Dünya Gezegeni Hakkında Bilmeniz Gereken Her Şey: İngilizce çalışma notları
Kurzgesagt – In a Nutshell
Video özeti: Bu animasyon Dünya'yı yıldız kalıntılarından okyanuslarına, iç yapısına ve atmosferine kadar izliyor, ardından insanlığı gezegen tarihine yerleştiriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. come into existence — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: bir şeyin nasıl var olmaya başladığını sorun; bunu yalnızca ortaya çıkmaktan ayırın. 2. if the object had been more massive, / might have destroyed — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: geçmişte gerçeğe aykırı varsayımı ve gerçekleşmemiş koşulun olası sonucunu tanıyın. 3. have it all figured out. — Öbek fiiller: figure out ifadesini çözmek veya tam anlamak olarak kavrayın; all bilimsel kesinliği abartmama uyarısını güçlendirir.
Bu derste
Planet Earth is the home of every life form known to us in the universe. Kalıp ifadeler
0:00Dünya gezegeni, evrende bildiğimiz tüm yaşam formlarının yuvasıdır.
Bir iddianın kapsamını known to us ile sınırlamak
known to us sözleri kısaltılmış bir ilgi cümleciği oluşturur: every life form known to us, every life form that is known to us ile aynı anlama gelir. İddiayı, insanlığın şimdiye kadar keşfettiği veya tanıdığı şeylerle sınırlar; henüz bilinmeyen hiçbir yaşamın bulunmadığını iddia etmez. Buradaki us genel olarak insanlığı ifade eder. Known to us kişisel olarak aşina olmaktan değil, bilgimizin sınırından söz eder.
Alıştırma
İddiayı insanlığın mevcut bilgisiyle sınırlayan üç sözcüklü İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: No treatment ____ can cure the disease completely.
Cevabı göster
known to us
Its age is about a third of the age of the universe Dilbilgisi
0:05Yaşı evrenin yaşının yaklaşık üçte biri kadardır
A third of ile üç eşit parçadan birini belirtmek
a third of + bütün yapısı, o bütünün üç eşit parçasından birini ifade eder. Cümlede karşılaştırılan bütün the age of the universe olduğundan, Dünya'nın yaşı evrenin yaşının yaklaşık üçte biridir. Bu kesirde a, one yerine kullanılabilir; a third ile one third aynı kesri belirtir. About, sayının yaklaşık olduğunu gösterir.
Alıştırma
Üç eşit parçadan biri anlamına gelen üç sözcüklü İngilizce kesir ifadesiyle cümleyi tamamlayın: About ____ the class walks to school.
Cevabı göster
a third of
and admit it it is a thing of beauty. Ton ve niyet
0:08ve kabul edelim ki o tam bir güzellik abidesidir.
Şakalaşan bir meydan okuma olarak admit it
Burada admit it, “apaçık görünen bir konuda aynı fikirde olduğunu söyle” anlamındadır. Suçu ya da yanlış bir davranışı resmî biçimde itiraf etmek değildir. Bu emir ifadesi, dinleyiciyi konuşanın görüşünü paylaşmaya doğrudan çağırır. Ses tonuna ve ilişkiye göre samimi bir şaka ya da küçük bir meydan okuma gibi duyulabilir.
Alıştırma
Bir arkadaş çok etkileyici bir modeli gösterip “Admit it—it looks amazing.” diyor. Burada admit it ne işe yarıyor?
- Dinleyiciden bir suçu itiraf etmesini ister.
- Dinleyiciyi şakacı bir şekilde aynı fikirde olmaya iter.
- Dinleyiciye tamamen özgürce karşı çıkma hakkını çok kibarca verir.
Cevabı göster
Dinleyiciyi şakacı bir şekilde aynı fikirde olmaya iter.
A slightly squashed sphere with a heavy metal core and a lighter surface crust
0:11Ağır bir metal çekirdeği ve daha hafif bir yüzey kabuğu olan, hafifçe ezilmiş bir küre
wrapped in a thin sliver of sweet air to breathe Notlar
0:15solumak için tatlı, ince bir hava tabakasıyla sarılmış,
Kısaltılmış edilgen niteleyici olarak wrapped in
Bu cümlede wrapped in a thin sliver of sweet air to breathe, daha önce gelen a slightly squashed sphere ad öbeğine yeni bir özellik ekler. Kürenin o ince hava katmanıyla çevrili olduğunu anlatır; wrapped cümlenin ana fiili değildir. Bu, kısaltılmış edilgen bir ilgi cümleciğidir: wrapped in... yapısı which is wrapped in... biçiminde açılabilir. İngilizcede bu kısaltılmış -ed cümleciği, açıklamaya daha yoğun bilgi katmak için sık sık bir addan sonra kullanılır. Burada yalnızca yakındaki surface crust sözlerini değil, daha önceki sphere sözcüğünü niteler.
Alıştırma
Hangi cümlede wrapped in, bir adı niteleyen kısaltılmış edilgen cümlecik olarak doğru kullanılmıştır?
- The cabin wrapped in snow looked peaceful.
- The cabin was wrapped in snow looked peaceful.
- The cabin wrapping in snow looked peaceful.
Cevabı göster
The cabin wrapped in snow looked peaceful.
a thin sliver of: görülebilen çok dar bir bölüm
Bu cümlede a thin sliver of, atmosfere görsel bir biçim verir: atmosfer, Dünya'nın çevresindeki son derece ince bir katman olarak canlandırılır. Sliver genellikle uzun ve ince bir parça demektir; bu yüzden benzetme, solunabilir katmanın bütün gezegene kıyasla ne kadar ince olduğunu vurgular. Bu ifadeyi ince bir şerit veya görülebilen çok küçük bir bölüm için kullanabilirsin. Dinleyenin biçim ve darlık hayal etmesini sağladığı için a small amount of ifadesinden daha canlıdır.
Alıştırma
Hangi cümlede a thin sliver of, görülebilen çok dar bir bölüm imgesi yaratacak şekilde doğal kullanılmıştır?
- I carried a thin sliver of luggage on the trip.
- Only a thin sliver of sky was visible between the tall buildings.
- She gave me a thin sliver of advice about the test.
Cevabı göster
Only a thin sliver of sky was visible between the tall buildings.
with vast oceans, fertile plains, magnificent mountains,
0:18uçsuz bucaksız okyanusları, verimli ovaları, muhteşem dağları,
fresh water rivers, streams, lakes and aquifers
0:22tatlı su nehirleri, dereleri, gölleri ve akiferleri olan,
orbiting a star which warms us and gives us energy.
0:26bizi ısıtan ve bize enerji veren bir yıldızın yörüngesinde dönmektedir.
come into existence: var olmaya başlamak
Come into existence, var olmaya başlamak veya oluşmak demektir. Bu soruda Dünya'nın ilk kez nasıl var olduğu sorulur; bir yere nasıl hareket ettiği veya yalnızca nasıl görünür hâle geldiği değil. Kalıp come into + existence ismidir. Gezegenlerin, türlerin, sistemlerin, yasaların, kuruluşların ve başlangıcı olan başka şeylerin kökenini anlatmak için kullanışlıdır.
Alıştırma
Cümleyi come into existence ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The research center ____ in 2012.
Cevabı göster
came into existence
Be made of: malzemeyi veya bileşimi sormak
“what's it made of?” cümlesinde “it” Dünya'yı belirtir ve “made of”, onu hangi malzemelerin veya maddelerin oluşturduğunu sorar. Soru üretim yerini değil, bileşimi öğrenmeye yöneliktir. Tekrar kullanılabilen kalıp “What + be + subject + made of?” şeklindedir: “What is this wall made of?” Tanınabilir bir malzemeyi açıklarken “subject + be + made of + material” kullanılır.
Alıştırma
Tanınabilir bir malzeme için “made” sözcüğüne doğru edatı ekleyerek cümleyi tamamlayın: The bowl is ____ glass.
Cevabı göster
made of
Earth was created from the remnants of dead stars Kelime
0:43Dünya, ölü yıldızların kalıntılarından meydana geldi,
Remnants of dead stars: önceki yıldızlardan kalan madde
Burada “remnants”, daha önceki bir nesne veya süreçten geriye kalan madde, parçalar ya da izler anlamına gelir. “Remnants of dead stars”, önceki yıldızların temel yaşam evrelerinin sonuna ulaştıktan sonra bıraktığı yıldız maddesini anlatır; bu maddenin bir kısmı daha sonra Dünya'nın oluştuğu maddenin parçası olmuştur. “Dead”, biyolojik bir iddia değil, popüler bilimde kullanılan basit bir açıklamadır. Tekrar kullanılabilen “remnants of + noun” kalıbı “o kaynaktan veya olaydan geriye kalan şey” anlamına gelir; bu nedenle hem doğal süreçleri hem de insanlık tarihini anlatabilir.
Alıştırma
“The soil contains remnants of an ancient forest,” cümlesindeki “remnants” ne anlama gelir?
- ormandan geriye kalan madde veya izler
- ormanı göstermek için yapılan resimler
- ormanın yerine dikilen yeni ağaçlar
Cevabı göster
ormandan geriye kalan madde veya izler
that collected in a giant dirty gas cloud.
0:46ki bunlar devasa, kirli bir gaz bulutu içinde birikmişti.
The gas cloud became denser in its center and formed an accretion disk. Kelime
0:49Gaz bulutunun merkezi giderek yoğunlaştı ve bir yığılım diski oluşturdu.
accretion disk: yörüngedeki maddenin oluşturduğu yassı bölge
Accretion disk, yani yığılma diski; gaz, toz veya başka maddelerin merkezdeki bir cismin çevresinde dönerken içe doğru birikmesiyle oluşan geniş ve yassı bir bölgedir. Bu cümlede bulutun merkeze yakın kısmının yoğunlaşmasıyla oluşur. Buradaki disk, maddenin uzayda yassı ve disk biçiminde dağılmasını anlatır. Katı ve üretilmiş bir disk anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümledeki accretion disk ifadesini en iyi hangi açıklama karşılar?
- Boş uzayda sürüklenen katı ve yuvarlak bir levha
- Maddenin bir merkezin çevresinde dönerek biriktiği yassı bir bölge
- Bir merkezden dümdüz uzaklaşan bir bulut
Cevabı göster
Maddenin bir merkezin çevresinde dönerek biriktiği yassı bir bölge
Small particles started clumping together and building larger and larger objects Dilbilgisi
0:53Küçük parçacıklar bir araya toplanmaya ve giderek daha büyük cisimler oluşturmaya başladı
larger and larger: sürekli değişim için tekrarlanan karşılaştırmalar
Karşılaştırma biçimi + and + karşılaştırma biçimi kalıbı, aynı özelliğin zaman içinde değişmeye devam ettiğini gösterir. Burada larger and larger, parçacıklar birleştikçe nesnelerin boyutunun sürekli arttığı anlamına gelir. İki larger kullanımı aynı sürecin aşamalarını anlatır; birbirinden ayrı iki nesneyi karşılaştırmaz.
Alıştırma
Cümleyi “giderek daha karanlık” anlamındaki tekrarlı karşılaştırma kalıbıyla tamamlayın: As the sun set, the sky grew ____.
Cevabı göster
darker and darker
until they formed the objects we call planets today.
0:58ta ki bugün gezegen dediğimiz nesneleri oluşturana kadar.
This process took 10 to 20 million years and is still not very well understood. Dilbilgisi
1:01Bu süreç 10 ila 20 milyon yıl sürdü ve hâlâ çok iyi anlaşılabilmiş değil.
is still not very well understood: hâlâ çok iyi anlaşılmış değil
Burada is understood edilgen bir yapıdır. Anlama eylemini gerçekleştiren kişiler belirtilmez, çünkü belirli bir kişiden değil, genel olarak bilim insanlarından veya araştırmacılardan söz edilir. Cümle, sürece ve süreç hakkındaki bilginin durumuna odaklanır. Still, bu bilgi eksikliğinin bugüne kadar devam ettiğini belirtir. Not very well understood temkinli bir ifadedir: bir miktar anlayış vardır ancak bu anlayış eksiktir. Hiçbir şeyin anlaşılmadığını düşündürebilen not understood ifadesinden daha zayıftır.
Alıştırma
Örnekte is still not very well understood ne anlama geliyor?
- Bilim insanları sürecin bir kısmını anlıyor, ancak önemli ayrıntılar hâlâ belirsiz.
- Bilim insanları süreci hiç incelemedi.
- Bilim insanları geçmişte süreci tamamen anlıyordu.
Cevabı göster
Bilim insanları sürecin bir kısmını anlıyor, ancak önemli ayrıntılar hâlâ belirsiz.
At about this time when the solar system was young and chaotic,
1:07Güneş sisteminin genç ve kaotik olduğu bu sıralarda,
a giant object about as big as Mars collided with our home. Dilbilgisi
1:10Mars büyüklüğünde devasa bir cisim yuvamıza çarptı.
about as big as: yaklaşık olarak aynı boyutta
About, as big as karşılaştırmasının tamamını niteler. About as big as Mars, Mars ile tamamen aynı boyutta değil, yaklaşık olarak aynı boyutta demektir. Yeniden kullanılabilen kalıp about as + sıfat + as + karşılaştırma noktası biçimindedir: about as old as the building, about as heavy as a car. Ölçüm veya tahmin kesin olmadığında küçük bir farklılığa izin verir.
Alıştırma
Cümleyi about as big as ile tamamlayın: The new battery is ____ a deck of cards.
Cevabı göster
about as big as
Gerçek dışı bir geçmiş için If ... had been more massive, ... might have destroyed
if the object had been more massive yan cümlesi, gerçekleşmemiş bir geçmiş koşulu sunmak için past perfect yapıdaki had been ifadesini kullanır: nesne gerçekte daha büyük bir kütleye sahip değildi. Might have destroyed, bu gerçek dışı koşulun olası sonucunu belirtir. Dünya'nın gerçekten yok edildiğini söylemez. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp, farklı bir geçmişin olası sonucunu anlatmak için if + past perfect, ... might have + past participle biçimidir.
Alıştırma
Cümleyi might lose ifadesinin geçmişe yönelik karşıt gerçeklik biçimiyle tamamlayın: If the backup had failed, we ____ all the files.
Cevabı göster
might have lost
Material from Earth was smashed out into orbit and formed the Moon,
1:20Dünya'dan kopan malzemeler yörüngeye fırlayarak Ay'ı oluşturdu;
which is the biggest satellite in relation to its planet in the solar system. Kalıp ifadeler
1:24o da güneş sisteminde gezegenine oranla en büyük uydudur.
biggest için ölçüt belirleyen in relation to
Burada in relation to, biggest için karşılaştırma ölçütünü belirler. Uydunun büyüklüğü yalnızca mutlak boyutuna göre değil, kendi gezegeninin boyutuyla karşılaştırılarak değerlendirilir. Yani ifade, uydu ile gezegen arasındaki en büyük boyut oranını anlatır. Bir tanım belirli bir referansa göre doğruysa in relation to + referans noktası yapısını kullanın. Bu ifade, iddiayı anlamlı kılan ölçüyü veya temel alınan noktayı gösterir.
Alıştırma
'The puppy's paws are huge in relation to its body,' cümlesindeki karşılaştırma ölçütü nedir?
- diğer yavru köpeklerin patileri
- yavru köpeğin vücudu
- yavru köpeğin yaşı
Cevabı göster
yavru köpeğin vücudu
constantly being hit by asteroids with seas of lava and a toxic atmosphere.
1:31lav denizleri ve zehirli bir atmosferiyle sürekli asteroitlerin çarptığı bir yerdi.
But something was about to change drastically. Dilbilgisi
1:36Ancak bir şeyler kökten değişmek üzereydi.
was about to: geçmişten bakıldığında gerçekleşmek üzere olan olay
Was about to + fiilin yalın hâli, bir olayın geçmişteki belirli bir anda gerçekleşmesine çok az kaldığını gösterir. Burada değişim, gerçekleşmek üzere olan bir sonraki olay olarak sunulur. Hikâye anlatımında bu yapı, geçmişteki bir sahneden ileriye bakar ve beklenti oluşturur. Yalnızca genel bir gelecek anlamı taşımaz.
Alıştırma
Trenin hareket etmesinin an meselesi olduğunu gösteren ifadeyle cümleyi tamamlayın: The train ____ leave when the station lights went out.
Cevabı göster
was about to
Water from the inside of the Earth wandered to the surface and rained down on Earth,
1:40Dünya'nın içindeki su yüzeye çıktı ve Dünya'ya yağmur olarak yağdı,
only to vaporize again and become clouds. Dilbilgisi
1:45ardından tekrar buharlaşıp bulutlara dönüştü.
only to vaporize again: amaç değil, beklenmedik bir sonuç
Only to + fiilin yalın hâli, önceki eylemin ardından gelen sonucu belirtir. Bu sonuç genellikle şaşırtıcı, hayal kırıklığı yaratan veya beklenenin tersidir. Burada su yüzeye ulaşır ve yağmur olarak düşer, fakat orada kalmak yerine yeniden buharlaşır. Mastar yapı amaca değil sonuca odaklanır: su, buharlaşmak amacıyla yüzeye gelmemiştir.
Alıştırma
Beklenmedik sonucu belirten iki sözcüklü İngilizce bağlayıcıyla cümleyi tamamlayın: Nina opened the file, ____ discover that it was empty.
Cevabı göster
only to
Millions of asteroids brought more and more water to our planet.
1:48Milyonlarca asteroit gezegenimize daha da fazla su getirdi.
All the water on Earth has about this volume compared to Earth.
1:52Dünya'daki tüm suyun, Dünya'ya kıyasla hacmi yaklaşık bu kadardır.
Today, the surface of Earth is 71% water and 29% land.
1:57Bugün, Dünya yüzeyinin %71'i su ve %29'u karadır.
and only about 1% make up the remaining ground waters. Öbek fiiller
2:13ve geriye kalan yeraltı sularını sadece yaklaşık %1'i oluşturur.
‘oluşturmak’ anlamındaki make up
Bu yüzde bağlamında make up, ‘oluşturmak’ veya ‘meydana getirmek’ anlamına gelir. Cümle, yaklaşık %1’lik kısmın kalan yer altı suyu kategorisini oluşturduğunu söyler; burada ‘uydurmak’ anlamında değildir. Yaygın bir kalıp, ‘parça veya grup + make up + pay, kategori veya bütün’ biçimindedir. Sayılar, yüzdeler ve bir bütünün yapısını anlatan ifadeler, make up’ın oluşturma anlamında kullanıldığına dair güçlü ipuçlarıdır.
Alıştırma
“Solar power makes up 40% of our energy use,” cümlesinde makes up ne anlama gelir?
- toplamın bir kısmını oluşturur
- bir tartışmadan sonra yeniden barışır
- gerçek olmayan bir şey uydurur
Cevabı göster
toplamın bir kısmını oluşturur
Only a tiny part of our water is actually lakes and rivers,
2:20Suyumuzun sadece çok küçük bir kısmı gerçekte gölleri ve nehirleri oluşturur,
and an even tinier part is bound in living things.
2:24ve daha da küçük bir kısmı ise canlıların içinde bulunur.
hot rock continued to swirl about, moving the crust from below and breaking it apart. Öbek fiiller
2:33sıcak kayalar girdap gibi dönmeye devam ederek kabuğu aşağıdan hareket ettirip parçaladı.
breaking it apart: zamirin konumu
Break something apart, bütün hâlindeki bir şeyi bölmek veya parçalara ayırmak anlamına gelir. Burada it, kabuğu ifade eder; dolayısıyla breaking it apart, kabuğun çatlayıp ayrılmasına neden olmak demektir. Bu, ayrılabilen bir fiil yapısıdır. Nesne it veya them gibi bir zamirse zamiri break ile apart arasına koyun: break it apart. Nesne tam bir isim olduğunda hem break the crust apart hem de break apart the crust kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi break ... apart yapısının geçmiş zamanıyla tamamlayın: The toy was stuck, so Mia carefully ____ it ____.
Cevabı göster
broke · apart
This process is called plate tectonics and is happening right now. Kelime
2:39Bu sürece levha tektoniği denir ve şu anda da gerçekleşmektedir.
plate tectonics: yer kabuğu hareketinin arkasındaki sistem
Plate tectonics, Dünya'nın dış katmanındaki sert parçaların hareket ettiği ve birbiriyle etkileşime girdiği büyük ölçekli sistemin bilimsel adıdır. Burada plate, yemek tabağı değil, yer kabuğunun bir parçası anlamına gelir. Bu terim depremler, dağ oluşumu ve derin okyanus hendekleri gibi süreçleri açıklamaya yardımcı olur. Genellikle tek bir levhayı değil, genel süreci veya teoriyi adlandırır.
Alıştırma
Bu cümlede genel süreci doğru adlandıran seçenek hangisidir? “_____ explains why continents move over millions of years.”
- tectonic plates
- a tectonic plate
- plate tectonics
Cevabı göster
plate tectonics
We'll make a whole video about it in the future.
2:43İleride bununla ilgili ayrıntılı bir video yapacağız.
For now, let's just say that the crust of Earth Anlatım akışı
2:46Şimdilik sadece Dünya'nın kabuğunun
For now, let's just say that: ayrıntıları sonraya bırakmak
For now, açıklamayı mevcut aşamayla sınırlar ve daha fazla ayrıntının daha sonra gelebileceğini gösterir. Ardından gelen let's just say that, açıklamanın ilerlemesi için yeterli olan basitleştirilmiş bir ifadeyi sunar. Burada just, “yalnızca bu ayrıntı düzeyinde” anlamına gelir. İfadenin yanlış olduğunu düşündürmez. Tüm kalıp, karmaşık ayrıntıları erteleyip dinleyiciye geçici ve yararlı bir özet vererek bilgiyi düzenler.
Alıştırma
Hangi cümle şimdi basit bir özet verirken ayrıntıları açıkça sonraya bırakır?
- Let's suppose that the device needs two batteries for this example.
- For now, let's just say that the device needs two batteries; we'll explain the circuit later.
- From now on, the device needs two batteries, so the old rule no longer applies.
Cevabı göster
For now, let's just say that the device needs two batteries; we'll explain the circuit later.
consists of separate giant plates that move around. Kalıp ifadeler
2:48etrafta hareket eden ayrı devasa levhalardan oluştuğunu söyleyelim.
consists of: bir bütünün parçalarını belirtmek
Consists of, “-den oluşur” anlamına gelir. Özne bütünü, of'tan sonraki isim öbeği ise bütünü oluşturan parçaları belirtir. Burada yer kabuğu bütündür; birbirinden ayrı dev levhalar da parçalardır. Kalıp bütün + consists of + parçalar şeklindedir. Fiil özneyle uyumlu olur; tekil bir bütünle consists, çoğul bir özneyle consist kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi consist of ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The committee ____ five teachers and two parents.
Cevabı göster
consists of
As they meet, they crumble and create mighty mountains
2:51Karşılaştıklarında ufalanarak devasa dağlar oluştururlar
or violently plunge back down deeper into Earth,
2:55veya şiddetle Dünya'nın daha derinlerine geri dalarak
That's the way the highest place on Earth was formed,
3:00Dünya üzerindeki en yüksek yer olan Everest Dağı
Mount Everest, and the deepest, the Mariana Trench. Dilbilgisi
3:02ve en derin yer olan Mariana Çukuru işte böyle oluştu.
and the deepest, the Mariana Trench: paralel eksilti
İkinci bölüm eksiltilidir: and the deepest, and the deepest place on Earth was formed ifadesinin yerini tutar. Tekrarlanan sözcükler ilk bölümden anlaşılabildiği için konuşmacı bunları söylemez. The deepest, “en derin yer” anlamında isim gibi kullanılan bir üstünlük ifadesidir. Ardından the Mariana Trench bu yeri belirtir; bu yapı, Mount Everest'in en yüksek yeri belirtmesine paraleldir.
Alıştırma
'and the deepest, the Mariana Trench' ifadesini hangi açıklama doğru biçimde tanımlar?
- İlk bölümden anlaşılan tekrarlı sözcükleri söylemez.
- Kendi fiili açıkça söylenen, tamamen yeni bir yan cümle başlatır.
- deepest sözcüğünü doğrudan Trench ismini niteleyen bir sıfat olarak kullanır.
Cevabı göster
İlk bölümden anlaşılan tekrarlı sözcükleri söylemez.
From our perspective, Earth's mountains and trenches are mighty indeed, Anlatım akışı
3:05Bizim bakış açımıza göre, Dünya'nın dağları ve çukurları gerçekten de çok büyük,
From our perspective ... but when you look at the Earth in cross-section: ölçek değişimi
From our perspective ilk betimlemeyi insan ölçeğindeki bir çerçeveye yerleştirir. Dünya'nın dağları ve derin çukurları insanlarla ve günlük yaşamda gördüğümüz yer şekilleriyle karşılaştırıldığında görkemli görünür. Burada perspective gelişigüzel bir kişisel fikir değil, seçilen gözlem ölçeğidir. But when you look at the Earth in cross-section gözlem çerçevesini açıkça tüm gezegene çevirir. but, sonucun ilk bakışla karşıt olacağını gösterir: aynı yer şekilleri Dünya'nın tüm çapına göre çok küçüktür. Bu yapı, görünüşte çelişen iki yargının farklı ölçeklerde aynı anda doğru olabileceğini göstermeyi sağlar.
Alıştırma
Hangi cümle önce bir bakış açısını açıkça kurup ardından daha geniş bir ölçeğe geçiyor?
- From a passenger's perspective, the waves look huge, but when you look at the entire ocean from space, they are barely visible.
- From a passenger's perspective, the waves look huge, so the boat turns back.
- In my opinion, the waves are huge, and the ocean looks beautiful.
Cevabı göster
From a passenger's perspective, the waves look huge, but when you look at the entire ocean from space, they are barely visible.
By the way, the deepest hole ever drilled by man is 12.262 km deep.
3:21Bu arada, insan tarafından şimdiye kadar açılan en derin delik 12,262 km derinliğindedir.
After the crust comes the mantle: After X comes Y yapısında devriklik
After the crust, Dünya'nın katmanları sıralanırken bir sonraki konumu göstermek için cümlenin başına alınmıştır. Buradaki after, bir olayın zaman bakımından daha sonra gerçekleşmesini değil, yüzeyden içeriye doğru olan sıralamayı anlatır. Sıra bildiren ifade önce geldiği için comes fiili the mantle öznesinden önce yer alır. Bu, yeni bir ögeyi sunan devrik yapıdır: After X comes Y, Y'yi sıradaki öge olarak tanıtır. Özne the mantle olduğu için tekil comes fiili onunla uyumludur.
Alıştırma
After X comes Y kalıbına uygun tam devrik ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: After the lobby ____.
Cevabı göster
comes the main hall
It's a silicate rocky shell and about 2,900 km thick.
3:29Silikat kayalık bir kabuktur ve yaklaşık 2.900 km kalınlığındadır.
The mantle consists of the upper mantle and the lower mantle.
3:33Manto, üst manto ve alt mantodan oluşur.
which consists of less mobile, mostly solid material.
3:46o da daha az hareketli, çoğunlukla katı maddeden oluşur.
The lower mantle reaches deep down to the outer core of Earth.
3:50Alt manto, Dünya'nın dış çekirdeğine kadar derinlere uzanır.
Earth's outer core is a liquid layer of iron and nickel
3:54Dünya'nın dış çekirdeği, demir ve nikelden oluşan sıvı bir tabakadır
Temperatures vary from 4,000 °C to 5,700°C. Kalıp ifadeler
4:00Sıcaklıklar 4.000 °C ile 5.700 °C arasında değişir.
Sayısal aralıklar için vary from A to B kullanımı
vary from A to B kalıbı, bir küme veya durumdaki farklı değerlerin bir uçtan diğer uca uzandığını belirtir. Bu cümlede sıcaklık tek ve sabit bir sayı değildir; 4.000–5.700 °C aralığındadır. From alt uç değeri, to ise üst uç değeri belirtir. İkisini vary from A to B şeklinde eşleştirerek kullanın.
Alıştırma
Uç değerleri belirten çifti doğru kullanan cümle hangisidir?
- Room prices vary from €80 to €140 per night.
- Room prices vary from €80 and €140 per night.
- Room prices vary between €80 to €140 per night.
Cevabı göster
Room prices vary from €80 to €140 per night.
a ball made of an iron-nickel alloy with a radius of about 1,200 km,
4:10yarıçapı yaklaşık 1.200 km olan demir-nikel alaşımından yapılmış bir toptur,
and about the temperature of the surface of the Sun.
4:17ve yaklaşık olarak Güneş'in yüzey sıcaklığındadır.
It is slowly growing at an estimated rate of about 1 mm per year. Kalıp ifadeler
4:20Yılda yaklaşık 1 mm gibi tahmini bir hızla yavaşça büyümektedir.
Ölçümleri temkinli sunmak için at an estimated rate of about
at a rate of ifadesi, bir değişimin ne kadar hızlı gerçekleştiğini belirtir ve ardından genellikle zaman birimi başına bir miktar gelir. Burada growing ile 1 mm per year arasında bağlantı kurar. Estimated, hızın doğrudan ve kesin bir olgudan değil, bir hesaplamadan veya bilgiye dayalı tahminden geldiğini belirtir. About ise sayının yaklaşık olduğunu gösterir. at an estimated rate of about ifadesinin tamamı, değerin tamamen kesin olduğunu iddia etmek yerine onu temkinli biçimde sunar.
Alıştırma
Raporu hem tahmin hem de yaklaşık değer bildiren ifadeyle tamamlayın: The coastline is retreating ____ two metres per year.
Cevabı göster
at an estimated rate of about
Now, for some perspective: ölçeği açıklayan bir karşılaştırma sunmak
Now, açıklamanın bir sonraki aşamasına geçildiğini gösterir. For some perspective, önceki olgunun veya sayının daha kolay anlaşılması için sırada bir karşılaştırma ya da tanıdık bir referans olduğunu dinleyiciye bildirir. Buradaki perspective, ölçeği veya bağlamı anlamaya yarayan bir bakış açısıdır. Resimde kullanılan perspektif tekniği anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir sunucu şöyle diyor: “The file contains two million words. Now, for some perspective, that is about twenty long novels.” Burada “for some perspective” neyi bildirir?
- Sayıyı daha kolay anlamak için sırada tanıdık bir karşılaştırma vardır.
- Sunucu resim dersi konusuna geçmektedir.
- Sayı yalnızca kişisel bir görüştür.
Cevabı göster
Sayıyı daha kolay anlamak için sırada tanıdık bir karşılaştırma vardır.
crystallized melt products of former molten mantle
4:29önceden erimiş mantonun kristalize olmuş eriyik ürünleri,
It's an invisible phenomenon that diverts high energy particles coming from the Sun and other sources,
4:36Güneş'ten ve diğer kaynaklardan gelen yüksek enerjili parçacıkları saptıran görünmez bir olaydır,
with comparatively little radiation impact on Earth.
4:43Dünya üzerinde nispeten daha az radyasyon etkisi olmasını mümkün kılar.
allowing for: sonuç olarak ortaya çıkan bir olanağı ifade etmek
allowing for a stable environment ifadesinde allow for, “mümkün kılmak” veya “gerekli koşulları oluşturmak” anlamına gelir. Manyetik alanın etkisi, radyasyonun az olduğu bir ortamı mümkün kılar; bir kişiye izin verilmesi söz konusu değildir. allowing for ... biçimindeki -ing yan cümlesi, önceki eylemin tamamının sonucunu ekler. Bu yapı “..., bu da ... mümkün kılar” şeklinde anlaşılabilir.
Alıştırma
“The new bridge has a separate bike lane, allowing for safer travel across the river,” cümlesinde “allowing for” ne anlama gelir?
- Planlamacıların fazladan yolculuk süresini hesaba kattığı anlamına gelir.
- Sonuç olarak daha güvenli yolculuğu mümkün kılar.
- Bisikletçilere resmî izin verildiğini bildirir.
Cevabı göster
Sonuç olarak daha güvenli yolculuğu mümkün kılar.
Actually, we don't really know a terrible lot about that. Ton ve niyet
4:48Aslında, bu konuda pek fazla bir şey bilmiyoruz.
don't really know a terrible lot about: sınırlı bilgiyi kabul etmek
Bu cümlede don't really know a terrible lot about, “bir konu hakkında çok fazla şey bilmemek” anlamına gelir. Konuşan kişi bilgisinin sınırlı olduğunu kabul eder ancak hiçbir şey bilmediğini söylemez. Buradaki a terrible lot, olumsuz ifade içinde “çok fazla” anlamına gelen gündelik bir kullanımdır; terrible, bilginin kötü olduğu anlamına gelmez. Birinin ne kadar bildiğine dair ifadenizi yumuşatmak için özne + don't/doesn't really know a terrible lot about + konu yapısını kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Hangi cümle Maya'nın hiçbir şey bilmediğini söylemeden astronomi bilgisinin sınırlı olduğunu en iyi şekilde belirtir?
- Maya doesn't really know a terrible lot about astronomy.
- Maya knows nothing at all about astronomy.
- Maya knows astronomy terribly.
Cevabı göster
Maya doesn't really know a terrible lot about astronomy.
We know it has something to do with the core of the Earth. Kalıp ifadeler
4:51Dünya'nın çekirdeğiyle bir ilgisi olduğunu biliyoruz.
has something to do with: belirtilmemiş bir bağlantı
Has something to do with, “bir şeyle bir şekilde bağlantılı veya ilişkili olmak” anlamına gelir. Bir bağlantının var olduğunu söyler ancak ilişkinin tam olarak ne olduğunu belirtmez ve eksiksiz bir neden ileri sürmez. Bu cümlede Dünya'nın manyetik alanını Dünya'nın çekirdeğiyle temkinli biçimde ilişkilendirir. Yapı özne + have/has something to do with + isim veya -ing biçimidir. he, she, it ya da tek bir şeyle has; I, you, we, they ya da birden fazla şeyle have kullanın.
Alıştırma
have something to do with ifadesini doğru biçimde kullanın: The delay ____ the heavy rain.
Cevabı göster
has something to do with
large electrical currents flow in complicated patterns.
4:56büyük elektrik akımları karmaşık desenler halinde akar.
They cause a magnetic field that sort of stabilizes itself Ton ve niyet
4:59Bunlar, bir nevi kendini dengeleyen bir manyetik alana neden olurlar;
Yaklaşık anlamı veren yumuşatıcı sort of
Bu cümlede sort of, stabilizes ifadesini yumuşatır. Konuşmacı, “stabilizes itself” sözünün fiziği tamamen doğru ve ayrıntılı biçimde açıklamadığını, yalnızca anlamayı kolaylaştıran yaklaşık bir betimleme olduğunu belirtir. Bir fiilden veya betimlemeden önce kullanılan sort of; “yaklaşık olarak”, “bir bakıma” ya da “tam olarak değil” anlamı verebilir. Dinleyiciye, ardından gelen ifadeyi kolay anlaşılır bir yaklaşım olarak değerlendirmesi gerektiğini gösterir.
Alıştırma
Hangi cümlede sort of, bir betimlemenin yalnızca kısmen veya yaklaşık olarak doğru olduğunu gösterir?
- The new lock sort of works, but it still gets stuck.
- This tool is a sort of wrench.
- Please sort the screws by size.
Cevabı göster
The new lock sort of works, but it still gets stuck.
But don't let us fool you into thinking we have it all figured out. Notlar
5:08Ama sizi her şeyi çözdüğümüzü düşünmeniz için kandırmayalım.
fool someone into thinking + yan cümle
Fool you into thinking, “yanıltıcı bir izlenim yoluyla doğru olmayan veya yeterli dayanağı bulunmayan bir şeye inanmanıza neden olmak” anlamına gelir. Burada konuşmacılar, basit açıklamalarının her şeyin anlaşıldığı yönünde yanlış bir inanç oluşturmaması gerektiği konusunda uyarıda bulunur. Kalıp fool + kişi + into + -ing şeklindedir. Thinking, yanıltıcı izlenim sonucunda oluşan inancı belirtir; into fiziksel bir hareketi anlatmaz.
Alıştırma
Uyarıyı fool + you + into + think ögelerinin doğru biçimleriyle tamamlayın: Don't let the low price ____ the product is poor.
Cevabı göster
fool you into thinking
have it all figured out: her kısmı anlamış olmak
have + nesne + figured out yapısı, bir şeyi anlamış olmayı veya onunla nasıl başa çıkılacağını bilmeyi ifade eder. Burada have it all figured out, mekanizmanın nasıl çalıştığını tamamen anlamak demektir. all sözcüğü iddiayı güçlendirir: yalnızca bir cevaba sahip olmak değil, önemli olan her kısmı anlamak söz konusudur. Dıştaki olumsuz don't let us fool you into thinking yapısı, dinleyiciyi böyle eksiksiz bir anlayışa ulaşıldığını varsaymaması için uyarır.
Alıştırma
Hangi cümle, konuşanların önemli olan her kısmı henüz anlamadığını söyler?
- We don't have it all figured out yet.
- We don't need to figure anything out.
- We figured out one small detail.
Cevabı göster
We don't have it all figured out yet.
Speaking of breathtaking information, what about the airy stuff that surrounds us? Notlar
5:12Nefes kesici bilgilerden bahsetmişken, bizi çevreleyen havamsı şeye ne demeli?
Speaking of breathtaking information: konuları çağrışımla bağlamak
Speaking of + isim öbeği, mevcut düşüncenin konuşana bağlantılı yeni bir konuyu hatırlattığını gösterir. Aynı isim öbeğinin daha önce aynen söylenmiş olması gerekmez; bağlantının dinleyicinin takip edebileceği kadar açık olması yeterlidir. Burada breathtaking önce «son derece etkileyici» anlamına gelir, ancak breath ve breathing, yani nefes ve solunumu da çağrıştırır. Bu söz oyunu şaşırtıcı bilgilerden etrafımızdaki havaya bir köprü kurar; böylece geçiş ani değil, eğlenceli gelir.
Alıştırma
Örnekte Speaking of breathtaking information neden etkili bir geçiştir?
- Konuşanın gerçekleri tartışmayı bırakıp tehlikeden söz edeceğini duyurur.
- Breathtaking sözcüğünün iki anlamını kullanarak şaşırtıcı bilgilerle hava arasında bağlantı kurar.
- Breathtaking information ifadesinin aynısının zaten önceki konu olduğu anlamına gelir.
Cevabı göster
Breathtaking sözcüğünün iki anlamını kullanarak şaşırtıcı bilgilerle hava arasında bağlantı kurar.
“airy stuff”: hava için şakacı bir geçici ad
Bu soruda airy stuff, bizi çevreleyen hava için bilerek kullanılan gündelik ve belirsiz bir addır. Stuff burada tek tek nesneler değil, adı henüz belirtilmemiş bir madde anlamına gelir. Konuşmacı konuyu önce tanıdık günlük sözcüklerle açar, ardından air ya da the atmosphere gibi daha kesin bir terim verebilir. that surrounds us yan cümlesi bu şakacı ifadenin havayı anlattığını gösterir; airy burada “neşeli” ya da “iyi havalandırılmış” anlamında değildir.
Alıştırma
“the airy stuff that surrounds us” ifadesinde konuşmacı airy stuff ile ne yapıyor?
- Maddenin neşeli bir kişiliği olduğunu söylüyor
- Belirli bir katı maddeyi adlandırıyor
- Kesin adı vermeden önce şakacı ve gündelik bir geçici ad kullanıyor
Cevabı göster
Kesin adı vermeden önce şakacı ve gündelik bir geçici ad kullanıyor
By volume, dry air consists mostly of nitrogen, Kelime
5:18Hacim olarak, kuru hava çoğunlukla azottan,
“By volume” ölçüm temelini belirtir
By volume, yüzdelerin nasıl hesaplandığını gösterir: her gazın ne kadar yer kapladığı karşılaştırılır. Böylece ardından gelen bileşim değerlerinin ölçüm temelini belirler. Burada by, “-e göre” ya da “kullanılarak ölçülmüş” anlamındadır; eylemi yapan kişi veya şeyi göstermez. Kütle gibi başka bir temel kullanılırsa farklı yüzdeler elde edilebilir.
Alıştırma
Yüzdenin kaplanan alana dayandığını belirten tam ifadeyle cümleyi tamamlayın: “____, this paint contains 10 percent water.”
Cevabı göster
By volume
a variable amount of + sayılamayan isim
Bu cümlede a variable amount of, su buharı miktarının tek bir düzeyde sabit kalmak yerine koşullara göre değişebileceğini anlatır. Miktarın rastgele değiştiği anlamına gelmez. Miktar yere, zamana veya duruma göre değiştiğinde a variable amount of + sayılamayan isim kalıbını kullanın. Burada water vapor, sayılamayan bir madde olarak ele alınır.
Alıştırma
Sayılamayan bir maddenin miktarının değişebildiğini anlatan kalıpla cümleyi tamamlayın: Depending on the season, the air contains ____ moisture.
Cevabı göster
a variable amount of
Humans are very dependent on the lowest layer of the atmosphere,
5:28İnsanlar atmosferin en alt tabakasına çok bağımlıdırlar,
istatistiksel bir niteleyici olarak on average
On average, 12 km’nin birden çok yer veya ölçüme dayanan ortalama kalınlık olduğunu anlatır. Katmanın her yerde tam olarak 12 km kalınlığında olduğu anlamına gelmez. Bu ifade, ölçümle ilgili cümlenin tamamını niteleyen bir zarf öbeğidir. Buradaki gibi çoğu zaman cümlenin sonunda yer alır, ancak başta da kullanılabilir.
Alıştırma
A park gets 800 visitors a day on average. Bu cümle ne anlama gelir?
- Günlük ortalama ziyaretçi sayısı 800’dür, ancak her günün sayısı farklı olabilir.
- Her gün tam olarak 800 kişi ziyaret eder.
- Parkın ziyaretçi sayısı hiçbir zaman 800’ü geçmez.
Cevabı göster
Günlük ortalama ziyaretçi sayısı 800’dür, ancak her günün sayısı farklı olabilir.
Above that is the stratosphere cümlesinde yer bildiren devrik yapı
Above that başa getirildiğinde önce konum belirtilir, ardından orada ne olduğu söylenir. Cümlede yer bildiren devrik yapı kullanılır: be, tam ad öbeği olan the stratosphere öznesinden önce gelir. That, daha önce sözü edilen troposphere, yani troposfer katmanını belirtir. Bu sıra dinleyiciyi yukarı doğru yönlendirir ve yeni bilgi olan the stratosphere ifadesini sona bırakır. Normal sıra olan The stratosphere is above that aynı uzamsal ilişkiyi anlatır, ancak bilgileri farklı bir sırada sunar.
Alıştırma
Bir şemayı alt katmanlardan üst katmanlara doğru açıklıyor ve yeni bir katmanı cümlenin sonunda tanıtmak istiyorsunuz. Hedef yapıyı doğal biçimde kullanan cümle hangisidir?
- Above the cloud layer is a band of dry air.
- Above the cloud layer is it.
- A band of dry air is above the cloud layer.
Cevabı göster
Above the cloud layer is a band of dry air.
us from the Sun's most aggressive type of light.
5:39bizi Güneş'in en agresif ışık türünden koruduğu yerdir.
the coldest place on Earth with an average temperature around -85°C.
5:44ortalama -85°C sıcaklıkla Dünya üzerindeki en soğuk yerdir.
The transition to space is a fluent one without clear borders,
5:54Uzaya geçiş, net sınırları olmayan akıcı bir geçiştir,
but humans decided that space starts here. Anlatım akışı
5:57ancak insanlar uzayın burada başladığına karar verdiler.
but humans decided that space starts here: seçilmiş bir tanım
But, farklı yönlere işaret eden iki düşünceyi bağlar: fiziksel geçiş kademelidir ve keskin bir sınırı yoktur, ancak insanların uzayın başlangıcı diye adlandırabilecekleri bir noktaya yine de ihtiyacı vardır. humans decided that space starts here ifadesinde that yan cümlesi kararın içeriğini verir. Decided, bir tanımın veya uzlaşmanın benimsendiği anlamına gelir; insanların fiziksel uzayı o yükseklikte başlattığı anlamına gelmez. Here, üzerinde konuşulan ve uzlaşmayla belirlenmiş yüksekliği gösterir.
Alıştırma
Vurgulanan yan cümle bu bağlamda ne anlama geliyor?
- İnsanlar bu yüksekliği uzayın başlangıcı olarak kullanma konusunda anlaştı.
- İnsanlar bu yükseklikte doğal ve keskin bir sınır keşfetti.
- İnsanlar atmosferde fiziksel bir sınır yarattı.
Cevabı göster
İnsanlar bu yüksekliği uzayın başlangıcı olarak kullanma konusunda anlaştı.
Earth stops and space begins: basit bir sınır çizmek
“Earth stops and space begins”, stops ve begins fiillerini kullanarak iki bölge arasında basit bir sınır çizer. Bu, Dünya'nın gerçekten hareket etmeyi bıraktığı veya Dünya'ya ait maddenin 100 km'de birdenbire yok olduğu anlamına gelmez. “X stops/ends and Y begins” kalıbı, kademeli veya tartışmalı bir geçişi net bir sınırı varmış gibi sunabilir. Burada ardından gelen though yan cümlesi, atmosferin daha öteye uzandığını belirterek bu basitleştirmeyi düzeltir.
Alıştırma
Earth stops and space begins burada ne anlama geliyor?
- Dünya'nın yaklaşık 100 km üzeri, Dünya ile uzay arasında basit bir sınır olarak kabul edilir.
- Dünya'nın tam 100 km üzerinde bütün atomlar yok olur.
- Dünya 100 km yükseklikte birdenbire hareket etmeyi bırakır.
Cevabı göster
Dünya'nın yaklaşık 100 km üzeri, Dünya ile uzay arasında basit bir sınır olarak kabul edilir.
we find the ionosphere, the aurora borealis, and the ISS.
6:07iyonosfer, kuzey ışıkları ve ISS'i (Uluslararası Uzay İstasyonu) buluruz.
stretching up to 10,000 km. It merges fluently with outer space,
6:1510.000 km'ye kadar uzanır. Dış uzayla akıcı bir şekilde birleşir,
The atoms and molecules in this area are so far apart Dilbilgisi
6:22Bu alandaki atomlar ve moleküller birbirlerinden o kadar uzaktır ki
so far apart that: dereceyi sonuca bağlamak
“So far apart that”, so + adjective/adverb + that + result clause kalıbının bir parçasıdır. So, far apart ifadesinin derecesini güçlendirir; that ise bu aşırı uzaklığın sonucunda olan şeyi bildirir. Burada atomlar ve moleküller birbirinden o kadar uzaktır ki çarpışmadan yüzlerce kilometre yol alabilir. Bu cümlede so, “bu nedenle” anlamına gelen bağımsız bir bağlaç değildir; that ile birlikte çalışır.
Alıştırma
Derece-sonuç kalıbını eksik iki sözcükle tamamlayın: The trail was ____ steep ____ we had to climb slowly.
Cevabı göster
so · that
Humans in their present form have only been around for 200,000 years. Dilbilgisi
6:30İnsanlar bugünkü halleriyle sadece 200.000 yıldır varlar.
have only been around for + bir süre
Have been around, 'var olmuş olmak' anlamına gelir. Present perfect yapısındaki have been, geçmişteki bir başlangıcı şimdiye kadar süren varoluşa bağlar. For süreyi belirtir: 200,000 years. Only, bu sürenin çok daha uzun bir zaman ölçeğine kıyasla kısa olduğunu gösterir. Yeniden kullanılabilen have/has only been around for + duration kalıbı hâlâ var olan bir türü, kuruluşu, ürünü veya teknolojiyi anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi have/has only been around for kalıbıyla tamamlayın: This app ____ two years.
Cevabı göster
has only been around for
Kısa bir ek değerlendirme olarak Not long, really.
Not long, really. zamanla ilgili tam bir cümlenin ardından gelen kısaltılmış bir konuşma yorumudur. Anlaşılan tam cümle That is not long, really. şeklindedir. That is bölümünü atmak bilgi tekrarını önler ve değerlendirmeyi kısa ve çarpıcı hâle getirir. Cümle sonundaki really, konuşanın onayını veya vurgusunu ekler: süre gerçekten uzun görünmüyordur. Bir eylemin 'gerçekten' yapıldığı anlamına gelmez. Bu tür bir cümle parçası, önce bir olguyu belirtip ardından kısa bir yargı eklemeye yardımcı olur.
Alıştırma
Bir rehber şöyle diyor: “The museum opened twelve years ago. Not long, really.” İkinci cümle ne yapıyor?
- Müzenin yalnızca birkaç saat açık olduğunu söyler.
- On iki yılı kısa bir süre olarak kısaca değerlendirir.
- Açılış tarihini çok daha eski bir yılla düzeltir.
Cevabı göster
On iki yılı kısa bir süre olarak kısaca değerlendirir.
living in a thin moist layer on a small wet rock. Deyimler
6:42küçük ıslak bir kayanın üzerinde ince, nemli bir tabakada yaşıyoruz.
a thin moist layer on a small wet rock ile Dünya'yı yeniden betimlemek
Bu ifade, tanıdık Dünya adını bilerek kullanmaz. a thin moist layer, yaşamın bulunduğu yüzeye yakın dar bölgeyi anlatır; a small wet rock ise Dünya'yı uzaydaki küçük bir nesne olarak yeniden sunar. Bu betimleme ölçeği küçültür ve tanıdık olanı yabancı gösterir: sade kelimeler yuvamızı bilinmeyen ve kırılgan bir yer gibi hissettirir. Kesin bir jeolojik tabaka adı vermek yerine yeni bir bakış açısı oluşturur.
Alıştırma
a thin moist layer on a small wet rock betimlemesine en uygun yorum hangisidir?
- Resmî adı olan bir kaya katmanının kesin jeolojik tanımı.
- İnsanların gerçekten çok küçük bir taşın içinde yaşadığı iddiası.
- Dünya'nın yaşanabilir yüzeyini ve Dünya'nın kendisini küçük ölçekle sunan mecazlı bir betimleme.
Cevabı göster
Dünya'nın yaşanabilir yüzeyini ve Dünya'nın kendisini küçük ölçekle sunan mecazlı bir betimleme.
It is the product of the universe's deepest workings, Anlatım akışı
6:48O, evrenin en derin işleyişinin bir ürünü,
the result of a constant process of creation and destruction
6:51sürekli bir yaratım ve yıkım sürecinin sonucudur;
paralel açıklama olarak the product of ... the result of
The product of ve the result of, It is ifadesinden sonra gelen paralel iki isim grubudur. İkisi de aynı şeyi bir sonuç olarak açıklar. Burada product, satılan bir ürün değil, “bir süreç tarafından ortaya çıkarılan şey” anlamındadır. İkinci ifade ilkini yeniden söyler ve genişletir. Cümle, evrenin en derin işleyişi gibi genel bir kaynaktan sürekli yaratım ve yıkım süreci gibi daha özel bir açıklamaya geçer. Bu paralel yapı, bir özette bilgiyi katmanlar hâlinde geliştirmeyi sağlar.
Alıştırma
the product of ve the result of cümleyi nasıl düzenliyor?
- İkinci olayın birinci olaydan önce gerçekleştiğini gösterirler.
- Satın alınıp satılan iki ayrı nesneyi anlatırlar.
- Aynı sonuca paralel iki ad verir ve ikinci bir açıklama açısı eklerler.
Cevabı göster
Aynı sonuca paralel iki ad verir ve ikinci bir açıklama açısı eklerler.
helped by chance, the laws of the universe, and random events.
6:58şansın, evrenin yasalarının ve rastgele olayların yardımıyla.