Statü Endişesi: İngilizce çalışma notları
The School of Life
Video tanıtımı: Konuşmacı, statünün insan değerini nasıl yargıladığını, meritokrasinin başarısızlığı nasıl hak edilmiş gösterdiğini ve başarıyı neden daha geniş tanımlamak gerektiğini anlatıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. "So what do you do?" - Konuşma edimbilimi ve tutum: mevcut etkinliği değil mesleği soran ve statüyü de yargılayabilen bir soru olduğunu fark edin. 2. sting in the tail. - Deyimler ve mecazlı ifadeler: çekici bir fikrin ardındaki gizli zararlı sonucu anlayın ve imgeyi olumsuz yanı göstermek için kullanın. 3. stand a chance of being - Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: bir şeyin gerçekçi gerçekleşme olasılığını, burada edilgen anlamlı bir ulaçla ifade edin.
Bu derste
The first question you tend to get asked when you meet someone at a party is,
0:01Bir partide biriyle tanıştığınızda genelde size sorulan ilk soru şudur:
İşi soran What do you do?
Gündelik tanışma konuşmalarında What do you do? genellikle kişinin işini veya temel mesleğini sorar. Geniş zamandaki do, o anda yaptığı hareketi değil, kişinin olağan rolünü ifade eder. So, sorunun konuşmadaki doğal bir sonraki adım gibi duyulmasını sağlar. Ortama ve ses tonuna bağlı olarak soru, birini işi üzerinden sosyal olarak konumlandırma çabası gibi de hissedilebilir; ancak bu ek tutum her zaman bulunmaz.
Alıştırma
Bir iş ağı etkinliğinde Maya, Leo'ya "So what do you do?" diye soruyor. Büyük olasılıkla neyi soruyor?
- En sevdiği hobinin hangisi olduğunu soruyor.
- Onun işini veya mesleğini soruyor.
- Tam o anda hangi hareketi yaptığını soruyor.
Cevabı göster
Onun işini veya mesleğini soruyor.
And according to how impressive your answer is,
0:05Ve cevabınızın ne kadar etkileyici olduğuna bağlı olarak,
people are either really keen to get to know you better Notlar
0:07insanlar ya sizi daha yakından tanımak için çok istekli olurlar
get to know you better: zamanla daha yakından tanımak
Get to know someone, biriyle zaman geçirerek veya konuşarak onu giderek daha iyi tanımak demektir. Kişiyi zaten tanıyor olma durumunu değil, tanıma sürecini anlatır. Buradaki better, kişi hakkında şu anda bilinenden daha fazlasını öğrenme anlamını ekler. İfadenin bütünü, ilişkiyi sürdürme ve karşıdaki kişinin kim olduğunu daha iyi keşfetme isteğini gösterir.
Alıştırma
'Onu giderek daha yakından tanımak' anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: I met Maya yesterday, and I'd like to ____.
Cevabı göster
get to know her better
or swiftly leave you behind by the nuts.
0:09ya da çerez kasesinin yanında sizi hızla terk ederler.
Either ... or ... eşli bağlaç yapısı
Either ... or ..., iki alternatifi birbirine bağlayan eşli bir bağlaç yapısıdır. Either sözcüğünü ilk bölümün, or sözcüğünü ise ikinci bölümün önüne getirin. Buradaki iki bölüm birbirine zıt tepkileri gösterir: insanlar sizi daha iyi tanımaya hevesli olabilir veya hızla ayrılabilir. Bu yapı cümleyi iki belirgin kola ayırır ve karşıtlığı güçlendirir. Mümkün olduğunda iki bölümü dil bilgisi açısından paralel tutun.
Alıştırma
Cümleyi iki olası plan sunan eşli bağlaç yapısıyla tamamlayın: We can ____ meet on Friday ____ talk on Saturday.
Cevabı göster
either · or
We're anxious because we live in a world of snobs,
0:12Endişeliyiz çünkü züppelerle dolu bir dünyada yaşıyoruz,
people who take a tiny part of us, our professional identities,
0:15bizim sadece küçük bir parçamızı, yani mesleki kimliğimizi alıp
and use these to come to a complete verdict Kalıp ifadeler
0:19bunu tam bir karara varmak için kullanan
about how valuable we are as humans.
0:22ve insan olarak ne kadar değerli olduğumuzu belirleyen insanlar.
come to a complete verdict: aşırı kapsamlı bir yargıya varmak
Come to a verdict, birini veya bir şeyi değerlendirdikten sonra bir yargıya varmak demektir. Verdict sözcüğü mahkemelerle güçlü biçimde ilişkilendirilse de kesin bir kişisel ya da toplumsal yargı için mecazi olarak da kullanılabilir. Complete verdict ifadesindeki complete eleştiriyi keskinleştirir: insanlar küçük bir ayrıntıyı, kişinin bütün insani değerini yargılamak için yeterli saymaktadır. İfade, gerçek bir hukuki karar yerine aşırı kapsamlı ve nihai bir yargıyı anlatır.
Alıştırma
Bu cümlede come to a complete verdict ne anlama geliyor?
- Kişinin işi hakkında küçük bir bilgi öğrenmek
- Kişinin değeri hakkında kapsamlı bir yargı oluşturmak
- Bir mahkemenin hukuki karar açıklamasını beklemek
Cevabı göster
Kişinin değeri hakkında kapsamlı bir yargı oluşturmak
and that's why we worry so much about judgment and humiliation.
0:32ve işte bu yüzden yargılanmaktan ve aşağılanmaktan bu kadar çok korkuyoruz.
have been pegged to the acquisition of material things. Deyimler
0:43maddi şeylerin elde edilmesine bağlandığı bir zamanda yaşıyoruz.
Be pegged to: bir şeye bağlı veya ona göre sabitlenmiş olmak
Burada have been pegged to, bir şeyin başka bir şeye bağımlı hâle getirildiği veya ona göre ölçüldüğü anlamına gelir. Cümle, insanların duygusal ödülü maddi varlık edinmeyle ilişkilendirmeye başladığını söylüyor. Yapı, peg fiilinin present perfect edilgen biçimidir: have been + pegged + to. Be pegged to çoğu zaman bir şeyin başka bir şeye göre sabitlendiğini, değerlendirildiğini veya tanımlandığını gösterir. Buradaki imge mecazidir; fiziksel bir kazık ya da mandal söz konusu değildir.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki hedef ifadeyle tamamlayın: The currency is ____ the U.S. dollar at a fixed rate.
Cevabı göster
pegged to
What people want when they go after money, big jobs, or fancy cars Öbek fiiller
0:47İnsanların paranın, büyük işlerin veya gösterişli arabaların peşinden koşarken istedikleri şey
Go after: bir hedefin etkin biçimde peşinden gitmek
Burada go after, bir şeyi elde etmeye veya başarmaya etkin biçimde çalışmak anlamına gelir. Para, yüksek mevkiler ve lüks arabalar hedef ya da statü simgeleridir; bu nedenle ifade fiziksel olarak takip etmek değil, bir hedefin peşinden gitmek anlamındadır. Go after sonrasındaki isim öbeği çabanın hedefini belirtir.
Alıştırma
Bu cümlede “etkin biçimde peşinden gitmek” anlamına gelen ifadeyi seçin: Lina decided to ___ a leadership role at the new company.
- go after
- turn down
- look after
Cevabı göster
go after
rarely X, so much as Y: asıl vurguyu değiştirmek
Rarely X, so much as Y burada düzeltici bir karşıtlık kurar. Konuşmacı önce X'in, yani mal veya başarıların kendisinin önemini azaltır; ardından asıl vurguyu Y'ye, yani bunlarla bağlantılı ilgi ve saygıya kaydırır. Bu kullanım, daha yaygın olan not so much X as Y kalıbının retorik bir çeşididir ve 'X'ten ziyade Y' anlamına gelir. Burada so much as karşıtlık kalıbının parçasıdır; 'bu kadar büyük miktarda' anlamına gelmez.
Alıştırma
'What she wants is rarely the title itself, so much as the trust that comes with it,' cümlesinde konuşmacı neyi vurguluyor?
- Unvan ile güven eşit derecede önemlidir.
- O, çok büyük miktarda güven istiyor.
- Güven, unvanın kendisinden daha önemlidir.
Cevabı göster
Güven, unvanın kendisinden daha önemlidir.
if you like ile yumuşatılmış yeniden ifade
Bu cümlede if you like, parantez içi bir söylem belirtecidir. Konuşmacının hemen önce sözünü ettiği attention and respect için daha geniş ve yoruma dayalı bir ad olarak the love ifadesini önermesine imkân verir. Bu ifade yeniden adlandırmayı yumuşatır; yaklaşık olarak 'böyle ifade etmek yararlıysa' veya 'buna böyle diyebiliriz' anlamına gelir. Gerçek bir koşul oluşturmaz ve dinleyicinin bir şeyi sevip sevmediğini sormaz.
Alıştırma
'The final round is, if you like, a test of patience' cümlesinde if you like ne yapıyor?
- Son aşamanın yalnızca dinleyici kabul ederse gerçekleşeceğini söyler.
- Dinleyicinin son aşamadan hoşlanıp hoşlanmadığını sorar.
- Son aşamayı temkinli biçimde bir sabır testi olarak yeniden adlandırır.
Cevabı göster
Son aşamayı temkinli biçimde bir sabır testi olarak yeniden adlandırır.
Next time you see a guy driving by in a Ferrari,
0:59Bir dahaki sefere Ferrari ile geçen birini gördüğünüzde,
don't think it's someone unusually greedy, Anlatım akışı
1:01onun alışılmadık derecede açgözlü biri olduğunu düşünmeyin,
think it's someone with a particularly intense vulnerability and need for love.
1:03bilhassa yoğun bir kırılganlığı ve sevgiye ihtiyacı olan biri olduğunu düşünün.
don't think X, think Y: Bir Yorumu Yeniden Çerçevelemek
don't think X, think Y şeklindeki iki emir yapısı önce yaygın bir yorumu reddeder, ardından onun yerine başka bir yorum koyar. Asıl cümlede X, sürücünün alışılmadık derecede açgözlü olduğu yargısıdır; Y ise onun kendini kırılgan hissettiği ve sevgiye ihtiyaç duyduğu açıklamasıdır. Her iki emirde de you öznesi örtük olarak bulunur. Bu nedenle ikinci think de bir emir yapısıdır; birinin zaten düşünüyor olduğunu bildiren bir ifade değildir. Bu kalıp aynı kanıtı yeniden çerçeveler ve dinleyiciyi konuşanın tercih ettiği sonuca yönlendirir.
Alıştırma
Yeniden çerçevelemeyi don't think X, think Y kalıbıyla tamamla: ____ of the delay as wasted time; ____ of it as extra preparation.
Cevabı göster
Don't think · think
It should be great that there's so much opportunity in the modern world,
1:14Modern dünyada bu kadar çok fırsat olması harika bir şey olmalı,
what if: Olası Bir Sonucu Gündeme Getirmek
What if varsayımsal bir olasılığı gündeme getirir ve dinleyiciden sonuçlarını düşünmesini ister. Burada başarısız olma olasılığı, fırsat bolluğunun yalnızca iyi bir şey olduğu yönündeki olumlu iddiaya meydan okur. Bu soru retoriktir: Olgusal bilgi istemek yerine savı ilerletir. Hayal edilen sonuç gelecekte olsa bile İngilizcede if sonrasında genellikle şimdiki zaman biçimi fail kullanılır.
Alıştırma
'The plan looks simple, but what if the costs rise?' cümlesinde what if ne yapar?
- Olumlu görüşe meydan okuyan olası bir risk ortaya koyar.
- Maliyetlerin kesinlikle artacağını doğrular.
- Zaten artmış olan maliyetlerin listesini ister.
Cevabı göster
Olumlu görüşe meydan okuyan olası bir risk ortaya koyar.
Başarı benzetmesi olarak get to the top
Bu cümlede get to the top, en yüksek başarı veya toplumsal kabul düzeyine ulaşmayı anlatan bir benzetmedir. Top fiziksel bir varış noktası değildir. Bu imge, başarıyı bir merdiven veya hiyerarşide yukarı doğru ilerlemek gibi gösterir. Bağlama göre kariyer konumu, zenginlik, şöhret, etki veya başka bir başarıyı anlatabilir; yalnızca terfi etmek anlamına gelmez.
Alıştırma
“After years of building her company, Maya got to the top,” cümlesinde “got to the top” ne anlama gelir?
- Kendini geliştirmeye çalışmayı bıraktı.
- Bir binanın en üst katına çıktı.
- Çok yüksek bir başarı düzeyine ulaştı.
Cevabı göster
Çok yüksek bir başarı düzeyine ulaştı.
Make it big deyimi
Make it big, özellikle eğlence, iş dünyası veya başka bir rekabetçi alanda çok başarılı, ünlü ya da zengin olmak anlamına gelen gündelik bir deyimdir. Bir nesneyi büyütmek anlamına gelmez. Buradaki it belirli bir şeyi göstermez. Kalıplaşmış deyimin bir parçasıdır; bu nedenle tüm ifade büyük başarı vaadi olarak anlaşılmalıdır.
Alıştırma
“Çok başarılı olmak” anlamındaki gündelik deyimle cümleyi tamamlayın: She moved to Los Angeles hoping to ____ as a filmmaker.
Cevabı göster
make it big
cope with + bir zorluk
Cope with, zor bir durumla, sorunla veya duyguyla başa çıkıp günlük işlevlerini sürdürmek anlamına gelir. Sorunun tamamen çözüldüğü anlamına gelmez. Kalıp cope with + isim veya zamir şeklindedir. Başlıkta low self-esteem, kişinin başa çıkmayı öğrendiği zorluğu ifade eder.
Alıştırma
Dersin ifadesiyle cümleyi tamamlayın: After the move, Lina learned to ____ being far from her friends.
Cevabı göster
cope with
A society that tells people they could have everything,
1:43İnsanlara her şeye sahip olabileceklerini söyleyen,
but where in fact only a tiny minority can,
1:45ama aslında sadece küçük bir azınlığın buna ulaşabildiği bir toplum,
will end up with a lot of dissatisfaction and grief. Öbek fiiller
1:49sonunda büyük bir tatminsizlik ve keder yaratacaktır.
end up with + nihai bir sonuç
End up with, bir süreçten sonra elde kalan nihai sonucu, sahip olunan şeyi veya durumu belirtir. Sonucun başlangıçta planlanmadığını ya da istenmeyen bir sonuç olduğunu sık sık ima eder. Buradaki kalıp end up with + isim öbeği şeklindedir. Bu cümlede toplumun vaatleri ile eşitsiz gerçeklik sonunda büyük bir memnuniyetsizlik ve üzüntü yaratır; with ortaya çıkan bu sonucu belirtir.
Alıştırma
Cümleyi end up with ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: We skipped the inspection and ____ an expensive repair bill.
Cevabı göster
ended up with
to a large extent: bir iddianın kapsamını sınırlamak
“To a large extent”, istisnalara yer bırakarak “büyük ölçüde” anlamına gelir. Bir iddianın çoğunlukla doğru olduğunu, ancak tamamen doğru olmadığını gösterir. Burada derece belirten bir zarf öbeği olarak sonraki yargının ne kadar güçlü biçimde geçerli olduğunu sınırlar. “Extent”, fiziksel alan veya büyüklük değil, soyut bir dereceyi ifade eder.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki, “büyük ölçüde ama tamamen değil” anlamına gelen tam ifadeyle tamamlayın: The outcome was ____ shaped by decisions made in the first week.
Cevabı göster
to a large extent
deemed to be: resmî bir edilgen yargı
“Deemed to be”, “olarak değerlendirilmek” veya “kabul edilmek” anlamına gelen resmî bir edilgen yapıdır. “Our societies are ... deemed to be fair” cümlesinde “our societies” yargının yöneltildiği ögedir; “fair” ise ona verilen nitelemedir. Edilgen yapı değerlendirmeyi yapan kişiyi belirtmeden kullanılabilir. Böylece konuşmacının toplumların adil olduğunu doğrudan söylemesi yerine genel veya kurumsal bir değerlendirme sunulur. Bu şekilde ifade edilen bir yargı kendiliğinden nesnel gerçek sayılmaz.
Alıştırma
Hangi cümle, betimlemeyi tartışılmaz bir gerçek gibi sunmadan resmî bir değerlendirmeyi aktarır?
- The device was deemed to be safe after the review.
- The device seemed to be safe after the review.
- The device was safe after the review.
Cevabı göster
The device was deemed to be safe after the review.
totally rigged ifadesindeki güçlü suçlama
Burada rigged, sistemin adil işlememesi için kasıtlı olarak düzenlendiği veya manipüle edildiği anlamına gelir. Totally suçlamayı güçlendirir: Konuşmacı, adaletsizliğin küçük bir hatadan kaynaklanmadığını, sistemin içine yerleştirilmiş olduğunu söylüyor. Rigged sözcüğü, halat veya başka donanımlarla kurulmuş ekipmanları gerçek anlamıyla da tanımlayabilir; ancak burada bu anlam uygun değildir. Seçimler, oyunlar, piyasalar veya sistemlerle kullanıldığında genellikle kasıtlı kontrol ya da belirli kişilere haksız biçimde avantaj sağlayan bir sonuç iddiası taşır.
Alıştırma
Hangi cümlede rigged, altyazıdakiyle aynı değerlendirme anlamında kullanılmıştır?
- The hiring process was rigged so the director's nephew would win.
- The damaged sail was rigged with a temporary rope.
- The stage lights were rigged above the audience.
Cevabı göster
The hiring process was rigged so the director's nephew would win.
and not to your credit if you were the lord. Kalıp ifadeler
2:04ve eğer bir lord iseniz bu da sizin başarınız değildi.
not to your credit: kişisel başarıyı reddetmek
To someone's credit kalıbında credit, iyi bir davranış veya başarı için hak edilen övgü ya da takdir anlamına gelir. Bu nedenle not to your credit, kişinin avantajlı durumunu kendisinin kazanmadığını ve bunun için övgüyü hak etmediğini belirtir. Bu ifade kimin övgüyü hak ettiğini değerlendirir; not your fault ise kimin suçlanması gerektiğini değerlendirir. Burada efendi olmak kişisel başarıdan değil, toplumsal konumdan kaynaklanıyordu; dolayısıyla kişinin başarısı sayılmazdı.
Alıştırma
Cümleyi “övgüyü hak ettiğiniz bir şey değil” anlamındaki dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Getting the highest score because you saw the answer key was ____.
Cevabı göster
not to your credit
places where the rewards go to those who really merit them,
2:09ödüllerin onu gerçekten hak edenlere,
meritocracies: liyakate dayalı ödüller
Meritocracy, insanların doğuştan gelen veya miras aldıkları ayrıcalıklar yerine yetenekleri ve başarıları sayesinde statü, görev ya da ödül kazandıklarının varsayıldığı toplum veya sistemdir. Bu cümlede places where the rewards go... ifadesi terimi açıklar. we're told sözleri, konuşmacının bu iddiayla arasına biraz mesafe koymasını sağlar: konuşmacı toplumların izlediğini söylediği bir ideali anlatır, toplumların tamamen adil olduğunu doğrulamaz.
Alıştırma
Hangi açıklama meritocracy kavramına en iyi uyar?
- Statü ve ödüllerin esas olarak yetenek ve başarıya dayandığı bir sistem
- Herkese tam olarak aynı sonucun garanti edildiği bir sistem
- Siyasi görevlerin aile yoluyla miras kaldığı bir sistem
Cevabı göster
Statü ve ödüllerin esas olarak yetenek ve başarıya dayandığı bir sistem
the hard-working clever among us.
2:13yani aramızdaki çalışkan ve zeki olanlara gittiği yerler olduğu söyleniyor.
sting in the tail: sonda ortaya çıkan kötü sürpriz
Sting in the tail, başlangıçta iyi veya zararsız görünen bir şeyin sonuna doğru ortaya çıkan tatsız bir sonucu, koşulu ya da beklenmedik dönüşü anlatan bir deyimdir. Burada sounds lovely olumlu bir ilk izlenim oluştururken but gizli olumsuzluğu ortaya çıkarır. İfade mecazidir; gerçek bir hayvandan veya iğneden söz edilmez.
Alıştırma
Sonda ortaya çıkan kötü bir sürprizi anlatan deyimi tamamlayın: The proposal looked helpful at first, but there was a ____.
Cevabı göster
sting in the tail
has to mean that: kaçınılmaz bir sonuca varmak
Burada has to mean that, konuşmacının önceki öncülden çıkardığı sonucu sunar. Argümanı şu şekilde düzenler: İlk iddiayı kabul ediyorsanız bu sonucu da kabul etmelisiniz. Has to bir emir veya yükümlülük değil, mantıksal zorunluluk ifade eder. Konuşmacı, bu akıl yürütme içinde sonucu kaçınılmaz olarak sunar.
Alıştırma
Bir kurala göre her ekip üyesinin erişim kartı vardır ve Nia da ekip üyesidir. Hangi cümle sonucu mantıksal olarak kaçınılmaz biçimde sunar?
- That might mean that Nia has an access card.
- That does not mean that Nia has an access card.
- That has to mean that Nia has an access card.
Cevabı göster
That has to mean that Nia has an access card.
make poverty seem: make + nesne + to almayan yalın fiil
make poverty seem ... yapısında make ettirgen bir fiildir: Bir şeyin yoksulluğun belirli bir şekilde görünmesine yol açtığını belirtir. Poverty, make fiilinin nesnesidir; seem ise ondan sonra gelen fiildir. Etken make + nesne yapısından sonra to almayan yalın fiil kullanılır. Bu nedenle doğru biçim to seem değil seem olur. Seem sonrasındaki sözler —burada not just unpleasant, but also somehow deserved— oluşturulan izlenimi açıklar.
Alıştırma
Makes sonrasında seem fiilinin doğru biçimini kullanarak cümleyi tamamlayın: Bright lighting makes the kitchen ____ larger.
Cevabı göster
seem
İkinci noktayı güçlendiren not just ... but also yapısı
not just X, but also Y dil bilgisi bakımından paralel iki noktayı birbirine bağlar ve Y'nin X'ten daha güçlü, şaşırtıcı ya da önemli bir ekleme olduğunu belirtir. Burada unpleasant ve deserved, seem fiilinden sonra gelen iki tamamlayıcıdır. Cümle, yoksulluğun açıkça tatsız olmasından, yoksulluğun ahlaken hak edilmiş gibi görünmesi şeklindeki daha sert iddiaya ilerler.
Alıştırma
budget daha güçlü biçimde eklenen nokta olacak şekilde cümleyi dersteki iki parçalı yapıyla tamamlayın: The policy affected ____ the schedule, ____ the budget.
Cevabı göster
not just · but also
Yoksullar için tarihsel bir adlandırma olarak unfortunates
Burada unfortunates, yoksul insanlar için bir adlandırma olarak kullanılan çoğul bir isimdir. Onları kötü talihin başına geldiği kişiler olarak sunar. Konuşmacı, tanrıça olarak kişileştirilen Talih tarafından kutsanmamış olma şeklindeki eski imgeyi kullanarak yoksulluğun kişisel bir kusurdan değil, şans veya kaderden kaynaklandığı bir dünya görüşünü gösterir. Sav için gerekli karşıtlık budur; bu, modern ve kesin bir köken bilgisi tanımı değildir.
Alıştırma
Cümledeki tarihsel unfortunates adlandırması, insanların neden yoksul olduğu konusunda neyi ima eder?
- Toplumsal ayrıcalık kazanmış kişiler olarak görülüyorlardı.
- Kötü şans veya kaderden etkilenmiş kişiler olarak görülüyorlardı.
- Modern bir hukuk kategorisiyle tanımlanıyorlardı.
Cevabı göster
Kötü şans veya kaderden etkilenmiş kişiler olarak görülüyorlardı.
Yorum Ara Sözü Olarak rather tellingly,
Rather tellingly cümle düzeyinde bir yorum zarfıdır: birinin onları nasıl adlandırdığını değil, losers sözcüğünün seçimini yorumlar. Tellingly, “önemli bir şeyi açığa çıkaracak biçimde” demektir; rather ise “oldukça”ya benzer, ölçülü bir vurgu katar. losers sözcüğünden önce gelen bu ara söz, dinleyiciyi bu etiketi bir kanıt olarak görmeye yöneltir. Etiket, başarısız kişileri durumlarından şahsen sorumlu gören bir değer sistemini açığa çıkarır; böylece ifade, sözcük seçimini savı destekleyen bir kanıta dönüştürür.
Alıştırma
Şu İngilizce cümleyi okuyun: “The committee rather tellingly described all dissent as disloyalty.” “Rather tellingly” neye işaret ediyor?
- Komitenin sözcük seçimi önemli bir tutumu açığa çıkarıyor.
- Betimlemenin yorumlanacak hiçbir anlamı yok.
- Komite hikâyeyi çok ayrıntılı biçimde anlatıyor.
Cevabı göster
Komitenin sözcük seçimi önemli bir tutumu açığa çıkarıyor.
We scarcely believe in luck nowadays anymore
2:51Artık günümüzde, nerede son bulduğumuzu açıklayabilecek bir şey olarak
if you say you were fired because of bad luck.
2:57eğer kötü şans yüzünden kovulduğunuzu söylerseniz.
the central verdict on your character. Deyimler
3:02karakteriniz hakkındaki temel yargı haline geldi.
the central verdict on your character Metaforu
Bu ifadede verdict mecaz olarak kullanılır. Verdict normalde mahkemenin verdiği resmî bir karardır; burada ise mesleki konum, toplumun bir kişinin karakteri hakkındaki başlıca yargısı gibi işlev görür. on edatı neyin yargılandığını gösterir: your character. Buna the central verdict denmesi, yaşamın tek bir alanından kişinin bütününe uzanan adaletsiz bir çıkarımı eleştirir. Mesleki konumun, birinin değerli, yetkin ya da iyi olup olmadığına karar vermede temel ölçüt hâline geldiği anlamına gelir; bir mahkemenin gerçekten hukuki karar verdiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Şu İngilizce cümleyi okuyun: “His salary became the central verdict on his character.” Hangi açıklama mecazı en iyi koruyor?
- Bir mahkeme maaşı nedeniyle onun hakkında resmî bir hukuki karar verdi.
- Karakteri, maaşını ve mesleki konumunu belirledi.
- Maaşı, insanların onun nasıl biri olduğunu değerlendirdiği başlıca ölçüt hâline geldi.
Cevabı göster
Maaşı, insanların onun nasıl biri olduğunu değerlendirdiği başlıca ölçüt hâline geldi.
No wonder suicide rates rise exponentially Kalıp ifadeler
3:05Bir toplum sözde modern dünyaya katıldığı anda
the moment a society joins the so-called modern world. Kelime
3:08intihar oranlarının katlanarak artmasına şaşmamalı.
No wonder: şaşırtıcı olmayan bir sonuç
No wonder, daha önce verilen bir nedenden dolayı şaşırtıcı görünmeyen veya anlaşılabilir bir sonucu sunar. Burada daha önce söz edilen insanların üzerindeki baskı, intihar oranlarındaki artışın şaşırtıcı olmamasının nedeni olarak gösterilir. Yaygın yapı No wonder + cümlecik şeklindedir. Bu bir soru değil, sonuç bildiren bir ifadedir; wonder burada “mucize” anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi, sonucun şaşırtıcı olmadığını belirten iki kelimelik İngilizce ifadeyle tamamlayın: The roads were covered in ice all morning. ____ the buses were late.
Cevabı göster
No wonder
so-called: bir etiketi sorgulamak
so-called bir isimden önce geldiğinde, insanların ardından gelen adı veya etiketi kullandığını belirtir. the so-called modern world ifadesinde konuşmacı, bilinen bir etiketi tartışılmaz bir gerçek olarak sunmak yerine başkalarının kullandığı bir ad olarak tekrarlar. Tutum bağlama göre belirlenir. Burada so-called mesafe yaratır ve modern olarak tanımlanan dünyanın olumlu görünen bu etiketi hak etmeyebileceğini düşündürür. Başka bağlamlarda yalnızca yaygın kullanılan bir terimi de belirtebilir.
Alıştırma
Hangi cümlede so-called, bir etiketin hak edilip edilmediğini sorgulamak için kullanılmıştır?
- The instrument is called a pulse oximeter.
- Mina called the office before lunch.
- The so-called luxury hotel had broken windows and no hot water.
Cevabı göster
The so-called luxury hotel had broken windows and no hot water.
by refusing to believe that any society really ever can be meritocratic.
3:15herhangi bir toplumun gerçekten de tamamen meritokratik olabileceğine inanmayı reddederek.
as though they entirely deserve to be where they are. Dilbilgisi
3:28tamamen bulundukları yeri hak ediyorlarmış gibi davranmayın.
not least yourself: özellikle kendinizi de dahil etmek
Not least, özellikle veya bilhassa anlamına gelir. Daha geniş bir grubun içindeki bir üyeyi göz ardı edilemeyecek kadar önemli biri olarak öne çıkarır; not sözcüğü bu üyeyi daha önemsiz yapmaz. not least yourself ifadesinde yourself, no one kapsamındaki kişiler arasında özellikle vurgulanır. Cümle, bu uyarının kişinin kendisine nasıl davrandığı konusunda özellikle geçerli olduğunu anlatır.
Alıştırma
Cümleyi not least ve doğru dönüşlülük zamiriyle tamamlayın: Be kind to everyone, ____.
Cevabı göster
not least yourself
as though: varsayımsal bir karşılaştırma kurmak
As though, bir görünüşü, tutumu veya davranış biçimini olası ya da hayal edilen bir durumla karşılaştıran yan cümleyi başlatır. Bu yan cümle otomatik olarak gerçek değil, bir karşılaştırma olarak sunulur. Buradaki yapı treat + object + as though + clause biçimindedir. Konuşmacı, insanların mevcut durumlarını tamamen hak ettiği varsayımının onlara nasıl davrandığınızı belirlemesine izin vermemenizi söylüyor.
Alıştırma
Hangi cümle, bağlaçtan sonraki fikri kabul edilmiş bir gerçek olarak değil, bir görünüş veya hayalî karşılaştırma olarak sunar?
- She spoke to me even though I had broken the rule.
- She spoke to me because I had broken the rule.
- She spoke to me as though I had broken the rule.
Cevabı göster
She spoke to me as though I had broken the rule.
make up your own definition of success Öbek fiiller
3:33toplumunkine eleştirel yaklaşmadan yaslanmak yerine,
make up your own definition: kişisel bir ölçüt oluşturmak
Burada make up, yaratmak veya düşünüp oluşturmak anlamına gelir. Nesnesi your own definition of success olduğu için konuşmacı sizden yalan söylemenizi ya da sahte bir açıklama uydurmanızı değil, kişisel bir ölçüt oluşturmanızı istiyor. make up + bir kural, hikâye, ad, oyun veya tanım yapısı, kişinin kendi fikirlerinden bir şey oluşturmasını anlatabilir. Your own, sonucun başkasından kopyalanmadığını veya alınmadığını, size ait olduğunu vurgular.
Alıştırma
Hangi cümlede make up, kişinin kendi başına bir şey oluşturması anlamındadır?
- Bir şeyi telafi etmek: I will make up the missed hours tomorrow.
- Barışmak: They made up after the argument.
- Bir şey oluşturmak: We made up a new name for the team.
Cevabı göster
Bir şey oluşturmak: We made up a new name for the team.
leaning on: mevcut bir ölçüte dayanmak
Bu cümlede lean on mecazi anlamdadır: bir şeye güvenmek veya düşünürken onu dayanak olarak kullanmak demektir. Bu nedenle uncritically leaning on society's, toplumun başarı ölçütünü kişinin kendisi incelemeden kabul etmesi anlamına gelir. Society's, tekrarlanan isim grubunun çıkarıldığı bir iyelik biçimidir. Önceki sözlerden anlaşılan society's definition of success ifadesinin yerini tutar. Instead of bir edat olduğu için ardından gelen lean, -ing biçimi olan leaning olarak kullanılır.
Alıştırma
Hangi seçenekte lean on, yol gösterici bir kaynağa dayanmak anlamında kullanılmıştır?
- Bilgiye dayanma: We lean on customer feedback when planning updates.
- Baskı: They leaned on him to change his vote.
- Fiziksel destek: Don't lean on the wet railing.
Cevabı göster
Bilgiye dayanma: We lean on customer feedback when planning updates.
and many of them have nothing to do with status Kalıp ifadeler
3:40ve bunların birçoğunun statü ile hiçbir ilgisi yoktur,
have nothing to do with: … ile hiçbir ilgisi olmamak
Have nothing to do with, iki şeyin birbiriyle hiçbir bağlantısı olmadığını belirtir. Bu cümlede, başarılı olmanın birçok yolunun toplumsal statüyle bağlantılı olmadığı söyleniyor. Kalıp have/has nothing to do with + isim, zamir veya -ing biçimidir. With, bağlantısı reddedilen kişi, şey ya da konuyu belirtir; bu ifade, yapacak işi veya etkinliği olmamak anlamındaki have nothing to do ile aynı değildir.
Alıştırma
Cümleyi have nothing to do with ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Her choice ____ popularity.
Cevabı göster
has nothing to do with
within the value system of industrial capitalism.
3:44endüstriyel kapitalizmin değer sisteminde tanımlandığı şekliyle.
define our sense of self entirely.
3:57benlik duygumuzu tamamen tanımlamasına izin vermeyi reddetmeliyiz.
let + nesne + fiilin yalın hâli: let our outer achievements define
let + nesne + fiilin yalın hâli kalıbı, nesnenin bir şeyi yapmasına izin verildiğini belirtir. Burada our outer achievements nesne, define ise fiilin yalın hâlidir. Başarılar, kişinin tüm benlik algısını şekillendirebilen bir güç olarak tasvir edilir. refuse to let ... yapısında refuse, to'lu mastar olan to let ile devam eder. let sonrasında ikinci bir to eklemeyin: refuse to let our achievements define ... denir; refuse to let our achievements to define ... denmez.
Alıştırma
Cümleyi let sonrasında define fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Don't let one mistake ____ your whole story.
Cevabı göster
define
stand a chance of being + geçmiş zaman ortacı
stand a chance of doing something, bir şeyi yapma konusunda gerçekçi bir olasılığa sahip olmak demektir. Olumsuz don't/doesn't stand a chance biçimi, olasılığın son derece düşük ya da sıfır olduğunu belirtir. Buradaki being captured edilgen yapıdadır: kişinin önemli yönleri, yakalanabilecek veya yansıtılabilecek şeylerdir. Kullanılabilir kalıp stand a chance of + fiilin -ing biçimidir; edilgen bir sonuç için being + geçmiş zaman ortacı kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi, seçilme konusunda gerçekçi bir olasılığa sahip olmak anlamındaki ifadeyle tamamlayın. Without a stronger proposal, our project doesn't ____ selected.
Cevabı göster
stand a chance of being
Argümanı bitirmek için “So, what do you do?” sorusunu tekrarlamak
Sondaki soru, başlangıçta kullanılan soruyu tekrarlayarak açılışa bir gönderme oluşturur. Bu tekrar, dinleyicinin cümleyi yeni bir konu olarak görmek yerine sonu başlangıçla ilişkilendirmesini sağlar. Sorunun bulunduğu yer, nasıl anlaşıldığını değiştirir. Başlangıçta sıradan bir sohbet sorusu gibi gelir; ancak argümandan sonra, bir insanı yaptığı işe indirgeyen dar bir bakış açısını temsil eder. Aynı sözlerin tekrarı böylece konuşmayı çerçeveler ve ana düşünceyi sonuca bağlar.
Alıştırma
Sonda "So, what do you do?" sorusunun tekrarlanmasının temel yapısal işlevi nedir?
- Kartvizit terimini daha ayrıntılı biçimde tanımlar.
- Dinleyicilerden iş unvanlarını yüksek sesle söylemelerini ister.
- Meslek seçimiyle ilgili yeni bir tartışma başlatır.
- Başlangıçtaki soruya döner ve sorunun sınırlarını ortaya çıkarır.
Cevabı göster
Başlangıçtaki soruya döner ve sorunun sınırlarını ortaya çıkarır.