Hangisini seçmeliyim? - PS5 vs Xbox Series X: İngilizce çalışma notları

Linus Tech Tips

Öğrenme zorluğu
1.101 kelime 172 kel/dk

Video özeti: PS5 ile Xbox Series X'i çıkış döneminde yükleme, görüntü, kontrolcü, hizmet ve değer bakımından karşılaştırır. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. "by a wide margin," eşdizimi, farkın büyük olduğunu belirtir ve sayı vermeden skor, satış, fiyat ya da performans karşılaştırmaya yarar. 2. "the thing I found most exciting about my experience on the PS5 was actually the controller." dil bilgisi kalıbı, değerlendirme kurup şaşırtıcı cevabı açıklar ve birkaç unsur içinden bir sonucu öne çıkarır. 3. "can't go wrong with" deyimi, seçimin güvenilir olduğunu anlatır; birkaç iyi seçenek için kendinden emin ama dengeli öneri sunar.

Bu derste

It's console wars D-Day ladies and gentlemen. Deyimler

0:00

Bayanlar ve baylar, konsol savaşlarının D-Day'i (Büyük Günü) geldi.

Deyimler

console wars D-Day: belirleyici rekabet için medya metaforu

console wars, oyun konsolları arasındaki rekabeti bir savaşa benzetir; D-Day ise büyük bir askerî operasyonda belirleyici olan günü anlatır. Birlikte kullanıldığında bu ifade, konsol rekabetinde çok önemli bir karşılaşma yaşandığı anlamına gelir. Buradaki D-Day abartılı bir medya metaforudur; gerçek bir savaştan veya tarihî bir olaydan söz etmez. Konuşmacı bu ifadeyle heyecan yaratır ve karşılaştırmanın sonucu belirleyebileceğini gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede 'console wars D-Day' ne anlama geliyor?

  1. Oyun konsolları arasındaki rekabette belirleyici bir karşılaşma
  2. Konsol şirketleri arasında gerçek bir askerî operasyon
  3. Önemli bir karşılaştırmanın olmadığı sıradan bir gün
Cevabı göster

Oyun konsolları arasındaki rekabette belirleyici bir karşılaşma

We've got both the PlayStation 5 and Xbox Series here in the studio.

0:02

Stüdyomuzda hem PlayStation 5 hem de Xbox Series bulunuyor.

We've got all the launch games you care about

0:07

İlgilendiğiniz tüm çıkış oyunlarını edindik

and we are running HDMI 2.0 into an 88-inch OLED TV.

0:09

ve HDMI 2.0 üzerinden 88 inçlik bir OLED TV'de çalıştırıyoruz.

It's time to put these consoles side by side

0:15

Artık bu konsolları yan yana koyup

and see how they perform mano a mano. Kelime

0:18

bire bir nasıl performans gösterdiklerini görme zamanı.

Kelime

mano a mano: doğrudan bire bir karşılaştırma için

Mano a mano, İngilizcede doğrudan bire bir yarışma veya karşılaştırma anlamında kullanılan İspanyolca kökenli bir ifadedir. Bu cümlede iki konsol rakipler gibi ele alınıyor; konuşmacı onları aynı koşullarda doğrudan karşılaştırmak istiyor. İfade, medya diline rahat ve dramatik bir hava katar; bu kullanımda kelimesi kelimesine “elden ele” anlamına gelmez. İnsanlar, takımlar, ürünler veya sistemler için kullanılabilir.

Alıştırma

'The two finalists went mano a mano' cümlesinde mano a mano ne anlama gelir?

  1. Birbirleriyle doğrudan yarıştılar
  2. Ellerini kullanarak fiziksel nesneler değiştirdiler
  3. Ayrı ayrı çalıştılar ve hiç karşılaşmadılar
Cevabı göster

Birbirleriyle doğrudan yarıştılar

Well, they're not human, but you get it.

0:22

Eh, insan değiller ama ne demek istediğimi anladınız.

Origin PC desktops can now be customized with Nvidia GeForce RTX 30 series graphics cards.

0:25

Origin PC masaüstü bilgisayarları artık Nvidia GeForce RTX 30 serisi ekran kartlarıyla özelleştirilebiliyor.

If you're in the market for a new PC powered by Nvidia's latest graphics cards Kalıp ifadeler

0:31

Eğer Nvidia'nın en yeni ekran kartlarından güç alan

Kalıp ifadeler

in the market for: satın almayı düşünmek

in the market for something, bir şeyi edinmeyi veya satın almayı ciddi biçimde düşünmek demektir. Bu cümlede yeni bir bilgisayar arıyor olabilecek izleyicileri belirtir; market fiziksel bir pazar yeri değildir. Kalıp be in the market for + isim şeklindedir. Gerçek bir satın alma ilgisini gösterir, ancak kişinin ürünü çoktan seçtiği ya da satın aldığı anlamına gelmez.

Alıştırma

“Şu anda satın almayı düşünüyor olmak” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: “My sister is ____ a reliable used car.”

Cevabı göster

in the market for

and backed by a 24/7 support team,

0:34

ve 7/24 destek ekibiyle güvence sunan yeni bir PC arıyorsanız,

check out Origin PC Systems at the link below. Öbek fiiller

0:37

aşağıdaki bağlantıdan Origin PC sistemlerine bir göz atın.

Öbek fiiller

check out: bakmak veya incelemek

Burada check out, bir şey hakkında daha fazla bilgi edinmek için ona bakmak, onu ziyaret etmek ya da incelemek demektir. Konuşmacı Origin PC Systems'ı önerip izleyicileri bağlantıya yönlendiriyor; ödeme yapmaktan ya da otelden ayrılmaktan söz etmiyor. Nesne bir isim olduğunda hem check out the site hem de check the site out kullanılabilir. Zamir kullanıldığında onu fiil ile parçacığın arasına koyun: check it out; check out it değil.

Alıştırma

“Göz atmak” anlamındaki fiil öbeğiyle bu gündelik öneriyi tamamlayın: “You should ____ this free drawing app.”

Cevabı göster

check out

We've already heard a ton about the super fast loading speeds on both next gen consoles

0:48

Her iki yeni nesil konsolun da süper hızlı yükleme süreleri hakkında şimdiden çok şey duyduk,

thanks to their SSDs.

0:53

ki bu SSD'leri sayesinde mümkün oluyor.

The Xbox Series X's SSD has a raw throughput of 2.4 gigabytes per second,

0:54

Xbox Series X'in SSD'si saniyede 2,4 gigabayt ham veri işleme hızına sahipken,

while the PlayStation 5 more than doubles that to 5.5 gigabytes per second raw. Dilbilgisi

0:59

PlayStation 5 ise bunu iki kattan fazlasına çıkararak saniyede 5,5 gigabayt ham hıza ulaşıyor.

Dilbilgisi

more than doubles that to + nihai değer

more than doubles that to 5.5 gigabytes per second ifadesinde that, daha önce belirtilen hızın yerini tutar. More than doubles, yeni hızın eski hızın iki katından fazla olduğunu belirtir. Özne + more than double + miktar + to + sonuç kalıbı bir değişimi ve değişimin ulaştığı noktayı anlatır. to sonrasındaki sayı nihai değerdir; eklenen miktar veya yeniden iki katına çıkarılacak bir değer değildir.

Alıştırma

Bir hizmet yükseltmeden önce saniyede 200 istek işliyor, şimdi ise 450 istek işliyor. Hangi cümle 450'yi doğru biçimde nihai hız olarak gösterir?

  1. The upgrade more than doubled that to 450 requests per second.
  2. The upgrade increased that by 450 requests per second.
Cevabı göster

The upgrade more than doubled that to 450 requests per second.

So you might expect the PS5 to beat the Xbox in every test by a wide margin, right? Notlar

1:04

Yani PS5'in her testte Xbox'ı büyük bir farkla geçmesini bekleyebilirsiniz, değil mi?

Dilbilgisi

might expect + nesne + to beat

you might expect the PS5 to beat the Xbox yapısında expect önce bir nesne, the PS5, ardından to'lu mastar, to beat the Xbox, alır. expect fiilinin nesnesi aynı zamanda beat eyleminin anlamca öznesidir; yani kazanması beklenen PS5'tir. Might, beklentiyi kesin değil temkinli hâle getirir. Burada beat fiziksel olarak vurmak değil, testlerde daha iyi performans göstermek anlamındadır. Bu ifade çoğu zaman hâlâ sınanması gereken makul bir tahmin sunar.

Alıştırma

Hangi cümle, rakibinden daha iyi performans göstermesi beklenenin sen değil yeni yönlendirici olduğunu anlatır?

  1. You might expect the rival to beat the new router in the speed test.
  2. You might expect the new router to beat its rival in the speed test.
  3. You might expect to beat the new router in the speed test.
Cevabı göster

You might expect the new router to beat its rival in the speed test.

Kalıp ifadeler

by a wide margin: büyük farkla

By a wide margin, farkın belirgin biçimde büyük olduğu anlamına gelir. Burada beat fiilini niteler ve kesin sayılar verilmese bile beklenen üstünlüğün bütün testlerde açıkça görüleceğini anlatır. Karşılaştırmalarda margin, iki sonuç arasındaki farktır; sayfa kenar boşluğu ya da kâr marjı değildir.

Alıştırma

“Their team won by a wide margin,” cümlesinde by a wide margin ne anlama gelir?

  1. Sonuç tam bir beraberlikti.
  2. Yalnızca çok küçük bir farkla kazandılar.
  3. Sonuçta büyük bir farkla kazandılar.
Cevabı göster

Sonuçta büyük bir farkla kazandılar.

Well, hold on a minute. Ton ve niyet

1:09

Şey, bir dakika bekleyin.

Ton ve niyet

hold on a minute: durup yeniden düşünmek

Hold on a minute, konuşmada durup yeniden düşünme çağrısı yapan bir işarettir. Burada az önce öne sürülen sonucu keser ve dinleyiciyi gelecek bir ayrıntıya ya da düzeltmeye hazırlar. Bu ifadede minute genellikle tam olarak altmış saniye anlamına gelmez. Bağlama göre birinden kısa süre beklemesini isteyebilir, ancak henüz karar vermemesi gerektiğini de anlatabilir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız müzenin altıda kapandığını söylüyor, ancak siz tabelada beş yazdığını görüyorsunuz. Hangi cevap iddiayı doğal biçimde duraklatıp bir düzeltme getirir?

  1. I'll meet you there at six.
  2. Hold on a minute—the sign says it closes at five.
  3. The museum was busy yesterday.
Cevabı göster

Hold on a minute—the sign says it closes at five.

Both booting the consoles cold and waking them from sleep

1:11

Konsolları hem sıfırdan başlatmak hem de uyku modundan uyandırmak

are faster on the Xbox by a few seconds,

1:14

Xbox'ta birkaç saniye daha hızlı,

and even when it comes to loading games,

1:16

oyun yükleme söz konusu olduğunda bile

the consoles trade blows. Deyimler

1:18

konsollar birbirine üstünlük kurmakta zorlanıyor.

Deyimler

trade blows: başa baş mücadele etmek

Bu incelemede trade blows mecazidir: iki konsol, karşılıklı yumruklaşan rakipler gibi farklı testlerde sırayla daha iyi sonuç verir. Gerçek bir fiziksel kavga kastedilmez. Bu ifade rekabeti başa baş ve üstünlüğün el değiştirdiği bir mücadele olarak gösterir. Konsolların her testte tamamen aynı sonucu aldığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir incelemede "The two laptops trade blows in our tests" ne anlama gelir?

  1. Dizüstü bilgisayarlar farklı testlerde sırayla birbirinden daha iyi performans gösteriyor.
  2. Dizüstü bilgisayarlar fiziksel olarak birbirine vuruyor.
  3. Dizüstü bilgisayarlar her testte tamamen aynı puanı alıyor.
Cevabı göster

Dizüstü bilgisayarlar farklı testlerde sırayla birbirinden daha iyi performans gösteriyor.

In Assassin's Creed Valhalla,

1:20

Assassin's Creed Valhalla'da,

loading a game from the menu was a bit quicker on the Xbox,

1:21

menüden bir oyunu yüklemek Xbox'ta biraz daha hızlıydı,

while in Dirt 5,

1:24

ancak Dirt 5'te

the PlayStation 5 pulled ahead by a slight margin. Öbek fiiller

1:25

PlayStation 5 az bir farkla öne geçti.

Öbek fiiller

pulled ahead: öne geçti

Pulled ahead, bir yarışma veya karşılaştırma sırasında lider konuma geçti anlamına gelir. Burada PlayStation 5'in bu testte diğer konsoldan daha hızlı hâle geldiğini anlatır. Geçmiş zaman biçimi pulled, yalnızca bir durumu değil sıralamadaki değişimi gösterir. By a slight margin ise farkın küçük olduğunu ekler.

Alıştırma

Dersi öğrendiğiniz iki kelimelik geçmiş zaman ifadesiyle cümleyi tamamlayın: After the last round, Maya ____ by one point.

Cevabı göster

pulled ahead

And of course,

1:27

Ve elbette,

if the game needs to connect to an online service

1:28

oyun sizi geri döndürmeden önce

before dropping you back in,

1:30

çevrimiçi bir hizmete bağlanmak zorundaysa,

that's going to inflate the load times no matter what console you're playing on. Dilbilgisi

1:32

hangi konsolda oynuyor olursanız olun bu durum yükleme sürelerini uzatacaktır.

Dilbilgisi

no matter what + isim veya yan cümle

no matter what console you're playing on ifadesinde what, console ismini niteler; bütün ifade hangi konsol olursa olsun anlamına gelir. Konuşmacı, hangi konsol seçilirse seçilsin yükleme sürelerinin uzayacağını söylüyor. no matter what + isim veya yan cümle kalıbı bir ödünleme kurar: seçim ya da koşul değişse de ana cümlenin sonucu değişmez. no matter what game you choose ve no matter what happens örneklerinde ana ifade geçerliliğini korur.

Alıştırma

Hangi cümle, seçilen bilet türü ne olursa olsun fiyatın aynı kaldığını söyler?

  1. The price stays the same before you choose a ticket.
  2. The price changes depending on what type of ticket you choose.
  3. The price stays the same no matter what type of ticket you choose.
Cevabı göster

The price stays the same no matter what type of ticket you choose.

If you're loading a game from a console sleep state though,

1:35

Ancak bir oyunu konsol uyku modundayken yüklüyorsanız,

the Xbox is always faster,

1:38

Xbox her zaman daha hızlıdır,

at least in our tests.

1:40

en azından bizim testlerimizde.

It seems that the faster SSD on the PlayStation 5

1:42

Görünüşe göre PlayStation 5'teki daha hızlı SSD,

might be being bottlenecked by its slightly slower CPU, Dilbilgisi

1:45

biraz daha yavaş olan CPU'su nedeniyle bir darboğaza giriyor olabilir,

Dilbilgisi

might be being bottlenecked by: olasılık + sürmekte olan edilgen yapı

might olasılık bildirir. be being bottlenecked sürmekte olan edilgen bir yapıdır; dolayısıyla ifade, bir şeyin performansının o anda başka bir etken tarafından sınırlanıyor olabileceğini söyler. Yapıyı katmanlara ayırın: might = olasılık; be being bottlenecked = sürmekte olan edilgen süreç; by = neden. İlk be, might'tan sonra gereken fiilin yalın biçimidir; being ise geçmiş zaman ortacı bottlenecked ile birleşerek be being + geçmiş zaman ortacı şeklindeki sürmekte olan edilgen yapıyı tamamlar.

Alıştırma

Hangi cümle, yol çalışmalarının teslimatlarda şu anda devam eden bir gecikmeye neden oluyor olabileceğini söyler?

  1. The deliveries might delay the roadwork.
  2. The deliveries are being delayed by roadwork.
  3. The deliveries might be being delayed by roadwork.
  4. The deliveries might have been delayed by roadwork.
Cevabı göster

The deliveries might be being delayed by roadwork.

meaning that in almost every backwards compatible game

1:49

bu da neredeyse tüm geriye dönük uyumlu oyunlarda

or games that aren't optimized for either system's I/O architecture specifically,

1:52

veya herhangi bir sistemin I/O mimarisi için özel olarak optimize edilmemiş oyunlarda,

the Xbox will likely load faster.

1:57

Xbox'ın muhtemelen daha hızlı yükleneceği anlamına geliyor.

And that's without even mentioning the Xbox's quick resume feature, Anlatım akışı

1:59

Ve bu durum, Xbox'ın Quick Resume (Hızlı Devam Etme) özelliğinden bahsetmeden bile geçerli,

Anlatım akışı

without even mentioning: henüz hesaba katılmamış bir destekleyici nokta eklemek

Without even mentioning, o ana kadar savda hesaba katılmamış ek bir gerçeği sunar. Burada önceki iddia, Xbox'ın Quick Resume özelliği eklenmeden önce bile zaten güçlüymüş gibi gösterilir. Konuşan kişi bu özelliğin adını hemen söylese de ifade, onun hakkında gerçekten susma sözü değildir. Hâlâ güçlü bir destekleyici nokta daha bulunduğunu belirtmenin sözbilimsel bir yoludur.

Alıştırma

Henüz hesaba katılmamış bir destekleyici nokta ekleyen bu dersteki üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The tablet is already excellent for travel, ____ its ten-hour battery life.

Cevabı göster

without even mentioning

which drops you right back into the action

2:03

ki bu özellik sizi oyunun başlangıç menüsü yerine

instead of into the game's start menu.

2:05

doğrudan aksiyonun içine bırakıyor.

It is sorely missed on the PlayStation 5. Kalıp ifadeler

2:07

Bu özellik PlayStation 5'te çok aranıyor.

Kalıp ifadeler

sorely missed: bir yokluğu güçlü biçimde hissetmek

Be sorely missed, bir kişinin ya da şeyin bulunmadığını ve insanların bu yokluğu güçlü biçimde hissettiğini anlatan kalıplaşmış ve doğal bir sözcük birlikteliğidir. Bu cümlede özelliğin PlayStation 5'te bulunmaması gerçek bir kayıp olarak görülür. Buradaki sorely, anlamı very much ifadesine yakın olan bir güçlendirme zarfıdır. Fiziksel acıdan söz etmez. Edilgen yapı, bulunmayan kişiye ya da şeye odaklanır: ona değer veren kişiler yokluğunu güçlü biçimde hisseder.

Alıştırma

Bir yokluğun güçlü biçimde hissedildiğini anlatan bu dersteki iki sözcüklü kalıpla cümleyi tamamlayın: The old neighborhood library is ____.

Cevabı göster

sorely missed

But considering next gen load speeds absolutely decimate

2:10

Ancak yeni nesil yükleme hızlarının, önceki konsolların

the minute plus wait times of previous consoles,

2:14

bir dakikayı aşan bekleme sürelerini tamamen yok ettiğini düşünürsek,

it's hard to complain about a few extra seconds here or there.

2:17

üç beş saniyelik farklardan şikayet etmek pek mümkün değil.

Now let's compare some game visuals starting with multi-platform titles

2:21

Şimdi çok platformlu oyunlardan başlayarak bazı oyun görsellerini karşılaştıralım

and wow,

2:24

ve vay canına,

these are remarkably similar.

2:25

bunlar dikkat çekici derecede benzer.

That's because the consoles are architecturally similar

2:27

Bunun nedeni, her iki konsolun da mimari olarak benzer olması;

with AMD's Zen 3 CPUs and RDNA GPUs,

2:30

AMD'nin Zen 3 CPU'ları ve RDNA GPU'larına sahipler,

though the Xbox has a slight advantage in both cases,

2:33

gerçi Xbox her iki durumda da hafif bir avantaja sahip,

at least on paper. Anlatım akışı

2:37

en azından kağıt üzerinde.

In practice, the image quality between the consoles is very similar,

2:38

Uygulamada, konsollar arasındaki görüntü kalitesi birbirine çok benzer,

but differences can emerge depending on the situation.

2:42

ancak duruma bağlı olarak farklılıklar ortaya çıkabiliyor.

Anlatım akışı

at least on paper ... In practice (en azından kâğıt üzerinde... uygulamada)

“On paper”, gerçekten bir kâğıdın üzerinde olmak değil; teknik özelliklere, planlara veya teoriye göre demektir. “At least” iddianın kapsamını sınırlar: Karşılaştırma belirtilen sayılara dayandığında Xbox biraz avantajlıdır. “In practice”, odağı gerçek hayattaki sonuçlara kaydırır. Bu ifadeler önce beklenen avantajı, ardından test edilen sonucu sunarak karşılaştırmayı düzenler. Böylece konuşmacı yalnızca teknik özelliklere dayanan bir sonucu düzeltebilir veya yumuşatabilir.

Alıştırma

Teknik özelliklere dayanan bir beklentiyle gerçek sonucu karşılaştırmak için iki ifadeyi doğru kullanan seçenek hangisidir?

  1. On paper, the laptop should run for twelve hours. On paper, it lasts about nine.
  2. On paper, the laptop should run for twelve hours. In practice, it lasts about nine.
  3. In practice, the laptop is rated for twelve hours. On paper, testing shows it lasts about nine.
Cevabı göster

On paper, the laptop should run for twelve hours. In practice, it lasts about nine.

Our friends at Digital Foundry

2:45

Digital Foundry'deki dostlarımız,

have pointed out that while playing on the favor frame rate mode,

2:47

"kare hızını tercih et" modunda oynarken

the PlayStation 5 actually adds more background foliage in Dirt 5,

2:50

PlayStation 5'in aslında Dirt 5'te arka plana daha fazla bitki örtüsü eklediğini,

whereas in favor resolution mode,

2:54

buna karşılık "çözünürlüğü tercih et" modunda,

where the resolution remains locked at 4K

2:56

çözünürlüğün 4K'da kilitli kaldığı ancak

in exchange for looser frame rates, Kalıp ifadeler

2:58

kare hızlarının daha değişken olduğu durumda,

Kalıp ifadeler

in exchange for (karşılığında/bedeli olarak)

“In exchange for”, bir sonucu başka bir sonucun bedeli veya karşılığı olarak sunar. Elde edilen şey ifadenin önünde, maliyet, fedakârlık ya da karşılık ise for sözcüğünden sonra gelir. Burada çözünürlüğü 4K’da sabit tutmak elde edilen yarardır; daha esnek ve daha az istikrarlı kare hızlarını kabul etmek ise bedeldir. Gerçek bir nesne alışverişi yoktur; bu ifade teknik ve günlük ödünler için de kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümle, azalan soğutma gücünü daha sessiz fan çalışması için ödenen bedel olarak sunar?

  1. The laptop offers quieter fan operation in exchange for reduced cooling power.
  2. The laptop offers quieter fan operation despite reduced cooling power.
  3. The laptop offers quieter fan operation because of reduced cooling power.
Cevabı göster

The laptop offers quieter fan operation in exchange for reduced cooling power.

games either felt slightly smoother,

3:00

oyunların Xbox’ta ya biraz daha pürüzsüz hissettirdiğini,

perhaps because the PS5 doesn't have variable refresh rate implemented just yet, Kelime

3:03

belki PS5’te değişken yenileme hızı henüz uygulanmadığı için,

Kelime

“Variable refresh rate” ifadesini anlamak

“Variable refresh rate” (değişken yenileme hızı veya VRR), cihazın kare çıkışı değiştikçe ekranın yenilenme sıklığını değiştirmesini sağlayan bir görüntüleme özelliğidir. Ekran yenilemelerini gelen karelere daha iyi uydurmak, görüntü yırtılmasını ve düzensiz görünen hareketleri azaltabilir. Bu cümlede ifade, söz edilen zamanda PS5'te henüz uygulanmamış bir özelliği adlandırır. Dil bilgisi bakımından variable, refresh rate birleşik adını niteler.

Alıştırma

“Variable refresh rate” neyi tanımlar?

  1. Cihazın kare çıkışı değiştikçe ekran yenilemelerini ayarlayan bir görüntüleme özelliği.
  2. Bir oyunun saniyede ürettiği kare sayısı.
  3. Her zaman değişmeyen sabit bir hızda yenilenmesi gereken ekran.
Cevabı göster

Cihazın kare çıkışı değiştikçe ekran yenilemelerini ayarlayan bir görüntüleme özelliği.

or pushed closer to full res more often on the Xbox,

3:07

ya da Xbox'ta daha sık tam çözünürlüğe yaklaştığını

letting small details like the car's grilles look slightly better.

3:10

ve araba ızgaraları gibi küçük detayların biraz daha iyi görünmesini sağladığını belirttiler.

Some games are more of a toss-up though. Deyimler

3:14

Ancak bazı oyunlarda durum tam bir yazı tura.

Deyimler

“More of a toss-up” deyimi

“A toss-up”, seçeneklerin veya sonuçların neredeyse eşit olasılıkta ya da eşit derecede iyi göründüğü ve bu nedenle açık bir kazananın bulunmadığı seçimler için kullanılan bir deyimdir. Yazı tura atma görüntüsü mecazidir; gerçekten bir şey atmak gerekmez. “more of a + isim” yapısı, bir şeyin bu tanıma başka bir duruma veya beklentiye göre daha çok uyduğunu belirtir. Burada more of a toss-up, bu oyunlarda sonucun daha önce konuşulanlara göre daha az belirgin olduğu anlamına gelir.

Alıştırma

Örnekte “more of a toss-up” ne anlama geliyor?

  1. Artık bir taraf diğerinden açıkça çok daha iyidir.
  2. Karşılaştırmada önceki durumlara göre daha az belirgin bir kazanan vardır.
  3. Kazanan gerçekten yazı tura atılarak seçilecektir.
Cevabı göster

Karşılaştırmada önceki durumlara göre daha az belirgin bir kazanan vardır.

NBA 2K21 looks truly next gen on both consoles,

3:16

NBA 2K21, görünürdeki köşeli kenarlar hariç

except for the visible aliasing.

3:21

her iki konsolda da gerçekten yeni nesil hissi veriyor.

On the PS5, it's slightly smoother,

3:23

PS5'te biraz daha pürüzsüz,

but the depth of field effect and extra per-object motion blur on the Xbox

3:26

ancak Xbox'taki alan derinliği efekti ve nesne başına ekstra hareket bulanıklığı

deals with it in its own way.

3:30

kendi yöntemiyle bunun üstesinden geliyor.

How about next gen exclusives though?

3:32

Peki ya yeni nesle özel oyunlar ne olacak?

Well, the Series X doesn't have any,

3:34

Series X'in herhangi bir özel oyunu yok,

which brings us then to Spider-Man Miles Morales on the PS5. Anlatım akışı

3:37

bu da bizi PS5'teki Spider-Man Miles Morales'e getiriyor.

Anlatım akışı

which brings us then to: bir konuyu sonraki konuya bağlamak

Which, hemen önce sözü edilen gerçeğe veya duruma gönderme yapar. İfade, önceki noktanın konuşmacıya tartışmayı Spider-Man: Miles Morales konusuna taşıma gerekçesi verdiğini anlatır; bring burada bir şeyi fiziksel olarak taşımak anlamına gelmez. Which brings us to, sonraki konuyu mantıklı bir adım gibi gösteren bir geçiş ifadesidir. Then, konuşmacının sıralamasındaki bir sonraki aşamayı belirtir ve buradaki gibi us ile to arasına gelebilir.

Alıştırma

Hangi cümlede which brings us then to, sonraki konuya mantıklı bir geçiş yapmak için kullanılmıştır?

  1. We have agreed on the route, which brings us then to the travel budget.
  2. We should discuss the budget because the route is on the table.
  3. The shuttle which brings us to the hotel leaves at noon.
Cevabı göster

We have agreed on the route, which brings us then to the travel budget.

While the game looks great,

3:41

Oyun harika görünse de,

it feels less next gen than I had hoped, Dilbilgisi

3:42

umduğumdan daha az yeni nesil hissettiriyor,

Dilbilgisi

less next gen than I had hoped: gerçeği önceki beklentiyle karşılaştırmak

Less next gen than I had hoped, gerçek deneyimi konuşmacının daha önceki beklentisiyle karşılaştırır. Next gen burada gayriresmî biçimde, ‘yeni bir teknoloji neslinden beklenen gelişmeleri gösterme’ niteliğini anlatır; less ... than ise bu niteliğin umulandan daha düşük düzeyde bulunduğunu gösterir. Had hoped, umudu daha sonraki deneyim ve değerlendirmeden önceye yerleştirir. Bu ifade ölçülü bir hayal kırıklığı anlatır; oyunun kötü olduğunu veya hiçbir yeni nesil özelliği taşımadığını söylemez.

Alıştırma

Hangi cümle, önceki bir beklentiye kıyasla sınırlı bir hayal kırıklığı ifade ediyor?

  1. The hotel was exactly as quiet as I had hoped.
  2. The hotel was terrible in every possible way.
  3. The hotel was less quiet than I had hoped, but I still slept well.
Cevabı göster

The hotel was less quiet than I had hoped, but I still slept well.

looking better than the PS4 version,

3:46

PS4 sürümünden daha iyi görünüyor,

but not really that much better,

3:48

ama aslında o kadar da daha iyi görünmüyor,

which if you think about it, Anlatım akışı

3:51

ki aslında bunu düşünürseniz,

Anlatım akışı

Akıl yürütmeye yönelten if you think about it

Burada if you think about it, dinleyiciye kelimesi kelimesine düşünmeye başlamasını söylemez. Cümlede kısa bir duraklama yaratır ve dinleyiciyi, ardından gelen ya da ifadenin çevresindeki sonucu makul kılan mantığı değerlendirmeye davet eder. Dinleyici fikre konuşan kişiyle birlikte ulaşmaya davet edildiği için bu ifade şaşırtıcı bir yeniden yorumlamayı daha az dayatmacı gösterebilir. Yaklaşık olarak “arkasındaki mantığa bakınca” anlamına gelir.

Alıştırma

"The smaller room may actually be better, if you think about it, because it is quieter," cümlesinde if you think about it ne işe yarar?

  1. Dinleyiciye zor bir sorunu hemen çözmesini emreder.
  2. Konuşanın sonucu unuttuğunu gösterir.
  3. Dinleyiciyi sonucun arkasındaki mantığı değerlendirmeye davet eder.
Cevabı göster

Dinleyiciyi sonucun arkasındaki mantığı değerlendirmeye davet eder.

is really just praise for the incredible optimization job

3:52

bu sadece 2 yıllık PS4 sürümünde yaptıkları inanılmaz optimizasyon işine

they did on the 2-year-old PS4 version.

3:56

bir övgüden ibaret.

On the PS5 though,

3:59

Yine de PS5'te,

the addition of ray traced reflections

4:00

ışın izleme (ray tracing) yansımalarının eklenmesi,

make swinging through a frozen glassy New York feel brand new.

4:02

donmuş ve cam gibi bir New York'ta ağ atarak dolaşmayı yepyeni hissettiriyor.

Although ray tracing is locked into the 30 FPS mode.

4:07

Her ne kadar ışın izleme 30 FPS moduna kilitlenmiş olsa da.

Once you switch to 60 FPS, Dilbilgisi

4:11

60 FPS'ye geçtiğinizde,

Dilbilgisi

Once you switch to: tetikleyici olarak once + simple present

Once, yeni bir sonucun geçerli olmaya başladığı noktayı tanıtır. Once you switch to 60 FPS ifadesinde geçiş, ardından gelen sonucu başlatan olay olarak sunulur ve “o andan itibaren” anlamını güçlü biçimde taşır. Gelecekteki bir durumdan söz ederken once yan cümlesinde simple present kullanılır: Once you switch... denir, normalde Once you will switch... denmez. Ana cümlede yine will veya başka bir gelecek ifadesi kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle Save düğmesine basmayı yüklemenin beklenen tetikleyicisi olarak doğru biçimde sunar?

  1. Once you will press Save, the app will upload the file.
  2. If you press Save, the app will upload the file.
  3. Once you press Save, the app will upload the file.
Cevabı göster

Once you press Save, the app will upload the file.

uh you're probably never gonna go back to ray tracing Kelime

4:13

ııh, muhtemelen daha az çekici olan ekran alanı yansımalarını (SSR) kullansa bile

Kelime

never gonna go back to: resmî olmayan güçlü bir tahmin

Bu cümlede never gonna go back to, “yeniden kullanmaya dönmeyecek” anlamına gelir. Gonna, going to ifadesinin resmî olmayan konuşma biçimidir; go back to ise önceki bir seçime veya alışkanlığa dönmek demektir. Never, tercihin çok güçlü duyulmasını sağlar. Ancak probably, bunun bütün oyuncular için geçerli bir kural veya gerçek değil, konuşanın deneyimine dayalı bir tahmin olduğunu gösterir.

Alıştırma

Probably never gonna go back to burada ne anlatıyor?

  1. Konuşanın ışın izlemeyi hiç denemediği anlamına gelir.
  2. Konuşanın ışın izlemeye dönmeyeceğine dair güçlü ama yine de kişisel bir tahmindir.
  3. Kimsenin ışın izlemeyi yeniden kullanamayacağını bildiren resmî bir kuraldır.
Cevabı göster

Konuşanın ışın izlemeye dönmeyeceğine dair güçlü ama yine de kişisel bir tahmindir.

even if it uses less attractive screen space reflections. Dilbilgisi

4:16

ışın izlemeye asla geri dönmek istemeyeceksiniz.

Dilbilgisi

even if: değişmeyen bir sonuç

Even if, mümkün veya varsayımsal bir koşul sunar ve bu koşulun ana sonucu değiştirmeyeceğini gösterir. Burada daha az çekici ekran alanı yansımalarının bir dezavantaj olduğu kabul edilir, ancak bu dezavantaj seçimi değiştirmek için yeterli görülmez. Yapı, ana sonuç + even if + koşul veya Even if + koşul, ana sonuç biçiminde olabilir. Vurgu ekler: sonuç bu koşul altında da geçerli kalır.

Alıştırma

Olası bir sorunun kararı değiştirmeyeceğini en iyi hangi bağlaç gösterir? I'll finish the hike ___ it gets cold.

  1. if
  2. even if
  3. even though
Cevabı göster

even if

The PS5 has global settings like universal toggles for game difficulty,

4:20

PS5'in, oyun zorluğu için genel açma/kapama düğmeleri,

performance priorities,

4:23

performans öncelikleri,

and accessibility options.

4:25

ve erişilebilirlik seçenekleri gibi küresel ayarları var.

Like the Xbox's quick resume,

4:27

Tıpkı Xbox'ın Quick Resume özelliği gibi,

they're just nice to have things.

4:29

bunlar olması hoş şeyler.

Strangely though,

4:31

Ancak garip bir şekilde,

the thing I found most exciting about my experience on the PS5 Dilbilgisi

4:32

PS5'teki deneyimimde en çok heyecan verici bulduğum şey

was actually the controller.

4:35

aslında kontrolcüydü.

Dilbilgisi

The thing ... was actually ... ile beklenmedik cevaba odaklanma

The thing + yan cümle + was + cevap kalıbı, değerlendirme ölçütünü cevaptan ayırır. Burada I found most exciting about my experience on the PS5 yan cümlesi hangi “thing”den söz edildiğini belirler; was sonrasındaki the controller isim öbeği ise odaklanan cevabı verir. Actually, bu cevabın muhtemel beklentiye ters düştüğünü gösterir: performans ve grafiklerden söz edildikten sonra cevabın oyun kumandası olması şaşırtıcıdır. Buradaki the thing, anlamı onu niteleyen yan cümle ve tamamlayıcıyla tamamlanan bir yer tutucudur; kimliği belirsiz fiziksel bir nesne değildir.

Alıştırma

Cümlenin hangi bölümü, konuşanın en heyecan verici şey hakkındaki nihai cevabını verir?

  1. the thing
  2. the controller
  3. my experience on the PS5
Cevabı göster

the controller

Yes,

4:38

Evet,

the DualSense has been upgraded with a mic,

4:39

DualSense; mikrofon,

USB Type-C charging,

4:41

USB Type-C şarj

and resistive triggers,

4:43

ve dirençli tetikleyicilerle yenilendi,

which make the Xbox triggers feel dull and boring in comparison.

4:44

ki bunlar kıyaslandığında Xbox'ın tetikleyicilerini donuk ve sıkıcı hissettiriyor.

Until today,

4:49

Bugüne kadar,

I gotta say, Ton ve niyet

4:50

şunu söylemeliyim ki,

I never really imagined feeling directionality Dilbilgisi

4:51

bir kontrolcünün titreşimlerinde yön duygusunu hissedebileceğimi

in the vibrations of a controller.

4:54

hiç hayal etmemiştim.

Ton ve niyet

Görüşe samimi bir giriş olarak I gotta say

I gotta say, I've got to say ile bağlantılı, konuşma diline özgü samimi bir giriş ifadesidir ve çoğu zaman “I have to say” veya “I must admit” anlamına gelir. Konuşanın güçlü, dürüst ya da duygusu belirgin bir kişisel tepki vermek üzere olduğunu gösterir. Burada, ardından gelen ifadenin ne kadar beklenmedik olduğunu vurgular. Bu kullanımda gotta ayrı bir pratik zorunluluk ifade etmez; bütün ifade konuşanın görüşünü çerçeveler.

Alıştırma

Cümleyi gotta içeren, öğrendiğiniz üç sözcüklü samimi giriş ifadesiyle tamamlayın: “____, that ending surprised me.”

Cevabı göster

I gotta say

Dilbilgisi

imagine doing: imagined feeling yapısı

imagined feeling ifadesinde imagine fiilinden sonra feeling adlı -ing biçimi gelir. imagine doing something yapısı, bir eylemi veya deneyimi zihinde canlandırmak anlamına gelir. Buradaki never really imagined, bu olasılığın daha önce konuşanın aklına neredeyse hiç gelmediğini gösterir. -ing öbeği hayal edilen içeriği belirtir; kişinin hayal kurarken yaptığı bir eylemi anlatmaz.

Alıştırma

Parantez içindeki fiilin doğru biçimiyle cümleyi tamamlayın: I never imagined ____ the race. (win)

Cevabı göster

winning

The experience was something totally new,

4:56

Bu deneyim tamamen yeni bir şeydi,

kind of like hearing a stereo recording Anlatım akışı

4:58

bir ömür boyu mono dinledikten sonra

after a life of mono.

5:01

stereo bir kayıt duymak gibiydi.

Anlatım akışı

kind of like hearing...: yumuşatılmış bir benzetme

Kind of like yaklaşık bir karşılaştırma başlatır. İki deneyimin tamamen aynı olmadığını, ancak tanıdık bir deneyimin dinleyenin yeni deneyimi anlamasına yardımcı olabileceğini gösterir. hearing a stereo recording adlı -ing öbeği karşılaştırmada kullanılan deneyimi belirtir. Cümle önce deneyimin yeni olduğunu söyler, ardından bu soyut düşünceyi bir benzetmeyle daha anlaşılır hâle getirir. After a life of mono eski ölçütü verir: stereo, monoya göre ayrı yönleri daha güçlü hissettirir; benzer biçimde kumandanın titreşimleri de artık yön hissi veriyor gibidir. Burada iki uzamsal izlenim karşılaştırılır; kumandanın gerçekten bir kayıt çaldığı söylenmez.

Alıştırma

Karşılaştırmayı kind of like ve solve fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: Learning the new game was ____ a puzzle.

Cevabı göster

kind of like solving

In conclusion,

5:04

Sonuç olarak,

you can't go wrong with either choice. Deyimler

5:05

hangi seçimi yaparsanız yapın yanılmazsınız.

Deyimler

Güvenilir bir öneri için “can't go wrong with”

“Can't go wrong with”, bir seçimin iyi veya tatmin edici olma ihtimalinin çok yüksek olduğunu anlatan deyimsel bir ifadedir. Bir kişinin kelimenin tam anlamıyla hata yapamayacağı anlamına gelmez. Bu cümlede “either choice”, iki seçeneğin de tavsiye edilecek kadar iyi olduğunu ve alıcının hangisini seçerse seçsin pişman olma ihtimalinin düşük olduğunu belirtir. Kalıp can't go wrong with + isim veya -ing biçimidir.

Alıştırma

Cümleyi can't go wrong with ile tamamlayın: If you want a gift that works for almost anyone, you ____ fresh flowers.

Cevabı göster

can't go wrong with

Each console offers a compelling set of reasons why it's the best console.

5:07

Her iki konsol da neden en iyi konsol olduğuna dair ikna edici bir dizi neden sunuyor.

Xbox has power,

5:12

Xbox'ta güç,

speed,

5:14

hız,

backwards compatibility,

5:15

geriye dönük uyumluluk,

and the value

5:16

ve finansman seçenekleri ile Xbox Game Pass'in getirdiği

with financing and Xbox Game Pass. Kültür

5:17

değer var.

But while Sony doesn't have a real competitor to Game Pass,

5:20

Ancak Sony'nin Game Pass'e gerçek bir rakibi olmasa da,

Kültür

Bir abonelik hizmeti olarak Xbox Game Pass

Xbox Game Pass, Xbox'ın oyun abonelik hizmetinin adıdır. Üyeler, zamanla değişen bir oyun kataloğuna erişmek için düzenli ödeme yapar. Bu nedenle ad, tek bir oyun veya tek kullanımlık bir geçiş kartı değil, devamlı bir hizmet anlamına gelir. Burada finansmanla birlikte Xbox'ın sunduğu değerin bir parçası olarak belirtilir. Bu yüzden “a competitor to Game Pass”, Sony'nin benzer bir değer sunan rakip abonelik hizmeti demektir.

Alıştırma

Bu incelemede “a competitor to Game Pass” ne anlama geliyor?

  1. Bir Xbox etkinliği için tek kullanımlık bilet
  2. Oyuncuların birbiriyle yarıştığı bir oyun
  3. Rakip bir oyun abonelik hizmeti
Cevabı göster

Rakip bir oyun abonelik hizmeti

they do have some proven studios Dilbilgisi

5:23

şu an inanılmaz özel oyunlar yapan,

making amazing exclusive games right now.

5:25

kendini kanıtlamış stüdyoları var.

Dilbilgisi

Vurgulu they do have

Olumlu bir cümlede have fiilinden önce gelen do vurgu ekler: they do have, “gerçekten sahipler” veya “kesinlikle sahipler” anlamına gelir. Buradaki do bir soru oluşturmuyor. Cümle önce while ile bir zayıflığı kabul ediyor, ardından bunu dengeleyen avantajı güçlü biçimde sunmak için they do have yapısını kullanıyor. Bu yapı, bir noktayı kabul ederken diğerine açıkça ağırlık vermek istediğinizde kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi iki kelimelik vurgulu fiil ifadesiyle tamamlayın: We lack a large budget, but we ____ a skilled team.

Cevabı göster

do have

They've got a non-proprietary storage upgrade solution,

5:28

Tescilli olmayan bir depolama yükseltme çözümlerine sahipler,

although you can't quite upgrade just yet. Kelime

5:31

gerçi henüz tam olarak yükseltme yapamasanız da.

Kelime

just yet: geçici bir «şimdi değil»

Olumsuz bir yan cümlede just yet, “şu anda” veya “şimdilik” anlamına gelir. Bu nedenle can't ... just yet, eylemin şu anda mümkün olmadığını belirtir. Just, “tam şu anda” hissi ekler ve sınırlamayı daha yumuşak gösterir. İfade çoğu zaman durumun yakında değişebileceği ihtimalini açık bırakır, ancak değişeceğini vadetmez.

Alıştırma

'We can't announce the winner just yet,' cümlesinde just yet neyi anlatır?

  1. Kazanan hiçbir zaman açıklanmayacak.
  2. Kazanan zaten açıklandı.
  3. Duyuru şu anda yapılamaz, ancak daha sonra mümkün olabilir.
Cevabı göster

Duyuru şu anda yapılamaz, ancak daha sonra mümkün olabilir.

And they've got an all-digital console

5:33

Ve daha pahalı kardeşinin tüm ateş gücünü

that packs all of the firepower of its more expensive sibling Deyimler

5:36

yüz dolar daha ucuza paketleyen

Deyimler

Performans benzetmesi olarak “packs all of the firepower”

Burada packs, tek bir ürünün içinde büyük miktarda kapasite “barındırmak veya içermek” anlamına gelir. Firepower, silahları değil, bilgi işlem ya da oyun performansını anlatan bir benzetmedir. İfadenin tamamı, bu modelin daha pahalı ilgili modeldeki tam performans kapasitesini koruduğunu söyler. Performansı güç veya ateş gücü olarak anlatan bu benzetme, enerjik teknoloji ve ürün yorumlarında yaygındır.

Alıştırma

Örnekte “packs all of the firepower” ne anlama geliyor?

  1. Konsolun içinde silah saklar.
  2. Önemli performans kapasitelerinin tümüne sahiptir.
  3. Yalnızca ürünün dış tasarımını değiştirir.
  4. Pahalı modelden daha düşük performans sunar.
Cevabı göster

Önemli performans kapasitelerinin tümüne sahiptir.

for a hundred dollars cheaper,

5:39

tamamen dijital bir konsolları var,

making it look to me way more compelling than the Xbox Series S. Dilbilgisi

5:40

bu da onu benim gözümde Xbox Series S'ten çok daha çekici kılıyor.

Dilbilgisi

Güçlü karşılaştırma için “way more compelling than”

Burada way, karşılaştırmanın derecesini güçlendiren gündelik bir zarftır. More compelling ifadesini güçlendirir; dolayısıyla way more compelling, bir seçenek olarak çok daha çekici veya ikna edici demektir. Kalıp way + comparative + than + karşılaştırılan öge şeklindedir. Way, karşılaştırmanın gücünü belirtir; burada “yöntem” veya “yol” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi gündelik ve güçlü karşılaştırma kalıbı way + more + adjective + than ile tamamlayın. practical sözcüğünü kullanın: For short city trips, this bike is ____ the car.

Cevabı göster

way more practical than

Man,

5:46

Dostum,

these guys are really not making it easy.

5:47

bu adamlar işleri gerçekten hiç kolaylaştırmıyor.

What do you say Colton? Ton ve niyet

5:49

Ne dersin Colton?

Ton ve niyet

Yanıt istemek için What do you say?

Bu cümlede What do you say?, “Bu fikre cevabın ne?” anlamına gelir. Konuşan kişi Colton’ı fikrini söylemeye veya bir öneriyi kabul etmeye davet ediyor; ondan sözlerini tekrar etmesini istemiyor. Bir öneriden sonra bu geniş zaman sorusunu kullanarak seçimi karşı tarafa bırakabilirsin. Daha önce söylenen sözleri sormak için normalde What did you say? kullanılır.

Alıştırma

“We could bring sandwiches and eat by the lake. What do you say?” cümlesinde konuşan kişi ne yapıyor?

  1. Bir sözcüğün nasıl telaffuz edildiğini sormak
  2. Dinleyenden son söylediği sözleri tekrar etmesini istemek
  3. Dinleyeni öneriye cevap vermeye davet etmek
Cevabı göster

Dinleyeni öneriye cevap vermeye davet etmek

Should we just get both?

5:50

İkisini de mi almalıyız?

Oh yeah.

5:52

Oh evet.

Oh yeah.

5:52

Oh evet.

Just get both.

5:53

Sadece ikisini de al.

Probably hold off a little bit for more exclusives though. Öbek fiiller

5:55

Yine de daha fazla özel oyun gelene kadar biraz beklemek iyi olabilir.

Öbek fiiller

hold off: bir eylemi veya kararı ertelemek

Hold off, bir eylemi veya kararı şimdilik ertelemek demektir. Burada söylenmeyen eylem konsolu satın almaktır; for more exclusives ise bekleme nedenini açıklar: daha fazla özel oyun çıkabilir. Hold off kalıcı olarak iptal etmek anlamına gelmez. Eylem bağlamdan anlaşılıyorsa tek başına kullanılabilir; ayrıca hold off on + isim/-ing biçimi ve hold off until + zaman/olay yapılarında kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi “şimdilik ertelemek” anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille tamamla: The forecast may change, so let's ____ on booking the picnic site until Friday.

Cevabı göster

hold off

But eventually we'll get both.

5:57

Ama sonunda ikisini de alacağız.

This video is brought to you by Privacy and 1Password, Kalıp ifadeler

5:58

Bu video, güvenlik ve rahatlığı ön planda tutan iki hizmet olan

Kalıp ifadeler

sponsorluk ifadesi olarak brought to you by

Medya içeriklerinde is brought to you by, içeriği desteklemek için ödeme yapan şirketi tanıtır. Burada Privacy ve 1Password’ün sponsor olduğunu belirtir; bu şirketlerin videoyu fiziksel olarak izleyiciye taşıdığı anlamına gelmez. Kalıp, içerik + be + brought to you by + sponsor şeklindedir. Çoğu zaman sponsor mesajına geçildiğini gösterir.

Alıştırma

Bir podcast’te sunucu “This episode is brought to you by River Bank.” diyor. Sunucu neyi belirtiyor?

  1. River Bank bölümü fiziksel olarak teslim etti.
  2. Sunucu, River Bank’ten yeni bir bölüm hazırlamasını istiyor.
  3. River Bank bu bölüme sponsor oluyor.
Cevabı göster

River Bank bu bölüme sponsor oluyor.

two services that prioritize security and convenience.

6:01

Privacy ve 1Password tarafından sizlere sunuluyor.

Starting now,

6:06

Şu andan itibaren,

Privacy users can automatically add their virtual cards

6:06

Privacy kullanıcıları tek bir tıklamayla sanal kartlarını

into their 1Password vault with a single click,

6:09

otomatik olarak 1Password kasalarına ekleyebilir

and 1Password users will be able to create virtual cards in their browser

6:12

ve 1Password kullanıcıları tarayıcılarında sanal kartlar oluşturup

and store them in 1Password.

6:16

bunları 1Password'de saklayabilirler.

When you're creating a new virtual card with 1Password,

6:18

1Password ile yeni bir sanal kart oluşturduğunuzda,

you can set a spending cap Kalıp ifadeler

6:21

bir harcama sınırı belirleyebilir

Kalıp ifadeler

set a spending cap: azami tutar belirlemek

Set a spending cap, harcanabilecek en yüksek tutarı belirlemek anlamına gelir. Burada cap bir üst sınır demektir; şapka ya da mutlaka ulaşılması gereken bir harcama tutarı değildir. Yaygın kalıp set + a spending cap şeklindedir ve ardından çoğu zaman of + tutar veya on + hesap/kategori gelir: set a spending cap of $50 ya da set a spending cap on the card.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “alışverişler için azami tutar belirlemek” anlamına gelen dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: The app lets parents ____ for each card.

Cevabı göster

set a spending cap

and adjust your settings for a one-off payment, Kelime

6:22

ve ayarlarınızı tek seferlik bir ödeme,

Kelime

one-off payment: tek seferlik, tekrarlanmayan ödeme

A one-off payment, belirli bir düzene göre tekrarlanmak yerine yalnızca bir kez yapılan ödemedir. Burada one-off, payment sözcüğünü niteleyen birleşik bir sıfattır. Bu ifade yalnızca sıklığı belirtir. Tek başına indirim olduğu veya bütün bir borcun tamamen ödendiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir hizmet, kaydolduğunuzda sizden yalnızca bir kez ücret alıyor ve bir daha ücret almıyor. Bu ücreti en iyi hangi ifade tanımlar?

  1. a one-off payment
  2. a recurring payment
  3. an installment payment
Cevabı göster

a one-off payment

monthly, or annual limit,

6:25

aylık veya yıllık bir sınır,

or a total amount.

6:27

ya da toplam bir tutar için ayarlayabilirsiniz.

Users can limit cards

6:28

Kullanıcılar,

so they can only be used at a single service

6:29

kartları yalnızca tek bir hizmette kullanılacak şekilde sınırlandırabilir,

to keep things locked down, Öbek fiiller

6:32

işleri güvenli tutmak için,

Öbek fiiller

keep things locked down: sıkı denetimi sürdürmek

Bu güvenlik bağlamında keep things locked down, erişim ve izin verilen kullanımlar üzerinde sıkı denetimi sürdürmek anlamına gelir. Yalnızca fiziksel nesneleri değil; hesapları, kartları, cihazları, verileri veya sistemleri de anlatabilir. keep + nesne + locked down yapısı devam eden bir durumu anlatır: keep sürdürme eylemidir, things nesnedir ve locked down sürdürülen durumdur.

Alıştırma

Bir yönetici, veri tabanının yetkili personel tarafından kullanılmaya devam etmesini ancak diğer herkese karşı sıkı biçimde kısıtlanmasını istiyor. Hangi cümle bu amaca en uygundur?

  1. We need to keep the database locked down.
  2. We need to leave the database unlocked.
  3. We need to shut the database down.
Cevabı göster

We need to keep the database locked down.

and when it's time to enter payment details,

6:33

ve ödeme ayrıntılarını girme zamanı geldiğinde,

1Password will show users any cards associated with that website,

6:35

1Password, oluşturdukları herhangi bir Privacy kartı da dahil olmak üzere

including any Privacy cards that they've generated.

6:39

kullanıcılara o web sitesiyle ilişkili tüm kartları gösterir.

Just go to privacy.com/linus and sign up for an account.

6:42

privacy.com/linus adresine gidin ve bir hesap açın.

New Privacy customers will automatically get $5 to spend on their first purchase.

6:46

Yeni Privacy müşterileri, ilk alışverişlerinde harcamaları için otomatik olarak 5 dolar kazanacak.

Or if you're a new 1Password user,

6:50

Ya da eğer yeni bir 1Password kullanıcısıysanız,

you can head to the link below to also receive $5 when signing up.

6:52

kayıt olduğunuzda 5 dolar almak için aşağıdaki bağlantıya gidebilirsiniz.

If you guys enjoyed this video,

6:57

Eğer bu videodan keyif aldıysanız,

maybe check out the other gaming video

6:58

diğer oyun videomuza da bir göz atmak isteyebilirsiniz:

we did on LG's 88-inch OLED,

7:00

LG’nin 88 inçlik OLED TV’sinde,

trying it out with an RTX 3090.

7:03

bir RTX 3090 ile test ettiğimiz videoya.

Pretty flipping unbelievable. Kelime

7:05

Gerçekten inanılmazdı.

Kelime

Pretty flipping unbelievable içindeki flipping

Burada flipping, flip fiili değildir. unbelievable kelimesinden önce gelerek şaşkınlığı veya coşkuyu hafifçe güçlendiren, günlük ve yumuşak bir pekiştiricidir. Cümlenin anlamı, deneyimin inanılmayacak kadar etkileyici olduğudur; bir şeyin fiziksel olarak ters dönmesi değildir. Başka cümlelerde bu kullanım, daha ağır bir küfür kullanmadan güçlü şaşkınlık, hayranlık veya rahatsızlık ifade edebilir.

Alıştırma

Pretty flipping unbelievable cümlesinde flipping hangi işlevi görüyor?

  1. cümleyi resmî ve kibar hâle getirir
  2. unbelievable kelimesine günlük ve yumuşak bir vurgu ekler
  3. bir şeyin fiziksel olarak ters döndüğü anlamına gelir
Cevabı göster

unbelievable kelimesine günlük ve yumuşak bir vurgu ekler