Yüzmenin tarihi - 6 Minute English: İngilizce çalışma notları

BBC Learning English

Öğrenme zorluğu
905 kelime 160 kel/dk

Video özeti: Bu bölüm, yüzmeye yönelik tutumların tarih boyunca nasıl değiştiğini inceliyor. Antik Akdeniz’deki yüzme geleneklerini Avrupa’da daha sonra ortaya çıkan dinî itirazlarla karşılaştırıyor ve dışarıdan getirilen eğitim düzeninin Maldivler’de uzun süredir var olan lagünlerde yüzme kültürünü nasıl zayıflattığını açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Although evidence suggests that — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Karşıt bir eğilimi sunmadan önce tarihî kanıtları kabul eden bir ödünleme yan cümlesini tanımayı öğrenin. Temkinli evidence suggests ifadesi de belgesellerde, derslerde ve akademik tartışmalarda kanıtlarla desteklenen bir yorum ile kesin bir iddiayı birbirinden ayırmanıza yardımcı olur. 2. things haven't always gone swimmingly — Deyimler ve mecazi ifadeler: go swimmingly ifadesindeki esprili çift anlamı fark edin: Bir yandan işlerin sorunsuz ilerlemesini anlatırken diğer yandan yüzme konusunu çağrıştırır. Bu ifadeyi, bir durumun sorunlarla karşılaştığını hafif bir tonla belirtmek ve gerçekten sudan bahsetmeden yumuşak bir geçiş yapmak için kullanabilirsiniz. 3. playing hooky — Deyimler ve mecazi ifadeler: Okula izinsiz gitmemeyi anlatan bu gündelik ifadeyi anlayın. İfade, lagünlerde yüzmeye giden Maldivli öğrencilerin öğretmenlerce neden hoş karşılanmadığını açıklar; ayrıca resmî eğitim metinlerinden çok konuşma diline uygun olduğunu bilerek okuldan kaçma konusunu doğal biçimde anlatmanızı sağlar.

Bu derste

Hi, Neil from BBC Learning English here.

0:00

Merhaba, ben BBC Learning English'ten Neil.

Did you know that we are now offering a new weekly extra episode of 6 Minute English

0:03

Şu anda her hafta 6 Minute English'in yeni bir ekstra bölümünü

exclusively on our website.

0:09

sadece web sitemizde yayınladığımızı biliyor muydunuz?

So, go to bbclearningenglish.com

0:11

O halde bbclearningenglish.com adresine gidin

to find your favorite presenters on your favorite program.

0:14

ve en sevdiğiniz programda favori sunucularınızı bulun.

The extra episodes are only available on our website bbclearningenglish.com.

0:18

Ekstra bölümler yalnızca bbclearningenglish.com web sitemizde mevcuttur.

See you there.

0:23

Orada görüşürüz.

6 Minute English from bbclearningenglish.com.

0:26

bbclearningenglish.com'dan 6 Minute English.

Hello, this is 6 Minute English from bbclearningenglish.com.

0:33

Merhaba, bu bbclearningenglish.com'dan 6 Minute English.

I'm Neil.

0:36

Ben Neil.

And I'm Georgina.

0:37

Ve ben Georgina.

Can you swim, Georgina?

0:38

Yüzme biliyor musun, Georgina?

I can, Neil.

0:41

Biliyorum, Neil.

I learned to swim as a child

0:42

Yüzmeyi çocukken öğrendim

and now I enjoy swimming for exercise and to relax. Dilbilgisi

0:43

ve şimdi egzersiz yapmak ve rahatlamak için yüzmekten keyif alıyorum.

Dilbilgisi

enjoy swimming: enjoy + fiil-ing

enjoy swimming ifadesinde swimming, enjoy fiilinin nesnesi olan -ing biçimidir. İfade, konuşanın yüzme etkinliğinden hoşlandığını anlatır. enjoy + isim veya enjoy + fiil-ing yapısını kullan. enjoy sonrasında bir etkinlik söylerken to'lu mastar kullanma; enjoy to swim standart İngilizce değildir.

Alıştırma

Cümleyi swim fiilinin doğru biçimiyle tamamla: I enjoy ____ after school.

Cevabı göster

swimming

In the summer, hundreds of keen swimmers like Georgina Kelime

0:47

Yaz aylarında Georgina gibi yüzmeye hevesli yüzlerce kişi

Kelime

keen swimmers: yüzmeye hevesli kişiler

keen swimmers ifadesinde keen, yüzmeye büyük ilgi duyan ve bu konuda hevesli olan anlamına gelir. Bu sıfat, yüzücülerin etkinliğe karşı tutumunu anlatır. Bu anlam özellikle Britanya İngilizcesinde yaygındır. keen, bir hobiyle ilgilenen veya bir etkinliğe katılan kişiyi belirten isimden önce geldiğinde, a keen reader ya da a keen cyclist örneklerinde olduğu gibi, kişinin etkinliği hevesle takip ettiğini veya yaptığını gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede keen swimmers ne anlama gelir?

  1. Yüzme konusunda çok becerikli kişiler
  2. Yüzmekten hoşlanmayan kişiler
  3. Yüzmeye karşı çok hevesli kişiler
Cevabı göster

Yüzmeye karşı çok hevesli kişiler

head off to swimming pools, lakes, and beaches Öbek fiiller

0:50

havuzlara, göllere ve plajlara gider

Öbek fiiller

head off to: bir hedefe doğru yola çıkmak

Head off to + yer, bulunduğun yerden ayrılıp o hedefe doğru gitmeye başlamak demektir. Yalnızca hareketi veya hedefi anlatabilen go to ifadesine göre yola çıkma anlamını daha belirgin biçimde verir. Burada off, head ile birlikte tek bir ifade oluşturur; yüzme havuzlarından, göllerden veya plajlardan uzaklaşmak anlamına gelmez. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı head off to + hedef şeklindedir.

Alıştırma

Şimdi müzeye doğru yola çıkmamız gerektiğini doğru anlatan cümle hangisidir?

  1. We should head off to the museum now.
  2. We should head off the museum now.
  3. We should head to off the museum now.
Cevabı göster

We should head off to the museum now.

to take a dip, Deyimler

0:53

'take a dip' (suya dalmak) için,

an informal idiom meaning go for a swim.

0:54

bu, yüzmeye gitmek anlamına gelen resmi olmayan bir deyimdir.

Deyimler

take a dip: kısa ve rahat bir şekilde yüzmek

Take a dip, kısa ve rahat bir yüzme için suya girmek anlamına gelen gündelik bir deyimdir. Genellikle ciddi bir yüzme etkinliğinden çok eğlenmeyi veya serinlemeyi düşündürür. Bu ifadede dip, kısa süreliğine suya girme fikrini verir. Burada söz öbeği bir bütün olarak anlaşılır; yiyeceği veya başka bir nesneyi bir şeye batırmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Rahat bir yüzme bağlamında take a dip ne anlama gelir?

  1. suya girmekten kaçınmak
  2. bir yiyeceği sosa batırmak
  3. kısa süreli ve rahat bir şekilde yüzmek
Cevabı göster

kısa süreli ve rahat bir şekilde yüzmek

Swimming has many health benefits

0:58

Yüzmenin sağlık açısından pek çok faydası vardır

and since ancient times

1:00

ve eski çağlardan beri

has been used to promote strength and well-being. Dilbilgisi

1:02

gücü ve sağlığı artırmak için kullanılmaktadır.

Dilbilgisi

has been used to promote: present perfect edilgen yapı ve amaç

Has been used, present perfect zamanının edilgen yapısıdır. Swimming eylemden etkilenen taraftır; insanlar yüzmeyi kullanmıştır. Since ancient times, bu kullanımın çok uzun zaman önce başladığını ve bugün de önemini koruduğunu gösterir. has been used to + fiilin yalın hâli yapısında to-infinitive amacı belirtir. To promote, geliştirmek veya desteklemek amacıyla demektir; gelecek zaman anlamı vermez.

Alıştırma

Cümleyi hem present perfect edilgen yapısını hem de amacı gösteren kalıpla tamamlayın: For centuries, this plant ____ make medicine.

Cevabı göster

has been used to

But swimming's not just about exercise. Anlatım akışı

1:05

Ancak yüzmek sadece egzersizden ibaret değildir.

Anlatım akışı

not just about: konuyu tek bir düşüncenin ötesine genişletmek

Not just about, konuyu tek bir yönle sınırlayan anlayışı reddeder. Konuşan kişi egzersizin yüzmenin bir parçası olduğunu kabul eder, ardından yüzmenin başka önemli yönleri de olduğunu belirtir. X is not just about Y kalıbı bilgiyi düzenler: Y bilinen düşüncedir, sonraki bölüm ise konuyu genişletir. Bu kalıp çoğu zaman dinleyiciyi ek bir düşünceye hazırlar.

Alıştırma

Takım çalışmasının birden fazla amacı olduğunu dersin kalıbıyla gösterin: Teamwork is ____ winning; it is also about helping one another.

Cevabı göster

not just about

There's far more to it beneath the surface Notlar

1:07

Yüzmenin tarihini ele alan bu programda göreceğimiz gibi,

Kalıp ifadeler

There's far more to it: göründüğünden çok daha karmaşık

There's far more to it, konunun ilk bakışta göründüğünden çok daha fazla parçası, ayrıntısı veya katmanı olduğu anlamına gelir. Far, more sözcüğünü güçlendirir; böylece konuşan kişi aşırı basit bir bakışı güçlü biçimde reddeder. Burada it, daha önce sözü edilen yüzmeye gönderme yapar. There is more to something yapısında to yön bildirmez; konunun daha fazla şey içerdiğini belirten yapının bir parçasıdır.

Alıştırma

Konunun göründüğünden çok daha karmaşık olduğunu anlatan kalıp ifadeyle cümleyi tamamlayın: The game looks easy at first, but ____.

Cevabı göster

there's far more to it

Deyimler

beneath the surface: görünenin altında gizli

Beneath the surface kelime anlamıyla üst katmanın ya da suyun altında demektir. Aynı zamanda var olan fakat kolayca görülemeyen gerçekler, duygular veya sorunlar için kullanılan bir benzetmedir. Bu cümle yüzme hakkındadır, bu yüzden iki anlam da etkindir: surface gerçek suyu düşündürürken ifade, dinleyiciyi konunun daha derin ve daha az belirgin kısımlarına yönlendirir.

Alıştırma

Bu cümlede beneath the surface ne anlama geliyor? The proposal looks simple, but there are risks beneath the surface.

  1. Riskler gizlidir ve hemen fark edilmez.
  2. Riskler çoktan ortadan kalkmıştır.
  3. Riskler fiziksel olarak bir su tabakasının altındadır.
Cevabı göster

Riskler gizlidir ve hemen fark edilmez.

as we'll be finding out in this program on the history of swimming. Anlatım akışı

1:10

suyun altında bundan çok daha fazlası var.

Anlatım akışı

as we'll be finding out: Sonraki Açıklamayı Önceden Haber Vermek

Bu cümlede as we'll be finding out, programın ilerleyen bölümünde bu noktanın açıklanacağını veya ortaya çıkacağını dinleyiciye bildirir. Ana bilgiyi eklemek yerine, sunucunun sonraki içeriği önceden haber verip dikkati ileriye yöneltmesini sağlar. Buradaki find out, kayıp bir nesneyi bulmak değil, bilgi edinmek veya bir şeyi öğrenmek demektir. İlerleyen yapıdaki we'll be finding out, anlayışın program boyunca yavaş yavaş gelişeceğini gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede as we'll be finding out ne işe yarıyor?

  1. Programın daha sonra açıklayacağı bilgiyi önceden haber veriyor.
  2. Programın çoktan bittiğini duyuruyor.
  3. Konuşanların kayıp bir nesneyi aradığını söylüyor.
Cevabı göster

Programın daha sonra açıklayacağı bilgiyi önceden haber veriyor.

Although evidence suggests that ancient Mediterranean people Anlatım akışı

1:14

Kanıtlar antik Akdeniz insanlarının

dived eagerly into temple pleasure pools, lakes and the sea,

1:17

tapınak eğlence havuzlarına, göllere ve denize hevesle daldığını gösterse de,

Anlatım akışı

Although evidence suggests that: Karşıtlıktan Önce Kanıtı Temkinli Sunmak

Although önce konuşanın kabul ettiği bir noktayı sunar ve ana cümlede buna karşıt bir bilginin geleceğini bildirir. Bu giriş kısmı bir ödünleme yan cümlesidir; konuşanın nihai sonucu değildir. Virgül, cümlenin hâlâ bir ana cümle beklediğini gösterir. Evidence suggests that, mevcut kanıtların bir düşünceye işaret ettiği anlamına gelir. Temkinli bir ifadedir: Burada suggests, tavsiye eder değil, gösterir anlamındadır ve proves kadar kesin değildir.

Alıştırma

Kanıtı ödünleme olarak sunan dört sözcüklük tam ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____ the treatment may help, researchers need more data.

Cevabı göster

Although evidence suggests that

other cultures have swam against the tide. Deyimler

1:22

diğer kültürler 'swam against the tide' (akıntıya karşı yüzmüşlerdir).

Deyimler

swam against the tide: baskın eğilime karşı gitmek

Burada swam against the tide mecazidir: kültürler alışılmış ya da çoğunluğun izlediği yoldan farklı davranmıştır. Gerçek anlamda yüzmekten söz edilmez. İmge, suyun akış yönünün tersine yüzmektir. Aynı deyim, baskın bir eğilime direnen insanları, grupları, fikirleri veya seçimleri anlatabilir.

Alıştırma

“The small school swam against the tide and kept its art program,” cümlesinde swam against the tide ne anlama gelir?

  1. alışılmış ya da çoğunluğun izlediği yoldan farklı davrandı
  2. gerçekten hareket eden suya karşı yüzdü
  3. alışılmış ya da çoğunluğun izlediği yolu takip etti
Cevabı göster

alışılmış ya da çoğunluğun izlediği yoldan farklı davrandı

Another swimming idiom there, Neil,

1:24

Orada başka bir yüzme deyimi var, Neil,

meaning not to follow what everyone else is doing.

1:26

herkesin yaptığını yapmamak anlamına gelir.

Someone who did enjoy swimming was the poet Lord Byron. Dilbilgisi

1:30

Yüzmekten gerçekten keyif alan biri şair Lord Byron'dı.

Dilbilgisi

did enjoy: olumlu geçmiş zaman cümlesinde vurgulu did

did enjoy yapısında did, olumlu bir geçmiş zaman cümlesine vurgu katar: kişinin yüzmekten gerçekten hoşlandığını güçlü biçimde belirtir. Hoşlanmadığı yönündeki beklentiyi düzeltir ya da onunla karşıtlık kurar. Yapı did + fiilin yalın hâlidir. Geçmiş zamanı did zaten taşıdığı için fiil yalın hâlde kalır: did enjoy denir, did enjoyed denmez.

Alıştırma

Cümleyi vurgulu do ve enjoy fiiliyle tamamlayın: Although Mia looked tired, she ____ the trip.

Cevabı göster

did enjoy

He wrote poems popularizing the sport Kelime

1:34

Bu sporu popülerleştiren şiirler yazdı

Kelime

popularizing the sport: sporu daha popüler hâle getirmek

-ing yapısındaki popularizing the sport ifadesi, şiirlerin etkisini anlatır: şiirler sporun daha çok kişi tarafından tanınmasına, yapılmasına veya sevilmesine yardımcı olmuştur. Bu bağlamda the sport yüzmeyi ifade eder. Popüler hâle gelen şey nesne olan spordur; cümle onun popüler bir kişi olduğunu söylemez. Popularize geçişli bir fiildir; bu yüzden popüler hâle getirilen şeyi doğrudan nesne olarak alır: popularize a sport, an idea veya a method.

Alıştırma

Cümlede popularizing the sport ne anlama gelir?

  1. yalnızca sporu zaten yapan kişiler için yazmak
  2. sporun daha geniş kitlelerce tanınmasını ve sevilmesini sağlamak
  3. spor sayesinde ünlü bir kişi olmak
Cevabı göster

sporun daha geniş kitlelerce tanınmasını ve sevilmesini sağlamak

and in 1810 swam the Hellespont, Notlar

1:36

ve 1810'da Hellespont'u yüzerek geçti,

Kelime

swam the Hellespont: swim fiilinin su yolunu doğrudan nesne alması

Swam the Hellespont ifadesinde su yolunun adı, swam fiilinin doğrudan nesnesidir. Bu ifade, yalnızca o suyun içinde bir yerde yüzdüğünü değil, Hellespont'u yüzerek geçtiğini anlatır. Bu geçişli kalıp rota ve fiziksel meydan okuma anlatılarında görülür: swim the Channel veya swim a river. Yalnızca yüzülen yeri belirtmek için swim in + yer kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümle, Maya'nın nehri yüzerek geçtiğini anlatmak için swim fiilini doğrudan nesneyle kullanır?

  1. Maya swam in the river near the village.
  2. Maya swam the river to reach the village.
  3. Maya walked beside the river to reach the village.
Cevabı göster

Maya swam the river to reach the village.

a stretch of water separating Europe from Asia.

1:39

burası Avrupa'yı Asya'dan ayıran bir su yoludur.

Kültür

Hellespont, a stretch of water separating Europe from Asia: bir yer adını açıklayan eş açıklama

Hellespont, Avrupa ile Asya arasındaki ve bugün genellikle Dardanelles ya da Çanakkale Boğazı olarak adlandırılan dar su yolunun tarihî adıdır. Cümlede Byron'ın yüzerek geçtiği su yolu budur. Virgülden sonraki a stretch of water separating Europe from Asia sözleri, Hellespont'u başka sözlerle yeniden adlandırıp açıklayan eş açıklamalı bir isim öbeğidir. İkinci bir yer belirtmez. Bilinmeyen bir adın ardından virgül ve açıklayıcı bir isim öbeği gelirse, adın neyi gösterdiğini anlamak için bu öbeği kullanabilirsin.

Alıştırma

Cümlede a stretch of water separating Europe from Asia ne işe yarıyor?

  1. İkinci bir yerin adını verir.
  2. Hellespont'un ne olduğunu açıklar.
  3. Yüzüşün ne kadar sürdüğünü söyler.
Cevabı göster

Hellespont'un ne olduğunu açıklar.

But in which modern country can the Hellespont be found?

1:42

Peki Hellespont günümüzde hangi ülkede bulunuyor?

That's my quiz question, Georgina.

1:45

Benim test sorum bu, Georgina.

Is it A, Greece, B, Cyprus, or C, Turkey?

1:48

A Yunanistan mı, B Kıbrıs mı, yoksa C Türkiye mi?

I think Lord Byron visited Istanbul,

1:53

Sanırım Lord Byron İstanbul'u ziyaret etmişti,

so I'll say C, Turkey.

1:56

bu yüzden C, Türkiye diyorum.

Okay, we'll find out the answer at the end of the program. Öbek fiiller

1:59

Tamam, cevabı programın sonunda öğreneceğiz.

Öbek fiiller

find out: bir bilgiyi öğrenmek veya ortaya çıkarmak

Find out, daha önce bilinmeyen bir gerçeği öğrenmek ya da ortaya çıkarmak demektir. Bu cümlede we'll find out the answer, programın sonunda cevabın öğrenileceği anlamına gelir. Ardından find out the answer örneğindeki gibi bir isim öbeği ya da find out who won örneğindeki gibi bir soru yan cümlesi gelebilir. Temel anlam bilgi edinmektir; dışarıda bulunan bir şeyi bulmak değildir.

Alıştırma

Cümleyi öğrenmek veya ortaya çıkarmak anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille tamamla: After the final vote, we will ____ who won.

Cevabı göster

find out

For all its good points, Kalıp ifadeler

2:03

Tüm iyi yanlarına rağmen,

Kalıp ifadeler

For all its good points, ...: karşıtlıktan önce avantajları kabul etmek

For all + isim öbeği, «-e rağmen» veya «bunların hepsi hesaba katılsa bile» anlamına gelen bir ödünleme yapısıdır. Burada For all its good points, yüzmenin birçok avantajı olduğunu kabul eder; ancak bu avantajlar ardından gelen olumsuz gerçeği değiştirmez. Bu başlangıç, dinleyiciyi bir karşıtlığa hazırlar. Buradaki for amaç bildirmez; dolayısıyla ifade «bütün iyi yönlerinin yararına» anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi «birçok avantajına rağmen» anlamındaki dört sözcüklü ödünleme ifadesiyle tamamlayın: ____, the bike is too heavy for Mia.

Cevabı göster

For all its good points

swimming seems to have lost its appeal in Europe Kalıp ifadeler

2:04

Roma İmparatorluğu'nun çöküşünden sonra

Kalıp ifadeler

have lost its appeal: artık ilgi çekmemek

Have lost its appeal, bir şeyin eskiden çekici veya ilgi uyandırıcı olduğunu ancak artık eskisi kadar çekici olmadığını belirtir. Buradaki appeal, insanlarda ilgi uyandırma gücü anlamındaki bir isimdir; hukuki temyiz anlamında değildir. Seems to have lost yapısında to have + geçmiş zaman ortacı, kaybın zaten gerçekleşmiş gibi göründüğünü ve daha az çekici olma durumunun şimdi de sürdüğünü gösterir.

Alıştırma

'The game has lost its appeal' cümlesi ne anlama gelir?

  1. Oyun hukuki bir davayı kazandı.
  2. Oyun artık daha fazla insanın ilgisini çekiyor.
  3. Oyun artık eskisi kadar ilginç değil.
Cevabı göster

Oyun artık eskisi kadar ilginç değil.

after the decline of the Roman Empire. Kültür

2:07

Avrupa'da yüzme cazibesini kaybetmiş gibi görünüyor.

Kültür

Tarihsel zaman işareti olarak the decline of the Roman Empire

Bu cümlede the decline of the Roman Empire, Roma gücünün zayıfladığı ve Batı Avrupa’nın büyük bölümündeki Roma yönetiminin sonunda bittiği uzun dönemi ifade eder. Daha sonra olanlar için genel bir tarihsel zaman işareti oluşturur. Burada decline; güç, iktidar veya önemin zamanla azalmasını ifade eden bir isimdir. Bir şeyi kibarca reddetmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede the decline of the Roman Empire ne anlama gelir?

  1. Roma İmparatorluğu'nun yaptığı kibar bir ret.
  2. Tarihsel zaman işareti olarak kullanılan, Roma gücünün uzun süren zayıflaması.
  3. Roma İmparatorluğu'nun gücündeki ani artış.
Cevabı göster

Tarihsel zaman işareti olarak kullanılan, Roma gücünün uzun süren zayıflaması.

According to historian and swimming enthusiast Professor Kevin Dawson, Anlatım akışı

2:09

Tarihçi ve yüzme tutkunu Profesör Kevin Dawson'a göre,

Anlatım akışı

Kaynak belirteci olarak According to

According to bilgi kaynağını tanıtır. Burada dinleyiciye, sıradaki iddianın Profesör Kevin Dawson’a dayandırıldığını bildirir. Bu ifade bilgiyi düzenlemeye yardımcı olur: kaynak according to’dan hemen sonra gelir ve iddia genellikle onu takip eder. Bir düşüncenin nereden geldiğini bildirir, ancak konuşanın o düşünceye katıldığını tek başına göstermez.

Alıştırma

Cümleyi burada öğretilen iki sözcüklü kaynak belirteciyle tamamlayın: ____ the weather report, the storm will end tonight.

Cevabı göster

According to

the rise of Christian beliefs discouraged swimming Notlar

2:13

Hıristiyan inançlarının yükselişi yüzmeyi engelledi,

Kültür

rise of Christian beliefs: Hristiyan inançlarının artan etkisi

Burada the rise of Christian beliefs, Hristiyan düşüncelerinin giderek daha önemli ve etkili hâle gelmesi anlamına gelir. Rise, fiziksel olarak yukarı hareketi değil, artan etkiyi anlatan soyut bir isimdir. Bu ifade, cümlenin devamındaki düşünceye tarihsel bir arka plan sağlar: cümle, bu artan etkiyi yüzmeye verilen desteğin azalmasıyla ilişkilendirir.

Alıştırma

Bu cümlede rise of Christian beliefs ne anlama gelir?

  1. Hristiyan inançlarının etkisini kaybetmesi
  2. Hristiyan inançlarının fiziksel olarak yukarı hareket etmesi
  3. Hristiyan inançlarının öneminin ve etkisinin artması
Cevabı göster

Hristiyan inançlarının öneminin ve etkisinin artması

Kelime

discouraged swimming: bir davranışı azaltmak

Discouraged swimming ifadesinde discouraged fiildir; swimming ise etkinliği adlandıran -ing biçimidir. İfade, inançların insanların yüzmeye daha az istekli olmasına veya yüzme olasılığının azalmasına neden olduğunu anlatır. Etkilenen şey davranıştır; yüzmenin üzgün ya da morali bozuk olduğu söylenmez. Discourage + etkinlik, bir davranışı azaltmaya odaklanır.

Alıştırma

Discourage fiilinin geçmiş zamanını doğrudan swimming ile birlikte kullanarak cümleyi tamamlayın: Strong currents ____ near the rocks.

Cevabı göster

discouraged swimming

as he explains here to BBC World Service program The Forum.

2:16

tıpkı burada BBC World Service programı The Forum'a açıkladığı gibi.

You have some beliefs that water is unsafe space, Kelime

2:22

Suyun güvensiz bir alan olduğuna,

unnatural space for human beings

2:26

insanlar için doğal olmayan bir alan olduğuna dair bazı inançlar var;

Kelime

unsafe space, unnatural space ifadesinde soyut ortam anlamındaki space

Burada space, insanların bulunduğu ya da hareket ettiği bir ortamı veya alanı ifade eder; bir oda, boş alan miktarı ya da uzay anlamına gelmez. İfade, suyu insanlar için güvensiz ve doğal olmayan bir ortam olarak sunar. Bu soyut anlam, fiziksel, sosyal veya dijital ortamları, açık duvarları ya da sınırları olmasa bile insanlara yaşattıkları deneyime göre tanımlamayı sağlar.

Alıştırma

unsafe space, unnatural space ifadesinde space ne anlama gelir?

  1. Bir ortam veya alan
  2. Uzay
  3. Boş alan miktarı
Cevabı göster

Bir ortam veya alan

that it's a perpetuation of the chaos that existed before God created land Kelime

2:29

bunun Tanrı yeri yaratmadan önce var olan kaosun bir devamı olduğu

Kelime

a perpetuation of the chaos: devam eden bir durum

A perpetuation of the chaos, zaten var olan kaotik bir durumun devam etmesi veya sürdürülmesi anlamına gelir. Perpetuation, bir şeyin o durumu devam ettirdiğini vurgular; yalnızca bir kez tekrarlanması anlamına gelmez. a perpetuation of + isim, bir şeyi başka bir durumun devamı olarak tanımlamanın resmî bir yoludur. Burada su, karanın yaratılmasından önce var olduğu söylenen kaosu devam ettiren bir unsur olarak sunulur.

Alıştırma

Örnekteki a perpetuation of the chaos neyi vurgular?

  1. Geçmişle ilgisiz kaotik bir olay bir kez yaşanır
  2. Kaotik durum varlığını sürdürür
  3. Kaotik durum tamamen çözülür
Cevabı göster

Kaotik durum varlığını sürdürür

or that water is a mechanism for punishment like the great flood story Notlar

2:34

veya büyük tufan hikayesindeki

Kelime

water is a mechanism for punishment: suyun cezalandırma mekanizması olması

Bu cümlede mechanism, bir sonucun ortaya çıkmasını sağlayan araç veya süreç anlamındadır. Su, fiziksel bir makine olarak değil, cezanın gerçekleşmesini sağlayan araç olarak anlatılır. a mechanism for + isim veya -ing biçimi, mekanizmanın hangi sonucu sağladığını belirtir. Bu yapı, neden-sonuç ilişkisini genellikle çözümleyici bir şekilde sunar.

Alıştırma

Cümleyi bu derste geçen ve 'bir sonuç üretme aracı' anlamına gelen iki sözcüklük resmî ifadeyle tamamlayın: Regular feedback can be a ____ improving teamwork.

Cevabı göster

mechanism for

or Pharaoh's army being destroyed in the Red Sea.

2:38

ya da Firavunun ordusunun Kızıldeniz'de yok olması gibi suyun bir cezalandırma mekanizması olduğu düşünülüyordu.

Kültür

the great flood story ... Pharaoh's army being destroyed in the Red Sea: büyük tufan ve Kızıldeniz'de yok edilen Firavun'un ordusu

The great flood story burada Nuh ve tufan hakkındaki Kutsal Kitap anlatısını belirtir. Pharaoh's army being destroyed in the Red Sea ise İsrailoğullarının denizi geçtiği ve onları takip eden Mısır ordusunun yok olduğu Çıkış anlatısına gönderme yapar. Bunlar sıradan doğal afetlerin listesi değil, kültürel ve dinî göndermelerdir. Bu cümlede her iki örnek de suyun yargılama veya cezalandırma aracı olarak anlatılabileceği düşüncesini destekler.

Alıştırma

İki göndermenin cümledeki temel işlevi nedir?

  1. Suyun ceza veya yargılamayla bağlantılı olduğu örnekleri verirler.
  2. İnsanların güvenle yüzebileceği iki yeri listelerler.
  3. Deniz yakınında nasıl ordu kurulacağını açıklarlar.
Cevabı göster

Suyun ceza veya yargılamayla bağlantılı olduğu örnekleri verirler.

But then there's also beliefs that swimming is immodest. Kelime

2:42

Fakat aynı zamanda yüzmenin iffetsiz olduğuna dair inançlar da var.

Kelime

swimming is immodest: bedensel edebe ilişkin bir yargı

Burada immodest, dönemin toplumsal veya ahlaki kurallarına göre edebe aykırı demektir. Konu insanların yüzerken bedenlerini açıkta bırakması olduğu için bu kelime bedensel açıklığı yargılar; kişinin başarıları konusunda alçakgönüllü olmamasını anlatmaz. Cümle, bazı insanların sahip olduğu bir inancı aktarır. Bu yargıyı her zaman geçerli bir gerçek olarak sunmaz. Daha genel olarak X is immodest, bir kıyafet veya davranışı bir grubun bedensel uygunluk standartlarına aykırı diye niteleyebilir.

Alıştırma

Bu cümlede swimming is immodest ne anlama gelir?

  1. Yüzmek çoğu insan için fazla zor kabul ediliyordu.
  2. Yüzmek, insanların becerileri konusunda alçakgönüllü olmadığını gösteriyordu.
  3. Yüzmek, bedeni açıkta bıraktığı için edebe aykırı sayılıyordu.
Cevabı göster

Yüzmek, bedeni açıkta bıraktığı için edebe aykırı sayılıyordu.

I mean, most people at the time swam nude Kelime

2:44

Yani, o dönemde çoğu insan çıplak yüzüyordu

Kelime

swam nude: bir eylem sırasındaki durumu anlatan sıfat

Swam nude ifadesinde nude bir sıfattır ve insanların yüzerken içinde bulunduğu durumu anlatır: üzerlerinde giysi yoktu. Eyleme bir durum açıklaması ekler; bir insanın veya nesnenin adı değildir. İngilizcede sleep naked veya arrive tired örneklerinde olduğu gibi, bazı eylem fiillerinden sonra öznenin eylem sırasındaki durumunu göstermek için sıfat kullanılabilir. Burada swam geçmiş zamandaki fiildir, nude ise durumu bildirir.

Alıştırma

Hangi cümlede nude, bir kişinin eylem sırasındaki durumunu anlatan sıfat olarak kullanılmıştır?

  1. People at that beach sometimes swam nude.
  2. She bought a nude-coloured scarf.
  3. The gallery displayed a nude.
Cevabı göster

People at that beach sometimes swam nude.

and so church officials discouraged swimming

2:47

ve bu yüzden kilise yetkilileri yüzmeyi engelledi

because they felt that it led to immodest behavior. Kalıp ifadeler

2:50

çünkü bunun ahlaksız davranışlara yol açtığını düşünüyorlardı.

Kalıp ifadeler

led to: bir nedeni sonuca bağlamak

Led, lead fiilinin geçmiş zaman biçimidir. cause + lead to + result kalıbında “neden olmak” veya “bir sonuca yol açmak” anlamına gelir. Bu cümlede, daha önce sözü edilen durumu insanların beklediği sonuç olan immodest behavior ile ilişkilendirir. To, lead to kalıbının bir parçasıdır ve sonucu gösterir; amaç bildiren “-mek için” anlamına gelmez. Sonuç bölümünde bir isim öbeği veya -ing biçimi bulunabilir: lead to delays; lead to people changing their plans.

Alıştırma

Cümleyi lead to ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: A small mistake ____ a long delay.

Cevabı göster

led to

As well as being considered unsafe or chaotic, Kalıp ifadeler

2:55

Güvensiz veya kaotik olarak görülmesinin yanı sıra,

Kalıp ifadeler

As well as being considered...: başka bir değerlendirme eklemek

As well as being considered..., ana cümle başka bir değerlendirme vermeden önce bir değerlendirme ekleyen giriş ifadesidir. Burada unsafe or chaotic eklenen değerlendirmedir; ardından gelen ana cümle bir sonraki temel noktayı taşır. as well as sonrasında being, -ing biçimidir ve considered edilgen yapıdadır. being considered, “olarak görülmek” anlamına gelir. Açıklanan kişi veya şey normalde ana cümlenin öznesidir.

Alıştırma

Cümleyi “olarak görülmesine ek olarak” anlamındaki ders ifadesiyle tamamlayın: ____ expensive, the bicycle was difficult to repair.

Cevabı göster

As well as being considered

swimming was seen as immodest, Kalıp ifadeler

2:58

yüzme iffetsiz olarak görülüyordu,

Kalıp ifadeler

seen as immodest: toplumsal bir yargıyı aktarma

Burada was seen as, “... olarak görülüyordu” ya da “... olarak düşünülüyordu” anlamına gelir. seen, gözle görme eylemini değil, bir değerlendirmeyi anlatır. be seen as + isim öbeği veya sıfat yapısı; bir kişiyi, şeyi ya da eylemi başkalarının onun hakkındaki görüşüyle ilişkilendirir. Bu cümlede immodest, toplumsal yargıyı bildiren sıfattır.

Alıştırma

Cümleyi ‘is regarded as’ anlamına gelen edilgen ifadeyle tamamlayın: In this club, helping younger members ____ a sign of leadership.

Cevabı göster

is seen as

shocking because it shows too much of the body.

3:00

şok ediciydi çünkü vücudun çok büyük bir kısmını gösteriyordu.

This was because most people at the time swam nude,

3:03

Bunun nedeni o zamanlar çoğu insanın 'nude' yüzmesiydi,

naked without clothes.

3:07

yani kıyafetsiz, çıplak olarak.

Another place with a long history of swimming

3:09

Uzun bir yüzme geçmişi olan bir başka yer ise

is the remote Maldives Islands in the Indian Ocean. Kültür

3:11

Hint Okyanusu'ndaki uzak Maldiv Adaları'dır.

Kültür

remote Maldives Islands in the Indian Ocean: coğrafi arka plan

Bu bölüm, Maldivler'i Hint Okyanusu'ndaki adalar olarak tanıtır ve remote sözcüğüyle onların büyük merkezlerden veya diğer yerleşim alanlarından uzakta olduğunu belirtir. Burada remote, uzaktan kumandayı değil, coğrafi uzaklığı veya yalıtılmışlığı anlatır. in the Indian Ocean edat öbeği daha geniş konumu belirtir. Bu ayrıntılar, konuşmacı devam etmeden önce sıradaki örneğin haritadaki yerini gösterir.

Alıştırma

Vurgulanan bölüm cümleye hangi bilgiyi ekliyor?

  1. Yüzmenin yakın zamanda başladığını söyler.
  2. Adaların uzaktan nasıl kontrol edileceğini açıklar.
  3. Hint Okyanusu'ndaki uzak bir ada konumunu belirtir.
Cevabı göster

Hint Okyanusu'ndaki uzak bir ada konumunu belirtir.

In the Maldives,

3:14

Maldivler'de,

access to shallow warm seawater lakes called lagoons Kültür

3:15

lagün adı verilen sığ ve ılık deniz suyu göllerine erişim

Kültür

access to shallow warm seawater lakes called lagoons: lagoons adı verilen sığ ve ılık deniz suyu alanlarına erişim

Burada access to, suya ulaşabilmek veya onu kullanabilmek demektir. shallow warm seawater lakes called lagoons isim öbeği, neye erişilebildiğini belirtir. Maldivler bağlamında lagoons, genellikle açık denizden korunaklı sığ deniz suyu alanlarıdır; sıradan iç kesim tatlı su gölleri değildir. Basit açıklama + called + özel ad kalıbı yeni bir terim tanıtır. Called lagoons, lakes sözcüğünü niteler ve bu suların adının lagoons olduğunu söyler.

Alıştırma

Örnekte called lagoons ne işe yarıyor?

  1. Sığ ve ılık deniz suyu alanlarına özel bir ad verir.
  2. Bu suları kimlerin kullanabileceğini açıklar.
  3. Bu suların sıcaklığını açık denizinkiyle karşılaştırır.
Cevabı göster

Sığ ve ılık deniz suyu alanlarına özel bir ad verir.

makes it an unbeatable place for swimming. Kalıp ifadeler

3:19

burayı yüzmek için rakipsiz bir yer haline getiriyor.

Kalıp ifadeler

an unbeatable place for swimming: yüzmek için rakipsiz bir yer

Burada unbeatable güçlü bir övgüdür. An unbeatable place for swimming, yüzme koşulları başka yerlerin kolayca erişemeyeceği kadar iyi olan bir yer demektir. Gerçek bir yarıştan veya birinin yenilmesinden söz etmez. An unbeatable place for + isim veya -ing biçimindeki etkinlik kalıbı, bir yeri belirli bir amaç için önerir. For swimming, yerin özellikle uygun olduğu etkinliği gösterir.

Alıştırma

Ders kalıbını kullanarak öneriyi tamamlayın: With its safe paths and great views, this park is ____ cycling.

Cevabı göster

an unbeatable place for

But even on a tropical island,

3:23

Ancak tropikal bir adada bile,

things haven't always gone swimmingly Deyimler

3:24

işler her zaman 'swimmingly' (tereyağından kıl çeker gibi) gitmedi,

Deyimler

things haven't always gone swimmingly: işler her zaman yolunda gitmedi

Go swimmingly, “çok sorunsuz veya başarılı ilerlemek” anlamına gelen bir deyimdir. Things haven't always gone swimmingly ifadesinde present perfect yapısı geçmişten bugüne uzanan bir döneme bakar; not always ise bazı zorlukların yaşandığını belirtir. Her şeyin sürekli başarısız olduğu anlamına gelmez. Konu yüzme olduğu için swimmingly sözcüğü gerçek yüzme düşüncesini de çağrıştırır. Konuşmacı bu kelime oyunuyla geçmişteki bir soruna hafif bir geçiş yapar.

Alıştırma

Cümleyi, go swimmingly ifadesinin “her aşamada değil” anlamına gelen kısaltılmış present perfect biçimiyle tamamlayın: Although the team is doing well now, things ____.

Cevabı göster

haven't always gone swimmingly

as diver and Maldives resident Mikael Rosen

3:27

tıpkı dalgıç ve Maldivler sakini Mikael Rosen'in

told BBC World Service program The Forum.

3:29

BBC World Service programı The Forum'a anlattığı gibi.

Listen for the reason Mikael gives for Anlatım akışı

3:33

Mikael'in Maldivler'deki insanların yüzmeye karşı

the change in people's attitudes to swimming in the Maldives. Kalıp ifadeler

3:35

tutumlarının değişmesine dair verdiği nedeni dinleyin.

Anlatım akışı

Listen for the reason: bir dinleme hedefi belirlemek

Listen for the reason, bir dinleme hedefi belirleyen yönergedir. Her kelimeyi hatırlamaya çalışmak yerine tek bir bilgiyi, yani nedeni bulmaya odaklanmanızı söyler. listen for + bilgi kalıbı, “o bilgiyi fark etmek veya belirlemek için dikkatle dinlemek” anlamına gelir. Burada görevi önceden düzenler: dinleyici, Mikael konuşurken hangi yanıtı yakalaması gerektiğini bilir.

Alıştırma

Yönergeyi “belirli bir ayrıntıyı yakalamaya çalışmak” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: ____ the gate number in the airport announcement.

Cevabı göster

Listen for

Kalıp ifadeler

change in people's attitudes to swimming: insanların yüzmeye yönelik tutumlarındaki değişim

“Change in people's attitudes to swimming”, insanların yüzme hakkındaki düşünce veya hislerinin değişmesini anlatır. “Change in”, değişen şeyi, yani “people's attitudes” ifadesini tanıtır. “Attitudes to swimming” içinde “to”, “attitudes” ile tutumun konusunu bağlayan bir edattır. Bu nedenle “swimming” burada isim görevinde kullanılan bir -ing biçimidir; bir eyleme doğru hareketi anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi “attitudes to swimming” ifadesinde kullanılan aynı edatla tamamlayın: The survey found a change in people's attitudes ____ school lunches.

Cevabı göster

to

No citizens of the Maldives have half a mile to a lukewarm lagoon. Kalıp ifadeler

3:40

Maldivler'de ılık bir lagüne yarım milden uzak olan hiçbir vatandaş yoktur.

Kalıp ifadeler

have half a mile to a lukewarm lagoon: sahiplik değil, mesafe

Have + mesafe + to + yer yapısında “have”, bir kişinin o yere ulaşmadan önce katetmesi gereken mesafe olduğunu belirtir. Burada “have half a mile to a lukewarm lagoon” bir lagünün bir kısmına sahip olmayı değil, lagüne olan mesafeyi anlatır. “No citizens ...” ile birlikte amaçlanan anlam, sakinlerin bir lagünden yarım mil kadar bile uzakta olmadığıdır. Lagün yakındadır.

Alıştırma

“No citizens of the Maldives have half a mile to a lukewarm lagoon” cümlesinde “have half a mile to” neyi anlatır?

  1. Bir lagünün yarım millik bölümüne sahip olmayı
  2. Bir lagüne ulaşmak için kalan mesafeyi
  3. Her vatandaşın yüzebileceği mesafeyi
Cevabı göster

Bir lagüne ulaşmak için kalan mesafeyi

Given that they could be world leading in swimming, Notlar

3:45

Yüzmede dünya lideri olabilecekleri düşünülürse,

Anlatım akışı

Given that: bilinen bir gerçekten yola çıkmak

Given that, zaten bilinen veya kabul edilen bir durumu sunar. Bu cümlede, onların yüzmede dünya çapında öncü olabilme ihtimali, devamında söyleneceklerin dayanağı olur; buradaki given “birine verilmiş” anlamına gelmez. Bu giriş, bilgiyi “bilinen durum → yargı, beklenti, karar veya karşıtlık” sırasıyla düzenler. Anlamı considering that ifadesine yakındır.

Alıştırma

Hangi cümlede Given that, bilinen bir gerçeği bir kararın dayanağı olarak sunar?

  1. Given that the path is icy, we should walk slowly.
  2. The guide is giving us directions now.
  3. They were given warm coats for the walk.
Cevabı göster

Given that the path is icy, we should walk slowly.

Kalıp ifadeler

world leading in swimming: dünyanın en iyileri arasında olmak

World leading in swimming, “yüzmede dünyanın en iyileri arasında olmak” demektir. Buradaki leading son derece yüksek bir düzeyi anlatır. Başka alanlarda da kullanılabilecek kalıp be world leading in + alan biçimindedir. in ile başlayan bölüm, bir kişinin, takımın, ülkenin veya kuruluşun öne çıktığı alanı belirtir.

Alıştırma

Hedef kalıbı tamamlayın: The institute is world leading ____ climate research.

Cevabı göster

in

but in the 1960s

3:49

ama 1960'larda

the government recruited a lot of teachers from India, Sri Lanka, Kelime

3:53

hükümet Hindistan ve Sri Lanka'dan birçok öğretmen işe aldı,

Kelime

recruited ... teachers from India, Sri Lanka: bir yerden öğretmen istihdam etmek

Bu cümlede recruited, hükümetin okullarında çalışacak öğretmenleri resmî olarak bulup göreve getirdiği anlamına gelir. Basitçe invited demekten daha çok işe alım sürecine odaklanır. recruit people from a place yapısı, yeni çalışanların nereden geldiğini belirtir. Burada from India, Sri Lanka öğretmenlerin geldikleri ülkeleri gösterir.

Alıştırma

Cümleyi bu derste geçen ve “çalışmak üzere resmî olarak göreve getirmek” anlamına gelen geçmiş zaman fiiliyle tamamlayın: The hospital ____ nurses from abroad.

Cevabı göster

recruited

they didn't know anything about the water culture Kültür

3:58

onlar su kültürü hakkında hiçbir şey bilmiyorlardı

Kültür

water culture: çevredeki suların şekillendirdiği yaşam

Burada water culture; deniz, lagünler, yüzme ve suyun içinde ya da yakınında yapılan diğer etkinlikler çevresinde gelişen yerel yaşam biçimini, ortak bilgileri, alışkanlıkları ve gelenekleri ifade eder. Suyun kendine ait bir kültürü olduğu anlamına gelmez. Maldivler adalardan oluşur, bu nedenle çevredeki sularla ilgili deneyim günlük yaşamın önemli bir parçasıdır. Bu cümlede öğretmenlerin yerel kültürün bu bölümünü anlamadığı anlatılır.

Alıştırma

Bu cümlede water culture ne anlama geliyor?

  1. Yalnızca yüzme havuzlarında kullanılan bir kurallar bütünü
  2. Suyun temiz olup olmadığını test etme bilimi
  3. Suyla bağlantılı yerel yaşam biçimleri ve gelenekler
Cevabı göster

Suyla bağlantılı yerel yaşam biçimleri ve gelenekler

and they noticed that the young students playing hooky.

4:03

ve genç öğrencilerin 'playing hooky' (okulu astıklarını) fark ettiler.

They were in the lagoons.

4:06

Lagünlerdeydiler.

And swimming soon got frowned upon. Öbek fiiller

4:09

Ve yüzme çok geçmeden 'frowned upon' (hoş karşılanmayan) bir şey haline geldi.

Öbek fiiller

got frowned upon: hoş karşılanmamaya başladı

got frowned upon ifadesinde frown upon, “onaylamamak” demektir. Bu ifade yalnızca birinin kaşlarını çatmasını değil, toplumun olumsuz değerlendirmesini anlatır. Got + geçmiş zaman ortacı bir durum değişikliğini gösterir: yüzme zamanla kabul edilemez bir etkinlik gibi görülmeye başladı. Bu ifade tek başına yüzmenin resmen yasaklandığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Kulüp üyeleri geç kalmayı zamanla onaylamamaya başladı, ancak resmî bir yasak yoktu. Hangi cümle bu duruma uyar?

  1. The club officially prohibited late arrivals.
  2. Over time, arriving late got frowned upon at the club.
  3. Everyone at the club started arriving late.
Cevabı göster

Over time, arriving late got frowned upon at the club.

But now the government and the local organizations,

4:12

Ancak şimdi hükümet ve yerel kuruluşlar,

they try to reclaim swimming. Kelime

4:18

yüzmeyi yeniden kazanmaya çalışıyorlar.

Kelime

try to reclaim swimming: yüzmenin değerli konumunu geri kazandırmaya çalışmak

Try to + fiilin yalın hâli bir girişimi anlatır; bu nedenle try to reclaim, çabanın şimdiden başarılı olduğu anlamına gelmez. Burada reclaim swimming, daha önce reddedilmiş veya ihmal edilmiş yüzmeye yerel kültürde yeniden değerli bir yer kazandırmak demektir. İnsanlar eski değerini ya da kullanımını geri kazandırmak istediğinde reclaim; bir etkinliği, geleneği, kimliği veya alanı nesne olarak alabilir.

Alıştırma

Yerel bir festival eskiden önemliydi ancak yıllardır ihmal ediliyor. Topluluk, festivalin değerli konumunu geri kazandırmak için çaba gösteriyor. Hangi cümle en uygundur?

  1. The community has already replaced the festival with a new event.
  2. The community is trying to reclaim the festival as a valued local tradition.
  3. The community is trying to promote a newly created festival.
Cevabı göster

The community is trying to reclaim the festival as a valued local tradition.

Did you hear the reason Michael gave, Neil?

4:22

Michael'ın verdiği nedeni duydun mu Neil?

Yes, he said that young students were playing hooky to go swimming in the lagoons. Deyimler

4:25

Evet, genç öğrencilerin lagünlerde yüzmeye gitmek için okulu astıklarını söyledi.

Deyimler

playing hooky: bilerek okuldan kaçmak

Bu cümlede playing hooky, izin almadan bilerek okula gitmemek anlamına gelir. Öğrencilerin derste olması gerekiyordu, ancak bunun yerine yüzmeye gittiler. Play hooky günlük dilde kullanılan bir deyimdir; dolayısıyla hooky burada kancayla ilgili değildir. Okulda veya işte olmanız beklenirken başka bir etkinlik seçmenizi anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede playing hooky ne anlama geliyor?

  1. Başka bir şey yapmak için izinsiz olarak okula gitmemek
  2. Okuldan sonra yüzmeye gitmek
  3. Okul kapalı olduğu için devamsızlık yapmak
Cevabı göster

Başka bir şey yapmak için izinsiz olarak okula gitmemek

Play hooky is an informal way of saying stay away from school without permission.

4:30

Play hooky, izinsiz olarak okuldan uzak durmak anlamına gelen gayri resmi bir ifadedir.

Right, and that meant swimming quickly got frowned upon or disapproved of.

4:36

Doğru, ve bu yüzmenin hızla hoş karşılanmayan veya onaylanmayan bir şey haline geldiği anlamına geliyordu.

It seems a bit unfair since there was already a strong culture of swimming in the Maldives, Notlar

4:41

Maldivler'de halihazırda güçlü bir yüzme kültürü varken bu biraz haksızlık gibi görünüyor,

Ton ve niyet

It seems a bit unfair: eleştiriyi yumuşatmak

It seems a bit unfair, yumuşatılmış olumsuz bir değerlendirmedir. Seems, unfair değerlendirmesini kesin bir gerçek yerine konuşanın izlenimi olarak sunar; a bit ise eleştirinin gücünü azaltır. Bu iki unsur birlikte, ana mesajı ortadan kaldırmadan nazikçe karşı çıkmayı sağlar: durum haksız görünmektedir.

Alıştırma

Yargılayın: Nazik bir tartışmada It seems a bit unfair, It is unfair ifadesinden daha az doğrudan duyulur.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Doğru

Kalıp ifadeler

a strong culture of swimming: güçlü ve köklü bir yüzme kültürü

Bu cümlede a strong culture of swimming, yüzmenin Maldivler'deki yaşamın köklü ve değer verilen bir parçası olduğu anlamına gelir. Strong, fiziksel gücü değil, bu kültürün ne kadar köklü ve etkili olduğunu anlatır. a culture of + isim veya -ing biçimi, bir grubun zaman içinde paylaştığı alışkanlıkları, değerleri ya da uygulamaları anlatır. Burada yüzme, yalnızca birkaç kişinin yaptığı bir etkinlik değil, topluluk geleneği olarak sunulur.

Alıştırma

Cümleyi örnekteki dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: Our school has ____ reading.

Cevabı göster

a strong culture of

which the arriving teachers didn't fully appreciate. Kelime

4:46

ve gelen öğretmenler bunu tam olarak anlayamamış.

Kelime

didn't fully appreciate: değerini tam olarak anlamamak

Burada didn't fully appreciate, öğretmenlerin Maldivler'de zaten var olan yüzme kültürünün değerini tamamen anlamadığı ya da fark etmediği anlamına gelir. Fully, anlayışlarının eksik olduğunu gösterir; hiçbir şey anlamadıkları anlamına gelmez. Appreciate minnettar olmak anlamına gelebilir. Ancak nesnesi bir düşünce, durum, zorluk veya kültürel uygulama olduğunda çoğu zaman onun önemini ya da değerini anlamak anlamındadır. Doğru anlamı seçmek için nesneye ve bağlama bakın.

Alıştırma

Bu cümlede didn't fully appreciate ne anlama geliyor?

  1. Bunun için teşekkür etmediler.
  2. Yüzmekten hiç hoşlanmadılar.
  3. Onun önemini tamamen anlamadılar veya fark etmediler.
Cevabı göster

Onun önemini tamamen anlamadılar veya fark etmediler.

Well, I know which I'd rather do, Dilbilgisi

4:49

Ben ne yapmayı tercih edeceğimi biliyorum,

sit in a classroom or swim in a warm tropical lagoon.

4:52

bir sınıfta oturmak mı yoksa sıcak tropikal bir lagünde yüzmek mi.

Dilbilgisi

know which I'd rather do: seçenekler arasında tercih yapmak

Know which I'd rather do, hangi seçeneği tercih ettiğimi bilmek anlamına gelir. Which, know sözcüğünden sonra dolaylı bir seçim sunar; do ise ardından belirtilen iki eylemden birinin yerini tutar. I'd, I would ifadesinin kısaltmasıdır. Yapı would rather + fiilin yalın hâli şeklindedir: I'd rather sit veya I'd rather swim. Fiilden önce to kullanılmaz.

Alıştırma

Cümleyi öğrendiğiniz tercih ifadesiyle tamamlayın: Given the choice, I ____ stay home than drive in the storm.

Cevabı göster

would rather

Swimming, right?

4:55

Yüzmek, değil mi?

But then you would never have learned about Lord Byron. Dilbilgisi

4:56

Ama o zaman Lord Byron hakkında hiçbir şey öğrenemezdin.

Dilbilgisi

you would never have learned: gerçek dışı bir geçmiş sonucu

Would never have learned, geçmişin hayal edilen farklı bir biçimindeki sonucu anlatır: geçmişte farklı bir seçim yapılsaydı öğrenme gerçekleşmeyecekti. Bu cümlede ayrıca kişinin gerçekte Lord Byron hakkında bilgi edindiği anlaşılır. Yapı would + never + have + geçmiş zaman ortacı şeklindedir. Burada learned geçmiş zaman ortacıdır. Bu, gelecekle ilgili bir tahmin değildir.

Alıştırma

Hangi cümle öğrenmeyi alternatif bir geçmişteki gerçek dışı sonuç olarak anlatır?

  1. Without that book, I would never have learned the fact.
  2. Without that book, I will never learn the fact.
  3. Without that book, I never learned the fact.
Cevabı göster

Without that book, I would never have learned the fact.

Yes, in your quiz question you asked me about Lord Byron swimming the Hellespont,

5:00

Evet, quiz sorunda bana Lord Byron'ın Hellespont'u yüzerek geçmesini sormuştun,

a stretch of water separating Europe from Asia.

5:04

burası Avrupa'yı Asya'dan ayıran bir su yolu.

I asked you in which country the Hellespont can be found.

5:08

Sana Hellespont'un hangi ülkede bulunabileceğini sordum.

Is it A, Greece, B, Cyprus, or C, Turkey?

5:11

A Yunanistan mı, B Kıbrıs mı, yoksa C Türkiye mi?

What did you say?

5:15

Ne demiştin?

I said C, Turkey.

5:17

C, Türkiye demiştim.

Was I right?

5:19

Haklı mıydım?

Yes, you were, Georgina.

5:20

Evet, haklıydın Georgina.

The Hellespont, also known as the Straits of Dardanelles, Kalıp ifadeler

5:21

Çanakkale Boğazı olarak da bilinen Hellespont,

Kalıp ifadeler

also known as the Straits of Dardanelles: Çanakkale Boğazı olarak da bilinen

Also known as, aynı kişinin, yerin veya şeyin başka bir adını tanıtır. Burada the Hellespont ve the Straits of Dardanelles aynı su yolunun iki farklı adıdır. Virgüller arasındaki bölüm, kimliği belirlemeye yardımcı olan ek bilgi verir. Bu bölüm çıkarıldığında da The Hellespont cümlenin söz ettiği yeri adlandırmaya devam eder.

Alıştırma

Cümleyi also known as ile tamamlayın: Mary Ann Evans was ____ George Eliot.

Cevabı göster

also known as

is a 6 km wide stretch of water in Turkey.

5:25

Türkiye'de bulunan 6 km genişliğinde bir su yoludur.

Let's recap the vocabulary from this program on swimming, Anlatım akışı

5:29

Yüzmeyle ilgili bu programdaki kelimeleri tekrarlayalım,

Anlatım akışı

Let's recap the vocabulary: kelimeleri kısaca gözden geçirelim

Let's recap the vocabulary, konuşmanın düzenini gösteren bir işarettir: dinleyicilere ana anlatımın durakladığını ve önemli kelimelerin kısa bir tekrarının başlayacağını bildirir. Let's, dinleyicileri konuşan kişiyle birlikte tekrara katılmaya davet eder. Recap, ana noktaları yeniden ve kısaca anlatmak demektir. Her ayrıntıyı en baştan tekrar öğretmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir öğretmen 'Let's recap the vocabulary.' diyor. Ardından büyük olasılıkla ne olur?

  1. Dersin tamamı en baştan tekrarlanır
  2. Tamamen yeni bir konu başlar
  3. Önemli kelimeler kısaca gözden geçirilir
Cevabı göster

Önemli kelimeler kısaca gözden geçirilir

which some people informally call taking a dip.

5:32

bazı insanlar buna resmi olmayan bir şekilde 'taking a dip' derler.

Someone who swims against the tide refuses to do what everyone else is doing.

5:36

'Swims against the tide' (Akıntıya karşı yüzen) biri, diğer herkesin yaptığını yapmayı reddeder.

In the past, swimming was considered immodest,

5:41

Geçmişte yüzmek iffetsiz sayılıyordu,

shocking because it showed too much of the body.

5:44

şok ediciydi çünkü vücudun çok fazlasını gösteriyordu.

Another word for naked or not wearing any clothes is nude.

5:47

Çıplak veya hiç kıyafet giymemek anlamına gelen başka bir kelime de 'nude' kelimesidir.

Children who play hooky stay away from school without permission.

5:52

'Play hooky' (Okulu asan) çocuklar izinsiz olarak okula gitmezler.

And finally, if something is frowned upon,

5:56

Ve son olarak, eğer bir şey 'frowned upon' (hoş karşılanmıyorsa),

it's disapproved of.

5:58

o şey onaylanmıyor demektir.

That's all for our dive into the deep end of the vocabulary of swimming. Deyimler

6:00

Yüzme kelime dağarcığının derinliklerine yaptığımız bu dalış bu kadar.

Deyimler

dive into the deep end of: yüzme temalı bir mecaz

Bu ifade, tartışmayı hayali bir yüzme eylemi gibi sunar: our dive programın konuyu keşfetmesini anlatır; into the deep end of ise yüzeyde kalmak yerine konunun derinlerine ilerleme görüntüsü yaratır. Konu yüzme söz varlığı olduğu için konuşmacı, eğlenceli bir kelime oyunuyla kapanış yapmak amacıyla yüzme dilini bilinçli olarak kullanır. Kimse gerçekten derin suya girmemektedir; ifadenin tamamı sabit bir günlük kalıp değil, yaratıcı bir birleşimdir.

Alıştırma

dive into the deep end of bu cümlede nasıl bir etki yaratıyor?

  1. Yüzme söz varlığının yeni başlayanlar için güvenli olmadığı konusunda uyarıyor.
  2. Sunucuların gerçekten derin bir yüzme havuzuna girdiğini bildiriyor.
  3. Yüzme görüntülerini kullanarak tartışmayı eğlenceli biçimde derinlemesine bir keşif olarak sunuyor.
Cevabı göster

Yüzme görüntülerini kullanarak tartışmayı eğlenceli biçimde derinlemesine bir keşif olarak sunuyor.

As we've discovered,

6:05

Keşfettiğimiz gibi,

there's plenty of idioms and expressions relating to swimming and water.

6:05

yüzme ve su ile ilgili birçok deyim ve ifade vardır.

And check us out on Facebook, Twitter, and Instagram. Öbek fiiller

6:11

Ve bize Facebook, Twitter ve Instagram üzerinden de göz atın.

Öbek fiiller

check us out: ziyaret etmeye yönelik samimi bir davet

Check us out, sayfalarımızı ziyaret edip sunduklarımıza bakma anlamına gelen samimi bir davettir. Buradaki us, konuşmacının kuruluşunu ve adı geçen sosyal medya platformlarındaki hesaplarını ifade eder. Check out öbek fiili, ilgi çekebilecek bir şeye bakmak, onu keşfetmek veya denemek anlamına gelebilir. Bu eylem çağrısında bizi hata bulmak için incelemek anlamına gelmez.

Alıştırma

us sözcüğünü nesne olarak kullanıp check ... out yapısının üç sözcüklü biçimiyle İngilizce daveti tamamlayın: You can find our latest videos online, so ____ on our new channel.

Cevabı göster

check us out

Don't forget we have an app too,

6:13

Ayrıca bir uygulamamız olduğunu da unutmayın,

which you can download for free from the app stores.

6:15

bunu uygulama mağazalarından ücretsiz olarak indirebilirsiniz.

We help you learn English on the move. Deyimler

6:18

Hareket halindeyken İngilizce öğrenmenize yardımcı oluyoruz.

Deyimler

on the move: yolculuk sırasında bir şey yapmak

Burada on the move, “yolculuk ederken veya sabit bir yerden uzaktayken” demektir. Bir yolculuk ya da günlük gidiş geliş sırasında öğrenmeye devam edebileceğinizi anlatır. “Yeni bir eve taşınmak” anlamına gelmez. Bir yerden başka bir yere giderken yapılan etkinlikler için do something on the move kalıbını kullanabilirsiniz.

Alıştırma

“This app lets you study on the move,” cümlesinde on the move ne anlama gelir?

  1. yeni bir eve taşınırken
  2. yolculuk ederken veya sabit bir yerden uzaktayken
  3. tek bir yerde kalırken
Cevabı göster

yolculuk ederken veya sabit bir yerden uzaktayken

Grammar, vocabulary, and interesting topics,

6:21

Dil bilgisi, kelime dağarcığı ve ilginç konular,

we have them all.

6:24

hepsi bizde var.

Visit our website, get the app.

6:26

Web sitemizi ziyaret edin, uygulamayı edinin.

Bye for now. Ton ve niyet

6:28

Şimdilik hoşça kalın.

Ton ve niyet

Bye for now: geçici bir vedalaşma

Bye for now; bir sohbeti, telefon görüşmesini, videoyu veya programı bitirmenin samimi bir yoludur. For now, “şimdilik” demektir; bu nedenle vedalaşma geçicidir, kesin bir son değildir. Genellikle “tekrar konuşacağız veya görüşeceğiz” hissini verir, ancak bunun tam olarak ne zaman olacağını söylemez.

Alıştırma

“Şimdilik hoşça kal” anlamına gelen üç sözcüklük tam ifadeyle samimi vedalaşmayı tamamlayın: I need to go now. ____. I’ll call you tomorrow.

Cevabı göster

Bye for now

Goodbye.

6:29

Hoşça kalın.

6 Minute English from the BBC.

6:31

BBC'den 6 Minute English.