Dünya Gezegeni Hakkında Bilmeniz Gereken Her Şey: İngilizce çalışma notları

Kurzgesagt – In a Nutshell

Öğrenme zorluğu
1.062 kelime 170 kel/dk

Video özeti: Bu animasyon Dünya'yı yıldız kalıntılarından okyanuslarına, iç yapısına ve atmosferine kadar izliyor, ardından insanlığı gezegen tarihine yerleştiriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. come into existence — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: bir şeyin nasıl var olmaya başladığını sorun; bunu yalnızca ortaya çıkmaktan ayırın. 2. if the object had been more massive, / might have destroyed — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: geçmişte gerçeğe aykırı varsayımı ve gerçekleşmemiş koşulun olası sonucunu tanıyın. 3. have it all figured out. — Öbek fiiller: figure out ifadesini çözmek veya tam anlamak olarak kavrayın; all bilimsel kesinliği abartmama uyarısını güçlendirir.

Bu derste

Planet Earth is the home of every life form known to us in the universe. Kalıp ifadeler

0:00

Dünya gezegeni, evrende bildiğimiz tüm yaşam formlarının yuvasıdır.

Kalıp ifadeler

Bir iddianın kapsamını known to us ile sınırlamak

known to us sözleri kısaltılmış bir ilgi cümleciği oluşturur: every life form known to us, every life form that is known to us ile aynı anlama gelir. İddiayı, insanlığın şimdiye kadar keşfettiği veya tanıdığı şeylerle sınırlar; henüz bilinmeyen hiçbir yaşamın bulunmadığını iddia etmez. Buradaki us genel olarak insanlığı ifade eder. Known to us kişisel olarak aşina olmaktan değil, bilgimizin sınırından söz eder.

Alıştırma

İddiayı insanlığın mevcut bilgisiyle sınırlayan üç sözcüklü İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: No treatment ____ can cure the disease completely.

Cevabı göster

known to us

Its age is about a third of the age of the universe Dilbilgisi

0:05

Yaşı evrenin yaşının yaklaşık üçte biri kadardır

Dilbilgisi

A third of ile üç eşit parçadan birini belirtmek

a third of + bütün yapısı, o bütünün üç eşit parçasından birini ifade eder. Cümlede karşılaştırılan bütün the age of the universe olduğundan, Dünya'nın yaşı evrenin yaşının yaklaşık üçte biridir. Bu kesirde a, one yerine kullanılabilir; a third ile one third aynı kesri belirtir. About, sayının yaklaşık olduğunu gösterir.

Alıştırma

Üç eşit parçadan biri anlamına gelen üç sözcüklü İngilizce kesir ifadesiyle cümleyi tamamlayın: About ____ the class walks to school.

Cevabı göster

a third of

and admit it it is a thing of beauty. Ton ve niyet

0:08

ve kabul edelim ki o tam bir güzellik abidesidir.

Ton ve niyet

Şakalaşan bir meydan okuma olarak admit it

Burada admit it, “apaçık görünen bir konuda aynı fikirde olduğunu söyle” anlamındadır. Suçu ya da yanlış bir davranışı resmî biçimde itiraf etmek değildir. Bu emir ifadesi, dinleyiciyi konuşanın görüşünü paylaşmaya doğrudan çağırır. Ses tonuna ve ilişkiye göre samimi bir şaka ya da küçük bir meydan okuma gibi duyulabilir.

Alıştırma

Bir arkadaş çok etkileyici bir modeli gösterip “Admit it—it looks amazing.” diyor. Burada admit it ne işe yarıyor?

  1. Dinleyiciden bir suçu itiraf etmesini ister.
  2. Dinleyiciyi şakacı bir şekilde aynı fikirde olmaya iter.
  3. Dinleyiciye tamamen özgürce karşı çıkma hakkını çok kibarca verir.
Cevabı göster

Dinleyiciyi şakacı bir şekilde aynı fikirde olmaya iter.

A slightly squashed sphere with a heavy metal core and a lighter surface crust

0:11

Ağır bir metal çekirdeği ve daha hafif bir yüzey kabuğu olan, hafifçe ezilmiş bir küre

wrapped in a thin sliver of sweet air to breathe Notlar

0:15

solumak için tatlı, ince bir hava tabakasıyla sarılmış,

Dilbilgisi

Kısaltılmış edilgen niteleyici olarak wrapped in

Bu cümlede wrapped in a thin sliver of sweet air to breathe, daha önce gelen a slightly squashed sphere ad öbeğine yeni bir özellik ekler. Kürenin o ince hava katmanıyla çevrili olduğunu anlatır; wrapped cümlenin ana fiili değildir. Bu, kısaltılmış edilgen bir ilgi cümleciğidir: wrapped in... yapısı which is wrapped in... biçiminde açılabilir. İngilizcede bu kısaltılmış -ed cümleciği, açıklamaya daha yoğun bilgi katmak için sık sık bir addan sonra kullanılır. Burada yalnızca yakındaki surface crust sözlerini değil, daha önceki sphere sözcüğünü niteler.

Alıştırma

Hangi cümlede wrapped in, bir adı niteleyen kısaltılmış edilgen cümlecik olarak doğru kullanılmıştır?

  1. The cabin wrapped in snow looked peaceful.
  2. The cabin was wrapped in snow looked peaceful.
  3. The cabin wrapping in snow looked peaceful.
Cevabı göster

The cabin wrapped in snow looked peaceful.

Deyimler

a thin sliver of: görülebilen çok dar bir bölüm

Bu cümlede a thin sliver of, atmosfere görsel bir biçim verir: atmosfer, Dünya'nın çevresindeki son derece ince bir katman olarak canlandırılır. Sliver genellikle uzun ve ince bir parça demektir; bu yüzden benzetme, solunabilir katmanın bütün gezegene kıyasla ne kadar ince olduğunu vurgular. Bu ifadeyi ince bir şerit veya görülebilen çok küçük bir bölüm için kullanabilirsin. Dinleyenin biçim ve darlık hayal etmesini sağladığı için a small amount of ifadesinden daha canlıdır.

Alıştırma

Hangi cümlede a thin sliver of, görülebilen çok dar bir bölüm imgesi yaratacak şekilde doğal kullanılmıştır?

  1. I carried a thin sliver of luggage on the trip.
  2. Only a thin sliver of sky was visible between the tall buildings.
  3. She gave me a thin sliver of advice about the test.
Cevabı göster

Only a thin sliver of sky was visible between the tall buildings.

with vast oceans, fertile plains, magnificent mountains,

0:18

uçsuz bucaksız okyanusları, verimli ovaları, muhteşem dağları,

fresh water rivers, streams, lakes and aquifers

0:22

tatlı su nehirleri, dereleri, gölleri ve akiferleri olan,

orbiting a star which warms us and gives us energy.

0:26

bizi ısıtan ve bize enerji veren bir yıldızın yörüngesinde dönmektedir.

But how did our home come into existence Kalıp ifadeler

0:30

Peki ama yuvamız nasıl var oldu

Kalıp ifadeler

come into existence: var olmaya başlamak

Come into existence, var olmaya başlamak veya oluşmak demektir. Bu soruda Dünya'nın ilk kez nasıl var olduğu sorulur; bir yere nasıl hareket ettiği veya yalnızca nasıl görünür hâle geldiği değil. Kalıp come into + existence ismidir. Gezegenlerin, türlerin, sistemlerin, yasaların, kuruluşların ve başlangıcı olan başka şeylerin kökenini anlatmak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi come into existence ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The research center ____ in 2012.

Cevabı göster

came into existence

and what's it made of? Kalıp ifadeler

0:32

ve neden yapıldı?

Kalıp ifadeler

Be made of: malzemeyi veya bileşimi sormak

“what's it made of?” cümlesinde “it” Dünya'yı belirtir ve “made of”, onu hangi malzemelerin veya maddelerin oluşturduğunu sorar. Soru üretim yerini değil, bileşimi öğrenmeye yöneliktir. Tekrar kullanılabilen kalıp “What + be + subject + made of?” şeklindedir: “What is this wall made of?” Tanınabilir bir malzemeyi açıklarken “subject + be + made of + material” kullanılır.

Alıştırma

Tanınabilir bir malzeme için “made” sözcüğüne doğru edatı ekleyerek cümleyi tamamlayın: The bowl is ____ glass.

Cevabı göster

made of

4.6 billion years ago,

0:41

4,6 milyar yıl önce,

Earth was created from the remnants of dead stars Kelime

0:43

Dünya, ölü yıldızların kalıntılarından meydana geldi,

Kelime

Remnants of dead stars: önceki yıldızlardan kalan madde

Burada “remnants”, daha önceki bir nesne veya süreçten geriye kalan madde, parçalar ya da izler anlamına gelir. “Remnants of dead stars”, önceki yıldızların temel yaşam evrelerinin sonuna ulaştıktan sonra bıraktığı yıldız maddesini anlatır; bu maddenin bir kısmı daha sonra Dünya'nın oluştuğu maddenin parçası olmuştur. “Dead”, biyolojik bir iddia değil, popüler bilimde kullanılan basit bir açıklamadır. Tekrar kullanılabilen “remnants of + noun” kalıbı “o kaynaktan veya olaydan geriye kalan şey” anlamına gelir; bu nedenle hem doğal süreçleri hem de insanlık tarihini anlatabilir.

Alıştırma

“The soil contains remnants of an ancient forest,” cümlesindeki “remnants” ne anlama gelir?

  1. ormandan geriye kalan madde veya izler
  2. ormanı göstermek için yapılan resimler
  3. ormanın yerine dikilen yeni ağaçlar
Cevabı göster

ormandan geriye kalan madde veya izler

that collected in a giant dirty gas cloud.

0:46

ki bunlar devasa, kirli bir gaz bulutu içinde birikmişti.

The gas cloud became denser in its center and formed an accretion disk. Kelime

0:49

Gaz bulutunun merkezi giderek yoğunlaştı ve bir yığılım diski oluşturdu.

Kelime

accretion disk: yörüngedeki maddenin oluşturduğu yassı bölge

Accretion disk, yani yığılma diski; gaz, toz veya başka maddelerin merkezdeki bir cismin çevresinde dönerken içe doğru birikmesiyle oluşan geniş ve yassı bir bölgedir. Bu cümlede bulutun merkeze yakın kısmının yoğunlaşmasıyla oluşur. Buradaki disk, maddenin uzayda yassı ve disk biçiminde dağılmasını anlatır. Katı ve üretilmiş bir disk anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümledeki accretion disk ifadesini en iyi hangi açıklama karşılar?

  1. Boş uzayda sürüklenen katı ve yuvarlak bir levha
  2. Maddenin bir merkezin çevresinde dönerek biriktiği yassı bir bölge
  3. Bir merkezden dümdüz uzaklaşan bir bulut
Cevabı göster

Maddenin bir merkezin çevresinde dönerek biriktiği yassı bir bölge

Small particles started clumping together and building larger and larger objects Dilbilgisi

0:53

Küçük parçacıklar bir araya toplanmaya ve giderek daha büyük cisimler oluşturmaya başladı

Dilbilgisi

larger and larger: sürekli değişim için tekrarlanan karşılaştırmalar

Karşılaştırma biçimi + and + karşılaştırma biçimi kalıbı, aynı özelliğin zaman içinde değişmeye devam ettiğini gösterir. Burada larger and larger, parçacıklar birleştikçe nesnelerin boyutunun sürekli arttığı anlamına gelir. İki larger kullanımı aynı sürecin aşamalarını anlatır; birbirinden ayrı iki nesneyi karşılaştırmaz.

Alıştırma

Cümleyi “giderek daha karanlık” anlamındaki tekrarlı karşılaştırma kalıbıyla tamamlayın: As the sun set, the sky grew ____.

Cevabı göster

darker and darker

until they formed the objects we call planets today.

0:58

ta ki bugün gezegen dediğimiz nesneleri oluşturana kadar.

This process took 10 to 20 million years and is still not very well understood. Dilbilgisi

1:01

Bu süreç 10 ila 20 milyon yıl sürdü ve hâlâ çok iyi anlaşılabilmiş değil.

Dilbilgisi

is still not very well understood: hâlâ çok iyi anlaşılmış değil

Burada is understood edilgen bir yapıdır. Anlama eylemini gerçekleştiren kişiler belirtilmez, çünkü belirli bir kişiden değil, genel olarak bilim insanlarından veya araştırmacılardan söz edilir. Cümle, sürece ve süreç hakkındaki bilginin durumuna odaklanır. Still, bu bilgi eksikliğinin bugüne kadar devam ettiğini belirtir. Not very well understood temkinli bir ifadedir: bir miktar anlayış vardır ancak bu anlayış eksiktir. Hiçbir şeyin anlaşılmadığını düşündürebilen not understood ifadesinden daha zayıftır.

Alıştırma

Örnekte is still not very well understood ne anlama geliyor?

  1. Bilim insanları sürecin bir kısmını anlıyor, ancak önemli ayrıntılar hâlâ belirsiz.
  2. Bilim insanları süreci hiç incelemedi.
  3. Bilim insanları geçmişte süreci tamamen anlıyordu.
Cevabı göster

Bilim insanları sürecin bir kısmını anlıyor, ancak önemli ayrıntılar hâlâ belirsiz.

At about this time when the solar system was young and chaotic,

1:07

Güneş sisteminin genç ve kaotik olduğu bu sıralarda,

a giant object about as big as Mars collided with our home. Dilbilgisi

1:10

Mars büyüklüğünde devasa bir cisim yuvamıza çarptı.

Dilbilgisi

about as big as: yaklaşık olarak aynı boyutta

About, as big as karşılaştırmasının tamamını niteler. About as big as Mars, Mars ile tamamen aynı boyutta değil, yaklaşık olarak aynı boyutta demektir. Yeniden kullanılabilen kalıp about as + sıfat + as + karşılaştırma noktası biçimindedir: about as old as the building, about as heavy as a car. Ölçüm veya tahmin kesin olmadığında küçük bir farklılığa izin verir.

Alıştırma

Cümleyi about as big as ile tamamlayın: The new battery is ____ a deck of cards.

Cevabı göster

about as big as

The impact was violent

1:14

Çarpışma çok şiddetliydi

and if the object had been more massive, Dilbilgisi

1:16

ve eğer cisim daha büyük kütleli olsaydı,

it might have destroyed Earth.

1:18

Dünya'yı yok edebilirdi.

Dilbilgisi

Gerçek dışı bir geçmiş için If ... had been more massive, ... might have destroyed

if the object had been more massive yan cümlesi, gerçekleşmemiş bir geçmiş koşulu sunmak için past perfect yapıdaki had been ifadesini kullanır: nesne gerçekte daha büyük bir kütleye sahip değildi. Might have destroyed, bu gerçek dışı koşulun olası sonucunu belirtir. Dünya'nın gerçekten yok edildiğini söylemez. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp, farklı bir geçmişin olası sonucunu anlatmak için if + past perfect, ... might have + past participle biçimidir.

Alıştırma

Cümleyi might lose ifadesinin geçmişe yönelik karşıt gerçeklik biçimiyle tamamlayın: If the backup had failed, we ____ all the files.

Cevabı göster

might have lost

Material from Earth was smashed out into orbit and formed the Moon,

1:20

Dünya'dan kopan malzemeler yörüngeye fırlayarak Ay'ı oluşturdu;

which is the biggest satellite in relation to its planet in the solar system. Kalıp ifadeler

1:24

o da güneş sisteminde gezegenine oranla en büyük uydudur.

Kalıp ifadeler

biggest için ölçüt belirleyen in relation to

Burada in relation to, biggest için karşılaştırma ölçütünü belirler. Uydunun büyüklüğü yalnızca mutlak boyutuna göre değil, kendi gezegeninin boyutuyla karşılaştırılarak değerlendirilir. Yani ifade, uydu ile gezegen arasındaki en büyük boyut oranını anlatır. Bir tanım belirli bir referansa göre doğruysa in relation to + referans noktası yapısını kullanın. Bu ifade, iddiayı anlamlı kılan ölçüyü veya temel alınan noktayı gösterir.

Alıştırma

'The puppy's paws are huge in relation to its body,' cümlesindeki karşılaştırma ölçütü nedir?

  1. diğer yavru köpeklerin patileri
  2. yavru köpeğin vücudu
  3. yavru köpeğin yaşı
Cevabı göster

yavru köpeğin vücudu

At this time, Earth was a hot hell,

1:28

O zamanlar Dünya, sıcak bir cehennemdi,

constantly being hit by asteroids with seas of lava and a toxic atmosphere.

1:31

lav denizleri ve zehirli bir atmosferiyle sürekli asteroitlerin çarptığı bir yerdi.

But something was about to change drastically. Dilbilgisi

1:36

Ancak bir şeyler kökten değişmek üzereydi.

Dilbilgisi

was about to: geçmişten bakıldığında gerçekleşmek üzere olan olay

Was about to + fiilin yalın hâli, bir olayın geçmişteki belirli bir anda gerçekleşmesine çok az kaldığını gösterir. Burada değişim, gerçekleşmek üzere olan bir sonraki olay olarak sunulur. Hikâye anlatımında bu yapı, geçmişteki bir sahneden ileriye bakar ve beklenti oluşturur. Yalnızca genel bir gelecek anlamı taşımaz.

Alıştırma

Trenin hareket etmesinin an meselesi olduğunu gösteren ifadeyle cümleyi tamamlayın: The train ____ leave when the station lights went out.

Cevabı göster

was about to

Earth cooled down.

1:39

Dünya soğudu.

Water from the inside of the Earth wandered to the surface and rained down on Earth,

1:40

Dünya'nın içindeki su yüzeye çıktı ve Dünya'ya yağmur olarak yağdı,

only to vaporize again and become clouds. Dilbilgisi

1:45

ardından tekrar buharlaşıp bulutlara dönüştü.

Dilbilgisi

only to vaporize again: amaç değil, beklenmedik bir sonuç

Only to + fiilin yalın hâli, önceki eylemin ardından gelen sonucu belirtir. Bu sonuç genellikle şaşırtıcı, hayal kırıklığı yaratan veya beklenenin tersidir. Burada su yüzeye ulaşır ve yağmur olarak düşer, fakat orada kalmak yerine yeniden buharlaşır. Mastar yapı amaca değil sonuca odaklanır: su, buharlaşmak amacıyla yüzeye gelmemiştir.

Alıştırma

Beklenmedik sonucu belirten iki sözcüklü İngilizce bağlayıcıyla cümleyi tamamlayın: Nina opened the file, ____ discover that it was empty.

Cevabı göster

only to

Millions of asteroids brought more and more water to our planet.

1:48

Milyonlarca asteroit gezegenimize daha da fazla su getirdi.

All the water on Earth has about this volume compared to Earth.

1:52

Dünya'daki tüm suyun, Dünya'ya kıyasla hacmi yaklaşık bu kadardır.

Today, the surface of Earth is 71% water and 29% land.

1:57

Bugün, Dünya yüzeyinin %71'i su ve %29'u karadır.

97.5% is saline water,

2:02

%97,5'i tuzlu su iken

while only 2.5% is fresh water.

2:05

sadece %2,5'i tatlı sudur.

The fresh water is 69% ice and snow,

2:08

Tatlı suyun %69'u buz ve kar,

30% are ground waters,

2:11

%30'u yeraltı sularıdır

and only about 1% make up the remaining ground waters. Öbek fiiller

2:13

ve geriye kalan yeraltı sularını sadece yaklaşık %1'i oluşturur.

Öbek fiiller

‘oluşturmak’ anlamındaki make up

Bu yüzde bağlamında make up, ‘oluşturmak’ veya ‘meydana getirmek’ anlamına gelir. Cümle, yaklaşık %1’lik kısmın kalan yer altı suyu kategorisini oluşturduğunu söyler; burada ‘uydurmak’ anlamında değildir. Yaygın bir kalıp, ‘parça veya grup + make up + pay, kategori veya bütün’ biçimindedir. Sayılar, yüzdeler ve bir bütünün yapısını anlatan ifadeler, make up’ın oluşturma anlamında kullanıldığına dair güçlü ipuçlarıdır.

Alıştırma

“Solar power makes up 40% of our energy use,” cümlesinde makes up ne anlama gelir?

  1. toplamın bir kısmını oluşturur
  2. bir tartışmadan sonra yeniden barışır
  3. gerçek olmayan bir şey uydurur
Cevabı göster

toplamın bir kısmını oluşturur

But even this small part is mostly frozen.

2:17

Ancak bu küçük kısmın bile çoğu donmuş haldedir.

Only a tiny part of our water is actually lakes and rivers,

2:20

Suyumuzun sadece çok küçük bir kısmı gerçekte gölleri ve nehirleri oluşturur,

and an even tinier part is bound in living things.

2:24

ve daha da küçük bir kısmı ise canlıların içinde bulunur.

So, gradually the Earth cooled down

2:27

Böylece, Dünya yavaş yavaş soğudu

and the surface formed a thin crust.

2:30

ve yüzeyde ince bir kabuk oluştu.

But inside the Earth,

2:32

Ancak Dünya'nın içinde,

hot rock continued to swirl about, moving the crust from below and breaking it apart. Öbek fiiller

2:33

sıcak kayalar girdap gibi dönmeye devam ederek kabuğu aşağıdan hareket ettirip parçaladı.

Öbek fiiller

breaking it apart: zamirin konumu

Break something apart, bütün hâlindeki bir şeyi bölmek veya parçalara ayırmak anlamına gelir. Burada it, kabuğu ifade eder; dolayısıyla breaking it apart, kabuğun çatlayıp ayrılmasına neden olmak demektir. Bu, ayrılabilen bir fiil yapısıdır. Nesne it veya them gibi bir zamirse zamiri break ile apart arasına koyun: break it apart. Nesne tam bir isim olduğunda hem break the crust apart hem de break apart the crust kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi break ... apart yapısının geçmiş zamanıyla tamamlayın: The toy was stuck, so Mia carefully ____ it ____.

Cevabı göster

broke · apart

This process is called plate tectonics and is happening right now. Kelime

2:39

Bu sürece levha tektoniği denir ve şu anda da gerçekleşmektedir.

Kelime

plate tectonics: yer kabuğu hareketinin arkasındaki sistem

Plate tectonics, Dünya'nın dış katmanındaki sert parçaların hareket ettiği ve birbiriyle etkileşime girdiği büyük ölçekli sistemin bilimsel adıdır. Burada plate, yemek tabağı değil, yer kabuğunun bir parçası anlamına gelir. Bu terim depremler, dağ oluşumu ve derin okyanus hendekleri gibi süreçleri açıklamaya yardımcı olur. Genellikle tek bir levhayı değil, genel süreci veya teoriyi adlandırır.

Alıştırma

Bu cümlede genel süreci doğru adlandıran seçenek hangisidir? “_____ explains why continents move over millions of years.”

  1. tectonic plates
  2. a tectonic plate
  3. plate tectonics
Cevabı göster

plate tectonics

We'll make a whole video about it in the future.

2:43

İleride bununla ilgili ayrıntılı bir video yapacağız.

For now, let's just say that the crust of Earth Anlatım akışı

2:46

Şimdilik sadece Dünya'nın kabuğunun

Anlatım akışı

For now, let's just say that: ayrıntıları sonraya bırakmak

For now, açıklamayı mevcut aşamayla sınırlar ve daha fazla ayrıntının daha sonra gelebileceğini gösterir. Ardından gelen let's just say that, açıklamanın ilerlemesi için yeterli olan basitleştirilmiş bir ifadeyi sunar. Burada just, “yalnızca bu ayrıntı düzeyinde” anlamına gelir. İfadenin yanlış olduğunu düşündürmez. Tüm kalıp, karmaşık ayrıntıları erteleyip dinleyiciye geçici ve yararlı bir özet vererek bilgiyi düzenler.

Alıştırma

Hangi cümle şimdi basit bir özet verirken ayrıntıları açıkça sonraya bırakır?

  1. Let's suppose that the device needs two batteries for this example.
  2. For now, let's just say that the device needs two batteries; we'll explain the circuit later.
  3. From now on, the device needs two batteries, so the old rule no longer applies.
Cevabı göster

For now, let's just say that the device needs two batteries; we'll explain the circuit later.

consists of separate giant plates that move around. Kalıp ifadeler

2:48

etrafta hareket eden ayrı devasa levhalardan oluştuğunu söyleyelim.

Kalıp ifadeler

consists of: bir bütünün parçalarını belirtmek

Consists of, “-den oluşur” anlamına gelir. Özne bütünü, of'tan sonraki isim öbeği ise bütünü oluşturan parçaları belirtir. Burada yer kabuğu bütündür; birbirinden ayrı dev levhalar da parçalardır. Kalıp bütün + consists of + parçalar şeklindedir. Fiil özneyle uyumlu olur; tekil bir bütünle consists, çoğul bir özneyle consist kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi consist of ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The committee ____ five teachers and two parents.

Cevabı göster

consists of

As they meet, they crumble and create mighty mountains

2:51

Karşılaştıklarında ufalanarak devasa dağlar oluştururlar

or violently plunge back down deeper into Earth,

2:55

veya şiddetle Dünya'nın daha derinlerine geri dalarak

creating deep trenches.

2:58

derin hendekler yaratırlar.

That's the way the highest place on Earth was formed,

3:00

Dünya üzerindeki en yüksek yer olan Everest Dağı

Mount Everest, and the deepest, the Mariana Trench. Dilbilgisi

3:02

ve en derin yer olan Mariana Çukuru işte böyle oluştu.

Dilbilgisi

and the deepest, the Mariana Trench: paralel eksilti

İkinci bölüm eksiltilidir: and the deepest, and the deepest place on Earth was formed ifadesinin yerini tutar. Tekrarlanan sözcükler ilk bölümden anlaşılabildiği için konuşmacı bunları söylemez. The deepest, “en derin yer” anlamında isim gibi kullanılan bir üstünlük ifadesidir. Ardından the Mariana Trench bu yeri belirtir; bu yapı, Mount Everest'in en yüksek yeri belirtmesine paraleldir.

Alıştırma

'and the deepest, the Mariana Trench' ifadesini hangi açıklama doğru biçimde tanımlar?

  1. İlk bölümden anlaşılan tekrarlı sözcükleri söylemez.
  2. Kendi fiili açıkça söylenen, tamamen yeni bir yan cümle başlatır.
  3. deepest sözcüğünü doğrudan Trench ismini niteleyen bir sıfat olarak kullanır.
Cevabı göster

İlk bölümden anlaşılan tekrarlı sözcükleri söylemez.

From our perspective, Earth's mountains and trenches are mighty indeed, Anlatım akışı

3:05

Bizim bakış açımıza göre, Dünya'nın dağları ve çukurları gerçekten de çok büyük,

but when you look at the Earth in cross-section,

3:10

ama Dünya'ya enine bir kesitten baktığınızda,

you can see how tiny they actually are.

3:12

aslında ne kadar küçük olduklarını görebilirsiniz.

Anlatım akışı

From our perspective ... but when you look at the Earth in cross-section: ölçek değişimi

From our perspective ilk betimlemeyi insan ölçeğindeki bir çerçeveye yerleştirir. Dünya'nın dağları ve derin çukurları insanlarla ve günlük yaşamda gördüğümüz yer şekilleriyle karşılaştırıldığında görkemli görünür. Burada perspective gelişigüzel bir kişisel fikir değil, seçilen gözlem ölçeğidir. But when you look at the Earth in cross-section gözlem çerçevesini açıkça tüm gezegene çevirir. but, sonucun ilk bakışla karşıt olacağını gösterir: aynı yer şekilleri Dünya'nın tüm çapına göre çok küçüktür. Bu yapı, görünüşte çelişen iki yargının farklı ölçeklerde aynı anda doğru olabileceğini göstermeyi sağlar.

Alıştırma

Hangi cümle önce bir bakış açısını açıkça kurup ardından daha geniş bir ölçeğe geçiyor?

  1. From a passenger's perspective, the waves look huge, but when you look at the entire ocean from space, they are barely visible.
  2. From a passenger's perspective, the waves look huge, so the boat turns back.
  3. In my opinion, the waves are huge, and the ocean looks beautiful.
Cevabı göster

From a passenger's perspective, the waves look huge, but when you look at the entire ocean from space, they are barely visible.

The part we stand on is the crust,

3:15

Üzerinde durduğumuz kısım kabuktur,

which is about 50 km thick,

3:17

yaklaşık 50 km kalınlığındadır,

though it can vary between 5 and 70 km.

3:18

ancak bu 5 ile 70 km arasında değişebilir.

By the way, the deepest hole ever drilled by man is 12.262 km deep.

3:21

Bu arada, insan tarafından şimdiye kadar açılan en derin delik 12,262 km derinliğindedir.

After the crust comes the mantle. Dilbilgisi

3:27

Kabuktan sonra manto gelir.

Dilbilgisi

After the crust comes the mantle: After X comes Y yapısında devriklik

After the crust, Dünya'nın katmanları sıralanırken bir sonraki konumu göstermek için cümlenin başına alınmıştır. Buradaki after, bir olayın zaman bakımından daha sonra gerçekleşmesini değil, yüzeyden içeriye doğru olan sıralamayı anlatır. Sıra bildiren ifade önce geldiği için comes fiili the mantle öznesinden önce yer alır. Bu, yeni bir ögeyi sunan devrik yapıdır: After X comes Y, Y'yi sıradaki öge olarak tanıtır. Özne the mantle olduğu için tekil comes fiili onunla uyumludur.

Alıştırma

After X comes Y kalıbına uygun tam devrik ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: After the lobby ____.

Cevabı göster

comes the main hall

It's a silicate rocky shell and about 2,900 km thick.

3:29

Silikat kayalık bir kabuktur ve yaklaşık 2.900 km kalınlığındadır.

The mantle consists of the upper mantle and the lower mantle.

3:33

Manto, üst manto ve alt mantodan oluşur.

The upper mantle has different regions too.

3:37

Üst mantonun da farklı bölgeleri vardır.

Its upper part,

3:39

Üst kısmı,

which is viscous and carries the crust,

3:40

yapışkan olan ve kabuğu taşıyan bu kısım,

is called the lithosphere.

3:42

litosfer olarak adlandırılır.

After that, there comes the asthenosphere,

3:44

Bundan sonra astenosfer gelir,

which consists of less mobile, mostly solid material.

3:46

o da daha az hareketli, çoğunlukla katı maddeden oluşur.

The lower mantle reaches deep down to the outer core of Earth.

3:50

Alt manto, Dünya'nın dış çekirdeğine kadar derinlere uzanır.

Earth's outer core is a liquid layer of iron and nickel

3:54

Dünya'nın dış çekirdeği, demir ve nikelden oluşan sıvı bir tabakadır

about 2,266 km thick.

3:57

ve yaklaşık 2.266 km kalınlığındadır.

Temperatures vary from 4,000 °C to 5,700°C. Kalıp ifadeler

4:00

Sıcaklıklar 4.000 °C ile 5.700 °C arasında değişir.

Kalıp ifadeler

Sayısal aralıklar için vary from A to B kullanımı

vary from A to B kalıbı, bir küme veya durumdaki farklı değerlerin bir uçtan diğer uca uzandığını belirtir. Bu cümlede sıcaklık tek ve sabit bir sayı değildir; 4.000–5.700 °C aralığındadır. From alt uç değeri, to ise üst uç değeri belirtir. İkisini vary from A to B şeklinde eşleştirerek kullanın.

Alıştırma

Uç değerleri belirten çifti doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. Room prices vary from €80 to €140 per night.
  2. Room prices vary from €80 and €140 per night.
  3. Room prices vary between €80 to €140 per night.
Cevabı göster

Room prices vary from €80 to €140 per night.

And in the center is the inner core.

4:06

Ve merkezde iç çekirdek bulunur.

It's mostly solid,

4:09

Çoğunluğu katıdır,

a ball made of an iron-nickel alloy with a radius of about 1,200 km,

4:10

yarıçapı yaklaşık 1.200 km olan demir-nikel alaşımından yapılmış bir toptur,

70% of the size of the Moon,

4:15

Ay'ın boyutunun %70'i kadardır,

and about the temperature of the surface of the Sun.

4:17

ve yaklaşık olarak Güneş'in yüzey sıcaklığındadır.

It is slowly growing at an estimated rate of about 1 mm per year. Kalıp ifadeler

4:20

Yılda yaklaşık 1 mm gibi tahmini bir hızla yavaşça büyümektedir.

Kalıp ifadeler

Ölçümleri temkinli sunmak için at an estimated rate of about

at a rate of ifadesi, bir değişimin ne kadar hızlı gerçekleştiğini belirtir ve ardından genellikle zaman birimi başına bir miktar gelir. Burada growing ile 1 mm per year arasında bağlantı kurar. Estimated, hızın doğrudan ve kesin bir olgudan değil, bir hesaplamadan veya bilgiye dayalı tahminden geldiğini belirtir. About ise sayının yaklaşık olduğunu gösterir. at an estimated rate of about ifadesinin tamamı, değerin tamamen kesin olduğunu iddia etmek yerine onu temkinli biçimde sunar.

Alıştırma

Raporu hem tahmin hem de yaklaşık değer bildiren ifadeyle tamamlayın: The coastline is retreating ____ two metres per year.

Cevabı göster

at an estimated rate of about

Now, for some perspective. Anlatım akışı

4:25

Şimdi, biraz perspektif kazanalım.

Anlatım akışı

Now, for some perspective: ölçeği açıklayan bir karşılaştırma sunmak

Now, açıklamanın bir sonraki aşamasına geçildiğini gösterir. For some perspective, önceki olgunun veya sayının daha kolay anlaşılması için sırada bir karşılaştırma ya da tanıdık bir referans olduğunu dinleyiciye bildirir. Buradaki perspective, ölçeği veya bağlamı anlamaya yarayan bir bakış açısıdır. Resimde kullanılan perspektif tekniği anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir sunucu şöyle diyor: “The file contains two million words. Now, for some perspective, that is about twenty long novels.” Burada “for some perspective” neyi bildirir?

  1. Sayıyı daha kolay anlamak için sırada tanıdık bir karşılaştırma vardır.
  2. Sunucu resim dersi konusuna geçmektedir.
  3. Sayı yalnızca kişisel bir görüştür.
Cevabı göster

Sayıyı daha kolay anlamak için sırada tanıdık bir karşılaştırma vardır.

This small layer of crust

4:27

Bu küçük kabuk tabakası,

crystallized melt products of former molten mantle

4:29

önceden erimiş mantonun kristalize olmuş eriyik ürünleri,

is where we live.

4:31

bizim yaşadığımız yerdir.

Then, there's Earth's magnetic field.

4:33

Bir de Dünya'nın manyetik alanı var.

It's an invisible phenomenon that diverts high energy particles coming from the Sun and other sources,

4:36

Güneş'ten ve diğer kaynaklardan gelen yüksek enerjili parçacıkları saptıran görünmez bir olaydır,

allowing for a stable environment Öbek fiiller

4:41

kararlı bir ortam sağlayarak

with comparatively little radiation impact on Earth.

4:43

Dünya üzerinde nispeten daha az radyasyon etkisi olmasını mümkün kılar.

Öbek fiiller

allowing for: sonuç olarak ortaya çıkan bir olanağı ifade etmek

allowing for a stable environment ifadesinde allow for, “mümkün kılmak” veya “gerekli koşulları oluşturmak” anlamına gelir. Manyetik alanın etkisi, radyasyonun az olduğu bir ortamı mümkün kılar; bir kişiye izin verilmesi söz konusu değildir. allowing for ... biçimindeki -ing yan cümlesi, önceki eylemin tamamının sonucunu ekler. Bu yapı “..., bu da ... mümkün kılar” şeklinde anlaşılabilir.

Alıştırma

“The new bridge has a separate bike lane, allowing for safer travel across the river,” cümlesinde “allowing for” ne anlama gelir?

  1. Planlamacıların fazladan yolculuk süresini hesaba kattığı anlamına gelir.
  2. Sonuç olarak daha güvenli yolculuğu mümkün kılar.
  3. Bisikletçilere resmî izin verildiğini bildirir.
Cevabı göster

Sonuç olarak daha güvenli yolculuğu mümkün kılar.

But why is it there?

4:47

Peki ama neden orada?

Actually, we don't really know a terrible lot about that. Ton ve niyet

4:48

Aslında, bu konuda pek fazla bir şey bilmiyoruz.

Ton ve niyet

don't really know a terrible lot about: sınırlı bilgiyi kabul etmek

Bu cümlede don't really know a terrible lot about, “bir konu hakkında çok fazla şey bilmemek” anlamına gelir. Konuşan kişi bilgisinin sınırlı olduğunu kabul eder ancak hiçbir şey bilmediğini söylemez. Buradaki a terrible lot, olumsuz ifade içinde “çok fazla” anlamına gelen gündelik bir kullanımdır; terrible, bilginin kötü olduğu anlamına gelmez. Birinin ne kadar bildiğine dair ifadenizi yumuşatmak için özne + don't/doesn't really know a terrible lot about + konu yapısını kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Hangi cümle Maya'nın hiçbir şey bilmediğini söylemeden astronomi bilgisinin sınırlı olduğunu en iyi şekilde belirtir?

  1. Maya doesn't really know a terrible lot about astronomy.
  2. Maya knows nothing at all about astronomy.
  3. Maya knows astronomy terribly.
Cevabı göster

Maya doesn't really know a terrible lot about astronomy.

We know it has something to do with the core of the Earth. Kalıp ifadeler

4:51

Dünya'nın çekirdeğiyle bir ilgisi olduğunu biliyoruz.

Kalıp ifadeler

has something to do with: belirtilmemiş bir bağlantı

Has something to do with, “bir şeyle bir şekilde bağlantılı veya ilişkili olmak” anlamına gelir. Bir bağlantının var olduğunu söyler ancak ilişkinin tam olarak ne olduğunu belirtmez ve eksiksiz bir neden ileri sürmez. Bu cümlede Dünya'nın manyetik alanını Dünya'nın çekirdeğiyle temkinli biçimde ilişkilendirir. Yapı özne + have/has something to do with + isim veya -ing biçimidir. he, she, it ya da tek bir şeyle has; I, you, we, they ya da birden fazla şeyle have kullanın.

Alıştırma

have something to do with ifadesini doğru biçimde kullanın: The delay ____ the heavy rain.

Cevabı göster

has something to do with

Inside this metal sphere,

4:54

Bu metal kürenin içinde,

large electrical currents flow in complicated patterns.

4:56

büyük elektrik akımları karmaşık desenler halinde akar.

They cause a magnetic field that sort of stabilizes itself Ton ve niyet

4:59

Bunlar, bir nevi kendini dengeleyen bir manyetik alana neden olurlar;

Ton ve niyet

Yaklaşık anlamı veren yumuşatıcı sort of

Bu cümlede sort of, stabilizes ifadesini yumuşatır. Konuşmacı, “stabilizes itself” sözünün fiziği tamamen doğru ve ayrıntılı biçimde açıklamadığını, yalnızca anlamayı kolaylaştıran yaklaşık bir betimleme olduğunu belirtir. Bir fiilden veya betimlemeden önce kullanılan sort of; “yaklaşık olarak”, “bir bakıma” ya da “tam olarak değil” anlamı verebilir. Dinleyiciye, ardından gelen ifadeyi kolay anlaşılır bir yaklaşım olarak değerlendirmesi gerektiğini gösterir.

Alıştırma

Hangi cümlede sort of, bir betimlemenin yalnızca kısmen veya yaklaşık olarak doğru olduğunu gösterir?

  1. The new lock sort of works, but it still gets stuck.
  2. This tool is a sort of wrench.
  3. Please sort the screws by size.
Cevabı göster

The new lock sort of works, but it still gets stuck.

according to the laws of electrodynamics.

5:02

elektrodinamik yasalarına göre.

This entire system is called the dynamo.

5:05

Bu sistemin tamamına dinamo denir.

But don't let us fool you into thinking we have it all figured out. Notlar

5:08

Ama sizi her şeyi çözdüğümüzü düşünmeniz için kandırmayalım.

Kalıp ifadeler

fool someone into thinking + yan cümle

Fool you into thinking, “yanıltıcı bir izlenim yoluyla doğru olmayan veya yeterli dayanağı bulunmayan bir şeye inanmanıza neden olmak” anlamına gelir. Burada konuşmacılar, basit açıklamalarının her şeyin anlaşıldığı yönünde yanlış bir inanç oluşturmaması gerektiği konusunda uyarıda bulunur. Kalıp fool + kişi + into + -ing şeklindedir. Thinking, yanıltıcı izlenim sonucunda oluşan inancı belirtir; into fiziksel bir hareketi anlatmaz.

Alıştırma

Uyarıyı fool + you + into + think ögelerinin doğru biçimleriyle tamamlayın: Don't let the low price ____ the product is poor.

Cevabı göster

fool you into thinking

Öbek fiiller

have it all figured out: her kısmı anlamış olmak

have + nesne + figured out yapısı, bir şeyi anlamış olmayı veya onunla nasıl başa çıkılacağını bilmeyi ifade eder. Burada have it all figured out, mekanizmanın nasıl çalıştığını tamamen anlamak demektir. all sözcüğü iddiayı güçlendirir: yalnızca bir cevaba sahip olmak değil, önemli olan her kısmı anlamak söz konusudur. Dıştaki olumsuz don't let us fool you into thinking yapısı, dinleyiciyi böyle eksiksiz bir anlayışa ulaşıldığını varsaymaması için uyarır.

Alıştırma

Hangi cümle, konuşanların önemli olan her kısmı henüz anlamadığını söyler?

  1. We don't have it all figured out yet.
  2. We don't need to figure anything out.
  3. We figured out one small detail.
Cevabı göster

We don't have it all figured out yet.

Speaking of breathtaking information, what about the airy stuff that surrounds us? Notlar

5:12

Nefes kesici bilgilerden bahsetmişken, bizi çevreleyen havamsı şeye ne demeli?

Anlatım akışı

Speaking of breathtaking information: konuları çağrışımla bağlamak

Speaking of + isim öbeği, mevcut düşüncenin konuşana bağlantılı yeni bir konuyu hatırlattığını gösterir. Aynı isim öbeğinin daha önce aynen söylenmiş olması gerekmez; bağlantının dinleyicinin takip edebileceği kadar açık olması yeterlidir. Burada breathtaking önce «son derece etkileyici» anlamına gelir, ancak breath ve breathing, yani nefes ve solunumu da çağrıştırır. Bu söz oyunu şaşırtıcı bilgilerden etrafımızdaki havaya bir köprü kurar; böylece geçiş ani değil, eğlenceli gelir.

Alıştırma

Örnekte Speaking of breathtaking information neden etkili bir geçiştir?

  1. Konuşanın gerçekleri tartışmayı bırakıp tehlikeden söz edeceğini duyurur.
  2. Breathtaking sözcüğünün iki anlamını kullanarak şaşırtıcı bilgilerle hava arasında bağlantı kurar.
  3. Breathtaking information ifadesinin aynısının zaten önceki konu olduğu anlamına gelir.
Cevabı göster

Breathtaking sözcüğünün iki anlamını kullanarak şaşırtıcı bilgilerle hava arasında bağlantı kurar.

Kelime

“airy stuff”: hava için şakacı bir geçici ad

Bu soruda airy stuff, bizi çevreleyen hava için bilerek kullanılan gündelik ve belirsiz bir addır. Stuff burada tek tek nesneler değil, adı henüz belirtilmemiş bir madde anlamına gelir. Konuşmacı konuyu önce tanıdık günlük sözcüklerle açar, ardından air ya da the atmosphere gibi daha kesin bir terim verebilir. that surrounds us yan cümlesi bu şakacı ifadenin havayı anlattığını gösterir; airy burada “neşeli” ya da “iyi havalandırılmış” anlamında değildir.

Alıştırma

“the airy stuff that surrounds us” ifadesinde konuşmacı airy stuff ile ne yapıyor?

  1. Maddenin neşeli bir kişiliği olduğunu söylüyor
  2. Belirli bir katı maddeyi adlandırıyor
  3. Kesin adı vermeden önce şakacı ve gündelik bir geçici ad kullanıyor
Cevabı göster

Kesin adı vermeden önce şakacı ve gündelik bir geçici ad kullanıyor

By volume, dry air consists mostly of nitrogen, Kelime

5:18

Hacim olarak, kuru hava çoğunlukla azottan,

Kelime

“By volume” ölçüm temelini belirtir

By volume, yüzdelerin nasıl hesaplandığını gösterir: her gazın ne kadar yer kapladığı karşılaştırılır. Böylece ardından gelen bileşim değerlerinin ölçüm temelini belirler. Burada by, “-e göre” ya da “kullanılarak ölçülmüş” anlamındadır; eylemi yapan kişi veya şeyi göstermez. Kütle gibi başka bir temel kullanılırsa farklı yüzdeler elde edilebilir.

Alıştırma

Yüzdenin kaplanan alana dayandığını belirten tam ifadeyle cümleyi tamamlayın: “____, this paint contains 10 percent water.”

Cevabı göster

By volume

oxygen, argon, carbon,

5:21

oksijen, argon, karbondan,

a variable amount of water vapor, Kalıp ifadeler

5:24

değişken miktarda su buharından

and small amounts of other gases.

5:25

ve küçük miktarlarda diğer gazlardan oluşur.

Kalıp ifadeler

a variable amount of + sayılamayan isim

Bu cümlede a variable amount of, su buharı miktarının tek bir düzeyde sabit kalmak yerine koşullara göre değişebileceğini anlatır. Miktarın rastgele değiştiği anlamına gelmez. Miktar yere, zamana veya duruma göre değiştiğinde a variable amount of + sayılamayan isim kalıbını kullanın. Burada water vapor, sayılamayan bir madde olarak ele alınır.

Alıştırma

Sayılamayan bir maddenin miktarının değişebildiğini anlatan kalıpla cümleyi tamamlayın: Depending on the season, the air contains ____ moisture.

Cevabı göster

a variable amount of

Humans are very dependent on the lowest layer of the atmosphere,

5:28

İnsanlar atmosferin en alt tabakasına çok bağımlıdırlar,

the troposphere, where the weather is.

5:31

yani hava olaylarının olduğu troposfere.

It's 12 km thick on average. Kalıp ifadeler

5:34

Ortalama 12 km kalınlığındadır.

Kalıp ifadeler

istatistiksel bir niteleyici olarak on average

On average, 12 km’nin birden çok yer veya ölçüme dayanan ortalama kalınlık olduğunu anlatır. Katmanın her yerde tam olarak 12 km kalınlığında olduğu anlamına gelmez. Bu ifade, ölçümle ilgili cümlenin tamamını niteleyen bir zarf öbeğidir. Buradaki gibi çoğu zaman cümlenin sonunda yer alır, ancak başta da kullanılabilir.

Alıştırma

A park gets 800 visitors a day on average. Bu cümle ne anlama gelir?

  1. Günlük ortalama ziyaretçi sayısı 800’dür, ancak her günün sayısı farklı olabilir.
  2. Her gün tam olarak 800 kişi ziyaret eder.
  3. Parkın ziyaretçi sayısı hiçbir zaman 800’ü geçmez.
Cevabı göster

Günlük ortalama ziyaretçi sayısı 800’dür, ancak her günün sayısı farklı olabilir.

Above that is the stratosphere, Dilbilgisi

5:36

Onun üzerinde stratosfer yer alır,

Dilbilgisi

Above that is the stratosphere cümlesinde yer bildiren devrik yapı

Above that başa getirildiğinde önce konum belirtilir, ardından orada ne olduğu söylenir. Cümlede yer bildiren devrik yapı kullanılır: be, tam ad öbeği olan the stratosphere öznesinden önce gelir. That, daha önce sözü edilen troposphere, yani troposfer katmanını belirtir. Bu sıra dinleyiciyi yukarı doğru yönlendirir ve yeni bilgi olan the stratosphere ifadesini sona bırakır. Normal sıra olan The stratosphere is above that aynı uzamsal ilişkiyi anlatır, ancak bilgileri farklı bir sırada sunar.

Alıştırma

Bir şemayı alt katmanlardan üst katmanlara doğru açıklıyor ve yeni bir katmanı cümlenin sonunda tanıtmak istiyorsunuz. Hedef yapıyı doğal biçimde kullanan cümle hangisidir?

  1. Above the cloud layer is a band of dry air.
  2. Above the cloud layer is it.
  3. A band of dry air is above the cloud layer.
Cevabı göster

Above the cloud layer is a band of dry air.

which is where the ozone layer protects

5:38

burası, ozon tabakasının

us from the Sun's most aggressive type of light.

5:39

bizi Güneş'in en agresif ışık türünden koruduğu yerdir.

Above that is the mesosphere,

5:43

Bunun üzerinde mezosfer bulunur,

the coldest place on Earth with an average temperature around -85°C.

5:44

ortalama -85°C sıcaklıkla Dünya üzerindeki en soğuk yerdir.

At about 80 km up, the thermosphere starts.

5:50

Yaklaşık 80 km yukarıda, termosfer başlar.

The transition to space is a fluent one without clear borders,

5:54

Uzaya geçiş, net sınırları olmayan akıcı bir geçiştir,

but humans decided that space starts here. Anlatım akışı

5:57

ancak insanlar uzayın burada başladığına karar verdiler.

Anlatım akışı

but humans decided that space starts here: seçilmiş bir tanım

But, farklı yönlere işaret eden iki düşünceyi bağlar: fiziksel geçiş kademelidir ve keskin bir sınırı yoktur, ancak insanların uzayın başlangıcı diye adlandırabilecekleri bir noktaya yine de ihtiyacı vardır. humans decided that space starts here ifadesinde that yan cümlesi kararın içeriğini verir. Decided, bir tanımın veya uzlaşmanın benimsendiği anlamına gelir; insanların fiziksel uzayı o yükseklikte başlattığı anlamına gelmez. Here, üzerinde konuşulan ve uzlaşmayla belirlenmiş yüksekliği gösterir.

Alıştırma

Vurgulanan yan cümle bu bağlamda ne anlama geliyor?

  1. İnsanlar bu yüksekliği uzayın başlangıcı olarak kullanma konusunda anlaştı.
  2. İnsanlar bu yükseklikte doğal ve keskin bir sınır keşfetti.
  3. İnsanlar atmosferde fiziksel bir sınır yarattı.
Cevabı göster

İnsanlar bu yüksekliği uzayın başlangıcı olarak kullanma konusunda anlaştı.

At about 100 km,

6:00

Yaklaşık 100 km'de,

Earth stops and space begins, Deyimler

6:02

Dünya biter ve uzay başlar,

though the atmosphere extends a bit further.

6:04

atmosfer biraz daha öteye uzansa da.

Deyimler

Earth stops and space begins: basit bir sınır çizmek

“Earth stops and space begins”, stops ve begins fiillerini kullanarak iki bölge arasında basit bir sınır çizer. Bu, Dünya'nın gerçekten hareket etmeyi bıraktığı veya Dünya'ya ait maddenin 100 km'de birdenbire yok olduğu anlamına gelmez. “X stops/ends and Y begins” kalıbı, kademeli veya tartışmalı bir geçişi net bir sınırı varmış gibi sunabilir. Burada ardından gelen though yan cümlesi, atmosferin daha öteye uzandığını belirterek bu basitleştirmeyi düzeltir.

Alıştırma

Earth stops and space begins burada ne anlama geliyor?

  1. Dünya'nın yaklaşık 100 km üzeri, Dünya ile uzay arasında basit bir sınır olarak kabul edilir.
  2. Dünya'nın tam 100 km üzerinde bütün atomlar yok olur.
  3. Dünya 100 km yükseklikte birdenbire hareket etmeyi bırakır.
Cevabı göster

Dünya'nın yaklaşık 100 km üzeri, Dünya ile uzay arasında basit bir sınır olarak kabul edilir.

In this region,

6:06

Bu bölgede,

we find the ionosphere, the aurora borealis, and the ISS.

6:07

iyonosfer, kuzey ışıkları ve ISS'i (Uluslararası Uzay İstasyonu) buluruz.

And the outermost layer is the exosphere,

6:12

Ve en dış tabaka ise egzosferdir,

stretching up to 10,000 km. It merges fluently with outer space,

6:15

10.000 km'ye kadar uzanır. Dış uzayla akıcı bir şekilde birleşir,

where there's no atmosphere at all.

6:20

ki orada hiçbir atmosfer yoktur.

The atoms and molecules in this area are so far apart Dilbilgisi

6:22

Bu alandaki atomlar ve moleküller birbirlerinden o kadar uzaktır ki

that they can travel hundreds of kilometers

6:25

yüzlerce kilometre seyahat edebilirler

without colliding with each other.

6:27

birbirleriyle çarpışmadan.

Dilbilgisi

so far apart that: dereceyi sonuca bağlamak

“So far apart that”, so + adjective/adverb + that + result clause kalıbının bir parçasıdır. So, far apart ifadesinin derecesini güçlendirir; that ise bu aşırı uzaklığın sonucunda olan şeyi bildirir. Burada atomlar ve moleküller birbirinden o kadar uzaktır ki çarpışmadan yüzlerce kilometre yol alabilir. Bu cümlede so, “bu nedenle” anlamına gelen bağımsız bir bağlaç değildir; that ile birlikte çalışır.

Alıştırma

Derece-sonuç kalıbını eksik iki sözcükle tamamlayın: The trail was ____ steep ____ we had to climb slowly.

Cevabı göster

so · that

Okay.

6:29

Pekâlâ.

Humans in their present form have only been around for 200,000 years. Dilbilgisi

6:30

İnsanlar bugünkü halleriyle sadece 200.000 yıldır varlar.

Dilbilgisi

have only been around for + bir süre

Have been around, 'var olmuş olmak' anlamına gelir. Present perfect yapısındaki have been, geçmişteki bir başlangıcı şimdiye kadar süren varoluşa bağlar. For süreyi belirtir: 200,000 years. Only, bu sürenin çok daha uzun bir zaman ölçeğine kıyasla kısa olduğunu gösterir. Yeniden kullanılabilen have/has only been around for + duration kalıbı hâlâ var olan bir türü, kuruluşu, ürünü veya teknolojiyi anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi have/has only been around for kalıbıyla tamamlayın: This app ____ two years.

Cevabı göster

has only been around for

That's 0.004% of Earth's history.

6:35

Bu, Dünya tarihinin %0,004'ü demektir.

Not long really. Anlatım akışı

6:39

Gerçekten de pek uzun değil.

Anlatım akışı

Kısa bir ek değerlendirme olarak Not long, really.

Not long, really. zamanla ilgili tam bir cümlenin ardından gelen kısaltılmış bir konuşma yorumudur. Anlaşılan tam cümle That is not long, really. şeklindedir. That is bölümünü atmak bilgi tekrarını önler ve değerlendirmeyi kısa ve çarpıcı hâle getirir. Cümle sonundaki really, konuşanın onayını veya vurgusunu ekler: süre gerçekten uzun görünmüyordur. Bir eylemin 'gerçekten' yapıldığı anlamına gelmez. Bu tür bir cümle parçası, önce bir olguyu belirtip ardından kısa bir yargı eklemeye yardımcı olur.

Alıştırma

Bir rehber şöyle diyor: “The museum opened twelve years ago. Not long, really.” İkinci cümle ne yapıyor?

  1. Müzenin yalnızca birkaç saat açık olduğunu söyler.
  2. On iki yılı kısa bir süre olarak kısaca değerlendirir.
  3. Açılış tarihini çok daha eski bir yılla düzeltir.
Cevabı göster

On iki yılı kısa bir süre olarak kısaca değerlendirir.

And here we are now,

6:40

Ve işte şimdi buradayız,

living in a thin moist layer on a small wet rock. Deyimler

6:42

küçük ıslak bir kayanın üzerinde ince, nemli bir tabakada yaşıyoruz.

Deyimler

a thin moist layer on a small wet rock ile Dünya'yı yeniden betimlemek

Bu ifade, tanıdık Dünya adını bilerek kullanmaz. a thin moist layer, yaşamın bulunduğu yüzeye yakın dar bölgeyi anlatır; a small wet rock ise Dünya'yı uzaydaki küçük bir nesne olarak yeniden sunar. Bu betimleme ölçeği küçültür ve tanıdık olanı yabancı gösterir: sade kelimeler yuvamızı bilinmeyen ve kırılgan bir yer gibi hissettirir. Kesin bir jeolojik tabaka adı vermek yerine yeni bir bakış açısı oluşturur.

Alıştırma

a thin moist layer on a small wet rock betimlemesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Resmî adı olan bir kaya katmanının kesin jeolojik tanımı.
  2. İnsanların gerçekten çok küçük bir taşın içinde yaşadığı iddiası.
  3. Dünya'nın yaşanabilir yüzeyini ve Dünya'nın kendisini küçük ölçekle sunan mecazlı bir betimleme.
Cevabı göster

Dünya'nın yaşanabilir yüzeyini ve Dünya'nın kendisini küçük ölçekle sunan mecazlı bir betimleme.

We call this rock Earth.

6:45

Bu kayaya Dünya diyoruz.

It is the product of the universe's deepest workings, Anlatım akışı

6:48

O, evrenin en derin işleyişinin bir ürünü,

the result of a constant process of creation and destruction

6:51

sürekli bir yaratım ve yıkım sürecinin sonucudur;

Anlatım akışı

paralel açıklama olarak the product of ... the result of

The product of ve the result of, It is ifadesinden sonra gelen paralel iki isim grubudur. İkisi de aynı şeyi bir sonuç olarak açıklar. Burada product, satılan bir ürün değil, “bir süreç tarafından ortaya çıkarılan şey” anlamındadır. İkinci ifade ilkini yeniden söyler ve genişletir. Cümle, evrenin en derin işleyişi gibi genel bir kaynaktan sürekli yaratım ve yıkım süreci gibi daha özel bir açıklamaya geçer. Bu paralel yapı, bir özette bilgiyi katmanlar hâlinde geliştirmeyi sağlar.

Alıştırma

the product of ve the result of cümleyi nasıl düzenliyor?

  1. İkinci olayın birinci olaydan önce gerçekleştiğini gösterirler.
  2. Satın alınıp satılan iki ayrı nesneyi anlatırlar.
  3. Aynı sonuca paralel iki ad verir ve ikinci bir açıklama açısı eklerler.
Cevabı göster

Aynı sonuca paralel iki ad verir ve ikinci bir açıklama açısı eklerler.

happening all over the universe all the time,

6:55

evrenin her yerinde her an gerçekleşen,

helped by chance, the laws of the universe, and random events.

6:58

şansın, evrenin yasalarının ve rastgele olayların yardımıyla.

We are really lucky.

7:02

Biz gerçekten çok şanslıyız.