeler sundu

Rock layers were once layers of watery sediment, Kelime

1:55

Kaya katmanları bir zamanlar sulu tortu katmanlarıydı;

which would lay out horizontally, one atop another, Kalıp ifadeler

1:58

yatay olarak, biri diğerinin üzerine serilmişlerdi;

oldest up to newest. Kalıp ifadeler

2:01

en eskisi altta, en yenisi üstteydi.

Kelime

were once...: geçmişteki bir durumu anlatmak

Rock layers were once layers of watery sediment cümlesinde once, “geçmişte bir zaman” veya “bir zamanlar” anlamına gelir. Cümle, katmanların şimdiki durumunu önceki durumlarıyla ilişkilendirir. be + once + isim veya sıfat yapısı, The building was once a school. örneğindeki gibi, çoğu zaman geçmişteki bir kimliği veya durumu anlatır. Burada once, bir olayın kaç kere gerçekleştiğini saymaz.

Alıştırma

This island was once part of the mainland. cümlesinde once ne anlama gelir?

  1. Hemen
  2. Yalnızca bir kez
  3. Geçmişte bir zaman
Cevabı göster

Geçmişte bir zaman

Kalıp ifadeler

would lay out horizontally, one atop another: geçmişteki tipik bir süreç

Burada would lay out horizontally, tortunun geçmişteki bu koşullarda tipik olarak nasıl davrandığını, yani yatay yönde yayıldığını anlatır. would burada kibar bir rica ya da istekli olma anlamı taşımaz. one atop another, her yeni katmanın daha eski bir katmanın üzerinde oluştuğunu belirtir. İfade bütünü, yatay yayılma ve tekrar tekrar üst üste birikmeyi sürecin olağan düzeni olarak sunar.

Alıştırma

Bu cümlede would sözcüğünün temel işlevi nedir?

  1. Tortunun yatay hâle gelmeye istekli olduğunu söyler.
  2. Tortunun geçmişteki bu süreçte gösterdiği tipik davranışı anlatır.
  3. Birinden tortuyu hareket ettirmesini kibarca ister.
Cevabı göster

Tortunun geçmişteki bu süreçte gösterdiği tipik davranışı anlatır.

Kalıp ifadeler

oldest up to newest: sıralamanın yönü

oldest up to newest, sıralamanın yönünü gösterir: en eski katmanla başlanır ve en yeni katmana doğru devam edilir. Burada up to, düzenli bir aralık boyunca son noktaya ilerlemeyi anlatır; fiziksel olarak daha yüksek bir yere çıkmak anlamına gelmez. Aynı fikir olayları, dosyaları veya sürümleri yaşına ya da tarihine göre düzenlemek için kullanılabilir. İki uç nokta, hangi öğenin ilk ve hangisinin son olduğunu gösterir.

Alıştırma

Hangi talimat oldest up to newest ile aynı sıralamayı verir?

  1. Arrange the records from oldest to newest.
  2. Arrange only the oldest records and stop.
  3. Arrange the records with the newest one first.
Cevabı göster

Arrange the records from oldest to newest.

If layers were deformed, tilted, cut by a fault or a canyon, Notlar

2:03

Eğer katmanlar deforme olmuş, eğilmiş, bir fay veya kanyonla kesilmişse,

Kelime

cut by a fault: jeolojide fault

cut by a fault ifadesindeki fault bir jeoloji terimidir. Kayadaki, iki taraftaki kayaçların birbirine göre hareket ettiği bir kırığı veya kırık kuşağını ifade eder. Bu ifade, bir fayın katmanların içinden geçip onları bozduğunu anlatır. Burada fault “hata”, “sorumluluk” veya “kişisel kusur” anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede fault jeolojik bir fay anlamındadır?

  1. The road crosses a major fault near the mountains.
  2. Missing the bus was my fault.
  3. The technician found an electrical fault.
Cevabı göster

The road crosses a major fault near the mountains.

that change came after the layer formed.

2:07

bu değişim katman oluştuktan sonra meydana gelmişti.

Dilbilgisi

If layers were ... that change came after ...: kanıta dayalı koşullu çıkarım

If, gözlemlenebilir kanıta dayanan bir koşul sunar: katmanlar zaten biçim değiştirmiş, eğilmiş veya kesilmiştir. Ana cümle daha sonra göreli zamanla ilgili sonucu verir: bu değişim, katman var olduktan sonra gerçekleşmiş olmalıdır. Bu, geleceğe yönelik bir tahmin değildir. “A'yı gözlemlersek B sonucunu çıkarabiliriz” biçimindeki bilimsel akıl yürütme kalıbıdır. That change, if yan cümlesinde belirtilen biçim değiştirme, eğilme veya kesilmeyi ifade eder.

Alıştırma

Bu cümlede If nasıl bir akıl yürütme sunuyor?

  1. Katmanları biçimlendirmek için doğrudan bir emir verilir.
  2. Gelecekteki bir olasılık, katmanların nasıl oluşacağını tahmin etmek için kullanılır.
  3. Gözlemlenen bir koşul, değişimin daha sonra gerçekleştiği sonucunu çıkarmak için kullanılır.
Cevabı göster

Gözlemlenen bir koşul, değişimin daha sonra gerçekleştiği sonucunu çıkarmak için kullanılır.

Sounds simple today, back then, revolutionary. Anlatım akışı

2:09

Bugün kulağa basit geliyor, ama o zamanlar devrim niteliğindeydi.

Anlatım akışı

Sounds simple today, back then, revolutionary: sıkıştırılmış bir geçmiş-bugün karşıtlığı

Cümle, aynı fikirle ilgili iki değerlendirmeyi yan yana getirir: bugün kulağa basit gelir, ancak o zamanlar devrim niteliğindeydi. Tekrarlanan özne ve fiiller ile but bağlacı söylenmemiştir. Bu sıkıştırılmış yapı, today ve back then ifadelerinin bilgiyi belirgin bir geçmiş-bugün karşıtlığı şeklinde düzenlemesini sağlar. Back then, videodan hemen önceki bir anı değil, söz konusu edilen tarihsel dönemi belirtir.

Alıştırma

Özgün karşıtlığı en iyi koruyan tam cümle hangisidir?

  1. It sounds simple today, and people judged it exactly the same way back then.
  2. It sounds simple today, but back then it was revolutionary.
  3. It was revolutionary today because it sounded simple back then.
Cevabı göster

It sounds simple today, but back then it was revolutionary.

He'd invented stratigraphy and laid geology's groundwork. Notlar

2:13

Stratigrafiyi icat etmiş ve jeolojinin temelini atmıştı.

Kültür

stratigraphy: kaya katmanlarını inceleyen stratigrafi

Stratigraphy, kaya katmanlarını, özellikle de bunların sırasını, ilişkilerini ve göreli yaşlarını inceleyen jeoloji dalı olan stratigrafidir. Bu cümlede invented stratigraphy, Steno'yu bu katmanları incelemeye yönelik temel ilkeleri ortaya koyan kişi olarak sunar; onun kayaları veya jeolojinin tamamını icat ettiği anlamına gelmez. Bu terim geology sözcüğünden daha dar kapsamlıdır ve yerleri, çevreleri ve mekânsal ilişkileri genel olarak inceleyen geography ile aynı şey değildir.

Alıştırma

Hangi tanım stratigraphy ile en iyi eşleşir?

  1. günlük hava durumunun ve kısa vadeli tahminlerin incelenmesi
  2. kaya katmanlarının, bunların sırasının ve ilişkilerinin incelenmesi
  3. Dünya yüzeyindeki yerlerin ve mekânsal örüntülerin geniş kapsamlı incelenmesi
Cevabı göster

kaya katmanlarının, bunların sırasının ve ilişkilerinin incelenmesi

Deyimler

laid geology's groundwork: jeolojinin temelini atmak

Burada laid geology's groundwork bir mecazdır: onun çalışması, jeolojinin daha sonra üzerine inşa edilebileceği erken bir temel oluşturdu. Groundwork, daha fazla ilerleme sağlanmadan önce gereken temel fikirler, yöntemler veya hazırlık anlamına gelir. geology's iyelik yapısı, bu temelin hangi alana ait olduğunu gösterir. Cümle, yerde yapılan gerçek bir çalışmayı anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi “sonraki ilerleme için temel oluşturdu” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: Her early tests ____ a safer design.

Cevabı göster

laid the groundwork for

By finding one origin for shark teeth from two eras, Dilbilgisi

2:18

İki ayrı döneme ait köpekbalığı dişleri için tek bir köken bularak,

by stating natural laws ruling the present also ruled the past, Kültür

2:22

bugünü yöneten doğa yasalarının geçmişi de yönettiğini belirterek,

Dilbilgisi

By finding ... by stating: yöntemleri paralel biçimde belirtmek

By finding ... ve by stating ..., by + ulaç yapısıyla oluşturulmuş paralel ifadelerdir. Her ifade bir yöntem belirtir: eylemlerden biri finding, diğeri stating'dir. Bu ifadeler ana sonuçtan önce geldiği için “Bu nasıl başarıldı?” sorusunu yanıtlar. Birbirinden bağımsız ana olaylar değildir. by sözcüğünün tekrarlanması, bu uzun cümlede iki yöntemi takip etmeyi kolaylaştırır.

Alıştırma

Parantez içindeki fiillerin doğru biçimleriyle paralel yapıyı tamamlayın: By ____ the instructions and by ____ one example, Leo learned the method. (read, try)

Cevabı göster

reading · trying

Steno planted seeds for uniformitarianism, Deyimler

2:26

Steno üniformitaryanizm'in (tekdüzelik/örneksellik) tohumlarını ekti;

the idea that the past was shaped by processes observable today. Kültür

2:30

yani geçmişin bugün gözlemlenebilen süreçlerle şekillendiği fikrinin.

Kültür

natural laws ruling the present also ruled the past: zaman boyunca geçerli olan aynı doğa yasaları

Burada natural laws, hükümetlerin çıkardığı kanunları değil, fiziksel dünyayı yöneten istikrarlı doğa ilkelerini ifade eder. Ruling, yönetmek veya işlemek anlamındadır. Bu bölüm, doğada bugün işleyen yasaların geçmişte de işlediğini söyler. Bu düşünce, bilim insanlarının bugün gözlemleyebildikleri süreçlerden yararlanarak eski Dünya hakkında akıl yürütmelerini sağlar. Geçmişteki manzaraların veya değişim hızlarının bugünkülerle tamamen aynı olduğu anlamına gelmez; zaman boyunca devam eden şey, temeldeki doğa yasaları ve süreçlerdir.

Alıştırma

Burada natural laws ruling the present also ruled the past ne anlama gelir?

  1. Modern hükümetler eski hükümetlerle aynı kanunları kullanıyordu.
  2. Doğal süreçler hem geçmişte hem de günümüzde tutarlı yasalara uyuyordu.
  3. Geçmişte doğal dünyada hiçbir düzenli örüntü yoktu.
Cevabı göster

Doğal süreçler hem geçmişte hem de günümüzde tutarlı yasalara uyuyordu.

Deyimler

planted seeds for uniformitarianism: daha sonraki teori için erken bir temel

Planted seeds for, büyüme fikrine dayanan bir mecazdır. Steno'nun, üniformitaryanizmin daha sonra gelişmesine yardımcı olan erken bir fikir ortaya koyduğu anlamına gelir; gerçekten tohum ekmemiştir. Bu imge, tamamlanmış bir teoriyi değil, gelecekte gelişme potansiyeli olan bir başlangıcı anlatır. Daha genel olarak plant seeds for something, daha sonraki bir fikrin, değişimin, projenin veya sonucun gelişmesi için gerekli koşulların oluşmasına yardımcı olmak demektir.

Alıştırma

Vurgulanan mecazla cümleyi tamamlayın: The workshop ____ a community project that began the following year.

Cevabı göster

planted seeds for

Kültür

Bir terimi hemen tanımlayan the idea that...

Burada the idea that..., uniformitarianism teriminin hemen ardından gelir ve bu terimin ne anlama geldiğini açıklar. that yan cümlesi idea sözcüğünün içeriğini verir: bugün gözlemlenebilen süreçler geçmişi de şekillendirmiştir. Terim + the idea that + yan cümle kalıbı, teknik bir terimi hemen tanımlamanın yaygın bir yoludur. Bu ifade uniformitarianism açıklamasını sürdürür; ilgisiz yeni bir fikir başlatmaz.

Alıştırma

Vurgulanan ifade bu cümlede hangi görevi görüyor?

  1. İlgisiz yeni bir iddia ortaya atar.
  2. Konuşanın uniformitarianism görüşünü reddettiğini gösterir.
  3. uniformitarianism terimini açıklar.
Cevabı göster

uniformitarianism terimini açıklar.

In the 18th and 19th centuries,

2:35

18. ve 19. yüzyıllarda,

English uniformitarian geologists James Hutton and Charles Lyell

2:37

İngiliz üniformitaryan jeologlar James Hutton ve Charles Lyell,

studied current, very slow, rates of erosion and sedimentation, Kelime

2:41

şu anki, çok yavaş erozyon ve tortulaşma hızlarını incelediler

Kelime

rates of erosion and sedimentation: süreçlerin gerçekleşme hızı

rates of erosion and sedimentation ifadesinde rates, iki jeolojik sürecin gerçekleşme hızlarını belirtir. Erosion malzemeyi aşındırıp uzaklaştırırken sedimentation malzemeyi biriktirir; bu ifade, ortada ne kadar malzeme bulunduğunu veya bir şeyin fiyatını değil, her sürecin ne kadar hızlı ilerlediğini anlatır. rate of + süreç adı kalıbı bilimsel İngilizcede yaygındır: the rate of melting, the rate of growth veya the rate of evaporation. Burada current ve very slow, ölçülen rates sözcüğünü niteler.

Alıştırma

Hangi cümlede rate bir sürecin hızını ifade eder?

  1. The team measured the amount of ice left in the valley.
  2. The team paid the shipping rate for the equipment.
  3. The team measured the rate of glacier melting over ten years.
Cevabı göster

The team measured the rate of glacier melting over ten years.

and realized the Earth had to be way older than the biblical guestimate, Notlar

2:46

ve Dünya'nın, İncil'deki 6.000 yıllık tahminden

6,000 years.

2:49

çok daha yaşlı olması gerektiğini fark ettiler.

Dilbilgisi

had to be way older than: kanıta dayalı güçlü bir sonuç

Earth had to be way older than... ifadesinde had to be, realized sözcüğünün kurduğu geçmiş anlatım çerçevesinde güçlü bir mantıksal sonuç bildirir: kanıtlar Dünya'nın çok daha genç olduğu düşüncesini imkânsız gösteriyordu. Bu, Dünya'nın bir yükümlülüğü olduğu anlamına gelmez. way, older karşılaştırma biçimini güçlendirir. had to be way + karşılaştırma sıfatı + than kalıbının bütünü, kanıta dayalı bir sonucu aktarır ve farkın büyük olduğunu vurgular.

Alıştırma

Kanıta dayalı güçlü bir sonuç oluşturmak için big sözcüğünü ve vurgulanan kalıbı kullanarak cümleyi tamamlayın: The footprints were enormous, so the animal ____ a fox.

Cevabı göster

had to be way bigger than

Kelime

biblical guestimate: kuşkucu bir ton taşıyan kaba tahmin

biblical guestimate, İncil'e dayalı bir kronolojiden çıkarılan yaklaşık 6.000 yıllık kaba sayıyı ifade eder. Burada biblical, tarihlendirme sisteminin kaynağını belirtir; yalnızca çok eski anlamına gelmez. guestimate, guess ile estimate sözcüklerinin resmî olmayan birleşimi olan guesstimate sözcüğünün daha az yaygın bir yazımıdır. Sayıya guestimate demek hafif alaycı veya kuşkucu bir ton ekler ve bunun titiz bir bilimsel ölçüm olmadığını düşündürür.

Alıştırma

Bu cümledeki biblical guestimate ifadesini en iyi hangi açıklama karşılar?

  1. İncil kronolojisine dayanan kaba bir sayıya yönelik, resmî olmayan ve biraz kuşkucu bir adlandırma
  2. Ölçüme dayanan kesin bir bilimsel sonuç
  3. İncil'de anlatılan bir olay anlamına gelen nötr bir terim
Cevabı göster

İncil kronolojisine dayanan kaba bir sayıya yönelik, resmî olmayan ve biraz kuşkucu bir adlandırma

Out of their work came the rock cycle, Anlatım akışı

2:51

Onların çalışmalarından kaya döngüsü ortaya çıktı,

which combined with plate tectonics in the mid 20th century Kalıp ifadeler

2:53

bu da 20. yüzyılın ortalarında levha tektoniğiyle birleşerek

to give us the great molten, crusting, quaking all-encircling theory of the Earth. Dilbilgisi

2:56

bize Dünya'nın erimiş, kabuk bağlayan, sarsılan o büyük, her şeyi kapsayan teorisini sundu.

Anlatım akışı

Out of their work came the rock cycle: kaynağı başa alan devrik yapı

Out of their work came the rock cycle cümlesinde özne the rock cycle ifadesidir. Kaynağı belirten Out of their work başa gelir ve came fiili özneden önce yer alır. Normal sözcük diziminde düşünce The rock cycle came out of their work şeklinde olurdu. Kaynağı öne alan bu diziliş, önceki çalışmayı yeni bir sonuca bağlar. Dinleyiciyi kaynaktan ortaya çıkan sonuca götürür ve sonucun daha etkili biçimde açıklanmasını sağlar.

Alıştırma

Kaynaktan sonuca giden yapıyı kullanmak için cümleyi come fiilinin geçmiş zaman biçimiyle tamamla: Out of the class discussion ____ a new plan.

Cevabı göster

came

Kalıp ifadeler

combined with plate tectonics: katkı sağlayan iki fikri birleştirmek

Burada combined with plate tectonics, kayaç döngüsü ile levha tektoniğinin tek bir açıklamada bir araya getirildiği anlamına gelir. with sözcüğünden sonraki ifade, yalnızca yakında bulunan bir şeyi değil, birleşmeye katılan diğer fikri belirtir. combine with yapısı, birlikte çalışan veya daha büyük bir bütün oluşturan teorileri, yöntemleri, malzemeleri ya da etkenleri birbirine bağlayabilir.

Alıştırma

Cümleyi, combine fiilinin “birlikte birleştirilmiş” anlamına gelen iki sözcüklü biçimiyle tamamla: The map was ____ satellite images to create a clearer guide.

Cevabı göster

combined with

Dilbilgisi

Sonuç bildiren to give us mastar yapısı

Burada to give us, daha önce anlatılan gelişmelerin sonucunu tanıtır: bu gelişmeler Dünya hakkında kapsamlı bir teori ortaya çıkarmıştır. Give us, bir şeyi fiziksel olarak elimize vermek anlamına gelmez; “insanlara sunmak” veya “bir sonuca yol açmak” demektir. to’lu mastar hem sonuç hem de amaç anlatabilir. Bu bağlamda teori, önceki süreçten ortaya çıkan sonuçtur; birinin bilinçli olarak ulaşmayı planladığı bir hedef değildir.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: Several discoveries came together to give us a clearer picture of the ocean. Burada to give us neyi ifade eder?

  1. Daha açık tablonun, keşiflerin birleşmesiyle ortaya çıkan sonuç olduğunu ifade eder.
  2. Keşiflerin insanlara yardım etmeyi bilinçli olarak planladığını söyler.
  3. Keşiflerin nerede yapıldığını belirtir.
Cevabı göster

Daha açık tablonun, keşiflerin birleşmesiyle ortaya çıkan sonuç olduğunu ifade eder.

From a gallstone to a 4.5 billion-year-old planet. Anlatım akışı

3:01

Bir safra taşından, 4,5 milyar yıllık bir gezegene.

Anlatım akışı

From a gallstone to a 4.5 billion-year-old planet: çok geniş bir ölçek aralığı kurmak

Bu, from ... to ... yapısı etrafında kurulmuş bir cümle parçasıdır. Özeti düzenlemek için iki uç noktayı yan yana getirir: bir uçta küçük bir safra taşı, diğer uçta ise çok eski bir gezegen vardır. İfade, bir yolculuğu veya bir nesnenin fiziksel olarak başka bir nesneye dönüşmesini anlatmaz. Ölçek ve konu bakımından çok büyük bir değişimi iki uç noktaya sıkıştırarak önceki bilimsel hikâyenin kapsamını çarpıcı hâle getirir.

Alıştırma

Bu parçada from ... to ... yapısının temel işlevi nedir?

  1. Küçücük bir nesneden gezegen ölçeğindeki bir konuya uzanan çarpıcı aralığı özetler.
  2. Bir safra taşının fiziksel olarak Dünya’ya dönüştüğünü söyler.
  3. Bir safra taşından bir gezegene gitmek için gerçek bir rota verir.
Cevabı göster

Küçücük bir nesneden gezegen ölçeğindeki bir konuya uzanan çarpıcı aralığı özetler.

Now think bigger, take it to biology. Anlatım akışı

3:05

Şimdi daha büyük düşünün, bunu biyolojiye taşıyın.

Anlatım akışı

take it to biology: aynı akıl yürütmeyi yeni bir alana taşımak

take it to biology ifadesindeki it, fiziksel bir nesneyi değil, az önce ele alınan akıl yürütme biçimini gösterir. Take it to + alan, aynı fikri, yöntemi veya tartışmayı o alana taşıyıp orada nasıl uygulanacağını görmek demektir. Burada ifade, konuşma dilinde bir geçiş görevi görür: Konuşmacı bir tartışma alanını kapatır ve aynı düşünme biçimini koruyarak dinleyiciyi biyolojiye yönlendirir.

Alıştırma

Bir konuşmacı “We used this reasoning in geology. Now let’s take it to biology.” diyor. İkinci cümle ne anlama gelir?

  1. Aynı akıl yürütme biçimini biyoloji alanında uygulamak.
  2. Fiziksel bir nesneyi biyoloji sınıfına taşımak.
  3. Önceki akıl yürütmeyi bırakıp konuyu tamamen değiştirmek.
Cevabı göster

Aynı akıl yürütme biçimini biyoloji alanında uygulamak.

Say you see shark teeth in one layer and a fossil of an organism you've never seen under that. Anlatım akışı

3:08

Diyelim ki bir katmanda köpekbalığı dişleri ve onun altında daha önce hiç görmediğiniz bir organizmanın fosilini görüyorsunuz.

Anlatım akışı

Say you see...: varsayımsal bir örnek sunmak

Bir örneğin başında say, “varsayalım” veya “hayal et” anlamına gelebilir. Say you see... dinleyiciden olası bir durumu gözünde canlandırmasını ister; ona konuşmasını söylemez. Bu başlangıç, açıklamanın veya akıl yürütmenin sonraki adımı için bazı gerçekleri varsayımsal olarak belirler. Yapı Say + özne + fiil şeklindedir; Say you find... buna bir örnektir.

Alıştırma

“Say you find a wallet on the street,” ifadesinde konuşmacı ne yapıyor?

  1. Dinleyicinin bir şey gördüğünü iddia ettiğine ilişkin bir aktarım
  2. Sözcükleri sesli söyleme emri
  3. Olası bir durumu hayal etmeye davet
Cevabı göster

Olası bir durumu hayal etmeye davet

The deeper fossil's older, yes? Ton ve niyet

3:13

Daha derindeki fosil daha eskidir, değil mi?

Ton ve niyet

older, yes?: onay almak için yes?

older, yes? ifadesinde yes?, daha derindeki fosilin daha eski olduğu ifadesine eklenen kısa bir onay kontrolüdür. Konuşmacı ayrı bir soru başlatmaz; dinleyiciden akıl yürütmedeki bu adımı onaylamasını veya takip etmesini ister. Bu küçük kontrol, açıklamayı etkileşimli hâle getirir. right? veya Do you follow? ifadelerine yakındır; ancak yes? daha öğretmen gibi veya daha doğrudan duyulabilir.

Alıştırma

Konuşmacı “The first result supports the second, yes?” cümlesindeki yes? ile temel olarak ne yapıyor?

  1. yes sözcüğünü nihai sonuç olarak vermek
  2. Dinleyicinin düşünceyi takip ettiğini veya kabul ettiğini kontrol etmek
  3. Dinleyiciden iki sonuç arasında seçim yapmasını istemek
Cevabı göster

Dinleyicinin düşünceyi takip ettiğini veya kabul ettiğini kontrol etmek

You now have evidence of the origin and extinction of species over time. Kelime

3:15

Artık türlerin zaman içindeki kökenine ve yok oluşuna dair kanıtınız var.

Kelime

evidence of the origin and extinction of species over time: türlerin zaman içindeki ortaya çıkış ve yok oluşunun kanıtı

Evidence of X, X'in var olduğunu veya gerçekleştiğini gösteren olgular ya da işaretler demektir. Burada X, and ile bağlanan the origin and extinction of species isim öbeğidir: kanıtlar, türlerin ortaya çıkıp yok olmasına işaret eder. Over time, bu süreçlerin uzun bir döneme yayıldığını gösterir. Origin and extinction, tek tek canlıların doğumunu ve ölümünü değil, tür düzeyindeki değişimi anlatır. Bu resmî isim zinciri daha kapsamlı bir iddiayı tek bir öbekte toplar: kanıtlar, türlerin zaman içinde ortaya çıktığını ve yok olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi iki sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın; evidence sözcüğünü, işaretlerin neyi ortaya koyduğunu belirten edatla birlikte kullanın: The rock layers provide ____ major environmental change over time.

Cevabı göster

evidence of

Get uniformitarian, Kelime

3:19

Üniformitaryan düşünürsek,

maybe a process still active today caused changes not just in rocks, Dilbilgisi

3:21

belki bugün hala aktif olan bir süreç sadece kayalarda değil,

but in life.

3:26

yaşamda da değişikliklere neden oldu.

Kelime

Get uniformitarian: uniformitaryen bir bakış açısı benimsemek

Get uniformitarian, “uniformitaryen bir düşünme biçimi benimse” anlamına gelen, eğlenceli tonlu bir emir cümlesidir. Burada get bir duruma veya bakış açısına geçmeyi belirtir; uniformitarian ise sıfat işlevindedir. Elde edilen bir nesne değildir. Bu kısa emir, dinleyicilerden bakış açılarını değiştirmelerini ve bugün etkin olan süreçlerin geçmişteki değişimleri açıklamaya yardımcı olabileceği düşüncesinden hareketle akıl yürütmelerini ister.

Alıştırma

Bu cümlede Get uniformitarian ne anlama geliyor?

  1. Uniformitaryen bir düşünme biçimi benimsemek.
  2. Uniformitarian adlı bir nesneyi elde etmek.
  3. Günümüzdeki süreçlerle ilgili fikirleri kullanmayı bırakmak.
Cevabı göster

Uniformitaryen bir düşünme biçimi benimsemek.

Dilbilgisi

not just in ... but in ...: kapsamı genişletmek

not just in A, but in B şeklindeki ikili yapı, iddianın iki alanda da geçerli olduğunu söyler ve kapsamı A’dan B’ye genişletir. Burada değişimlerin hem kayalarda hem de yaşamda gerçekleştiği ileri sürülür; ikinci bölüm kayaları geçersiz saymak yerine yaşamı ekler. Her iki isimden önce in sözcüğünün tekrarlanması, in rocks ... in life biçiminde paralel bir yapı oluşturur. Dil bilgisi biçimlerinin eşleşmesi, kapsamdaki genişlemeyi izlemeyi kolaylaştırır.

Alıştırma

Cümleyi not just in ... but in ... kullanarak tamamlayın: The policy caused changes ____ the office, ____ the whole company.

Cevabı göster

not just in · but in

Might also explain similarities and differences between species Dilbilgisi

3:27

Bu ayrıca Steno gibi anatomistler tarafından bulunan

found by anatomists like Steno.

3:30

türler arasındaki benzerlik ve farklılıkları da açıklayabilir.

Dilbilgisi

Might also explain: düşürülmüş bir özne

Bu ifade, öznesi bağlamdan anlaşılarak önceki fikri sürdürür: tam biçimi It might also explain ... şeklindedir. Buradaki it, daha önce sözü edilen sürece ya da düşünce çizgisine gönderme yapar. Might bir kiplik yardımcı fiilidir ve explain yalın biçimde kalır. Might, bunun kanıtlanmış bir sonuç değil, olası bir açıklama olduğunu gösterir. Also, önceki akıl yürütmeye olası bir etki daha ekler. Açıkça anlaşılan özneyi düşürmek, sözlü anlatımı daha kısa ve akıcı hâle getirebilir.

Alıştırma

“Might also explain why the alarm keeps beeping,” cümlesinde might sözcüğünden önce ne düşürülmüştür?

  1. might kiplik yardımcı fiili.
  2. explain fiilinin yalın biçimi.
  3. Önceki cümleden anlaşılan it öznesi.
Cevabı göster

Önceki cümleden anlaşılan it öznesi.

It's a lot to ponder, Kalıp ifadeler

3:32

Üzerinde düşünülecek çok şey var,

Kalıp ifadeler

It's a lot to ponder: dikkatli düşünme

It's a lot to ponder, az önce sözü edilen fikirlerin dikkatle düşünülmesi gereken pek çok önemli nokta sunduğu anlamına gelir. It bütün duruma gönderme yapar; a lot to ponder ise ciddi biçimde düşünülecek çok miktarda içerik demektir. Ponder, think about ifadesinden daha derin düşünmeyi çağrıştırır ve biraz daha resmîdir. Bu cümle karmaşık bir açıklamadan sonra, ele alınacak çok şey olduğunu kabul eder ve konuşmacı devam etmeden önce kısa bir duraklama yaratır.

Alıştırma

Birkaç karmaşık fikir duyduktan sonra biri “It's a lot to ponder.” diyor. Bununla ne demek istiyor?

  1. Fikirler zaten tamamen anlaşılmış ve düşünmeye gerek yok.
  2. Fikirler hemen unutulmalı.
  3. Fikirler dikkatle düşünülmeyi hak ediyor.
Cevabı göster

Fikirler dikkatle düşünülmeyi hak ediyor.

but Charles Darwin had the time on a long trip to the Galapagos Kalıp ifadeler

3:34

ama Charles Darwin'in Galapagos'a yaptığı uzun yolculukta,

reading a copy of his friend Charles Lyell's Principles of Geology, Kültür

3:38

arkadaşı Charles Lyell'in, temellerini bir nevi Steno'nun attığı

Kalıp ifadeler

had the time: ayıracak zamanı olmak

Had the time, Darwin'ın okumaya ayırabileceği yeterli zamanı olduğu anlamına gelir. Buradaki the time belirli bir saat değil, bir etkinlik için kullanılabilecek zamandır. İngilizcede etkinlik çoğunlukla have the time to + fiil kalıbıyla açıkça belirtilir; örneğin have the time to read. Geçmiş zamanda had the time to + fiil kullanılır.

Alıştırma

Vurgulanan ifadenin geçmiş zaman biçimiyle cümleyi tamamlayın: On the train, Leo ____ to read three chapters.

Cevabı göster

had the time

Kültür

Charles Lyell's Principles of Geology: bir kitabın adı

Charles Lyell's Principles of Geology belirli bir kitabın adıdır: Jeolog Charles Lyell tarafından yazılan Principles of Geology. Sözcüklerin büyük harfle başlaması ve reading a copy ifadesi, bunun genel anlamda “jeoloji kuralları” değil, bir kitap adı olduğunu gösterir. Lyell, Dünya'nın çok uzun dönemler boyunca işleyen yavaş jeolojik süreçlerle şekillenebileceğini açıkladı. Bu düşünce, Darwin'ın aşamalı değişimi düşünmesi için önemli bir arka plan sağladı.

Alıştırma

Bu cümlede Principles of Geology neyi ifade ediyor?

  1. Charles Lyell'ın yazdığı bir kitap
  2. Darwin'ın Galapagos Adaları'na verdiği ad
  3. Belirli bir başlığı olmayan genel jeoloji kuralları
Cevabı göster

Charles Lyell'ın yazdığı bir kitap

which Steno sort of founded. Kelime

3:42

Jeolojinin İlkeleri kitabının bir kopyasını okuyacak vakti vardı.

Kelime

founded iddiasını yumuşatan sort of

Bu cümlede sort of, “bir bakıma” veya “bir dereceye kadar” anlamına gelen konuşma diline özgü bir yumuşatıcıdır. Steno’nun söz konusu şeyi kurduğu iddiasını zayıflatır: konuşan kişi onun önemli katkısını kabul eder, ancak her şeyi tek başına ve resmî biçimde yarattığını söylemez. Burada sort of, founded ile ifade edilen iddianın tamamını niteler. a sort of tool gibi a sort of + isim yapısındaki “bir tür” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi dersteki iki sözcüklü yumuşatıcıyla tamamlayın: The repair ____ worked, but the leak came back.

Cevabı göster

sort of

Sometimes giants stand on the shoulders of curious little people. Deyimler

3:44

Bazen devler meraklı küçük insanların omuzlarında yükselir.

Deyimler

giants stand on the shoulders of curious little people: tersine çevrilmiş bir gönderme

Cümle, sonraki başarıların önemli öncüllerin bilgisi ve çalışmaları üzerine kurulduğunu anlatan tanınmış stand on the shoulders of giants sözünü tersine çevirir. Konuşan kişi giants sözcüğünü curious little people grubunun omuzlarında duracak biçimde kullanarak dikkati gözden kaçmış, daha az tanınan katkı sahiplerine yöneltir. Giants önemli düşünürleri veya büyük başarı sahiplerini, curious little people ise pek tanınmayan ama meraklı kişileri anlatır; ikisi de fiziksel boyla ilgili değildir.

Alıştırma

Bu cümlede tanınmış sözün tersine çevrilmesinin temel etkisi nedir?

  1. İlgili kişilerin fiziksel boyunu anlatır.
  2. Merakın insanların önemli olmasını engellediğini söyler.
  3. Ünlü başarıların daha önce gözden kaçmış katkı sahiplerine dayanabileceğini düşündürür.
Cevabı göster

Ünlü başarıların daha önce gözden kaçmış katkı sahiplerine dayanabileceğini düşündürür.

Nicolas Steno helped evolve evolution, Anlatım akışı

3:48

Nicolas Steno, evrimin evrimleşmesine yardımcı oldu,

Anlatım akışı

helped evolve evolution: kök tekrarı ve dolaylı katkı

helped evolve evolution ifadesinde helped evolve, Steno'nun katkısını dolaylı bir katkı olarak sunar: düşünceleri evrim düşüncesinin gelişmesine yardımcı olmuştur. Bu, canlıları bizzat onun evrimleştirdiği anlamına gelmez. evolve ve evolution sözcüklerindeki evolv- kökünün tekrarı, eylemi etkilediği düşünceyle bağlar. Bu kısa söz oyunu, mesajı katkıda bulunan kişi, gelişim ve alan etrafında düzenlerken bağlantıyı akılda kalıcı hâle getirir.

Alıştırma

Bu cümlede helped evolve evolution ne anlama geliyor?

  1. Steno, evrim adlı bir deneyi tekrarladı.
  2. Steno canlı organizmaları doğrudan evrimleştirdi.
  3. Steno'nun düşünceleri evrim düşüncesinin gelişmesine yardımcı oldu.
Cevabı göster

Steno'nun düşünceleri evrim düşüncesinin gelişmesine yardımcı oldu.

broke ground for geology, Deyimler

3:51

jeoloji için çığır açtı

Deyimler

broke ground for geology: öncülük metaforu ve toprakla ilgili söz oyunu

broke ground for geology ifadesinde broke ground mecazidir: Steno'nun çalışmaları yeni bir yol açmış ve jeolojinin bir alan olarak kurulmasına yardımcı olmuştur. Toprağı kazmayı veya bir inşaatı başlatmayı anlatmaz. Bu ifade aynı zamanda bir söz oyunu oluşturur, çünkü ground jeolojinin incelediği şeylerle yakından ilişkilidir. Cümle, öncü çalışma ve temel atma düşüncelerini akılda kalıcı tek bir ifadede birleştirir.

Alıştırma

Anlatıcının cümlesinde broke ground for geology ne anlama geliyor?

  1. Çalışmaları, jeolojinin bir alan olarak önünün açılmasına yardımcı oldu.
  2. Bir jeoloji binasının inşaatına başladı.
  3. Jeologların kullandığı araziye zarar verdi.
Cevabı göster

Çalışmaları, jeolojinin bir alan olarak önünün açılmasına yardımcı oldu.

and showed how unbiased empirical observation can cut across intellectual borders Deyimler

3:52

ve tarafsız ampirik gözlemin, perspektifimizi derinleştirmek için

to deepen our perspective. Kalıp ifadeler

3:57

entelektüel sınırları nasıl aşabileceğini gösterdi.

Deyimler

cut across intellectual borders: düşünsel sınırları aşmak

Burada unbiased empirical observation, tercih edilen bir inanç yerine kanıtların yön verdiği gözlem anlamına gelir. Bu ifade can cut across yapısının öznesidir. Cut across mecazidir: farklı ayrımların içinden geçerek yayılmak veya bu ayrımlar boyunca etkili olmak demektir. Intellectual borders ile kullanıldığında kanıta dayalı gözlemin farklı disiplinlerin veya düşünce ekollerinin sınırlarını aşabildiğini anlatır. Fiziksel bir kesme eylemini ifade etmez.

Alıştırma

Örnekte can cut across intellectual borders ne anlama geliyor?

  1. Bir düşünce alanını diğerinden yalıtabilir.
  2. Ayrı düşünce alanlarına yayılabilir.
  3. Bir yerde fiziksel olarak bir çizgi kesebilir.
Cevabı göster

Ayrı düşünce alanlarına yayılabilir.

Kalıp ifadeler

to deepen our perspective: bakış açımızı derinleştirmek

Bu cümlede to deepen our perspective, düşünsel sınırları aşmanın amaçlanan etkisini belirtir: bir konuyu anlama biçimimizi daha zengin, bilgili ve incelikli hâle getirir. Buradaki perspective, fiziksel bir görüş açısı değil, bir şeyi genel olarak görme veya yorumlama biçimidir. Deepen fiili soyut isimleri nesne olarak alabilir. Daha geniş bir kapsamı değil, daha fazla derinlik veya niteliği ifade eder. Aynı yapı deepen our understanding ve deepen our knowledge ifadelerinde de görülür.

Alıştırma

Bir konuya bakış biçimimizi yalnızca daha fazla görüş eklemek yerine daha kavrayışlı ve incelikli hâle getirmek anlamına en uygun ifade hangisidir?

  1. deepen our understanding
  2. deepen our perspective
  3. broaden our perspective
Cevabı göster

deepen our perspective

His finest accomplishment, though, may be his maxim,

3:59

Bununla birlikte, en büyük başarısı belki de şu özdeyişidir;

casting the search for truth beyond our senses and our current understanding Dilbilgisi

4:02

duyularımızın ve mevcut anlayışımızın ötesinde gerçeği aramayı,

as the pursuit of the beauty of the as yet unknown. Kalıp ifadeler

4:05

henüz bilinmeyenin güzelliğinin peşinden gitmek olarak ifade etmesi.

Dilbilgisi

cast A as B: A'yı B olarak sunmak

cast A as B kalıbı, dinleyiciye veya okuyucuya A'yı anlaması için belirli bir bakış açısı vererek A'yı B olarak sunmak ya da çerçevelemek anlamına gelir. Burada A, the search for truth beyond our senses and our current understanding; B ise the pursuit of the beauty of the as yet unknown ifadesidir. casting ile başlayan -ing yan cümlesi, özdeyişin ne yaptığını açıklar. Cast burada soyut anlamdadır; bir şeyi fırlatmak ya da bir oyuncuyu role seçmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi cast A as B kalıbının geniş zaman biçimiyle tamamlayın: The article ____ failure ____ a chance to learn.

Cevabı göster

casts · as

Kalıp ifadeler

as yet unknown: şu ana kadar hâlâ bilinmeyen

As yet, şu ana kadar veya bugüne dek anlamına gelen kalıplaşmış bir zarf ifadesidir. as yet unknown içinde unknown sözcüğünü niteler; bu nedenle ifade, bir şeyin şu anda hâlâ bilinmediğini anlatır ve yanıtın daha sonra bulunabileceğini düşündürür. Daha geniş olan the as yet unknown ifadesinde unknown sıfatı, henüz bilinmeyen şey anlamında the sözcüğünden sonra kullanılır. Dolayısıyla cümle, mevcut bilginin ötesinde kalan şeylerin veya alanların güzelliğinden söz eder.

Alıştırma

Cümleyi, bu dersteki ‘şu ana kadar hâlâ bilinmeyen’ anlamındaki resmî ifadeyle tamamlayın: The cause of the signal is ____.

Cevabı göster

as yet unknown

Beautiful is what we see. Anlatım akışı

4:09

Güzeldir gördüğümüz.

More beautiful is what we know.

4:11

Daha güzeldir bildiğimiz.

Most beautiful, by far, is what we don't. Kalıp ifadeler

4:13

Açık ara en güzeli ise bilmediğimizdir.

Anlatım akışı

Beautiful ... More beautiful ... Most beautiful ile paralel ilerleyiş

Üç cümle aynı kalıbı kullanır: önce bir sıfat öbeği gelir, ardından is what we... yapısı gelir. Beautiful, More beautiful ve sonra Most beautiful olurken içerik de see'den know'a, en sonunda da bilinmeyene ilerler. Bu paralel yükseliş fikirleri derecelendirir ve parçaya güçlü bir kapanış verir. what we don't ifadesinde know fiili, önceki cümledeki what we know yapısından anlaşılabildiği için düşürülmüştür. Kısalan son bölüm önceki kalıbı yankılar ve bilinmeyeni vurgular.

Alıştırma

Bu üç cümle fikirleri nasıl düzenleyip güçlü bir sonuç oluşturuyor?

  1. what we see, what we know ve what we don't ifadeleriyle üç paralel aşamada ilerler ve sonda know fiilini düşürür.
  2. Güzelliğin bilinip bilinemeyeceği hakkında üç soru sorar.
  3. Aralarında ilişki olmayan üç güzellik türünü herhangi bir sıralama yapmadan sunar.
Cevabı göster

what we see, what we know ve what we don't ifadeleriyle üç paralel aşamada ilerler ve sonda know fiilini düşürür.

Kalıp ifadeler

Most beautiful, by far: üstünlük derecesini güçlendirme

By far, most beautiful üstünlük derecesini güçlendirir. Aradaki farkın büyük olduğunu anlatır: sözü edilen şey yalnızca az farkla en güzel değildir, diğerlerinin hepsinden açıkça öndedir. Burada far fiziksel mesafeyi değil, dereceyi gösterir. Virgüller by far ifadesini parantez içi bir vurgu gibi ayırır. Olağan isim öbeklerinde yaygın konumlar by far the most beautiful ve the most beautiful by far biçimleridir.

Alıştırma

Üstünlük derecesinin büyük farkla önde olduğunu gösteren iki kelimelik ifadeyi yazın: This is ____ the clearest explanation.

Cevabı göster

by far