Para Mutluluğu Satın Alabilir mi?: İngilizce çalışma notları

AsapSCIENCE

Öğrenme zorluğu
503 kelime 191 kel/dk

Video özeti: Video, başkalarına para vermenin, deneyim satın almanın ve küçük zevklerin harcamayı mutluluğu destekleyen bir araca nasıl dönüştürdüğünü gösterir. İngilizce öğrenme noktaları: 1. end up spending - Dil bilgisi ve cümle kalıpları: end up + -ing yapısının, piyango kazananların tüm parayı harcaması gibi, çoğu kez plansız bir sonucu anlattığını öğrenin. 2. prosocial spending - Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: parayı başkalarının yararı için kullanmayı anlatan araştırma terimini ve duygusal, sinirsel ödüllerle bağlantısını anlayın. 3. saving up for - Öbek fiiller: gelecekteki bir satın alma veya deneyim için parayı yavaş yavaş biriktirmeyi anlatın ve bunu hemen ödemekten ayırın.

Bu derste

While many of us go through life with the pursuit of money on our minds, Notlar

0:00

Birçoğumuz hayatımızı para peşinde koşarak geçirsek de,

Öbek fiiller

Go through life: hayat boyunca yaşamak

Bu cümlede go through life, kişinin yaşam sürecini yaşayıp ilerlemesi anlamına gelir. Hayatı, fiziksel olarak içinden geçilen bir yer değil, uzun bir yolculuk veya dönem olarak sunar. Bu ifade tek başına tarafsızdır; otomatik olarak zorluk yaşandığını ima etmez. Ardından gelen sözler çoğunlukla devam eden bir tutumu, alışkanlığı, hedefi veya yaşam biçimini anlatır.

Alıştırma

Cümleyi, zaman içinde kişinin hayatını yaşaması anlamına gelen hedef ifadeyle tamamlayın: She hopes to ____ with curiosity and courage.

Cevabı göster

go through life

Deyimler

On our minds: zihnimizi sürekli meşgul eden düşünceler

Bu cümlede on our minds, para peşinde koşmanın zaman içinde sürekli dikkatimizi çekmesi anlamına gelir. Bu ifade, bir şeyin zihinde kalmasını veya onu düşünmeyi bırakmanın zor olmasını anlatır; zihnin üzerinde fiziksel olarak bulunan bir şeyi anlatmaz. İyelik biçimi özneye göre değişir: on my mind, on your mind, on her mind ve on their minds. Kaygı ifade edebilir, ancak düşüncenin endişe verici olup olmadığını tek başına ifade değil, bağlam gösterir.

Alıştırma

Cümleyi en iyi tamamlayan ifadeyi seçin: I can't stop thinking about tomorrow's interview. It is constantly ____.

  1. on my mind
  2. in my mind
Cevabı göster

on my mind

we're often told that money can't buy happiness. Anlatım akışı

0:03

bize sık sık paranın mutluluğu satın alamayacağı söylenir.

Anlatım akışı

“Money can't buy happiness” ifadesini sınanacak bir iddia olarak sunmak

“Money can't buy happiness”, zenginliğin tek başına duygusal mutluluğu garanti etmediğini anlatan, yaygın olarak bilinen bir özdeyiştir. Burada konuşmacının nihai görüşü olmak zorunda değildir; bir savın başlangıç iddiası olarak işlev görür. Konuşmacı, yaygın olarak bilinen bir inancı önce sunarak onu kanıtlarla sınamadan, sınırlandırmadan veya yeniden değerlendirmeden önce ortak bir zemin oluşturabilir. “we're often told that” kalıbı bu iddiayı genel bir görüşe bağlar ve konuşmacının onunla arasında bir miktar mesafe olduğunu gösterir.

Alıştırma

Bu girişte “money can't buy happiness” nasıl bir söylem işlevi görüyor?

  1. Konuşmacının daha sonra sınayabileceği veya sınırlandırabileceği tanıdık bir başlangıç iddiası
  2. Daha sonraki hiçbir kanıtın değiştiremeyeceği nihai sonuç
  3. Mutluluğun nasıl ölçüldüğüne ilişkin teknik bir tanım
Cevabı göster

Konuşmacının daha sonra sınayabileceği veya sınırlandırabileceği tanıdık bir başlangıç iddiası

But what truth is there in this saying?

0:06

Peki bu söz ne kadar doğru?

Is there a correlation between money and happiness? Kalıp ifadeler

0:08

Para ile mutluluk arasında bir ilişki var mı?

Kalıp ifadeler

“Correlation between A and B” eşdizimi

“A correlation between A and B”, iki değişkenin istatistiksel bir ilişki gösterdiği anlamına gelir: biri değiştiğinde diğeri de belirli bir örüntü içinde değişme eğilimi gösterir. Yapıda iki değişken between sözcüğünden sonra belirtilir ve and ile bağlanır. Correlation bir ilişkilendirmeyi anlatır; A'nın B'ye veya B'nin A'ya neden olduğunu kanıtlamaz. Bu soruda money ve happiness, aralarındaki ilişki incelenen iki değişkendir.

Alıştırma

Araştırmalarda kullanılan standart eşdizimi tamamlayın: The study found a correlation ____ sleep quality and exam performance.

Cevabı göster

between

And if so, Kalıp ifadeler

0:10

Varsa,

how can we use it to our advantage? Kalıp ifadeler

0:11

bunu kendi yararımıza nasıl kullanabiliriz?

Kalıp ifadeler

If so: önceki olası koşula gönderme yapmak

Burada if so, “eğer bu doğruysa” ya da “durum buysa” anlamına gelir. So, hemen önce belirtilen düşüncenin tamamının yerini tutar; bu kalıpta “bu yüzden” anlamına gelmez. Bu kısa koşul bağlantısı, önceki olasılığı geçici olarak doğru kabul eder ve doğruysa ardından ne olacağıyla ilgili bir soru başlatır.

Alıştırma

So sözcüğünün önceki olasılığa gönderme yaptığı iki sözcüklü koşul ifadesiyle İngilizce cümleyi tamamlayın: “The museum may still be open. ____, we can visit after dinner.”

Cevabı göster

If so

Kalıp ifadeler

Use it to our advantage: bir durumu faydaya dönüştürmek

Use something to our advantage, bir gerçeği, kaynağı veya durumu bize yarar sağlayacak biçimde kullanmak demektir. Soruda, daha önce ele alınan bilgi veya durumu pratik bir faydaya dönüştürmeyi ifade eder. İyelik belirleyicisi, yararı elde eden kişiye göre değişir: to my advantage, to your advantage veya to their advantage. İfade tek başına başka birini sömürmek ya da ona zarar vermek anlamına gelmez.

Alıştırma

Yarar sağlayan kişi we olduğunda kullanılan to + iyelik belirleyicisi + advantage ifadesiyle İngilizce cümleyi tamamlayın: “The report reveals a gap in the market, so let's use it ____.”

Cevabı göster

to our advantage

Humans are very sensitive to change.

0:13

İnsanlar değişime karşı çok hassastır.

When we get a raise or commission, Kelime

0:15

Zam ya da prim aldığımızda,

Kelime

get a raise or commission: geliri artıran iki ödeme türü

Bu cümlede get a raise, düzenli ücrette kalıcı bir artış almak anlamına gelir. Commission ise satış yapmak veya anlaşma tamamlamak karşılığında kazanılan ve çoğu zaman yüzdelik olarak hesaplanan ödemedir. İfade, gelirin artabileceği iki farklı yolu sıralar: raise temel ücret oranını değiştirirken commission performansa bağlı kazanç ekler. Buradaki commission, bir kurul veya verilen bir görev değil, ücret anlamındadır.

Alıştırma

Bir satış görevlisi her satış değerinin %5’ini alıyor. Bu ödemeyi en iyi hangi cümle açıklar?

  1. She earns commission.
  2. She gets a raise.
  3. She joins a commission.
Cevabı göster

She earns commission.

we really enjoy it.

0:17

buna gerçekten seviniriz.

But we adapt at incredible speeds to our new wealth.

0:18

Ama yeni servetimize inanılmaz bir hızla alışırız.

Some studies have shown that in North America,

0:21

Bazı araştırmalar, Kuzey Amerika'da

additional income beyond $75,000 a year

0:23

yıllık 75.000 doların üzerindeki ek gelirin

ceases to impact day-to-day happiness. Dilbilgisi

0:26

günlük mutluluğu artık etkilemediğini gösteriyor.

Dilbilgisi

ceases to impact: artık etkili olmamak

Ceases to impact, cease to + fiilin yalın hâli yapısını izler ve “üzerinde etkili olmayı bırakır” anlamına gelir. Bir eylemin veya etkinin artık devam etmediği noktayı anlatan resmî bir ifadedir. Buradaki iddia, belirtilen yıllık eşiğin üzerindeki gelirin günlük mutluluğu artık artırmadığıdır. Gelirin azaldığını veya mutluluğun kötüleştiğini söylemez.

Alıştırma

Cease to ve impact sözcüklerinin doğru biçimini kullanarak resmî cümleyi tamamlayın: Beyond a certain point, extra spending ____ customer satisfaction.

Cevabı göster

ceases to impact

In fact,

0:28

Hatta

people who win the lottery

0:29

piyangoyu kazanan kişiler

often report becoming extremely unhappy.

0:31

çoğu zaman son derece mutsuz hâle geldiklerini söylüyor.

They often end up spending all the money, Dilbilgisi

0:33

Genellikle sonunda bütün parayı harcıyorlar,

Dilbilgisi

end up spending: planlanmamış bir son sonuç

End up + fiilin -ing biçimi, bir sürecin veya olaylar dizisinin sonunda ortaya çıkan sonucu anlatır. Bu yapı çoğu zaman sonucun başlangıçta planlanan ya da beklenen şey olmadığını ima eder. Burada end up spending, kazananların başlangıçta ne yapmayı amaçladıklarından bağımsız olarak gerçek sonucun bütün parayı harcamaları olduğunu anlatır. Harcama eylemini bitirdikleri anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi end up ve spend fiilinin -ing biçimini kullanarak tamamlayın: People who shop without a plan often ____ more than they intended.

Cevabı göster

end up spending

going into debt, Kalıp ifadeler

0:35

borca giriyorlar

Kalıp ifadeler

going into debt: para borçlu olunan bir duruma girmek

Go into debt, para borçlu olunan bir duruma girmek anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Into, fiziksel bir yere doğru hareketi değil, durum değişikliğini belirtir. Burada going into debt, parayı harcamanın ardından gelen başka bir sonuç olarak borçlanmayı sunar. İfade tek başına iflas etmek anlamına gelmez; yalnızca para borçlu olunduğunu belirtir.

Alıştırma

Cümleyi go into debt ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: A business that borrows more than it can repay may ____.

Cevabı göster

go into debt

and experience ruined social relationships.

0:36

ve sosyal ilişkileri bozuluyor.

So,

0:38

Öyleyse,

surely money can't really buy happiness.

0:39

para gerçekten de mutluluğu satın alamıyor olmalı.

Well,

0:41

Ancak

recent studies suggest that Anlatım akışı

0:42

son araştırmalar,

the problem may actually be

0:43

asıl sorunun

in the way that we spend money. Dilbilgisi

0:44

parayı harcama biçimimizde olabileceğini gösteriyor.

Anlatım akışı

Temkinli kanıt ifadelerinde studies suggest that

Bu cümlede studies kanıtın kaynağını belirtirken suggest that bu kanıtın desteklediği sonucu sunar. Suggest burada tavsiye vermek değil, işaret etmek anlamındadır. Suggest, prove veya establish kadar kesin olmadığı için yazar iddiayı kanıta dayalı ama yine de bazı sınırlamalara açık biçimde sunar. Bu kalıp argümanı ‘kanıtın kaynağı → temkinli sonuç’ şeklinde düzenler.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrenilen temkinli kanıt aktarma ifadesiyle tamamlayın: Several studies ____ regular breaks can improve concentration.

Cevabı göster

suggest that

Dilbilgisi

Bir yöntemi anlatan the way that + yan cümle yapısı

Bu cümlede the way that we spend money, how we spend money yani ‘parayı harcama biçimimiz’ anlamına gelen bir isim öbeğidir. that we spend money yan cümlesi, söz konusu belirli biçimi tanımlar. That burada bir ilgi bağlayıcısıdır ve çoğu zaman atılabilir: the way we spend money. Önceki in, isim öbeğinin tamamıyla birleşir ve sorunun kaynağının yöntemde olduğunu belirtir; bir şeyin fiziksel olarak yolu kapattığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi way ve bağlayıcı that kullanan hedef yapıyla tamamlayın: We changed ____ we organize our weekly meetings.

Cevabı göster

the way that

Instead of buying things for yourself, Dilbilgisi

0:46

Kendinize bir şeyler almak yerine,

try giving some of it to other people Dilbilgisi

0:48

paranızın bir kısmını başkalarına vermeyi deneyin

Dilbilgisi

Instead of buying: bir eylemi başka bir eylemle değiştirmek

Instead of + -ing biçimi, seçilmeyen bir eylemi tanıtır ve onun yerine başka bir eylemin yapıldığını gösterir. Bu cümlede kişinin kendisi için bir şeyler satın alması, paranın bir kısmını başkalarına verme eylemiyle değiştirilmektedir. Eylemleri karşılaştırmak için Instead of doing A, do or try doing B kalıbını kullanabilirsiniz. Buradaki of bir edat olduğu için ardından gelen eylem genellikle buy değil, buying gibi -ing biçimini alır.

Alıştırma

Yerine başka bir eylem yapılan seçeneği tanıtan iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____ taking a taxi, we walked to the station.

Cevabı göster

Instead of

Dilbilgisi

Try giving: olası bir çözümü denemek

Try + -ing biçimi, bir eylemi işe yarayıp yaramadığını görmek için test edilecek bir yöntem olarak sunar. Temel vurgu, eylemi tamamlamanın zorluğu veya gerektirdiği çaba değildir. Bu cümlede paranın bir kısmını başkalarına vermek, baskı yaratmayan bir deneme olarak önerilmektedir. Bu kalıp pratik öneriler için kullanışlıdır: Try doing X deyip sonucu gözlemleyebilirsiniz.

Alıştırma

Bir yazıcı çalışmıyor. Hangi öneri, yeniden başlatmayı test edilecek bir yöntem olarak sunar?

  1. Try to restart the printer.
  2. Stop restarting the printer.
  3. Try restarting the printer.
Cevabı göster

Try restarting the printer.

and see how you feel.

0:50

ve nasıl hissettiğinize bakın.

Studies show that people who spend their money on others Kalıp ifadeler

0:51

Araştırmalar, parasını başkaları için harcayan insanların

feel happier.

0:54

kendilerini daha mutlu hissettiğini gösteriyor.

Kalıp ifadeler

spend their money on others: spend money on + harcama hedefi

Bu cümlede spend their money on others, parayı başkalarına yarar sağlayacak biçimde kullanmak demektir. Others, harcamadan yararlanan kişileri belirtir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp spend + money veya bir miktar + on + kişi, şey ya da etkinlik şeklindedir. on sonrasındaki bölüm paranın nereye gittiğini gösterir.

Alıştırma

Cümleyi spend money kalıbına uygun edatla tamamlayın: Nora spent thirty dollars ____ art supplies for the club.

Cevabı göster

on

And while people who spend it on themselves Dilbilgisi

0:55

Parasını kendisi için harcayanlarsa

don't necessarily become less happy, Dilbilgisi

0:57

mutlaka daha mutsuz olmuyor,

their happiness is unchanged.

0:59

mutluluk düzeyleri değişmeden kalıyor.

Dilbilgisi

Ödünleme bağlacı olarak while

Burada while, ‘-se de’ veya ‘olsa da’ anlamındadır; ‘-iken’ şeklindeki zaman anlamında değildir. Önce, kişinin parayı kendisine harcamasının onu mutlaka daha mutsuz yapmadığı kabul edilir. Ardından ana cümle önemli karşıt sonucu verir: mutluluk düzeyi aynı kalır. while'ın bu ödünleme kullanımı, farklı ya da önceki fikri sınırlayan bir sonuca geçmeden önce bir gerçeği kabul etmeyi sağlar.

Alıştırma

“While people who spend money on themselves don't necessarily become less happy, their happiness is unchanged,” cümlesinde while nasıl bir ilişki ifade eder?

  1. İki eylemin aynı anda gerçekleştiğini gösterir.
  2. Mutluluğun neden azaldığını açıklar.
  3. Bir noktayı kabul ettikten sonra onunla karşıtlık oluşturan ana sonucu verir.
Cevabı göster

Bir noktayı kabul ettikten sonra onunla karşıtlık oluşturan ana sonucu verir.

Dilbilgisi

don't necessarily: garanti değil, kesin bir olumsuzluk değil

don't necessarily become less happy ifadesinde necessarily, do not ... necessarily olumsuz yapısının kapsamındadır. Cümle, daha az mutlu olmanın kaçınılmaz bir sonuç olduğunu reddeder; hiç kimsenin daha az mutlu olmadığını ileri sürmez. do/does not necessarily + fiilin yalın hâli, bir sonuç bazı durumlarda ortaya çıkabilse de garanti olmadığında ölçülü bir iddia kurmak için kullanılır. Burada sonraki yan cümle grubun mutluluk düzeyinin değişmediğini bildirir; bu temkinli ifade, kanıtların desteklediğinden daha geniş bir sonuca varılmasını önler.

Alıştırma

Garanti olmadığını belirten hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: A higher price ____ mean better quality.

Cevabı göster

doesn't necessarily

This same principle has been tested

1:00

Aynı ilke

on teams and organizations as well.

1:02

ekipler ve kuruluşlar üzerinde de test edildi.

One experiment showed that

1:04

Bir deney şunu gösterdi:

instead of an organization writing a large check to a charity, Kalıp ifadeler

1:06

Bir kuruluşun hayır kurumuna yüklü bir çek yazması yerine,

Kalıp ifadeler

write a large check to a charity: çekle bağış yapmak

writing a large check to a charity ifadesinde check, kâğıt üzerinde düzenlenen ödeme belgesi olan çek için kullanılan Amerikan İngilizcesi adıdır. Write a check, bir çeki doldurup imzalamayı anlatan doğal sözcük birlikteliğidir; to a charity ise alıcıyı belirtir. Large, çekin fiziksel boyutunu değil tutarını niteler. Bağlamda bu ifade, bir hayır kurumuna çekle yüksek miktarda bağış ödemesi yapmak anlamına gelir.

Alıştırma

Alıcıdan önce to kullanarak cümleyi write a check ifadesinin doğru sözcük birlikteliğiyle tamamlayın: At the fundraiser, Maya decided to ____ the local food bank.

Cevabı göster

write a check to

dividing the amount up amongst employees Öbek fiiller

1:09

parayı çalışanlar arasında paylaştırmak

and allowing them to contribute

1:11

ve onların bağış yapmalarına izin vermek,

to a charity of their choosing Kalıp ifadeler

1:12

hem de kendi seçtikleri bir hayır kurumuna,

increased their job satisfaction.

1:14

iş memnuniyetlerini artırdı.

Öbek fiiller

dividing the amount up: bir bütünü parçalara ayırmak

Divide something up, bir bütünü genellikle dağıtmak amacıyla daha küçük parçalara ayırmak anlamına gelen ayrılabilir bir öbek fiildir. Bu cümlede kuruluş, toplam miktarı çalışanlar arasında bölüştürür; up, bölme işleminin tamamlandığını belirtir ve “yukarı” anlamına gelmez. Burada isim olan the amount nesnesi divide ile up arasındadır. İsim, divide up the amount örneğindeki gibi parçacıktan sonra da gelebilir; ancak zamir mutlaka ortaya gelmelidir: divide it up denir, divide up it denmez.

Alıştırma

Cümleyi divide ... up yapısının doğru biçimiyle tamamlayın. We have one large budget, so let's ____ among the three projects.

Cevabı göster

divide it up

Kalıp ifadeler

a charity of their choosing: seçim onlara ait

Of their choosing, bir isimden sonra gelen ve “onlar tarafından seçilen” anlamını taşıyan bir ifadedir. a charity of their choosing ifadesindeki their, hayır kurumunu seçen kişilerin çalışanlar olduğunu gösterir; seçimi yapan hayır kurumu değildir. Yeniden kullanılabilen kalıp isim + of + iyelik belirleyicisi + choosing şeklindedir. Belirtilen kişinin seçme hakkına veya özgürlüğüne sahip olduğunu vurgular.

Alıştırma

Cümleyi choosing kullanan ve “sizin özgürce seçtiğiniz” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın. You may schedule the interview at a time ____.

Cevabı göster

of your choosing

Similarly,

1:16

Benzer şekilde,

individuals that spend monetary incentives on each other

1:17

maddi teşvikleri birbirleri için harcayan kişiler,

as opposed to themselves

1:21

kendileri için harcayanlara kıyasla,

increase not only job satisfaction, Dilbilgisi

1:22

yalnızca iş memnuniyetini artırmakla kalmıyor,

but improve team performance and sales.

1:24

ekip performansını ve satışları da yükseltiyor.

Dilbilgisi

not only ... but (also): daha güçlü ikinci bir sonuç eklemek

Bu cümlede not only, iş memnuniyetindeki artışı ilk fayda olarak işaretlerken but ek bir faydayı, yani ekip performansı ile satışların iyileşmesini sunar. Bu yapı, ikinci sonucu yalnızca eş değer başka bir madde olarak değil, önemli bir ek gelişme olarak öne çıkarır. Aktarılabilir kalıp not only X but (also) Y biçimindedir. Sözcükleri, sözcük gruplarını veya yan cümleleri bağlayabilir; ancak X ve Y normalde dil bilgisel olarak paralel yapılarda olmalıdır.

Alıştırma

Cümleyi standart ikili yapıyla tamamlayın: The mentoring program will ____ build confidence ____ improve teamwork.

Cevabı göster

not only · but also

This has been seen in both sales and sports teams.

1:27

Bu durum hem satış hem de spor ekiplerinde görüldü.

Almost everywhere we look in the world, Anlatım akışı

1:30

Dünyanın neredeyse neresine bakarsak bakalım,

Anlatım akışı

Almost everywhere we look ... geniş kapsam belirleyen bir giriş çerçevesi olarak

Almost everywhere we look in the world, kapsamı önceden belirleyen bir giriş çerçevesidir. Konuşmacı temel bulguyu açıklamadan önce dinleyicinin dikkatini tek tek örneklerden birçok yerde yapılan gözlemlere genişleterek kapsamlı bir genellemeye hazırlık yapar. Almost sözcüğü çok önemlidir: örüntüyü son derece yaygın gösterirken istisnalara yer bırakır. Bu çerçeve, sonucun her yerde geçerli olduğunu mutlak biçimde öne sürmeden genişlik duygusunu güçlendirir.

Alıştırma

"Almost everywhere we look in the world," giriş çerçevesinin temel söylem işlevi nedir?

  1. Sonraki iddiayı belirli tek bir yerle sınırlamak
  2. Sonraki iddiayı, istisnalara izin veren yaygın bir örüntü olarak çerçevelemek
  3. Her yerin kontrol edildiğini ve hiçbir istisna olmadığını iddia etmek
Cevabı göster

Sonraki iddiayı, istisnalara izin veren yaygın bir örüntü olarak çerçevelemek

we see that giving money or gifts to others

1:32

başkalarına para ya da hediye vermenin

is positively correlated with happiness. Kalıp ifadeler

1:34

mutlulukla pozitif bir ilişki içinde olduğunu görüyoruz.

Kalıp ifadeler

Be positively correlated with: ile pozitif korelasyon göstermek

Bu cümlede “giving money or gifts to others” ve “happiness” iki değişkendir. “Is positively correlated with”, gözlemlenen verilerde değişkenlerden birinin değeri yükseldikçe diğerinin değerinin de yükselme eğiliminde olduğu anlamına gelir. Korelasyon bir ilişki örüntüsünü açıklar; vermenin mutluluğa neden olduğunu kanıtlamaz. Bu, grup düzeyinde bir eğilimdir ve örüntünün her birey için geçerli olduğunu ileri sürmez.

Alıştırma

“Study time is positively correlated with test scores” cümlesi ne anlama gelir?

  1. Daha çok çalışmanın her öğrencinin puanını yükselttiği kanıtlanmıştır.
  2. Daha çok çalışan öğrencilerin sınav puanları daha düşük olma eğilimindedir.
  3. Verilerde, daha çok çalışan öğrencilerin sınav puanları daha yüksek olma eğilimindedir.
Cevabı göster

Verilerde, daha çok çalışan öğrencilerin sınav puanları daha yüksek olma eğilimindedir.

Interestingly,

1:36

İlginç bir şekilde,

the specific way the money is spent on others

1:37

paranın başkaları için tam olarak nasıl harcandığı

isn't important.

1:39

önemli değil.

From trivial gifts to major charity efforts, Anlatım akışı

1:40

Küçük hediyelerden büyük hayır çalışmalarına kadar,

Anlatım akışı

From trivial gifts to major charity efforts: kapsam belirten bir kalıp

“From A to B” kalıbı, zıt iki uç noktayı bir aralığın iki yanına yerleştirir. Burada “trivial gifts” küçük ölçekli uç, “major charity efforts” ise büyük ölçekli uçtur; böylece ifade, iddianın vermenin pek çok biçim ve boyutunu kapsadığını etkili biçimde gösterir. Bu kalıp zamanı veya hareketi değil, kapsamı düzenler. Hediyelerin hayır girişimlerine dönüştüğünü ya da önce gerçekleştiğini söylemez.

Alıştırma

Aralık kalıbını eksik iki sözcükle tamamlayın: “____ short emails ____ detailed reports, the course covers many kinds of professional writing.”

Cevabı göster

From · to

spending something on others

1:43

başkaları için harcama yapmak,

is the important aspect in increasing your happiness.

1:44

mutluluğunuzu artıran asıl unsurdur.

The emotional rewards of prosocial spending Kelime

1:47

Başkaları için harcama yapmanın duygusal ödülleri

are even detectable at the neural level. Kalıp ifadeler

1:50

sinirsel düzeyde bile tespit edilebiliyor.

Kelime

prosocial spending: başkalarına yarar sağlayan harcama

Prosocial spending (prososyal harcama), parayı başka insanlara veya daha geniş bir gruba yarar sağlayacak biçimde kullanmayı anlatan bir davranış bilimi terimidir. Bağışları, hediyeleri veya başka birine yardımcı olacak bir şeyin ücretini ödemeyi içerebilir. Burada prosocial, “başkalarına yardım etmeyi amaçlayan” demektir; “sosyalleşme konusunda iyi” anlamına gelmez. İfade, duygusal getirilerle bağlantılı harcama türünü adlandırır.

Alıştırma

Hangi durum prosocial spending için en açık örnektir?

  1. Doğum gününde aldığın paranın bir kısmıyla bir mahalle gıda bankasına yiyecek almak
  2. Kendi bisikletin için para biriktirmek
  3. Yalnızca senin oynayacağın bir oyun için ödeme yapmak
  4. Hiç para harcamadan arkadaşlarınla konuşmak
Cevabı göster

Doğum gününde aldığın paranın bir kısmıyla bir mahalle gıda bankasına yiyecek almak

Kalıp ifadeler

at the neural level: bilimsel kanıt düzeyi

At the neural level, bir etkinin kanıtının nerede gözlemlenebileceğini belirtir: sinir sisteminin örüntülerinde veya süreçlerinde, çoğu zaman beyin etkinliğinde. Bu cümlede even, duygusal etkinin yalnızca bildirilen duygularla veya gözlemlenebilir davranışlarla sınırlı olmadığını; sinirsel kanıtlarda da tespit edilebildiğini gösterir. Burada level, daha yüksek veya daha düşük bir sıra değil, bilimsel analiz katmanı anlamına gelir. İfade bir ölçüm yöntemini, belirli bir beyin bölgesini veya özel bir mekanizmayı belirtmez.

Alıştırma

“The effect was detected at the neural level.” cümlesinde at the neural level bize ne anlatır?

  1. Sinir sistemi veya beyin etkinliğinde gözlemlendi.
  2. Yalnızca bir kişinin sözlü anlatımında fark edildi.
  3. Yüksek bir puan veya sıra aldı.
  4. Belirli bir beyin bölgesinin buna neden olduğunu kanıtlar.
Cevabı göster

Sinir sistemi veya beyin etkinliğinde gözlemlendi.

If you are going to spend the money on yourself,

1:52

Parayı kendiniz için harcayacaksanız,

try to go after experiences Öbek fiiller

1:54

deneyimlere yönelmeyi deneyin,

as opposed to material things. Kalıp ifadeler

1:56

maddi şeylere değil.

Öbek fiiller

Bir hedefin veya deneyimin peşinden gitmek: go after

Burada go after, istediğin bir şeyi bilinçli biçimde seçip onun peşinden gitmek anlamına gelir. Konuşmacı, deneyimleri hedef olarak öneriyor; onları fiziksel olarak kovalamaktan veya onlara saldırmaktan söz etmiyor. go after + isim veya zamir yapısı, nesneyi genellikle elde etmek ya da başarmak için niyet ve çaba gereken bir hedef, fırsat veya sonuç olarak gösterir.

Alıştırma

“If that position excites you, go after it.” cümlesinde go after ne anlama gelir?

  1. Fiziksel olarak arkasından gitmek
  2. Onu elde etmek için aktif biçimde çabalamak
  3. Hemen ona para harcamak
Cevabı göster

Onu elde etmek için aktif biçimde çabalamak

Kalıp ifadeler

A ile B'yi karşılaştırmak için as opposed to

As opposed to, ilk seçenekle karşılaştırılan diğer seçeneği tanıtır. Burada experiences ile material things karşılaştırılır ve ifade yaklaşık olarak rather than ya da instead of anlamına gelir. A ile B arasındaki karşıtlığı açıkça göstermek için A as opposed to B yapısını kullan. Bu yapı iki seçeneği veya kategoriyi düzenler; opposed burada A ile B'nin kavga ettiği anlamına gelmez.

Alıştırma

“The class focuses on practice as opposed to long lectures.” cümlesinde as opposed to ne işe yarar?

  1. Uygulamanın ders anlatımlarından sonra gerçekleştiğini gösterir.
  2. Uygulamayı uzun ders anlatımlarıyla karşılaştırır.
  3. Dersin bütün anlatımlara şiddetle karşı olduğunu söyler.
Cevabı göster

Uygulamayı uzun ders anlatımlarıyla karşılaştırır.

Traveling or going to an event

1:58

Seyahat etmek veya bir etkinliğe gitmek,

is more impactful for the vast majority of people Kalıp ifadeler

1:59

insanların büyük çoğunluğu için daha etkilidir

in the long run. Deyimler

2:02

uzun vadede.

Kalıp ifadeler

the vast majority of people: çok yüksek bir oran

The vast majority of people, insanların yalnızca yarıdan fazlasını değil, çok büyük bir bölümünü ifade eder. Vast, majority sözcüğünü güçlendirir; böylece konuşan kişi eğilimin grubun neredeyse tamamı için geçerli olduğunu belirtir. Ancak ifade yine de istisnalara izin verir. Burada insanlar hakkında güçlü bir genelleme yapılır, fakat her bireyin aynı deneyimi yaşadığı iddia edilmez.

Alıştırma

Bu cümlede the vast majority of people neyi ifade ediyor?

  1. İstisnasız her insan
  2. İnsanların tam olarak yarısı
  3. Bazı istisnalar kalabilse de insanların çok büyük bir bölümü
  4. Yalnızca az sayıda insan
Cevabı göster

Bazı istisnalar kalabilse de insanların çok büyük bir bölümü

Deyimler

in the long run: genel uzun vadeli sonuç

In the long run, genel etkiler veya sonuçlar uzun bir dönem boyunca değerlendirildiğinde anlamına gelen bir deyimdir. Buradaki run fiziksel hareketle ilgili değildir; ifadenin tamamı zaman çerçevesini belirten bir zarf öbeği olarak çalışır. Bu cümlede dikkati anlık bir tepkiden kalıcı etkiye yöneltir. Kısa vadeli ve uzun vadeli değerlendirmeler farklı olabileceğinde özellikle kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi “genel sonuçlar uzun bir dönem boyunca değerlendirildiğinde” anlamına gelen deyimle tamamlayın: Better insulation costs more at first, but it saves money ____.

Cevabı göster

in the long run

And while you're saving up for these big experiences, Öbek fiiller

2:03

Bu büyük deneyimler için para biriktirirken,

Öbek fiiller

save up for: gelecekteki bir hedef için para biriktirmek

“Saving up for” ifadesinde save up, yeterli miktara ulaşana kadar parayı yavaş yavaş bir kenara ayırmak demektir. For edatı, bu paranın karşılayacağı hedefi getirir; burada hedef bu büyük deneyimlerdir. Aktarılabilir kalıp save up for + hedef veya save up + miktar + for + hedef şeklindedir. Up, yalnızca parayı elde tutmak ya da daha az harcamak yerine zaman içinde bir fon oluşturma anlamı katar.

Alıştırma

Cümleyi “bir hedef için parayı yavaş yavaş biriktirmek” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: We’re ____ a camping trip by setting aside a little money each month.

Cevabı göster

saving up for

don't forget about the daily joys in life.

2:05

hayatın günlük sevinçlerini unutmayın.

Many small frequent pleasures

2:07

Sık sık yaşanan küçük zevkler,

help to get you through the days Öbek fiiller

2:09

günleri atlatmanıza yardımcı olur

Öbek fiiller

Get someone through: birinin zor bir dönemi atlatmasına yardım etmek

“Get you through the days” ifadesinde get + kişi + through + dönem, özellikle dönem zor, yorucu veya stresli olduğunda, kişinin dönem bitene kadar devam etmesine yardım etmek demektir. Bu kullanım mecazidir; hiç kimse fiziksel olarak günlerin içinden geçmez. Aktarılabilir kalıp get someone through + zor olay veya dönem şeklindedir. Özne, alışkanlık, kişi ya da kaynak gibi desteği sağlayan şeyi belirtir; someone ise bu destekten yararlanan kişidir.

Alıştırma

Nesne zamiri me kullanarak cümleyi get someone through kalıbıyla tamamlayın: Her kind messages helped to ____ my first week at a new school.

Cevabı göster

get me through

and encourage change,

2:10

ve değişimi teşvik eder;

which stimulates the brain.

2:12

bu da beyni uyarır.

Instead of buying a $3,000 rug

2:13

3.000 dolarlık bir halı almak yerine,

that provides a one-time experience for the next 10 years,

2:15

bu halı önümüzdeki 10 yıl boyunca size tek seferlik bir deneyim sunarken,

a $5 latte with friends

2:18

arkadaşlarla içilen 5 dolarlık bir latte

will be different each time,

2:20

her seferinde farklı olacak

offering unique access to happiness opportunities. Dilbilgisi

2:21

ve mutluluğa ulaşmanız için eşsiz fırsatlar sunacaktır.

Dilbilgisi

offering unique access to happiness opportunities: sonucu belirten ek yan cümle

Burada offering, önceki durumun tamamını açıklayan ek bir -ing yan cümlesi başlatır: arkadaşlarla 5 dolarlık bir latte içme deneyimi her seferinde farklı olacaktır. Bu yan cümle, o durumun doğurabileceği sonucu, yani mutluluğu deneyimlemek için benzersiz fırsatları sunar. Bu nedenle offering sözcüğünün örtük öznesi yalnızca friends değil, önceki durumun tamamıdır. Ana cümle + virgül + -ing yan cümlesi şeklindeki bu kısa yapı, yeni bir bağımsız cümle başlatmadan sonuç, etki veya eşlik eden bir durum eklemek için sıkça kullanılır.

Alıştırma

Aşağıdaki cümlede -ing yan cümlesi neyi ifade ediyor? The new policy lets employees choose their hours, offering them more freedom.

  1. Yeni politikanın oluşturduğu durumun bir sonucunu veya etkisini belirtir.
  2. Sunma eylemini yalnızca çalışanların yaptığını söyler.
  3. Daha fazla özgürlük sunulmasını emreder.
Cevabı göster

Yeni politikanın oluşturduğu durumun bir sonucunu veya etkisini belirtir.

Though money is unlikely to be the main source of happiness Dilbilgisi

2:24

Paranın mutluluğun ana kaynağı olması pek olası değildir,

in our lives,

2:27

kendi hayatlarımız söz konusu olduğunda.

it certainly has the potential Kalıp ifadeler

2:27

Yine de kesinlikle şu potansiyele sahiptir:

to make some things easier Dilbilgisi

2:29

bazı şeyleri kolaylaştırmak

and complicate others.

2:31

ve bazılarını karmaşıklaştırmak.

Dilbilgisi

is unlikely to be: düşük olasılık ifade etmek

is unlikely to be yapısında unlikely, be fiilinden sonra gelen bir sıfattır; to be ise onu izleyen mastardır. be unlikely to + fiil kalıbı, bir olayın gerçekleşme veya bir iddianın doğru olma olasılığının düşük olduğunu belirtir. Burada paranın mutluluğun ana kaynağı olmamasının beklendiğini temkinli biçimde ifade eder. Bunun imkânsız olduğunu söylemez ve unlikely içindeki like, bir şeyi beğenmek veya tercih etmek anlamıyla ilgili değildir.

Alıştırma

Cümleyi be unlikely to + fiil kalıbıyla tamamlayın: With only a 5% chance of rain, the match ____ canceled.

Cevabı göster

is unlikely to be

Kalıp ifadeler

has the potential to: kesinlik içermeyen olasılık

has the potential to + fiilin yalın hâli yapısında potential, bir sonuç doğurmaya yönelik gerçek bir kapasiteyi veya olasılığı ifade eder. Burada has the potential to make... bazı şeyleri kolaylaştırmayı ve diğerlerini karmaşıklaştırmayı garanti edilen sonuçlar olarak değil, olası etkiler olarak sunar. Kanıtlar veya koşullar gelecekte olası bir etkiyi desteklediğinde, ancak bunun muhtemel ya da kesin olduğunu söylemek istemediğinizde bu yapıyı kullanın.

Alıştırma

Hangi cümle, yeni tasarımın muhtemelen veya kesinlikle fayda sağlayacağını iddia etmeden bu ihtimali temkinli biçimde ifade eder?

  1. The redesign will reduce energy use.
  2. The redesign is likely to reduce energy use.
  3. The redesign has the potential to reduce energy use.
Cevabı göster

The redesign has the potential to reduce energy use.

Dilbilgisi

make some things easier: make + nesne + sıfat

make + nesne + sıfat yapısında make, ‘bir duruma gelmesine neden olmak’ anlamındaki ettirgen bir fiildir. make some things easier ifadesinde some things nesnedir ve easier ortaya çıkan durumu açıklayan bir sıfattır. Bu yapı, bir şeyin neden olduğu değişime odaklanır: make the instructions clearer, make the room quieter veya make a task easier. Burada make, nesneyi üretmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Formu daha az zor hâle getirmek anlamını verecek şekilde İngilizce cümleyi make + nesne + sıfat yapısıyla tamamlayın: Clear labels can ____ the form ____.

Cevabı göster

make · easier

But at the end of the day, Deyimler

2:32

Ama sonuçta,

it can buy happiness Anlatım akışı

2:33

para mutluluğu satın alabilir,

if spent in the right way. Dilbilgisi

2:35

yeter ki doğru şekilde harcansın.

Deyimler

At the end of the day: nihai bir yargı sunmak

At the end of the day, her şey göz önünde bulundurulduğunda ya da sonuçta anlamına gelen bir deyimdir. Burada önceki tartışmadan konuşanın temel sonucuna geçildiğini gösterir. Akşamı ya da bir günün gerçek anlamda sona ermesini anlatmaz. Daha genel olarak, farklı etkenler değerlendirildikten sonra en önemli yargıyı sunarak tartışmayı sonuçlandırır.

Alıştırma

Bu cümlede at the end of the day neyi gösteriyor?

  1. Konuşan, mutluluğun yalnızca akşamları ortaya çıktığını söylüyor.
  2. Konuşan, paranın tam olarak ne zaman harcandığını anlatıyor.
  3. Konuşan, konuyu değerlendirdikten sonra nihai bir yargı sunuyor.
Cevabı göster

Konuşan, konuyu değerlendirdikten sonra nihai bir yargı sunuyor.

Anlatım akışı

it can buy happiness: kesin bir iddiayı düzeltmek

it can buy happiness yan cümlesi, yaygın money can't buy happiness iddiasına geri döner ve onu yalnızca tekrarlamak yerine olumsuz iddiayı olumlu bir olasılığa dönüştürür. it zamiri money sözcüğünü belirtir; can ise sonucun garanti değil, mümkün olduğunu anlatır. Ardından gelen if spent in the right way koşulu bu olasılığı sınırlar. Genel bir iddiaya dönmek, onu düzeltmek ve bir koşul eklemekten oluşan bu düzen, basit bir sloganı daha dikkatli bir sonuca dönüştürür.

Alıştırma

it can buy happiness yan cümlesi bu savda nasıl bir rol oynuyor?

  1. Daha önceki kesin bir iddiayı düzeltir ve if yan cümlesi düzeltilmiş iddiayı sınırlar.
  2. Önceki iddiayı anlamını değiştirmeden tekrarlar.
  3. Önceki konuyu bırakıp ilgisiz bir örnek sunar.
Cevabı göster

Daha önceki kesin bir iddiayı düzeltir ve if yan cümlesi düzeltilmiş iddiayı sınırlar.

Dilbilgisi

if spent in the right way: indirgenmiş edilgen koşul

if spent in the right way ifadesindeki spent, edilgen anlam taşıyan bir geçmiş zaman ortacıdır. Koşulun tam biçimi if it is spent in the right way şeklindedir ve it parayı ifade eder. Bu koşul, sonucun paranın nasıl kullanıldığına bağlı olduğunu söyler; bir emir değildir. İngilizcede özne ve be fiilinin biçimi bağlamdan açıkça anlaşılıyorsa kısa bir zarf yan cümlesinde ikisi de atılabilir. Böylece kısa bir indirgenmiş yan cümle oluşur: if it is spent, if spent biçimine dönüşür.

Alıştırma

Cümleyi “if it is taken” ifadesinin indirgenmiş biçimiyle tamamlayın: The medicine is safe ____ exactly as directed.

Cevabı göster

if taken

Got a burning question you want answered? Deyimler

2:37

Cevabını çok merak ettiğiniz bir soru mu var?

Deyimler

burning question: acil veya önemli gelen bir soru

Burning question, birinin yanıtını çok güçlü biçimde öğrenmek istediği önemli veya acil bir soru demektir. Burning burada mecazidir; gerçek ateşi değil, yoğun ilgiyi veya baskı hissini anlatır. Dinleyicileri soru sormaya davet ederken bu ifade çağrıyı daha canlı hâle getirir ve sorunun kişinin bir süredir aklında olduğunu düşündürür. Yalnızca question demekten daha güçlüdür.

Alıştırma

“a burning question” ifadesi hangi durumda en doğal olur?

  1. Bir asistan rutin bir toplantının saat kaçta başladığını soruyor.
  2. Bir dinleyici bütün hafta boyunca konuğa önemli bir soru sormayı sabırsızlıkla bekliyor.
  3. Bir öğrenci yanıtlaması zor bir matematik problemi çözüyor.
Cevabı göster

Bir dinleyici bütün hafta boyunca konuğa önemli bir soru sormayı sabırsızlıkla bekliyor.

Ask it in the comments

2:39

Yorumlarda sorun

or on Facebook and Twitter.

2:40

ya da Facebook ve Twitter'da.

And subscribe for more weekly science videos.

2:41

Her hafta yayınlanan daha fazla bilim videosu için abone olun.