Nineler Evden Çıkmayı Reddediyor 🏠 | YEPYENİ KLİP - Hayalet Sepet 👻🧺 | Bluey: İngilizce çalışma notları
Bluey - Official Channel
Video özeti: Kaotik bir ev gezisi sırasında emlakçı, yaşlı bir çiftin evini tanıtmaya çalışır; ancak ev sakinleri muhtemel alıcıyı vazgeçirmek için turu sürekli sabote eder. Çıkardıkları olaylar satışı neredeyse bozar, fakat ziyaretçi ilgisini kaybetmez ve çift sonunda beklenmedik biçimde son bir özelliğin tanıtılmasına yardım eder. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Notice the lovely period floorboards. — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Notice ifadesinin ardından gelen isim grubuyla dinleyicinin dikkatinin belirli bir satış avantajına nasıl yöneltildiğini öğrenin. Ev gösterimlerinde, rehberli turlarda ve sunumlarda bir ayrıntıyı açıklamadan önce öne çıkarmaya yarayan bu anlatım hamlesini tanıyıp kullanabilirsiniz. 2. get on with my job. — Phrasal verbs: get on with ifadesinin bir işi sürdürmek ya da yeniden ele almak anlamına geldiğini ve burada ayrıca kesintilerin sona ermesi talebini taşıdığını anlayın. İşe dönmek, ilerlemeyi teşvik etmek veya birinin görevi tamamlamanızı engellediğini anlatmak için kullanabilirsiniz. 3. I can if you like. — Konuşma edimbilimi ve tutum: Bunu eksiltili ve baskısız bir teklif olarak tanıyın; söylenmeyen eylem önceki sorudan anlaşılırken if you like kararı karşı tarafa bırakır. Açıklama, gösterim veya başka bir yardımı ısrarcı görünmeden nazikçe sunabilirsiniz.
Bu derste
Dikkati yönlendiren Notice + isim öbeği
Burada Notice, dikkat edin ya da bakın anlamında emir kipindeki bir fiildir. Dinleyenin dikkatini döşeme tahtalarına yöneltir; konuşanın bir bildirim aldığı veya gönderdiği anlamına gelmez. Gezi anlatımlarında, gösterimlerde ve sunumlarda Notice + isim öbeği, izleyiciye sırada hangi görünür ayrıntının önemli olduğunu söyleyerek bilgiyi düzenler. Ardından gelen isim öbeği odaklanılacak ayrıntıyı belirtir.
Alıştırma
Bir rehber, ziyaretçilerin dikkatini tek bir ayrıntıya çekmek istiyor. Cümleyi derste geçen emir fiiliyle tamamlayın: ____ the carved initials above the doorway.
Cevabı göster
Notice
period floorboards: tarihsel dönem özellikli döşeme tahtaları
period floorboards ifadesinde period, geçmişteki belirli bir tarihsel dönemden kalma veya o döneme özgü anlamında bir sıfattır. Döşeme tahtalarını eski bir mimari unsur ya da böyle bir unsurun tarzını ve karakterini taşıyan bir şey olarak tanımlar; bir zaman dilimi anlamına gelmez. Bu kullanım İngiliz emlak, mimari, antika ve iç tasarım dilinde yaygındır. İfade genellikle döşeme tahtalarını değerli bir tarihî özellik olarak sunar, ancak period sözcüğü tek başına bunların özgün olduğunu kanıtlamaz.
Alıştırma
Derste geçen ve geçmişteki bir tarihsel dönemden kalma veya o döneme özgü anlamına gelen emlak sıfatıyla cümleyi tamamlayın: The hallway still has its original ____ tiles.
Cevabı göster
period
at the moment: mevcut durumu sormak
At the moment, “şimdi” veya “şu anda” demektir. Bu soruda living here durumunun hangi zaman için geçerli olduğunu gösterir: konuşan kişi mevcut durumu öğrenmek ister. Bu ifade, şimdi geçerli olan ancak daha sonra değişebilecek bir durumu anlatmak için sık kullanılır. Buradaki gibi genellikle cümlenin sonunda yer alır.
Alıştırma
Cümleyi “şimdi” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: Is the doctor available ____?
Cevabı göster
at the moment
I'll be right back: hemen döneceğini söylemek
I'll be right back, konuşan kişinin kısa süreliğine ayrılıp çok yakında döneceğini belirten günlük ve kalıplaşmış bir ifadedir. Burada right, back sözcüğüne “çok yakında” anlamını katar; “sağ” yönünü belirtmez. Bu ifade, aranın geçici olduğunu söyleyerek dinleyeni rahatlatır ve beklemesini ister.
Alıştırma
Çok kısa bir ayrılık için kullanılan kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: Please wait here. I'll ____.
Cevabı göster
be right back
You said you'd be at...: daha önceki bir planı aktarmak
You said you'd be at... ifadesinde you'd, you would'ın kısaltmasıdır. Said, aktarılan sözü geçmişe yerleştirirken would orada bulunmayı bu geçmiş sözden daha sonraki bir durum olarak gösterir. Bu, varsayım değil, geçmişten bakıldığında gelecektir. Bu yapı, daha önceki bir planı, sözü veya beklentiyi güncel konuşmaya taşımak ve çoğu zaman gerçekte olanlarla karşılaştırmak için kullanılır. Burada konuşan kişi, dinleyiciye daha önce belirttiği planı hatırlatıyor.
Alıştırma
“You said you'd be at work,” cümlesinde you'd ne anlama gelir?
- you had
- you did
- you would
Cevabı göster
you would
lawn bowls: açık havada oynanan bir bowling sporu
Lawn bowls ya da çim bowlingi, oyuncuların düz bir oyun alanında topları jack adı verilen küçük bir hedef topa doğru yuvarladığı açık hava sporudur. Bu cümleyi anlamak için önemli olan, bunun düzenli olarak yapılan bir boş zaman etkinliği olduğunu bilmektir. You said you'd be at lawn bowls cümlesinde at lawn bowls, planlanmış bir seans, maç veya kulüp etkinliğinde olmak anlamına gelir. Konuşan kişi, diğer kişinin dışarıda bu etkinliğe katılmasını ya da oynamasını bekliyordu.
Alıştırma
Bu cümlede lawn bowls neyi ifade eder?
- Çimlerin üzerine konmuş bir kâse takımı
- Çimleri kesmek için kullanılan bir alet
- Yeşil bir alanda oynanan açık hava bowling sporu
Cevabı göster
Yeşil bir alanda oynanan açık hava bowling sporu
had to cancel: geçmişte zorunluluk
Had to, have to yapısının geçmiş zaman biçimidir. Geçmişteki bir durumun iptali gerekli kıldığını gösterir; yalnızca Phyllis'in iptal etmek istediğini söylemez. had to'dan sonra cancel fiilinin yalın hâli kullanılır. Bu ifade, bir planın neden değiştiğini açıklamaya da yardımcı olur: neden açıkça söylenmese bile bir sebep ya da kısıtlama olduğunu düşündürür.
Alıştırma
Cümleyi have to'nun geçmiş zaman biçimi ve ardından cancel ile tamamlayın: Because the venue closed, the organizers ____ the concert.
Cevabı göster
had to cancel
went water skiing: go + etkinliğin -ing biçimi
Went water skiing, go water skiing ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. go + etkinliğin -ing biçimi kalıbında go, bir boş zaman ya da spor etkinliğine katılmayı anlatır. Zaman ve kişi bilgisi go'nun biçiminde gösterilir: go water skiing, went water skiing veya is going water skiing. Etkinlik ifadesi -ing biçiminde kalır.
Alıştırma
Cümleyi go'nun geçmiş zaman biçimi ve parantezdeki etkinlikle tamamlayın: Last Saturday, Mia ____ at the indoor pool. (swim)
Cevabı göster
went swimming
beat it: gitmeyi emreden kaba bir ifade
Beat it, “hemen gidin” veya “defolun” anlamına gelen gayriresmî bir deyimdir. Bu cümlede emir işlevindedir: konuşan kişi diğerlerine gitmelerini emreder. Burada beat, “vurmak” anlamına gelmez. Bu ifade genellikle sabırsızlık, düşmanlık veya kovma tavrı taşır. Onu kalıplaşmış bir emir olarak tanımak, çatışmalı diyalogları kelimesi kelimesine çevirmeden anlamaya yardımcı olur.
Alıştırma
Bu cümlede beat it ne anlama geliyor?
- Hemen gidin.
- Ritme göre hareket edin.
- Şu nesneye vurun.
Cevabı göster
Hemen gidin.
ya old fossils: alaycı bir hitap
Ya, you sözcüğünün son derece gayriresmî bir yazımıdır. Old fossils burada doğrudan hitap olarak kullanılan çoğul bir isim öbeğidir: konuşan kişi gerçek fosillerden bahsetmek yerine insanlara “yaşlı fosiller” diye seslenir. Yaşlı kişilere fossils demek, onların çok eski, çağ dışı veya yavaş olduğunu ima eder. Hitabın tamamı alaycı ve saygısızdır; emrin düşmanca tonunu güçlendirir.
Alıştırma
Değerlendirme: ya old fossils, tanımadığınız yaşlı kişilere saygılı bir hitap şekli midir?
- Evet.
- Hayır.
Cevabı göster
Hayır.
I'm trying to sell: bir hedefe yönelik çaba
I'm trying to sell this place cümlesindeki I'm trying, çabanın şu anda sürdüğünü gösterir. Bu, try fiilinin şimdiki zamanın devam eden biçimidir; to sell ise hedefi belirtir. Try to + fiil, bir sonuca ulaşma çabasına odaklanır. Bu nedenle sonucun çoktan gerçekleştiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi try fiilinin devam eden şimdiki zaman biçimiyle tamamlayın: I'm ____ finish my homework before dinner.
Cevabı göster
trying to
want you to sell: want + kişi + to-infinitive
Want + kişi + to + fiilin yalın biçimi, öznenin o kişinin eylemi yapmasını istediği anlamına gelir. want you to sell ifadesinde you, want fiilinin nesnesidir ve aynı zamanda satma eylemini yapacak kişidir. Cümle We don't want... ile başladığı için istek olumsuzdur: sizin orayı satmanızı istemezler.
Alıştırma
want + kişi + to-infinitive yapısını wait ile tamamlayın: The teacher wants us ____ quietly.
Cevabı göster
to wait
Konuşmayı yönlendiren bir söylem belirteci olarak Look,
Bu cümlenin başındaki Look, bir söylem belirtecidir; “dinle” ya da “söyleyeceğim noktaya dikkat et” anlamına gelir, bir şeye gözlerinle bakmanı istemez. Konuşanın sohbetin kontrolünü ele almasına ve doğrudan, kararlı bir görüş ortaya koymasına yardımcı olur. Bu kullanım açıklama, düzeltme veya itiraz sırasında yaygındır.
Alıştırma
Bu cümlenin başındaki Look, ne işe yarıyor?
- Konuşanın bir şeyi fark ettiğini söylüyor
- Kararlı bir görüş belirtmeden önce dinleyicinin dikkatini çekiyor
- Dinleyiciye görünür bir nesneye bakmasını söylüyor
Cevabı göster
Kararlı bir görüş belirtmeden önce dinleyicinin dikkatini çekiyor
we've been through this: daha önce ele alınmış bir konu
Burada we've been through this, ilgili kişilerin aynı konuyu daha önce konuştuğu, ele aldığı veya tartıştığı anlamına gelir. Through fiziksel bir hareketi anlatmaz. Present perfect yapıdaki we've been, önceki konuşmayı şimdiki anla ilişkilendirir. Konuşan kişi bunu tekrarlamanın gereksiz olduğunu ima eder ve sabırsızlık gösteriyor olabilir.
Alıştırma
“Bu konuyu daha önce konuştuk veya ele aldık” anlamındaki kalıp ifadeyi tamamlayın: We don't need to repeat the same argument; we've ____.
Cevabı göster
been through this
It's not up to me: karar yetkisi bende değil
It's not up to me, konuşanın bu kararı verme yetkisine sahip kişi olmadığını anlatır. be up to someone yapısında to'dan sonra gelen kişi seçme veya karar verme yetkisine sahiptir. Buradaki not, konuşanın yetki sınırını belirtir. Bu, konuşanın durumu bilmediği ya da hiç ilgisi olmadığı anlamına gelmez; yalnızca son seçimin başka birine ait olduğunu gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle konuşanın karar verme yetkisine sahip olmadığını anlatır?
- It's not up to me.
- It doesn't belong to me.
- It's not for me.
Cevabı göster
It's not up to me.
Your kids are sticking you in an old codgers home, Kelime
0:30Çocuklarınız sizi bir huzurevine tıkıyor,
sticking you in: birini kaba ve umursamaz biçimde bir yere yerleştirmek
Burada stick someone in somewhere, birini bir yere put ya da place etmenin gündelik bir anlatımıdır. Sticking you in, seni yapıştırıcıyla yapıştırmak değil, yaşlı bakım evine yerleştirmek anlamına gelir. Tarafsız put ile karşılaştırıldığında stick, eylemi kaba, özensiz veya kişinin istekleri fazla önemsenmeden yapılmış gibi gösterir. Konuşan kişi, çocukların yaşlı kişiye davranışını eleştiriyor.
Alıştırma
Hangi cümlede stick, özensiz veya umursamaz bir yerleştirmeye yönelik eleştiriyi açıkça gösterir?
- He put the clean cups in the cupboard.
- She stuck the label on the box.
- They stuck the visiting musicians in a tiny room with no windows.
Cevabı göster
They stuck the visiting musicians in a tiny room with no windows.
old codgers home: aşağılayıcı bir kurum adı
old codgers home, yaşlılara yönelik yatılı bir bakım tesisini aşağılayıcı biçimde adlandırmak için uydurulmuş bir ifadedir. Codger, yaşlı bir erkek için kullanılan gayriresmî bir kelimedir ve alaycı ya da küçümseyici gelebilir. Burada home özel bir evi değil, bir kurumu ifade eder. Bu ifade konuşanın saygısız tavrını gösterir; bu tür bir tesisin standart adı değildir.
Alıştırma
Yargılayın: Nazik ve tarafsız bir konuşmada old codgers home, bir bakım tesisi için uygun bir addır.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
they told me to sell it: tell + nesne + to-infinitive
Cümle tell + nesne + to-infinitive yapısını kullanır: told + me + to sell. Me, talimatı alan kişiyi belirtir ve aynı zamanda sell eyleminin örtük öznesidir. Bu yapı bir talimat veya yönlendirme aktarır. Yalnızca birinin ne istediğini söylemekten daha güçlüdür; ancak rica ile emir arasındaki kesin güç bağlama ve tona bağlıdır.
Alıştırma
Cümleyi tell + kişi + to + fiil yapısının geçmiş zamanıyla tamamlayın: The manager ____ the door. tell, us ve close kelimelerini kullanın.
Cevabı göster
told us to close
cheeky kids: hafif saygısız ya da şakacı biçimde yaramaz
Those cheeky kids ifadesinde cheeky, çocukların davranışını biraz kaba, cüretkâr veya saygısız olarak tanımlar. Çocukların yanaklarından söz etmez. Gündelik Britanya İngilizcesinde bu sözcük gerçek ama hafif bir eleştiri ya da eğlenerek ve sevgiyle yapılan bir yorum olabilir. Hangi anlamın geçerli olduğunu ilişki, durum ve ses tonu gösterir.
Alıştırma
Britanyalı bir konuşmacı gülümseyerek "You ate the last biscuit, you cheeky thing!" diyor. cheeky en olası olarak ne anlatır?
- Kişinin yanakları hakkında bir yorum
- Şakacı ve hafif bir hoşnutsuzluk
- Ciddi bir zalimlik suçlaması
Cevabı göster
Şakacı ve hafif bir hoşnutsuzluk
If you've got a problem: ‘eğer bir sorunun varsa’ anlamındaki koşul
If you've got a problem, bir koşul belirleyen if yan cümlesidir. Burada you've got, you have anlamına gelir: have got, bir şeyi alma eyleminin tamamlanmasını değil, şimdiki bir durumu veya sahipliği anlatır. Bu yan cümlenin ardından genellikle tavsiye veya sonuç gibi, daha sonra ne olacağını söyleyen bir ana cümle gelir. Bağlama göre a problem, pratik bir zorluğu ya da bir şeye yönelik itirazı ifade edebilir.
Alıştırma
Cümleyi you için have got yapısının kısaltılmış biçimiyle tamamlayın: If ____ a question, ask me after class.
Cevabı göster
you've got
take it up with: sorunu ilgili kişiye iletmek
Take it up with someone, sorunu konuşması, çözmesi ya da yanıtlaması için ilgili kişiye iletmek demektir. Burada it daha önce sözü edilen sorunu, them ise konuşana göre bu sorunla ilgilenmesi gereken kişileri gösterir. Kullanılabilecek kalıp take + sorun + up with + kişi veya grup şeklindedir. Sorun bir zamirle ifade edildiğinde zamir up sözcüğünden önce gelir: take it up with them.
Alıştırma
Sorunun müdüre iletilmesini doğal biçimde söyleyen cümle hangisidir?
- Take it up with the manager.
- Take up it with the manager.
- Take it up with the problem.
Cevabı göster
Take it up with the manager.
get on with my job: göreve devam etmek
get on with my job ifadesinde get on with, bir görevi sürdürmek veya kesintiden sonra göreve geri dönmek demektir. with sözcüğünden sonraki isim sürdürülecek görevi belirtir; burada bu görev my job ifadesidir. Let me get on with my job, başkalarından konuşanı daha fazla geciktirmemelerini veya bölmemelerini isteyen bir ifadedir. Please isteği daha kibar yapar, ancak ifade yine de kararlı duyulabilir.
Alıştırma
Bu yeni cümlede get on with ifadesini tamamlayın: The interruption is over, so I can get ____ my report.
Cevabı göster
on with
But we've lived in this house for fifty years. Dilbilgisi
0:40Ama biz bu evde elli yıldır yaşıyoruz.
we've lived ... for fifty years: for ile present perfect
We've lived, we have lived ifadesinin kısaltmasıdır ve present perfect yapısındadır. for fifty years ile birlikte bu bağlamda, evde yaşamaya elli yıl önce başladıklarını ve hâlâ orada yaşadıklarını anlatır. For bir sürenin uzunluğunu belirtir. Yeniden kullanılabilecek yapı have/has + past participle + for + süre biçimindedir; devam eden bir durumu veya deneyimi şimdiki zamanla ilişkilendirir.
Alıştırma
Cümleyi work fiilinin present perfect biçimiyle ve süreyi başlatan sözcükle tamamlayın: Ben ____ at this café ____ six years, and he still works there.
Cevabı göster
has worked · for
You won it in a raffle at the surf club last April. Notlar
0:44Geçen nisan ayında sörf kulübündeki çekilişte kazandınız.
won it in a raffle: rastgele çekilişte ödül kazanmak
Won it in a raffle, söz konusu nesnenin kişinin bir çekilişten aldığı ödül olduğu anlamına gelir. Won, win fiilinin geçmiş zaman biçimidir; it ödülü, in a raffle ise ödülün kazanıldığı etkinliği belirtir. Raffle, numaralı biletler veya katılımlar arasından rastgele kazanan seçilen bir çekiliştir ve genellikle para toplamak için düzenlenir. Beceriye dayalı bir yarışma değildir; bu nedenle ifade kişinin bir rakibi yendiğini söylemez.
Alıştırma
Win fiilinin geçmiş zaman biçimini ve doğru edatı kullanın: Nina ____ a tablet ____ a charity raffle.
Cevabı göster
won · in
surf club: sahil cankurtarma ve toplum kulübü
Bu cümlede surf club büyük olasılıkla sahilde cankurtarma ve toplum etkinlikleriyle bağlantılı bir kulübü ifade eder; bu kullanım Avustralya'da yaygındır. Yalnızca eğlence amacıyla sörf yapılan bir kulüp olması gerekmez. Bu tür kulüpler çekilişler, bağış toplama etkinlikleri ve sosyal buluşmalar düzenleyebilir. Bu yüzden at the surf club, raffle için toplumsal ortamı belirtir.
Alıştırma
Doğru mu, yanlış mı? Bu cümlede surf club yalnızca sörf dersi veren bir işletme anlamına gelmek zorundadır.
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Yanlış
Look, just stay out of my way, okay? Deyimler
0:48Bakın, sadece ayağımın altında dolaşmayın, tamam mı?
stay out of my way: yolumu kesme ve bana engel olma
Stay out of my way, 'yolumu kesme veya yaptığım işe karışma' anlamına gelen doğrudan bir emir cümlesidir. My way, bir odadan geçen yol gibi gerçek bir güzergâhı ya da bir plan veya görev gibi mecazi bir yolu ifade edebilir. Burada Look ve just, cümleyi kararlı ve sabırsız bir uyarı hâline getirir. Sondaki okay?, dinleyiciden emri kabul etmesini ister; emri gerçekten kibar yapmaz.
Alıştırma
'Birinin yolunu kapatmamak' anlamındaki yaygın ifadeyi tamamlayın: I'm carrying a ladder, so please stay ____ my way.
Cevabı göster
out of
Gayriresmî bir hitap olarak love
Burada love, dinleyiciye doğrudan seslenmek için kullanılan bir hitap sözüdür. Okay, love. cümlesinde samimi veya dostça bir ton katar; tek başına konuşanın karşı tarafa romantik aşk duyduğu anlamına gelmez. Bu kullanım özellikle gayriresmî Britanya İngilizcesiyle ilişkilidir ve Avustralya İngilizcesi dâhil başka İngilizce çeşitlerinde de görülür. Kesin tutum ilişkiye ve ses tonuna bağlıdır; sıcak, sıradan, yatıştırıcı ya da bazen küçümseyici gelebilir.
Alıştırma
Bir mağaza çalışanı Thanks, love. sözünü rahat bir tonda söylediğinde love büyük olasılıkla ne yapar?
- Dinleyicinin romantik olarak sevildiğini söyler.
- Satın alınan nesnenin adını belirtir.
- Dinleyiciye gayriresmî biçimde hitap eder.
Cevabı göster
Dinleyiciye gayriresmî biçimde hitap eder.
Sıradaki öğeyi tanıtmak için here we have
here we have, bir şeyi gösterirken veya açıklarken kullanılan bir sunum kalıbıdır. here, sözleri mevcut yer ya da görüntüyle ilişkilendirir; kalıbın tamamı dikkati ardından gelen öğeye yöneltir. Temel görevi bilgiyi düzenlemektir: konuşanın bakılacak bir sonraki şeye geçtiğini bildirir. İfade have sözcüğünü içerir, ancak kalıbın bütünü sahipliği vurgulamak yerine bir öğeyi sunar.
Alıştırma
Rehberin cümlesini here + özne + have şeklindeki üç kelimelik sunum kalıbıyla tamamlayın: ____ a map from 1700.
Cevabı göster
Here we have
Get 'em off me!: bir şeyi kişinin üzerinden kaldırmak
Get 'em off me!, o şeylerin konuşanın bedeninden uzaklaştırılmasını isteyen acil bir emirdir. 'em, them sözcüğünün günlük ve kısaltılmış biçimidir; get fiilinin nesnesidir. get + nesne + off + kişi/yer kalıbı sonuca odaklanır: nesne artık o kişiye temas etmez veya o yerin üzerinde durmaz. Burada get, almak değil, hareket ettirmek anlamındadır.
Alıştırma
get + nesne + off + kişi kalıbını tamamlayın: A beetle is crawling on my back. Get it ____ me!
Cevabı göster
off
look 'em in the eye: doğrudan göz teması kurmak
Look someone in the eye, biriyle doğrudan göz teması kurmayı anlatan sabit kalıptır. Örnekte 'em, them anlamındadır; dolayısıyla uyarı onlarla göz teması kurmamayı söyler. Kişi, look fiilinin hemen ardından gelir ve in the eye ifadeyi tamamlar. Bağlama göre bu doğrudan bakış dürüstlük, özgüven veya meydan okuma gösterebilir ya da göz temasıyla ilgili gerçek bir uyarıda kullanılabilir.
Alıştırma
Doğrudan göz teması anlatan sabit ifadeyi tamamlayın: She looked the interviewer ____ and answered calmly.
Cevabı göster
in the eye
let's just check out: gidip kısaca bakmayı önermek
Burada let's just check out, gidip bir göz atmayı önerir. Check out + bir yer veya şey, ona bakmak, onu ziyaret etmek ya da keşfetmek anlamında kullanılan günlük bir öbek fiildir. Let's, önerilen eyleme hem konuşanı hem de dinleyeni dahil eder. Just, sonraki adımı küçük ve kolay gösterir; böylece konuşan kişi grubu buyurgan görünmeden yönlendirebilir.
Alıştırma
Bir ev turundaki bu cümlede check out the kitchen ne anlama gelir?
- Gidip mutfağa bir göz atmak
- Güvenlik sorunu için mutfağı kontrol etmek
- Otel konaklamasını bitirmek
Cevabı göster
Gidip mutfağa bir göz atmak
shall we?: Let's önerisinden sonra gelen nazik soru eki
Bir Let's önerisinden sonra gelen shall we?, “uygun mu?” veya “bunu birlikte yapalım mı?” anlamına gelen kalıplaşmış bir soru ekidir. Ortak eylemi ilerletirken karşı tarafın onayını ister. Bu cümlede gelecekle ilgili bir tahmin sorulmaz. Konuşan kişi dinleyeni mutfağa yönlendirir, ancak soru eki bu yönlendirmeyi emirden çok nazik ve ortak bir karar gibi gösterir.
Alıştırma
Let's önerisinden sonraki kalıplaşmış soru ekini tamamlayın: Let's begin the tour, ____?
Cevabı göster
shall we
Uh you got some drawers that can open and shut. Kalıp ifadeler
1:12Uh açılıp kapanabilen birkaç çekmece var.
open and shut: iki yöndeki hareket
open and shut ikilisi, bir çekmecenin birbirine zıt iki hareketini anlatır: çekmece açık konuma gelebilir ve ardından kapalı konuma dönebilir. Örnekte iki fiil de can’den sonra geldiği için can kelimesini tekrarlamak gerekmez: can open and shut. Bu ikili kapılar, pencereler, çekmeceler, kapaklar ve açık ile kapalı konum arasında hareket eden diğer parçalar için kullanışlıdır.
Alıştırma
Hangi cümle bir çekmecenin hem açılma hem de kapanma hareketini yapabildiğini söylüyor?
- The drawer will not open.
- The drawer is already open.
- The drawer can open and shut.
Cevabı göster
The drawer can open and shut.
on to the living room: geçiş ifadesi
On to the living room kısa bir geçiş ifadesidir. Turdaki bir sonraki durağı duyurur ve dinleyicinin dikkatini mevcut bölümden oturma odasına yöneltir. on to + sıradaki yer, konu veya görev kalıbı bir rotayı ya da sıralamayı düzenleyebilir. Tam anlamı Let's move on to the living room ifadesine benzer; ancak gündelik konuşmada Let's move bölümü çoğu zaman söylenmez.
Alıştırma
Hangi cümle sıradaki konuya geçmek için kullanılan kısa geçiş ifadesini doğru biçimde kullanıyor?
- Now, onto the first question.
- Now, on to the first question.
- Now, on the first question.
Cevabı göster
Now, on to the first question.
hang on: birinden kısa süreliğine durmasını istemek
Burada hang on, “bir dakika bekle” veya “kısa süreliğine dur” anlamına gelir. Konuşan kişi, olaylar devam etmeden önce araya girip karşısındakinin dikkatini çekmek için bunu kullanır. Bu cümlede konuşma diline ait kalıplaşmış bir ifadedir; bir şeye sıkıca tutunma yönünde gerçek anlamlı bir talimat değildir.
Alıştırma
Hangi cümle birinden kısa süreliğine durmasını doğal biçimde ister?
- Go on, I need to check the address.
- Hang up, I need to check the address.
- Hang on, I need to check the address.
Cevabı göster
Hang on, I need to check the address.
worktops: mutfak tezgâhı için Britanya İngilizcesi terimi
Worktops, worktop sözcüğünün çoğuludur. Mutfakta yemek hazırlamak veya cihazları yerleştirmek için kullanılan düz yüzeyleri ifade eder. these çoğul olduğu için cümlede -s ekli worktops kullanılır. Bu sözcük özellikle Britanya İngilizcesinde yaygındır. Diğer İngilizce çeşitlerinde mutfağın aynı bölümü için genellikle farklı bir bölgesel terim kullanılır.
Alıştırma
Britanya İngilizcesindeki worktop sözcüğünü doğru biçime getirerek cümleyi tamamlayın: The new kitchen has two stone ____.
Cevabı göster
worktops
Here comes the grannies!: Here comes/come + isim yapısı
Here comes/come + isim, birinin ya da bir şeyin geldiğini veya görünür hâle geldiğini anında bildiren bir yapıdır. Cümleye here ile başlamak “bak, geliyorlar” gibi canlı bir etki yaratır ve isim olan özne fiilden sonra gelir. Standart İngilizcede fiil, kendisinden sonra gelen özneyle yine uyumlu olmalıdır: Here comes the bus, fakat Here come the grannies. Özgün cümle anlaşılırdır, ancak çoğul grannies ile comes kullanılması standart dışı bir özne-fiil uyumudur.
Alıştırma
Çoğul özneyle uyumlu fiili yazarak standart geliş yapısını tamamlayın: Look! Here ____ the school buses.
Cevabı göster
come
I was just asking: savunmacı bir yanıtı yumuşatmak
Burada I was just asking, konuşanın yalnızca bir soru sorduğunu; eleştirme, suçlama veya bir şey talep etme niyeti olmadığını anlatır. Just, konuşanın ifade ettiği niyeti “yalnızca sormak” ile sınırlar ve önceki soruyu daha az tehditkâr gösterir. Geçmişte devam eden eylem biçimindeki was asking, az önce güçlü bir tepki alan soruya dönüp bakar. Bir yanıt olarak cümle çatışmadan geri adım atar; ancak konuşan yine de incinmiş veya savunmacı duyulabilir.
Alıştırma
Birisi basit bir soruya öfkeyle tepki veriyor. I was just asking en doğal olarak ne anlatır?
- Konuşan önceki soruyu yumuşatıyor ve düşmanca bir niyeti olmadığını belirtiyor.
- Konuşan hemen yanıt verilmesini talep ediyor.
- Konuşan sorunun bir suçlama olduğunu kabul ediyor.
Cevabı göster
Konuşan önceki soruyu yumuşatıyor ve düşmanca bir niyeti olmadığını belirtiyor.
Uh why don't you check out the spacious dining room? Ton ve niyet
1:24Uh neden şu ferah yemek odasına bir göz atmıyorsunuz?
Why don't you check out... ile nazikçe öneride bulunmak
Bu cümlede Why don't you check out...? gerçek bir neden sormaz; öneri sunar. Konuşan kişi, dinleyeni yemek odasına gidip bakmaya nazikçe yönlendirir. Why don't you + fiilin yalın hâli kalıbı, birini harekete geçmeye davet eder. Burada check out gidip bakmak veya incelemek anlamındadır; bu yüzden tüm ifade doğrudan bir emirden daha yumuşaktır.
Alıştırma
Why don't you ve check out öbek fiilini kullanarak öneriyi tamamlayın: ____ the new science exhibit?
Cevabı göster
Why don't you check out
What do you think you're doing? ile sert bir çıkış
What do you think you're doing? genellikle tarafsız bir soru değil, bir azarlama veya sert çıkıştır. Konuşan kişi davranışı zaten görür ve bunun yanlış, tehlikeli ya da kabul edilemez göründüğünü belirtir. Bu ifade çoğu zaman “Ne yapıyorsun?” kadar “Dur ve kendini açıkla” anlamını da taşır. do you think sözleri çıkışın gücünü artırır ve hemen yanıt verilmesini talep edebilir.
Alıştırma
Yargı: Çoğu bağlamda What do you think you're doing? tarafsız bir bilgi talebidir.
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Yanlış
I don't think...: olumsuzluğu think'ten önce kurmak
I don't think she's interested cümlesinde not, think fiilinin bulunduğu ana cümlededir; ancak bütün cümle normalde “Onun ilgilenmediğini düşünüyorum” anlamında anlaşılır. Konuşan kişi sonraki yan cümle hakkında olumsuz bir yargı verirken İngilizcede olumsuzluk sıkça think'ten önce kurulur. Buna çoğu zaman olumsuzluk aktarımı denir. Bu yapı, yargıyı konuşanın görüşü olarak sunduğu için I think she isn't interested biçiminden genellikle daha az keskin gelir. anyway, “her hâlükârda” anlamı katar: daha önce başka ne konuşulmuş olursa olsun konuşan bu yargıyı sürdürür.
Alıştırma
Yaygın olumsuzluk aktarımı kalıbıyla cümleyi tamamlayın: I ____ the train will arrive on time.
Cevabı göster
don't think
Not for long: mevcut durum yakında sona erecek
Not for long. eksiltili bir yanıttır. “Az önce sözü edilen durum çok daha uzun süre devam etmeyecek” anlamına gelir; eksik özne ve durum önceki cümleden anlaşılır. Buradaki önceki iddia, söz konusu yerin “bizim evimiz” olduğudur. Yanıt bunun yakında doğru olmaktan çıkacağını öngörür, evin satılacağını ima eder ve keskin bir karşı çıkış gibi duyulur.
Alıştırma
A, “The office is quiet today.” diyor. B, inşaat işçilerinin yakında geleceğini görüyor. Hangi yanıt sessizliğin yakında sona ereceği anlamına gelir?
- Not at all.
- Not so far.
- Not for long.
Cevabı göster
Not for long.
I think I want to: kesinleşmemiş bir isteği ifade etmek
I think, I want to buy it ifadesini kesin bir karar yerine konuşanın o anki düşüncesi olarak sunar. I think I want to... henüz kesinleşmemiş veya yeni oluşmuş bir tercih ya da niyet belirtir ve yeniden düşünmeye veya konuşmaya yer bırakır. Kalıp I think + özne + want to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Yumuşatılan yan cümle I want to buy it olduğu için ikinci I gereklidir.
Alıştırma
Yeni oluşmuş bir tercihi anlatmak için I think ve I want to ifadelerini doğru sırayla yerleştirin: ____ try the blue one.
Cevabı göster
I think I want to
dearie: sevecen veya küçümseyici olabilen bir hitap
Dearie doğrudan bir hitap biçimidir: konuşan kişi karşısındakini tarif etmek yerine ona sevecen bir adla seslenir. Dear sözcüğünün küçültme ve sevgi bildiren bir biçimidir; çoğu zaman eski moda ya da daha yaşlı birinin çocuğa veya genç birine söylediği bir söz gibi duyulur. Well, dearie... içinde gerçekten sıcak olabilir; ancak ses tonu ve ilişki, sahte bir tatlılık veya küçümseyici bir tavır da katabilir. Bu sözcük tek başına kişilerin romantik bir ilişki içinde olduğunu göstermez.
Alıştırma
Yargı: Resmî bir iş toplantısında yeni tanıştığınız bir müşteriye dearie diye hitap etmek genellikle uygun mudur?
- Hayır, genellikle uygun değildir.
- Evet, genellikle uygundur.
Cevabı göster
Hayır, genellikle uygun değildir.
Has he told you about...?: bilginin iletilip iletilmediğini kontrol etme
Has he told you about...? İngilizcede present perfect yapısında bir sorudur: has + özne + geçmiş zaman ortacı told + you + about + konu. Bilginin şu ana kadar herhangi bir zamanda dinleyiciye ulaşıp ulaşmadığını sorar. Konuşan kişi, genellikle bir özelliği açıklamadan veya eksik bilgiyi tamamlamadan önce, dinleyicinin şu anda ne bildiğini kontrol eder. Daha önce tam olarak ne zaman söylendiği önemli değildir.
Alıştırma
Bir iş arkadaşı bir kuralı daha önce açıklamış olabilir. She ve tell you about kullanarak present perfect sorusunu tamamlayın: ____ the new return policy?
Cevabı göster
Has she told you about
Custom fittings: bir odaya göre hazırlanmış yerleşik donanımlar
Custom fittings, belirli bir oda veya müşterinin ihtiyaçları için üretilmiş, uyarlanmış ya da seçilmiş donanımlar anlamına gelir. Britanya İngilizcesindeki emlak ve iç tasarım dilinde fittings; musluk, kulp, raf veya dolap gibi bir alana yerleştirilmiş eşya ya da parçaları ifade eder. Burada custom, belirli bir amaç için yapılmış anlamında bir sıfattır. Geleneksel bir uygulama anlamındaki custom isim değildir.
Alıştırma
Bir emlak tanıtımında custom fittings ifadesi büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Her odada bulunan standart eşyalar
- Belirli bir oda için üretilmiş veya uyarlanmış yerleşik eşyalar
- Orada yaşayan insanların izlediği geleneksel uygulamalar
Cevabı göster
Belirli bir oda için üretilmiş veya uyarlanmış yerleşik eşyalar
en-suite: yatak odasına doğrudan bağlı banyo
Bu soruda en-suite isim olarak kullanılır ve yatak odasına doğrudan bağlı bir banyo anlamına gelir. “The en-suite”, “the en-suite bathroom” ifadesinin kısaltılmış biçimidir; dolayısıyla konuşmacı bu banyodaki özel yapım donanımları soruyor. Bu ifade odalardan oluşan süitin tamamını anlatmaz. Britanya'daki emlak ve otel dilinde temel nokta, banyoya yatak odasından doğrudan girilebilmesidir.
Alıştırma
Britanya emlak dilinde kullanılan ve burada öğretilen kısa çizgili terimle cümleyi tamamlayın: The main bedroom has an ____.
Cevabı göster
en-suite
I can if you like: nazik bir teklifte eksiltme
I can if you like cümlesinde, önceki soru eylemi açıkça gösterdiği için can sonrasındaki ana fiil öbeği söylenmez. Buradaki I can, “I can tell you about the custom fittings” anlamındadır. If you like, “bunu yapmamı istersen” veya “yardımcı olacaksa” anlamına gelir. İfadeyi nazik bir teklife dönüştürür ve seçimi dinleyiciye bırakır; “if you like me” anlamına gelmez.
Alıştırma
“I can if you like.” hangi kullanımda açık ve naziktir?
- “if you like me” demek istediğiniz için “I can if you like.” dersiniz.
- Birisi “Can you explain the map?” diye sorar. Siz “I can if you like.” diye cevap verirsiniz.
- Herhangi bir eylemden söz etmeden “I can if you like.” diyerek konuşmaya başlarsınız.
Cevabı göster
Birisi “Can you explain the map?” diye sorar. Siz “I can if you like.” diye cevap verirsiniz.