Evren Kadar Eski Antik Yaşam: İngilizce çalışma notları
Kurzgesagt – In a Nutshell
Video özeti: Anlatım, yaşamın Dünya’dan eski olup olmadığını ve genç evrenin kısa süreliğine yaşanabilir olup olmadığını sorar, sonra Güneş Sistemi’nde kanıt arar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “as far as we know,” — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: iddiayı mevcut kanıtlarla sınırlayın ve yeni keşiflere yer bırakın. 2. “a chicken-egg paradox” — Deyimler ve mecazlı ifadeler: döngüsel bağımlılığı tanıyın ve imgeyi başka neden-sonuç sorunlarına aktarın. 3. “A Goldilocks baby universe.” — Kültür, medya ve gerçek dünya bağlamı: masal göndermesinin ne çok sıcak ne çok soğuk koşulları anlattığını ve yaşanabilirlik savındaki işlevini anlayın.
Bu derste
Life has existed on one planet for about 4 billion years as far as we know, Kalıp ifadeler
0:00Bildiğimiz kadarıyla yaşam yaklaşık 4 milyar yıldır tek bir gezegende varlığını sürdürüyor,
“as far as we know” ile bilgiyi sınırlama
“As far as we know”, bir ifadeyi insanların şu anda sahip olduğu bilgilerle sınırlar. “Şu an bilinenlere göre” anlamına gelir; dolayısıyla konuşan kişi kesinlik iddiasında bulunmaz. Bu cümlede, yaşamın başka bir yerde veya daha erken bir zamanda var olmuş ancak henüz doğrulanmamış olabileceği ihtimalini açık bırakır. Buradaki far fiziksel mesafeyi anlatmaz; tüm ifade, iddiaya temkinli bir sınır koyar.
Alıştırma
İddiayı mevcut bilgilerle sınırlayan dört kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: No one has found life on another planet, ____.
Cevabı göster
as far as we know
but it might have started right after the Big Bang, Dilbilgisi
0:05ancak Büyük Patlama'dan hemen sonra başlamış da olabilir,
“might have started” ile belirsiz bir geçmiş olasılığı
“Might have started”, might + have + geçmiş zaman ortacı yapısını kullanır. Başlangıcı doğrulanmış bir gerçek olarak değil, geçmişte gerçekleşmiş olabilecek bir olay olarak sunar. Have started biçimi, olası başlangıcı şimdiki zamandan önceye yerleştirir. Might belirsizlik ifade eder: Konuşan kişi bunu diğer olasılıklardan biri olarak görür.
Alıştırma
Geçmiş hakkında belirsiz bir tahminde bulunmak için might have ve start fiilinin geçmiş zaman ortacını kullanarak cümleyi tamamlayın: The leak ____ before sunrise.
Cevabı göster
might have started
when the universe was much stranger and more fantastic than today.
0:09evrenin bugünkünden çok daha tuhaf ve fantastik olduğu zamanlarda.
A universe that might have allowed life to develop absolutely anywhere.
0:13Yaşamın kesinlikle her yerde gelişmesine olanak tanımış olabilecek bir evren.
waiting for a few drops of rain to explosively bloom and grow.
0:23patlarcasına çiçek açıp büyümek için birkaç damla yağmuru bekleyen tohumlarla.
Bir benzetme olarak “the seeds of life”
Bu cümlede “the seeds of life”, yolculuk edebilen ya da hareketsiz kalıp koşullar uygun olduğunda büyümeye başlayabilen yaşamı veya yaşamın başlangıçlarını anlatan bir benzetmedir. Bitki tohumları ya da bilim insanlarının zaten keşfettiği bir madde anlamına gelmez. Bu benzetme yaşamı gizli bir potansiyele sahip bir şey olarak sunar: yağmuru bekleyen bir tohum gibi, birdenbire gelişmeye başlamadan önce hareketsiz görünebilir. Bu görüntü uyuma, çiçek açma ve büyüme fikirlerini birbirine bağlar.
Alıştırma
Bilim insanları, su ortaya çıktığında büyümeye başlayabilecek uykudaki mikropları anlatıyor. Hangi ifade onları yayılıp büyüyebilen olası yaşam başlangıçları olarak en iyi şekilde sunar?
- forms of life
- the seeds of life
- signs of life
Cevabı göster
the seeds of life
Tiny and not so tiny aliens might be everywhere.
0:28Minik ve o kadar da minik olmayan uzaylılar her yerde olabilir.
yet scientifically grounded possibilities. Kalıp ifadeler
0:36bilimsel temellere dayanan iki olasılığı bir araya getireceğiz.
“scientifically grounded”: bilimsel temellere dayanan
“Scientifically grounded”, bilimsel kanıtlara, yerleşik ilkelere veya makul bilimsel düşünceye dayanmak demektir. Buradaki grounded, “sağlam bir temele oturtulmuş” anlamındadır; “ceza olarak evden çıkması yasaklanmış” ya da elektriksel olarak “topraklanmış” anlamına gelmez. Bu ifade, olasılıkların kanıtlandığı anlamına gelmez. “Highly speculative, yet scientifically grounded” içinde yet karşıtlığı belirtir: fikirler bilinenlerin ötesine geçer, ancak dayanaksız tahminler değildir.
Alıştırma
Cümleyi “bilimsel kanıtlara veya ilkelere dayanan” anlamındaki iki sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: The theory is unconfirmed, but it is ____.
Cevabı göster
scientifically grounded
Check out the scientific papers in our sources.
0:39Kaynaklarımızdaki bilimsel makalelere göz atın.
the second things calmed down and the first oceans formed, Dilbilgisi
0:56ortalık sakinleşip ilk okyanusların oluştuğu o saniyede,
the second things calmed down: “... olur olmaz” yapısı
Bu cümlede the second bir zaman yan cümlesi başlatır ve “... olur olmaz” ya da “... olduğu anda” anlamına gelir. İkinci olayın, ortamın sakinleşmesinden hemen sonra gerçekleştiğini gösterir. Bu yapı, bir tetikleyici olayla onun hemen ardından gelen olayı bağlar ve akışın çok hızlı, canlı hissedilmesini sağlar. Buradaki second, sıra bildiren “ikinci” anlamında değildir.
Alıştırma
İkinci olayın hemen gerçekleştiğini gösteren ve cümleyi doğal biçimde tamamlayan ifadeyi seçin: ___ the bell rang, the children lined up.
- At second
- The second
- The second one
Cevabı göster
The second
life just appeared and zillions of microbes settled every nook and cranny they found. Deyimler
1:00yaşam bir anda ortaya çıktı ve sayısız mikrop buldukları her köşeye ve deliğe yerleşti.
every nook and cranny: “her köşe bucak” deyimi
Bu cümlede every nook and cranny, küçük veya gizli köşeler de dâhil olmak üzere bir yerin her parçası anlamına gelen bir deyimdir. Burada mikropların ulaşabildikleri bütün farklı alanlara yayıldığını anlatır. Every, kapsamanın eksiksiz olduğu duygusunu verir. Nook and cranny ise iki kesin yer türünü adlandırmaz; birlikte canlı ve vurgulu bir ikili oluşturur. Bu ifade çoğu zaman vurgu veya biraz abartı katar.
Alıştırma
Bir yerin her küçük veya gizli bölümünü anlatan deyimi cümleye yerleştirin: The cleaner dusted ____ before the guests arrived.
Cevabı göster
every nook and cranny
Life on Earth seems to be almost as old as the planet itself, Dilbilgisi
1:07Dünya'daki yaşam neredeyse gezegenin kendisi kadar eski gibi görünüyor,
neredeyse gezegenin kendisi kadar eski
Almost as old as, “yaşça çok yakın ama tamamen aynı değil” demektir. Burada yaşamın Dünya oluştuktan çok kısa bir süre sonra ortaya çıktığını belirtir. Kalıp almost as + sıfat + as + karşılaştırılan öge şeklindedir. Almost eşitlik anlamını zayıflatır: bu sözcük olmasaydı as old as yaşların eşit olduğunu söylerdi. Itself, karşılaştırılan ögenin Dünya'yla ilişkili başka bir şey değil, gezegenin kendisi olduğunu vurgular.
Alıştırma
Cümleyi almost as ... as ve old sıfatıyla tamamlayın: The bridge is ____ the castle.
Cevabı göster
almost as old as
as if it was waiting around for an opportunity. Dilbilgisi
1:11sanki bir fırsat için bekliyormuş gibi.
sanki bir fırsat bekliyormuş gibi
As if, doğrulanmış bir gerçekten çok görünüşe veya hayale dayanan bir benzetme başlatır. Cümle yaşamı kişileştirir: onu doğru anı bekleyen bir insan gibi gösterir. As if sonrasındaki yan cümle hayal edilen sahneyi verir. Waiting around, bir şey olana kadar ortalıkta kalıp pek bir şey yapmadan beklemek demektir; burada yaşam gerçekten plan yapamaz veya bekleyemezken bilimsel bir olayı kasıtlıymış gibi gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle as if kullanarak doğrulanmış bir neden yerine hayalî bir benzetme sunuyor?
- The wind shook the windows after the rain began.
- The wind shook the windows as if the house was shivering.
- The wind shook the windows because the storm was strong.
Cevabı göster
The wind shook the windows as if the house was shivering.
But life didn't only appear extremely quickly.
1:14Ancak yaşam sadece son derece hızlı bir şekilde ortaya çıkmadı.
crossed a huge gap: çok farklı aşamalar arasında geçiş yapmak
Burada crossed a huge gap, bir aşamadan çok daha karmaşık başka bir aşamaya geçmeyi anlatan bir mecazdır. Gap gerçek bir fiziksel açıklık değil, cansız kimyasallar ile canlı sistemler arasındaki büyük farktır. cross a gap kalıbı seviyeler, aşamalar veya durumlar arasındaki zorlu bir geçişi anlatabilir. huge sıfatı, gerçekleşmesi gereken değişimin büyüklüğünü vurgular.
Alıştırma
Hangi durum crossed a huge gap ifadesinin mecaz anlamına en uygundur?
- Bir öğrenci basit kelimeleri okumaktan tam romanları okumaya geçti.
- İki takım aynı puanla bitirdi.
- Bir yürüyüşçü yerdeki geniş bir çatlağın üzerinden adım attı.
Cevabı göster
Bir öğrenci basit kelimeleri okumaktan tam romanları okumaya geçti.
qualify as living things: bir kategorinin standartlarını karşılamak
Qualify as, belirli bir kişi veya şey türü sayılmak için gerekli standartları karşılamak anlamına gelir. Bu cümlede ardından gelen davranışlar, mikropların canlı sayılması için karşılaması gereken koşullar olarak sunuluyor. Yapı qualify as + kategori şeklindedir: qualify as living things, qualify as a planet veya qualify as an emergency. Bir şeyi belirli standartlara göre sınıflandırır.
Alıştırma
Cümleyi doğru tamamlayan ifadeyi seçin: Under the rules, this 25-minute movie can ___ a short film.
- qualify to
- qualify as
- qualify for
Cevabı göster
qualify as
the biological instruction manual that sets the inner workings of an organism. Anlatım akışı
1:30bir organizmanın iç işleyişini belirleyen biyolojik kullanım kılavuzuna.
the biological instruction manual: açıklayıcı appozisyon
the biological instruction manual ifadesi a genome ifadesinin hemen ardından açıklayıcı bir appozisyon olarak gelir: Önceki adı başka sözlerle açıklayan bir isim öbeğidir. Cümleye ikinci bir nesne eklemez. Burada instruction manual, genomun işlevini anlatan bir benzetmedir. Cümle önce teknik terimi verir, sonra onu hemen tanıdık bir görüntüyle yeniden açıklar; ardından gelen that yan cümlesi de bu 'kılavuzun' neyi belirlediğini söyler.
Alıştırma
Hangi cümle teknik bir terimi tanıdık bir benzetmeyle açıklamak için appozisyon kullanır?
- Photosynthesis, the food factory of a plant, uses light energy.
- The plant uses photosynthesis and a food factory.
- Photosynthesis is useful because plants need food.
Cevabı göster
Photosynthesis, the food factory of a plant, uses light energy.
How dead things with no genome became living things with genomes Dilbilgisi
1:34Genomu olmayan ölü şeylerin genomu olan canlılara nasıl dönüştüğü
How ... became ... is: özne görevindeki how yan cümlesi
How dead things with no genome became living things with genomes dizisinin tamamı bir how yan cümlesidir. Bir süreci veya soruyu konu olarak adlandırdığı için yan cümlenin tamamı is fiilinin öznesidir. Doğrudan soru olmadığı için how + özne + fiil biçimindeki düz cümle sırasını kullanır: How dead things ... became ... . How did ... become ... biçimindeki devrik soru sırasını kullanmaz. Yan cümlenin tamamını tek bir özne saymak, tekil is fiilinin kullanılmasını da açıklar.
Alıştırma
Hangi cümle bir how yan cümlesini özne olarak doğru biçimde kullanır?
- How the machine failed is still a mystery.
- How did the machine fail is still a mystery.
- How the machine failed are still a mystery.
Cevabı göster
How the machine failed is still a mystery.
the problem is that to have a functioning genome,
1:42sorun şu ki işleyen bir genoma sahip olmak için,
Both proteins and genomes are super long molecules made of pretty complex blocks
1:49Hem proteinler hem de genomlar, oldukça karmaşık bloklardan oluşan süper uzun moleküllerdir
that are extremely difficult to assemble by chance.
1:54ve bunların şans eseri bir araya gelmesi son derece zordur.
It's a chicken-egg paradox with several chickens and eggs. Deyimler
1:57Bu, birkaç tavuk ve yumurta içeren bir tavuk-yumurta paradoksudur.
“a chicken-egg paradox” benzetmesi
A chicken-egg paradox, döngüsel bir bağımlılık problemidir: A için önce B gerekli görünürken B için de önce A gerekli görünür. Bu benzetme, tavuk ile yumurtadan hangisinin önce geldiğini soran eski sorudan gelir. Burada birbirine bağlı birkaç bağımlılık, problemi daha karmaşık hâle getirir. İfade gerçek tavuklardan ve yumurtalardan söz etmez ve yalnızca sıranın bilinmediğini anlatmaz; iki tarafın da başlayabilmek için diğerine ihtiyaç duyduğunu vurgular.
Alıştırma
Hangi durum en iyi a chicken-egg paradox olarak tanımlanır?
- Yeni bir uygulama, restoranları çekmek için kullanıcılara; kullanıcıları çekmek içinse restoranlara ihtiyaç duyar.
- Bir öğrenci birkaç yöntem dener ve hangisinin işe yaradığını öğrenir.
- Bir otobüs trafiğe takıldığı için geç gelir.
Cevabı göster
Yeni bir uygulama, restoranları çekmek için kullanıcılara; kullanıcıları çekmek içinse restoranlara ihtiyaç duyar.
But starting from simple dead stuff and reaching that level of sophistication by pure chance,
2:05Ancak basit ölü maddelerden başlayıp sadece şans eseri o karmaşıklık seviyesine ulaşmak,
should require an amazing amount of time for trial and error. Kalıp ifadeler
2:10deneme yanılma için inanılmaz miktarda zaman gerektirmelidir.
“trial and error” kalıplaşmış ifadesi
Trial and error, tekrar tekrar deneme yaparak, neyin başarısız olduğunu gözlemleyerek ve değişikliklerle yeniden deneyerek bir çözüm bulmayı anlatan kalıplaşmış bir ifadedir. Buradaki error, birinin sorumlu tutulacağı tek bir hata değil, sürecin parçası olan başarısız denemelerdir. Bu cümlede ifade, son derece gelişmiş bir sonuç ortaya çıkmadan önce rastgele birleşimlerin çok uzun süre denenmesi gerekeceğini anlatır.
Alıştırma
Cümleyi “tekrarlanan denemeler yapıp başarısız olanlardan öğrenerek” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: The technician found the right setting through ____.
Cevabı göster
trial and error
how did the first living things manage to cross that gap
2:15ilk canlılar bu boşluğu nasıl aşmayı başardılar
could have efficiently produced the first self-replicating entities. Kelime
2:29ilk kendi kendini kopyalayan varlıkları nasıl verimli bir şekilde üretmiş olabileceğini teorize ederek açıklamaya çalışır.
Prebiyotik moleküllerden oluşan ilkel çorba: bilimsel bir mecaz
primitive soup of prebiotic molecules, yaşamın varlığından önceki ilkel Dünya’daki basit kimyasal maddelerden oluşan bir karışımı anlatan canlı bir bilimsel mecazdır. Burada soup, karışmış ve akışkan ortamı; primitive, kaba ya da görgüsüz değil, erken veya henüz karmaşıklaşmamış olmayı; prebiotic ise yaşamdan önceki koşullarla bağlantıyı ifade eder. Bu cümlede bu ifade, yaşamın ortaya çıkışı için öne sürülen bir kimyasal başlangıç ortamını adlandırır. Gerçek yiyecekten söz etmez ve karışımın o sırada zaten canlı olduğunu ileri sürmez.
Alıştırma
Bu cümlede primitive soup of prebiotic molecules neyi anlatıyor?
- Tamamen gelişmiş canlı hücrelerden oluşan bir grup
- İlk organizmaların yediği gerçek bir yemek
- Yaşamdan önce var olan basit kimyasalların karışımı
- Modern yemek malzemelerinin kabaca karıştırılması
Cevabı göster
Yaşamdan önce var olan basit kimyasalların karışımı
Kendini kopyalayan varlıklar: tarafsız bir bilimsel terim
Self-replicating birleşik bir sıfattır: self-, bir şeyin kendi kopyasını oluşturduğunu; replicating ise başka bir kopya oluşturmayı anlatır. Bu ifade bilinç, istek veya bilinçli bir karar değil, kopyalama yeteneğini ya da sürecini belirtir. Entities, birbirinden ayırt edilebilen şeyleri veya yapıları tarafsız biçimde adlandıran bir kelimedir. self-replicating entities birlikte, dışarıdan bir kopyalayıcı olmadan kopya üretebilmiş olabilecek erken biçimleri anlatır; bunların tam anlamıyla canlı organizmalar olduğunu ileri sürmez.
Alıştırma
Bir rapor, canlı organizma olduklarını söylemeden kendi kopyalarını oluşturabilen yapıları anlatmalıdır. Hangi seçenek en kesindir?
- replicating entities
- self-replicating entities
- conscious agents
- living organisms
Cevabı göster
self-replicating entities
But we still don't know how exactly this would have worked.
2:33Fakat bunun tam olarak nasıl işlediğini hala bilmiyoruz.
think backwards: sonuçtan önceki nedenlere doğru akıl yürütmek
Think backwards, akıl yürütmenin ilerleyişinde bir değişiklik olacağını gösterir. Konuşmacı, daha önceki bir nedenden başlayıp sonucu tahmin etmek yerine, şu anda bilinen sonuçtan başlayarak daha önceki bir başlangıç noktasına doğru düşünmeyi önerir. Burada backwards, sözcükleri ters çevirmeyi veya düşünceleri ters sırada tekrarlamayı değil, akıl yürütmenin yönünü anlatır. Bu ifade, dinleyiciyi mevcut bir sonuçtan geçmişe doğru ilerleyen bir açıklamaya hazırlar.
Alıştırma
“Maybe we need to think backwards” cümlesinde think backwards, akıl yürütmede nasıl bir değişikliği gösterir?
- Sonuçtan başlayıp daha önce ne olduğuna doğru akıl yürütmek.
- Aynı fikirleri sözcükleri ters sıraya koyarak tekrarlamak.
- Akıl yürütmeyi bırakıp yalnızca belleğe güvenmek.
Cevabı göster
Sonuçtan başlayıp daha önce ne olduğuna doğru akıl yürütmek.
Think of genomes as a book telling the history of life. Dilbilgisi
2:42Genomları yaşamın tarihini anlatan bir kitap olarak düşünün.
Think of A as B: bir benzetme oluşturmak
Think of A as B, “A'yı zihinde B'nin rolü veya görüntüsüyle ele almak” anlamına gelir. Konuşmacı, dinleyiciyi daha az tanıdık olan A fikrini daha tanıdık bir B karşılaştırması aracılığıyla anlamaya davet eder. Bu cümlede A, genomes; B ise a book ifadesidir. as karşılaştırmayı getirir ve think of A as B kalıbının bir parçasıdır; “çünkü” anlamına gelmez.
Alıştırma
think of A as B kalıbındaki eksik iki sözcükle cümleyi tamamlayın: Think ____ the city's subway map ____ a web.
Cevabı göster
of · as
the story of life got more and more complex. Dilbilgisi
2:58yaşamın hikayesi giderek daha karmaşık hale geldi.
more and more complex: devam eden bir değişim eğilimi
More and more + sıfat, aynı şeyin zaman geçtikçe o özelliği giderek daha fazla kazanmasını anlatır. Burada yaşam yalnızca sonunda karmaşık hâle gelmez; karmaşıklığı milyarlarca yıl boyunca adım adım artar. Bu yapı, farklı şeyleri birbiriyle karşılaştırmaz; zaman içinde gerçekleşen bir değişimi gösterir. more sözcüğünün tekrarı, artışın sürdüğü hissini verir.
Alıştırma
Cümleyi devam eden değişimi gösteren tekrarlı karşılaştırma yapısıyla tamamlayın: As the game added new rules, it became ____ complex.
Cevabı göster
more and more
A genome can be viewed as a long string of letters with biological instructions.
3:01Bir genom, biyolojik talimatlar içeren uzun bir harfler dizisi olarak görülebilir.
functional genomes seem to have been increasing in size at a fairly constant rate.
3:07işlevsel genomların boyutu oldukça sabit bir oranda artıyor gibi görünüyor.
The functional genome of fish is more than twice that of worms. Dilbilgisi
3:13Balıkların işlevsel genomu solucanlarınkinin iki katından fazladır.
more than twice that of ...: aynı türden şeyleri karşılaştırma
A is more than twice that of B yapısında that, daha önce sözü edilen tekil isim grubunun yerine geçer; bu cümlede the functional genome ifadesinin yerini alır. Böylece aynı türden şeyler karşılaştırılır: balık genomu solucan genomuyla karşılaştırılır, solucanların kendisiyle değil. More than twice, ilk miktarın ikinci miktarın iki katından büyük olduğu anlamına gelir. İkinci miktarın üzerine iki ek kopya daha eklendiği anlamına gelmez.
Alıştırma
battery life ifadesini tekrarlamayı önleyen tekil sözcükle resmî karşılaştırmayı tamamlayın: The battery life of this tablet is more than twice ____ the older model.
Cevabı göster
that of
Our functional genome is about twice bigger than that of fish,
3:17Bizim işlevsel genomumuz balıklarınkinin yaklaşık iki katı büyüklüğündedir,
and so on: tamamlanmamış bir listeyi kapatma
And so on, geriye kalan her örneği tek tek söylemeden listeyi bitirir. Dinleyiciye, daha önce söylenenlerle aynı kategoriye ait veya aynı kalıbı izleyen başka öğeler de bulunduğunu anlatır. Burada konuşmacının benzer örnekler vermeye devam edebileceğini belirtir; sırada yeni bir adım olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Benzer başka örnekleri söylemeden listeyi bitiren ifadeyle cümleyi tamamlayın: The store sells notebooks, pens, folders, ____.
Cevabı göster
and so on
let's run with this: bir fikri şimdilik kullanarak ilerlemek
let's run with this ifadesinde run with bir deyimdir: bir fikri kabul etmek, kullanmak ya da geliştirmek ve onu temel alarak devam etmek anlamına gelir. this nesnesi, o anda tartışılan fikre gönderme yapar. Bu ifade, fikir basitleştirilmiş, belirsiz veya tamamlanmamış olsa bile şimdilik ilerlemeyi önerir. let's, bunu birlikte hareket etme önerisine dönüştürür; fikrin doğru olduğunun kanıtı değildir.
Alıştırma
Bir ekip, fikrin nihai olmadığını biliyor ancak onu araştırmak istiyor. Hangi cümle fikri şimdilik kullanıp ilerlemeyi doğal biçimde önerir?
- Let's ignore this idea and choose something unrelated.
- Let's stop here until every detail is certain.
- Let's run with this and see where it leads.
Cevabı göster
Let's run with this and see where it leads.
put all these clues together: tüm bu ipuçlarını birleştirmek
Bu cümlede put all these clues together bir öbek fiildir ve ayrı ipuçlarını birleştirmek anlamına gelir. Konuşan kişi fiziksel bir hareketten söz etmiyor; ipuçlarını kanıt olarak değerlendiriyor. İpuçlarını birlikte incelemek bir sonuca ulaşmayı sağlar. Daha genel olarak put information, facts, or signs together, birden fazla bilgi, gerçek veya belirtiden yola çıkarak çıkarım yapmayı anlatabilir.
Alıştırma
Bu cümlede put all these clues together ne anlama geliyor?
- ipuçlarını kimsenin bulamayacağı şekilde saklamak
- bütün ipuçlarını fiziksel olarak tek bir yere koymak
- ayrı ipuçlarını birleştirerek bir sonuca ulaşmak
Cevabı göster
ayrı ipuçlarını birleştirerek bir sonuca ulaşmak
it seems that genomes have been doubling in size on average every 350 million years or so. Kalıp ifadeler
3:27genomların ortalama olarak yaklaşık her 350 milyon yılda bir boyut olarak ikiye katlandığı anlaşılıyor.
on average every 350 million years or so: ortalama olarak yaklaşık 350 milyon yılda bir
On average, birden fazla aralık veya gözlem üzerinden hesaplanan ortalama örüntüyü belirtir; tek tek tüm aralıkların aynı olduğunu garanti etmez. Burada genomların iki katına çıkması arasındaki tahmini süreyi anlatır. Every 350 million years or so, yaklaşık olarak 350 milyon yılda bir demektir. Or so sayıyı yumuşatır; cümle her aralığın tam olarak 350 milyon yıl olduğunu ileri sürmez.
Alıştırma
Burada on average every 350 million years or so ne anlatıyor?
- Her aralık tam olarak 350 milyon yıldır.
- Bir olay yaklaşık 350 milyon yıl önce gerçekleşti.
- Ortalama aralık yaklaşık 350 milyon yıldır.
Cevabı göster
Ortalama aralık yaklaşık 350 milyon yıldır.
As if evolution had been following an exponential inner clock.
3:33Sanki evrim üstel bir iç saati takip ediyormuş gibi.
already seem to have had pretty long and complex genomes.
3:45zaten oldukça uzun ve karmaşık genomlara sahipmiş gibi görünüyorlar.
even if they look simple: sonucu değiştirmeyen bir kabul
Even if, konuşmacının tartışma amacıyla kabul etmeye hazır olduğu bir koşulu getirir. Burada they look simple, doğrulanmış bir gerçek olarak değil, mümkün olan veya geçici olarak kabul edilen bir durum olarak ele alınır. Bu koşul kabul edildiğinde de ana iddia geçerliliğini korur: ilk mikroplar zaten uzun ve karmaşık genomlara sahipmiş gibi görünür. even if + yan cümle, ana cümle yapısı, koşul doğru olsa da olmasa da sonucun değişmediğini belirtir.
Alıştırma
Yağmurun planı değiştirmeyeceğini gösteren iki sözcüklü bağlaçla cümleyi tamamlayın: ____ it rains, the game will continue indoors.
Cevabı göster
Even if
But how could life have achieved that level of complexity
3:50Peki yaşam bu karmaşıklık düzeyine nasıl ulaşmış olabilir
There may be an interesting way to solve this riddle.
3:55Bu bulmacayı çözmenin ilginç bir yolu olabilir.
We just take our exponential clock and extrapolate it back in time to the simplest conceivable life form. Kelime
3:58Sadece üstel saatimizi alıp onu tasavvur edilebilir en basit yaşam formuna kadar zamanda geriye doğru uyarlayabiliriz.
extrapolate it back in time: gözlemlenen verilerin ötesini tahmin etmek
Extrapolate, bilinen bir eğilimi veya modeli gerçekte sahip olunan veri aralığının ötesine uzatarak tahminde bulunmak demektir. Bu cümlede it, üstel saati veya modeli ifade eder; back in time ise yönü gösterir: modeli kullanarak daha eski bir aşamayı tahmin etmek. Dışa doğru tahmin edilen sonuç bir kestirimdir; doğrudan gözlem veya kesinliği garanti edilen bir gerçek değildir. Model bilinen verilerin ne kadar ötesine uzatılırsa sonuç konusunda o kadar dikkatli olmak gerekir.
Alıştırma
Bir araştırmacının 2015 ile 2025 arasında ölçümleri var ve eğilimi kullanarak 2035 için bir değer tahmin ediyor. Bu işlemi en iyi hangi fiil açıklar?
- extrapolate
- observe directly
- interpolate
Cevabı göster
extrapolate
Something equivalent to a being with a genome containing just a few letters.
4:05Yalnızca birkaç harf içeren bir genoma sahip bir varlığa eşdeğer bir şeye.
end up 10 billion years in the past: nihai sonuç
Burada end up, bir dizi akıl yürütmenin sonunda ulaşılan sonucu belirtir: hesaplama bizi on milyar yıl önceki bir noktaya götürür. Sonuç en başta açık değildir ve planlanmış bir yolculuk olarak sunulmaz. Daha genel olarak end up + yer, zaman, durum veya sonuç, bir sürecin sonunda nereye vardığını anlatır. Bu yapı sık sık beklenmedik ya da amaçlanmamış bir sonucu gösterir.
Alıştırma
After three wrong turns, we ______ the old bridge. Hangi seçenek planlanmamış bir nihai sonucu anlatır?
- ended up at
- headed toward
- went back to
Cevabı göster
ended up at
somewhere out there, in space: belirsiz ve uzak bir konum
somewhere out there, konuşmacıya uzakmış gibi gelen ve tam olarak belirtilmeyen bir yeri anlatır. Bu cümlede out there, Dünya'nın ötesini gösterir ancak bilinen, belirli bir konum vermez. Ardından gelen in space, alanı belirterek geniş ifadenin kapsamını daraltır. Bu iki bölüm birlikte, önce belirsiz bir yer belirtip sonra açıklama yapan tek bir konum ifadesidir; iki ayrı hedef anlatmaz.
Alıştırma
The cabin is ______, beyond the fields. Kesin yerin bilinmediğini ve uzak olduğunu gösteren seçenek hangisidir?
- at this exact address
- right over there
- somewhere out there
Cevabı göster
somewhere out there
This would explain why life started to thrive so quickly on our young planet.
4:25Bu, yaşamın genç gezegenimizde neden bu kadar hızlı bir şekilde gelişmeye başladığını açıklayabilir.
If it was already present in space like a seed, Deyimler
4:30Tohum gibi zaten uzayda mevcut idiyse,
present in space like a seed: uzayda bir tohum gibi var olmak
Burada present, “zaten var olan veya orada bulunan” demektir. “Hediye” ya da “şimdiki zaman” anlamına gelmez. Like a seed bir benzetmedir. Yaşamı, uygun koşullar etkinleşip gelişmesine olanak verene kadar hareketsiz kalabilen bir şey olarak sunar; yaşamın gerçekten tohum biçiminde olduğunu söylemez.
Alıştırma
Bu cümlede “present in space like a seed” ne anlatıyor?
- Yaşam uzayda zaten var olmuş ve uygun koşulları bekliyor olabilir.
- Yaşam gerçekten uzayda süzülen bir bitki tohumuydu.
- Birisi uzaya hediye olarak bir tohum verdi.
Cevabı göster
Yaşam uzayda zaten var olmuş ve uygun koşulları bekliyor olabilir.
go on evolving: evrimleşmeye devam etmek
Go on + -ing, zaten sürmekte olan aynı etkinliği veya süreci devam ettirmek anlamına gelir. Bu cümlede evrimleşme daha önce başlamıştır; bu nedenle go on evolving, “evrimleşmeye devam etmek” demektir.
Alıştırma
Aynı etkinliğin devam ettiğini göstermek için go on fiilinin geçmiş zamanını ve examine fiilinin -ing biçimini kullanın: The scientists had started at noon, and after sunset they ____ the samples.
Cevabı göster
went on examining
And it would also explain the high degree of sophistication
4:37Ve bu ayrıca, Dünya'daki ilk yaşam formlarının
They could have been complex already because they might have been evolving for billions of years somewhere else in the universe.
4:42Zaten karmaşık olabilirlerdi çünkü evrenin başka bir yerinde milyarlarca yıldır evrimleşiyor olabilirlerdi.
life could have started shortly after the universe itself was born.
4:54yaşam, evrenin kendisi doğduktan kısa bir süre sonra başlamış olabilir.
“A Goldilocks baby universe” ifadesinde Goldilocks
Burada Goldilocks, sıfat gibi kullanılan kültürel bir göndermedir ve “ne çok fazla ne de çok az; uygun bir orta aralıkta” anlamına gelir. Bu kullanım, masaldaki Altın Saçlı Kız’ın “tam kararında” olan şeyleri seçmesinden gelir. İfade, çok erken dönemdeki “bebek” evrenin kısa bir süre boyunca uygun ölçüde ılımlı koşullara sahip olduğunu anlatır. Goldilocks burada bir kişinin adı değildir ve altın renginde anlamına gelmez.
Alıştırma
“A Goldilocks baby universe” ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Masal kahramanı Altın Saçlı Kız’a ait bir evren
- Altın renkli maddeden oluşan erken dönem evren
- Koşulları uygun bir orta aralıkta bulunan erken dönem evren
Cevabı göster
Koşulları uygun bir orta aralıkta bulunan erken dönem evren
Sadeleştirme çerçevesi olarak At its most basic level
At its most basic level, dinleyiciye bir şeyi en basit biçimiyle ele almasını söyleyen bir çerçeve ifadesidir. Ana açıklama gelmeden önce anlatımın hangi düzeyde yapılacağını belirler. Bu ifade, sadeleştirilmiş anlatımın eksiksiz bir tanım olduğunu ileri sürmez. Ayrıntıların, istisnaların veya daha üst düzey özelliklerin şimdilik bir kenara bırakıldığını gösterir.
Alıştırma
Karmaşık bir sistemin şimdi yalnızca en basit biçimiyle anlatılacağını en iyi bildiren başlangıç hangisidir?
- At its most basic level,
- On the other hand,
- In short,
Cevabı göster
At its most basic level,
the right chemical elements to form complex molecules
5:05karmaşık moleküller oluşturmak için doğru kimyasal elementlere
in which those molecules can move and interact.
5:10bu moleküllerin hareket edip etkileşime girebileceği.
Bilimsel bir ortam olarak a liquid medium
Burada medium, bir şeyin içinde hareket edebildiği, etkileşime girebildiği, tepkimeye girebildiği, büyüyebildiği veya taşınabildiği madde ya da ortam anlamına gelir. A liquid medium, bu çevreleyen ortamın sıvı olduğu anlamındadır; bu cümlede örnek sudur. Bu, medium sözcüğünün bilimsel bir isim olarak kullanımıdır. Genel kalıp a/an + sıfat + medium şeklindedir; a solid medium ve a nutrient medium buna örnektir.
Alıştırma
Cümlede a liquid medium ne anlama geliyor?
- Orta büyüklükte bir madde
- Moleküllerin içinde hareket edip etkileşime girebildiği sıvı bir ortam
- Haber ve iletişim içeriği
Cevabı göster
Moleküllerin içinde hareket edip etkileşime girebildiği sıvı bir ortam
The liquid medium needs to stay warm enough to remain,
5:14Sıvı ortamın kalması için yeterince sıcak kalması gerekir,
we focus on Earth-like planets at just the right distance from their star, Kalıp ifadeler
5:20sıvı suyu koruyacak kadar sıcak,
warm enough to sustain liquid water.
5:25yıldızından tam da doğru mesafedeki Dünya benzeri gezegenlere odaklanırız.
At just the right distance from: tam uygun uzaklıkta
At the right distance from + referans noktası kalıbı, bir amaca uygun olan konumu bir referans noktasına göre anlatır. Bu cümlede referans noktası their star ifadesidir ve uygun mesafe, sıvı suyun bulunmasına yetecek kadar sıcak koşulların oluşmasına yardımcı olur. Just sözcüğü kesinlik ve vurgu ekler: mesafe, ihtiyaç duyulan koşula özellikle iyi uyar. Burada right, left sözcüğünün karşıtı olan yönü değil, uygun anlamını taşır.
Alıştırma
Cümleyi just içeren, dersteki altı sözcüklük tam ifadeyle tamamlayın: The camera was placed ____ the stage, so the whole performance area fit in the frame.
Cevabı göster
at just the right distance from
But there was actually a time when almost all of the universe might have been habitable. Dilbilgisi
5:27Ancak aslında evrenin neredeyse tamamının yaşanabilir olmuş olabileceği bir zaman vardı.
there was actually a time when ... might have been habitable: geçmişteki bir dönemi tanıtmak
there was a time when kalıbı geçmişteki bir dönemi tanıtır ve ardından when yan cümlesiyle o dönemde neyin geçerli olduğunu söyler. Burada when, almost all of the universe might have been habitable cümleciğini time sözcüğüne bağlar; soru sormaz. actually, düşüncenin şaşırtıcı olabileceğini belirtirken might have been yaşama elverişliliği kesin bir gerçek değil, bir olasılık olarak sunar. Bu kalıp geçmişteki koşullarla bugünkü koşullar arasında karşıtlık kurmak için kullanışlıdır.
Alıştırma
Geçmişteki bir dönemi tanıtan kalıpla cümleyi tamamlayın: '____ people navigated without GPS.'
Cevabı göster
There was a time when
And between about 10 and 17 million years after the Big Bang,
5:39Ve Büyük Patlama'dan yaklaşık 10 ile 17 milyon yıl sonra,
when the universe was a thousand times younger than today,
5:43evren bugünkünden bin kat daha gençken,
the temperature at which water is liquid: edat + which yapısı
the temperature at which water is liquid ifadesinde which, temperature sözcüğüne gönderme yapar. at edatı ilişkiyi gösterir: water is liquid at that temperature. at which ile başlayan ilgi cümleciğinin tamamı, o sıcaklıkta geçerli olan durumu belirterek temperature sözcüğünü açıklar. Edatı which sözcüğünün önüne koymak; kesin noktaları, değerleri, yerleri veya koşulları anlatırken sık kullanılan kısa ve resmî bir yapıdır. Gerekli edat temel ifadeden gelir. İngilizcede at that temperature dendiği için burada at which kullanılır.
Alıştırma
Resmî cümleyi edat ve ilgi zamiri çiftiyle tamamlayın: '0°C is the temperature ____ water freezes under standard atmospheric pressure.'
Cevabı göster
at which
the whole universe absolutely every inch of it had the right temperature to support life. Deyimler
5:57tüm evren, kesinlikle her santimi, yaşamı desteklemek için doğru sıcaklığa sahipti.
every inch of it: bütünün her bir parçası
every inch of it, bütünün hiçbir bölümünü dışarıda bırakmadan her bir parçası anlamına gelir. Burada it tüm evrene gönderme yapar; dolayısıyla ifade, evrenin kapsamının eksiksiz olduğunu vurgular, gerçekten inç cinsinden ölçüm yapıldığını değil. Bir koşulun bir yerin, nesnenin veya başka bir bütünün her yerine uygulandığını güçlü biçimde söylemenin bir yoludur.
Alıştırma
Bu cümlede every inch of it neyi vurguluyor?
- Evrenin tamamı, hiçbir parçası dışarıda kalmadan
- Evrenin küçük bir bölümü
- Yalnızca evrenin dış kenarı
- Evrenin içindeki bir inçlik ölçüm
Cevabı göster
Evrenin tamamı, hiçbir parçası dışarıda kalmadan
the right temperature alone is not enough for life. Dilbilgisi
6:05tek başına doğru sıcaklık yaşam için yeterli değildir.
the right temperature alone is not enough for life: doğru sıcaklık tek başına yaşam için yeterli değildir
The right temperature uygun bir koşulu belirtir; alone bunun hesaba katılan tek koşul olduğunu gösterir. Not enough for life ise bu koşulun tek başına yaşamın gerektirdiklerini karşılayamayacağını anlatır. İsim + alone + is not enough for + hedef yapısı, yararlı bir etkenin diğer gerekli etkenler olmadan tek başına yetersiz olduğunu göstermek için kullanışlıdır.
Alıştırma
The right temperature alone is not enough for life cümlesine alone ne anlam katıyor?
- Yaşam her sıcaklıkta var olabilir
- Doğru sıcaklık yalnızca bir koşuldur ve tek başına yaşamı destekleyemez
- Doğru sıcaklık diğer tüm sıcaklıklardan fiziksel olarak ayrıdır
- Doğru sıcaklık yaşamın ihtiyaç duyduğu tek şeydir
Cevabı göster
Doğru sıcaklık yalnızca bir koşuldur ve tek başına yaşamı destekleyemez
We also need chemical elements like carbon and oxygen,
6:07Ayrıca karbon ve oksijen gibi kimyasal elementlere de ihtiyacımız var,
which are forged in the cores of stars. Kelime
6:11ki bunlar yıldızların çekirdeklerinde dövülürler.
forged in the cores of stars: yıldız süreçleriyle oluşmuş
Burada forged, “güçlü fiziksel süreçlerle oluşmuş ya da üretilmiş” demektir. Elementler, yıldızların sıcak ve yoğun merkezlerindeki nükleer tepkimelerle üretilir; ortada bir demirci veya bilinçli bir insan üretici yoktur. are forged in ... edilgen yapısı elementleri odağa alır ve oluştukları yeri belirtir. Bilimsel yazıda forge, maddenin aşırı koşullar altında oluşmasını anlatan canlı bir mecaz olabilir.
Alıştırma
"The elements were forged in the cores of stars," cümlesinde forged ne anlama gelir?
- yıldızların içindeki güçlü süreçlerle oluşmuş
- yıldızların içinde bir demirci tarafından biçimlendirilmiş
- bilimsel kayıtlarda sahte olarak düzenlenmiş
Cevabı göster
yıldızların içindeki güçlü süreçlerle oluşmuş
But were there stars in super early cosmic times?
6:13Peki bu kadar erken kozmik zamanlarda yıldızlar var mıydı?
In regions of the universe where matter was especially dense.
6:18Evrenin maddenin özellikle yoğun olduğu bölgelerinde.
Such stars would have been very massive and gone supernova in just 3 million years, Kalıp ifadeler
6:22Böyle yıldızlar çok büyük kütleli olurdu ve sadece 3 milyon yıl içinde süpernova haline gelip,
gone supernova: go + yeni bir durum
Gone supernova, go supernova ifadesinin past participle biçimidir. Bir yıldız için kullanıldığında “süpernova olarak patlamak” veya süpernova evresine girmek anlamına gelir; go bir yere hareket etmeyi değil, durum değişikliğini anlatır. Gone, would have sonrasında been ile eş görevde bağlanır: would have been very massive and (would have) gone supernova. İngilizcede would have tekrarlanmadan iki past participle tarafından paylaşılabilir.
Alıştırma
“Süpernova olarak patlamak” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle astronomi cümlesini tamamlayın: The aging star may soon ____.
Cevabı göster
go supernova
and the ingredients of life.
6:32ve yaşamın malzemelerini oluşturacak kimyasal elementleri saçardı.
seed A with B: erken evrene kimyasal elementler yaymak
seed A with B yapısında A, bir şeyi alan yer ya da sistemdir; B ise oraya eklenen malzemedir. Burada kimyasal elementler erken evrene yayılır ve daha sonra başka şeylerin oluşmasına katkı sağlayabilir. Seed burada mecazdır. Elementleri, sonraki gelişimi mümkün kılan ilk girdi olarak gösterir; bitki ekmekten veya tamamlanmış bir sonuçtan söz etmez. Baby universe gerçek bir bebek değil, evrenin erken aşaması demektir.
Alıştırma
Cümleyi seed A with B yapısını oluşturan iki parçayla tamamlayın: The foundation plans to ____ the new community fund ____ an initial donation.
Cevabı göster
seed · with
Maybe the first ancestors of life were more exotic and didn't even need water,
6:35Belki de yaşamın ilk ataları daha egzotikti ve suya bile ihtiyaç duymuyorlardı,
but thrived in substances like ammonia or ethane that can stay liquid at temperatures far below 0°C.
6:40ancak 0°C'nin çok altındaki sıcaklıklarda sıvı kalabilen amonyak veya etan gibi maddelerde geliştiler.
They could have been sustained by the lingering warmth of the Big Bang for tens of millions of years longer, Kelime
6:48Büyük Patlama'nın kalan sıcaklığıyla onlarca milyon yıl daha uzun süre ayakta kalmış olabilirler,
be sustained by lingering warmth: kalan ısıyla yaşamını sürdürmek
be sustained by X yapısında X, bir sürecin, organizmanın veya durumun devam etmesini sağlayan sürekli destektir. Burada Büyük Patlama’dan kalan ısı, varsayımsal yaşamı daha uzun süre hayatta tutabilecek koşul olarak gösterilir; sustained, onu yarattığı anlamına gelmez. Lingering, ana kaynağı veya en güçlü aşaması geçtikten sonra varlığını sürdüren bir şeyi anlatır. Bu nedenle lingering warmth, giderek azalan ama hâlâ mevcut olan fiziksel ısıdır; duygusal sıcaklık değildir.
Alıştırma
Hangi cümle, kalan ısının bir şeyi hayatta tutmaya devam ettiğini söylüyor?
- The seedlings were hidden from the fading warmth in the soil.
- The seedlings were created by a sudden burst of warmth in the soil.
- The seedlings were sustained by the lingering warmth in the soil.
Cevabı göster
The seedlings were sustained by the lingering warmth in the soil.
well into a time when we know for sure there were stars and all the chemical elements. Kalıp ifadeler
6:53yıldızların ve tüm kimyasal elementlerin olduğundan emin olduğumuz bir zamana kadar.
well into ... know for sure: kesin olarak bilinen bir dönemin epey ilerisinde
Burada well, into ifadesini güçlendirir. Well into a time, o dönemin yalnızca eşiğinde olmak değil, başlangıcını epey geride bırakmak demektir. Zaman çizgisinin daha sonraki bir aşamaya ulaştığını gösterir. Know for sure, emin olmak için yeterli kanıta sahip olmak anlamına gelir. Bu iki ifade birlikte, anlatımı yıldızların ve tüm kimyasal elementlerin varlığının tahmin değil, kesinleşmiş bilgi olarak kabul edildiği bir döneme taşır.
Alıştırma
Hangi cümle ekibin testin başlangıcını epey geride bıraktığını ve sonuçtan emin olduğunu anlatır?
- By midnight, the team was about to begin the test and thought the new battery might be stable.
- By midnight, the team was well into the test and knew for sure that the new battery was stable.
- By midnight, the team had finished the test, but no one knew whether the new battery was stable.
Cevabı göster
By midnight, the team was well into the test and knew for sure that the new battery was stable.
The real magic of this idea is that while the universe today is extremely deadly and hostile, Anlatım akışı
6:59Bu fikrin asıl büyüsü, bugünün evreni son derece ölümcül ve düşmancayken,
the conditions for life might have been basically everywhere.
7:05yaşam koşullarının temelde her yerde olabileceği gerçeğidir.
while ... back then: günümüz ile geçmiş arasında karşıtlık kurmak
Burada while, günümüz evrenini anlatan bir çerçeve yan cümlesi açar. back then ifadesi ana cümlenin zamanını erken evrene çevirir; böylece cümle iki dönemi yan yana karşılaştırır ve ikinci iddiayı odak noktası yapar. Yeniden kullanılabilir bilgi düzeni While [günümüzdeki durum], back then, [karşıt geçmiş durum] biçimindedir. Önce bugünkü durum kurulur, ardından geçmişin nasıl farklı olduğu vurgulanır. Bu cümlede vurgulanan düşünce, yaşam koşullarının bir zamanlar yaygın olabileceğidir.
Alıştırma
Hangi cümle while kullanarak günümüzü daha eski bir dönemle karşılaştırır?
- While I was reading, my brother cooked dinner.
- While the library is small, it has a large digital collection.
- While the library is busy today, back then, it opened only twice a week.
Cevabı göster
While the library is busy today, back then, it opened only twice a week.
For a period that may have lasted several dozen million years,
7:08Birkaç on milyon yıl sürmüş olabilecek bir dönem boyunca,
primordial life might have been able to emerge on any rock,
7:12ilkel yaşam herhangi bir kayanın üzerinde,
the seeds of what ... would become bacteria yapısı
the seeds of what ... would become bacteria ifadesinde what, öncülün anlamını kendi içinde barındıran bir ilgi yapısı başlatır. “Daha sonra … olacak şey veya madde” anlamına gelir ve what ... would become bacteria yan cümlesinin tamamı of'un tümleyicisidir. Bu nedenle ifade, daha sonra bakterilerle sonuçlanacak erken bir kaynağa işaret eder. Would become, anlatıdaki geçmiş bir noktadan geleceğe bakar: o erken anda sonuç henüz gerçekleşmemiştir. Araya giren billions of years later zaman ifadesi bu zaman çizgisini açıkça gösterir. Buradaki would, geçmişteki bir noktaya göre geleceği anlatır; kibar bir rica ya da mutlaka varsayımsal bir sonuç değildir.
Alıştırma
“the seeds of what ... would become bacteria” ifadesinin doğru yorumu hangisidir?
- bakterilerin ortaya çıkmasına yönelik kibar bir öneri
- bakterilerin daha sonra ekeceği tohumlar
- daha sonra bakteriye dönüşen bir şeyin erken kaynağı
Cevabı göster
daha sonra bakteriye dönüşen bir şeyin erken kaynağı
the universe cooled down below the right temperature for life to thrive, Öbek fiiller
7:29evren yaşamın gelişmesi için gereken doğru sıcaklığın altına soğudu,
Bir sıcaklığın altına cool down below ile inmek
Cool down, “soğumak” anlamına gelir. Down, cool down öbek fiilinin bir parçasıdır ve sıcaklığın daha düşük bir düzeye doğru değiştiğini gösterir. Below the right temperature, değişim sonrasında sıcaklığın bir referans düzeyine göre konumunu bildiren bir edat öbeğidir: soğumanın ardından sıcaklık bu düzeyden daha düşüktür. Burada the right temperature, yaşama uygun koşullar içindeki ilgili referans sıcaklıktır. Down değişimin yönünü, below ise son sıcaklığın referans noktasıyla karşılaştırılmasını anlatır; bu yüzden gereksiz bir tekrar değildirler.
Alıştırma
Çorba önce 90°C'ydi, şimdi ise 55°C. Hangi cümle 60°C eşiğinin altına indiğini söyler?
- The soup cooled down by 60°C.
- The soup cooled down below 60°C.
- The soup cooled down to 60°C.
Cevabı göster
The soup cooled down below 60°C.
but some of those ancestral life forms may have continued to exist in the internal warmth of the first planets,
7:32ancak o atasal yaşam formlarının bazıları ilk gezegenlerin iç sıcaklığında var olmaya devam etmiş,
waiting for new hospitable places to continue evolving. Kelime
7:45evrimleşmeye devam etmek için misafirperver yeni yerler bekliyorlar.
Hospitable places: yaşam için elverişli ortamlar
Bu cümlede hospitable, yaşamın hayatta kalmasına ve evrilmeye devam etmesine elverişli koşullara sahip yerleri niteler. Misafirperver bir ev sahibi düşüncesi, yaşamı destekleyen bir çevreye aktarılmıştır. Burada dost canlısı insanlar anlatılmaz. Bağlam örtük ilişkiyi tamamlar: bu yerler hospitable to life, yani yaşam için elverişlidir.
Alıştırma
“Scientists are searching for worlds with hospitable conditions for life,” cümlesinde hospitable ne anlama gelir?
- yaşamın hayatta kalması veya gelişmesi için elverişli
- yolcuların kolayca ulaşabileceği
- orada dost canlısı ev sahipleri yaşadığı için konuksever
Cevabı göster
yaşamın hayatta kalması veya gelişmesi için elverişli
Makes for a nice story: bir sonuca katkıda bulunmak
Burada makes for, “üretilmesine yardımcı olur” veya “sonucunu doğurur” anlamındadır. all this öznesi az önce belirtilen düşünceleri bir araya getirir; a nice story ise bunların birlikte oluşturduğu sonucu adlandırır. İfade, bu ayrıntıların birleşince nasıl bir etki yarattığını değerlendirir; birinin gerçekten hikâye yazdığını veya bir hikâyeye doğru hareket ettiğini söylemez. Anlatıya a nice story demek, onun doğru olduğunu ileri sürmeden çekici olduğunu belirtmek için de kullanılabilir.
Alıştırma
“Several unexpected details make for a compelling mystery,” cümlesinde make for ne anlama gelir?
- birleşerek bir sonuç oluşturmak
- uydurup anlatmak
- bir yere doğru hareket etmek
Cevabı göster
birleşerek bir sonuç oluşturmak
and while both the habitability of the baby universe and our exponential clock of life are reasonable ideas, Dilbilgisi
7:58ve bebek evrenin yaşanabilirliği ile yaşamın üstel saati mantıklı fikirler olsa da,
A ve B’nin ikisi de makul olsa da hâlâ varsayımsaldırlar
Burada while, önce iki fikrin de makul olduğunu kabul edip ardından bu yargıyı sınırlayan bir karşıtlık kurar. Bu cümlede zaman bildiren “-iken” değil, “... olsa da” anlamındadır. both A and B kalıbı birleşik bir özne oluşturur; bu yüzden fiil are biçimindedir. Asıl sınırlamayı still taşır: reasonable fikirlerin mantıklı bir dayanağı olduğunu, speculative ise yeterli kanıtla henüz doğrulanmadığını gösterir.
Alıştırma
Ödünleyici karşıtlığı tamamlamak için başta while, son sıfattan önce still kullanın: ____ both explanations sound reasonable, they are ____ speculative.
Cevabı göster
While · still
One more possibility among many others trying to explain our existence today. Anlatım akışı
8:07Bugün varlığımızı açıklamaya çalışan diğer birçok olasılık arasından sadece bir tane daha.
Diğer birçok olasılıktan biri daha
Bu isim öbeği, az önce ele alınan teoriyi olası açıklamalardan yalnızca biri olarak yeniden çerçeveler. One more “bir tane daha” veya “başka bir tane” demektir; “daha iyi bir tane” anlamına gelmez. Among many others, teoriyi çok daha geniş bir olasılıklar kümesinin içine yerleştirir. Fikirlerin varsayımsal olduğuna ilişkin önceki uyarının ardından bu parça, sonucun kesinlik düzeyini daha da azaltır ve teorinin kanıtlanmış gibi sunulmasını önler.
Alıştırma
One more possibility among many others bu bağlamda ne yapar?
- Başka hiçbir açıklama kalmadığını gösterir.
- Bu açıklamanın diğerlerinin hepsinden daha iyi olduğunu bildirir.
- Fikri olası bir açıklama olarak sunar ancak en iyisi veya kanıtlanmış olduğunu söylemez.
Cevabı göster
Fikri olası bir açıklama olarak sunar ancak en iyisi veya kanıtlanmış olduğunu söylemez.
But if life came to Earth from outer space, Dilbilgisi
8:12Fakat eğer yaşam Dünya'ya uzayın derinliklerinden geldiyse,
then it should have seeded other places in the solar system too.
8:15o zaman güneş sistemindeki diğer yerlere de tohum bırakmış olmalıydı.
if ... then ... should have seeded ile çıkarım yapma
if yan cümlesi bir varsayım kurar: yaşam Dünya'ya uzaydan ulaşmıştır. then yan cümlesi, bu fikir doğruysa onu izlemesi gereken sonucu verir. should have seeded, geçmişle ilgili mantıksal bir beklentiyi anlatmak için should have + geçmiş zaman ortacı yapısını kullanır. Buna göre yaşamın başka yerlere de çoktan ulaşmış olması beklenir; birinin görevini yapmadığı söylenmez.
Alıştırma
Hangi cümle if ... then ... ve should have kullanarak geçmişteki bir sonuçla ilgili mantıksal beklenti ifade eder?
- If the train leaves on time, then it will reach the city by noon.
- You should have called me when the train was late.
- If the train left on time, then it should have reached the city by now.
Cevabı göster
If the train left on time, then it should have reached the city by now.
Maybe there are fossils in dry riverbeds on Mars.
8:19Belki de Mars'taki kurumuş nehir yataklarında fosiller vardır.
Maybe we'll soon find life in the warm underground oceans of Enceladus or Europa. Kültür
8:22Belki de yakında Enceladus veya Europa'nın ılık yeraltı okyanuslarında yaşam bulacağız.
Enceladus veya Europa'nın sıcak yer altı okyanusları
Enceladus ve Europa, Dünya'daki yerlerin değil uyduların adlarıdır. Enceladus, Satürn'ün buzlu bir uydusudur; Europa ise Jüpiter'in buzlu bir uydusudur. Buradaki Europa, Europe kıtası değil uydudur. Burada underground oceans, uyduların buzlu dış kabuklarının altında saklı sıvı su kütleleri anlamına gelir. Uyduların içindeki ısı, suyun sıvı kalmasına yardımcı olabilir; bu yüzden warm, son derece soğuk yüzeye göre kullanılır. Bu nedenle bu uydular yaşam aramak için olası yerlerdir.
Alıştırma
Bu cümlede the warm underground oceans of Enceladus or Europa ne anlama gelir?
- Dünya'da yer altında inşa edilmiş yapay havuzlar
- İki uydunun buzlu yüzeylerinin altında bulunduğu düşünülen sıvı su okyanusları
- Avrupa kıtasındaki denizler
Cevabı göster
İki uydunun buzlu yüzeylerinin altında bulunduğu düşünülen sıvı su okyanusları
and lakes of ethane and methane as warm as the universe when it was 90 million years old.
8:30ve göller var.
Titan'ın etan ve metan denizleri, nehirleri ve gölleri
Burada Titan, Satürn'ün en büyük uydusunun adıdır; dev anlamındaki İngilizce cins isim titan değildir. İfade, Titan'ın yüzeyinde çoğunlukla sıvı etan ve metandan oluşan sıvı kütleleri ve akışları bulunduğunu söyler; seas sözcüğü bunların su olduğu anlamına gelmez. Titan, metan ve etanın yüzeyde sıvı kalabileceği kadar soğuktur. Bu nedenle, sıvı suya bağlı olmayan sıvı kimyasına sahip ortamları düşünmek için yararlı bir örnektir.
Alıştırma
Vurgulanan ifade, Titan'ın yüzeyindeki sıvılar hakkında ne anlatıyor?
- Bunlar sıradan sıvı su denizleri ve nehirleridir.
- Bunlar çoğunlukla sıvı etan ve metandır.
- Bunlar erimiş kaya akıntılarıdır.
Cevabı göster
Bunlar çoğunlukla sıvı etan ve metandır.
finding exotic life on Titan would support the idea that life could have originated in the weird baby universe.
8:36Titan'da egzotik yaşam bulmak, yaşamın tuhaf bebek evrende ortaya çıkmış olabileceği fikrini destekler.
So far: bir ifadeyi şu ana kadar olanlarla sınırlamak
So far, şimdiye kadar anlamına gelir. Bir cümlenin başında virgülle birlikte kullanıldığında, ardından gelen tüm ifadenin zaman çerçevesini belirler. İddiayı geçici hâle getirir: gelecekte de aynı kalacağını garanti etmeden, şu anda doğru veya bilinen şeyi bildirir. Burada fiziksel bir mesafeyi değil, güncel bir gözlemi sunar.
Alıştırma
Bu ilerleme raporundaki zaman sınırlayıcı ifadeyi tamamlayın: So ____, the team has found no errors.
Cevabı göster
far
But maybe that's because life needed 10 billion years or more to reach the level of complexity Dilbilgisi
8:49Fakat belki de bunun nedeni, yaşamın teknolojik bir türe izin veren
that allows for a technological species.
8:54karmaşıklık seviyesine ulaşması için 10 milyar yıla veya daha fazlasına ihtiyaç duymasıdır.
that's because: önceki duruma dönüp neden belirtmek
“That's because”, az önce sözü edilen bir ifadeye veya duruma dönerek onun nedenini ya da açıklamasını sunar. Burada “that” önceki gözlemi temsil eder; because ile başlayan yan cümle ise üzerinde düşünülen nedeni verir. “maybe” sözcüğü açıklamayı kesinlikten uzaklaştırır: konuşan kişi kanıtlanmış bir neden öne sürmez, yalnızca olası bir neden sunar.
Alıştırma
İlk ifadeye olası bir neden sunan cümleyi seçin.
- The lights are off. Maybe that's because the shop is closed.
- The lights are off. Maybe that's why the street looks dark.
- The lights are off, although the shop is open.
Cevabı göster
The lights are off. Maybe that's because the shop is closed.
Maybe there are millions of worlds filled with microbes, Anlatım akışı
8:57Belki de mikroplarla dolu milyonlarca dünya,
Paralel görüntüler: worlds filled with..., oceans full of... ve continents of...
Cümle üç parçalı bir liste hâlinde ilerler: worlds filled with microbes, oceans full of exotic fish ve continents of bizarre animals. Her parça bir yer adıyla başlar ve ardından görüntüyü tamamlayan bir ifade ekler. Bu paralel yapı betimlemeye ritim kazandırır ve dinleyicinin üç büyük sahneyi sırayla zihninde canlandırmasını sağlar. “Maybe” tüm listeyi kapsar; bu yüzden üç sahne de kanıt değil, hayal edilen olasılıklardır.
Alıştırma
Hangi cümle, birbiriyle uyumlu üç görüntü oluşturmak için açık bir paralel liste kullanıyor?
- Because the rooms are large, the museum displays paintings and statues beside the gardens.
- The museum has rooms filled with paintings, statues stand in the halls, and we walked through the gardens.
- The museum has rooms filled with paintings, halls full of statues, and gardens covered in flowers.
Cevabı göster
The museum has rooms filled with paintings, halls full of statues, and gardens covered in flowers.
And maybe even others like us that just recently gained consciousness
9:05Ve belki de tıpkı bizim gibi yakın zamanda bilinç kazanmış
wondering if they're alone. Dilbilgisi
9:12yalnız olup olmadıklarını merak eden başkaları bile vardır.
wondering if they're alone: dolaylı soruda düz cümle sırası
wonder veya be wondering sonrasında if, evet-hayır türünde dolaylı bir soru başlatır; zihindeki doğrudan soru “Are they alone?” şeklindedir. Buradaki wondering, birine doğrudan soru sormaktan çok süren bir belirsizliği ve merakı anlatır. if yan cümlesinde düz cümle sırası, yani özne + fiil kullanılır. Bu yüzden are they alone değil, they're alone denir. Aynı kalıp I wonder if..., She was wondering if... ve They are wondering if... örneklerinde de kullanılır.
Alıştırma
Hangi cümle, süren bir evet-hayır sorusunu dolaylı olarak aktarmak için wondering if yapısını doğru kullanır?
- Maya watched the dark window, wondering anyone if was inside.
- Maya watched the dark window, wondering if anyone was inside.
- Maya watched the dark window, wondering if was anyone inside.
Cevabı göster
Maya watched the dark window, wondering if anyone was inside.
Life could be flourishing right now in uncountable forms
9:15Yaşam şu an sayılamayacak kadar çok biçimde
And if many of us share a common cosmic origin, Dilbilgisi
9:20Ve eğer birçoğumuz ortak bir kozmik kökeni paylaşıyorsak,
we would all be part of a great cosmic family.
9:23hepimiz büyük bir kozmik ailenin parçası olurduk.
if ... share ..., we would ...: açık bir öncül ve temkinli bir sonuç
if yan cümlesi, hâlâ açık olan bir öncülü sunmak için geniş zamandaki share biçimini kullanır: belki de birçok yaşam biçimi gerçekten aynı kökene sahiptir. Ana cümledeki would be, sonucu kesin bir öngörü olarak değil, mantıklı bir olasılık olarak temkinli biçimde ifade eder. Burada would geçmişteki bir alışkanlığı anlatmaz. Sonucun varsayımsal olduğunu gösterir: öncül doğruysa “cosmic family”, kan bağına veya hukuka dayanan gerçek bir insan ailesi değil, ortak kökenle birbirine bağlı yaşam biçimleri için kullanılan bir benzetmedir.
Alıştırma
Hangi cümle güncel bir öncülü açık bırakırken sonucu temkinli bir çıkarım olarak sunar?
- If the two species share a common ancestor, that fact would connect their evolutionary histories.
- If the two species shared a common ancestor, that fact would connect their evolutionary histories.
- If the two species share a common ancestor, that fact will connect their evolutionary histories.
Cevabı göster
If the two species share a common ancestor, that fact would connect their evolutionary histories.
The answer may lie in our cosmic backyard. Deyimler
9:27Cevap bizim kozmik arka bahçemizde yatıyor olabilir.
lie in our cosmic backyard ifadesinin anlamı
Bu cümlede lie in, “... içinde bulunmak” veya “... içinde var olmak” anlamına gelir. Özne the answer olduğu için lie, “yalan söylemek” anlamında değildir. Cümle, cevabın kozmik ölçekte bize nispeten yakın bir yerde olabileceğini anlatır. Our cosmic backyard, bize yakın hissettiren uzay bölgesini, özellikle Güneş Sistemi çevresini anlatan bir benzetmedir. Yakın uzayı bir evin arka bahçesine benzetmek, devasa bir astronomik bölgeyi çok uzak uzaya kıyasla tanıdık ve erişilebilir gösterir.
Alıştırma
“The answer may lie in our cosmic backyard,” cümlesindeki vurgulanan ifade ne anlatıyor?
- Cevap, yakındaki birinin söylediği yanlış bir ifade olabilir.
- Cevap, uzayın nispeten yakın bir bölümünde bulunabilir.
- Cevap, bir evin arka bahçesine gömülmüş olabilir.
Cevabı göster
Cevap, uzayın nispeten yakın bir bölümünde bulunabilir.