SİYASET TEORİSİ - Henry David Thoreau: İngilizce çalışma notları
The School of Life
Video özeti: Walden'da Thoreau bilinçli yaşamı ve doğayı teknoloji ve adaletsiz yönetim eleştirisine bağlar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. "suck out the marrow of life," — Deyimler ve mecazi ifadeler: metaforu gerçek bir hareket değil, yaşamın özünü dolu biçimde deneyimlemek olarak anlayın. 2. "not so much about" ... "as it was about" — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: ilk açıklamayı reddetmeden vurguyu daha önemli ikinci açıklamaya taşıyın. 3. "civil disobedience," — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: ahlaka aykırı yasayı ilkeli ve genellikle şiddetsiz biçimde reddetmeyi tanıyın; bunu Thoreau'nun vergi protestosu ve sonraki reformcularla ilişkilendirin.
Bu derste
Most of the time: olağan ama mutlak olmayan bir durum
Most of the time, genellikle ya da durumların açık çoğunluğunda anlamına gelir; yine de istisnalara yer bırakır. Kesin bir yüzdeyi değil, genel bir eğilimi anlatır. Cümlenin başında kullanıldığında, ifadenin tamamını normalde olan şey olarak çerçeveler. Virgül, baştaki bu zaman ifadesini ana cümleden ayırır.
Alıştırma
Hangi cümle Maya'nın okula genellikle yürüdüğünü, ancak bunu her zaman yaptığını iddia etmeden anlatır?
- Maya sometimes walks to school.
- Most of the time, Maya walks to school.
- Maya always walks to school.
Cevabı göster
Most of the time, Maya walks to school.
successful modern life involves lots of technology,
0:10başarılı bir modern yaşam çok fazla teknoloji içerir,
working very hard for as much money as possible, Dilbilgisi
0:15mümkün olduğunca çok para için çok çalışmayı,
as much money as possible: sayılamayan bir miktarı en üst düzeye çıkarma
as much + sayılamayan isim + as possible yapısı, durumun izin verdiği en büyük miktar anlamına gelir. Money bu kullanımda sayılamaz olduğu için many değil, much alır. İsim, much ile as possible arasında kalır. Bu kalıp as much time as possible veya as much information as possible örneklerinde olduğu gibi başka sayılamayan isimlerle de kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi en büyük para miktarını ifade eden as ... as possible kalıbıyla tamamlayın: We want to save ____ before the trip.
Cevabı göster
as much money as possible
doing what we're told: bize söyleneni yapmak
doing what we're told ifadesinde what soru sözcüğü değildir; 'bize söylenen şey' anlamını taşır. we're told edilgen yapıdadır: Birisi bize talimat verir, ancak talimatın ne olduğu açıkça söylenmez. İfadenin bütünü bu talimatlara uymak demektir. Burada ayrıca eleştirel bir ton vardır: Toplumsal beklentilere sorgulamadan uymayı anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle, çalışanların başka biri tarafından verilen talimatlara uyduğunu anlatır?
- The workers told the manager what to do.
- The workers did what they were told.
- The workers explained what they had done.
Cevabı göster
The workers did what they were told.
that some of the best advice about modern life
0:20modern yaşam hakkındaki en iyi tavsiyelerden bazılarının
come as a surprise: şaşırtıcı gelmek
Come as a surprise, 'beklenmedik olmak' veya 'birini şaşırtmak' demektir; come burada hareket bildirmez. it may come as a surprise that ... yapısında it, şaşırtıcı olguyu belirten sonraki that yan cümlesine işaret eder. Burada bu yapı, dinleyiciyi beklentilere aykırı bir tavsiye kaynağına hazırlar. May, tahmini yumuşatır: Bu olgu dinleyiciyi kesinlikle şaşırtacaktır demek yerine şaşırtabileceğini belirtir.
Alıştırma
come as a surprise ifadesini doğru biçimde kullanarak cümleyi tamamlayın: The sudden cancellation ____ everyone on the team.
Cevabı göster
came as a surprise to
downright disobedience: güçlü bir pekiştirici olarak downright
Burada downright, disobedience sözcüğünün anlamını güçlendirir. Hafif ya da kazara itaat etmeme değil, tam ve apaçık bir itaatsizlik anlamına gelir. Bu niteleyici konuşanın değerlendirmesini de ekler: itaatsizlik cesur ve aşırı bir davranış olarak sunulur. Bu isim öbeğinde down ve right sözcüklerinden oluşan bir yön belirtmez.
Alıştırma
Downright disobedience ifadesinde downright nasıl bir anlam katar?
- güçlü vurgu: itaatsizlik tam ve apaçıktır
- bir yön: itaatsizlik aşağıya ve ardından sağa doğru hareket eder
- daha hafif bir anlam: itaatsizlik önemsiz ve kazara olmuştur
Cevabı göster
güçlü vurgu: itaatsizlik tam ve apaçıktır
took in boarders: ücretli pansiyonerlere kalacak yer sağlamak
Took in boarders ifadesinde took in, insanları eve kabul edip onlara kalacak yer vermek anlamına gelir. Boarders, bir oda ve genellikle yemekler için ücret ödeyen kişiler olduğundan, bu ifade aynı zamanda hane için bir gelir yolu olduğunu düşündürür. Take in ifadesinin bu anlamını nesne ve durum belirler. Kalacak yere ihtiyacı olan kişilerle kullanıldığında take in, barınak veya yuva sağlamak anlamına gelebilir; burada anlamı anlamak veya kandırmak değildir.
Alıştırma
'During hard times, the family took in two boarders,' cümlesinde took in ne anlama gelir?
- iki bilgiyi anladı
- ücret ödeyen iki pansiyonere kalacak yer verdi
- iki kişi tarafından kandırıldı
Cevabı göster
ücret ödeyen iki pansiyonere kalacak yer verdi
yet he rejected the ordinary career paths Kalıp ifadeler
0:45ancak sıradan kariyer yollarını reddetti
career paths: uzun vadeli mesleki rotalar
Career path, bir kişinin çalışma hayatının zaman içinde geliştiği yönü; bir aşamadan diğerine geçmesini sağlayabilecek görevleri, eğitimleri ve seçimleri ifade eder. Bu cümlede career paths, hukuk, tıp veya kilisede çalışma gibi geleneksel mesleki rotaları anlatır. Paths mecazidir; fiziksel yolları değil, gelişim rotalarını ifade eder.
Alıştırma
Cümleyi uzun vadeli mesleki yönleri anlatan iki kelimelik İngilizce ifadeyle tamamlayın: The workshop introduced several ____ in renewable energy.
Cevabı göster
career paths
Then Thoreau struck up a remarkable friendship Kalıp ifadeler
0:50Sonra Thoreau dikkate değer bir arkadaşlık kurdu
struck up a remarkable friendship: olağanüstü bir dostluk başlatmak
Strike up a friendship, çoğunlukla birinin etkin ve dostça bir ilk adım atmasıyla bir arkadaşlığı başlatıp kurmak demektir. Struck, strike fiilinin düzensiz geçmiş zaman biçimidir; bu ifadede strike vurmak anlamına gelmez. Remarkable, friendship sözcüğünü niteler. İfadenin tamamı, başlattıkları arkadaşlığın alışılmadık, özellikle önemli veya dikkate değer olduğunu anlatır.
Alıştırma
Cümleyi strike up ve conversation kullanarak doğal geçmiş zaman ifadesiyle tamamlayın: At lunch, Omar ____ with a new classmate.
Cevabı göster
struck up a conversation
that emphasizes the importance of the spiritual Kalıp ifadeler
0:58ruhani olanın önemini vurgulayan
when it comes to leading a fulfilling life. Kalıp ifadeler
1:01tatmin edici bir hayat yaşamak söz konusu olduğunda.
emphasizes the importance of A over B: A’nın önemini B’den üstün tutmak
emphasize the importance of A over B kalıbı, A’ya B’den daha fazla ağırlık veya öncelik vermek anlamına gelir. Buradaki over, öncelikleri karşılaştırır; bir şeyin fiziksel olarak diğerinin üstünde olduğunu anlatmaz. Bu cümlede the spiritual ve the material, sıfatların isim gibi kullanılmasıyla oluşmuştur. Bunlar manevi konuları ve maddi konuları ifade eder; dolayısıyla bu felsefe, tatmin edici bir yaşam için manevi konuları daha önemli görür.
Alıştırma
Güvenliğin hızdan daha öncelikli olduğunu söylemek için emphasize the importance of A over B kalıbını kullanın: The school policy ____.
Cevabı göster
emphasizes the importance of safety over speed
when it comes to + isim veya -ing biçimi
when it comes to, ardından gelen ifadenin geçerli olduğu belirli konuyu veya alanı tanıtır. Burada iddianın kapsamını tatmin edici bir yaşamın nasıl sürdürüleceği sorusuyla sınırlar. Bu ifadede to bir edattır; bu nedenle ardından bir isim veya -ing biçimi gelir: when it comes to leadership; when it comes to leading a team. Burada to sözcüğünden sonra fiilin yalın biçimini kullanmayın.
Alıştırma
when it comes to ifadesinden sonra speak fiilinin doğru biçimini kullanın: When it comes to ____ in public, Maya gets nervous.
Cevabı göster
speaking
Emerson and his transcendentalism had a huge influence on Thoreau. Kalıp ifadeler
1:04Emerson ve deneyüstücülüğünün Thoreau üzerinde büyük bir etkisi oldu.
have a huge influence on: güçlü etki ve on yapısı
Had a huge influence on, “güçlü biçimde etkiledi veya şekillenmesine büyük ölçüde katkıda bulundu” demektir. Bu cümlede etkinin kaynağı Emerson ve onun transandantalizmi, etkilenen kişi ise Thoreau'dur. Başka durumlara aktarılabilen isim yapısı have a huge influence on + kişi veya şey biçimindedir. Have, zamana ve özneye göre değişir; bu nedenle burada geçmiş zaman biçimi had kullanılmıştır. Huge fiziksel büyüklüğü değil, etkinin gücünü anlatır.
Alıştırma
Cümleyi have a huge influence on hedef ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The teacher's encouragement ____ my decision to study science.
Cevabı göster
had a huge influence on
Moreover, Emerson helped Thoreau find a place
1:07Dahası, Emerson, Thoreau'nun bir yer bulmasına yardım etti
The older man owned a plot of land in the woods Kalıp ifadeler
1:11Yaşlı adam ormanda bir araziye sahipti
a plot of land: sayılabilir bir arazi parçası
A plot of land, sınırları belli bir arazi parçası anlamına gelir ve çoğunlukla mülkiyet ya da belirli bir kullanım açısından ele alınır. Bu cümlede, yaşlı adamın ormanda sahip olduğu belirli alanı ifade eder. Land bu anlamda genellikle sayılamayan bir isimdir; bu nedenle plot sayılabilir birim sağlar: a plot of land. Bu kalıp gayrimenkul, tarım ve yer betimlemelerinde yaygındır.
Alıştırma
Hangi cümle sınırları belli tek bir arazi parçasını doğal biçimde ifade eder?
- They bought a land near the river.
- They bought one land near the river.
- They bought a plot of land near the river.
Cevabı göster
They bought a plot of land near the river.
penned the first draft: yazmak anlamındaki pen
Burada penned, fiil olarak kullanılan pen sözcüğünün geçmiş zaman biçimidir ve yazdı ya da kaleme aldı anlamına gelir. Nesne olan the first draft, bir metnin daha sonraki düzeltmelerden önceki ilk sürümünü ifade eder. Bu ifade, Thoreau'nun eserin erken bir sürümünü oluşturduğunu söyler. Eserin o anda yayımlandığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi burada öğretilen resmî ifadeyi aynen kullanarak tamamlayın: During a quiet winter, the novelist ____ before revising it for publication.
Cevabı göster
penned the first draft
It would become an inspirational text about self-discovery. Dilbilgisi
1:32Kendini keşfetme hakkında ilham verici bir metin olacaktı.
would become: geçmişten bakılan daha sonraki bir sonuç
Would become, geçmişteki daha erken bir noktadan bakılan daha sonraki bir sonucu belirtir. Anlatılan anda metnin sonradan kazanacağı önem hâlâ gelecekteydi, ancak anlatıcı artık ne olduğunu bilir. Bu kullanım genellikle geçmişte gelecek olarak adlandırılır. Burada would bir koşul, dilek veya isteklilik ifade etmez.
Alıştırma
Biyografi cümlesini burada öğretilen iki sözcüklü geçmişte gelecek biçimini aynen kullanarak tamamlayın: At age sixteen, she joined a local theater group; she ____ an award-winning director.
Cevabı göster
would become
was not simply a relaxing retreat to the forest.
1:38sadece ormanda rahatlatıcı bir inziva olmadığını savundu.
“suck out the marrow of life” metaforu
Bu cümlede “suck out the marrow of life”, hayatın en zengin ve en temel kısmına ulaşmayı anlatan bir metafordur. İlik kemiğin içinde saklıdır; bu yüzden imge, yüzeyin altına inmeyi ve hayatı olabildiğince dolu yaşamayı düşündürür. Bu ifade gerçek anlamda yapılan bir eylemi ya da yalnızca haz peşinde koşmayı anlatmaz. Bilinçli ve yoğun bir deneyime işaret eder: gerçekten önemli olanı keşfedecek kadar derin yaşamak.
Alıştırma
Bu cümlede “suck out the marrow of life” ne anlama geliyor?
- Hayatı derinden deneyimlemek ve en temel olana ulaşmak
- Yiyeceklerden ve fiziksel rahatlıktan olabildiğince yararlanmak
- Zor deneyimlerden kaçınıp sakin yaşamak
Cevabı göster
Hayatı derinden deneyimlemek ve en temel olana ulaşmak
Birinin sözlerini aktaran “as he put it”
“As he put it”, az önce kullanılan sözleri bahsedilen erkeğe atfeder. Burada put, “ifade etti” veya “sözlere döktü” anlamındadır; sondaki açıklama, önceki imgenin onun kendine özgü söyleyişi olduğunu gösterir. Kalıp as + person + put it biçimindedir. Alıntılanan ifadeden önce gelebilir——“As she put it, ...”——ya da ondan sonra kullanılabilir——“..., as she put it.” Şimdiki zamandaki veya alışılmış bir ifade için üçüncü tekil kişide put, puts olur: “as she puts it.”
Alıştırma
Leo’nun sözlerini aktarmak için as ... put it kalıbını ve doğru zamiri kullanarak cümleyi tamamlayın: The repair was “quick but temporary,” ____.
Cevabı göster
as he put it
and see if I could not learn what it had to teach, Deyimler
1:51ve bana öğreteceklerini öğrenip öğrenemeyeceğimi görmek için,
live deliberately: bilinçli ve amaçlı yaşamak
Burada live deliberately, bilinçli ve amaçlı seçimlerle kişinin yaşamına yön vermesi demektir. Deliberately, live fiilini niteler; bu yüzden tek bir kasıtlı eylemi değil, genel bir yaşama biçimini anlatır. Bu fikir, alışkanlıkla yaşamaya ya da yalnızca başkalarının beklentilerini izlemeye karşıttır. Yavaş yaşamak anlamına gelmez; önemli olan farkındalık ve seçimdir.
Alıştırma
Cümlede live deliberately ne anlama geliyor?
- Her küçük eylemi önceden planlamak
- Fiziksel olarak daha yavaş bir tempoda yaşamak
- Nasıl yaşanacağı konusunda bilinçli ve amaçlı seçimler yapmak
Cevabı göster
Nasıl yaşanacağı konusunda bilinçli ve amaçlı seçimler yapmak
front only the essential facts of life: front fiilinin edebî kullanımı
Burada front, “doğrudan yüzleşmek” veya “karşı karşıya gelmek” anlamında geçişli bir fiildir. Nesnesi only the essential facts of life ifadesidir: konuşan kişi, dikkat dağıtan şeyler olmadan hayatın en temel gerçekleriyle doğrudan yüzleşmek ister. Front sözcüğünün bu kullanımı eski ve edebîdir. Gerçeklikle yüzleşmeyi, yalnızca fiziksel olarak bir şeyin önünde bulunmak değil, etkin bir seçim olarak sunar.
Alıştırma
Bu edebî cümlede front only the essential facts of life ne anlama geliyor?
- Hayatın temel gerçekleriyle doğrudan yüzleşmek
- Gerçekleri en önemliden en az önemliye doğru sıralamak
- Hayatın gerçeklerini bir dinleyici kitlesine sunmak
Cevabı göster
Hayatın temel gerçekleriyle doğrudan yüzleşmek
what it had to teach: what yan tümcesi ve kişileştirme
Bu cümlede what it had to teach, “onun sunabileceği dersler” anlamına gelir. What ile başlayan yan tümcenin tamamı learn fiilinin nesnesidir: konuşan kişi bu dersleri öğrenmeyi umar. Doğrudan soru değil, isim öbeği gibi çalışan bir yapıdır. Buradaki it, life sözcüğünü, yani hayatı belirtir. Hayatın öğretebildiğini söylemek kişileştirmedir: soyut bir kavram öğretmen gibi sunulur. İngilizcede bu kalıp, gerçekten bir insanın ders verdiği anlamına gelmeden deneyimlerden, sorunlardan, doğadan veya zamandan alınan dersleri anlatmayı sağlar.
Alıştırma
“After the project failed, Maya tried to learn what the setback had to teach her.” cümlesinde what the setback had to teach her ne anlama gelir?
- Maya’nın bu aksilikten çıkarabileceği dersler
- Maya’nın aksilikten sonra öğrettiği okul dersi
- aksiliğin Maya’ya sorduğu bir soru
Cevabı göster
Maya’nın bu aksilikten çıkarabileceği dersler
he concluded that we actually need very few things.
2:03aslında çok az şeye ihtiyacımız olduğu sonucuna vardı.
İlk noktayı düzenleyen To begin with
To begin with, konuşan kişinin bir açıklamadaki, nedenler listesindeki veya sonuçlar dizisindeki ilk noktayı sunduğunu belirtir. Burada “we actually need very few things” ifadesini dikkate alınacak ilk sonuç olarak çerçeveler. Temel görevi bilgiyi düzenlemektir; bir olayı zaman çizelgesinin başına yerleştirmek değildir. Ayrıca konuşan kişinin daha sonra mutlaka secondly veya buna karşılık gelen başka bir sıralama ifadesi kullanacağı anlamına gelmez.
Alıştırma
İlk nedeni sunmak için öğrendiğiniz üç sözcüklü düzenleyiciyi kullanın: ____, the plan costs more than we can afford.
Cevabı göster
To begin with
in terms of how little we can get by with, Notlar
2:09ne kadar azıyla idare edebileceğimiz açısından,
in terms of: analiz boyutunu belirtmek
Bu cümlede in terms of, eşyalar hakkında düşünürken kullanılacak ölçütü, yani ne kadar azının yeterli olacağını sunar. Burada “... açısından” anlamına gelir; “... terimlerini kullanarak” anlamına gelmez. Bir analizin boyutunu belirtmek için in terms of + isim, isim öbeği veya -ing biçimi kullanılır; örneğin maliyet, güvenlik veya zaman tasarrufu.
Alıştırma
Karşılaştırmada kullanılan boyutu sunan üç kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: The two plans are very different ____ cost.
Cevabı göster
in terms of
get by with: sınırlı kaynaklarla idare etmek
Bu cümlede get by with, bir şeyin yalnızca küçük bir miktarını kullanarak yeterli biçimde idare etmek anlamına gelir. Genellikle mevcut kaynakların sınırlı, ancak o anki ihtiyaç için yeterli olduğunu düşündürür. Kalıp get by with + kaynak biçimindedir. Burada how little, with edatının nesnesidir ve dolaylı sorunun başına taşınmıştır: how little we can get by with. Bu nedenle with doğru şekilde sonda kalır.
Alıştırma
“Sınırlı bir kaynağı kullanarak yeterli biçimde idare etmek” anlamındaki üç kelimelik öbek fiille cümleyi tamamlayın: For this short trip, we can ____ one small bag.
Cevabı göster
get by with
rather than: iki bakış açısından ilkini seçmek
Rather than iki alternatifi birbirine bağlar ve ilkini daha çok tercih edilen ya da daha yararlı seçenek olarak sunar. Burada konuşmacı, ne kadar elde edilebileceğini değil, ne kadar azın yeterli olduğunu düşünmeyi öneriyor. İki taraftaki ögeler dil bilgisi bakımından paralel olmalıdır. Bu cümlede how little we can get by with ile how much we can get birbirine karşılık gelir.
Alıştırma
En uygun bağlayıcıyı seçin. Ekip ikinci eylemi değil, ilk eylemi seçti: The team decided to repair the old bridge _____ build a new one.
- rather than
- as well as
- and then
Cevabı göster
rather than
He managed to sustain himself on only 1 day of work a week. Notlar
2:13Haftada sadece 1 gün çalışarak kendini geçindirmeyi başardı.
managed to: zorluğa rağmen başarmak
Managed to, birinin genellikle çaba gösterdikten veya bir zorluğa rağmen bir şeyi başarıyla yaptığını belirtir. Örnek yalnızca onun ne yaptığını söylemez; haftada bir gün çalışarak yaşamını sürdürmesini bir başarı olarak sunar. Yapı manage to + fiilin yalın hâlidir. Burada managed geçmiş zaman biçimi, sustain ise fiilin yalın hâlidir.
Alıştırma
Zorlu bir başarıyı göstermek için cümleyi manage fiilinin geçmiş zaman biçimi ve to ile tamamlayın: Despite the weak signal, Leo ____ send the message.
Cevabı göster
managed to
sustain himself on: bir kaynakla geçinmek
Burada sustain himself on, sınırlı miktarda çalışmayı gelir kaynağı olarak kullanıp “kendi geçimini sağlamak” anlamına gelir. İfade, bir etkinliği kesintisiz sürdürmeyi değil, yaşamaya yetecek kaynağa sahip olmayı anlatır. Yapı sustain + dönüşlülük zamiri + on + kaynak biçimindedir. Dönüşlülük zamiri özneyle uyumlu olmalıdır: I sustain myself, she sustains herself ve they sustain themselves.
Alıştırma
Cümleyi sustain oneself on ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: During college, she was able to ____ a small scholarship.
Cevabı göster
sustain herself on
of a 30-mile train journey took a day,
2:1830 millik bir tren yolculuğunun mesafesini bir gün sürdüğüne dikkat çekti,
pointed out that: dikkat çekerek belirtti
Pointed out that, konuşanın birinin dikkatini çekmek için bilinçli olarak ortaya koyduğu bir gerçeği veya savı tanıtır. Bu cümlede yürümekle yol parasını kazanmak için çalışmak arasındaki karşılaştırmanın önemli ve gözden kaçması kolay olduğunu gösterir. Yapı point out that + yan cümlecik biçimindedir. Fiziksel bir işaret etme eylemini anlatan point fiilinden farklı olarak bu öbek fiil, bilgiyi öne çıkarır.
Alıştırma
Lena’nın gözden kaçabilecek bir soruna dikkat çektiğini en iyi hangi ifade gösterir? During the review, Lena ___ the chart omitted last month’s data.
- pointed out that
- said that
- pointed at
Cevabı göster
pointed out that
Thoreau deeply valued what he called self-reliance. Kültür
2:26Thoreau kendine güven dediği şeye derinden değer verdi.
Thoreau'nun düşüncesinde self-reliance
Burada self-reliance yalnızca yardım almadan işini görebilme becerisi değildir. Thoreau ve Emerson'ın aşkıncı düşüncesinde, toplumun görüşlerini otomatik olarak kabul etmek yerine kişinin kendi yargısına ve vicdanına güvenmesi demektir. Terim özellikle Emerson'ın “Self-Reliance” adlı denemesiyle ilişkilidir. Bu, her ilişkiyi ya da her türlü yardımı reddetmek anlamına gelmez. Fikrin merkezinde içsel otorite vardır: gelenekler veya kurumlar sizi başka bir yöne itse bile kendi başınıza düşünmek ve seçim yapmak.
Alıştırma
Cümlenin düşünsel bağlamında self-reliance esas olarak ne anlama gelir?
- Hiçbir şey satın almadan yaşamaya yetecek kadar malzemeye sahip olmak
- Toplumu otomatik olarak izlemek yerine kendi yargısına ve vicdanına güvenmek
- İlerlemek için toplumun fikirlerine itaat etmek
- Her türlü yardımı reddedip bütün ilişkileri kesmek
Cevabı göster
Toplumu otomatik olarak izlemek yerine kendi yargısına ve vicdanına güvenmek
claimed to have made yapısındaki perfect infinitive
claim + to have + past participle kalıbı, daha önce tamamlanmış bir eylem hakkındaki iddiayı aktarır. Claimed to have made, “daha önce yaptığını veya gerçekleştirdiğini söyledi” anlamına gelir; ilerleme kaydetme eylemi iddiadan ya da anlatıcının şimdiki bakış açısından daha önce gerçekleşmiş olarak sunulur. Claim, iddianın doğru olduğunu garanti etmez. Bu cümlede distrusted bu mesafeyi özellikle belirgin hâle getirir: toplum ilerleme kaydettiğini söyler, ancak Thoreau bu anlatımı kabul etmez.
Alıştırma
Cümleyi complete fiilinin perfect infinitive biçimiyle tamamlayın: The firm claimed ____ all the safety checks before opening.
Cevabı göster
to have completed
Uygar insan bir at arabası yaptı ama ayaklarını kullanma yetisini kaybetti
Cümle, görünürdeki bir başarıyı gizli bir bedelle karşı karşıya getirir. Has built a coach ifadesindeki coach burada atlı araba anlamındadır ve teknolojik ilerlemeyi temsil eder. But ise okuyucuyu karşıt sonuca yönlendirir: araca bağımlılık, insana ait bir yeteneği zayıflatmıştır. Has lost the use of his feet burada kasıtlı bir paradokstur ve gerçek anlamda kullanılmamıştır. Bu imge, eleştirel savı “başarı → but → kayıp” biçiminde düzenler; bütün taşıtların zararlı olduğunu söylemek yerine ilerlemenin bedelini sorgular.
Alıştırma
Bu cümlede but ne işe yarıyor?
- Adamın gerçek anlamda artık ayakları olmadığını gösterir.
- Görünürdeki bir başarıyı istenmeyen bir kayıpla karşılaştırır.
- Teknolojik ilerlemenin ikinci bir yararını ekler.
Cevabı göster
Görünürdeki bir başarıyı istenmeyen bir kayıpla karşılaştırır.
from other people and from the government was crucial,
2:40diğer insanlardan ve hükümetten hayati önem taşıdığını hissetti,
and while he understood that we need companionship
2:43ve arkadaşlığa ihtiyacımız olduğunu anlasa da
he felt that too often we use others' company
2:46başkalarının eşliğini çok sık kullandığımızı hissetti
from time to time: “ara sıra” anlamı
From time to time, “ara sıra” veya “zaman zaman” anlamına gelen kalıplaşmış bir zarf ifadesidir. Bir şeyin kesintisiz değil, birbirinden ayrı zamanlarda gerçekleştiğini anlatır. Burada need companionship ifadesinin sıklığını sınırlar: konuşmacı bazen arkadaşlığa ihtiyaç duyulduğunu kabul eder, ancak bunun sürekli bir ihtiyaç olmadığını belirtir. Bu ifade, belirli bir saatten veya tarihten başka birine geçişi anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi “ara sıra” anlamındaki dört sözcüklü kalıpla tamamlayın: I still email my former teacher ____.
Cevabı göster
from time to time
Soyut bir benzetme olarak fill gaps in our inner life
Bu cümlede fill gaps in our inner life bir benzetmedir. Gaps, karşılanmamış duygusal ihtiyaçları, çözüme kavuşmamış düşünceleri veya kişinin içinde boş hissettiren yanları anlatır; başkalarının eşliği, eksik olanı sağlayabilecek bir şey gibi sunulur. Buradaki düşünce, başkalarıyla birlikte olmanın kötü olduğu değildir. Eşlik, iç sorunlarla yüzleşmekten kaçınmanın bir yoluna dönüşebilir. Daha genel olarak fill a gap, yalnızca fiziksel bir açıklığı kapatmayı değil, soyut bir alandaki eksikliği gidermeyi de anlatabilir.
Alıştırma
“Talking to people can help, but it should not only fill gaps in our inner life,” cümlesinde fill gaps ne anlama gelir?
- Başkalarıyla birlikte olmanın her zaman zararlı olduğunu kanıtlamak
- Vücudun içindeki gerçek delikleri onarmak
- Duygusal açıdan eksik olan bir şeyi örtmek veya sağlamak
Cevabı göster
Duygusal açıdan eksik olan bir şeyi örtmek veya sağlamak
carry out: bir görevi yerine getirmek
Burada carry out, bir görevi veya sorumluluğu “yerine getirip tamamlamak” anlamına gelir. about carrying out daily chores ifadesi, yapılması gereken düzenli günlük işleri yapmayı anlatır. Carry fiildir ve out bu öbek fiilin bir parçasıdır; out, işlerin dışarı taşındığını anlatmaz. Yaygın yapı carry out + task, plan, instruction, research veya duty şeklindedir.
Alıştırma
Hangi cümlede carry out, “planlanmış bir görevi yerine getirmek” anlamında kullanılmıştır?
- The team carried the safety equipment out before lunch.
- The team carried on the safety inspection before lunch.
- The team carried out the safety inspection before lunch.
Cevabı göster
The team carried out the safety inspection before lunch.
as it was about becoming a good companion for oneself,
2:58kendine iyi bir arkadaş olmakla ilgili olduğu kadar,
not so much about A as it was about B: odağı değiştirmek
not so much about A as it was about B kalıbı ana vurguyu A'dan B'ye kaydırır. A yine de doğru olabilir, ancak B daha uygun veya daha önemli açıklama olarak sunulur. Burada günlük işleri yapmak bütünüyle reddedilmez; asıl odak kişinin kendisine iyi bir arkadaş olmasıdır. Yapı, kesin bir ya o ya bu iddiası kurmak yerine vurguyu nazikçe düzeltir.
Alıştırma
Cümleyi tam olarak not so much ... as it was ... kalıbıyla tamamlayın: The meeting was ____ choosing a winner ____ understanding everyone's ideas.
Cevabı göster
not so much about · as it was about
first and foremost: en yüksek öncelik
First and foremost, “önem bakımından her şeyden önce” anlamına gelir. relying first and foremost on oneself ifadesinde kişinin kendine güvenmesini yalnızca zaman bakımından ilk eylem olarak değil, temel ilke olarak gösterir. Bu kalıp ifade, zarf görevli bir vurgu işaretleyicisi olarak kullanılır. Konuşanın ayrıntıları veya başka öncelikleri eklemeden önce bir düşünceyi diğerlerinin üzerine yerleştirmesine yardımcı olur.
Alıştırma
Cümleyi “önem bakımından her şeyden önce” anlamına gelen üç sözcüklü kalıp ifadeyle tamamlayın: ____, make sure everyone is safe.
Cevabı göster
First and foremost
Insist on yourself, never imitate: paralel emir cümleleri
Alıntı iki emir cümlesini yan yana getirir: insist on yourself olumlu yönlendirmeyi, never imitate ise buna karşılık gelen olumsuz yönlendirmeyi verir. Buradaki insist on yourself, “kendi karakterine ve yargına sadık kal” anlamına gelen eski ve özdeyiş tarzında bir kullanımdır; “başkalarını seni kabul etmeye zorla” anlamına gelmez. Paralel emirler bir değeri akılda kalıcı bir karşıtlıkla özetler: gerçekten sana ait olanı koru, başkalarını kopyalamayı reddet. “Olumlu emir + olumsuz emir” yapısı, öğüdün kararlı ve alıntılanabilir duyulmasını sağlayabilir.
Alıştırma
Alıntıdaki paralel “Insist on yourself, never imitate” ifadesi ne işe yarar?
- Kendin olmayı olumlu bir emir, başkalarını kopyalamayı ise bunun karşısındaki olumsuz emir olarak sunar.
- Özgün fikirlerin sayısıyla taklitlerin sayısını karşılaştırır.
- Başkalarının, yaptığın her talebi kabul etmesi gerektiğini söyler.
Cevabı göster
Kendin olmayı olumlu bir emir, başkalarını kopyalamayı ise bunun karşısındaki olumsuz emir olarak sunar.
En yüksek önceliği belirten Most of all
Most of all, bir noktayı diğerlerinin üzerine çıkaran bir söylem belirtecidir ve “her şeyden daha önemli olarak” anlamına gelir. Burada dinleyiciye, tartışılan fikirler arasında kişinin kendini değiştirmesinin en önemli öncelik olduğunu bildirir. Cümlenin başında yer alıp ardından virgül geldiğinde miktar belirtmek yerine mesajı düzenler. Son odağı veya en güçlü tavsiyeyi işaret ederek ardından gelen noktaya ek vurgu kazandırır.
Alıştırma
Hangi cümlede most of all en yüksek önceliğe sahip noktayı işaretlemek için kullanılmıştır?
- Most of the instructions are clear.
- She completed the most tasks of all.
- We need several improvements; most of all, we need clearer instructions.
Cevabı göster
We need several improvements; most of all, we need clearer instructions.
Thoreau also viewed technology as an often unnecessary distraction. Dilbilgisi
3:14Thoreau ayrıca teknolojiyi genellikle gereksiz bir dikkat dağıtıcı olarak gördü.
view A as B: A’yı B olarak görmek
viewed technology as an often unnecessary distraction ifadesinde viewed, “izledi” değil, “olarak gördü” veya “değerlendirdi” anlamına gelir. Yapı view + nesne + as + tanım biçimindedir: technology nesnedir; an often unnecessary distraction ise onunla ilgili değerlendirmedir. Birinin A’yı nasıl anladığını, sınıflandırdığını veya değerlendirdiğini belirtmek için view A as B kullanılır. as ile başlayan bölüm bu yapının parçasıdır ve doğrudan çıkarılamaz.
Alıştırma
Cümleyi view A as B yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The reviewers ____ the delay ____ a serious risk.
Cevabı göster
viewed · as
couldn't address the real challenges Kalıp ifadeler
3:23gerçek zorlukları çözemeyeceği konusunda da uyardı
address the real challenges: gerçek zorlukları ele almak
address the real challenges ifadesinde address, zorlukları fark etmek ve onlarla ilgilenmek için adım atmak anlamına gelen bir fiildir. Buradaki challenges, sokak adresleri değil, kişisel mutlulukla ilgili güçlüklerdir. Address, zorlukların çözüldüğü anlamına gelmez. Sonucu açık bırakarak ciddi ilgiye ve eyleme odaklanır.
Alıştırma
Hangi cümlede address, sorunun çözüldüğü ileri sürülmeden “bir sorunla ilgilenmek için harekete geçmek” anlamında kullanılmıştır?
- The repair solved the problem completely.
- The new plan addresses the traffic problem, but more work is still needed.
- She addressed the envelope and mailed it.
Cevabı göster
The new plan addresses the traffic problem, but more work is still needed.
are wont to be: alışkanlık bildiren eski bir yapı
Be wont to + fiilin yalın hâli, “genellikle yapmak” veya “bir şeyi yapma alışkanlığına ya da eğilimine sahip olmak” anlamına gelir. Burada are wont to be, icatların karakteristik olarak güzel oyuncaklar olma eğiliminde olduğunu anlatır. Bu yapıda wont bir sıfattır; bu nedenle be, özneye göre is wont to, are wont to veya was wont to biçimini alır. to sonrasındaki fiil, tekrarlanan veya tipik eylemi ya da durumu belirtir.
Alıştırma
wont kullanan, alışkanlık bildiren üç sözcüklü eski moda ifadeyle cümleyi tamamlayın: The old gate ____ creak in cold weather.
Cevabı göster
is wont to
We are in great haste to construct a magnetic telegraph Kalıp ifadeler
3:31Maine'den Teksas'a manyetik bir telgraf kurmak için
in great haste to: büyük bir aceleyle hareket etmek
Be in great haste to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yaparken veya yapmaya hazırlanırken çok acele etmek anlamına gelir ve hızı ve aciliyeti vurgular. Burada ifade, telgrafın inşasını aceleye getirilen bir iş olarak sunar. Haste, in great haste edat öbeğindeki isimdir; mastar ise aceleyle yapılan eylemi belirtir. Ardından gelen but cümleciği bu aceleye eleştirel bir anlam katar: iletilecek önemli bir şey yoksa hızlı hareket etmek anlamsız olabilir.
Alıştırma
haste kullanan dört sözcüklü resmî ifadeyle cümleyi tamamlayın: The town was ____ open the bridge before the safety review was complete.
Cevabı göster
in great haste to
Ara ifade olarak it may be
Bu cümlede it may be, belki ya da muhtemelen anlamına gelen parantez içi bir tutum belirtecidir. Belirli bir nesneye gönderme yapmak yerine, Maine ile Texas'ın birbirine iletecek önemli hiçbir şeyi olmadığı yargısını niteler. Virgüller arasına yerleştirilerek ana cümleyi kesintiye uğratır ve eleştiriyi daha az kesin hâle getirir. Çıkarıldığında cümle dilbilgisel olarak eksiksiz kalır, ancak iddia daha kesin duyulur.
Alıştırma
'The two towns, it may be, have little to discuss,' cümlesindeki ara ifade ne işe yarar?
- İddianın yalnızca bir olasılık olduğunu gösterir ve onu daha az kesin kılar.
- İki kasabanın başka bir şeye dönüşebileceğini söyler.
- It adlı belirli bir nesneyi tanımlar.
Cevabı göster
İddianın yalnızca bir olasılık olduğunu gösterir ve onu daha az kesin kılar.
Thoreau believed we should instead look to nature, Öbek fiiller
3:40Thoreau, bunun yerine doğaya bakmamız gerektiğine inanıyordu,
Rehberlik için look to nature
Burada look to nature, rehberlik, içgörü ya da anlam kaynağı olarak doğaya yönelmek demektir. Look to + kişi veya şey, yalnızca gözlerin baktığı yönü değil, kişinin dayandığı kaynağı belirtir. Nesne bir kişi, kurum, örnek, gelenek veya fikir olabilir. Aranan yardım look to a mentor for advice örneğinde olduğu gibi for ile açıkça belirtilebilir ya da bağlamdan anlaşılabilir.
Alıştırma
'Rehberlik aramak' anlamını vermek için bu cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? When the team faces a difficult choice, they ___ their coach.
- look for
- look to
- look at
Cevabı göster
look to
role in the ecosystem (ekosistemdeki rol)
Bu cümlede role, hayvanların, ormanların ve şelalelerin bir ekolojik sistem içindeki işlevini veya katkısını ifade eder. Bir oyuncunun canlandırdığı rol anlamına gelmez. someone's or something's role in a system kalıbı, bir kişinin veya şeyin sistemin işleyişine nasıl katkıda bulunduğunu gösterir. Burada both ... and ... iki değer türünü ayırır: güzellik ve ekolojik işlev.
Alıştırma
Bilimsel bir makalede 'the role of bees in the ecosystem' neyi ifade eder?
- Arı kostümü giymiş bir oyuncunun canlandırdığı rol
- Arıların gerçekleştirdiği tozlaşma gibi ekolojik işlevler
- Arıların görsel güzelliği
Cevabı göster
Arıların gerçekleştirdiği tozlaşma gibi ekolojik işlevler
We can best understand ourselves as a part of nature.
3:52Kendimizi en iyi doğanın bir parçası olarak anlayabiliriz.
ourselves as nature looking into nature (kendimizi doğanın kendisini incelemesi olarak görmek)
see ourselves as X yapısı, kimliğimizi X olarak anlamak demektir. Önceki cümle insanları doğanın içine yerleştirdiği için nature looking into nature, insanların doğayı gözlemlemesini doğanın kendisini incelemesi olarak sunar. Bu, doğanın gerçekten gözleri veya bağımsız bir zihni olduğunu öne süren gerçek anlamlı bir ifade değil, dönüşlü bir metafordur. İnsanlar ile doğal dünya arasındaki sınırı zayıflatır ve dışarıdan bir güç ya da doğanın efendisi olma fikriyle karşıtlık kurar.
Alıştırma
Bu cümledeki 'nature looking into nature' metaforu ne anlatıyor?
- İnsanlar doğanın tamamen dışında durur ve onu kontrol eder.
- Doğa gerçekten başka bir kişiyi izleyen bir kişidir.
- İnsanlar doğanın bir parçası olarak daha geniş doğal dünyayı inceliyor.
Cevabı göster
İnsanlar doğanın bir parçası olarak daha geniş doğal dünyayı inceliyor.
by teaching us to be humble and more aware, Dilbilgisi
4:07bize alçakgönüllü ve daha farkında olmayı öğreterek,
by teaching ... by fostering: paralel iki yöntem
Paralel iki by + -ing öbeği, doğanın anlamı nasıl sağladığını açıklar. İkisi de cannot sözcüğüne değil provides fiiline bağlanır: doğa bunu by teaching ... ve by fostering ... yoluyla yapar. Tekrarlanan by + -ing öbekleri, birbiriyle eş görevli iki yöntemi veya mekanizmayı düzenleyebilir. Uzun bir cümlede ikinci öbekten önce by sözcüğünün tekrarlanması ilişkiyi özellikle açık hâle getirir.
Alıştırma
Hangi cümle, bir sonuç doğuran yöntemleri belirtmek için paralel iki by + -ing öbeği kullanıyor?
- The library builds confidence by offering short books and by hosting friendly reading groups.
- The library builds confidence after opening a new reading room.
- The library builds confidence to encourage more children to read.
Cevabı göster
The library builds confidence by offering short books and by hosting friendly reading groups.
day dawns ... the sun is but a morning star: uyanışa ilişkin genişletilmiş bir metafor
Üç cümle tek bir genişletilmiş metafor oluşturur: zihinsel veya ruhsal uyanış, şafak olarak tasvir edilir. Only that day dawns ... ifadesinde day bir isim, dawns ise bir fiildir; yeni bir gün ancak ona gerçekten uyanık olan kişi için anlam kazanır. There is more day to dawn, ileride daha fazla uyanış ve olasılık bulunduğunu düşündürür. The sun is but a morning star imgeyi daha ileri taşır: but, only veya merely anlamına gelir. Bu nedenle bugün tam bir ışık gibi görünen şey bile gelecekteki daha büyük bir aydınlanmanın ilk işareti olarak sunulur. Bu, düşünsel bir dildir; astronomi iddiası değildir.
Alıştırma
Şafak, uyanış ve sabah yıldızı imgelerinin sıralanışı temel olarak neyi düşündürüyor?
- Farkındalığı olan insanlar yeni başlangıçlar yaşayabilir ve daha büyük bir anlayış hâlâ mümkündür.
- Her gün doğumu bir öncekinden daha parlaktır.
- Güneş bilimsel olarak bir sabah yıldızı şeklinde sınıflandırılır.
Cevabı göster
Farkındalığı olan insanlar yeni başlangıçlar yaşayabilir ve daha büyük bir anlayış hâlâ mümkündür.
are morally obliged to: ahlaki bir yükümlülüğü olmak
are morally obliged to challenge ifadesinde be obliged to + fiil, bir şeyi yapma yükümlülüğü bulunmak anlamına gelir. Morally zarfı, bu yükümlülüğün etik bir ilkeden veya kişinin vicdanından kaynaklandığını gösterir. İfade tek başına bir yasanın ya da otoritenin eylemi zorunlu kıldığı anlamına gelmez. Başka durumlara aktarılabilen yapı özne + be + morally obliged + to-infinitive şeklindedir.
Alıştırma
Yasa eylemi zorunlu tutmasa bile görevin etik olduğunu söyleyen cümle hangisidir?
- Neighbors are morally obliged to help when someone is in serious danger.
- Neighbors are legally required to help when someone is in serious danger.
- Neighbors need to help when someone is in serious danger.
Cevabı göster
Neighbors are morally obliged to help when someone is in serious danger.
upholds ... unfair laws: yasaları yürürlükte tutmak
upholds ... laws ifadesinde uphold, bir yasayı otoritesini veya etkisini sürdürmesi için desteklemek ya da yürürlükte tutmak anlamındaki resmî bir geçişli fiildir. Laws bu fiilin doğrudan nesnesidir. Hypocritical ve flagrantly unfair, yürürlükte tutulan yasaları niteler. Flagrantly, adaletsizliğin küçük veya gizli değil, açık ve belirgin olduğunu gösterir.
Alıştırma
Bir mahkeme yasayı inceliyor ve geçerliliğini koruması gerektiğini onaylıyor. Bunu tam olarak anlatan cümle hangisidir?
- The court upheld the law.
- The court repealed the law.
- The court held up the bill.
- The court enforced the law.
Cevabı göster
The court upheld the law.
peacefully resisting immoral laws in protest.
4:45ahlaksız yasalara barışçıl bir şekilde direnerek protesto etti.
civil disobedience: adaletsiz yasalara ilkesel olarak uymama
Bu cümlede civil disobedience, bir yasanın ahlaka aykırı veya adaletsiz olduğuna inanıldığı için ona uymayı bilinçli olarak reddetmek demektir. Bu ret, kamuya açık ve ilkelere dayalı bir protesto biçimidir; genellikle barışçıl veya şiddetsizdir. Buradaki civil yalnızca kibar veya görgülü olmakla değil, vatandaşlar ve kamusal yaşamla ilgilidir. İfade sıradan kötü davranışı ya da gelişigüzel kural ihlalini değil, siyasi bir yöntemi adlandırır.
Alıştırma
Hangi durum en iyi civil disobedience olarak tanımlanır?
- İnsanlar adaletsiz olduğuna inandıkları bir yasaya barışçıl biçimde uymayı reddeder ve hukuki sonuçları kabul eder.
- Bir kalabalık hükümetten bir politikayı değiştirmesini ister ancak hiçbir yasayı veya resmî kuralı ihlal etmez.
- Bir çocuk odasını toplamayı unutur.
Cevabı göster
İnsanlar adaletsiz olduğuna inandıkları bir yasaya barışçıl biçimde uymayı reddeder ve hukuki sonuçları kabul eder.
to avoid paying for the Mexican-American War
4:52Meksika-Amerika Savaşı için ödeme yapmaktan kaçınmak için
withheld payment: ödemeyi bilinçli olarak yapmamak
Withheld payment, withhold payment ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. Birinin ödenmesi gereken parayı ödemek yerine bilinçli olarak elinde tutması anlamına gelir. Withheld, paranın kaybolduğunu veya başka biri tarafından alındığını değil, etkin bir kararı gösterir. Bu eşdizim, yalnızca did not pay demekten daha resmî ve kesindir. Bu cümlede vergiyi ödememe kararı bilinçli bir protesto olarak sunulur.
Alıştırma
Cümleyi, bilinçli olarak ödeme yapmamak anlamına gelen iki sözcüklü resmî ifadeyle tamamlayın: Because the contractor left the roof unfinished, the homeowner ____ until the work was completed.
Cevabı göster
withheld payment
poll tax: kişi başına alınan sabit vergi
Poll tax, gelir veya servete göre hesaplanmak yerine her kişiden sabit miktarda alınan bir vergidir. Burada poll, eski “baş” veya “kişi” anlamını korur; “kamuoyu yoklaması” anlamına gelmez. Poll tax duty ifadesindeki duty, bu vergiyi ödeme yükümlülüğünü belirtir. Bu cümlede Thoreau, ödediği verginin Meksika-Amerika Savaşı’nı veya köleliği desteklemesini istemediği için bu vergi yükümlülüğünü yerine getirmeyi reddetti. Bu, ahlaki veya siyasi nedenlerle yasal bir talebe bilinçli biçimde uymamak anlamındaki sivil itaatsizliğin somut bir örneğidir.
Alıştırma
Cümleyi, kişi başına alınan sabit vergiyi belirten dersteki tarihî terimle tamamlayın: The town collected a ____ from every adult resident.
Cevabı göster
poll tax
picked up: benimsenip devam ettirilmek
Burada picked up, eserin ve fikirlerinin sonraki reformcular tarafından benimsenip devam ettirilmesi anlamına gelir. Edilgen was picked up yapısı, odağı makaleye ve fikirlere verir: reformcular bunları kullanmaya ve yaymaya başlamıştır. Pick up; fikirlerin, haberlerin, yöntemlerin veya eğilimlerin başkaları tarafından kullanılmaya, tartışılmaya ya da geliştirilmeye başlanmasını anlatırken bu mecazi anlamda sıkça kullanılır.
Alıştırma
“The idea was picked up by later reformers” cümlesinde picked up ne anlama gelir?
- Benimsendi ve devam ettirildi.
- Bir mağazadan satın alındı.
- Yerden kaldırıldı.
Cevabı göster
Benimsendi ve devam ettirildi.
It was not until A that B: B ancak A’dan sonra gerçekleşti
It was not until A that B kalıbı, B’nin A’dan önce gerçekleşmediğini vurgular. A, gecikmeyi sona erdiren zamanı ya da tetikleyiciyi belirtir; that ile başlayan yan cümle de ana sonucu verir. B did not happen until A yapısına kıyasla bu kalıp, dönüm noktası olan A’yı daha güçlü biçimde öne çıkarır. Altyazıda A, makalenin sonraki reformcular tarafından benimsenmesi; B ise makalenin çok etkili hâle gelmesidir. Baştaki It, belirli bir varlığa gönderme yapmayan biçimsel bir zamirdir; it was picked up içindeki it ise makaleyi gösterir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki vurgulu kalıpla tamamlayın: ____ the power came back ____ we learned what had caused the outage.
Cevabı göster
It was not until · that
one of the most influential pieces: en üst gruptaki üyelerden biri
one of the most + sıfat + çoğul sayılabilir isim kalıbı, bir kişiyi veya şeyi en üst düzeydeki küçük bir grubun içine yerleştirir. Burada makale, son derece etkili eserler grubunun bir üyesi olarak sunulur; tek ve en etkili eser olduğu iddia edilmez. one bir gruptan tek bir üye seçtiği için isim çoğuldur: piece değil, pieces kullanılır. İlgili yapılarda one of the best books örneğindeki gibi düzensiz bir üstünlük biçimi de bulunabilir.
Alıştırma
one, most ve popular sözcüklerini kullanarak cümleyi hedef kalıpla tamamlayın: This is ____ museums in the country.
Cevabı göster
one of the most popular
our frighteningly vast, highly interconnected,
5:19korkutucu derecede geniş, son derece birbirine bağlı,
Despite his time as a hermit: ödünlemeyle başlamak
Despite his time as a hermit, ana iddiadan önce bir ödünleme zemini kurar. İfade, Thoreau'nun nispeten yalnız yaşadığı bir dönemi anlatır; bütün hayatı boyunca toplumdan kopuk olduğu anlamına gelmez. Bu gerçek, onu birbiriyle bağlantılı modern toplum için beklenmedik bir rehber gibi gösterir. Bu nedenle bize yine de bir şeyler öğretebildiği iddiası daha güçlü ve şaşırtıcı hâle gelir. Burada despite sözcüğünü his time as a hermit isim öbeği izler. Bu başlangıç arka plan sağlar ancak ardından gelen olumlu ifadeyi zayıflatmaz veya geçersiz kılmaz. Genel olarak, görünürdeki bir engeli kabul edip yine de neyin doğru olduğunu söylemek için Despite + isim öbeği kullanılır.
Alıştırma
Bir engeli kabul ettikten sonra yine de ne olduğunu söylemek için despite ile doğru biçimde başlayan cümle hangisidir?
- Despite the heavy rain, the match continued.
- Although the heavy rain, the match continued.
- Despite it was raining heavily, the match continued.
Cevabı göster
Despite the heavy rain, the match continued.
not just by avoiding material life and its distractions, Dilbilgisi
5:26sadece maddi hayattan ve dikkat dağıtıcılarından kaçınarak değil,
and withdrawing our support for the government Kalıp ifadeler
5:31ve hükümete desteğimizi geri çekerek
not just by ... but by: ikinci bir yöntem eklemek
not just by A, but by B eşli yapısı, bir amaca ulaşmanın iki yolunu sunar. A geçerli kalır; B onun yerini almaz, başka bir yöntem ekler ve genellikle daha güçlü biçimde vurgulanır. Bu cümlede sahici olmak hem maddi yaşamın dikkat dağıtıcı yönlerinden kaçınmayı hem de dünyaya etkin biçimde katılmayı içerir. Adaletsiz bir hükümete verilen desteği çekmek de ikinci yöntemin bir parçasıdır. by bir edat olduğu için burada ardından -ing biçimleri gelir: by avoiding, by engaging ve by withdrawing. Okurun iki yöntemi kolayca görebilmesi için karşılık gelen bölümleri paralel yapıda tutun.
Alıştırma
Hangi cümle iki eylemin de güven oluşturmaya yardımcı olduğunu, ancak ikinci eylemin daha fazla vurgulandığını söyler?
- You build trust not by listening carefully, but by following through.
- You build trust not just by listening carefully, but by following through.
- You build trust just by listening carefully, not by following through.
Cevabı göster
You build trust not just by listening carefully, but by following through.
withdrawing our support for + nesne: ... için verdiğimiz desteği çekmek
Bu cümlede withdrawing our support for the government, hükümete daha önce verilen onay, iş birliği veya desteği bilinçli olarak sona erdirmek anlamına gelir. Bu, yalnızca fikir ayrılığı yaşamaktan daha belirgindir; artık hükümeti ayakta tutmaya yardım etmemeyi veya onu desteklememeyi içerir. Aktarılabilir yapı withdraw + iyelik sözcüğü + support for + kişi, kuruluş, politika veya amaç şeklindedir. Buradaki support soyut bir tutumdur; withdraw para ya da bir nesneyi fiziksel olarak çekmeyi değil, tutum değişikliğini anlatır.
Alıştırma
Cümleyi withdraw support for ifadesinin uygun biçimiyle tamamlayın ve iyelik sözcüğünü özneyle uyumlu hâle getirin: After the safety report was ignored, the sponsors announced that they were ____ the project.
Cevabı göster
withdrawing their support for
in order to live according to our best and truest nature. Kalıp ifadeler
5:42en iyi ve en gerçek doğamıza göre yaşamak için.
just how important it is to + fiil: yapmanın ne kadar önemli olduğu
Just how important it is to ..., dereceyi güçlü biçimde vurgulayan iç içe geçmiş bir ünlem yan tümcesidir. “... yapmanın tam olarak ya da gerçekten ne kadar önemli olduğu” anlamına gelir; “yalnızca nasıl” demek değildir ve yöntem soran bir soru da değildir. Bu cümlede yan tümce remind us of ifadesinin içeriğini verir. Bu yapıda it geçici öznedir; to ile kurulan mastar ise gerçekten değerlendirilen eylemi belirtir: it is important to remove ... İç içe geçmiş yan tümce, soru dizilişi how important is it yerine bildirme dizilişi how important it is biçimini korur.
Alıştırma
Cümleyi just içeren vurgulu iç cümle yapısıyla tamamlayın: Losing my files showed me ____ make regular backups.
Cevabı göster
just how important it is to
En iyi ve en gerçek doğamıza uygun yaşamak
Burada live according to, “yaşama biçimimizi bir şeyi izleyecek veya onunla uyumlu olacak şekilde düzenlemek” anlamına gelir. According to sonrasındaki ifade yol gösteren ölçütü belirtir: our best and truest nature, yani en iyi ve en gerçek doğamız. Bu kullanım bir kaynağın ne söylediğini aktarmıyor. Para, teknoloji veya başkalarının görüşleri yerine kişinin en derin ve en özgün karakterini ve değerlerini yaşam seçimlerinin ölçütü olarak sunuyor.
Alıştırma
Hangi cümlede according to, yol gösteren bir ilkenin birinin yaşama biçimini şekillendirdiğini anlatır?
- Rina tries to live according to her conscience, even when the choice is hard.
- The results were arranged according to date.
- According to Rina, the choice was hard.
Cevabı göster
Rina tries to live according to her conscience, even when the choice is hard.