SİYASET TEORİSİ - Henry David Thoreau: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
962 kelime 175 kel/dk

Video özeti: Walden'da Thoreau bilinçli yaşamı ve doğayı teknoloji ve adaletsiz yönetim eleştirisine bağlar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. "suck out the marrow of life," — Deyimler ve mecazi ifadeler: metaforu gerçek bir hareket değil, yaşamın özünü dolu biçimde deneyimlemek olarak anlayın. 2. "not so much about" ... "as it was about" — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: ilk açıklamayı reddetmeden vurguyu daha önemli ikinci açıklamaya taşıyın. 3. "civil disobedience," — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: ahlaka aykırı yasayı ilkeli ve genellikle şiddetsiz biçimde reddetmeyi tanıyın; bunu Thoreau'nun vergi protestosu ve sonraki reformcularla ilişkilendirin.

Bu derste

Most of the time, Kalıp ifadeler

0:01

Çoğu zaman,

Kalıp ifadeler

Most of the time: olağan ama mutlak olmayan bir durum

Most of the time, genellikle ya da durumların açık çoğunluğunda anlamına gelir; yine de istisnalara yer bırakır. Kesin bir yüzdeyi değil, genel bir eğilimi anlatır. Cümlenin başında kullanıldığında, ifadenin tamamını normalde olan şey olarak çerçeveler. Virgül, baştaki bu zaman ifadesini ana cümleden ayırır.

Alıştırma

Hangi cümle Maya'nın okula genellikle yürüdüğünü, ancak bunu her zaman yaptığını iddia etmeden anlatır?

  1. Maya sometimes walks to school.
  2. Most of the time, Maya walks to school.
  3. Maya always walks to school.
Cevabı göster

Most of the time, Maya walks to school.

successful modern life involves lots of technology,

0:10

başarılı bir modern yaşam çok fazla teknoloji içerir,

constantly being connected with other people,

0:13

sürekli diğer insanlarla bağlantılı olmayı,

working very hard for as much money as possible, Dilbilgisi

0:15

mümkün olduğunca çok para için çok çalışmayı,

and doing what we're told. Kalıp ifadeler

0:17

ve bize söyleneni yapmayı gerektirir.

Dilbilgisi

as much money as possible: sayılamayan bir miktarı en üst düzeye çıkarma

as much + sayılamayan isim + as possible yapısı, durumun izin verdiği en büyük miktar anlamına gelir. Money bu kullanımda sayılamaz olduğu için many değil, much alır. İsim, much ile as possible arasında kalır. Bu kalıp as much time as possible veya as much information as possible örneklerinde olduğu gibi başka sayılamayan isimlerle de kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi en büyük para miktarını ifade eden as ... as possible kalıbıyla tamamlayın: We want to save ____ before the trip.

Cevabı göster

as much money as possible

Kalıp ifadeler

doing what we're told: bize söyleneni yapmak

doing what we're told ifadesinde what soru sözcüğü değildir; 'bize söylenen şey' anlamını taşır. we're told edilgen yapıdadır: Birisi bize talimat verir, ancak talimatın ne olduğu açıkça söylenmez. İfadenin bütünü bu talimatlara uymak demektir. Burada ayrıca eleştirel bir ton vardır: Toplumsal beklentilere sorgulamadan uymayı anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle, çalışanların başka biri tarafından verilen talimatlara uyduğunu anlatır?

  1. The workers told the manager what to do.
  2. The workers did what they were told.
  3. The workers explained what they had done.
Cevabı göster

The workers did what they were told.

So, it may come as a surprise Kalıp ifadeler

0:19

Bu nedenle, şaşırtıcı gelebilir

that some of the best advice about modern life

0:20

modern yaşam hakkındaki en iyi tavsiyelerden bazılarının

comes from an unemployed writer

0:23

işsiz bir yazardan gelmesi,

who lived alone in the woods

0:25

ormanda tek başına yaşayan

and refused to pay his taxes.

0:26

ve vergilerini ödemeyi reddeden.

Kalıp ifadeler

come as a surprise: şaşırtıcı gelmek

Come as a surprise, 'beklenmedik olmak' veya 'birini şaşırtmak' demektir; come burada hareket bildirmez. it may come as a surprise that ... yapısında it, şaşırtıcı olguyu belirten sonraki that yan cümlesine işaret eder. Burada bu yapı, dinleyiciyi beklentilere aykırı bir tavsiye kaynağına hazırlar. May, tahmini yumuşatır: Bu olgu dinleyiciyi kesinlikle şaşırtacaktır demek yerine şaşırtabileceğini belirtir.

Alıştırma

come as a surprise ifadesini doğru biçimde kullanarak cümleyi tamamlayın: The sudden cancellation ____ everyone on the team.

Cevabı göster

came as a surprise to

Henry David Thoreau

0:28

Henry David Thoreau

reminds us about the importance of simplicity,

0:29

bize sadeliğin önemini hatırlatır,

authenticity, and downright disobedience. Kelime

0:32

özgünlüğün ve düpedüz itaatsizliğin.

Kelime

downright disobedience: güçlü bir pekiştirici olarak downright

Burada downright, disobedience sözcüğünün anlamını güçlendirir. Hafif ya da kazara itaat etmeme değil, tam ve apaçık bir itaatsizlik anlamına gelir. Bu niteleyici konuşanın değerlendirmesini de ekler: itaatsizlik cesur ve aşırı bir davranış olarak sunulur. Bu isim öbeğinde down ve right sözcüklerinden oluşan bir yön belirtmez.

Alıştırma

Downright disobedience ifadesinde downright nasıl bir anlam katar?

  1. güçlü vurgu: itaatsizlik tam ve apaçıktır
  2. bir yön: itaatsizlik aşağıya ve ardından sağa doğru hareket eder
  3. daha hafif bir anlam: itaatsizlik önemsiz ve kazara olmuştur
Cevabı göster

güçlü vurgu: itaatsizlik tam ve apaçıktır

He was born in 1817 in Concord,

0:35

1817'de Concord'da doğdu,

an unassuming town west of Boston.

0:37

Boston'ın batısında mütevazı bir kasabada.

His father was a pencil maker,

0:39

Babası bir kalem üreticisiydi,

and his mother took in boarders. Öbek fiiller

0:41

ve annesi de pansiyoner alırdı.

Öbek fiiller

took in boarders: ücretli pansiyonerlere kalacak yer sağlamak

Took in boarders ifadesinde took in, insanları eve kabul edip onlara kalacak yer vermek anlamına gelir. Boarders, bir oda ve genellikle yemekler için ücret ödeyen kişiler olduğundan, bu ifade aynı zamanda hane için bir gelir yolu olduğunu düşündürür. Take in ifadesinin bu anlamını nesne ve durum belirler. Kalacak yere ihtiyacı olan kişilerle kullanıldığında take in, barınak veya yuva sağlamak anlamına gelebilir; burada anlamı anlamak veya kandırmak değildir.

Alıştırma

'During hard times, the family took in two boarders,' cümlesinde took in ne anlama gelir?

  1. iki bilgiyi anladı
  2. ücret ödeyen iki pansiyonere kalacak yer verdi
  3. iki kişi tarafından kandırıldı
Cevabı göster

ücret ödeyen iki pansiyonere kalacak yer verdi

He attended Harvard College in 1833,

0:42

1833'te Harvard Koleji'ne gitti,

yet he rejected the ordinary career paths Kalıp ifadeler

0:45

ancak sıradan kariyer yollarını reddetti

like law, medicine, or the church.

0:47

hukuk, tıp veya kilise gibi.

Kalıp ifadeler

career paths: uzun vadeli mesleki rotalar

Career path, bir kişinin çalışma hayatının zaman içinde geliştiği yönü; bir aşamadan diğerine geçmesini sağlayabilecek görevleri, eğitimleri ve seçimleri ifade eder. Bu cümlede career paths, hukuk, tıp veya kilisede çalışma gibi geleneksel mesleki rotaları anlatır. Paths mecazidir; fiziksel yolları değil, gelişim rotalarını ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi uzun vadeli mesleki yönleri anlatan iki kelimelik İngilizce ifadeyle tamamlayın: The workshop introduced several ____ in renewable energy.

Cevabı göster

career paths

Then Thoreau struck up a remarkable friendship Kalıp ifadeler

0:50

Sonra Thoreau dikkate değer bir arkadaşlık kurdu

with the American transcendentalist philosopher

0:52

Amerikalı deneyüstücü filozof

Ralph Waldo Emerson.

0:54

Ralph Waldo Emerson ile.

Kalıp ifadeler

struck up a remarkable friendship: olağanüstü bir dostluk başlatmak

Strike up a friendship, çoğunlukla birinin etkin ve dostça bir ilk adım atmasıyla bir arkadaşlığı başlatıp kurmak demektir. Struck, strike fiilinin düzensiz geçmiş zaman biçimidir; bu ifadede strike vurmak anlamına gelmez. Remarkable, friendship sözcüğünü niteler. İfadenin tamamı, başlattıkları arkadaşlığın alışılmadık, özellikle önemli veya dikkate değer olduğunu anlatır.

Alıştırma

Cümleyi strike up ve conversation kullanarak doğal geçmiş zaman ifadesiyle tamamlayın: At lunch, Omar ____ with a new classmate.

Cevabı göster

struck up a conversation

Transcendentalism is a philosophy

0:56

Deneyüstücülük bir felsefedir

that emphasizes the importance of the spiritual Kalıp ifadeler

0:58

ruhani olanın önemini vurgulayan

over the material

1:00

maddi olanın üzerinde

when it comes to leading a fulfilling life. Kalıp ifadeler

1:01

tatmin edici bir hayat yaşamak söz konusu olduğunda.

Kalıp ifadeler

emphasizes the importance of A over B: A’nın önemini B’den üstün tutmak

emphasize the importance of A over B kalıbı, A’ya B’den daha fazla ağırlık veya öncelik vermek anlamına gelir. Buradaki over, öncelikleri karşılaştırır; bir şeyin fiziksel olarak diğerinin üstünde olduğunu anlatmaz. Bu cümlede the spiritual ve the material, sıfatların isim gibi kullanılmasıyla oluşmuştur. Bunlar manevi konuları ve maddi konuları ifade eder; dolayısıyla bu felsefe, tatmin edici bir yaşam için manevi konuları daha önemli görür.

Alıştırma

Güvenliğin hızdan daha öncelikli olduğunu söylemek için emphasize the importance of A over B kalıbını kullanın: The school policy ____.

Cevabı göster

emphasizes the importance of safety over speed

Kalıp ifadeler

when it comes to + isim veya -ing biçimi

when it comes to, ardından gelen ifadenin geçerli olduğu belirli konuyu veya alanı tanıtır. Burada iddianın kapsamını tatmin edici bir yaşamın nasıl sürdürüleceği sorusuyla sınırlar. Bu ifadede to bir edattır; bu nedenle ardından bir isim veya -ing biçimi gelir: when it comes to leadership; when it comes to leading a team. Burada to sözcüğünden sonra fiilin yalın biçimini kullanmayın.

Alıştırma

when it comes to ifadesinden sonra speak fiilinin doğru biçimini kullanın: When it comes to ____ in public, Maya gets nervous.

Cevabı göster

speaking

Emerson and his transcendentalism had a huge influence on Thoreau. Kalıp ifadeler

1:04

Emerson ve deneyüstücülüğünün Thoreau üzerinde büyük bir etkisi oldu.

Kalıp ifadeler

have a huge influence on: güçlü etki ve on yapısı

Had a huge influence on, “güçlü biçimde etkiledi veya şekillenmesine büyük ölçüde katkıda bulundu” demektir. Bu cümlede etkinin kaynağı Emerson ve onun transandantalizmi, etkilenen kişi ise Thoreau'dur. Başka durumlara aktarılabilen isim yapısı have a huge influence on + kişi veya şey biçimindedir. Have, zamana ve özneye göre değişir; bu nedenle burada geçmiş zaman biçimi had kullanılmıştır. Huge fiziksel büyüklüğü değil, etkinin gücünü anlatır.

Alıştırma

Cümleyi have a huge influence on hedef ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The teacher's encouragement ____ my decision to study science.

Cevabı göster

had a huge influence on

Moreover, Emerson helped Thoreau find a place

1:07

Dahası, Emerson, Thoreau'nun bir yer bulmasına yardım etti

where he could focus on his writing.

1:10

yazılarına odaklanabileceği.

The older man owned a plot of land in the woods Kalıp ifadeler

1:11

Yaşlı adam ormanda bir araziye sahipti

surrounding the nearby Walden Pond,

1:14

yakındaki Walden Gölü'nü çevreleyen,

Kalıp ifadeler

a plot of land: sayılabilir bir arazi parçası

A plot of land, sınırları belli bir arazi parçası anlamına gelir ve çoğunlukla mülkiyet ya da belirli bir kullanım açısından ele alınır. Bu cümlede, yaşlı adamın ormanda sahip olduğu belirli alanı ifade eder. Land bu anlamda genellikle sayılamayan bir isimdir; bu nedenle plot sayılabilir birim sağlar: a plot of land. Bu kalıp gayrimenkul, tarım ve yer betimlemelerinde yaygındır.

Alıştırma

Hangi cümle sınırları belli tek bir arazi parçasını doğal biçimde ifade eder?

  1. They bought a land near the river.
  2. They bought one land near the river.
  3. They bought a plot of land near the river.
Cevabı göster

They bought a plot of land near the river.

and in 1845 he allowed Thoreau

1:16

ve 1845'te Thoreau'ya izin verdi

to build a small cabin there,

1:19

orada küçük bir kulübe inşa etmesi için,

3 by 4 and 1/2 meters.

1:20

3'e 4,5 metre boyutlarında.

In his 2 years in the cabin,

1:22

Kulübedeki 2 yılı boyunca,

Thoreau penned the first draft Kelime

1:24

Thoreau ilk taslağını kaleme aldı

of his most notable work,

1:25

en dikkat çekici eserinin,

Walden or Life in the Woods,

1:27

Walden veya Ormanda Yaşam'ın,

which was eventually published in 1854.

1:30

ki sonunda 1854'te yayımlandı.

Kelime

penned the first draft: yazmak anlamındaki pen

Burada penned, fiil olarak kullanılan pen sözcüğünün geçmiş zaman biçimidir ve yazdı ya da kaleme aldı anlamına gelir. Nesne olan the first draft, bir metnin daha sonraki düzeltmelerden önceki ilk sürümünü ifade eder. Bu ifade, Thoreau'nun eserin erken bir sürümünü oluşturduğunu söyler. Eserin o anda yayımlandığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi burada öğretilen resmî ifadeyi aynen kullanarak tamamlayın: During a quiet winter, the novelist ____ before revising it for publication.

Cevabı göster

penned the first draft

It would become an inspirational text about self-discovery. Dilbilgisi

1:32

Kendini keşfetme hakkında ilham verici bir metin olacaktı.

Dilbilgisi

would become: geçmişten bakılan daha sonraki bir sonuç

Would become, geçmişteki daha erken bir noktadan bakılan daha sonraki bir sonucu belirtir. Anlatılan anda metnin sonradan kazanacağı önem hâlâ gelecekteydi, ancak anlatıcı artık ne olduğunu bilir. Bu kullanım genellikle geçmişte gelecek olarak adlandırılır. Burada would bir koşul, dilek veya isteklilik ifade etmez.

Alıştırma

Biyografi cümlesini burada öğretilen iki sözcüklü geçmişte gelecek biçimini aynen kullanarak tamamlayın: At age sixteen, she joined a local theater group; she ____ an award-winning director.

Cevabı göster

would become

Thoreau argued that his escape to Walden Pond

1:35

Thoreau, Walden Gölü'ne kaçışının

was not simply a relaxing retreat to the forest.

1:38

sadece ormanda rahatlatıcı bir inziva olmadığını savundu.

He settled there to live deep

1:41

Oraya derin yaşamak için yerleşti

and suck out the marrow of life, Deyimler

1:43

ve hayatın iliğini emmek için,

as he put it. Kalıp ifadeler

1:44

kendi ifadesiyle.

Deyimler

“suck out the marrow of life” metaforu

Bu cümlede “suck out the marrow of life”, hayatın en zengin ve en temel kısmına ulaşmayı anlatan bir metafordur. İlik kemiğin içinde saklıdır; bu yüzden imge, yüzeyin altına inmeyi ve hayatı olabildiğince dolu yaşamayı düşündürür. Bu ifade gerçek anlamda yapılan bir eylemi ya da yalnızca haz peşinde koşmayı anlatmaz. Bilinçli ve yoğun bir deneyime işaret eder: gerçekten önemli olanı keşfedecek kadar derin yaşamak.

Alıştırma

Bu cümlede “suck out the marrow of life” ne anlama geliyor?

  1. Hayatı derinden deneyimlemek ve en temel olana ulaşmak
  2. Yiyeceklerden ve fiziksel rahatlıktan olabildiğince yararlanmak
  3. Zor deneyimlerden kaçınıp sakin yaşamak
Cevabı göster

Hayatı derinden deneyimlemek ve en temel olana ulaşmak

Kalıp ifadeler

Birinin sözlerini aktaran “as he put it”

“As he put it”, az önce kullanılan sözleri bahsedilen erkeğe atfeder. Burada put, “ifade etti” veya “sözlere döktü” anlamındadır; sondaki açıklama, önceki imgenin onun kendine özgü söyleyişi olduğunu gösterir. Kalıp as + person + put it biçimindedir. Alıntılanan ifadeden önce gelebilir——“As she put it, ...”——ya da ondan sonra kullanılabilir——“..., as she put it.” Şimdiki zamandaki veya alışılmış bir ifade için üçüncü tekil kişide put, puts olur: “as she puts it.”

Alıştırma

Leo’nun sözlerini aktarmak için as ... put it kalıbını ve doğru zamiri kullanarak cümleyi tamamlayın: The repair was “quick but temporary,” ____.

Cevabı göster

as he put it

"I went to the woods

1:45

"Ormana gittim

because I wished to live deliberately, Kelime

1:46

çünkü bilinçli yaşamak istedim,

to front only the essential facts of life, Kelime

1:48

sadece hayatın temel gerçekleriyle yüzleşmek,

and see if I could not learn what it had to teach, Deyimler

1:51

ve bana öğreteceklerini öğrenip öğrenemeyeceğimi görmek için,

Kelime

live deliberately: bilinçli ve amaçlı yaşamak

Burada live deliberately, bilinçli ve amaçlı seçimlerle kişinin yaşamına yön vermesi demektir. Deliberately, live fiilini niteler; bu yüzden tek bir kasıtlı eylemi değil, genel bir yaşama biçimini anlatır. Bu fikir, alışkanlıkla yaşamaya ya da yalnızca başkalarının beklentilerini izlemeye karşıttır. Yavaş yaşamak anlamına gelmez; önemli olan farkındalık ve seçimdir.

Alıştırma

Cümlede live deliberately ne anlama geliyor?

  1. Her küçük eylemi önceden planlamak
  2. Fiziksel olarak daha yavaş bir tempoda yaşamak
  3. Nasıl yaşanacağı konusunda bilinçli ve amaçlı seçimler yapmak
Cevabı göster

Nasıl yaşanacağı konusunda bilinçli ve amaçlı seçimler yapmak

Kelime

front only the essential facts of life: front fiilinin edebî kullanımı

Burada front, “doğrudan yüzleşmek” veya “karşı karşıya gelmek” anlamında geçişli bir fiildir. Nesnesi only the essential facts of life ifadesidir: konuşan kişi, dikkat dağıtan şeyler olmadan hayatın en temel gerçekleriyle doğrudan yüzleşmek ister. Front sözcüğünün bu kullanımı eski ve edebîdir. Gerçeklikle yüzleşmeyi, yalnızca fiziksel olarak bir şeyin önünde bulunmak değil, etkin bir seçim olarak sunar.

Alıştırma

Bu edebî cümlede front only the essential facts of life ne anlama geliyor?

  1. Hayatın temel gerçekleriyle doğrudan yüzleşmek
  2. Gerçekleri en önemliden en az önemliye doğru sıralamak
  3. Hayatın gerçeklerini bir dinleyici kitlesine sunmak
Cevabı göster

Hayatın temel gerçekleriyle doğrudan yüzleşmek

Deyimler

what it had to teach: what yan tümcesi ve kişileştirme

Bu cümlede what it had to teach, “onun sunabileceği dersler” anlamına gelir. What ile başlayan yan tümcenin tamamı learn fiilinin nesnesidir: konuşan kişi bu dersleri öğrenmeyi umar. Doğrudan soru değil, isim öbeği gibi çalışan bir yapıdır. Buradaki it, life sözcüğünü, yani hayatı belirtir. Hayatın öğretebildiğini söylemek kişileştirmedir: soyut bir kavram öğretmen gibi sunulur. İngilizcede bu kalıp, gerçekten bir insanın ders verdiği anlamına gelmeden deneyimlerden, sorunlardan, doğadan veya zamandan alınan dersleri anlatmayı sağlar.

Alıştırma

“After the project failed, Maya tried to learn what the setback had to teach her.” cümlesinde what the setback had to teach her ne anlama gelir?

  1. Maya’nın bu aksilikten çıkarabileceği dersler
  2. Maya’nın aksilikten sonra öğrettiği okul dersi
  3. aksiliğin Maya’ya sorduğu bir soru
Cevabı göster

Maya’nın bu aksilikten çıkarabileceği dersler

and not when I came to die,

1:54

ve ölme vaktim geldiğinde,

discover that I had not lived."

1:55

yaşamamış olduğumu keşfetmemek için."

After some time in the cabin,

1:58

Kulübede bir süre kaldıktan sonra,

Thoreau discovered a different,

2:00

Thoreau farklı bir yaşam tarzı keşfetti,

more conscious lifestyle.

2:01

daha bilinçli bir yaşam tarzı.

To begin with, Anlatım akışı

2:03

Öncelikle,

he concluded that we actually need very few things.

2:03

aslında çok az şeye ihtiyacımız olduğu sonucuna vardı.

Anlatım akışı

İlk noktayı düzenleyen To begin with

To begin with, konuşan kişinin bir açıklamadaki, nedenler listesindeki veya sonuçlar dizisindeki ilk noktayı sunduğunu belirtir. Burada “we actually need very few things” ifadesini dikkate alınacak ilk sonuç olarak çerçeveler. Temel görevi bilgiyi düzenlemektir; bir olayı zaman çizelgesinin başına yerleştirmek değildir. Ayrıca konuşan kişinin daha sonra mutlaka secondly veya buna karşılık gelen başka bir sıralama ifadesi kullanacağı anlamına gelmez.

Alıştırma

İlk nedeni sunmak için öğrendiğiniz üç sözcüklü düzenleyiciyi kullanın: ____, the plan costs more than we can afford.

Cevabı göster

To begin with

He suggested that we think about our belongings

2:07

Eşyalarımız hakkında düşünmemizi önerdi

in terms of how little we can get by with, Notlar

2:09

ne kadar azıyla idare edebileceğimiz açısından,

Kalıp ifadeler

in terms of: analiz boyutunu belirtmek

Bu cümlede in terms of, eşyalar hakkında düşünürken kullanılacak ölçütü, yani ne kadar azının yeterli olacağını sunar. Burada “... açısından” anlamına gelir; “... terimlerini kullanarak” anlamına gelmez. Bir analizin boyutunu belirtmek için in terms of + isim, isim öbeği veya -ing biçimi kullanılır; örneğin maliyet, güvenlik veya zaman tasarrufu.

Alıştırma

Karşılaştırmada kullanılan boyutu sunan üç kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: The two plans are very different ____ cost.

Cevabı göster

in terms of

Öbek fiiller

get by with: sınırlı kaynaklarla idare etmek

Bu cümlede get by with, bir şeyin yalnızca küçük bir miktarını kullanarak yeterli biçimde idare etmek anlamına gelir. Genellikle mevcut kaynakların sınırlı, ancak o anki ihtiyaç için yeterli olduğunu düşündürür. Kalıp get by with + kaynak biçimindedir. Burada how little, with edatının nesnesidir ve dolaylı sorunun başına taşınmıştır: how little we can get by with. Bu nedenle with doğru şekilde sonda kalır.

Alıştırma

“Sınırlı bir kaynağı kullanarak yeterli biçimde idare etmek” anlamındaki üç kelimelik öbek fiille cümleyi tamamlayın: For this short trip, we can ____ one small bag.

Cevabı göster

get by with

rather than how much we can get. Dilbilgisi

2:11

ne kadar çok elde edebileceğimizden ziyade.

Dilbilgisi

rather than: iki bakış açısından ilkini seçmek

Rather than iki alternatifi birbirine bağlar ve ilkini daha çok tercih edilen ya da daha yararlı seçenek olarak sunar. Burada konuşmacı, ne kadar elde edilebileceğini değil, ne kadar azın yeterli olduğunu düşünmeyi öneriyor. İki taraftaki ögeler dil bilgisi bakımından paralel olmalıdır. Bu cümlede how little we can get by with ile how much we can get birbirine karşılık gelir.

Alıştırma

En uygun bağlayıcıyı seçin. Ekip ikinci eylemi değil, ilk eylemi seçti: The team decided to repair the old bridge _____ build a new one.

  1. rather than
  2. as well as
  3. and then
Cevabı göster

rather than

He managed to sustain himself on only 1 day of work a week. Notlar

2:13

Haftada sadece 1 gün çalışarak kendini geçindirmeyi başardı.

Dilbilgisi

managed to: zorluğa rağmen başarmak

Managed to, birinin genellikle çaba gösterdikten veya bir zorluğa rağmen bir şeyi başarıyla yaptığını belirtir. Örnek yalnızca onun ne yaptığını söylemez; haftada bir gün çalışarak yaşamını sürdürmesini bir başarı olarak sunar. Yapı manage to + fiilin yalın hâlidir. Burada managed geçmiş zaman biçimi, sustain ise fiilin yalın hâlidir.

Alıştırma

Zorlu bir başarıyı göstermek için cümleyi manage fiilinin geçmiş zaman biçimi ve to ile tamamlayın: Despite the weak signal, Leo ____ send the message.

Cevabı göster

managed to

Kalıp ifadeler

sustain himself on: bir kaynakla geçinmek

Burada sustain himself on, sınırlı miktarda çalışmayı gelir kaynağı olarak kullanıp “kendi geçimini sağlamak” anlamına gelir. İfade, bir etkinliği kesintisiz sürdürmeyi değil, yaşamaya yetecek kaynağa sahip olmayı anlatır. Yapı sustain + dönüşlülük zamiri + on + kaynak biçimindedir. Dönüşlülük zamiri özneyle uyumlu olmalıdır: I sustain myself, she sustains herself ve they sustain themselves.

Alıştırma

Cümleyi sustain oneself on ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: During college, she was able to ____ a small scholarship.

Cevabı göster

sustain herself on

He pointed out that walking the distance Kalıp ifadeler

2:17

O mesafeyi yürümenin

of a 30-mile train journey took a day,

2:18

30 millik bir tren yolculuğunun mesafesini bir gün sürdüğüne dikkat çekti,

but working to earn the money

2:21

ama parayı kazanmak için çalışmanın

to pay for the same journey

2:22

aynı yolculuğu ödemek için

would take more than a day.

2:24

bir günden fazla süreceğine.

Kalıp ifadeler

pointed out that: dikkat çekerek belirtti

Pointed out that, konuşanın birinin dikkatini çekmek için bilinçli olarak ortaya koyduğu bir gerçeği veya savı tanıtır. Bu cümlede yürümekle yol parasını kazanmak için çalışmak arasındaki karşılaştırmanın önemli ve gözden kaçması kolay olduğunu gösterir. Yapı point out that + yan cümlecik biçimindedir. Fiziksel bir işaret etme eylemini anlatan point fiilinden farklı olarak bu öbek fiil, bilgiyi öne çıkarır.

Alıştırma

Lena’nın gözden kaçabilecek bir soruna dikkat çektiğini en iyi hangi ifade gösterir? During the review, Lena ___ the chart omitted last month’s data.

  1. pointed out that
  2. said that
  3. pointed at
Cevabı göster

pointed out that

Like his friend Emerson,

2:25

Arkadaşı Emerson gibi,

Thoreau deeply valued what he called self-reliance. Kültür

2:26

Thoreau kendine güven dediği şeye derinden değer verdi.

Kültür

Thoreau'nun düşüncesinde self-reliance

Burada self-reliance yalnızca yardım almadan işini görebilme becerisi değildir. Thoreau ve Emerson'ın aşkıncı düşüncesinde, toplumun görüşlerini otomatik olarak kabul etmek yerine kişinin kendi yargısına ve vicdanına güvenmesi demektir. Terim özellikle Emerson'ın “Self-Reliance” adlı denemesiyle ilişkilidir. Bu, her ilişkiyi ya da her türlü yardımı reddetmek anlamına gelmez. Fikrin merkezinde içsel otorite vardır: gelenekler veya kurumlar sizi başka bir yöne itse bile kendi başınıza düşünmek ve seçim yapmak.

Alıştırma

Cümlenin düşünsel bağlamında self-reliance esas olarak ne anlama gelir?

  1. Hiçbir şey satın almadan yaşamaya yetecek kadar malzemeye sahip olmak
  2. Toplumu otomatik olarak izlemek yerine kendi yargısına ve vicdanına güvenmek
  3. İlerlemek için toplumun fikirlerine itaat etmek
  4. Her türlü yardımı reddedip bütün ilişkileri kesmek
Cevabı göster

Toplumu otomatik olarak izlemek yerine kendi yargısına ve vicdanına güvenmek

He distrusted society

2:30

Topluma güvenmiyordu

and the progress it claimed to have made. Dilbilgisi

2:32

ve kaydettiğini iddia ettiği ilerlemeye.

Dilbilgisi

claimed to have made yapısındaki perfect infinitive

claim + to have + past participle kalıbı, daha önce tamamlanmış bir eylem hakkındaki iddiayı aktarır. Claimed to have made, “daha önce yaptığını veya gerçekleştirdiğini söyledi” anlamına gelir; ilerleme kaydetme eylemi iddiadan ya da anlatıcının şimdiki bakış açısından daha önce gerçekleşmiş olarak sunulur. Claim, iddianın doğru olduğunu garanti etmez. Bu cümlede distrusted bu mesafeyi özellikle belirgin hâle getirir: toplum ilerleme kaydettiğini söyler, ancak Thoreau bu anlatımı kabul etmez.

Alıştırma

Cümleyi complete fiilinin perfect infinitive biçimiyle tamamlayın: The firm claimed ____ all the safety checks before opening.

Cevabı göster

to have completed

"The civilized man has built a coach," Anlatım akışı

2:34

"Uygar insan bir araba yaptı,"

he said,

2:36

dedi,

"but has lost the use of his feet."

2:36

"ama ayaklarını kullanmayı unuttu."

Anlatım akışı

Uygar insan bir at arabası yaptı ama ayaklarını kullanma yetisini kaybetti

Cümle, görünürdeki bir başarıyı gizli bir bedelle karşı karşıya getirir. Has built a coach ifadesindeki coach burada atlı araba anlamındadır ve teknolojik ilerlemeyi temsil eder. But ise okuyucuyu karşıt sonuca yönlendirir: araca bağımlılık, insana ait bir yeteneği zayıflatmıştır. Has lost the use of his feet burada kasıtlı bir paradokstur ve gerçek anlamda kullanılmamıştır. Bu imge, eleştirel savı “başarı → but → kayıp” biçiminde düzenler; bütün taşıtların zararlı olduğunu söylemek yerine ilerlemenin bedelini sorgular.

Alıştırma

Bu cümlede but ne işe yarıyor?

  1. Adamın gerçek anlamda artık ayakları olmadığını gösterir.
  2. Görünürdeki bir başarıyı istenmeyen bir kayıpla karşılaştırır.
  3. Teknolojik ilerlemenin ikinci bir yararını ekler.
Cevabı göster

Görünürdeki bir başarıyı istenmeyen bir kayıpla karşılaştırır.

He felt that economic independence

2:38

Ekonomik bağımsızlığın

from other people and from the government was crucial,

2:40

diğer insanlardan ve hükümetten hayati önem taşıdığını hissetti,

and while he understood that we need companionship

2:43

ve arkadaşlığa ihtiyacımız olduğunu anlasa da

from time to time, Kalıp ifadeler

2:45

zaman zaman,

he felt that too often we use others' company

2:46

başkalarının eşliğini çok sık kullandığımızı hissetti

to fill gaps in our inner life Deyimler

2:49

iç dünyamızdaki boşlukları doldurmak için

that we're afraid to confront.

2:50

yüzleşmekten korktuğumuz.

Kalıp ifadeler

from time to time: “ara sıra” anlamı

From time to time, “ara sıra” veya “zaman zaman” anlamına gelen kalıplaşmış bir zarf ifadesidir. Bir şeyin kesintisiz değil, birbirinden ayrı zamanlarda gerçekleştiğini anlatır. Burada need companionship ifadesinin sıklığını sınırlar: konuşmacı bazen arkadaşlığa ihtiyaç duyulduğunu kabul eder, ancak bunun sürekli bir ihtiyaç olmadığını belirtir. Bu ifade, belirli bir saatten veya tarihten başka birine geçişi anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi “ara sıra” anlamındaki dört sözcüklü kalıpla tamamlayın: I still email my former teacher ____.

Cevabı göster

from time to time

Deyimler

Soyut bir benzetme olarak fill gaps in our inner life

Bu cümlede fill gaps in our inner life bir benzetmedir. Gaps, karşılanmamış duygusal ihtiyaçları, çözüme kavuşmamış düşünceleri veya kişinin içinde boş hissettiren yanları anlatır; başkalarının eşliği, eksik olanı sağlayabilecek bir şey gibi sunulur. Buradaki düşünce, başkalarıyla birlikte olmanın kötü olduğu değildir. Eşlik, iç sorunlarla yüzleşmekten kaçınmanın bir yoluna dönüşebilir. Daha genel olarak fill a gap, yalnızca fiziksel bir açıklığı kapatmayı değil, soyut bir alandaki eksikliği gidermeyi de anlatabilir.

Alıştırma

“Talking to people can help, but it should not only fill gaps in our inner life,” cümlesinde fill gaps ne anlama gelir?

  1. Başkalarıyla birlikte olmanın her zaman zararlı olduğunu kanıtlamak
  2. Vücudun içindeki gerçek delikleri onarmak
  3. Duygusal açıdan eksik olan bir şeyi örtmek veya sağlamak
Cevabı göster

Duygusal açıdan eksik olan bir şeyi örtmek veya sağlamak

The task of learning to live alone

2:52

Yalnız yaşamayı öğrenme görevi

was for Thoreau not so much Dilbilgisi

2:54

Thoreau için o kadar da değildi

about carrying out daily chores Öbek fiiller

2:56

günlük ev işlerini yürütmekle ilgili

Öbek fiiller

carry out: bir görevi yerine getirmek

Burada carry out, bir görevi veya sorumluluğu “yerine getirip tamamlamak” anlamına gelir. about carrying out daily chores ifadesi, yapılması gereken düzenli günlük işleri yapmayı anlatır. Carry fiildir ve out bu öbek fiilin bir parçasıdır; out, işlerin dışarı taşındığını anlatmaz. Yaygın yapı carry out + task, plan, instruction, research veya duty şeklindedir.

Alıştırma

Hangi cümlede carry out, “planlanmış bir görevi yerine getirmek” anlamında kullanılmıştır?

  1. The team carried the safety equipment out before lunch.
  2. The team carried on the safety inspection before lunch.
  3. The team carried out the safety inspection before lunch.
Cevabı göster

The team carried out the safety inspection before lunch.

as it was about becoming a good companion for oneself,

2:58

kendine iyi bir arkadaş olmakla ilgili olduğu kadar,

Dilbilgisi

not so much about A as it was about B: odağı değiştirmek

not so much about A as it was about B kalıbı ana vurguyu A'dan B'ye kaydırır. A yine de doğru olabilir, ancak B daha uygun veya daha önemli açıklama olarak sunulur. Burada günlük işleri yapmak bütünüyle reddedilmez; asıl odak kişinin kendisine iyi bir arkadaş olmasıdır. Yapı, kesin bir ya o ya bu iddiası kurmak yerine vurguyu nazikçe düzeltir.

Alıştırma

Cümleyi tam olarak not so much ... as it was ... kalıbıyla tamamlayın: The meeting was ____ choosing a winner ____ understanding everyone's ideas.

Cevabı göster

not so much about · as it was about

relying first and foremost on oneself Kalıp ifadeler

3:01

her şeyden önce kendine güvenerek

Kalıp ifadeler

first and foremost: en yüksek öncelik

First and foremost, “önem bakımından her şeyden önce” anlamına gelir. relying first and foremost on oneself ifadesinde kişinin kendine güvenmesini yalnızca zaman bakımından ilk eylem olarak değil, temel ilke olarak gösterir. Bu kalıp ifade, zarf görevli bir vurgu işaretleyicisi olarak kullanılır. Konuşanın ayrıntıları veya başka öncelikleri eklemeden önce bir düşünceyi diğerlerinin üzerine yerleştirmesine yardımcı olur.

Alıştırma

Cümleyi “önem bakımından her şeyden önce” anlamına gelen üç sözcüklü kalıp ifadeyle tamamlayın: ____, make sure everyone is safe.

Cevabı göster

First and foremost

friendship, intimacy,

3:03

dostluk, yakınlık,

and moral guidance.

3:04

ve ahlaki rehberlik için.

"Insist on yourself, Anlatım akışı

3:06

"Kendinde ısrar et,

never imitate,"

3:07

asla taklit etme,"

he wrote.

3:08

diye yazdı.

Anlatım akışı

Insist on yourself, never imitate: paralel emir cümleleri

Alıntı iki emir cümlesini yan yana getirir: insist on yourself olumlu yönlendirmeyi, never imitate ise buna karşılık gelen olumsuz yönlendirmeyi verir. Buradaki insist on yourself, “kendi karakterine ve yargına sadık kal” anlamına gelen eski ve özdeyiş tarzında bir kullanımdır; “başkalarını seni kabul etmeye zorla” anlamına gelmez. Paralel emirler bir değeri akılda kalıcı bir karşıtlıkla özetler: gerçekten sana ait olanı koru, başkalarını kopyalamayı reddet. “Olumlu emir + olumsuz emir” yapısı, öğüdün kararlı ve alıntılanabilir duyulmasını sağlayabilir.

Alıştırma

Alıntıdaki paralel “Insist on yourself, never imitate” ifadesi ne işe yarar?

  1. Kendin olmayı olumlu bir emir, başkalarını kopyalamayı ise bunun karşısındaki olumsuz emir olarak sunar.
  2. Özgün fikirlerin sayısıyla taklitlerin sayısını karşılaştırır.
  3. Başkalarının, yaptığın her talebi kabul etmesi gerektiğini söyler.
Cevabı göster

Kendin olmayı olumlu bir emir, başkalarını kopyalamayı ise bunun karşısındaki olumsuz emir olarak sunar.

Most of all, Anlatım akışı

3:09

Her şeyden önce,

one should change oneself

3:10

insan dünyayı değiştirmeye çalışmadan önce

before seeking to change the world.

3:11

kendini değiştirmelidir.

Anlatım akışı

En yüksek önceliği belirten Most of all

Most of all, bir noktayı diğerlerinin üzerine çıkaran bir söylem belirtecidir ve “her şeyden daha önemli olarak” anlamına gelir. Burada dinleyiciye, tartışılan fikirler arasında kişinin kendini değiştirmesinin en önemli öncelik olduğunu bildirir. Cümlenin başında yer alıp ardından virgül geldiğinde miktar belirtmek yerine mesajı düzenler. Son odağı veya en güçlü tavsiyeyi işaret ederek ardından gelen noktaya ek vurgu kazandırır.

Alıştırma

Hangi cümlede most of all en yüksek önceliğe sahip noktayı işaretlemek için kullanılmıştır?

  1. Most of the instructions are clear.
  2. She completed the most tasks of all.
  3. We need several improvements; most of all, we need clearer instructions.
Cevabı göster

We need several improvements; most of all, we need clearer instructions.

Thoreau also viewed technology as an often unnecessary distraction. Dilbilgisi

3:14

Thoreau ayrıca teknolojiyi genellikle gereksiz bir dikkat dağıtıcı olarak gördü.

Dilbilgisi

view A as B: A’yı B olarak görmek

viewed technology as an often unnecessary distraction ifadesinde viewed, “izledi” değil, “olarak gördü” veya “değerlendirdi” anlamına gelir. Yapı view + nesne + as + tanım biçimindedir: technology nesnedir; an often unnecessary distraction ise onunla ilgili değerlendirmedir. Birinin A’yı nasıl anladığını, sınıflandırdığını veya değerlendirdiğini belirtmek için view A as B kullanılır. as ile başlayan bölüm bu yapının parçasıdır ve doğrudan çıkarılamaz.

Alıştırma

Cümleyi view A as B yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The reviewers ____ the delay ____ a serious risk.

Cevabı göster

viewed · as

He saw the practical benefits of new inventions,

3:18

Yeni icatların pratik faydalarını gördü,

but he also warned that these innovations

3:20

ama aynı zamanda bu yeniliklerin

couldn't address the real challenges Kalıp ifadeler

3:23

gerçek zorlukları çözemeyeceği konusunda da uyardı

of personal happiness.

3:24

kişisel mutluluğun.

Kalıp ifadeler

address the real challenges: gerçek zorlukları ele almak

address the real challenges ifadesinde address, zorlukları fark etmek ve onlarla ilgilenmek için adım atmak anlamına gelen bir fiildir. Buradaki challenges, sokak adresleri değil, kişisel mutlulukla ilgili güçlüklerdir. Address, zorlukların çözüldüğü anlamına gelmez. Sonucu açık bırakarak ciddi ilgiye ve eyleme odaklanır.

Alıştırma

Hangi cümlede address, sorunun çözüldüğü ileri sürülmeden “bir sorunla ilgilenmek için harekete geçmek” anlamında kullanılmıştır?

  1. The repair solved the problem completely.
  2. The new plan addresses the traffic problem, but more work is still needed.
  3. She addressed the envelope and mailed it.
Cevabı göster

The new plan addresses the traffic problem, but more work is still needed.

"Our inventions are wont to be pretty toys Kelime

3:26

"İcatlarımız genellikle güzel oyuncaklardır

which distract our attention from serious things.

3:29

dikkatimizi ciddi şeylerden uzaklaştıran.

Kelime

are wont to be: alışkanlık bildiren eski bir yapı

Be wont to + fiilin yalın hâli, “genellikle yapmak” veya “bir şeyi yapma alışkanlığına ya da eğilimine sahip olmak” anlamına gelir. Burada are wont to be, icatların karakteristik olarak güzel oyuncaklar olma eğiliminde olduğunu anlatır. Bu yapıda wont bir sıfattır; bu nedenle be, özneye göre is wont to, are wont to veya was wont to biçimini alır. to sonrasındaki fiil, tekrarlanan veya tipik eylemi ya da durumu belirtir.

Alıştırma

wont kullanan, alışkanlık bildiren üç sözcüklü eski moda ifadeyle cümleyi tamamlayın: The old gate ____ creak in cold weather.

Cevabı göster

is wont to

We are in great haste to construct a magnetic telegraph Kalıp ifadeler

3:31

Maine'den Teksas'a manyetik bir telgraf kurmak için

from Maine to Texas,

3:34

büyük bir acelemiz var,

but Maine and Texas, it may be, Ton ve niyet

3:36

ama Maine ve Teksas'ın, belki de,

have nothing important to communicate."

3:38

iletişim kuracak önemli hiçbir şeyi yoktur."

Kalıp ifadeler

in great haste to: büyük bir aceleyle hareket etmek

Be in great haste to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yaparken veya yapmaya hazırlanırken çok acele etmek anlamına gelir ve hızı ve aciliyeti vurgular. Burada ifade, telgrafın inşasını aceleye getirilen bir iş olarak sunar. Haste, in great haste edat öbeğindeki isimdir; mastar ise aceleyle yapılan eylemi belirtir. Ardından gelen but cümleciği bu aceleye eleştirel bir anlam katar: iletilecek önemli bir şey yoksa hızlı hareket etmek anlamsız olabilir.

Alıştırma

haste kullanan dört sözcüklü resmî ifadeyle cümleyi tamamlayın: The town was ____ open the bridge before the safety review was complete.

Cevabı göster

in great haste to

Ton ve niyet

Ara ifade olarak it may be

Bu cümlede it may be, belki ya da muhtemelen anlamına gelen parantez içi bir tutum belirtecidir. Belirli bir nesneye gönderme yapmak yerine, Maine ile Texas'ın birbirine iletecek önemli hiçbir şeyi olmadığı yargısını niteler. Virgüller arasına yerleştirilerek ana cümleyi kesintiye uğratır ve eleştiriyi daha az kesin hâle getirir. Çıkarıldığında cümle dilbilgisel olarak eksiksiz kalır, ancak iddia daha kesin duyulur.

Alıştırma

'The two towns, it may be, have little to discuss,' cümlesindeki ara ifade ne işe yarar?

  1. İddianın yalnızca bir olasılık olduğunu gösterir ve onu daha az kesin kılar.
  2. İki kasabanın başka bir şeye dönüşebileceğini söyler.
  3. It adlı belirli bir nesneyi tanımlar.
Cevabı göster

İddianın yalnızca bir olasılık olduğunu gösterir ve onu daha az kesin kılar.

Thoreau believed we should instead look to nature, Öbek fiiller

3:40

Thoreau, bunun yerine doğaya bakmamız gerektiğine inanıyordu,

which is full of spiritual significance.

3:43

manevi anlamla dolu olan doğaya.

Öbek fiiller

Rehberlik için look to nature

Burada look to nature, rehberlik, içgörü ya da anlam kaynağı olarak doğaya yönelmek demektir. Look to + kişi veya şey, yalnızca gözlerin baktığı yönü değil, kişinin dayandığı kaynağı belirtir. Nesne bir kişi, kurum, örnek, gelenek veya fikir olabilir. Aranan yardım look to a mentor for advice örneğinde olduğu gibi for ile açıkça belirtilebilir ya da bağlamdan anlaşılabilir.

Alıştırma

'Rehberlik aramak' anlamını vermek için bu cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? When the team faces a difficult choice, they ___ their coach.

  1. look for
  2. look to
  3. look at
Cevabı göster

look to

He thought of animals, forests, and waterfalls

3:45

Hayvanları, ormanları ve şelaleleri düşündü

as inherently valuable both for their beauty

3:48

hem güzellikleri için içsel olarak değerli olarak

and their role in the ecosystem. Kalıp ifadeler

3:50

hem de ekosistemdeki rolleri için.

Kalıp ifadeler

role in the ecosystem (ekosistemdeki rol)

Bu cümlede role, hayvanların, ormanların ve şelalelerin bir ekolojik sistem içindeki işlevini veya katkısını ifade eder. Bir oyuncunun canlandırdığı rol anlamına gelmez. someone's or something's role in a system kalıbı, bir kişinin veya şeyin sistemin işleyişine nasıl katkıda bulunduğunu gösterir. Burada both ... and ... iki değer türünü ayırır: güzellik ve ekolojik işlev.

Alıştırma

Bilimsel bir makalede 'the role of bees in the ecosystem' neyi ifade eder?

  1. Arı kostümü giymiş bir oyuncunun canlandırdığı rol
  2. Arıların gerçekleştirdiği tozlaşma gibi ekolojik işlevler
  3. Arıların görsel güzelliği
Cevabı göster

Arıların gerçekleştirdiği tozlaşma gibi ekolojik işlevler

We can best understand ourselves as a part of nature.

3:52

Kendimizi en iyi doğanın bir parçası olarak anlayabiliriz.

We should see ourselves as nature looking into nature, Deyimler

3:55

Kendimizi doğaya bakan doğa olarak görmeliyiz,

rather than an external force

3:58

dışsal bir güçten

or the master of nature.

4:00

veya doğanın efendisinden ziyade.

Deyimler

ourselves as nature looking into nature (kendimizi doğanın kendisini incelemesi olarak görmek)

see ourselves as X yapısı, kimliğimizi X olarak anlamak demektir. Önceki cümle insanları doğanın içine yerleştirdiği için nature looking into nature, insanların doğayı gözlemlemesini doğanın kendisini incelemesi olarak sunar. Bu, doğanın gerçekten gözleri veya bağımsız bir zihni olduğunu öne süren gerçek anlamlı bir ifade değil, dönüşlü bir metafordur. İnsanlar ile doğal dünya arasındaki sınırı zayıflatır ve dışarıdan bir güç ya da doğanın efendisi olma fikriyle karşıtlık kurar.

Alıştırma

Bu cümledeki 'nature looking into nature' metaforu ne anlatıyor?

  1. İnsanlar doğanın tamamen dışında durur ve onu kontrol eder.
  2. Doğa gerçekten başka bir kişiyi izleyen bir kişidir.
  3. İnsanlar doğanın bir parçası olarak daha geniş doğal dünyayı inceliyor.
Cevabı göster

İnsanlar doğanın bir parçası olarak daha geniş doğal dünyayı inceliyor.

Most of all, nature provides the meaning

4:02

En önemlisi, doğa o anlamı sağlar

that money and technology

4:04

paranın ve teknolojinin

and other people's opinions cannot,

4:05

ve diğer insanların fikirlerinin sağlayamayacağı,

by teaching us to be humble and more aware, Dilbilgisi

4:07

bize alçakgönüllü ve daha farkında olmayı öğreterek,

by fostering introspection and self-discovery.

4:09

iç gözlemi ve kendini keşfetmeyi teşvik ederek.

Dilbilgisi

by teaching ... by fostering: paralel iki yöntem

Paralel iki by + -ing öbeği, doğanın anlamı nasıl sağladığını açıklar. İkisi de cannot sözcüğüne değil provides fiiline bağlanır: doğa bunu by teaching ... ve by fostering ... yoluyla yapar. Tekrarlanan by + -ing öbekleri, birbiriyle eş görevli iki yöntemi veya mekanizmayı düzenleyebilir. Uzun bir cümlede ikinci öbekten önce by sözcüğünün tekrarlanması ilişkiyi özellikle açık hâle getirir.

Alıştırma

Hangi cümle, bir sonuç doğuran yöntemleri belirtmek için paralel iki by + -ing öbeği kullanıyor?

  1. The library builds confidence by offering short books and by hosting friendly reading groups.
  2. The library builds confidence after opening a new reading room.
  3. The library builds confidence to encourage more children to read.
Cevabı göster

The library builds confidence by offering short books and by hosting friendly reading groups.

This mental state and not money or technology

4:12

Bu zihinsel durum ve ne para ne de teknoloji

provides real progress.

4:15

gerçek ilerleme sağlar.

Thoreau optimistically declared,

4:16

Thoreau iyimser bir şekilde ilan etti,

"Only that day dawns to which we are awake. Deyimler

4:18

"Sadece uyanık olduğumuz gün ağarır.

There is more day to dawn.

4:21

Ağaracak daha çok gün var.

The sun is but a morning star."

4:23

Güneş sadece bir sabah yıldızıdır."

Deyimler

day dawns ... the sun is but a morning star: uyanışa ilişkin genişletilmiş bir metafor

Üç cümle tek bir genişletilmiş metafor oluşturur: zihinsel veya ruhsal uyanış, şafak olarak tasvir edilir. Only that day dawns ... ifadesinde day bir isim, dawns ise bir fiildir; yeni bir gün ancak ona gerçekten uyanık olan kişi için anlam kazanır. There is more day to dawn, ileride daha fazla uyanış ve olasılık bulunduğunu düşündürür. The sun is but a morning star imgeyi daha ileri taşır: but, only veya merely anlamına gelir. Bu nedenle bugün tam bir ışık gibi görünen şey bile gelecekteki daha büyük bir aydınlanmanın ilk işareti olarak sunulur. Bu, düşünsel bir dildir; astronomi iddiası değildir.

Alıştırma

Şafak, uyanış ve sabah yıldızı imgelerinin sıralanışı temel olarak neyi düşündürüyor?

  1. Farkındalığı olan insanlar yeni başlangıçlar yaşayabilir ve daha büyük bir anlayış hâlâ mümkündür.
  2. Her gün doğumu bir öncekinden daha parlaktır.
  3. Güneş bilimsel olarak bir sabah yıldızı şeklinde sınıflandırılır.
Cevabı göster

Farkındalığı olan insanlar yeni başlangıçlar yaşayabilir ve daha büyük bir anlayış hâlâ mümkündür.

Perhaps the best testament of the value

4:25

Belki de değerinin en iyi kanıtı

of Thoreau's individual contemplation

4:27

Thoreau'nun bireysel tefekkürünün

and personal authenticity

4:29

ve kişisel özgünlüğünün

is that his ideas lead him

4:31

fikirlerinin onu

to powerful political conclusions.

4:32

güçlü siyasi sonuçlara götürmesidir.

Thoreau argued that people are morally obliged Kelime

4:34

Thoreau, insanların ahlaki olarak mecbur olduğunu savundu

to challenge a government that upholds Kelime

4:37

şunu savunan bir hükümete meydan okumaya

hypocritical or flagrantly unfair laws.

4:39

ikiyüzlü veya bariz şekilde adaletsiz yasaları.

Kelime

are morally obliged to: ahlaki bir yükümlülüğü olmak

are morally obliged to challenge ifadesinde be obliged to + fiil, bir şeyi yapma yükümlülüğü bulunmak anlamına gelir. Morally zarfı, bu yükümlülüğün etik bir ilkeden veya kişinin vicdanından kaynaklandığını gösterir. İfade tek başına bir yasanın ya da otoritenin eylemi zorunlu kıldığı anlamına gelmez. Başka durumlara aktarılabilen yapı özne + be + morally obliged + to-infinitive şeklindedir.

Alıştırma

Yasa eylemi zorunlu tutmasa bile görevin etik olduğunu söyleyen cümle hangisidir?

  1. Neighbors are morally obliged to help when someone is in serious danger.
  2. Neighbors are legally required to help when someone is in serious danger.
  3. Neighbors need to help when someone is in serious danger.
Cevabı göster

Neighbors are morally obliged to help when someone is in serious danger.

Kelime

upholds ... unfair laws: yasaları yürürlükte tutmak

upholds ... laws ifadesinde uphold, bir yasayı otoritesini veya etkisini sürdürmesi için desteklemek ya da yürürlükte tutmak anlamındaki resmî bir geçişli fiildir. Laws bu fiilin doğrudan nesnesidir. Hypocritical ve flagrantly unfair, yürürlükte tutulan yasaları niteler. Flagrantly, adaletsizliğin küçük veya gizli değil, açık ve belirgin olduğunu gösterir.

Alıştırma

Bir mahkeme yasayı inceliyor ve geçerliliğini koruması gerektiğini onaylıyor. Bunu tam olarak anlatan cümle hangisidir?

  1. The court upheld the law.
  2. The court repealed the law.
  3. The court held up the bill.
  4. The court enforced the law.
Cevabı göster

The court upheld the law.

So, Thoreau turned to what he called civil disobedience, Kültür

4:42

Böylece, Thoreau sivil itaatsizlik dediği şeye yöneldi,

peacefully resisting immoral laws in protest.

4:45

ahlaksız yasalara barışçıl bir şekilde direnerek protesto etti.

Kültür

civil disobedience: adaletsiz yasalara ilkesel olarak uymama

Bu cümlede civil disobedience, bir yasanın ahlaka aykırı veya adaletsiz olduğuna inanıldığı için ona uymayı bilinçli olarak reddetmek demektir. Bu ret, kamuya açık ve ilkelere dayalı bir protesto biçimidir; genellikle barışçıl veya şiddetsizdir. Buradaki civil yalnızca kibar veya görgülü olmakla değil, vatandaşlar ve kamusal yaşamla ilgilidir. İfade sıradan kötü davranışı ya da gelişigüzel kural ihlalini değil, siyasi bir yöntemi adlandırır.

Alıştırma

Hangi durum en iyi civil disobedience olarak tanımlanır?

  1. İnsanlar adaletsiz olduğuna inandıkları bir yasaya barışçıl biçimde uymayı reddeder ve hukuki sonuçları kabul eder.
  2. Bir kalabalık hükümetten bir politikayı değiştirmesini ister ancak hiçbir yasayı veya resmî kuralı ihlal etmez.
  3. Bir çocuk odasını toplamayı unutur.
Cevabı göster

İnsanlar adaletsiz olduğuna inandıkları bir yasaya barışçıl biçimde uymayı reddeder ve hukuki sonuçları kabul eder.

In July 1846,

4:49

Temmuz 1846'da,

he withheld payment of his poll tax duty Notlar

4:50

kelle vergisi görevini ödemeyi reddetti

to avoid paying for the Mexican-American War

4:52

Meksika-Amerika Savaşı için ödeme yapmaktan kaçınmak için

and slavery.

4:54

ve kölelik için.

Kalıp ifadeler

withheld payment: ödemeyi bilinçli olarak yapmamak

Withheld payment, withhold payment ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. Birinin ödenmesi gereken parayı ödemek yerine bilinçli olarak elinde tutması anlamına gelir. Withheld, paranın kaybolduğunu veya başka biri tarafından alındığını değil, etkin bir kararı gösterir. Bu eşdizim, yalnızca did not pay demekten daha resmî ve kesindir. Bu cümlede vergiyi ödememe kararı bilinçli bir protesto olarak sunulur.

Alıştırma

Cümleyi, bilinçli olarak ödeme yapmamak anlamına gelen iki sözcüklü resmî ifadeyle tamamlayın: Because the contractor left the roof unfinished, the homeowner ____ until the work was completed.

Cevabı göster

withheld payment

Kültür

poll tax: kişi başına alınan sabit vergi

Poll tax, gelir veya servete göre hesaplanmak yerine her kişiden sabit miktarda alınan bir vergidir. Burada poll, eski “baş” veya “kişi” anlamını korur; “kamuoyu yoklaması” anlamına gelmez. Poll tax duty ifadesindeki duty, bu vergiyi ödeme yükümlülüğünü belirtir. Bu cümlede Thoreau, ödediği verginin Meksika-Amerika Savaşı’nı veya köleliği desteklemesini istemediği için bu vergi yükümlülüğünü yerine getirmeyi reddetti. Bu, ahlaki veya siyasi nedenlerle yasal bir talebe bilinçli biçimde uymamak anlamındaki sivil itaatsizliğin somut bir örneğidir.

Alıştırma

Cümleyi, kişi başına alınan sabit vergiyi belirten dersteki tarihî terimle tamamlayın: The town collected a ____ from every adult resident.

Cevabı göster

poll tax

"I ask for not at once no government,

4:56

"Hemen hükümetsizlik değil,

but at once a better government,"

4:58

ama hemen daha iyi bir hükümet istiyorum,"

he wrote after spending the night in jail.

5:00

hapishanede geçirdiği geceden sonra yazdı.

It was not until it was picked up Notlar

5:03

Ancak daha sonraki reformcular tarafından

by subsequent reformers

5:04

benimsendiğinde

that his essay Civil Disobedience became

5:05

Sivil İtaatsizlik adlı denemesi oldu

Öbek fiiller

picked up: benimsenip devam ettirilmek

Burada picked up, eserin ve fikirlerinin sonraki reformcular tarafından benimsenip devam ettirilmesi anlamına gelir. Edilgen was picked up yapısı, odağı makaleye ve fikirlere verir: reformcular bunları kullanmaya ve yaymaya başlamıştır. Pick up; fikirlerin, haberlerin, yöntemlerin veya eğilimlerin başkaları tarafından kullanılmaya, tartışılmaya ya da geliştirilmeye başlanmasını anlatırken bu mecazi anlamda sıkça kullanılır.

Alıştırma

“The idea was picked up by later reformers” cümlesinde picked up ne anlama gelir?

  1. Benimsendi ve devam ettirildi.
  2. Bir mağazadan satın alındı.
  3. Yerden kaldırıldı.
Cevabı göster

Benimsendi ve devam ettirildi.

one of the most influential pieces Dilbilgisi

5:08

en etkili parçalarından biri

of American political philosophy in history,

5:09

tarihte Amerikan siyaset felsefesinin,

Dilbilgisi

It was not until A that B: B ancak A’dan sonra gerçekleşti

It was not until A that B kalıbı, B’nin A’dan önce gerçekleşmediğini vurgular. A, gecikmeyi sona erdiren zamanı ya da tetikleyiciyi belirtir; that ile başlayan yan cümle de ana sonucu verir. B did not happen until A yapısına kıyasla bu kalıp, dönüm noktası olan A’yı daha güçlü biçimde öne çıkarır. Altyazıda A, makalenin sonraki reformcular tarafından benimsenmesi; B ise makalenin çok etkili hâle gelmesidir. Baştaki It, belirli bir varlığa gönderme yapmayan biçimsel bir zamirdir; it was picked up içindeki it ise makaleyi gösterir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki vurgulu kalıpla tamamlayın: ____ the power came back ____ we learned what had caused the outage.

Cevabı göster

It was not until · that

Dilbilgisi

one of the most influential pieces: en üst gruptaki üyelerden biri

one of the most + sıfat + çoğul sayılabilir isim kalıbı, bir kişiyi veya şeyi en üst düzeydeki küçük bir grubun içine yerleştirir. Burada makale, son derece etkili eserler grubunun bir üyesi olarak sunulur; tek ve en etkili eser olduğu iddia edilmez. one bir gruptan tek bir üye seçtiği için isim çoğuldur: piece değil, pieces kullanılır. İlgili yapılarda one of the best books örneğindeki gibi düzensiz bir üstünlük biçimi de bulunabilir.

Alıştırma

one, most ve popular sözcüklerini kullanarak cümleyi hedef kalıpla tamamlayın: This is ____ museums in the country.

Cevabı göster

one of the most popular

influencing Gandhi, Martin Luther King,

5:12

Gandhi'yi, Martin Luther King'i etkileyerek,

and the anti-Nazi resistance.

5:14

ve Nazi karşıtı direnişi.

Despite his time as a hermit, Anlatım akışı

5:16

Bir keşiş olarak geçirdiği zamana rağmen,

Thoreau teaches us how to approach

5:18

Thoreau bize nasıl yaklaşacağımızı öğretiyor

our frighteningly vast, highly interconnected,

5:19

korkutucu derecede geniş, son derece birbirine bağlı,

and morally troubling modern society.

5:22

ve ahlaki olarak rahatsız edici modern toplumumuza.

Anlatım akışı

Despite his time as a hermit: ödünlemeyle başlamak

Despite his time as a hermit, ana iddiadan önce bir ödünleme zemini kurar. İfade, Thoreau'nun nispeten yalnız yaşadığı bir dönemi anlatır; bütün hayatı boyunca toplumdan kopuk olduğu anlamına gelmez. Bu gerçek, onu birbiriyle bağlantılı modern toplum için beklenmedik bir rehber gibi gösterir. Bu nedenle bize yine de bir şeyler öğretebildiği iddiası daha güçlü ve şaşırtıcı hâle gelir. Burada despite sözcüğünü his time as a hermit isim öbeği izler. Bu başlangıç arka plan sağlar ancak ardından gelen olumlu ifadeyi zayıflatmaz veya geçersiz kılmaz. Genel olarak, görünürdeki bir engeli kabul edip yine de neyin doğru olduğunu söylemek için Despite + isim öbeği kullanılır.

Alıştırma

Bir engeli kabul ettikten sonra yine de ne olduğunu söylemek için despite ile doğru biçimde başlayan cümle hangisidir?

  1. Despite the heavy rain, the match continued.
  2. Although the heavy rain, the match continued.
  3. Despite it was raining heavily, the match continued.
Cevabı göster

Despite the heavy rain, the match continued.

He challenges us to be authentic,

5:24

O bizi özgün olmaya zorluyor,

not just by avoiding material life and its distractions, Dilbilgisi

5:26

sadece maddi hayattan ve dikkat dağıtıcılarından kaçınarak değil,

but by engaging with the world

5:29

ama dünyayla meşgul olarak

and withdrawing our support for the government Kalıp ifadeler

5:31

ve hükümete desteğimizi geri çekerek

when we believe it's acting unjustly.

5:33

adaletsiz davrandığına inandığımızda.

Dilbilgisi

not just by ... but by: ikinci bir yöntem eklemek

not just by A, but by B eşli yapısı, bir amaca ulaşmanın iki yolunu sunar. A geçerli kalır; B onun yerini almaz, başka bir yöntem ekler ve genellikle daha güçlü biçimde vurgulanır. Bu cümlede sahici olmak hem maddi yaşamın dikkat dağıtıcı yönlerinden kaçınmayı hem de dünyaya etkin biçimde katılmayı içerir. Adaletsiz bir hükümete verilen desteği çekmek de ikinci yöntemin bir parçasıdır. by bir edat olduğu için burada ardından -ing biçimleri gelir: by avoiding, by engaging ve by withdrawing. Okurun iki yöntemi kolayca görebilmesi için karşılık gelen bölümleri paralel yapıda tutun.

Alıştırma

Hangi cümle iki eylemin de güven oluşturmaya yardımcı olduğunu, ancak ikinci eylemin daha fazla vurgulandığını söyler?

  1. You build trust not by listening carefully, but by following through.
  2. You build trust not just by listening carefully, but by following through.
  3. You build trust just by listening carefully, not by following through.
Cevabı göster

You build trust not just by listening carefully, but by following through.

Kalıp ifadeler

withdrawing our support for + nesne: ... için verdiğimiz desteği çekmek

Bu cümlede withdrawing our support for the government, hükümete daha önce verilen onay, iş birliği veya desteği bilinçli olarak sona erdirmek anlamına gelir. Bu, yalnızca fikir ayrılığı yaşamaktan daha belirgindir; artık hükümeti ayakta tutmaya yardım etmemeyi veya onu desteklememeyi içerir. Aktarılabilir yapı withdraw + iyelik sözcüğü + support for + kişi, kuruluş, politika veya amaç şeklindedir. Buradaki support soyut bir tutumdur; withdraw para ya da bir nesneyi fiziksel olarak çekmeyi değil, tutum değişikliğini anlatır.

Alıştırma

Cümleyi withdraw support for ifadesinin uygun biçimiyle tamamlayın ve iyelik sözcüğünü özneyle uyumlu hâle getirin: After the safety report was ignored, the sponsors announced that they were ____ the project.

Cevabı göster

withdrawing their support for

His works endure and remind us

5:35

Eserleri kalıcıdır ve bize hatırlatır

of just how important it Dilbilgisi

5:37

ne kadar önemli olduğunu

is to remove the distractions of money,

5:38

paranın dikkat dağıtıcı şeylerini ortadan kaldırmanın,

technology, and other people's views

5:40

teknolojinin ve diğer insanların görüşlerinin

in order to live according to our best and truest nature. Kalıp ifadeler

5:42

en iyi ve en gerçek doğamıza göre yaşamak için.

Dilbilgisi

just how important it is to + fiil: yapmanın ne kadar önemli olduğu

Just how important it is to ..., dereceyi güçlü biçimde vurgulayan iç içe geçmiş bir ünlem yan tümcesidir. “... yapmanın tam olarak ya da gerçekten ne kadar önemli olduğu” anlamına gelir; “yalnızca nasıl” demek değildir ve yöntem soran bir soru da değildir. Bu cümlede yan tümce remind us of ifadesinin içeriğini verir. Bu yapıda it geçici öznedir; to ile kurulan mastar ise gerçekten değerlendirilen eylemi belirtir: it is important to remove ... İç içe geçmiş yan tümce, soru dizilişi how important is it yerine bildirme dizilişi how important it is biçimini korur.

Alıştırma

Cümleyi just içeren vurgulu iç cümle yapısıyla tamamlayın: Losing my files showed me ____ make regular backups.

Cevabı göster

just how important it is to

Kalıp ifadeler

En iyi ve en gerçek doğamıza uygun yaşamak

Burada live according to, “yaşama biçimimizi bir şeyi izleyecek veya onunla uyumlu olacak şekilde düzenlemek” anlamına gelir. According to sonrasındaki ifade yol gösteren ölçütü belirtir: our best and truest nature, yani en iyi ve en gerçek doğamız. Bu kullanım bir kaynağın ne söylediğini aktarmıyor. Para, teknoloji veya başkalarının görüşleri yerine kişinin en derin ve en özgün karakterini ve değerlerini yaşam seçimlerinin ölçütü olarak sunuyor.

Alıştırma

Hangi cümlede according to, yol gösteren bir ilkenin birinin yaşama biçimini şekillendirdiğini anlatır?

  1. Rina tries to live according to her conscience, even when the choice is hard.
  2. The results were arranged according to date.
  3. According to Rina, the choice was hard.
Cevabı göster

Rina tries to live according to her conscience, even when the choice is hard.