Statü Endişesi: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
714 kelime 179 kel/dk

Video tanıtımı: Konuşmacı, statünün insan değerini nasıl yargıladığını, meritokrasinin başarısızlığı nasıl hak edilmiş gösterdiğini ve başarıyı neden daha geniş tanımlamak gerektiğini anlatıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. "So what do you do?" - Konuşma edimbilimi ve tutum: mevcut etkinliği değil mesleği soran ve statüyü de yargılayabilen bir soru olduğunu fark edin. 2. sting in the tail. - Deyimler ve mecazlı ifadeler: çekici bir fikrin ardındaki gizli zararlı sonucu anlayın ve imgeyi olumsuz yanı göstermek için kullanın. 3. stand a chance of being - Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: bir şeyin gerçekçi gerçekleşme olasılığını, burada edilgen anlamlı bir ulaçla ifade edin.

Bu derste

The first question you tend to get asked when you meet someone at a party is,

0:01

Bir partide biriyle tanıştığınızda genelde size sorulan ilk soru şudur:

"So what do you do?" Ton ve niyet

0:04

"Peki, ne iş yapıyorsun?"

Ton ve niyet

İşi soran What do you do?

Gündelik tanışma konuşmalarında What do you do? genellikle kişinin işini veya temel mesleğini sorar. Geniş zamandaki do, o anda yaptığı hareketi değil, kişinin olağan rolünü ifade eder. So, sorunun konuşmadaki doğal bir sonraki adım gibi duyulmasını sağlar. Ortama ve ses tonuna bağlı olarak soru, birini işi üzerinden sosyal olarak konumlandırma çabası gibi de hissedilebilir; ancak bu ek tutum her zaman bulunmaz.

Alıştırma

Bir iş ağı etkinliğinde Maya, Leo'ya "So what do you do?" diye soruyor. Büyük olasılıkla neyi soruyor?

  1. En sevdiği hobinin hangisi olduğunu soruyor.
  2. Onun işini veya mesleğini soruyor.
  3. Tam o anda hangi hareketi yaptığını soruyor.
Cevabı göster

Onun işini veya mesleğini soruyor.

And according to how impressive your answer is,

0:05

Ve cevabınızın ne kadar etkileyici olduğuna bağlı olarak,

people are either really keen to get to know you better Notlar

0:07

insanlar ya sizi daha yakından tanımak için çok istekli olurlar

Kalıp ifadeler

get to know you better: zamanla daha yakından tanımak

Get to know someone, biriyle zaman geçirerek veya konuşarak onu giderek daha iyi tanımak demektir. Kişiyi zaten tanıyor olma durumunu değil, tanıma sürecini anlatır. Buradaki better, kişi hakkında şu anda bilinenden daha fazlasını öğrenme anlamını ekler. İfadenin bütünü, ilişkiyi sürdürme ve karşıdaki kişinin kim olduğunu daha iyi keşfetme isteğini gösterir.

Alıştırma

'Onu giderek daha yakından tanımak' anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: I met Maya yesterday, and I'd like to ____.

Cevabı göster

get to know her better

or swiftly leave you behind by the nuts.

0:09

ya da çerez kasesinin yanında sizi hızla terk ederler.

Dilbilgisi

Either ... or ... eşli bağlaç yapısı

Either ... or ..., iki alternatifi birbirine bağlayan eşli bir bağlaç yapısıdır. Either sözcüğünü ilk bölümün, or sözcüğünü ise ikinci bölümün önüne getirin. Buradaki iki bölüm birbirine zıt tepkileri gösterir: insanlar sizi daha iyi tanımaya hevesli olabilir veya hızla ayrılabilir. Bu yapı cümleyi iki belirgin kola ayırır ve karşıtlığı güçlendirir. Mümkün olduğunda iki bölümü dil bilgisi açısından paralel tutun.

Alıştırma

Cümleyi iki olası plan sunan eşli bağlaç yapısıyla tamamlayın: We can ____ meet on Friday ____ talk on Saturday.

Cevabı göster

either · or

We're anxious because we live in a world of snobs,

0:12

Endişeliyiz çünkü züppelerle dolu bir dünyada yaşıyoruz,

people who take a tiny part of us, our professional identities,

0:15

bizim sadece küçük bir parçamızı, yani mesleki kimliğimizi alıp

and use these to come to a complete verdict Kalıp ifadeler

0:19

bunu tam bir karara varmak için kullanan

about how valuable we are as humans.

0:22

ve insan olarak ne kadar değerli olduğumuzu belirleyen insanlar.

Kalıp ifadeler

come to a complete verdict: aşırı kapsamlı bir yargıya varmak

Come to a verdict, birini veya bir şeyi değerlendirdikten sonra bir yargıya varmak demektir. Verdict sözcüğü mahkemelerle güçlü biçimde ilişkilendirilse de kesin bir kişisel ya da toplumsal yargı için mecazi olarak da kullanılabilir. Complete verdict ifadesindeki complete eleştiriyi keskinleştirir: insanlar küçük bir ayrıntıyı, kişinin bütün insani değerini yargılamak için yeterli saymaktadır. İfade, gerçek bir hukuki karar yerine aşırı kapsamlı ve nihai bir yargıyı anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede come to a complete verdict ne anlama geliyor?

  1. Kişinin işi hakkında küçük bir bilgi öğrenmek
  2. Kişinin değeri hakkında kapsamlı bir yargı oluşturmak
  3. Bir mahkemenin hukuki karar açıklamasını beklemek
Cevabı göster

Kişinin değeri hakkında kapsamlı bir yargı oluşturmak

The opposite of a snob is your mother.

0:24

Bir züppenin tam zıttı annenizdir.

She doesn't care about your status,

0:27

O sizin statünüzü umursamaz,

she cares about your soul.

0:28

ruhunuzu umursar.

Yet most people aren't our mothers,

0:30

Ancak insanların çoğu annemiz değildir,

and that's why we worry so much about judgment and humiliation.

0:32

ve işte bu yüzden yargılanmaktan ve aşağılanmaktan bu kadar çok korkuyoruz.

It's said we live in materialistic times,

0:36

Materyalist zamanlarda yaşadığımız söylenir,

but it's more poignant than that.

0:39

ancak durum bundan daha acıklıdır.

We live in times where emotional rewards

0:40

Duygusal ödüllerin

have been pegged to the acquisition of material things. Deyimler

0:43

maddi şeylerin elde edilmesine bağlandığı bir zamanda yaşıyoruz.

Deyimler

Be pegged to: bir şeye bağlı veya ona göre sabitlenmiş olmak

Burada have been pegged to, bir şeyin başka bir şeye bağımlı hâle getirildiği veya ona göre ölçüldüğü anlamına gelir. Cümle, insanların duygusal ödülü maddi varlık edinmeyle ilişkilendirmeye başladığını söylüyor. Yapı, peg fiilinin present perfect edilgen biçimidir: have been + pegged + to. Be pegged to çoğu zaman bir şeyin başka bir şeye göre sabitlendiğini, değerlendirildiğini veya tanımlandığını gösterir. Buradaki imge mecazidir; fiziksel bir kazık ya da mandal söz konusu değildir.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki hedef ifadeyle tamamlayın: The currency is ____ the U.S. dollar at a fixed rate.

Cevabı göster

pegged to

What people want when they go after money, big jobs, or fancy cars Öbek fiiller

0:47

İnsanların paranın, büyük işlerin veya gösterişli arabaların peşinden koşarken istedikleri şey

Öbek fiiller

Go after: bir hedefin etkin biçimde peşinden gitmek

Burada go after, bir şeyi elde etmeye veya başarmaya etkin biçimde çalışmak anlamına gelir. Para, yüksek mevkiler ve lüks arabalar hedef ya da statü simgeleridir; bu nedenle ifade fiziksel olarak takip etmek değil, bir hedefin peşinden gitmek anlamındadır. Go after sonrasındaki isim öbeği çabanın hedefini belirtir.

Alıştırma

Bu cümlede “etkin biçimde peşinden gitmek” anlamına gelen ifadeyi seçin: Lina decided to ___ a leadership role at the new company.

  1. go after
  2. turn down
  3. look after
Cevabı göster

go after

is rarely the things in themselves, Dilbilgisi

0:50

nadiren o şeylerin kendisidir,

so much as the attention and respect,

0:52

daha ziyade, onlara sahip olanlara gösterilen

Dilbilgisi

rarely X, so much as Y: asıl vurguyu değiştirmek

Rarely X, so much as Y burada düzeltici bir karşıtlık kurar. Konuşmacı önce X'in, yani mal veya başarıların kendisinin önemini azaltır; ardından asıl vurguyu Y'ye, yani bunlarla bağlantılı ilgi ve saygıya kaydırır. Bu kullanım, daha yaygın olan not so much X as Y kalıbının retorik bir çeşididir ve 'X'ten ziyade Y' anlamına gelir. Burada so much as karşıtlık kalıbının parçasıdır; 'bu kadar büyük miktarda' anlamına gelmez.

Alıştırma

'What she wants is rarely the title itself, so much as the trust that comes with it,' cümlesinde konuşmacı neyi vurguluyor?

  1. Unvan ile güven eşit derecede önemlidir.
  2. O, çok büyük miktarda güven istiyor.
  3. Güven, unvanın kendisinden daha önemlidir.
Cevabı göster

Güven, unvanın kendisinden daha önemlidir.

if you like, the love, Ton ve niyet

0:55

ilgi ve saygı, ya da isterseniz buna sevgi deyin,

that are given to those who have them.

0:56

işte budur istedikleri.

Ton ve niyet

if you like ile yumuşatılmış yeniden ifade

Bu cümlede if you like, parantez içi bir söylem belirtecidir. Konuşmacının hemen önce sözünü ettiği attention and respect için daha geniş ve yoruma dayalı bir ad olarak the love ifadesini önermesine imkân verir. Bu ifade yeniden adlandırmayı yumuşatır; yaklaşık olarak 'böyle ifade etmek yararlıysa' veya 'buna böyle diyebiliriz' anlamına gelir. Gerçek bir koşul oluşturmaz ve dinleyicinin bir şeyi sevip sevmediğini sormaz.

Alıştırma

'The final round is, if you like, a test of patience' cümlesinde if you like ne yapıyor?

  1. Son aşamanın yalnızca dinleyici kabul ederse gerçekleşeceğini söyler.
  2. Dinleyicinin son aşamadan hoşlanıp hoşlanmadığını sorar.
  3. Son aşamayı temkinli biçimde bir sabır testi olarak yeniden adlandırır.
Cevabı göster

Son aşamayı temkinli biçimde bir sabır testi olarak yeniden adlandırır.

Next time you see a guy driving by in a Ferrari,

0:59

Bir dahaki sefere Ferrari ile geçen birini gördüğünüzde,

don't think it's someone unusually greedy, Anlatım akışı

1:01

onun alışılmadık derecede açgözlü biri olduğunu düşünmeyin,

think it's someone with a particularly intense vulnerability and need for love.

1:03

bilhassa yoğun bir kırılganlığı ve sevgiye ihtiyacı olan biri olduğunu düşünün.

Anlatım akışı

don't think X, think Y: Bir Yorumu Yeniden Çerçevelemek

don't think X, think Y şeklindeki iki emir yapısı önce yaygın bir yorumu reddeder, ardından onun yerine başka bir yorum koyar. Asıl cümlede X, sürücünün alışılmadık derecede açgözlü olduğu yargısıdır; Y ise onun kendini kırılgan hissettiği ve sevgiye ihtiyaç duyduğu açıklamasıdır. Her iki emirde de you öznesi örtük olarak bulunur. Bu nedenle ikinci think de bir emir yapısıdır; birinin zaten düşünüyor olduğunu bildiren bir ifade değildir. Bu kalıp aynı kanıtı yeniden çerçeveler ve dinleyiciyi konuşanın tercih ettiği sonuca yönlendirir.

Alıştırma

Yeniden çerçevelemeyi don't think X, think Y kalıbıyla tamamla: ____ of the delay as wasted time; ____ of it as extra preparation.

Cevabı göster

Don't think · think

We're also anxious because we're constantly told

1:08

Ayrıca endişeliyiz çünkü bize sürekli olarak

that we could become anything.

1:10

her şey olabileceğimiz söyleniyor.

We hear it from our earliest days.

1:12

Bunu küçüklüğümüzden beri duyuyoruz.

It should be great that there's so much opportunity in the modern world,

1:14

Modern dünyada bu kadar çok fırsat olması harika bir şey olmalı,

but what if we fail in such a world? Dilbilgisi

1:18

ama ya böyle bir dünyada başarısız olursak?

Dilbilgisi

what if: Olası Bir Sonucu Gündeme Getirmek

What if varsayımsal bir olasılığı gündeme getirir ve dinleyiciden sonuçlarını düşünmesini ister. Burada başarısız olma olasılığı, fırsat bolluğunun yalnızca iyi bir şey olduğu yönündeki olumlu iddiaya meydan okur. Bu soru retoriktir: Olgusal bilgi istemek yerine savı ilerletir. Hayal edilen sonuç gelecekte olsa bile İngilizcede if sonrasında genellikle şimdiki zaman biçimi fail kullanılır.

Alıştırma

'The plan looks simple, but what if the costs rise?' cümlesinde what if ne yapar?

  1. Olumlu görüşe meydan okuyan olası bir risk ortaya koyar.
  2. Maliyetlerin kesinlikle artacağını doğrular.
  3. Zaten artmış olan maliyetlerin listesini ister.
Cevabı göster

Olumlu görüşe meydan okuyan olası bir risk ortaya koyar.

What if you don't manage to get to the top Deyimler

1:20

Ya her türlü şansın olduğu söylenirken

Deyimler

Başarı benzetmesi olarak get to the top

Bu cümlede get to the top, en yüksek başarı veya toplumsal kabul düzeyine ulaşmayı anlatan bir benzetmedir. Top fiziksel bir varış noktası değildir. Bu imge, başarıyı bir merdiven veya hiyerarşide yukarı doğru ilerlemek gibi gösterir. Bağlama göre kariyer konumu, zenginlik, şöhret, etki veya başka bir başarıyı anlatabilir; yalnızca terfi etmek anlamına gelmez.

Alıştırma

“After years of building her company, Maya got to the top,” cümlesinde “got to the top” ne anlama gelir?

  1. Kendini geliştirmeye çalışmayı bıraktı.
  2. Bir binanın en üst katına çıktı.
  3. Çok yüksek bir başarı düzeyine ulaştı.
Cevabı göster

Çok yüksek bir başarı düzeyine ulaştı.

when there was said to be every chance?

1:23

en tepeye ulaşmayı başaramazsanız?

The self-help shelves of bookstores

1:25

Kitapçıların kişisel gelişim rafları,

are filled with two kinds of books

1:27

modern endişe durumunu yansıtan

that capture the modern anxious condition.

1:29

iki tür kitapla doludur.

The first have titles like,

1:31

Birinci türün şöyle başlıkları vardır:

"How to make it big in 15 minutes" Deyimler

1:32

"15 Dakikada Nasıl Büyük Başarı Elde Edilir"

Deyimler

Make it big deyimi

Make it big, özellikle eğlence, iş dünyası veya başka bir rekabetçi alanda çok başarılı, ünlü ya da zengin olmak anlamına gelen gündelik bir deyimdir. Bir nesneyi büyütmek anlamına gelmez. Buradaki it belirli bir şeyi göstermez. Kalıplaşmış deyimin bir parçasıdır; bu nedenle tüm ifade büyük başarı vaadi olarak anlaşılmalıdır.

Alıştırma

“Çok başarılı olmak” anlamındaki gündelik deyimle cümleyi tamamlayın: She moved to Los Angeles hoping to ____ as a filmmaker.

Cevabı göster

make it big

or "Be an overnight millionaire".

1:34

veya "Bir Gecede Milyoner Olun".

The second have titles like,

1:36

İkinci türün başlıkları ise şöyledir:

"How to cope with low self-esteem". Kalıp ifadeler

1:38

"Düşük Özgüvenle Nasıl Başa Çıkılır".

Kalıp ifadeler

cope with + bir zorluk

Cope with, zor bir durumla, sorunla veya duyguyla başa çıkıp günlük işlevlerini sürdürmek anlamına gelir. Sorunun tamamen çözüldüğü anlamına gelmez. Kalıp cope with + isim veya zamir şeklindedir. Başlıkta low self-esteem, kişinin başa çıkmayı öğrendiği zorluğu ifade eder.

Alıştırma

Dersin ifadesiyle cümleyi tamamlayın: After the move, Lina learned to ____ being far from her friends.

Cevabı göster

cope with

The two genres are related.

1:41

Bu iki tür birbiriyle bağlantılıdır.

A society that tells people they could have everything,

1:43

İnsanlara her şeye sahip olabileceklerini söyleyen,

but where in fact only a tiny minority can,

1:45

ama aslında sadece küçük bir azınlığın buna ulaşabildiği bir toplum,

will end up with a lot of dissatisfaction and grief. Öbek fiiller

1:49

sonunda büyük bir tatminsizlik ve keder yaratacaktır.

Öbek fiiller

end up with + nihai bir sonuç

End up with, bir süreçten sonra elde kalan nihai sonucu, sahip olunan şeyi veya durumu belirtir. Sonucun başlangıçta planlanmadığını ya da istenmeyen bir sonuç olduğunu sık sık ima eder. Buradaki kalıp end up with + isim öbeği şeklindedir. Bu cümlede toplumun vaatleri ile eşitsiz gerçeklik sonunda büyük bir memnuniyetsizlik ve üzüntü yaratır; with ortaya çıkan bu sonucu belirtir.

Alıştırma

Cümleyi end up with ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: We skipped the inspection and ____ an expensive repair bill.

Cevabı göster

ended up with

There's a related problem.

1:52

Buna bağlı başka bir sorun daha var.

Our societies are to a large extent Kalıp ifadeler

1:54

Toplumlarımızın büyük ölçüde

Kalıp ifadeler

to a large extent: bir iddianın kapsamını sınırlamak

“To a large extent”, istisnalara yer bırakarak “büyük ölçüde” anlamına gelir. Bir iddianın çoğunlukla doğru olduğunu, ancak tamamen doğru olmadığını gösterir. Burada derece belirten bir zarf öbeği olarak sonraki yargının ne kadar güçlü biçimde geçerli olduğunu sınırlar. “Extent”, fiziksel alan veya büyüklük değil, soyut bir dereceyi ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki, “büyük ölçüde ama tamamen değil” anlamına gelen tam ifadeyle tamamlayın: The outcome was ____ shaped by decisions made in the first week.

Cevabı göster

to a large extent

deemed to be fair. Kelime

1:56

adil olduğu kabul ediliyor.

Kelime

deemed to be: resmî bir edilgen yargı

“Deemed to be”, “olarak değerlendirilmek” veya “kabul edilmek” anlamına gelen resmî bir edilgen yapıdır. “Our societies are ... deemed to be fair” cümlesinde “our societies” yargının yöneltildiği ögedir; “fair” ise ona verilen nitelemedir. Edilgen yapı değerlendirmeyi yapan kişiyi belirtmeden kullanılabilir. Böylece konuşmacının toplumların adil olduğunu doğrudan söylemesi yerine genel veya kurumsal bir değerlendirme sunulur. Bu şekilde ifade edilen bir yargı kendiliğinden nesnel gerçek sayılmaz.

Alıştırma

Hangi cümle, betimlemeyi tartışılmaz bir gerçek gibi sunmadan resmî bir değerlendirmeyi aktarır?

  1. The device was deemed to be safe after the review.
  2. The device seemed to be safe after the review.
  3. The device was safe after the review.
Cevabı göster

The device was deemed to be safe after the review.

Back in the olden days,

1:58

Eskiden,

you knew the system was totally rigged. Kelime

1:59

sistemin tamamen hileli olduğunu bilirdiniz.

Kelime

totally rigged ifadesindeki güçlü suçlama

Burada rigged, sistemin adil işlememesi için kasıtlı olarak düzenlendiği veya manipüle edildiği anlamına gelir. Totally suçlamayı güçlendirir: Konuşmacı, adaletsizliğin küçük bir hatadan kaynaklanmadığını, sistemin içine yerleştirilmiş olduğunu söylüyor. Rigged sözcüğü, halat veya başka donanımlarla kurulmuş ekipmanları gerçek anlamıyla da tanımlayabilir; ancak burada bu anlam uygun değildir. Seçimler, oyunlar, piyasalar veya sistemlerle kullanıldığında genellikle kasıtlı kontrol ya da belirli kişilere haksız biçimde avantaj sağlayan bir sonuç iddiası taşır.

Alıştırma

Hangi cümlede rigged, altyazıdakiyle aynı değerlendirme anlamında kullanılmıştır?

  1. The hiring process was rigged so the director's nephew would win.
  2. The damaged sail was rigged with a temporary rope.
  3. The stage lights were rigged above the audience.
Cevabı göster

The hiring process was rigged so the director's nephew would win.

It wasn't your fault if you were a peasant,

2:02

Eğer bir köylüyseniz bu sizin suçunuz değildi,

and not to your credit if you were the lord. Kalıp ifadeler

2:04

ve eğer bir lord iseniz bu da sizin başarınız değildi.

Kalıp ifadeler

not to your credit: kişisel başarıyı reddetmek

To someone's credit kalıbında credit, iyi bir davranış veya başarı için hak edilen övgü ya da takdir anlamına gelir. Bu nedenle not to your credit, kişinin avantajlı durumunu kendisinin kazanmadığını ve bunun için övgüyü hak etmediğini belirtir. Bu ifade kimin övgüyü hak ettiğini değerlendirir; not your fault ise kimin suçlanması gerektiğini değerlendirir. Burada efendi olmak kişisel başarıdan değil, toplumsal konumdan kaynaklanıyordu; dolayısıyla kişinin başarısı sayılmazdı.

Alıştırma

Cümleyi “övgüyü hak ettiğiniz bir şey değil” anlamındaki dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Getting the highest score because you saw the answer key was ____.

Cevabı göster

not to your credit

But now we're told our societies are meritocracies, Kültür

2:07

Ama şimdi bize toplumlarımızın meritokrasi (liyakat) olduğu söyleniyor,

places where the rewards go to those who really merit them,

2:09

ödüllerin onu gerçekten hak edenlere,

Kültür

meritocracies: liyakate dayalı ödüller

Meritocracy, insanların doğuştan gelen veya miras aldıkları ayrıcalıklar yerine yetenekleri ve başarıları sayesinde statü, görev ya da ödül kazandıklarının varsayıldığı toplum veya sistemdir. Bu cümlede places where the rewards go... ifadesi terimi açıklar. we're told sözleri, konuşmacının bu iddiayla arasına biraz mesafe koymasını sağlar: konuşmacı toplumların izlediğini söylediği bir ideali anlatır, toplumların tamamen adil olduğunu doğrulamaz.

Alıştırma

Hangi açıklama meritocracy kavramına en iyi uyar?

  1. Statü ve ödüllerin esas olarak yetenek ve başarıya dayandığı bir sistem
  2. Herkese tam olarak aynı sonucun garanti edildiği bir sistem
  3. Siyasi görevlerin aile yoluyla miras kaldığı bir sistem
Cevabı göster

Statü ve ödüllerin esas olarak yetenek ve başarıya dayandığı bir sistem

the hard-working clever among us.

2:13

yani aramızdaki çalışkan ve zeki olanlara gittiği yerler olduğu söyleniyor.

It sounds lovely,

2:15

Kulağa hoş geliyor,

but there's a nasty sting in the tail. Deyimler

2:17

ama işin sonunda can yakan bir durum var.

Deyimler

sting in the tail: sonda ortaya çıkan kötü sürpriz

Sting in the tail, başlangıçta iyi veya zararsız görünen bir şeyin sonuna doğru ortaya çıkan tatsız bir sonucu, koşulu ya da beklenmedik dönüşü anlatan bir deyimdir. Burada sounds lovely olumlu bir ilk izlenim oluştururken but gizli olumsuzluğu ortaya çıkarır. İfade mecazidir; gerçek bir hayvandan veya iğneden söz edilmez.

Alıştırma

Sonda ortaya çıkan kötü bir sürprizi anlatan deyimi tamamlayın: The proposal looked helpful at first, but there was a ____.

Cevabı göster

sting in the tail

If you really believe in a society

2:19

Eğer gerçekten en üsttekilerin orada olmayı hak ettiği

where those at the top deserve to get there,

2:21

bir topluma inanıyorsanız,

that has to mean that those at the bottom Anlatım akışı

2:24

bu, en alttakilerin de

deserve to be there too.

2:26

orada olmayı hak ettiği anlamına gelir.

Anlatım akışı

has to mean that: kaçınılmaz bir sonuca varmak

Burada has to mean that, konuşmacının önceki öncülden çıkardığı sonucu sunar. Argümanı şu şekilde düzenler: İlk iddiayı kabul ediyorsanız bu sonucu da kabul etmelisiniz. Has to bir emir veya yükümlülük değil, mantıksal zorunluluk ifade eder. Konuşmacı, bu akıl yürütme içinde sonucu kaçınılmaz olarak sunar.

Alıştırma

Bir kurala göre her ekip üyesinin erişim kartı vardır ve Nia da ekip üyesidir. Hangi cümle sonucu mantıksal olarak kaçınılmaz biçimde sunar?

  1. That might mean that Nia has an access card.
  2. That does not mean that Nia has an access card.
  3. That has to mean that Nia has an access card.
Cevabı göster

That has to mean that Nia has an access card.

Meritocracies make poverty Dilbilgisi

2:29

Meritokrasi yoksulluğun

seem not just unpleasant, Dilbilgisi

2:30

sadece tatsız bir durum değil,

but also somehow deserved.

2:33

aynı zamanda bir şekilde hak edilmiş görünmesine neden olur.

Dilbilgisi

make poverty seem: make + nesne + to almayan yalın fiil

make poverty seem ... yapısında make ettirgen bir fiildir: Bir şeyin yoksulluğun belirli bir şekilde görünmesine yol açtığını belirtir. Poverty, make fiilinin nesnesidir; seem ise ondan sonra gelen fiildir. Etken make + nesne yapısından sonra to almayan yalın fiil kullanılır. Bu nedenle doğru biçim to seem değil seem olur. Seem sonrasındaki sözler —burada not just unpleasant, but also somehow deserved— oluşturulan izlenimi açıklar.

Alıştırma

Makes sonrasında seem fiilinin doğru biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: Bright lighting makes the kitchen ____ larger.

Cevabı göster

seem

Dilbilgisi

İkinci noktayı güçlendiren not just ... but also yapısı

not just X, but also Y dil bilgisi bakımından paralel iki noktayı birbirine bağlar ve Y'nin X'ten daha güçlü, şaşırtıcı ya da önemli bir ekleme olduğunu belirtir. Burada unpleasant ve deserved, seem fiilinden sonra gelen iki tamamlayıcıdır. Cümle, yoksulluğun açıkça tatsız olmasından, yoksulluğun ahlaken hak edilmiş gibi görünmesi şeklindeki daha sert iddiaya ilerler.

Alıştırma

budget daha güçlü biçimde eklenen nokta olacak şekilde cümleyi dersteki iki parçalı yapıyla tamamlayın: The policy affected ____ the schedule, ____ the budget.

Cevabı göster

not just · but also

In medieval England,

2:35

Orta Çağ İngiltere'sinde,

people used to call the poor unfortunates, Kültür

2:37

insanlar yoksulları "talihsizler" olarak adlandırırdı,

literally people who had not been blessed

2:40

kelimenin tam anlamıyla talih tanrıçası tarafından

by the goddess of fortune.

2:42

kutsanmamış insanlar.

Kültür

Yoksullar için tarihsel bir adlandırma olarak unfortunates

Burada unfortunates, yoksul insanlar için bir adlandırma olarak kullanılan çoğul bir isimdir. Onları kötü talihin başına geldiği kişiler olarak sunar. Konuşmacı, tanrıça olarak kişileştirilen Talih tarafından kutsanmamış olma şeklindeki eski imgeyi kullanarak yoksulluğun kişisel bir kusurdan değil, şans veya kaderden kaynaklandığı bir dünya görüşünü gösterir. Sav için gerekli karşıtlık budur; bu, modern ve kesin bir köken bilgisi tanımı değildir.

Alıştırma

Cümledeki tarihsel unfortunates adlandırması, insanların neden yoksul olduğu konusunda neyi ima eder?

  1. Toplumsal ayrıcalık kazanmış kişiler olarak görülüyorlardı.
  2. Kötü şans veya kaderden etkilenmiş kişiler olarak görülüyorlardı.
  3. Modern bir hukuk kategorisiyle tanımlanıyorlardı.
Cevabı göster

Kötü şans veya kaderden etkilenmiş kişiler olarak görülüyorlardı.

Nowadays, especially in the United States,

2:44

Günümüzde, özellikle meritokrasinin büyük olduğu

where meritocracy is big,

2:46

Amerika Birleşik Devletleri'nde,

they call them, rather tellingly, Anlatım akışı

2:48

onlara oldukça manidar bir şekilde

losers.

2:50

"ezikler" (losers) diyorlar.

Anlatım akışı

Yorum Ara Sözü Olarak rather tellingly,

Rather tellingly cümle düzeyinde bir yorum zarfıdır: birinin onları nasıl adlandırdığını değil, losers sözcüğünün seçimini yorumlar. Tellingly, “önemli bir şeyi açığa çıkaracak biçimde” demektir; rather ise “oldukça”ya benzer, ölçülü bir vurgu katar. losers sözcüğünden önce gelen bu ara söz, dinleyiciyi bu etiketi bir kanıt olarak görmeye yöneltir. Etiket, başarısız kişileri durumlarından şahsen sorumlu gören bir değer sistemini açığa çıkarır; böylece ifade, sözcük seçimini savı destekleyen bir kanıta dönüştürür.

Alıştırma

Şu İngilizce cümleyi okuyun: “The committee rather tellingly described all dissent as disloyalty.” “Rather tellingly” neye işaret ediyor?

  1. Komitenin sözcük seçimi önemli bir tutumu açığa çıkarıyor.
  2. Betimlemenin yorumlanacak hiçbir anlamı yok.
  3. Komite hikâyeyi çok ayrıntılı biçimde anlatıyor.
Cevabı göster

Komitenin sözcük seçimi önemli bir tutumu açığa çıkarıyor.

We scarcely believe in luck nowadays anymore

2:51

Artık günümüzde, nerede son bulduğumuzu açıklayabilecek bir şey olarak

as something that can explain where we end up.

2:54

şansa neredeyse hiç inanmıyoruz.

No one will believe you

2:56

Size kimse inanmayacaktır,

if you say you were fired because of bad luck.

2:57

eğer kötü şans yüzünden kovulduğunuzu söylerseniz.

Your professional position has become

3:00

Mesleki konumunuz,

the central verdict on your character. Deyimler

3:02

karakteriniz hakkındaki temel yargı haline geldi.

Deyimler

the central verdict on your character Metaforu

Bu ifadede verdict mecaz olarak kullanılır. Verdict normalde mahkemenin verdiği resmî bir karardır; burada ise mesleki konum, toplumun bir kişinin karakteri hakkındaki başlıca yargısı gibi işlev görür. on edatı neyin yargılandığını gösterir: your character. Buna the central verdict denmesi, yaşamın tek bir alanından kişinin bütününe uzanan adaletsiz bir çıkarımı eleştirir. Mesleki konumun, birinin değerli, yetkin ya da iyi olup olmadığına karar vermede temel ölçüt hâline geldiği anlamına gelir; bir mahkemenin gerçekten hukuki karar verdiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Şu İngilizce cümleyi okuyun: “His salary became the central verdict on his character.” Hangi açıklama mecazı en iyi koruyor?

  1. Bir mahkeme maaşı nedeniyle onun hakkında resmî bir hukuki karar verdi.
  2. Karakteri, maaşını ve mesleki konumunu belirledi.
  3. Maaşı, insanların onun nasıl biri olduğunu değerlendirdiği başlıca ölçüt hâline geldi.
Cevabı göster

Maaşı, insanların onun nasıl biri olduğunu değerlendirdiği başlıca ölçüt hâline geldi.

No wonder suicide rates rise exponentially Kalıp ifadeler

3:05

Bir toplum sözde modern dünyaya katıldığı anda

the moment a society joins the so-called modern world. Kelime

3:08

intihar oranlarının katlanarak artmasına şaşmamalı.

Kalıp ifadeler

No wonder: şaşırtıcı olmayan bir sonuç

No wonder, daha önce verilen bir nedenden dolayı şaşırtıcı görünmeyen veya anlaşılabilir bir sonucu sunar. Burada daha önce söz edilen insanların üzerindeki baskı, intihar oranlarındaki artışın şaşırtıcı olmamasının nedeni olarak gösterilir. Yaygın yapı No wonder + cümlecik şeklindedir. Bu bir soru değil, sonuç bildiren bir ifadedir; wonder burada “mucize” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi, sonucun şaşırtıcı olmadığını belirten iki kelimelik İngilizce ifadeyle tamamlayın: The roads were covered in ice all morning. ____ the buses were late.

Cevabı göster

No wonder

Kelime

so-called: bir etiketi sorgulamak

so-called bir isimden önce geldiğinde, insanların ardından gelen adı veya etiketi kullandığını belirtir. the so-called modern world ifadesinde konuşmacı, bilinen bir etiketi tartışılmaz bir gerçek olarak sunmak yerine başkalarının kullandığı bir ad olarak tekrarlar. Tutum bağlama göre belirlenir. Burada so-called mesafe yaratır ve modern olarak tanımlanan dünyanın olumlu görünen bu etiketi hak etmeyebileceğini düşündürür. Başka bağlamlarda yalnızca yaygın kullanılan bir terimi de belirtebilir.

Alıştırma

Hangi cümlede so-called, bir etiketin hak edilip edilmediğini sorgulamak için kullanılmıştır?

  1. The instrument is called a pulse oximeter.
  2. Mina called the office before lunch.
  3. The so-called luxury hotel had broken windows and no hot water.
Cevabı göster

The so-called luxury hotel had broken windows and no hot water.

How can we cope?

3:12

Nasıl başa çıkabiliriz?

Well, first off,

3:14

Şey, ilk olarak,

by refusing to believe that any society really ever can be meritocratic.

3:15

herhangi bir toplumun gerçekten de tamamen meritokratik olabileceğine inanmayı reddederek.

Luck or accident continue to determine

3:19

Şans veya tesadüf,

a critical share

3:22

insanların hiyerarşide nerede son bulduklarının

of where people end up in the hierarchy.

3:23

kritik bir bölümünü belirlemeye devam ediyor.

Treat no one, not least yourself, Kalıp ifadeler

3:25

Kimseye, en başta da kendinize,

as though they entirely deserve to be where they are. Dilbilgisi

3:28

tamamen bulundukları yeri hak ediyorlarmış gibi davranmayın.

Kalıp ifadeler

not least yourself: özellikle kendinizi de dahil etmek

Not least, özellikle veya bilhassa anlamına gelir. Daha geniş bir grubun içindeki bir üyeyi göz ardı edilemeyecek kadar önemli biri olarak öne çıkarır; not sözcüğü bu üyeyi daha önemsiz yapmaz. not least yourself ifadesinde yourself, no one kapsamındaki kişiler arasında özellikle vurgulanır. Cümle, bu uyarının kişinin kendisine nasıl davrandığı konusunda özellikle geçerli olduğunu anlatır.

Alıştırma

Cümleyi not least ve doğru dönüşlülük zamiriyle tamamlayın: Be kind to everyone, ____.

Cevabı göster

not least yourself

Dilbilgisi

as though: varsayımsal bir karşılaştırma kurmak

As though, bir görünüşü, tutumu veya davranış biçimini olası ya da hayal edilen bir durumla karşılaştıran yan cümleyi başlatır. Bu yan cümle otomatik olarak gerçek değil, bir karşılaştırma olarak sunulur. Buradaki yapı treat + object + as though + clause biçimindedir. Konuşmacı, insanların mevcut durumlarını tamamen hak ettiği varsayımının onlara nasıl davrandığınızı belirlemesine izin vermemenizi söylüyor.

Alıştırma

Hangi cümle, bağlaçtan sonraki fikri kabul edilmiş bir gerçek olarak değil, bir görünüş veya hayalî karşılaştırma olarak sunar?

  1. She spoke to me even though I had broken the rule.
  2. She spoke to me because I had broken the rule.
  3. She spoke to me as though I had broken the rule.
Cevabı göster

She spoke to me as though I had broken the rule.

Secondly,

3:32

İkinci olarak,

make up your own definition of success Öbek fiiller

3:33

toplumunkine eleştirel yaklaşmadan yaslanmak yerine,

Öbek fiiller

make up your own definition: kişisel bir ölçüt oluşturmak

Burada make up, yaratmak veya düşünüp oluşturmak anlamına gelir. Nesnesi your own definition of success olduğu için konuşmacı sizden yalan söylemenizi ya da sahte bir açıklama uydurmanızı değil, kişisel bir ölçüt oluşturmanızı istiyor. make up + bir kural, hikâye, ad, oyun veya tanım yapısı, kişinin kendi fikirlerinden bir şey oluşturmasını anlatabilir. Your own, sonucun başkasından kopyalanmadığını veya alınmadığını, size ait olduğunu vurgular.

Alıştırma

Hangi cümlede make up, kişinin kendi başına bir şey oluşturması anlamındadır?

  1. Bir şeyi telafi etmek: I will make up the missed hours tomorrow.
  2. Barışmak: They made up after the argument.
  3. Bir şey oluşturmak: We made up a new name for the team.
Cevabı göster

Bir şey oluşturmak: We made up a new name for the team.

instead of uncritically leaning on society's. Öbek fiiller

3:35

kendi başarı tanımınızı yapın.

Öbek fiiller

leaning on: mevcut bir ölçüte dayanmak

Bu cümlede lean on mecazi anlamdadır: bir şeye güvenmek veya düşünürken onu dayanak olarak kullanmak demektir. Bu nedenle uncritically leaning on society's, toplumun başarı ölçütünü kişinin kendisi incelemeden kabul etmesi anlamına gelir. Society's, tekrarlanan isim grubunun çıkarıldığı bir iyelik biçimidir. Önceki sözlerden anlaşılan society's definition of success ifadesinin yerini tutar. Instead of bir edat olduğu için ardından gelen lean, -ing biçimi olan leaning olarak kullanılır.

Alıştırma

Hangi seçenekte lean on, yol gösterici bir kaynağa dayanmak anlamında kullanılmıştır?

  1. Bilgiye dayanma: We lean on customer feedback when planning updates.
  2. Baskı: They leaned on him to change his vote.
  3. Fiziksel destek: Don't lean on the wet railing.
Cevabı göster

Bilgiye dayanma: We lean on customer feedback when planning updates.

There are so many ways to succeed,

3:38

Başarılı olmanın pek çok yolu vardır,

and many of them have nothing to do with status Kalıp ifadeler

3:40

ve bunların birçoğunun statü ile hiçbir ilgisi yoktur,

Kalıp ifadeler

have nothing to do with: … ile hiçbir ilgisi olmamak

Have nothing to do with, iki şeyin birbiriyle hiçbir bağlantısı olmadığını belirtir. Bu cümlede, başarılı olmanın birçok yolunun toplumsal statüyle bağlantılı olmadığı söyleniyor. Kalıp have/has nothing to do with + isim, zamir veya -ing biçimidir. With, bağlantısı reddedilen kişi, şey ya da konuyu belirtir; bu ifade, yapacak işi veya etkinliği olmamak anlamındaki have nothing to do ile aynı değildir.

Alıştırma

Cümleyi have nothing to do with ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Her choice ____ popularity.

Cevabı göster

has nothing to do with

as it's currently defined

3:42

en azından şu anda

within the value system of industrial capitalism.

3:44

endüstriyel kapitalizmin değer sisteminde tanımlandığı şekliyle.

Those who succeed at making money

3:47

Para kazanmakta başarılı olanlar

rarely succeed at empathy or family life.

3:49

empati veya aile hayatında nadiren başarılı olurlar.

Thirdly, and most importantly,

3:53

Üçüncü ve en önemlisi,

we should refuse to let our outer achievements Dilbilgisi

3:55

dışarıdaki başarılarımızın

define our sense of self entirely.

3:57

benlik duygumuzu tamamen tanımlamasına izin vermeyi reddetmeliyiz.

Dilbilgisi

let + nesne + fiilin yalın hâli: let our outer achievements define

let + nesne + fiilin yalın hâli kalıbı, nesnenin bir şeyi yapmasına izin verildiğini belirtir. Burada our outer achievements nesne, define ise fiilin yalın hâlidir. Başarılar, kişinin tüm benlik algısını şekillendirebilen bir güç olarak tasvir edilir. refuse to let ... yapısında refuse, to'lu mastar olan to let ile devam eder. let sonrasında ikinci bir to eklemeyin: refuse to let our achievements define ... denir; refuse to let our achievements to define ... denmez.

Alıştırma

Cümleyi let sonrasında define fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Don't let one mistake ____ your whole story.

Cevabı göster

define

There remain so many vital sides of us

4:00

İçimizde o kadar çok hayati yönümüz var ki,

that will never appear on our business cards,

4:02

bunlar asla kartvizitlerimizde yer almayacak,

that don't stand a chance of being captured Kalıp ifadeler

4:04

ve bunların yakalanma şansı hiç yok

Kalıp ifadeler

stand a chance of being + geçmiş zaman ortacı

stand a chance of doing something, bir şeyi yapma konusunda gerçekçi bir olasılığa sahip olmak demektir. Olumsuz don't/doesn't stand a chance biçimi, olasılığın son derece düşük ya da sıfır olduğunu belirtir. Buradaki being captured edilgen yapıdadır: kişinin önemli yönleri, yakalanabilecek veya yansıtılabilecek şeylerdir. Kullanılabilir kalıp stand a chance of + fiilin -ing biçimidir; edilgen bir sonuç için being + geçmiş zaman ortacı kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi, seçilme konusunda gerçekçi bir olasılığa sahip olmak anlamındaki ifadeyle tamamlayın. Without a stronger proposal, our project doesn't ____ selected.

Cevabı göster

stand a chance of being

by that maddeningly blunt

4:07

o çıldırtıcı derecede kaba

and unimaginative question,

4:09

ve hayal gücünden yoksun soru tarafından:

"So, what do you do?" Anlatım akışı

4:11

"Peki, ne iş yapıyorsun?"

Anlatım akışı

Argümanı bitirmek için “So, what do you do?” sorusunu tekrarlamak

Sondaki soru, başlangıçta kullanılan soruyu tekrarlayarak açılışa bir gönderme oluşturur. Bu tekrar, dinleyicinin cümleyi yeni bir konu olarak görmek yerine sonu başlangıçla ilişkilendirmesini sağlar. Sorunun bulunduğu yer, nasıl anlaşıldığını değiştirir. Başlangıçta sıradan bir sohbet sorusu gibi gelir; ancak argümandan sonra, bir insanı yaptığı işe indirgeyen dar bir bakış açısını temsil eder. Aynı sözlerin tekrarı böylece konuşmayı çerçeveler ve ana düşünceyi sonuca bağlar.

Alıştırma

Sonda "So, what do you do?" sorusunun tekrarlanmasının temel yapısal işlevi nedir?

  1. Kartvizit terimini daha ayrıntılı biçimde tanımlar.
  2. Dinleyicilerden iş unvanlarını yüksek sesle söylemelerini ister.
  3. Meslek seçimiyle ilgili yeni bir tartışma başlatır.
  4. Başlangıçtaki soruya döner ve sorunun sınırlarını ortaya çıkarır.
Cevabı göster

Başlangıçtaki soruya döner ve sorunun sınırlarını ortaya çıkarır.