Nasıl Akıllıca Bir Partner Seçilir: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
767 kelime 170 kel/dk

Video Tanıtımı: Romantik içgüdünün çocukluk ilişki kalıplarını neden tekrarlayabildiği ve çekimi incelemenin daha bilinçli bir eş seçimine nasıl yardım ettiği anlatılıyor. Başlıca İngilizce Öğrenme Noktaları: 1. bring to an end — Kalıplaşmış Söz Öbekleri ve Eşdizimler: Bir süreci ya da durumu tamamen sona erdirmeyi anlatan resmîce bir yol; nesne bütün öbekten sonra gelir. 2. tease out — Öbeksi Fiiller: Karmaşık duygulardan ince bir nedeni adım adım ayırıp belirlemek; dikkatli çözümlemede kullanılır. 3. have a lot going for them. — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: Bir kişi ya da seçeneğin pek çok olumlu niteliği olduğunu, özellikle olumsuz ilk izlenimle karşılaştırarak doğal biçimde söylemek.

Bu derste

How do we choose the people we fall in love with? Kalıp ifadeler

0:01

Aşık olacağımız insanları nasıl seçeriz?

Kalıp ifadeler

fall in love with + kişi

Fall in love with someone, birine karşı romantik sevgi duymaya başlamak, yani ona âşık olmak demektir. Buradaki fall gerçek anlamda düşmeyi değil, duygusal bir değişimi anlatır. Kalıp fall in love with + kişi şeklindedir. Kişiden önce with kullanılmalıdır ve gerektiğinde fall zamana göre değiştirilir: fell in love with her.

Alıştırma

Cümleyi fall in love with ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After months of talking, Leo ____ Ana.

Cevabı göster

fell in love with

In the modern world,

0:04

Modern dünyada,

under the ideology of romanticism, Kelime

0:05

romantizm ideolojisi altında,

you're meant above all to trust your feelings. Dilbilgisi

0:07

her şeyden önce duygularınıza güvenmeniz beklenir.

Kelime

under the ideology of romanticism: bir ideolojinin etkisi altında

Under the ideology of romanticism, insanların romantik bir düşünce biçimi tarafından yönlendirildiğini veya şekillendirildiğini anlatır. Buradaki under mecazidir: insanlar fiziksel olarak bir şeyin altında değil, bir düşünce sisteminin etkisi altındadır. Bu cümlede romanticism, aşkta duygu ve sezgiye merkezi bir yer veren görüşü ifade eder. Öncelikle sanat ve edebiyat tarihindeki Romantizm akımını anlatmaz.

Alıştırma

'Under the ideology of meritocracy, success is seen as the result of individual effort,' cümlesinde under the ideology of ne anlama gelir?

  1. Bu düşünce sistemi tarafından yönlendirilmek veya şekillendirilmek
  2. Yazılı bir teorinin fiziksel olarak altında bulunmak
  3. Adını ondan alan sanat döneminde yaşamak
Cevabı göster

Bu düşünce sistemi tarafından yönlendirilmek veya şekillendirilmek

Dilbilgisi

you're meant ... to trust içindeki ayrılmış be meant to yapısı

you're meant ... to trust ifadesinde sözcükler be meant to + fiilin yalın hâli yapısını oluşturur: you're meant to trust. Above all, güvenmenin en önemli eylem olduğunu belirtmek için meant ile to arasına girer; yapıyı bozmaz. Be meant to, bir kural, rol, gelenek veya ortak düşünceyle bağlantılı beklentiyi sunar. Burada romantik bir idealin kişinin ne yapması gerektiğini söylediğini aktarır; konuşanın kişisel planını veya doğrudan bir emri anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi araya söz girmiş be meant to yapısıyla tamamlayın. A fair judge ____, above all, ____ listen to both sides.

Cevabı göster

is meant · to

Love is a mutual ecstasy

0:10

Aşk, içten ve dıştan güzel olan

at finding a beautiful person inside and out Deyimler

0:12

ve bizi mutlu etme gibi nadir bir kapasiteye sahip

with a rare capacity to make us happy.

0:15

birini bulmanın karşılıklı coşkusudur.

Deyimler

Bir kişinin iç ve dış özellikleri için inside and out

Inside and out, hem iç hem de dış yönleri anlatan kalıplaşmış bir ifadedir. Bir kişi hakkında bu şekilde iltifat edilirken inside karakter ve duygulara, out ise fiziksel görünüşe ve dışarıya yansıyan tavırlara işaret eder. Burada a beautiful person ifadesinden sonra gelir ve kişiyi tüm yönleriyle değerlendirir. Bir yere gerçekten girip çıkmayı anlatmaz.

Alıştırma

Bu cümle ne anlama geliyor? Rina is beautiful inside and out.

  1. Bir yer hakkındaki her ayrıntıyı bilir.
  2. Hem karakteri hem de görünüşü güzeldir.
  3. Giysilerinin iç tarafı dışa gelecek şekilde çevrilmiştir.
Cevabı göster

Hem karakteri hem de görünüşü güzeldir.

The romantic attitude sounds warm and kind.

0:18

Romantik tutum kulağa sıcak ve nazik gelir.

Its originator certainly imagined

0:21

Yaratıcısı kesinlikle bunun,

that it would bring to an end the sort of unhappy relationships Kalıp ifadeler

0:23

eski eş bulma yollarından, yani

that resulted from the old ways of finding a partner,

0:26

görücü usulü evlilikten kaynaklanan

the arranged marriage. Kültür

0:29

mutsuz ilişkilere bir son vereceğini hayal etmişti.

Kalıp ifadeler

bring to an end: bir şeyi tamamen sona erdirmek

Bu cümlede bring to an end, bir şeyi tamamen durdurmak veya sona erdirmek anlamına gelir. Sona erdirilen şey the sort of unhappy relationships ifadesidir. Bring ve end tek bir ifade oluşturduğu için bring burada gerçek anlamda bir hareketi anlatmaz. Yapı bring something to an end şeklinde olabilir. Özellikle nesne uzunsa bring to an end something sırası da kullanılabilir. İkinci sıra, uzun isim öbeğini bir arada tutar; bu cümlede de bu kullanım vardır.

Alıştırma

Cümleyi, bring içeren ve ‘bir şeyi tamamen sona erdirmek’ anlamına gelen dört sözcüklü resmî ifadeyle tamamlayın: The reform helped ____ the unfair rules that had excluded many applicants.

Cevabı göster

bring to an end

Kültür

arranged marriage: görücü usulü veya aile aracılığıyla düzenlenen evlilik

Arranged marriage, bir eşin bulunması veya seçilmesinde ailenin ya da topluluğun başlıca rolü üstlendiği evliliktir. Terim, düğün törenini kimin düzenlediğini değil, eşin nasıl seçildiğini anlatır. Burada bu isim öbeği, the old ways of finding a partner ifadesini yeniden adlandırıp açıklar. Terim tek başına evlenecek kişilerin rıza gösterip göstermediğini belirtmez; bu ayrıca değerlendirilmelidir.

Alıştırma

Hangi ifade arranged marriage kavramını doğru açıklar?

  1. Arranged marriage, eş seçiminde ailenin veya topluluğun rol almasını içerir ve çift yine de evliliğe rıza göstermiş olabilir.
  2. Arranged marriage yalnızca düğün törenini başka birinin düzenlediği anlamına gelir.
  3. Arranged marriage her zaman kişilerden birinin veya ikisinin rızası olmadan evlenmeye zorlandığı anlamına gelir.
Cevabı göster

Arranged marriage, eş seçiminde ailenin veya topluluğun rol almasını içerir ve çift yine de evliliğe rıza göstermiş olabilir.

The only problem is that this call for us to trust our instincts Anlatım akışı

0:31

Tek sorun, içgüdülerimize güvenmemizi isteyen bu çağrının

has very often proved to be a disaster of its own. Dilbilgisi

0:35

çoğu zaman başlı başına bir felaket olduğunun kanıtlanmış olmasıdır.

Anlatım akışı

The only problem is that: belirleyici bir itiraz sunmak

Bu kalıp, o ana kadar söylenenleri kabul ettikten sonra bunları zayıflatabilecek bir soruna geçiş yapar. “Tek bir temel itiraz var ve bu itiraz önemli” mesajını verir. Buradaki only, öne çıkarılan sorunların sayısını sınırlar; sorunun küçük olduğunu göstermez. that sonrasında belirtilen sorun, önceki olumlu değerlendirmeyi geçersiz kılacak kadar ciddi olabilir.

Alıştırma

Belirleyici bir sorun getirmek için only, problem, is ve that sözcüklerinden oluşan beş sözcüklük kalıbı kullanın: The plan is simple and cheap. ____ it depends on data we do not have.

Cevabı göster

The only problem is that

Dilbilgisi

proved to be: sonradan ortaya çıkan bir sonuç

Prove to be + isim veya sıfat, birinin ya da bir şeyin daha sonraki olaylar veya kanıtlar sonucunda gerçekte ne olduğunun ortaya çıkmasını anlatır. Sonuçtan geriye bakar ve çoğu zaman ilk beklentiyle sonunda görülen gerçeği karşılaştırır. Burada has very often proved to be, bir şeyi felaket olarak nitelemenin dayanağı olarak tekrarlanan deneyimleri sunar. Prove, öznenin kanıt üzerinde yaptığı bir eylem değildir; daha sonraki değerlendirmeyi alan, öznenin kendisidir.

Alıştırma

Hangi cümle, sonraki deneyimlerin yeni programın etkili olduğunu gösterdiği anlamına gelir?

  1. The new schedule tried to be effective.
  2. The manager proved the new schedule to be effective.
  3. The new schedule proved to be effective.
Cevabı göster

The new schedule proved to be effective.

Respecting the special feelings we get around certain people

0:39

Gece kulüplerinde ya da tren istasyonlarında,

in nightclubs or train stations,

0:42

partilerde ya da web sitelerinde

parties, or on websites,

0:44

belirli insanların yanında hissettiğimiz özel duygulara saygı duymak,

and that romanticism so ably celebrated in art,

0:46

ve sanatta o kadar ustalıkla kutlanan romantizm,

appears not to have led us to be any happier in our unions Dilbilgisi

0:49

görünüşe göre birlikteliklerimizde bizi,

than a medieval couple shackled into marriage Deyimler

0:53

atalarından kalma bir toprak parçasının egemenliğini korumaya hevesli

Dilbilgisi

appears not to have led: geçmiş bir sonuç hakkında temkinli yargı

Bu cümlede appears, “eldeki kanıtlara göre öyle görünüyor” anlamındadır; “göz önünde belirmek” anlamına gelmez. Konuşan kişi tamamen kesin bir iddia yerine temkinli bir değerlendirme yapar. appears not to have + geçmiş zaman ortacı yapısı, tamamlanmış ya da geçmişten bugüne uzanan bir sonucu şimdiki bakış açısından değerlendirir. Burada have led, romantizmin bugüne kadar doğurduğu sonucu gösterir; not ise beklenen sonucun, yani daha mutlu birlikteliklerin gerçekleşmemiş gibi göründüğünü belirtir.

Alıştırma

Cümleyi appear fiilinin geniş zamanda üçüncü tekil kişi biçimi ve lead fiilinin olumsuz perfect infinitive yapısıyla tamamlayın: The update ____ to any improvement.

Cevabı göster

appears not to have led

by two royal courts

0:55

iki kraliyet sarayı tarafından

Deyimler

shackled into marriage: tutsaklık olarak gösterilen evlilik

Shackled sözcüğü kelime anlamıyla “zincirlerle bağlanmış” demektir. Burada mecazdır: çift, dış güçler tarafından evliliğe itilmiş ve seçme özgürlükleri çok az bırakılmıştır. Bu ifade evliliği tutsaklık gibi gösterdiğinden, evliliğin nasıl ayarlandığını tarafsızca anlatmak yerine eleştiri taşır.

Alıştırma

Bu bağlamda shackled into marriage ne ima ediyor?

  1. Kendilerini özellikle mutlu eden bir evliliği özgürce seçtiler.
  2. Düğün töreni sırasında gerçek zincirlerle birbirlerine bağlandılar.
  3. Evliliğe zorlandılar ve özgürlükleri yokmuş gibi davranıldı.
Cevabı göster

Evliliğe zorlandılar ve özgürlükleri yokmuş gibi davranıldı.

keen to preserve the sovereignty of a slice of ancestral land.

0:56

evliliğe zincirlenmiş bir ortaçağ çiftinden daha mutlu etmedi.

Instinct has been little better than calculation Dilbilgisi

1:00

Aşk hikayelerimizin kalitesini garanti altına almada

in underwriting the quality of our love stories. Kelime

1:03

içgüdü, hesaptan biraz daha iyi olmuştur.

Dilbilgisi

little better than: yalnızca biraz daha iyi

Burada little, karşılaştırma biçimi olan better sözcüğünü niteler ve “yalnızca çok küçük bir ölçüde” anlamına gelir. Cümle, içgüdünün hesaplamadan yalnızca biraz daha iyi sonuç verdiğini söyler. İfade olumsuz bir değerlendirme taşır: Her iki yaklaşım da iyi aşk hikâyelerini güvence altına alma konusunda yetersiz gösterilir. Bu nedenle better, içgüdünün iyi veya güvenilir olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

“Yalnızca biraz daha iyi, ancak iki sürüm de hâlâ yetersiz” anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: The rushed second draft was ____ the first; it still contained major errors.

Cevabı göster

little better than

Kelime

underwriting the quality of: resmî destek sağlamak

Burada underwriting, finans ve sigorta alanından gelen resmî bir mecazdır. underwrite sözcüğü teknik ve gerçek anlamıyla finansal riski üstlenmek ya da bir şeyi destekleyen para veya güvence sağlamak demektir. Bu cümlede underwriting the quality of, aşk hikâyelerinin kalitesine güvenilir destek veya güvence sağlamak anlamına gelir. Yazar, iyi sonuçları güvence altına alma konusunda içgüdünün hesaplamadan çok daha başarılı olmadığını söyler; gerçek bir sigortadan söz edilmez.

Alıştırma

“A long-term grant underwrites the program’s stability,” cümlesinde underwrites ne anlama gelir?

  1. Programdaki herkes için kişisel sigorta satın alır.
  2. Programın istikrarını destekleyen güçlü bir finansal dayanak sağlar.
  3. Programın adının altına bir açıklama yazar.
Cevabı göster

Programın istikrarını destekleyen güçlü bir finansal dayanak sağlar.

There's another school of thought, Deyimler

1:06

Bir başka düşünce ekolü daha var,

this one influenced by psychotherapy,

1:08

psikoterapiden etkilenen bu ekol,

Deyimler

school of thought ifadesinin mecaz anlamı

Bu cümlede another school of thought, konuyu açıklayan ikinci bir ortak düşünce çerçevesini tanıtır. A school of thought, bir grup düşünürün paylaştığı bağlantılı inançlar veya teoriler bütünüdür; fiziksel bir okul değildir. Bu ifade, bir yaklaşımı onunla yarışan başka yaklaşımların yanına koyarak tartışmayı düzenlemeye yardımcı olur.

Alıştırma

Hangi cümlede school of thought, paylaşılan teorik yaklaşım anlamında kullanılmıştır?

  1. His school of thought is a single idea he had this morning.
  2. One school of thought argues that early practice is more useful than last-minute review.
  3. My school of thought has three classrooms.
Cevabı göster

One school of thought argues that early practice is more useful than last-minute review.

which challenges the notion Kalıp ifadeler

1:10

içgüdülere güvenmenin bizi her zaman

that trusting instinct invariably draws us

1:11

mutlu edecek kişilere çekeceği

to those who will make us happy.

1:14

fikrine meydan okuyor.

Kalıp ifadeler

challenge the notion that ... ile bir inancı sorgulamak

Burada challenges, bir düşüncenin doğruluğunu veya geçerliliğini sorgulamak anlamına gelir; birini yarışmaya davet etmek anlamında değildir. Nesne the notion ifadesidir ve ardından gelen that yan cümlesi sorgulanan inancın tamamını verir. Challenge the notion that ... bir iddiayı incelemeden veya ona karşı çıkmadan önce tanıtmanın resmî bir yoludur. Yalnızca birinin aynı fikirde olmadığını söylemekten daha belirgindir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki “bir inancın doğru olup olmadığını sorgular” anlamına gelen resmî ifadeyle tamamlayın: The study ____ longer meetings improve decisions.

Cevabı göster

challenges the notion that

That's because the theory points out

1:16

Bunun nedeni teorinin şunu işaret etmesidir:

that we don't fall in love first and foremost Kalıp ifadeler

1:18

Biz öncelikle ve en çok

with those who care for us in ideal ways.

1:20

bizimle ideal yollarla ilgilenenlere aşık olmayız.

Kalıp ifadeler

first and foremost: en yüksek önceliği vurgulamak

First and foremost, “her şeyden daha önemli olarak” veya “temel değerlendirme olarak” anlamına gelir. Bu cümlede, esas olarak ne tür kişilere âşık olmadığımızı gösterir; ilk kez ne zaman âşık olduğumuzu anlatmaz. Bu ifade bir noktaya en yüksek önceliği verir. Bir tartışmada hangi etkenin diğerlerinden önce değerlendirilmesi gerektiğini göstererek düşünceleri düzenleyebilir.

Alıştırma

Bu cümlede first and foremost ne anlama geliyor?

  1. İnsanların her zaman herkesten önce kendileriyle ideal biçimde ilgilenen kişilere âşık olduğunu söyler.
  2. Teorinin en erken aşkı değil, esas olarak ne tür kişilere âşık olduğumuzu ele aldığını gösterir.
  3. Foremost sözcüğünün ilk insan grubunun adı olduğu anlamına gelir.
Cevabı göster

Teorinin en erken aşkı değil, esas olarak ne tür kişilere âşık olduğumuzu ele aldığını gösterir.

We fall in love with those who care for us in familiar ways,

1:23

Bizimle tanıdık yollarla ilgilenenlere aşık oluruz,

and there might be a big difference.

1:28

ve arada büyük bir fark olabilir.

Adult love is modeled on a template of love Deyimler

1:31

Yetişkin aşkı, çocuklukta yaratılan

created in childhood

1:34

bir aşk şablonuna göre modellenir

Deyimler

modeled on a template: önceki bir örüntüyü izlemek

Be modeled on, “var olan bir örüntüye göre biçimlendirilmek veya tasarlanmak” anlamına gelir. Edilgen yapı A is modeled on B şeklindedir: A açıklanan şey, B ise kaynak alınan örüntüdür. Burada template mecazidir. Çocukluk deneyimleri içsel bir ilişki örüntüsü oluşturur ve yetişkinlikteki sevgi bu örüntüyü izliyormuş gibi anlatılır.

Alıştırma

Cümleyi model fiilinin edilgen biçimi ve doğru edatla tamamlayın: The school's peer-support plan is ____ a program that worked well in another town.

Cevabı göster

modeled on

and is likely to be entwined Deyimler

1:35

ve yetişkinler olarak büyüme ve mutluluk şansımıza

with a range of problematic attractions

1:37

temel yollarla karşı çıkan

Deyimler

Be entwined with: iç içe geçmiş olmak

Burada be entwined with mecaz anlamdadır: yetişkinlikteki sevgi, sorunlu çekimlerle sıkı biçimde iç içe geçmiştir ve bu iki etkiyi birbirinden ayırmak zordur. Fiziksel ipliklerin dolanmasını anlatmaz. Yeniden kullanılabilecek kalıp X is/becomes entwined with Y şeklindedir. İki şeyi, birinin diğerine yalnızca eşlik etmesi olarak değil, üst üste binen birçok bağla birbirine bağlı olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi, entwined içeren dersteki edilgen kalıp ve doğru edatla tamamlayın: In some families, care can ____ a strong sense of duty.

Cevabı göster

be entwined with

that militate in key ways Kelime

1:39

bir dizi sorunlu çekim gücüyle

against our chances of growth and happiness as adults.

1:41

iç içe geçmesi muhtemeldir.

Kelime

Militate in key ways against: bir sonucu önemli yönlerden engellemek

Militate against, bir sonucun gerçekleşme olasılığını azaltan veya ona ulaşmayı zorlaştıran bir etki yaratmak anlamına gelen resmî bir fiil kalıbıdır. Burada sorunlu çekimler, insanların yetişkinlikte büyüme ve mutluluk şansına karşı işler; ifadenin askerî eylemle ilgisi yoktur. X militates against Y kalıbında Y, engellenen hedef, sonuç veya durumdur. In key ways araya giren bir zarf öbeğidir: olumsuz etkinin önemli yönlerde işlediğini belirtir, ancak militate ile against arasındaki gerekli bağı değiştirmez.

Alıştırma

Cümleyi militate, in key ways sözleri ve doğru edatla tamamlayın: Several hidden costs ____ the project's long-term success.

Cevabı göster

militate in key ways against

We may believe we're seeking happiness in love,

1:46

Aşkta mutluluğu aradığımıza inanabiliriz,

but what we're really after is familiarity. Öbek fiiller

1:48

ama aslında peşinde olduğumuz şey aşinalıktır.

Öbek fiiller

What we're really after: gerçek hedefi belirtmek

what we're really after ifadesinde after, “istemek, aramak veya elde etmeye çalışmak” anlamındaki be after kalıbının parçasıdır. What, “... olan şey” anlamına gelir; dolayısıyla tüm yan cümle “gerçekten istediğimiz veya aradığımız şey” demektir. Burada after zaman bildirmez. What ile başlayan yan cümle is fiilinin öznesidir; familiarity ise gerçek hedefi belirtir. What someone is really after is ... kalıbı çoğu zaman görünürdeki hedef ile is sonrasında belirtilen daha derin hedefi karşılaştırır.

Alıştırma

Cümleyi “gerçekten istediğimiz şey” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: A bigger office is not ____; we need a quieter place to work.

Cevabı göster

what we're really after

We're looking to recreate within our adult relationships

1:51

Yetişkin ilişkilerimizde, çocuklukta çok iyi bildiğimiz

the very feelings we knew so well in childhood

1:54

ve nadiren sadece şefkat ve ilgiyle sınırlı olan

and which were rarely limited to just tenderness and care.

1:57

o duyguları yeniden yaratmak isteriz.

The love many of us would have tasted early on Deyimler

2:01

Birçoğumuzun erkenden tatmış olabileceği aşk,

was confused with other,

2:04

diğer,

perhaps more destructive dynamics,

2:05

belki de daha yıkıcı dinamiklerle karışmıştı;

Deyimler

Would have tasted early on: çıkarılan erken deneyim

Burada tasted mecaz anlamdadır. Sevgi, insanın küçük bir miktar “tadabileceği” bir şey gibi ele alınır; bu nedenle tasted, çoğu zaman erken veya sınırlı bir deneyim anlamıyla “deneyimlemiş” demektir. Would have tasted, would have + geçmiş zaman ortacı yapısındaki modal perfect biçimidir. Burada gelecek bir olayı değil, birçok kişinin geçmişte yaşamış olmasının olası veya beklenen olduğu ortak bir deneyimi anlatır. Early on, başlangıca yakın bir zamanı; burada ise hayatın erken dönemini belirtir.

Alıştırma

“By the end of that first summer, many children would have tasted independence,” cümlesinde would have tasted en doğal olarak ne anlama gelir?

  1. Bağımsızlığı yalnızca o geçmiş noktadan sonra deneyimlemeyi planladıklarını söyler.
  2. O geçmiş noktaya kadar bağımsızlığı muhtemelen ilk kez veya sınırlı biçimde deneyimlediklerini düşündürür.
  3. Her yaz tekrar tekrar bağımsızlık deneyimi yaşadıklarını basit bir gerçek olarak belirtir.
Cevabı göster

O geçmiş noktaya kadar bağımsızlığı muhtemelen ilk kez veya sınırlı biçimde deneyimlediklerini düşündürür.

feelings of wanting to help an adult who was out of control Deyimler

2:08

kontrolden çıkmış bir yetişkine yardım etme isteği,

Deyimler

out of control: artık yönetilemeyen

Bu cümlede out of control, davranışları veya duyguları artık normal ve güvenli bir biçimde yönetilemeyen bir yetişkini anlatır. Kişinin bir kontrol sisteminin dışında olduğu anlamına gelmez. be veya get + out of control yapısı, artık etkili biçimde denetlenemeyen bir kişiyi, duyguyu ya da durumu anlatabilir.

Alıştırma

Bu derste geçen ve 'artık yönetilemeyen' anlamına gelen kalıp ifadeyle cümleyi tamamlayın: The crowd was getting ____, so the event was stopped.

Cevabı göster

out of control

or of being deprived of a parent's warmth Kelime

2:11

ya da bir ebeveynin sıcaklığından mahrum bırakılma

Kelime

deprived of: önemli bir şeyden yoksun bırakılmak

Be deprived of something, çoğu zaman başka bir kişi, sistem veya zor koşullar onu elinden aldığı ya da sağlamadığı için önemli bir şeyden yoksun bırakılmak demektir. İfade genellikle zarar, adaletsizlik veya önemli bir şeyin kaybını düşündürür. Burada being deprived of a parent's warmth, ihtiyaç duyulan ebeveyn sevgisini görememek anlamındadır; gönüllü bir seçimi anlatmaz. Yapı be + deprived of + isim veya isim öbeğidir.

Alıştırma

Cümleyi deprive fiilinin doğru biçimi ve gerektirdiği edatla tamamlayın: The residents were ____ clean water for three days.

Cevabı göster

deprived of

or scared of his or her anger,

2:14

ya da onun öfkesinden korkma,

or of not feeling secure enough to communicate our trickier wishes. Dilbilgisi

2:16

ya da daha zorlu isteklerimizi iletecek kadar güvende hissetmeme duyguları.

Dilbilgisi

secure enough to communicate: sıfat + enough + to

secure enough to communicate ifadesindeki secure, duygusal olarak güvende ve rahat hissetmek anlamına gelir. Bir cihazın veya yerin korunmasından değil, kişinin dile getirmesi zor isteklerini ifade edebilecek kadar rahat hissetmesinden söz eder. adjective + enough + to + verb yapısı, bir özelliğin eylem için gereken düzeye ulaştığını belirtir. Buradaki not feeling secure enough, duygusal güven düzeyinin yetersiz olduğu ve bu yüzden iletişimin kolay gerçekleşmediği anlamına gelir. Enough sıfattan sonra gelir: secure enough; enough secure denmez.

Alıştırma

Cümleyi doğru sırayla tamamlamak için secure, enough ve speak sözcüklerini kullanın: After the host promised privacy, Daniel felt ____ honestly.

Cevabı göster

secure enough to speak

How logical then

2:20

O halde ne kadar mantıklı,

that we should as adults find ourselves rejecting certain candidates, Dilbilgisi

2:21

yetişkinler olarak kendimizi belirli adayları reddederken bulmamız,

not because they're wrong for us, Dilbilgisi

2:25

bizim için yanlış olduklarından değil,

but because they're a little too right. Anlatım akışı

2:27

biraz fazla doğru olduklarından.

Dilbilgisi

find ourselves rejecting: find oneself + -ing yapısı

find ourselves rejecting ifadesindeki find, kendimizi aramak anlamına gelmez. Find oneself + -ing, kişinin bir şeyi yaptığının sonradan farkına varması demektir; bu davranış çoğu zaman önceden planlanmamış veya tam olarak fark edilmemiştir. Doğrudan we reject demekle karşılaştırıldığında bu yapı, kişinin kendi davranışını sonradan fark etmesini vurgular. Dönüşlülük zamiri özneyle uyumlu olmalı ve sonraki fiil -ing almalıdır: I find myself worrying, she finds herself waiting ve we find ourselves rejecting.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için find ourselves ve repeat fiilinin -ing biçimini kullanın: When we are tired, we sometimes ____ the same question.

Cevabı göster

find ourselves repeating

Dilbilgisi

not because ... but because ...: ... olduğu için değil, ... olduğu için

not because A, but because B kalıbı bir neden açıklamasını düzeltir. Eylemin gerçekten gerçekleştiğini söyler; burada yetişkinler bazı adayları gerçekten reddeder, ancak bunun nedeni A değildir. İkinci because yan cümlesi gerçek neden olan B'yi verir. Kalıp, dinleyiciyi bir tersine dönüş boyunca yönlendirir: önce beklenen neden kaldırılır, sonra gerçek nedenle değiştirilir. not yalnızca ilk nedeni olumsuzlar; eylemin tamamını olumsuzlamaz.

Alıştırma

İki parçalı neden düzeltme kalıbıyla cümleyi tamamlayın: We stayed indoors, ____ we were tired, ____ the storm had made the roads unsafe.

Cevabı göster

not because · but because

Anlatım akışı

too right: rahatsız edecek kadar uygun

Burada right, 'bizim için uygun' anlamına gelir; 'olgusal olarak doğru' anlamına gelmez. Adaylar dengeli, olgun, anlayışlı ve güvenilirdir; yani onları iyi eşler yapması beklenen özelliklere sahiptirler. right sözcüğünün önüne too getirilmesi kasıtlı bir paradoks yaratır. Bu sağlıklı özellikler o kadar yabancı gelir ki reddedilmeye yol açar. too, uygunluğu yalnızca geçmiş duygusal kalıplarla şartlanmış reddeden kişinin bakış açısından aşırı gösterir; uygun olmayı nesnel bir kusura dönüştürmez.

Alıştırma

Bu cümlede too right ne anlama geliyor?

  1. Adayların olgusal olarak doğru olan çok fazla açıklama yaptığı anlamına gelir.
  2. Adayların ahlaken haklı ama hukuken haksız olduğu anlamına gelir.
  3. Adayların olağanüstü derecede uygun göründüğü ve tam da bu uygunluğun rahatsızlık verdiği anlamına gelir.
Cevabı göster

Adayların olağanüstü derecede uygun göründüğü ve tam da bu uygunluğun rahatsızlık verdiği anlamına gelir.

In the sense of seeming somehow excessively Anlatım akışı

2:30

Kalplerimizde

balanced, mature, understanding and reliable,

2:32

böyle bir doğruluğun yabancı ve hak edilmemiş hissedildiği göz önüne alındığında,

Anlatım akışı

In the sense of: anlamı belirli bir yönle sınırlama

“In the sense of”, daha önceki bir sözcüğü veya iddiayı belirli bir anlam ya da yönle sınırlar. Burada bir şeyin tam olarak hangi bakımdan “doğru” göründüğünü açıklar: aşırı dengeli, olgun, anlayışlı ve güvenilir görünmesi bakımından. Bu yapıda sense, görme veya işitme gibi fiziksel bir duyu değil, “anlam” ya da “bakım” demektir. Burada ifadeden sonra, belirli yorumu sunan -ing biçimindeki seeming gelir.

Alıştırma

Demanding sözcüğünün anlamını belirli bir yönle sınırlayan üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The job is demanding ____ requiring constant attention.

Cevabı göster

in the sense of

given that in our hearts Dilbilgisi

2:36

bir şekilde aşırı derecede dengeli,

such rightness feels foreign and unearned.

2:38

olgun, anlayışlı ve güvenilir görünmeleri anlamında.

Dilbilgisi

Given that: bir gerçeği öncül olarak sunma

“Given that”, konuşanın zaten bilinen, kabul edilen veya konuyla ilgili saydığı bir gerçeği ya da varsayımı sunar. Bu gerçek daha sonra ana düşüncenin dayanağı olur. Burada böylesi bir doğruluğun yabancı ve hak edilmemiş hissedilmesi, önceki tepkiyi açıklar. İfadenin tamamı, ardından tam bir yan cümle gelen bağlaç olarak çalışır: given that + özne + fiil. Burada given, “birine verilmiş” anlamına gelmez.

Alıştırma

Kapanış saatini bir öncül olarak sunan iki sözcüklü bağlaçla cümleyi tamamlayın: ____ the library closes at six, we should leave now.

Cevabı göster

Given that

To choose our partners wisely,

2:42

Partnerlerimizi akıllıca seçmek için,

we need to tease out Öbek fiiller

2:44

acı çekmeye yönelik belirli zorlamaların

how certain compulsions to suffering

2:45

çekim duygularımızda

Öbek fiiller

tease out: karmaşıklığın içinden ince bir unsuru çıkarmak

Bu cümlede tease out, karmaşık bir durumun içine karışmış ince bir unsuru belirleyip gün yüzüne çıkarmak demektir. Konuşmacı, gizli eğilimlerin anlaşılabilmesi için genel çekim duygusundan ayrıştırılması gerektiğini söylüyor. Bu öbek fiil, hızlı bir yanıttan çok sabırlı ve dikkatli bir çözümlemeyi çağrıştırır. Nesnesi bir neden, örüntü, anlam, ayrıntı veya ayrım olabilir; burada onu izleyen how yan cümlesi ortaya çıkarılması gereken konuyu belirtir.

Alıştırma

“Karmaşık bilgiler içindeki ince bir unsuru dikkatle belirlemek” anlamına gelen öbek fiille cümleyi tamamlayın: The interviews helped the team ____ the reasons behind the conflicting answers.

Cevabı göster

tease out

may be playing themselves out Öbek fiiller

2:47

nasıl bir rol oynuyor olabileceğini

in our feelings of attraction.

2:49

ortaya çıkarmamız gerekir.

Öbek fiiller

playing themselves out: örüntülerin deneyimde ortaya çıkması

Burada playing themselves out, gerçek duygu veya olaylar aracılığıyla zaman içinde gelişip görünür hâle gelmek demektir. Zorlanımların etkileri, çekim duygularında zamanla ortaya çıkmaktadır. Yapı play + dönüşlülük zamiri + out biçimindedir. Dönüşlülük zamiri özneyle uyumlu olur: tekilde a pattern plays itself out, çoğulda patterns play themselves out denir. İlerleyen zaman biçimindeki playing, sürmekte olan bir süreci vurgular.

Alıştırma

“Yavaş yavaş gelişip görünür hâle gelmek” anlamındaki ilerleyen zaman ifadesiyle cümleyi tamamlayın: We could see how the old patterns were ____ in their daily choices.

Cevabı göster

playing themselves out

A useful starting place is to ask ourselves, Anlatım akışı

2:52

Yararlı bir başlangıç noktası kendimize şunu sormaktır,

Anlatım akışı

A useful starting place is to ... ile ilk adımı belirtmek

A useful starting place is to + fiilin yalın hâli, bir eylemi uygulanabilir ilk adım olarak sunar. Burada ask ourselves ifadesini getirir ve geniş bir tartışmayı başlangıçta sorulabilecek bir dizi soruya dönüştürür. Starting place burada mecazidir; fiziksel bir yeri değil, düşünme veya harekete geçme sürecinin ilk aşamasını anlatır. Bu kalıp ayrıca bir yöntem ya da sürecin başlayacağını göstererek dinleyicinin dikkatini düzenler.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrendiğiniz altı kelimelik düzenleme kalıbıyla tamamlayın: ____ list the tasks that need immediate attention.

Cevabı göster

A useful starting place is to

perhaps in the company of a large sheet of paper,

2:54

belki de büyük bir kağıt parçası

or a pen and a free afternoon,

2:56

ya da bir kalem ve boş bir öğleden sonra eşliğinde,

what sort of people in the abstract put us off Notlar

2:58

soyut olarak ne tür insanlar bizi iter

and what kinds excite us?

3:01

ve ne tür insanlar bizi heyecanlandırır?

Kelime

in the abstract: belirli olaylardan bağımsız düşünmek

In the abstract, insanları, fikirleri veya özellikleri belirli bir gerçek kişiden ya da olaydan bağımsız olarak genel ve kavramsal düzeyde ele almak demektir. Burada, belirli bir kişi düşünülmeden önce hangi insan tiplerinin çekici ya da itici bulunduğu sorulur. Bu ifade tartışmanın düzeyini belirler: önce genel örüntüler düşünülür, ardından bunlar somut deneyimlerle karşılaştırılır.

Alıştırma

Bir fikri belirli gerçek olaylardan bağımsız olarak ele almak anlamına özellikle gelen ifade hangisidir?

  1. in the abstract
  2. in general
  3. in theory
Cevabı göster

in the abstract

Öbek fiiller

Put someone off: olumsuz bir tepkiye yol açmak

Bu soruda put us off, “bizde antipati veya rahatsızlık uyandırmak ya da ilgimizi azaltmak” anlamına gelir. us nesnesi olumsuz tepkiyi yaşayan kişileri, belirli insan türleri ise bu tepkiye yol açan tarafı gösterir. Bu anlamda put + someone + off ayrılabilen bir phrasal verb yapısıdır. Nesne bir zamirse put ile off arasına gelir: put me off denir, put off me denmez. Burada ifade excite us ile karşıtlık kurar.

Alıştırma

Satış konuşmasının, konuşanın ilgisini kaybetmesine yol açtığını göstermek için cümleyi put ... off ile tamamlayın: The aggressive sales pitch ____ buying the laptop.

Cevabı göster

put me off

To try to trace back qualities Öbek fiiller

3:03

Niteliklerin izini çocuklukta bizi ilk seven insanlara

to the people who first loved us in childhood

3:05

kadar sürmeye çalışmak

Öbek fiiller

Trace back qualities to: niteliklerin kaynağını belirlemek

Trace back qualities to the people, araştırarak veya geriye doğru düşünerek bu kişileri niteliklerin kaynağı olarak belirlemek anlamına gelir. qualities, kökeni açıklanan şeydir; to ise kaynağı gösterir. Burada kullanılan sıra trace back + nesne + to + köken şeklindedir: trace back qualities to the people. İngilizcede nesne daha önce de yerleştirilebilir —trace the qualities back to the people— ve temel anlam değişmez.

Alıştırma

Kökeni belirlemek anlamına gelen iki sözcüklü fiille cümleyi tamamlayın: Historians can ____ this custom to ancient harvest festivals.

Cevabı göster

trace back

and to ask ourselves

3:08

ve kendimize şunu sormak:

how much our impulses really are aligned Kalıp ifadeler

3:09

dürtülerimiz gerçekten de

with things that might make us happy.

3:12

bizi mutlu edebilecek şeylerle ne kadar uyumlu?

Kalıp ifadeler

be aligned with: bir şeyle uyumlu olmak

Be aligned with, “bir şeyle uyumlu olmak” veya “aynı yönü ya da hedefi desteklemek” anlamına gelir. Fikirler, dürtüler, değerler, planlar veya eylemler arasındaki ilişkiyi anlatır; iki şeyin tamamen aynı olduğu anlamına gelmez. Bu cümlede, dürtülerimizin bizi mutlu edebilecek şeylere gerçekten yönelip yönelmediği sorgulanıyor. be + aligned with kalıbı, our impulses öznesini karşılaştırmada kullanılan ölçütle ilişkilendirir.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifadenin doğru biçimiyle tamamlayın: The new policy must ____ our long-term goals.

Cevabı göster

be aligned with

We could stand to discover, for example, Kalıp ifadeler

3:14

Örneğin şunu keşfedebiliriz,

that slightly distant and sadistic people

3:16

biraz mesafeli ve sadist insanların

do always seem more interesting to us

3:19

bize her zaman sözde iyi insanlardan

than the so-called nice ones. Kelime

3:21

daha ilginç geldiğini.

Kalıp ifadeler

could stand to + fiil: yapması faydalı olur

Could stand to + fiilin yalın hâli, “bir şeyi yapmanın faydalı olacağı” anlamına gelir. Bir eylemi yararlı veya gerekli olarak sunarken öneriyi dolaylı tutar. Burada discover, rahatsız edici olabilecek bir gerçeği fark etmeye başlamak anlamındadır. Stand, ayakta durmayı ifade etmez; could ise öneriyi must kullanımından daha yumuşak yapar.

Alıştırma

Cümleyi “yapması faydalı olur” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: I have slept only five hours a night this week, so I ____ get more sleep.

Cevabı göster

could stand to

Kelime

the so-called: bir etiketi kuşkuyla aktarmak

Bu cümlede the so-called, nice ones ifadesini konuşanın tamamen kabul ettiği bir tanım olarak değil, bilinen bir etiket olarak sunar. “Genellikle iyi olarak tanımlanan kişiler” anlamına gelir ve dikkati etiketin kendisine çeker. So-called çoğu zaman mesafe, kuşku veya eleştiri bildirir: etiket fazla basit, hatalı ya da hak edilmemiş görünebilir. İfadenin gücü bağlama bağlıdır. Burada ağır bir suçlama yapmak yerine nice sınıflandırmasının eksiksiz ve güvenilir olup olmadığını sorgular.

Alıştırma

Hangi cümle bir etiketin doğru ya da hak edilmiş olup olmadığını sorgulamak için so-called kullanıyor?

  1. They spoke to an expert after the lecture.
  2. The scientist called the new species Aurelia.
  3. The so-called expert could not answer a single basic question.
Cevabı göster

The so-called expert could not answer a single basic question.

That should make us stop and think.

3:24

Bu bizi durdurup düşündürmeli.

Our honestly described reactions are legacies.

3:26

Dürüstçe tanımlanmış tepkilerimiz birer mirastır.

They are revealing underlying assumptions

3:29

Onlar, bizim için aşkın nasıl hissettirebileceğine dair edindiğimiz

we've acquired about what love for us can feel like.

3:31

altta yatan varsayımları ortaya çıkarıyor.

We may start to get a clearer picture Deyimler

3:35

Başka bir insanda aradığımız şeye dair vizyonumuzun,

that our vision of what we're looking for in another person Öbek fiiller

3:37

kişisel mutluluğumuz için

might not be an especially good guide

3:41

özellikle iyi bir rehber olmayabileceğine dair

to our personal happiness.

3:43

daha net bir resim elde etmeye başlayabiliriz.

Deyimler

get a clearer picture: daha kapsamlı bir anlayış oluşturmak

Picture burada ayrı bilgi parçalarından oluşturulan genel bir anlayışı ifade eden bir mecazdır. Get a clearer picture, karmaşık bir durumu zamanla daha kapsamlı biçimde anlamaya başlamak demektir; clearer, tam kesinliği değil, anlayıştaki gelişmeyi gösterir. Yaygın bir yapı get a clearer picture of + isim veya soru sözcüklü yan cümledir; örneğin get a clearer picture of why it happened. Ardından gelen that yan cümlesi de giderek açıklığa kavuşan sonucu belirtebilir. Bu cümledeki sonuç, kişisel tercihlerin mutluluğa götüren güvenilir bir rehber olmayabileceğidir.

Alıştırma

Birkaç görüşmeden sonra araştırmacı durumu daha kapsamlı biçimde anlıyor. Hangi cümle bu kademeli gelişmeyi en iyi ifade eder?

  1. The investigator is getting a clearer picture of what happened.
  2. The investigator gets the picture, so stop explaining.
  3. The investigator is taking a clearer picture of the room.
Cevabı göster

The investigator is getting a clearer picture of what happened.

Öbek fiiller

what we're looking for: gömülü yan tümcede düz cümle sırası

Look for, “bir şeyi bulmaya veya belirlemeye çalışmak” demektir. Burada what we're looking for, başka bir kişide bulmayı umduğumuz özellikleri anlatır. in another person bu özelliklerin kimde arandığını belirtir; look for öbek fiilinin sabit bir parçası değildir. What bir gömülü yan tümce başlatır. Yan tümcenin tamamı isim gibi işlev görür ve vision of what we're looking for ifadesini tamamlar. Gömülü olduğu için düz cümle sırasını kullanır: what + we are + looking for; doğrudan soru sırası olan what + are + we + looking for kullanılmaz.

Alıştırma

What are we looking for? doğrudan sorusunu gömülü bir yan tümceye dönüştürerek cümleyi tamamlayın: Before we begin, let's agree on ____.

Cevabı göster

what we're looking for

Examining our emotional histories,

3:45

Duygusal geçmişlerimizi inceleyerek,

we learn that we can't just be attracted to anyone.

3:47

sadece herhangi birine ilgi duyamayacağımızı öğreniriz.

We're limited in the types we have

3:50

Geçmişimizde başımıza gelen bazı şeyler yüzünden

because of certain things that happened to us in our past.

3:52

sahip olduğumuz tiplerle sınırlıyız.

Even if we can't always radically shift these patterns, Dilbilgisi

3:56

Bu kalıpları her zaman kökten değiştiremesek bile,

it's useful to know that we're carrying a ball and chain. Deyimler

3:59

bir pranga taşıdığımızı bilmek faydalıdır.

Dilbilgisi

Even if ile değişmeyen bir sonucu anlatmak

Even if ödün bildiren bir koşul başlatır: konuşan kişi bir olasılığı veya sınırlamayı kabul eder, ancak bunun ana sonucu değiştirmeyeceğini söyler. Koşulun doğrulanmış bir gerçek olarak sunulması gerekmez. Bu cümledeki sınırlama, söz konusu kalıpları her zaman kökten değiştiremeyebileceğimizdir. Onları bilmenin yararlı olduğu yönündeki ana düşünce, bu sınırlama geçerli olsa da olmasa da değişmez.

Alıştırma

Gelecekteki koşul gerçekleşse de gerçekleşmese de sonucun aynı kalacağını gösteren iki sözcüklü bağlaçla cümleyi tamamlayın: ____ the library is crowded tonight, I can study in the quiet room upstairs.

Cevabı göster

Even if

Deyimler

carrying a ball and chain: kalıcı kısıtlamayı anlatan bir mecaz

Ball and chain, mahkûmun hareketlerini kısıtlamak için bacağına bağlanan ağır bir demir top ve zincirdi. Burada we're carrying a ball and chain mecazidir: eski psikolojik kalıplar, kişinin özgürlüğünü sürekli kısıtlayan ağır bir şey olarak betimlenir. Bu imge sıradan bir işi ya da fiziksel bir nesneyi değil, kalıcı bir kısıtlamayı vurgular. Kalıp tamamen değiştirilemese bile onun kısıtlayıcı etkisini fark etmek, sonraki tepki ve seçimleri anlamaya yardımcı olabilir.

Alıştırma

Cümlede “we're carrying a ball and chain” ne anlama geliyor?

  1. Bir zamanlar mahkûmlarda kullanılan ekipmanı fiziksel olarak taşıyoruz.
  2. Geçmişte oluşmuş kalıplar bizi hâlâ ciddi biçimde kısıtlıyor.
  3. Eski kalıplardan tamamen kurtulduk.
Cevabı göster

Geçmişte oluşmuş kalıplar bizi hâlâ ciddi biçimde kısıtlıyor.

It can make us more careful of ourselves

4:03

Barda sadece birkaç dakika sohbet ettikten sonra

when we feel overwhelmed by a certainty Kalıp ifadeler

4:05

"işte o" kişiyle tanıştığımıza dair

that we've met the one Kelime

4:07

bir kesinlik hissiyle boğulduğumuzda

Kelime

the one: eşsiz ve ideal romantik partner

Romantik bir bağlamda the one, kişinin kendisi için benzersiz ve hayatını paylaşmaya en uygun partner olduğuna inandığı kişiyi ifade eder. Belirli tanımlık the, one’ı birçok kişiden herhangi biri değil, belirli ve özel biri yapar. Burada the one ile tanıştığımıza dair kesinlik, idealize edilmiş romantik bir inancı yansıtır. Bu ifade konuşanın hissettiği kesinliği aktarır; ilişkinin gerçekten uygun veya kalıcı olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

İngilizce cümleyi okuyun: Maya believes she has finally met the one. Burada the one ne anlama geliyor?

  1. Eşsiz ve en doğru romantik partner
  2. Konuşmada ilk sözü edilen kişi
  3. Özel bir çağrışımı olmayan herhangi bir kişi
Cevabı göster

Eşsiz ve en doğru romantik partner

after just a few minutes chatting at the bar. Dilbilgisi

4:09

kendimize karşı daha dikkatli olmamızı sağlayabilir.

Kalıp ifadeler

overwhelmed by a certainty that ...: muhakemeyi bastıran kesinlik

To be overwhelmed by something, bir şeyin düşünce veya duygulara hükmedecek kadar güçlü hâle gelmesi demektir. Yalnızca üzüntü ya da stres için kullanılmaz; burada güçlü deneyim kesinlik duygusudur. overwhelmed by a certainty that + yan cümle kalıbı, inancın hem yoğunluğunu hem de içeriğini belirtir. That ile başlayan yan cümle, neyin tartışmasız doğru göründüğünü açıklar. Bu cümledeki ifade, inancın fazla hızlı oluştuğunu ve dikkatli muhakemeyi bastırabileceğini düşündürür.

Alıştırma

Güçlü bir inancın Maya'nın muhakemesini bastırdığını belirten hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: After only one short conversation, Maya was ____ this stranger was her perfect match.

Cevabı göster

overwhelmed by a certainty that

Dilbilgisi

after just a few minutes chatting: after + süre + -ing kalıbı

Bu cümlede after just a few minutes chatting, çok kısa bir sohbetten sonra the one ile tanıştığımız sonucuna varıldığını anlatır. Just, geçen sürenin ne kadar kısa olduğunu vurgular. Kısa kalıp after + süre + -ing şeklindedir. -ing ifadesi o süreyi dolduran etkinliği belirtir; etkinliği yapan kişi bağlamdan çıkarılır. Burada chatting, o dakikalar boyunca bizim yaptığımız şeydir; minutes sözcüğünü niteleyen bir sıfat değildir.

Alıştırma

Cümleyi tam olarak after + süre + -ing kalıbıyla tamamlayın. five minutes ve browse sözcüklerini kullanın: I found the book I wanted ____ the website.

Cevabı göster

after five minutes browsing

Or when we're certain someone is just wrong or boring,

4:12

Ya da nesnel olarak pek çok iyi yanları olsa da,

even though objectively they do have a lot going for them. Notlar

4:15

birinin sadece yanlış veya sıkıcı olduğundan emin olduğumuzda.

Dilbilgisi

Gerçek bir karşıtlık için even though

Even though bir ödünleme ilişkisi kurar: ardından gelen yan cümle, ana cümleyle çelişiyor gibi görünen bir gerçeği belirtir. Burada kişinin gerçekten birçok iyi özelliği vardır, ancak konuşan kişi onu yine de haksız ya da sıkıcı bulur. Her iki düşünceyi de gerçek olarak sunduğunuz ve aralarındaki şaşırtıcı karşıtlığı vurgulamak istediğiniz zaman even though + yan cümle yapısını kullanın. Even though ile başlayan yan cümle, ana cümleden önce veya sonra gelebilir.

Alıştırma

Hangi cümle yağmurun gerçekten yağdığını, fakat oyunu durdurmadığını anlatır?

  1. The game stopped because it was raining.
  2. The game continued even though it was raining.
  3. The game will continue even if it rains.
Cevabı göster

The game continued even though it was raining.

Dilbilgisi

do have ifadesindeki vurgulu do

Olumlu do have ifadesinde do, vurgu yardımcı fiilidir. Have fiilini güçlendirir ve konuşanın çoğu zaman bir şüpheye ya da zıt izlenime karşı bir gerçeği doğruladığını gösterir. Burada kişinin iyi özelliklerinin gerçekten var olduğunu vurgular. Vurgulu do sonrasında asıl fiilin yalın hâlini kullanın: do have doğrudur; do has veya do had değildir. Normal have biçimi, ek bir düzeltme veya ısrar anlamı olmadan gerçeği belirtir.

Alıştırma

Do yardımcı fiilini kullanarak have fiilinin doğru vurgulu biçimiyle yanıtı tamamlayın: You think these ideas have no value, but they ____ some real advantages.

Cevabı göster

do have

Deyimler

have a lot going for them: birçok olumlu özelliği olmak

To have a lot going for someone, o kişinin pek çok güçlü yönü, avantajı veya gelecek vadeden özelliği olduğu anlamına gelir. Burada them, someone sözcüğünü gösterir: Konuşan kişi, o kişiyi haksız ya da sıkıcı bulsa bile gerçekten olumlu özelliklere sahip olduğunu kabul eder. Kalıp have a lot going for + kişi/şey biçimindedir. Genel olarak olumlu bir değerlendirme yapar; herhangi bir şeyin o kişiye doğru hareket ettiğini anlatmaz.

Alıştırma

“Birçok avantajı olmak” anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: The apartment is small, but it does ____: it is affordable, quiet, and close to campus.

Cevabı göster

have a lot going for it

Ultimately, we stand to be liberated to love different people Dilbilgisi

4:18

Nihayetinde, sevdiğimiz niteliklerin

to our initial types

4:22

ve çok korktuğumuz niteliklerin,

Dilbilgisi

stand to be liberated: özgürleşme olasılığına sahip olmak

Stand to + fiilin yalın biçimi, genellikle mevcut durum böyle bir olasılık yarattığı için “bir sonucu yaşaması muhtemel olmak veya bunu yaşayacak konumda olmak” anlamına gelir. stand to be liberated ifadesinde be fiilin yalın biçimi, liberated ise geçmiş zaman ortacıdır; dolayısıyla mastar edilgendir. Özne başka birini özgürleştirmeyecek, kendisinin özgürleşmesi beklenecektir. Burada ifade, insanların çekiciliği değerlendirme biçimini değiştirmenin onları başlangıçtaki “tiplerinin” sınırlarından kurtarabileceğini söyler. Stand fiziksel olarak ayakta durmayı anlatmaz.

Alıştırma

Hangi cümlede stand to, durumun özneye muhtemel bir kazanç sağladığını anlatır?

  1. Small businesses could stand to update their websites.
  2. Small businesses stand near the tax office.
  3. Small businesses stand to gain from the tax change.
Cevabı göster

Small businesses stand to gain from the tax change.

when we find that the qualities we like

4:24

uzun zaman önce bir çocuklukta,

and the ones we very much fear

4:26

bize şefkati ilk öğreten insanlarda

can be found in different constellations Deyimler

4:28

karşılaştığımızdan

from those we encountered

4:31

farklı takımyıldızlarda bulunabileceğini

in the people who first taught us about affection

4:32

keşfettiğimizde,

Deyimler

Farklı bileşimler için bir eğretileme olarak different constellations

Burada different constellations, bir kişideki niteliklerin farklı bileşimleri için kullanılan bir eğretilemedir. Nitelikler, yıldızların şekiller oluşturması gibi birden fazla örüntü oluşturabilen ayrı noktalar olarak düşünülür. Bu ifade, sevdiğimiz ve korktuğumuz özelliklerin çocukluğumuzdaki ilk bakım verenlerde görüldüğü biçimde hep birlikte bulunmak zorunda olmadığını anlatır. Burada astrolojik bir anlam yoktur.

Alıştırma

Bu cümlede different constellations ne anlama geliyor?

  1. Çocukluktan sonra tamamen kaybolurlar.
  2. Farklı astrolojik burçlara aittirler.
  3. Farklı insanlarda yeni bileşimler hâlinde ortaya çıkarlar.
Cevabı göster

Farklı insanlarda yeni bileşimler hâlinde ortaya çıkarlar.

long ago in a childhood

4:35

ilk tiplerimizden farklı insanları sevmek için

we should strive to understand Kalıp ifadeler

4:37

özgürleşme şansımız olur;

and in many ways free ourselves from. Öbek fiiller

4:39

anlamak için çabalamamız ve birçok yönden kendimizi ondan kurtarmamız gereken bir çocuklukta.

Kalıp ifadeler

Strive to understand: ciddi ve sürekli çaba

Strive to understand, zor bir şeyi anlamak için ciddi ve sürekli çaba göstermek anlamına gelir. Yapı strive to + fiilin yalın hâlidir. Strive başarıyı değil, çabayı ve bağlılığı vurgular: Bir kişi strive to understand yapabilir ama yine de bütünüyle anlamayabilir. Burada understand fiilinin nesnesi, daha önce geçen childhood ismidir.

Alıştırma

Yazar ciddi ve sürekli çabayı vurgulayan resmî bir ifade istiyorsa cümleyi en iyi hangisi tamamlar? “We should ___ how the policy affects families over time.”

  1. happen to understand
  2. strive to understand
  3. try to understand
Cevabı göster

strive to understand

Öbek fiiller

free ourselves from: bir etkinin baskısından etkin biçimde kurtulmak

Free oneself from something, kişinin bir şeyin kontrolünden, kısıtlamasından veya yükünden kendi çabasıyla kurtulması demektir. Dönüşlülük zamiri özneye geri döner: we free ourselves, she frees herself gibi. Bu cümlede childhood daha önce yer alır ve from'un anlamca tamamlayıcısıdır: a childhood that we should strive to understand and in many ways free ourselves from. Anlatılmak istenen, çocukluğun kendisini özgür bırakmak değil, çocukluk kalıplarının bugünkü benlik üzerindeki etkisini azaltmaktır.

Alıştırma

Cümleyi free oneself from ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Maya is working to ____ her fear of failure.

Cevabı göster

free herself from