Seni Seviyorum Ama Birlikte Olmamız Gerektiğini Düşünmüyorum: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
378 kelime 140 kel/dk

Video özeti: Deneme, sevginin her engeli aşması gerekip gerekmediğini soruyor. Değerler, mesafe ve farklı hedefler zarar verebilir; ayrılmak daha özenli seçim olabilir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. either love a person ... or you don't love them — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: either ... or ... yapısının iki seçenek sunup sahte ikilem kurabildiğini görün. 2. however tender and sympathetic our feelings may be, — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: however + sıfat + özne + may be ile yoğunluğu kabul edip karşıt sonucu koruyun. 3. leave them well alone. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Bu Britanya deyimini yalnızca ayrılmak değil, teması veya müdahaleyi bilinçli bırakmak olarak anlayın.

Bu derste

We tend to assume that anyone who tells us that they love us, Kalıp ifadeler

0:00

Bizi sevdiğini söyleyen ancak,

Kalıp ifadeler

tend to assume: genel bir eğilimi ifade etmek

Tend to assume ifadesinde tend to + fiilin yalın hâli, varsayımda bulunmanın her seferinde değil, sık görülen bir eğilim olduğunu belirtir. “Varsayımda bulunmayı planlamak” anlamına gelmez. Bu yapı, konuşanın dikkatli bir genelleme yapmasını sağlar. İddiayı kesin bir kural gibi sunmak yerine istisnalara yer bırakır.

Alıştırma

Hangi cümlede tend to bir planı veya kesin bir kuralı değil, dikkatli bir genellemeyi ifade eder?

  1. Busy cafés always get louder after lunch.
  2. Busy cafés tend to get louder after lunch.
  3. Busy cafés intend to get louder after lunch.
Cevabı göster

Busy cafés tend to get louder after lunch.

but simultaneously insists that they don't believe we should be together, Anlatım akışı

0:03

aynı anda birlikte olmamamız gerektiğine de ısrar eden birinin,

is lying.

0:08

yalan söylediğini düşünme eğilimindeyiz.

Anlatım akışı

but simultaneously insists that: çatışan iddiaları bağlamak

But önceki ifadeyle karşıtlık kurar; simultaneously ise iki ifadenin aynı zamanda var olduğunu belirtir. Insists that ikinci iddiayı güçlü biçimde sunar: kişi bunun doğru olduğunu kesin bir şekilde savunur. But simultaneously insists that bir bütün olarak cümleyi, aynı anda var olan ancak görünüşte bağdaşmayan iki tutum şeklinde düzenler. Simultaneously tek başına iki ifadeden birinin yanlış olduğunu kanıtlamaz; yalnızca ikisini aynı zaman çerçevesine yerleştirir.

Alıştırma

Uygulama gizlilik sözü verirken tüm kişilere erişim istiyor. Çatışmalarına rağmen bu iki gerçeğin aynı anda doğru olduğunu en iyi hangi bağlayıcı gösterir?

  1. and simultaneously
  2. but instead
  3. but simultaneously
Cevabı göster

but simultaneously

If love is sincere,

0:09

Eğer aşk samimiyse,

of course it won't stop at any obstacles, however large.

0:11

elbette ne kadar büyük olursa olsun hiçbir engelde durmayacaktır.

You either love a person Dilbilgisi

0:15

Birini ya seversiniz

and then will fight till the end to be with them, Deyimler

0:17

ve onunla olmak için sonuna kadar savaşırsınız,

Deyimler

Kararlı bir azim olarak fight till the end

Fight till the end ifadesindeki fight mecazidir: Birine fiziksel olarak saldırmak değil, zorluklara karşı kararlılıkla çabalamak anlamına gelir. Till the end, durum sona erene kadar devam etme fikrini ekler. Bu cümlede ifade, sevilen kişiyle birlikte kalmayı tam ve sarsılmaz bir bağlılık olarak sunar. Başka bağlamlarda bir yarışmada, kampanyada, davada veya zor bir hedefte ısrarla devam etmeyi anlatabilir.

Alıştırma

"The volunteers fought till the end to protect the park," cümlesinde fought till the end ne anlama gelir?

  1. İş zorlaşır zorlaşmaz durdular.
  2. Her ziyaretçiyle fiziksel olarak kavga ettiler.
  3. Mücadele sona erene kadar kararlılıkla çabalamaya devam ettiler.
Cevabı göster

Mücadele sona erene kadar kararlılıkla çabalamaya devam ettiler.

or you don't love them and will walk away. Öbek fiiller

0:19

ya da onu sevmezsiniz ve çekip gidersiniz.

Dilbilgisi

İki alternatif için either ... or ... yapısı

Either ... or ..., iki alternatifi birbirine bağlayan eşli bir yapıdır. Burada ilk bölüm love a person ... fight till the end, ikinci bölüm ise don't love them ... walk away şeklindedir. Öznelerin tekrarlanması her bölümü tam bir iddia hâline getirir. Bir savda bu yapı, durumu yalnızca iki olasılık arasındaki kesin bir seçim gibi gösterebilir. Dil bilgisi iddiayı düzenler; arada bir tutum ya da üçüncü bir seçenek bulunmadığını kanıtlamaz.

Alıştırma

İki zamanlama seçeneğini sunan eşli yapıyla cümleyi tamamlayın: We can ____ meet on Friday ____ reschedule for next week.

Cevabı göster

either · or

Öbek fiiller

walk away: bir ilişkiden ayrılmak veya ilişkiyi bitirmek

Bu cümlede walk away, ilişkiyi bırakmayı ya da bitirmeyi seçmek demektir. Bu, mecazi kullanılan bir öbek fiildir; kişinin gerçekten yürüyerek uzaklaşması gerekmez. İfade, artık işin içinde olmamayı seçtiğini belirtir. Tek başına kişinin soğuk, umursamaz ya da sorumsuz olduğunu söylemez; bu yargı bağlamdan gelir.

Alıştırma

“If you no longer want the relationship, you can walk away,” cümlesinde “walk away” ne anlama gelir?

  1. İlişkiden ayrılmayı veya ilişkiyi bitirmeyi seçmek
  2. Hiçbir şeyi değiştirmeden ilişkiyi sürdürmek
  3. Kısa bir yürüyüşe çıkıp sonra dönmek
Cevabı göster

İlişkiden ayrılmayı veya ilişkiyi bitirmeyi seçmek

There isn't, there can't be any third category

0:22

Üçüncü bir kategori yoktur, olamaz;

that isn't just a deceit.

0:26

olsa olsa bir aldatmacadır.

Underneath this uncompromising stance Dilbilgisi

0:29

Bu tavizsiz tutumun altında,

lies an ideology of romanticism

0:31

gerçek aşkın pratikliklerle hiçbir ilgisi olmadığını savunan

Dilbilgisi

Underneath ... lies ...: resmî tam devrik yapı

“Underneath this uncompromising stance” ifadesi başa alınır ve ana fiil lies, isim özne “an ideology of romanticism” ifadesinden önce gelir. Kalıp şöyledir: başa alınmış yer veya mecazi yer ifadesi + fiil + isim özne. Normal sıra: “An ideology of romanticism lies underneath this uncompromising stance.” Burada underneath mecazidir: ideoloji, görünür duruşun arkasındaki gizli temeldir. Devrik yapı önce duruşu sunup ardından açıklamasını ortaya çıkarır ve resmî, çözümleyici bir etki yaratır.

Alıştırma

Hangi cümle önce görünür bir gerçeği sunup ardından gizli nedenini açıklamak için resmî tam devriklik kullanır?

  1. A fear of failure lies behind the sudden change.
  2. Behind the sudden change lies a fear of failure.
  3. Behind the sudden change, a fear of failure lies.
Cevabı göster

Behind the sudden change lies a fear of failure.

that insists that true love has nothing to do with practicalities. Kalıp ifadeler

0:34

bir romantizm ideolojisi yatar.

Kalıp ifadeler

has nothing to do with: iki şeyin ilgisiz olduğunu söylemek

has nothing to do with X yapısında öznenin X ile hiçbir bağlantısı olmadığı söylenir. Burada yan cümle, gerçek aşkı para, mesafe, sağlık veya yaşam planları gibi pratik kaygılardan tamamen ayrı gösterir. Bu kalıp ilişki hakkında güçlü ve kesin bir yargı verir. İlgi, dahiliyet ya da nedensel bağlantıyı reddedebilir; hangi bağlantının reddedildiğini çevredeki isimler gösterir.

Alıştırma

“Hiçbir ilişkisi yoktur” anlamındaki sabit ifadeyi tamamlayın: The color of the folder ____ the quality of the report.

Cevabı göster

has nothing to do with

The romantic novelist D.H. Lawrence captured this absolutist view Kalıp ifadeler

0:39

Romantik yazar D.H. Lawrence bu mutlakiyetçi görüşü,

when he wrote,

0:44

şu sözleriyle yakalamıştır:

Kalıp ifadeler

captured this absolutist view: bir düşüncenin özünü ifade etmek

Captured burada mecazidir: Lawrence'ın sözleri bu görüşün özünü açık ve akılda kalıcı biçimde ifade etmiştir. Fiziksel olarak yakalamak veya fotoğrafını çekmek anlamına gelmez. This absolutist view, istisnaya veya uzlaşmaya izin vermeyen bir konuma gönderme yapar. X captured a view kalıbı; bir alıntının, sanat eserinin, örneğin veya olayın soyut bir düşünceyi özlü biçimde temsil ettiğini anlatır. Tek başına X'in bu düşünceye katıldığını ya da onu kanıtladığını söylemez.

Alıştırma

Edebî bir yorumda “The poem captured this view” büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Şiir, görüşün temel fikrini açıkça ifade etti.
  2. Şiir, görüşü ortaya koymadan kısaca andı.
  3. Şiir, yazarının bu görüşü reddettiğini gösterdi.
  4. Şiir, görüşün doğru olduğuna dair kanıt sundu.
Cevabı göster

Şiir, görüşün temel fikrini açıkça ifade etti.

"A man in love will sleep for the rest of his life

0:45

"Aşık bir adam hayatının geri kalanı boyunca

on a park bench for a woman he loves."

0:48

sevdiği kadın için bir park bankında uyuyacaktır."

And so, by extension, Anlatım akışı

0:52

Ve dolayısıyla, bunun uzantısı olarak,

if there are children from another relationship,

0:53

başka bir ilişkiden çocuklar varsa,

if there's no money,

0:56

para yoksa,

if one of the parties lives abroad,

0:57

taraflardan biri yurtdışında yaşıyorsa,

if someone has a mental illness,

0:59

birinin akıl hastalığı varsa,

if there are cultural differences,

1:01

kültürel farklılıklar varsa,

if long-term goals point in contrasting directions,

1:03

uzun vadeli hedefler zıt yönleri gösteriyorsa bile,

there will always be a way for love to succeed. Dilbilgisi

1:07

aşkın başarıya ulaşması için her zaman bir yol bulunacaktır.

Anlatım akışı

By extension: bir ilkeyi bağlantılı durumlara uygulamak

By extension, konuşanın daha önce ortaya konan bir ilkeyi bağlantılı başka durumlara taşıdığını gösterir. Burada sevginin ağır zorluklara dayanabileceği düşüncesi, ardından sıralanan uzun pratik engeller listesini de kapsayacak biçimde genişletilir. Bu ifade, zaman veya fiziksel mekânda bir uzamayı değil, mantıksal bir genişletmeyi belirtir. “İlke o durumda doğruysa aynı akıl yürütme burada da geçerlidir” şeklinde anlaşılmalıdır.

Alıştırma

Bir ilkenin bağlantılı bir gruba uygulandığını en iyi hangi bağlayıcı gösterir? The safety rule protects laboratory staff. ____, it should cover visiting researchers who face the same risk.

  1. For example
  2. Meanwhile
  3. By extension
Cevabı göster

By extension

Dilbilgisi

A way for love to succeed: a way for + isim + to-infinitive yapısı

a way for love to succeed ifadesinde for love, to succeed mastarının anlamsal öznesini verir: başarılı olan love sözcüğünün anlattığı sevgidir. Kalıp a way for + isim/zamir + to-infinitive şeklindedir. Bu yapı, bir sonucu mümkün kılan yolu, yöntemi veya fırsatı vurgular. “Sevgi uğruna” anlamına gelmez; for ile başlayan bölüm, mastardaki eylemi kimin veya neyin gerçekleştirdiğini gösterir.

Alıştırma

way, Maya ve work sözcüklerini kullanarak cümleyi a way for + noun + to-infinitive kalıbıyla tamamlayın: The new schedule provides ____ without missing class.

Cevabı göster

a way for Maya to work

But there is another philosophy at large, Deyimler

1:13

Ancak ortalıkta dolaşan,

more restrained and less esteemed,

1:15

daha ölçülü ve daha az saygı gören başka bir felsefe daha vardır;

Deyimler

at large: toplumda geniş ölçüde dolaşımda

Bu cümlede at large, başka bir felsefenin toplumda geniş ölçüde var olduğunu veya dolaşımda bulunduğunu anlatır. Fiziksel bir yeri belirtmez. Önündeki isim yorumu yönlendirir: at large ile kullanılan bir idea, belief veya philosophy, belirli bir kişiye ya da yere ait olmak yerine kamusal düşünce içinde yayılıyordur.

Alıştırma

“By the 1920s, the theory was at large among young artists,” cümlesinde at large ne anlama gelir?

  1. yakalanmamış veya kapatılmamış
  2. geniş ölçüde dolaşımda
  3. bir bütün olarak ele alınmış
Cevabı göster

geniş ölçüde dolaşımda

that balances a respect for emotions Kalıp ifadeler

1:18

duygulara duyulan saygıyı,

with an equal respect for the practical dimensions of life.

1:21

yaşamın pratik boyutlarına duyulan eşit bir saygıyla dengeler.

Kalıp ifadeler

balance A with B: iki tarafa da uygun ağırlık vermek

Balance A with B, iki taraftan birinin baskın hâle gelmemesi için hem A'ya hem B'ye uygun ölçüde önem vermek demektir. Burada A duygulara saygı, B ise hayatın pratik boyutlarına eşit derecede saygıdır. With dengenin ikinci tarafını tanıtır; B'nin A üzerinde kullanılan bir araç olduğu anlamına gelmez. equal sözcüğü iki tarafa eşit ağırlık verilmek istendiğini açıkça gösterir.

Alıştırma

Cümleyi balance A with B yapısının doğru biçimiyle tamamlayın: A good coach ____ firm expectations ____ patience.

Cevabı göster

balances · with

This philosophy knows

1:25

Bu felsefe şunu bilir:

that however tender and sympathetic our feelings may be, Dilbilgisi

1:26

Duygularımız ne kadar şefkatli ve anlayışlı olursa olsun,

they cannot entirely mitigate or erase the impact of social ostracism, Notlar

1:30

toplumsal dışlanmanın,

Dilbilgisi

Duygularımız ne kadar şefkatli ve anlayışlı olursa olsun

Bu cümlede however + sıfat(lar) + özne + may be bir ödünleme yan cümlesi kurar. Anlamı, duygularımız ne kadar şefkatli ve anlayışlı olursa olsun şeklindedir. Yan cümle duyguların çok güçlü olabileceğini kabul eder, ancak ana yargıyı değiştirmez. Burada however, tender ve sympathetic sıfatlarının derecesini belirtir; nevertheless anlamındaki ancak değildir. Bu kalıp, güçlü bir niteliği kabul edip yine de geçerli kalan bir sonuç belirtmek için kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümlede however, no matter how anlamında kullanılmıştır?

  1. However, the skilled team may still need clear guidance.
  2. However skilled the team may be, it still needs clear guidance.
  3. The team may be skilled; however, it still needs clear guidance.
Cevabı göster

However skilled the team may be, it still needs clear guidance.

Kalıp ifadeler

Etkiyi hafifletmek veya silmek

Mitigate the impact, etkiyi daha az ciddi veya zararlı hâle getirmek demektir; etkinin yok olduğunu göstermez. Erase the impact çok daha güçlüdür: etkinin tamamen ortadan kaldırıldığını ifade eder. Konuşmacı mitigate or erase sözcüklerini bağlayarak zararı azaltmaktan tamamen ortadan kaldırmaya kadar iki değişim düzeyini kapsar. cannot entirely ile birlikte cümle, duyguların toplumsal dışlanmanın sonuçlarıyla bütünüyle başa çıkmaya yetmediğini söyler.

Alıştırma

Yeni bir bariyer selin verdiği zararı azalttı, ancak bir miktar zarar kaldı. Sonucu en iyi hangi cümle açıklar?

  1. The barrier erased the impact of the flooding.
  2. The barrier prevented the flooding.
  3. The barrier mitigated the impact of the flooding.
Cevabı göster

The barrier mitigated the impact of the flooding.

opposed friendship groups,

1:36

birbirine zıt arkadaş gruplarının,

clashing values,

1:38

çatışan değerlerin,

ongoing distance,

1:39

bitmeyen mesafenin,

incongruous life stages,

1:40

uyumsuz yaşam evrelerinin,

continuous alarm,

1:42

sürekli bir alarm halinin

or park benches.

1:44

veya park banklarının etkisini tamamen hafifletemez ya da silemez.

Kelime

social ostracism: bir grup tarafından dışlanma

Social ostracism, bir sosyal grup tarafından dışarıda bırakılmak, görmezden gelinmek veya reddedilmek demektir. Basit bir anlaşmazlıktan daha güçlüdür ve grubun kişiyi aidiyet ya da katılımdan mahrum bıraktığını ima eder. Bu listede ifade, bir ilişkinin olası sosyal bedelini adlandırır: diğer insanlar birini dışlayarak tepki verebilir. Başka durumlara aktarılabilecek temel fikir, yalnızca tek başına olmak değil, grup kaynaklı dışlanmadır.

Alıştırma

Hangi durum social ostracism için en açık örnektir?

  1. Bir grup, üyelerinden birini toplantılardan ve sosyal etkinliklerden kasıtlı olarak dışlar.
  2. İki arkadaş hangi filmi izleyecekleri konusunda anlaşamaz.
  3. Bir kişi kendi isteğiyle sakin bir akşamı yalnız geçirir.
Cevabı göster

Bir grup, üyelerinden birini toplantılardan ve sosyal etkinliklerden kasıtlı olarak dışlar.

If we understand love Dilbilgisi

1:46

Aşkı

as ultimately focused on the care and nurture of another person,

1:48

nihayetinde başka bir insanın bakımı ve gelişimine odaklanmış bir şey olarak anlarsak,

Dilbilgisi

understand love as içindeki understand A as B

understand A as B kalıbı, A'yı B açısından yorumlamak veya çerçevelemek demektir. Burada A love, B ise sevginin nihayetinde başka bir kişiye özen göstermeye ve onun gelişimini desteklemeye odaklandığı düşüncesidir; as zaman veya neden değil, yorumlama biçimini tanıtır. Bu çerçeveleme, sonraki tartışma için bir ölçüt oluşturur. Sevgi bu şekilde anlaşıldığında ilişkiler, diğer kişinin iyiliğini gerçekten destekleyip desteklemediklerine göre değerlendirilebilir.

Alıştırma

Cümleyi understand A as B kalıbını kullanarak tamamlayın: In this discussion, we ____ the choice to act despite fear.

Cevabı göster

understand courage as

should we continue to label as loving

1:52

eşimizi kaçınılmaz olarak

a relationship that necessarily mires our partner Kalıp ifadeler

1:55

bir dizi önlenebilir sefalete sürükleyen bir ilişkiyi

in a succession of avoidable miseries?

1:59

hâlâ sevgi dolu olarak nitelendirmeye devam etmeli miyiz?

Kalıp ifadeler

mire someone in a succession of...: birini art arda gelen sorunlara saplamak

Burada mire geçişli bir fiildir. Mire someone in something, birini kurtulması zor bir durumun içine derinden saplamak demektir. Sözcüğün imgesi çamura saplanmaktan gelir, ancak bu cümlede mecaz anlamda kullanılmıştır. A succession of, bir şeyin diğerinin ardından geldiği bir diziyi anlatır. İfade bir bütün olarak ilişkinin partneri tekrar tekrar önlenebilir acılara sürüklediğini söyler; soru da bunun dürüstçe sevgi olarak adlandırılıp adlandırılamayacağını sorgular.

Alıştırma

Cümleyi hedef yapılar mire ... in ve a succession of ile tamamlayın: Poor planning ____ the project in ____ avoidable delays.

Cevabı göster

mired · a succession of

Are we so uniquely fitted to be with them Dilbilgisi

2:02

Varlığımızın yol açtığı acıları haklı çıkaracak kadar

as to justify the suffering our presence entails?

2:06

onlarla birlikte olmaya eşsiz bir şekilde uygun muyuz?

Dilbilgisi

so uniquely fitted ... as to justify: derece ve sonuç

so + sıfat veya zarf + as to + fiilin yalın hâli yapısı, bir dereceyi sonuçla ilişkilendirir ve “... olacak kadar” anlamını verir. Burada so uniquely fitted ... as to justify, birbirine olağanüstü uygun olmanın acıyı haklı gösterecek bir dereceye ulaşıp ulaşamayacağını sorar. Bu bir retorik sorudur. Basit bir evet beklemek yerine şüphe ifade eder: sözde uyum, acıyı haklı göstermeye yetmeyebilir.

Alıştırma

Cümleyi resmî so + adjective + as to + verb yapısıyla tamamlayın: The warning was ____ vague ____ leave everyone confused.

Cevabı göster

so · as to

Might our so-called love for them Kelime

2:09

Onlara duyduğumuz sözde aşkımızın,

not in the end have more to do with our satisfaction Dilbilgisi

2:12

sonuçta onların mutluluğundan çok

than their fulfillment?

2:16

bizim tatminimizle ilgisi olabilir mi?

Kelime

Kuşku bildiren so-called love etiketi

So-called, love sözcüğünden önce gelir ve konuşanın bu etikete mesafe koyduğunu gösterir. Konuşan yalnızca duyguya ad vermekle kalmaz; onun gerçekten sevgi olarak adlandırılmayı hak edip etmediğini sorgular. Daha genel olarak so-called, bilinen bir etiketin doğruluğu veya değeri konusunda kuşku ifade eder. Burada, bu duygunun karşıdaki kişinin iyiliğinden çok kendi memnuniyetimize hizmet edebileceği yönündeki eleştiriyi güçlendirir.

Alıştırma

“Their so-called apology blamed everyone else,” cümlesinde so-called ne anlatır?

  1. Konuşan, özrün resmî ve tarafsız adını tanıtıyor.
  2. Konuşan, özrün çok uzun zaman önce gerçekleştiğini söylüyor.
  3. Konuşan, bunun özür olarak adlandırılmayı hak edip etmediğinden kuşku duyuyor.
Cevabı göster

Konuşan, bunun özür olarak adlandırılmayı hak edip etmediğinden kuşku duyuyor.

Dilbilgisi

have more to do with A than B karşılaştırma yapısı

have more to do with A than B yapısında have to do with, bir şeyle bağlantılı olmak veya onunla açıklanmak anlamına gelir. More bir karşılaştırma kurar: A daha güçlü bağlantı veya açıklamadır, ancak tek açıklama olmak zorunda değildir. Burada our satisfaction, their fulfillment ifadesinden daha güçlü bir neden olarak sunulur. Might ... not ...? soru biçimi, dinleyeni sevgi gibi görünen şeyi yeniden değerlendirmeye ve iki açıklamayı tartmaya davet eder.

Alıştırma

have more to do with A than B karşılaştırma yapısını kullanarak cümleyi tamamlayın: The drop in sales may ____ poor timing ____ product quality.

Cevabı göster

have more to do with · than

There are, of course,

2:18

Elbette, kaçışlarını

liars who will dress up their escapes Öbek fiiller

2:19

bir cömertlik eylemi gibi

as acts of generosity,

2:22

süsleyen yalancılar da vardır,

Öbek fiiller

dress up A as B: A'yı B diye süsleyip sunmak

dress up A as B kalıbı, özellikle A'nın gerçek niteliği pek takdire değer değilken onu daha çekici veya saygın olan B gibi göstermektir. Burada their escapes kişisel çıkarı koruyan ayrılışları, acts of generosity ise bunlara takılan soylu etiketi ifade eder. Bu kullanım konuşanın kuşkusunu gösterir: Yalancılar yalnızca neden gittiklerini açıklamaz, kaçışları özverili görünsün diye hikâyeyi yeniden şekillendirir. A soyut bir isim olduğunda dress up mecazidir; giyinmekle ilgili değildir.

Alıştırma

Cümleyi dress up A as B kalıbıyla tamamlayın: The spokesperson tried to ____ the budget cut ____ a bold reform.

Cevabı göster

dress up · as

but there are as many true lovers

2:24

ancak kendini sessizce

who quietly sacrifice themselves Deyimler

2:26

isimsiz fedakarlık sunaklarında feda eden

on unheralded altars of resignation.

2:29

gerçek aşıklar da en az onlar kadar çoktur.

Deyimler

kimsenin övmediği kabulleniş sunaklarında kendini feda etmek

Cümle genişletilmiş bir mecaz kurar: Gerçek âşıklar kendilerini sunaklarda feda eder. Gerçek bir dinsel tören yoktur. Diğer kişinin iyiliği için ilişkiden vazgeçmek ciddi bir adak gibi betimlenir; böylece kayıp bilinçli, acı verici ve ahlaken önemli görünür. Unheralded, herkesin önünde duyurulmayan veya övülmeyen demektir; bu nedenle fedakârlık görünmez kalır. Resignation burada işten ayrılmak değil, acı bir gerçeği istemeyerek kabullenmektir. Bu imgeler birlikte, hiçbir takdir görmeyen sessiz fedakârlığı onurlandırır.

Alıştırma

Bu cümlede sacrifice themselves on unheralded altars of resignation imgesi ne anlatıyor?

  1. İlişkiyi kutlamak için halka açık bir dinî tören yaparlar.
  2. İlişkiden sessizce vazgeçer ve toplum önünde hiçbir övgü almazlar.
  3. Partnerleri istediği için işlerinden resmen ayrılırlar.
Cevabı göster

İlişkiden sessizce vazgeçer ve toplum önünde hiçbir övgü almazlar.

It's hugely honorable and very moving

2:32

Birisiyle birlikte olmak için elinden gelenin en iyisini yapmak

to do one's utmost to be with someone, Kalıp ifadeler

2:35

son derece onurlu ve çok dokunaklıdır,

Kalıp ifadeler

do one's utmost to: bir şeyi yapmak için elinden geleni yapmak

Do one's utmost to do something, bir hedef için kişinin gösterebileceği en büyük çabayı göstermesi demektir. Burada to be with someone, çabanın hedefini belirtir. One's, iyelik için kullanılan bir yer tutucudur ve çabayı gösteren kişiye göre değişir: I do my utmost, she does her utmost ve they do their utmost. Bu ifade tam bir adanmışlığı güçlü biçimde vurgular.

Alıştırma

'Mümkün olan her türlü çabayı göstermek' anlamındaki resmî ifadeyle cümleyi tamamlayın: She did ____ finish the rescue plan before nightfall.

Cevabı göster

her utmost to

but it may be greater love still Anlatım akışı

2:39

ancak birine tapmak ve sonra,

to adore a person and then,

2:41

onların daha fazla vaktini boşa harcamadan

Anlatım akışı

but it may be greater love still: ama bu daha da büyük bir sevgi olabilir

But önce önceki olumlu düşünceyi kabul eder, ardından savı farklı bir sonuca yöneltir. May, yeni yargıyı kesinlik olarak değil, bir olasılık olarak sunar. Greater love still ifadesinde still, karşılaştırma ifadesinden sonra gelir ve even, yani even greater love anlamını taşır. Bu yapı, konuşanın ilk sevgi biçimine değer verirken bir sonrakinin daha üst düzey olabileceğini öne sürmesini sağlar.

Alıştırma

but it may be greater love still ifadesi sav içinde ne işe yarar?

  1. Önceki düşünceyi reddeder ve sevginin hiçbir değeri olmadığını iddia eder.
  2. Önceki sevgi türünün zaman içinde tamamen aynı kaldığını söyler.
  3. Önceki değerli düşünceyi kabul eder ve başka bir sevgi türünün daha da büyük olabileceğini öne sürer.
Cevabı göster

Önceki değerli düşünceyi kabul eder ve başka bir sevgi türünün daha da büyük olabileceğini öne sürer.

before wasting any more of their time,

2:43

onları rahat bırakmak,

to leave them well alone. Deyimler

2:46

çok daha büyük bir aşk olabilir.

Deyimler

leave them well alone: rahatsız etmeyi veya müdahaleyi tamamen bırakmak

Leave someone well alone, biriyle iletişim kurmayı, onu rahatsız etmeyi veya ona müdahale etmeyi tamamen bırakmak demektir. Buradaki well, alone sözcüğünü güçlendirir; “sağlıklı bir biçimde” ya da “ustaca” anlamına gelmez. Bu cümlede uzaklaşmak, sevgiden kaynaklanan bir seçim olarak sunulur: Konuşan kişi karşısındakini hâlâ çok sevebilir, ancak onun daha fazla zamanını almamaya karar verir. Aktarılabilir fikir, yalnızca fiziksel olarak uzaklaşmak değil, birine bilinçli olarak alan tanımaktır.

Alıştırma

Maya, Ben’i hâlâ önemsiyor ancak onunla iletişim kurmayı veya ona müdahale etmeyi tamamen bırakmaya karar veriyor. Hangi cümle bu seçimi en iyi ifade eder?

  1. I'm going to leave Ben well alone.
  2. I'm going to walk away now and call Ben later.
  3. I'm going to check on Ben every evening.
Cevabı göster

I'm going to leave Ben well alone.