Graham krakerlerinin karanlık tarihi - Stephanie Honchell Smith: İngilizce çalışma notları
TED-Ed
Video özeti: Video, Sylvester Graham’ın 19. yüzyılda tatsız yiyecekleri ve cinsel perhizi savunan kampanyasının graham ekmeğini, kahvaltılık gevrekleri ve krakerleri nasıl etkilediğini; katı fikirlerinin ise ironik biçimde tatlı s’more ile sonuçlandığını anlatıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. not just with their bodies, but with their souls. — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: not just … but … yapısının bir savı ilk kaygıdan daha kapsamlı ikinci bir boyuta nasıl taşıdığını öğrenin. Bu kalıpla birbiriyle bağlantılı iki yönü karşılaştırabilir ve sorunun en görünür etkileriyle sınırlı olmadığını gösterebilirsiniz. 2. Positioning himself as a public health advocate, — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Ana eylemden önce, kişinin kendisini hangi rolde sunduğunu çerçeveleyen cümle başındaki -ing yan tümcesini tanıyın. position oneself as kalıbını kullanarak kamusal kimliği, mesleki imajı veya stratejik bir iddiayı, bunu doğrudan gerçek kabul etmeden inceleyebilirsiniz. 3. ultimate ironic twist to his legacy. — Söylem, Hikâye Anlatımı ve Retorik: ironic twist ve legacy ifadelerinin, bir reformcunun niyetleriyle bunların tersi olan sonucu karşılaştırarak tarihsel anlatıyı nasıl tamamladığını anlayın. Sonraki gelişmelerin bir kişinin neyle hatırlandığını değiştirmesini bu değerlendirici dille açıklayabilirsiniz.
Bu derste
the early 1800s: 19. yüzyılın başları
Burada the early 1800s, 1800 ile 1899 arasındaki dönemin ilk bölümünü, yani geniş anlamda 19. yüzyılın başlarını ifade eder. Yalnızca 1800 yılını belirtmez. İngilizcede early, mid veya late; kesin bir yıl vermek yerine bir olayı geniş bir tarihsel döneme yerleştirmek için s ile biten yüzyıl biçimindeki sayılarla sıkça kullanılır.
Alıştırma
Bir tarih belgeselinde the early 1800s en doğal olarak ne anlama gelir?
- Yalnızca 1800 takvim yılı
- 19. yüzyılın ilk kısmı
- 20. yüzyılın ilk kısmı
Cevabı göster
19. yüzyılın ilk kısmı
and Presbyterian minister Sylvester Graham believed Americans had a big problem, Kültür
0:09ve Presbiteryen papaz Sylvester Graham, Amerikalıların büyük bir sorunu olduğuna inanıyordu,
Presbyterian minister: Presbiteryen din görevlisi rolü
Presbyterian minister, Sylvester Graham’ın dinî rolünü belirten bir isim öbeğidir. Presbyterian, Protestan Hristiyanlık içindeki Presbiteryen geleneğini ifade eder; minister ise burada bir hükümet yetkilisini değil, kilisedeki bir din görevlisini anlatır. Bu rolün adından önce verilmesi, onun toplumsal sorunlara dinî ve ahlaki reform açısından yaklaşan biri olarak sunulduğunu gösterir. Bu arka plan, sonraki iddialarının kişisel davranışları ahlakla neden ilişkilendirebileceğini anlamaya yardımcı olur.
Alıştırma
Cümlede Presbyterian minister hangi rolü belirtir?
- Presbiteryen Hristiyan geleneğinde bir din görevlisi
- Amerika Birleşik Devletleri hükümetinde üst düzey bir yetkili
- Gıda ürünleri üreten bir çalışan
Cevabı göster
Presbiteryen Hristiyan geleneğinde bir din görevlisi
not just A, but B: yalnızca A değil, B de
not just A, but B, A'nın doğru olduğunu ancak konunun bundan ibaret olmadığını anlatır; B, konuşanın vurgulamak istediği başka bir noktayı ekler. Bu cümlede sorun hem bedenle hem de ruhla ilgilidir ve ikinci düşünce daha derin sorun olarak sunulur. Burada just, “yalnızca” anlamındadır; “az önce” anlamına gelmez. A ve B normalde paralel dil bilgisi yapıları kullanır. Bu cümlede with their bodies ve with their souls edat öbekleri birbirine paraleldir.
Alıştırma
not just A, but B yapısını tamamlayın: The issue is ____ just the cost, ____ the long-term risk.
Cevabı göster
not · but
He argued that overindulgence was fueling their baser desires, Notlar
0:19Aşırı hoşgörünün onların daha aşağılık arzularını körüklediğini,
overindulgence: aşırı haz düşkünlüğü
Overindulgence; yiyecek, içecek, rahatlık veya eğlence gibi zevk veren bir şeyi kendine aşırı ölçüde sunma eylemi ya da alışkanlığıdır. Makul öz denetim sınırlarının aşılmasını anlatır. Bu isim tarafsız değildir ve bir değerlendirme içerir. Bu cümlede aşırı zevk arayışı, “daha aşağı arzuları” körüklediği söylendiği için ahlaken zararlı olarak sunulur.
Alıştırma
Hangi anlam overindulgence sözcüğüyle en iyi eşleşir?
- eleştirel bakılan aşırı haz düşkünlüğü
- miktarda tarafsız bir artış
- küçük ve dikkatle denetlenen bir ödül
Cevabı göster
eleştirel bakılan aşırı haz düşkünlüğü
making them immoral and over-sexed. Kelime
0:24onları ahlaksız ve aşırı cinsel istekli hale getirdiğini savundu.
fueling their baser desires: fuel fiilinin mecaz kullanımı
Burada fueling mecazidir. Yakıtın ateşi daha güçlü yakması gibi, zaten var olan bir arzuyu veya eğilimi güçlendirmek anlamına gelir. İddia, aşırı zevk düşkünlüğünün bu arzuları güçlendirdiğidir; gerçekten yakıt eklenmesinden söz edilmez. Baser desires, bu görüşü ileri süren kişinin daha aşağı veya daha az ahlaklı bulduğu arzuları ifade eder. Baser bu ahlaki yargıyı taşır; nesnel bir etiket değildir.
Alıştırma
Bu cümlede fueling their baser desires ne anlama geliyor?
- Ahlaken aşağı görülen arzuları güçlendirmek
- İnsanlara gerçek bir enerji kaynağı vermek
- Bu arzuları tamamen tatmin etmek
Cevabı göster
Ahlaken aşağı görülen arzuları güçlendirmek
over-sexed: eski ve yargılayıcı bir etiket
Over-sexed, çok fazla cinsel isteği olduğu veya cinselliğe aşırı odaklandığı düşünülen biri için kullanılan eski ve oldukça yargılayıcı bir etikettir. Tarafsız bir tıbbi tanı değildir. Bu cümlede sözcük, söz konusu reformcunun ahlaki bakış açısını aktarır. Anlatıcının bu yargıyı kabul ettiğini göstermez.
Alıştırma
Şu ifadeyi değerlendirin: Günlük modern İngilizcede over-sexed, bir kişiyi tanımlamak için kullanılan tarafsız bir terimdir.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
Graham and fellow puritanical reformers advocated for food Kelime
0:29Graham ve onun gibi püriten reformcular, yiyeceklerin
fellow puritanical reformers: ortak grup ve eleştirel yargı
fellow puritanical reformers ifadesinde fellow, reformers sözcüğünü niteleyen bir sıfattır. “Graham ile aynı rolü veya grubu paylaşan diğer reformcular” anlamına gelir; “erkek arkadaşlar” anlamına gelmez. Puritanical, ahlak konusunda aşırı katı ve hazza karşı kuşkucu görülen bir tutumu anlatır. Değerlendirme içeren ve çoğunlukla eleştirel bir sözcüktür. Bu cümlede reformcuların bakışını nitelendirir; onların tarihsel Püriten hareketine üye olduğunu kanıtlamaz.
Alıştırma
Cümledeki fellow puritanical reformers ifadesine en uygun anlam hangisidir?
- Tarihsel Püriten hareketinin üyeleri olarak tarafsız biçimde tanımlanan diğer reformcular
- Ahlaki tutumları hakkında hiçbir ima bulunmayan Graham’ın erkek arkadaşları
- Graham gibi olan ve ahlak konusunda aşırı katı biçimde betimlenen diğer reformcular
Cevabı göster
Graham gibi olan ve ahlak konusunda aşırı katı biçimde betimlenen diğer reformcular
they thought could curb a variety of appetites. Kelime
0:34çeşitli iştahları frenleyebileceğini düşündükleri yiyecekleri savundular.
To curb this corruption: cümle başında amaç bildiren mastar öbeği
To curb this corruption, cümlenin başına getirilmiş bir amaç mastarı öbeğidir. To + fiilin yalın hâli kalıbı, ana cümledeki eylemin neden yapıldığını gösterir. Burada reformcular, yozlaşmayı dizginleme amacıyla bu yiyecekleri savunur. Curb burada “sınırlamak veya kontrol altına almak” anlamında bir fiildir; yol kenarındaki yükseltilmiş kısmı anlatan isim değildir. Amaç öbeğini başa koymak bilgiyi önce hedef, sonra eylem biçiminde düzenler. Virgül giriş öbeğinin bittiğini gösterir ve okuyucunun amaç-eylem ilişkisini öngörmesine yardımcı olur.
Alıştırma
Cümleyi To + curb pollution ile tamamlayın: ____, the city expanded public transit.
Cevabı göster
To curb pollution
curb a variety of appetites: yiyecek dışındaki anlamıyla appetite
curb a variety of appetites ifadesinde appetites, yalnızca yemek yeme isteğini değil, güçlü arzu veya dürtüleri anlatır. a variety of sonrasındaki çoğul isim, birden fazla arzu türü bulunduğunu gösterir. Curb, bir şeyi dizginlemek veya kontrol altında tutmak demektir. Bu nedenle ifade, çeşitli dürtüleri tatmin etmek ya da tamamen ortadan kaldırmak yerine onları sınırlamayı anlatır.
Alıştırma
curb a variety of appetites ifadesinde appetites ne anlama gelir?
- Yalnızca fiziksel açlık hisleri
- Çeşitli türlerde arzu veya dürtüler
- Bir öğünde sunulan çeşitli yemekler
Cevabı göster
Çeşitli türlerde arzu veya dürtüler
Following the American Revolution: “sonra” zaman çerçevesi
Following the American Revolution, Amerikan Devrimi'nden sonra anlamına gelen ve cümlenin başında kullanılan bir zaman ifadesidir. Burada following, olayı belirten isim öbeğinden önce gelen bir edattır; fiziksel olarak bir şeyin arkasından gitmek veya ona eşlik etmek anlamına gelmez. Cümlenin başına yerleştirilen bu ifade, ana bilgi gelmeden önce okuyucuya bir zaman çerçevesi sunar. Following + olay biçimindeki kısa yapı, bir olaydan sonra ne olduğunu veya neyin değiştiğini anlatan metinlerde yaygındır.
Alıştırma
Cümleyi dersteki “sonra” anlamına gelen resmî edatla tamamlayın: ____ the merger, the company changed its name.
Cevabı göster
Following
and civic virtue in a budding nation. Deyimler
0:47ve sivil erdeme vurulmuş darbeler olarak giderek daha fazla algılanıyordu.
were increasingly perceived as: giderek güçlenen bir algıyı aktarmak
Were increasingly perceived as, geçmiş zamandaki edilgen were perceived yapısını increasingly ile birleştirir. İnsanların özneyi, as sonrasında verilen tanıma uyan bir şey olarak giderek daha fazla görmeye başladığını belirtir. Bu cümlede yapı, söz konusu değerlendirmeyi kesinleşmiş bir gerçek olarak sunmak yerine gelişmekte olan toplumsal bir yargıyı aktarır. Edilgen yapı algılayan kişileri belirtmediği için odak, kamuoyundaki algı değişiminde kalır.
Alıştırma
Cümleyi increasingly ve perceive fiilinin geçmiş zaman edilgen biçimiyle tamamlayın: By the end of the decade, electric buses ____ a practical choice for large cities.
Cevabı göster
were increasingly perceived as
blights on social order and civic virtue: resmî bir mecaz
Buradaki blights, ciddi zarar veren güçleri anlatan çoğul bir mecazdır. A blight on something sıradan bir sorun değil, bir şeye zarar verdiği veya onu bozduğu düşünülen ciddi bir etkendir. Social order toplumun istikrarını ve kabul edilen düzenini, civic virtue ise yurttaşlardan beklenen sorumluluk ve ahlaki nitelikleri ifade eder. İfade bir bütün olarak aşırı alkol tüketimini kamusal yaşama yönelik bir tehdit sayarak güçlü ve resmî biçimde kınar.
Alıştırma
“Unchecked corruption is a blight on public trust,” cümlesinde a blight on public trust ne anlama gelir?
- Yurttaşlık erdeminin halka açık bir örneği
- Kamu güvenine ciddi zarar veren bir etki
- Halka açık bahçeleri etkileyen bir bitki hastalığı
Cevabı göster
Kamu güvenine ciddi zarar veren bir etki
a budding nation: gelişmeye başlayan ulus benzetmesi
a budding nation ifadesindeki budding, filizlenmeye başlayan bir bitki imgesine dayanan bir benzetmedir. Kurumları, ortak kimliği ve kamusal değerleri hâlâ biçimlenmekte olan, gelişiminin ilk aşamasındaki bir ulusu anlatır. Bu cümlede ifade, yeni kurulmuş Amerika Birleşik Devletleri’ni büyümekte olan bir ulusal topluluk olarak çerçeveler. Gerçek anlamda bitkisel bir büyümeyi değil, yeniliği ve gelecek potansiyelini vurgular.
Alıştırma
Bu cümlede a budding nation ne anlama gelir?
- Bitkilerin büyümeye başladığı bir ülke
- Kurumları tamamen olgunlaşmış, yerleşik bir ulus
- Kimliği ve kurumları hâlâ gelişmekte olan, yeni oluşan bir ulus
Cevabı göster
Kimliği ve kurumları hâlâ gelişmekte olan, yeni oluşan bir ulus
19. yüzyıl Hristiyan alkol karşıtı ölçülülük hareketi
The 19th century Christian temperance movement, alkol tüketimini azaltmayı ve bazı kuruluşlarda alkolden tamamen uzak durmayı teşvik etmeyi amaçlayan, Hristiyanlığın etkisindeki bir toplumsal reform hareketini ifade eder. Burada temperance, yalnızca genel anlamda ölçülülük veya sakin bir kişilik değil, alkolle ilgili belirli bir tarihsel anlam taşır. İfade abstinence ve prohibition kavramlarını anlamak için bağlam sağlar; ancak hareketin içinde ölçülü tüketimden tamamen uzak durmaya kadar uzanan görüşler vardı.
Alıştırma
The 19th century Christian temperance movement neyi ifade eder?
- Her yerde her türlü alkolü anında yasaklayan bir kanun
- Topluluk önündeki konuşmaları daha sakin hâle getirmeyi amaçlayan bir kampanya
- Alkol kullanımını sınırlamak veya sona erdirmek için Hristiyanlığın etkisinde yürütülen örgütlü bir reform kampanyası
Cevabı göster
Alkol kullanımını sınırlamak veya sona erdirmek için Hristiyanlığın etkisinde yürütülen örgütlü bir reform kampanyası
abstinence from alcohol: resmî bir isim öbeği
Abstinence from alcohol, alkollü içeceklerden bilinçli ve tamamen uzak durmak demektir. Abstinence bir isimdir; from ise kaçınılan şeyi belirtir: abstinence from + isim veya eylem. Bu ifadede içki içmemek, yalnızca bir kez gerçekleşen bir durum değil, bir ilke veya tavsiye edilen uygulama olarak sunulur. Daha az içmekten ya da ölçülü içmekten daha güçlüdür.
Alıştırma
Standart isim öbeğini tamamlayın: During treatment, the clinic recommends abstinence ____ alcohol.
Cevabı göster
from
ABD tarihinde eventually leading to federal prohibition
Eventually leading to, federal prohibition ifadesini daha önce anlatılan hareketin sonradan ortaya çıkan sonucu olarak sunar; eventually, değişimin hemen değil, uzun bir süreçten sonra gerçekleştiğini gösterir. Bu ABD tarihi bağlamında federal prohibition, federal yasalarla kurulan ülke çapındaki içki yasağı sistemini, özellikle alkollü içeceklerin üretim, satış ve taşınmasının yasak olduğu 1920–1933 dönemini ifade eder. Buradaki prohibition, gündelik hayattaki herhangi bir yasak değildir.
Alıştırma
Bu tarihî bağlamda federal prohibition ne anlama gelir?
- Eyaletlerin hiçbir kısıtlama olmadan alkol satmasına izin verilmesi
- Alkollü içeceklerin üretimini, satışını ve taşınmasını yasaklayan ABD federal sistemi
- Bir kişinin içki içmemeyi tercih etmesi
Cevabı göster
Alkollü içeceklerin üretimini, satışını ve taşınmasını yasaklayan ABD federal sistemi
promoted even more extreme restraint across the board. Deyimler
1:00her alanda daha da aşırı bir kısıtlamayı teşvik etti.
across the board: tüm kategorileri kapsama
Across the board, “ilgili her kategori veya alanda” anlamına gelen bir deyimdir. Burada daha aşırı özdenetimin yalnızca belirli bir davranış için değil, geniş bir kapsamda savunulduğunu anlatır. İfadeyi tek bir bütün olarak anlamak gerekir. Buradaki board, tahta veya kurul anlamına gelmez; ifade, belirli bir kümenin tamamen kapsandığını vurgular.
Alıştırma
“İlgili her kategoride” anlamına gelen üç kelimelik deyimle cümleyi tamamlayın: The new safety rules apply ____, covering every department.
Cevabı göster
across the board
including the bedroom: mahrem yaşam için bir örtmece
Including the bedroom, yatak odasını reformcuların “ilgi alanlarından” biri olarak ekler. Buradaki the bedroom, odanın kendisini değil, cinselliği ve mahrem özel yaşamı bir yer adıyla dolaylı biçimde anlatan bir örtmecedir. İngilizcede bir yer, o yerle ilişkilendirilen etkinlikleri temsil edebilir. Bu yorum bağlama bağlıdır: çevredeki tartışma cinsel davranışlarla ilgili olduğu için bedroom burada özel yaşam alanı anlamını kazanır.
Alıştırma
Bu bağlamda “including the bedroom” neyi ima eder?
- Yatak odası mobilyalarını ve dekorasyonunu iyileştirmek istiyorlardı.
- Reformcular cinsel ve mahrem özel yaşamla da ilgileniyordu.
- Yatakları ve uyku kalitesini araştırıyorlardı.
Cevabı göster
Reformcular cinsel ve mahrem özel yaşamla da ilgileniyordu.
could fall into harmfully excessive territory Kalıp ifadeler
1:15zararlı derecede aşırı bir alana girebilirdi,
divinely ordained marital sex: Tanrı tarafından onaylanan evlilik içi cinsel ilişki
Divinely ordained marital sex, dinî bir bakış açısından Tanrı tarafından onaylandığı veya tesis edildiği kabul edilen evlilik içi cinsel ilişki anlamına gelir. Divinely, ordained sözcüğünü niteler; bu yüzden ordained burada yalnızca “planlanmış” veya “ayarlanmış” değil, dinî bir otorite anlamı taşır. Even güçlü bir karşıtlık kurar: dinen meşru sayılan bir şey, aktarılan değerlendirmeye göre aşırıya kaçtığında yine de zararlı kabul edilebilir. Marital, “evlilikle ilgili” anlamında resmî bir sıfattır.
Alıştırma
Bu cümlede divinely ordained marital sex ne anlama geliyor?
- Tanrı tarafından onaylandığı veya tesis edildiği düşünülen evlilik içi cinsel ilişki
- Bir devlet dairesi tarafından tarihi belirlenen düğün töreni
- Dinî anlam taşımadan anlatılan herhangi bir özel ilişki
Cevabı göster
Tanrı tarafından onaylandığı veya tesis edildiği düşünülen evlilik içi cinsel ilişki
fall into harmfully excessive territory: zararlı aşırılık alanına girmek
Fall into ... territory yapısında territory mecazidir: belirli bir niteliğin tanımladığı soyut bir kategori veya alan anlamına gelir. Fall into, bir şeyin genellikle kabul edilebilir sınırı aştığı için o kategoriye girmesini anlatır. Burada harmfully, excessive sözcüğünü niteler. Davranış yalnızca sık değil, zarar verecek biçimde aşırı olarak değerlendirilir. Bu nedenle ifadenin tamamı, zararlı aşırılık sınırını geçebileceği anlamına gelir.
Alıştırma
Eksik edatı yazarak fall into ... territory yapısını tamamlayın: The conversation is starting to fall ____ legally risky territory.
Cevabı göster
into
And like certain Enlightenment philosophers a century before him, Kültür
1:21Ve ondan bir yüzyıl önceki bazı Aydınlanma filozofları gibi,
Enlightenment philosophers: Aydınlanma dönemi düşünürleri
Enlightenment philosophers, Avrupa Aydınlanmasıyla, özellikle de toplum, ahlak ve insan yaşamı tartışmalarında aklı öne çıkaran 17. ve 18. yüzyıl düşünce hareketiyle bağlantılı düşünürlerdir. Bu cümlede like, Graham'ı kendisinden bir yüzyıl önceki düşünürlerle ilişkilendirir. Bu karşılaştırma, onun görüşünü kendiliğinden ortaya çıkmış bir fikir olarak değil, daha eski bir düşünce geleneğinin parçası olarak sunar. Büyük E harfi kişisel bir aydınlanma anını değil, tarihsel hareketi gösterir.
Alıştırma
Bu cümlede Enlightenment philosophers ne anlama gelir?
- Avrupa'daki tarihsel Aydınlanma hareketiyle ilişkili düşünürler
- Az önce kişisel bir aydınlanma yaşamış filozoflar
- Elektrikli aydınlatmayı inceleyen araştırmacılar
Cevabı göster
Avrupa'daki tarihsel Aydınlanma hareketiyle ilişkili düşünürler
so-called solitary vice: eski bir ahlaki etikete mesafe koymak
Burada so-called, ardından gelen sözlerin başkalarının kullandığı bir etiket olduğunu belirtir ve aynı zamanda mesafe yaratır: anlatıcı etiketi tam olarak benimsemeden tekrarlar. Solitary vice, masturbation için kullanılan eski ve ahlakçı bir örtmecedir. Birlikte so-called solitary vice, ifadeyi tarafsız bir modern terim olarak değil, tarihsel bir yargı olarak sunar. Bu söyleyiş, eylemin Graham'ın bağlamında nasıl etiketlendiğini aktarır; okuyucudan bu yargıyı benimsemesini istemez.
Alıştırma
Etiketin başkalarından geldiğini ve kuşkuyla karşılandığını belirten hedef tireli ifadeyle cümleyi tamamlayın: The ____ luxury hotel had broken windows and no hot water.
Cevabı göster
so-called
and depleted the body's energy, Kalıp ifadeler
1:34ve vücudun enerjisini tükettiğini iddia ediyordu,
causing everything from nervous disorders to stunted growth. Dilbilgisi
1:36sinir bozukluklarından büyüme geriliğine kadar her şeye neden olduğunu söylüyordu.
aktarılmış bir tıbbi iddia olarak inflamed the brain
Bu cümlede inflamed the brain, öne sürülen zararı beynin fiziksel olarak iltihaplandığı veya olağan dışı biçimde tahriş olduğu bir durum gibi sunar. Tıbbi bir izlenim veren bu ifade, zihinsel ya da bedensel zarara ilişkin genel bir iddiayı çarpıcı bir fiziksel etkiye dönüştürür. Yan cümle He claimed ile başladığı için anlatıcı tarihî bir iddiayı aktarmaktadır. Bu ifade, söz konusu iddianın modern tıpta doğrulanmış bir gerçek olduğunu göstermez.
Alıştırma
Özgün cümleye ilişkin şu yorumu değerlendirin: “inflamed the brain”, modern tıpta doğrulanmış bir gerçek olarak sunulmaktadır.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
depleted the body's energy: bir rezervin ciddi ölçüde azalması
Depleted the body's energy, enerji sınırlı bir rezervmiş gibi vücudun kullanılabilir enerjisinin ciddi ölçüde azaldığını ifade eder. Deplete resmî bir geçişli fiildir; azaltılan kaynak doğrudan nesnesi olur. use fiilinden daha güçlüdür çünkü büyük bir kayıp veya kıtlık anlamı taşır. Bu cümlede He claimed, söz konusu etkinin doğrulanmış bir tıbbi sonuç değil, aktarılmış bir iddia olduğunu göstermeye devam eder.
Alıştırma
Hangi cümle, sınırlı bir kaynağın ciddi ölçüde azaldığını söylerken kullanımın dikkatsiz olduğu yargısını eklemez?
- The expedition depleted its emergency supplies.
- The expedition used its emergency supplies.
- The expedition wasted its emergency supplies.
Cevabı göster
The expedition depleted its emergency supplies.
everything from X to Y: geniş bir yelpazeyi ifade etme
Bu cümlede everything from X to Y, “X ve Y dâhil olmak üzere çok çeşitli şeyler” anlamına gelir. Nervous disorders ve stunted growth, bu geniş aralığın temsili iki ucu olarak sunulur. Bu yapı bütün sonuçları tek tek sıralamaz. Sözü edilen aralığın genişliğini vurgulamak için birbirinden farklı iki örnek kullanır.
Alıştırma
Cümleyi everything from X to Y yapısıyla tamamlayın: The community center offers ____ art classes ____ job training.
Cevabı göster
everything from · to
and fresh air even in frigid temperatures.
1:52ve dondurucu sıcaklıklarda bile temiz hava alma dahil olmak üzere.
But one of his major points of focus was diet. Kalıp ifadeler
1:55Fakat ana odak noktalarından biri diyetti.
one of his major points of focus: önem verdiği alanlardan biri
One of his major points of focus, “özellikle önem verdiği alanlardan biri” anlamına gelir. Point of focus, dikkat verilen bir sorun, konu veya alanı belirten bir isim öbeğidir; major ise bunun önemli olduğunu gösterir. One of, beslenmenin onun tek odak noktası olmadığını da gösterir. One of ifadesinden sonra sayılabilen isim çoğul olur, bu yüzden points kullanılır; özne tekil one olduğu için cümlede was kullanılır.
Alıştırma
Cümlede “one of his major points of focus” ne anlama gelir?
- Dikkat verdiği önemli alanlardan biri
- Ayakta durduğu tek yer
- Bir görüntünün merkezindeki küçük bir işaret
Cevabı göster
Dikkat verdiği önemli alanlardan biri
decadent flavorful food and drink: yalnızca lezzet değil, ahlaki bir yargı
Bu cümlede decadent, yiyecek ve içeceklerin yalnızca lezzetli olduğunu söylemez. Zengin tatlarını aşırı bir haz düşkünlüğü olarak sunar ve bunu anlatılan kişinin ahlaki eleştirisi içine yerleştirir. Başka bağlamlara aktarılabilecek nokta, decadent sözcüğünün yalnızca tadı betimlemekle kalmayıp hazzı da değerlendirebilmesidir. Sözcüğün övgü mü yoksa kınama mı ifade ettiğini çevredeki bakış açısı gösterir.
Alıştırma
Bu cümlede decadent, flavorful food and drink ifadesine ne katıyor?
- Lezzetli yiyeceklerden alınan hazzı aşırı ve ahlaken kuşkulu olarak sunuyor.
- Yiyeceklerin bozulduğunu ve yenmesinin güvenli olmadığını söylüyor.
- Yalnızca yiyeceklerin güçlü ve hoş bir tadı olduğunu söylüyor.
Cevabı göster
Lezzetli yiyeceklerden alınan hazzı aşırı ve ahlaken kuşkulu olarak sunuyor.
and aroused un-Christian passions. Kelime
2:08çökmüş, lezzetli yiyecekler ve içecekler tükettiğini düşünüyordu.
threw their bodies out of balance: ettirgen throw ... out of balance yapısı
Buradaki threw, fiziksel olarak “fırlattı” anlamına gelmez. throw + nesne + out of balance yapısında throw, bir duruma neden olmak demektir: bu yiyecek ve içeceklerin bedenlerin istikrarlı durumunu kaybetmesine yol açtığı düşünülüyordu. Their bodies nesnedir; out of balance ise ortaya çıkan durumu belirtir. Aynı yapı gerçek bir fiziksel dengeyi veya sağlık, düzen, bütçe ve sistemlerdeki mecazi dengeyi anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi out of balance yapısıyla tamamlayın: One major delay threw the whole project ____ balance.
Cevabı göster
out of
weakened their self-control: weaken + soyut isim
weakened their self-control, “dürtülere direnme becerilerini zayıflattı” anlamına gelir. Burada weakened geçişli bir fiildir ve hemen ardından soyut isim öbeği their self-control gelir. Daha önce eleştirilen yiyecek ve içecekler bunun nedeni olarak sunulur. İngilizcede weaken; control, trust, an argument veya a system gibi soyut kavramlarla sıkça kullanılır. Bu tür resmî açıklamalarda genellikle make ... weak yapısından daha kısa ve doğaldır.
Alıştırma
Cümleyi weaken fiilinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: Lack of sleep ____ his self-control during the exam.
Cevabı göster
weakened
aroused un-Christian passions: arouse ve dinî ahlak yargısı
aroused un-Christian passions, “iddiada bulunan kişinin Hristiyan ahlakına aykırı saydığı güçlü arzuları uyandırdı” anlamına gelir. Arouse, bir duyguya veya tepkiye neden olmak anlamındaki, oldukça resmî ve geçişli bir fiildir. Buradaki passions güçlü arzuları ifade eder ve cinsel bir çağrışım taşıyabilir. un-Christian içindeki un- ön eki, açık bir dinî ve ahlaki yargı oluşturur. Bu ifade yalnızca arzuların Hristiyan olmayan kişilere ait olduğunu söylemez; onları Hristiyan ilkeleriyle bağdaşmadıkları gerekçesiyle kınar.
Alıştırma
Örnekteki aroused un-Christian passions ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- Hristiyan ahlakına aykırı sayılan arzulara neden oldu
- yalnızca Hristiyan olmayanların güçlü duygulara sahip olduğunu kanıtladı
- insanların bir Hristiyan ayinine katılmakla ilgilenmesini sağladı
Cevabı göster
Hristiyan ahlakına aykırı sayılan arzulara neden oldu
So, to suppress their supposedly hyperactive libidos, Kelime
2:12Bu yüzden, sözde hiperaktif libidolarını bastırmak için,
supposedly hyperactive libidos: bir iddiayı doğrulamadan aktarmak
supposedly hyperactive libidos ifadesinde supposedly, hyperactive nitelemesinin tamamını etkiler: libidoların bu şekilde olduğu iddia edilir ya da varsayılır, ancak konuşan kişi bunu gerçek olarak doğrulamaz. Söyleyişe göre supposedly kuşku da ima edebilir. Libido, “cinsel istek” anlamına gelen görece resmî bir sözcüktür; libidos ise çoğul biçimidir. Hyperactive sözlük anlamıyla “aşırı etkin” demektir ve burada cinsel isteği alışılmadık derecede güçlü olarak çerçeveler. Bu ifade tarafsız bir ölçümden çok bir yargıyı yansıtır.
Alıştırma
supposedly hyperactive libidos ifadesine en uygun anlam hangisidir?
- Sağlıklı enerji hakkında gündelik bir iltifat.
- Hiç cinsel istek bulunmadığını gösteren kanıtlanmış bir teşhis.
- Cinsel isteğin alışılmadık derecede güçlü olduğunu ileri süren, ancak tam olarak doğrulanmamış bir tanımlama.
Cevabı göster
Cinsel isteğin alışılmadık derecede güçlü olduğunu ileri süren, ancak tam olarak doğrulanmamış bir tanımlama.
advocated for a vegetarian diet: bir uygulamayı kamuya açık biçimde desteklemek
advocate for + isim öbeği fiil yapısı; bir fikri, politikayı, uygulamayı ya da değişikliği kamuya açık biçimde desteklemek veya lehine görüş bildirmek anlamına gelir. Burada advocated for a vegetarian diet, Graham'ın bu beslenme biçimini yalnızca kişisel olarak sevmediğini, onu etkin biçimde teşvik ettiğini anlatır. Advocated geçmiş zamanlı bir fiildir. Advocate, bir davayı destekleyen kişi anlamında isim de olabilir; ancak bu cümledeki görevi bu değildir.
Alıştırma
Cümleyi advocate for ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After several accidents, residents ____ safer crosswalks.
Cevabı göster
advocated for
needed to be bland: güçlü bir tadın olmaması gereği
Burada needed to be bland, yiyeceğin güçlü veya heyecan verici tatlardan yoksun olması gerektiğini anlatır. Bland, tadı sade, zayıf ya da ilgi çekici olmayan yiyecekleri niteler; yalnızca “acısız” demek değildir. need to be + sıfat kalıbı, bir özelliğin gerekli olduğunu belirtir; burada geçmiş zaman biçimi needed to be kullanılmıştır. Bu bağlamda tatsızlık, bir pişirme hatası değil, bilinçli bir kuraldır.
Alıştırma
Bu bağlamda bir yemeğin needed to be bland olması ne anlama gelir?
- Yemeğin güçlü veya ilgi çekici tadı çok az olmalıydı.
- Yemeğin içinde hiç et bulunmamalıydı.
- Yemek son derece acı olmalıydı.
Cevabı göster
Yemeğin güçlü veya ilgi çekici tadı çok az olmalıydı.
pleasure-inciting spices: etki yaratmayı anlatan kısa çizgili bir niteleyici
Pleasure-inciting, spices sözcüğünü nitelemek için bu bağlamda oluşturulmuş geçici bir bileşik sıfattır. Pleasure ortaya çıkan etkiyi adlandırır, inciting ise bu etkiyi yaratmak veya kışkırtmak anlamına gelir; dolayısıyla pleasure-inciting spices, duyusal keyif üretiyormuş gibi sunulan baharatlardır. Kısa çizgi, pleasure ve inciting sözcüklerini spices önünde tek bir niteleyici olarak birleştirir. Güçlü incite fiili ifadeye kasıtlı olarak sert ve onaylamayan bir ton verir: normalde hoş olan bir baharat, arzuyu kışkırtan bir şey gibi sunulur.
Alıştırma
Bileşik niteleyiciyi pleasure ve incite fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: They avoided ____ spices.
Cevabı göster
pleasure-inciting
No ... to speak of yapısındaki to speak of
Olumsuz bir ifadede to speak of, “anılmaya değer” ya da “kayda değer miktar veya nitelikte” demektir. Bu nedenle No pleasure-inciting spices to speak of, bu tür baharatlardan kayda değer ölçüde bulunmadığını anlatır. Burada konuşma eylemi anlatılmaz. no/not much/little ... to speak of kalıbı, var olan şeyin göz ardı edilecek kadar az olduğu düşüncesini güçlendirir.
Alıştırma
Cümleyi “sözünü etmeye değer neredeyse hiç yok” anlamındaki sabit ifadeyle tamamlayın: After the storm, there was no damage ____.
Cevabı göster
to speak of
His signature contribution was graham bread,
2:28En belirgin katkısı, graham krakerinin öncüsü olan,
the precursor to the graham cracker: Graham krakerinin öncüsü
The precursor to the graham cracker, Graham ekmeğini daha önce ortaya çıkan ve daha sonraki krakerin gelişmesine katkıda bulunan erken bir biçim veya aşama olarak tanımlar. Bir precursor, mutlaka bir şeyi yaratan kişi değildir. Ürün tarihiyle ilgili bu anlamda, gelişim dizisinin daha önceki unsurudur. Vurgulanan kalıpta precursor sözcüğünden sonra to gelir.
Alıştırma
“The handheld organizer was an early precursor to the smartphone,” cümlesinde precursor ne anlama gelir?
- el tipi düzenleyici, akıllı telefonu icat eden kişiydi
- el tipi düzenleyici, akıllı telefonun yerini alan daha yeni bir cihazdı
- el tipi düzenleyici, akıllı telefonun gelişmesine katkıda bulunan daha eski bir cihazdı
Cevabı göster
el tipi düzenleyici, akıllı telefonun gelişmesine katkıda bulunan daha eski bir cihazdı
at no cost: ücretsiz, ücret ödemeden
At no cost, “ücret ödemeden” demektir. Bu cümlede bu edat öbeği, tarifi hangi koşulla paylaştığını açıklar: tarife erişmek isteyenlerden ücret almamıştır. Burada cost, ödenmesi gereken miktarı belirten bir isimdir; fiil değildir. Bu öbek bir eylemden sonra gelerek bir etkinliğin, hizmetin veya kaynağın ücretsiz sunulduğunu belirtebilir.
Alıştırma
Bir duyuruda “The clinic provides the vaccine at no cost.” yazıyor. Bu ne anlama gelir?
- Klinik aşıyı herhangi bir fiyata sağlar.
- Klinik yalnızca aşıyı sağladıktan sonra ücret alır.
- Klinik aşı için ücret almaz.
Cevabı göster
Klinik aşı için ücret almaz.
yemek ölçüsü olarak a pinch of salt
Bir tarifte a pinch of salt, başparmakla diğer bir parmak arasında tutulabilecek kadar az miktarda tuz demektir. Burada pinch, gayriresmî bir ölçüyü adlandıran sayılabilir bir isimdir; “sıkmak” veya “çimdiklemek” anlamındaki fiil değildir. a pinch of + sayılamayan malzeme kalıbı şeker ve öğütülmüş baharatlarla da kullanılabilir. Kesin bir ağırlık veya hacim değil, yaklaşık bir miktar belirtir.
Alıştırma
Parmakların arasında tutulabilen miktarı belirten ifadeyle yemek yönergesini tamamlayın: Add ____ salt to the soup.
Cevabı göster
a pinch of
nothing that might overstimulate the senses. Kelime
2:47duyuları aşırı uyarabilecek hiçbir şey yok.
overstimulate the senses: “gereğinden fazla” anlamındaki over-
Overstimulate, “fazla ya da aşırı yoğun biçimde uyarmak” demektir. over- ön eki stimulate sözcüğüne aşırılık anlamı katar; the senses ise görme, işitme, tatma, koklama ve dokunma duyularını ifade eder. Nothing that might ... bu etkiyi yaratabilecek her şeyi dışarıda bırakır. Might kesinlik değil olasılık bildirir; bu nedenle duyuları bunaltma ihtimali olan bir etki bile kabul edilmez. Bağlamda bu ifade, sade ve uyarıcı olmayan yiyecek talebini daha da genişletir.
Alıştırma
Cümleyi “gereğinden fazla uyarmak” anlamındaki fiille tamamlayın: The flashing lights may ____ a tired child.
Cevabı göster
overstimulate
Positioning himself as a public health advocate, Dilbilgisi
2:51Kendisini bir halk sağlığı savunucusu olarak konumlandıran
Positioning himself as ...: bir rolü bilinçli olarak sunma
Position oneself as + rol yapısı, başkalarının kişiyi o rolde görmesi için kişinin kendisini bilinçli biçimde sunması veya o konuma yerleştirmesi anlamına gelir. Burada himself konumlandırmayı yapan kişiye geri gönderimde bulunur, as ise public health advocate rolünü tanıtır. Anlam fiziksel konumla değil, kamuya sunulan imajla ilgilidir. Positioning himself ... sonrasında gelen ana cümleye arka plan sağlayan bir -ing ortaç yan cümlesidir. Örtük öznesi ana cümlenin öznesiyle aynı kişi olmalıdır: kendi imajını şekillendiren kişi sonraki eylemi de yapar.
Alıştırma
position oneself as yapısını doğru dönüşlülük zamiri ve rol belirteciyle tamamlayın: Positioning ____ ____ a neutral mediator, Maria invited both sides to speak.
Cevabı göster
herself · as
Graham wrote books and held public lectures
2:54Graham, kitaplar yazdı ve halka açık konferanslar verdi;
a cholera outbreak. Kültür
3:01bir kolera salgınından bile kurtulmasına yardımcı olacağını iddia etti.
alleging: bir iddiayı desteklemeden aktarmak
Burada alleging, bir şeyin doğru olduğunu ileri sürmek, fakat iddiayı doğrulanmamış veya tartışmaya açık bırakmak anlamına gelir. Bu sözcük, iddiayı Graham’ın ortaya attığını belirtir; anlatıcı diyetin etkisini kanıtlanmış bir gerçek olarak sunmaz. Dil bilgisi bakımından alleging, iddianın içeriğini veren his diet would even help... nesne yan cümlesini başlatır. Alleging sonrasında that kullanılabilir, ancak burada atlanmıştır. Bu aktarım tercihi, iddianın kaynağı ile anlatıcının kendi tutumunu birbirinden ayırır.
Alıştırma
"The report quotes a witness alleging that the mayor accepted a bribe," cümlesinde alleging neyi gösterir?
- Tanık kesin kanıt sağladı, bu nedenle rapor suçlamayı doğruluyor.
- Tanık suçlamayı yaptı, ancak rapor bunu kanıtlanmış bir gerçek olarak sunmuyor.
- Tanık suçlamayı geri çekti ve özür diledi.
Cevabı göster
Tanık suçlamayı yaptı, ancak rapor bunu kanıtlanmış bir gerçek olarak sunmuyor.
a cholera outbreak: koleranın aniden yayılması
A cholera outbreak, belirli bir yerde veya dönemde kolera vakalarının aniden ortaya çıkması ve yayılmasıdır. Kolera, genellikle kirlenmiş yiyecek veya su yoluyla yayılan ciddi bir bulaşıcı hastalıktır; outbreak tek bir kişinin hastalığını değil, toplum sağlığı olayını ifade eder. Kolera salgınları 19. yüzyılda birçok kişinin ölümüne neden oldu. Bu asgari tarihsel bağlam, Graham’ın iddiasının ne kadar kapsamlı olduğunu gösterir: diyetini yalnızca daha sağlıklı hissetmenin bir yolu olarak değil, ölümcül bir toplum sağlığı krizi sırasında koruma sağlayan bir yöntem olarak sunuyordu.
Alıştırma
"The port set up emergency clinics during a cholera outbreak" cümlesinde a cholera outbreak ne anlama gelir?
- Sağlıklı beslenme üzerine bir konferans
- Tek bir hastaya uygulanan rutin tedavi
- Kolera vakalarının aniden yayılması
Cevabı göster
Kolera vakalarının aniden yayılması
on his moralizing message and tasteless fare, Kelime
3:05onun ahlakçı mesajına ve tatsız yemeklerine o kadar meraklı değildi,
not everyone was so keen on: nazik bir kısmi olumsuzluk
not everyone was so keen on, en azından bazı kişilerin ardından sözü edilen şeyi sevmediğini, onaylamadığını veya olumlu karşılamadığını anlatır. not everyone kısmi bir olumsuzluktur; kimsenin sevmediği anlamına gelmez. be keen on kalıbından sonra bir isim veya -ing biçimi geldiğinde “sevmek”, “hevesli olmak”; bir fikir ya da plan içinse “desteklemek” anlamını verir. So, ilginin derecesini öne çıkararak eleştirinin dolaylı biçimde sunulmasına yardımcı olur.
Alıştırma
Farklı tepkileri nazikçe anlatan bu cümleyi, vurgulanan ifadeyi aynen kullanarak tamamlayın: The club suggested a 6 a.m. practice, but ____ the idea.
Cevabı göster
not everyone was so keen on
moralizing message and tasteless fare: eş görevli iki eleştiri
Moralizing message, insanlara nasıl davranmaları gerektiğini vaaz verir ya da yargılar gibi anlatan bir mesaj demektir. Moralizing genellikle anlatıcının hoşnutsuzluğunu gösterir; yalnızca tarafsız moral sıfatıyla aynı değildir. Tasteless fare, yavan ve iştah açmayan yemek anlamına gelir. Fare burada bilet ücreti değil, “yiyecek veya yemek” anlamındaki isimdir. And iki ad öbeğini eş görevli olarak bağlar; böylece ifade hem vaaz veren fikirleri hem de yemeği eleştirir.
Alıştırma
Bir eleştirmen “a moralizing message and tasteless fare” ifadesiyle yakınıyor. Eleştirilen iki şey nedir?
- Dostça bir duyuru ve adil muamele
- Vaaz veren bir mesaj ve yavan yemek
- Tarafsız bir ahlak dersi ve ucuz bilet fiyatları
Cevabı göster
Vaaz veren bir mesaj ve yavan yemek
including angry bakers who protested outside his talks,
3:09konuşmalarının dışında protesto eden kızgın fırıncılar da dahil olmak üzere,
cast doubt on the fanaticism of Graham's movement. Kalıp ifadeler
3:17Graham'ın hareketinin fanatizmine şüpheyle yaklaştı.
transcendentalist scholar Ralph Waldo Emerson: kimliği belirten bir niteleme
Bu isim öbeğinde transcendentalist scholar, Ralph Waldo Emerson'ı 19. yüzyıldaki bir Amerikan düşünce hareketi olan Transandantalizmle bağlantılı bir düşünür olarak tanıtır. Bu, kişinin tam adından önce gelen açıklayıcı bir nitelemedir; adının bir parçası değildir. Bu kısa arka plan, onun sorgulamasının neden ağırlık taşıdığını gösterir: Emerson etkili bir entelektüeldi. Dolayısıyla cümle, yalnızca kimliği belirsiz bir karşıtın değil, düşünce dünyasının da kuşku duyduğunu gösterir. Cümleyi anlamak için Transandantalizmi ayrıntılı bilmek gerekmez.
Alıştırma
Bu cümlede transcendentalist scholar nitelemesi Ralph Waldo Emerson hakkında esas olarak ne anlatır?
- Onu Transandantalizmle bağlantılı bir entelektüel olarak tanımlar.
- Transcendentalist sözcüğünün onun soyadının bir parçası olduğunu söyler.
- Onu Graham'ın hareketinin kurucusu olarak tanıtır.
Cevabı göster
Onu Transandantalizmle bağlantılı bir entelektüel olarak tanımlar.
cast doubt on: bir şeyi daha az kesin göstermek
Cast doubt on + bir isim öbeği, bir şeyin doğru, güvenilir veya haklı olduğu konusunda insanların daha az emin olmasına yol açmak demektir. Bu cümlede ifade, Graham'ın hareketindeki fanatizmi Emerson'ın sorguladığı bir konu olarak sunar. Cast bu kalıplaşmış ifadenin bir parçasıdır; burada gerçek anlamıyla bir şey fırlatmak ya da oyuncu seçmek anlamına gelmez. Kalıp cast doubt on something şeklindedir. Cast fiilinin şimdiki ve geçmiş zaman biçimi aynıdır; burada geçmişteki bir eylemi anlatır.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve ‘açıklamayı daha az güvenilir gösterdi’ anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The conflicting dates ____ his explanation.
Cevabı göster
cast doubt on
One newspaper reporter is said to have mockingly dubbed Graham Dilbilgisi
3:21Bir gazete muhabirinin alaycı bir şekilde Graham'a
is said to have: daha önce gerçekleşmiş bir eylemi aktarmak
Is said to have edilgen bir aktarım yapısıdır. Bir iddiayı, yazarın şahsen doğruladığı bir gerçek olarak değil, başkalarının aktardığı bir bilgi olarak sunar. Yapı özne + be said + to have + fiilin üçüncü hâli biçimindedir. Perfect infinitive olan to have dubbed, lakap takma eylemini şimdiki aktarım noktasından önceye yerleştirir; burada muhabirin geçmişte Graham’a bu lakabı taktığının söylendiği anlamına gelir.
Alıştırma
Cümleyi daha önce gerçekleşmiş bir eylemi aktaran say fiilinin edilgen yapısıyla tamamlayın: According to local stories, the explorer ____ crossed the river alone.
Cevabı göster
is said to have
a philosopher of sawdust pudding: saçma ve alaycı bir lakap
A philosopher of sawdust pudding gerçek bir meslek veya düşünce okulu değil, uydurulmuş ve alaycı bir lakaptır. Philosopher, Graham’ı bir fikrin ciddi savunucusu gibi gösterirken sawdust pudding talaşa benzeyecek kadar kuru ve tatsız bir yiyecek çağrışımı yapar. Yüce bir sözcük olan philosopher ile gülünç yiyecek imgesi arasındaki çatışma, hem onun beslenme fikirleriyle hem de bunlarla ilişkilendirilen yiyeceklerle alay eder. Çevredeki mockingly sözcüğü de bu lakabın övgü değil, alay olduğunu doğrular.
Alıştırma
Bu cümlede a philosopher of sawdust pudding ifadesinin temel işlevi nedir?
- Graham’ı zarif bir tatlı yaptığı için övmek.
- Beslenme fikirlerini kuru ve tatsız olduğu düşünülen bir yiyecekle ilişkilendirerek Graham’la alay etmek.
- Graham’ın akademik uzmanlık alanını resmî olarak belirtmek.
Cevabı göster
Beslenme fikirlerini kuru ve tatsız olduğu düşünülen bir yiyecekle ilişkilendirerek Graham’la alay etmek.
consisted of: bir bütünün parçalarını sıralamak
Bu cümlede consisted of, “şunlardan oluşuyordu” anlamına gelir. Bütünü belirten it ile of sözcüğünden sonra sıralanan parçaları birbirine bağlar. Geçmiş zaman, eleştirmenin diyetin neler içerdiğini anlattığını gösterir. A'yı oluşturan üyeleri, malzemeleri, aşamaları veya diğer parçaları belirtmek için A consists of B yapısını kullanın. Bu yapı tarafsız ya da resmî açıklamalarda yaygındır ve plan veya kurs gibi soyut şeyler için de kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi consist of yapısının geçmiş zamanıyla tamamlayın: The breakfast ____ oatmeal, fruit, and tea.
Cevabı göster
consisted of
swill, starch, slosh, and dishwater: küçümseyici bir liste
Burada swill, starch, slosh, and dishwater tarafsız bir malzeme listesi değildir. Swill atığı veya çok kötü sıvı yiyeceği, slosh sulu ve dağınık bir bulamacı, dishwater ise kirli ve tatsız bulaşık suyunu çağrıştırır. Starch tek başına tarafsızdır; ancak bu listede diyeti tatsız bir dolgu maddesine indirger. Bu sözcükler birlikte öfkeli eleştirmenin tiksinti ve küçümsemesini gösterir. Tekrarlanan /s/ başlangıçları ve çirkin imgelerin üst üste yığılması, saldırıyı sert ve alaycı hale getirir.
Alıştırma
Örnek cümledeki swill, starch, slosh, and dishwater ifadesinin temel etkisi nedir?
- Diyetin basit ve besleyici olduğunu över.
- Kesin ve tarafsız bir tarif verir.
- Diyeti düşük kaliteli, sulu atıklara benzeterek eleştirmenin güçlü tiksintisini ifade eder.
Cevabı göster
Diyeti düşük kaliteli, sulu atıklara benzeterek eleştirmenin güçlü tiksintisini ifade eder.
ardent followers: derin bir tutkuyla bağlı takipçiler
Bu cümlede ardent followers, Graham'ı ve fikirlerini güçlü bir tutkuyla ve bağlılıkla destekleyen kişilerdir. Ardent, yoğun ve içten hissedilen bir tutumu anlatır; bu yüzden ifade sıradan bir ilgiden daha fazlasını belirtir. Bu sıfat bir değerlendirme yapar: Takipçilerin ne kadar bağlı olduğunu gösterir, hangi eylemleri yaptıklarını veya resmî bir gruba ait olup olmadıklarını değil.
Alıştırma
“The scientist had many ardent followers” cümlesinde ardent followers en güçlü biçimde neyi ifade eder?
- Bilim insanını derin bir tutku ve bağlılıkla destekleyen kişiler
- Bilim insanına yalnızca kısa süreli ve sıradan ilgi duyan kişiler
- Bilim insanı için resmî olarak çalışan kişiler
Cevabı göster
Bilim insanını derin bir tutku ve bağlılıkla destekleyen kişiler
became known as Grahamites: bir grup adı edinmek
became known as Grahamites ifadesindeki became known as + ad yapısı, takipçilerin zamanla kamuoyunda kullanılan bir ad edindiğini gösterir. İlgi zamiri who, ardent followers ifadesine döner; Grahamites ise daha sonra onlara verilen addır. Odak noktası bir kişi veya şeyin bir ad, lakap, unvan ya da kimlikle toplum tarafından tanınır hâle gelmesi olduğunda become known as + ad kullanın. Geçmiş zaman biçimi became, bu değişimi geçmişe yerleştirir.
Alıştırma
Cümleyi “zamanla bu kamusal adı edindi” anlamındaki üç sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: After several neighborhood cleanups, the group ____ the Green Crew.
Cevabı göster
became known as
Meanwhile, Graham's focus on digestive health Kalıp ifadeler
3:42Bu arada, Graham'ın sindirim sağlığına odaklanması,
focus on digestive health: ilgi alanını belirtmek
Graham's focus on digestive health ifadesinde focus, özel olarak dikkat edilen konuyu belirten bir isimdir. on edatı bu konuyu tanıtır; digestive health ise sindirim sisteminin sağlığını ve işleyişini ifade eder. Başka durumlarda kullanılabilecek isim kalıbı someone's focus on + topic şeklindedir; a team's focus on safety buna bir örnektir. Buradaki digestive sağlık ve sindirim sistemiyle ilgilidir; bilgiyi özetlemek veya zihinde işlemek anlamına gelmez.
Alıştırma
focus sözcüğünden sonra konuyu tanıtan edatla cümleyi tamamlayın: The clinic's main focus is ____ digestive health.
Cevabı göster
on
appealed to figures like nutritionist James Jackson,
3:45New York eyaletinin kuzeyinde bir sağlık spası işleten
who ran a health spa in upstate New York. Kelime
3:48beslenme uzmanı James Jackson gibi figürlerin ilgisini çekti.
ran a health spa: run fiilinin işletmek anlamı
ran a health spa ifadesinde ran, run fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve hızlı koşmak değil, kurumu işletmek ya da işleyişinden sorumlu olmak anlamına gelir. Buradaki health spa, sağlık ve zindelik hizmetleri sunan bir merkez veya işletmedir. Başka durumlarda kullanılabilecek kalıp run + işletme, kurum, program veya etkinlik şeklindedir. Bunların işleyişinden sorumlu olmak anlamına gelir; geçmiş zaman biçimi ran'dir.
Alıştırma
İşletmek anlamında run fiilinin geçmiş zaman biçimini kullanın: Before retiring, Maya ____ a neighborhood café for ten years.
Cevabı göster
ran
Jackson began baking crumbled granulated graham flour cakes Kalıp ifadeler
3:53Jackson, ufalanmış granül graham unu keklerini pişirerek
baking ... into a cereal: into ile işlem sonucunu belirtmek
Bu ifade, sonuç bildiren bake X into Y kalıbını kullanır. X işlenen malzeme, Y ise pişirme sonucunda ortaya çıkan ürün ya da yeni biçimdir. Burada into a cereal bir varış noktasını değil, sonucu belirtir. Genel olarak verb + object + into + result, bir eylemin bir şeyi farklı bir biçime veya ürüne dönüştürdüğünü anlatır.
Alıştırma
Sonuç bildiren bake X into Y kalıbını tamamlayın: The chef baked the dough ____ thin crackers.
Cevabı göster
into
John Harvey Kellogg, head of another health spa, Kelime
4:02başka bir sağlık spasının başkanı olan John Harvey Kellogg,
head of another health spa: kurumun sorumlu yöneticisi
head of another health spa ifadesinde head, bir kurumdan sorumlu olan kişi anlamına gelir. of ile başlayan bölüm, bu kişinin yönettiği kurumu belirtir. Bu ifade John Harvey Kellogg adından sonra gelir ve virgüllerle ayrılır. Ayrı bir yan cümle kurmadan kişinin görevini ekleyen açıklayıcı bir ifadedir.
Alıştırma
Hangi cümlede head, “sorumlu kişi” anlamındadır?
- Nina stood at the head of the line.
- Nina is the head of the science department.
- Nina hurt her head during practice.
Cevabı göster
Nina is the head of the science department.
developed cornflakes by steaming, rolling, and baking corn Dilbilgisi
4:06mısırı buharda pişirerek, yuvarlayarak ve fırınlayarak
into a similarly flavorless food.
4:10benzer şekilde tatsız bir yiyecek olan mısır gevreğini geliştirdi.
by steaming, rolling, and baking: yöntemi by + paralel -ing biçimleriyle anlatma
by edatı, yiyeceği geliştirmek için kullanılan yöntemi tanıtır: süreç mısırı buharda pişirme, ezme ve fırınlamayla gerçekleştirilmiştir. by + fiilin -ing biçimi yapısında by, “Nasıl yapıldı?” sorusunu yanıtlar. Üç -ing biçimi aynı listenin paralel ögeleridir. Bu kalıp tek bir yöntemi veya by checking, comparing, and revising örneğindeki gibi bir yöntem dizisini anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi by ile test, compare ve revise fiillerinin -ing biçimlerini kullanarak tamamlayın: The team reduced errors ____ the data, ____ the results, and ____ the draft.
Cevabı göster
by testing · comparing · revising
Kellogg continued Graham's crusade against masturbation. Deyimler
4:18Kellogg, Graham'ın mastürbasyona karşı mücadelesini sürdürdü.
While Jackson was primarily concerned with ...: karşıtlık bildiren while
Burada while bir zaman ilişkisini değil, karşıtlığı anlatır. while yan cümlesi Jackson'ın temel kaygısını verir; ana cümle ise Kellogg'ın farklı kaygısını bunun karşısına koyar. Cümle başındaki While A..., B... yapısı, iki farklı olguyu “A..., oysa B...” biçiminde düzenleyebilir. Anlama bakın: asıl nokta A ile B'nin nasıl farklılaştığıysa while karşıtlık bildirir.
Alıştırma
Bu cümlede while hangi ilişkiyi anlatıyor? While Nina focuses on cost, Omar cares more about speed.
- Neden-sonuç ilişkisi
- İki öncelik arasındaki karşıtlık
- Aynı anda gerçekleşen iki eylem
Cevabı göster
İki öncelik arasındaki karşıtlık
crusade against masturbation: ahlaki bir misyonla yürütülen mücadele
Graham's crusade against masturbation ifadesinde crusade mecazidir: Orta Çağ'daki bir askerî seferi değil, bir şeye karşı çıkmak için yürütülen örgütlü ve kararlı bir çabayı anlatır. crusade against + isim kalıbında isim, karşı çıkılan hedefi belirtir. Bu çabaya crusade denmesi, ona güçlü bir ahlaki veya reformcu misyon yükler. Karşı çıkışı sıradan bir campaign ifadesinden daha yoğun ve değer yargılarıyla yönlendirilen bir hareket olarak sunar.
Alıştırma
Bu cümlede Graham's crusade against masturbation ne anlama gelir?
- Tarafsız bir tıbbi araştırma projesi
- Mastürbasyona karşı ahlaki bir amaçla yürütülen yoğun bir mücadele
- Gerçek bir Orta Çağ askerî seferi
Cevabı göster
Mastürbasyona karşı ahlaki bir amaçla yürütülen yoğun bir mücadele
self-abuse: eski ve yargılayıcı bir adlandırma
Burada self-abuse, masturbation için kullanılan eski ve ahlakçı bir adlandırmadır. abuse sözcüğü eylemi zarar veya yanlış davranış olarak çerçeveler; bu nedenle terim tarafsız bir tanım sunmak yerine tarihsel kişinin olumsuz yargısını taşır. He called it... Kellogg'un kullandığı adlandırmayı aktarır; bu ifade tek başına anlatıcının o etiketi kabul ettiğini göstermez. Günümüzün tarafsız sağlık veya eğitim dilinde kullanılan olağan terim masturbationdır.
Alıştırma
Doğru mu yanlış mı: Günümüzün tarafsız bir sağlık dersinde self-abuse, masturbation yerine kullanılabilecek doğal ve nesnel bir ifadedir.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
implicate A in all manner of ailments: A'yı her türlü rahatsızlıkla ilişkilendirmek
Implicate A in B yapısında A, genellikle bir sorun veya zararlı olay olan B'ye karışmış ya da B ile bağlantılı olarak sunulur. Burada implicated it in ... ifadesi, “it” ile rahatsızlıklar arasında ilişki kurulduğunu söyler; fiil tek başına nedensel bağın kesin olarak kanıtlandığını göstermez. All manner of, “birçok farklı türde” anlamına gelir. Rahatsızlıkların çeşitliliğini genişleten resmî ve biraz edebî bir ifadedir.
Alıştırma
Hangi cümle “implicated it in all manner of ailments” ifadesinin anlamını en doğru biçimde korur?
- O, birçok farklı türde rahatsızlıkla ilişkilendirildi.
- Onun her rahatsızlığa neden olduğu kesin olarak kanıtlandı.
- O, belirli bir rahatsızlığı iyileştirmek için kullanıldı.
Cevabı göster
O, birçok farklı türde rahatsızlıkla ilişkilendirildi.
to temper overactive sexual appetites. Kalıp ifadeler
4:30benzer şekilde sıkıcı bir diyet teşvik etti.
to temper overactive sexual appetites: aşırı güçlü cinsel arzuları hafifletmek
Bu cümlede to temper amaç bildiren bir mastardır; tatsız beslenme düzeninin neden teşvik edildiğini açıklar. Temper fiil olarak bir şeyin gücünü veya yoğunluğunu azaltıp kontrol altına almak anlamına gelir; tamamen ortadan kaldırmak anlamına gelmez. Sexual appetites ifadesinde appetite mecazi olarak cinsel arzu anlamında kullanılır. Overactive bu arzuyu aşırı güçlü olarak sunar; dolayısıyla ifade, olağan dışı derecede güçlü cinsel arzuyu hafifletmek anlamına gelir.
Alıştırma
Cümleyi “yoğunluğunu azaltmak” anlamındaki ders fiiliyle tamamlayın: The latest results may ____ expectations of an immediate breakthrough.
Cevabı göster
temper
would shape-shift far beyond their original forms. Deyimler
4:36orijinal biçimlerinin çok ötesinde şekil değiştirecekti.
would shape-shift far beyond their original forms: ilk biçimlerinin çok ötesinde değişecekti
Shape-shift normalde çok farklı bir biçime dönüşmeyi çağrıştırır. Burada canlı bir benzetme olarak kullanılmıştır: yiyecekler sanki biçim değiştirebiliyormuş gibi anlatılır; yani sonraki sürümleri çok farklı ürünlere dönüşmüştür. Tarihsel anlatıda would, geçmişteki bir noktadan daha sonra gerçekleşen olaylara bakar. Far beyond their original forms değişimin boyutunu güçlendirir: bu yalnızca küçük bir düzenleme değildir.
Alıştırma
Bu cümlede would shape-shift far beyond their original forms ne anlama geliyor?
- Yiyecekler gerçek anlamda büyülü yaratıklara dönüşecekti.
- Yiyecekler tamamen aynı biçimde kalacaktı.
- Yiyecekler daha sonra eski hâllerinden çok farklı olacak şekilde büyük ölçüde değişecekti.
Cevabı göster
Yiyecekler daha sonra eski hâllerinden çok farklı olacak şekilde büyük ölçüde değişecekti.
underwent a series of saccharine and frosted reinventions: aşırı tatlı ve şeker kaplı bir dizi yeniden yaratım geçirdi
Underwent, undergo fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Undergo, bir süreç ya da değişim yaşamak anlamına gelen resmî bir fiildir. Burada yiyecekler değiştirilen taraftır; kendilerini etkin biçimde yeniden tasarlıyor gibi sunulmazlar. A series of reinventions, yeniden tasarımın birden fazla kez gerçekleştiğini gösterir. Saccharine burada aşırı tatlı veya bayacak kadar şekerli, frosted ise krema ya da şekerli bir tabakayla kaplanmış demektir. Bu iki sözcük, ürünleri daha tatlı hâle getiren değişikliklerin tekrarlandığını anlatır.
Alıştırma
Cümleyi undergo fiilinin geçmiş biçimiyle tamamlayın: Over the next decade, the brand ____ a series of reinventions.
Cevabı göster
underwent
the National Biscuit Company began mass-producing graham crackers Kalıp ifadeler
4:48National Biscuit Company daha hafif unlar ve uyarıcı tatlandırıcılarla
with lighter flours and stimulating sweeteners. Kelime
4:54graham krakerlerini seri üretmeye başladı.
began mass-producing graham crackers: graham krakerlerini seri üretmeye başladı
Mass-produce, bir ürünü düzenli ve genellikle endüstriyel bir süreçle çok büyük miktarlarda üretmek demektir. Buradaki began mass-producing graham crackers, şirketin graham krakerlerini büyük ölçekli ticari bir ürün olarak üretmeye başladığını anlatır. İngilizcede begin fiilinden sonra -ing biçimi kullanılabilir: began mass-producing. graham crackers nesnesi, üretilen ürünün ne olduğunu belirtir.
Alıştırma
Endüstriyel ölçekte üretmek anlamındaki fiille cümleyi tamamlayın: After the safety tests, the factory began ____ the new helmets.
Cevabı göster
mass-producing
with lighter flours and stimulating sweeteners: daha açık renkli unlar ve duyuları harekete geçiren tatlandırıcılarla
with lighter flours and stimulating sweeteners edat öbeği, ticari krakerlerde hangi malzemelerin kullanıldığını belirtir. Bu tarihî gıda bağlamında lighter flours, daha az kalorili undan çok, iri öğütülmüş tam tahıllı una kıyasla daha açık renkli ve rafine unları ifade eder. Stimulating sweeteners, yiyeceği tat ve duyular açısından daha çekici hâle getiren tatlandırıcıları anlatır. Buradaki stimulating, tatlandırıcıların uyarıcı ilaçlar olduğunu iddia etmez; retorik bir betimlemedir. Bu iki sıfat, daha sonraki ve daha çekici ticari tarifi daha sade bir tarifle karşılaştırır.
Alıştırma
Bu cümlede lighter flours and stimulating sweeteners büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Daha hafif olan unlar ve tadı ortadan kaldıran tatlandırıcılar
- Daha rafine veya daha açık renkli unlar ve tadı daha çekici hâle getiren tatlandırıcılar
- Daha az kalorili unlar ve uyarıcı ilaç olarak kullanılan tatlandırıcılar
Cevabı göster
Daha rafine veya daha açık renkli unlar ve tadı daha çekici hâle getiren tatlandırıcılar
people had started sandwiching toasted marshmallows and chocolate Kalıp ifadeler
4:59insanlar kızarmış şekerlemeleri ve çikolatayı
sandwich X between Y: X'i Y'nin arasına koymak
Burada sandwich bir yiyeceğin adı değil, fiildir. sandwich X between Y kalıbı, “Y iki tarafta olacak şekilde X'i ortaya koymak” anlamına gelir. Bu cümlede X toasted marshmallows and chocolate, Y ise graham crackers ifadesidir. Aynı kalıp, bir etkinliği başka iki etkinliğin arasına sıkıştırmayı da anlatabilir.
Alıştırma
sandwich X between Y kalıbını tamamlayın: He is ____ cheese ____ two slices of bread.
Cevabı göster
sandwiching · between
christened Some Mores: christen fiilinin ‘ad vermek’ anlamı
Bu ilgi cümleciğinde which, söz konusu yiyeceğe gönderme yapar: the Girl Scouts christened it Some Mores. Kalıp christen + nesne + ad şeklindedir ve christened, “ad verdiler” anlamına gelir; “dinî vaftiz yaptılar” anlamında değildir. Girl Scouts, ABD'deki gençlik kuruluşunu ifade eder. Some Mores, daha sonra s'mores olan adın erken bir biçimiydi ve some more ifadesiyle yapılan bir kelime oyununa dayanıyordu.
Alıştırma
Yiyecek tarihine ilişkin bu bağlamda the Girl Scouts christened Some Mores ne anlama gelir?
- Yiyeceğe dinî bir vaftiz töreni yaptılar.
- Yiyeceğe daha fazla malzeme eklediler.
- Yiyeceğe Some Mores adını verdiler.
Cevabı göster
Yiyeceğe Some Mores adını verdiler.
the s'more was born: bir kökeni anlatmak için was born kullanımı
Bu cümlede the s'more was born, bir yiyeceği insan gibi gösterir: s'more olarak bilinen yiyecek birleşiminin ortaya çıktığı anlamına gelir. Gerçek anlamda bir doğumu anlatmaz. X was born kalıbı, bir köken hikâyesinin sonucunu belirtebilir. Bir fikrin, ürünün, geleneğin veya hareketin ortaya çıkışını akılda kalıcı bir başlangıç olarak sunar.
Alıştırma
Bu cümlede vurgulanan ifade ne anlama geliyor?
- S'more adında biri doğdu.
- Tatlı yeniden pişirildi.
- Bu yiyecek birleşimi ortaya çıktı.
Cevabı göster
Bu yiyecek birleşimi ortaya çıktı.
was essentially the antithesis of Graham's vision: temel karşıtlık
The antithesis of X, yalnızca X'ten farklı olanı değil, X'e temelden karşıt olanı ifade eder. Essentially, “temel niteliği bakımından” anlamına gelir; Graham's vision ise Graham'ın idealini veya amaçladığı beslenme biçimini belirtir. Graham sade ve ölçülü yiyecekleri tercih ederken bu tatlı zengin ve haz odaklıydı. Dolayısıyla bu yan cümle, tatlının onun idealinin tam karşıtını temsil ettiğini söyler.
Alıştırma
Politikanın belediye başkanının vizyonuna tamamen karşı olduğunu en güçlü ve resmî biçimde hangi cümle ifade eder?
- The policy was the antithesis of the mayor's vision.
- The policy was different from the mayor's vision.
- The policy added one detail to the mayor's vision.
Cevabı göster
The policy was the antithesis of the mayor's vision.
and perhaps the ultimate ironic twist to his legacy. Anlatım akışı
5:16ve belki de mirasına yapılan en büyük ironik çarpıtmaydı.
kapanış değerlendirmesi olarak the ultimate ironic twist to his legacy
Bu ifade, az önce anlatılan geçmişe ilişkin bir kapanış değerlendirmesi yapar. Yeni bir olay eklemek yerine sonucun nasıl yorumlanacağını gösterir: Gösterişli tatlı Graham'ın vizyonuyla keskin biçimde çeliştiği için sonuç beklenmedik şekilde ironiktir. Burada twist, olayların gelişimindeki beklenmedik dönüşü; legacy ise bir kişiyle ilişkilendirilen kalıcı etkiyi anlatır. Ultimate değerlendirmeyi güçlendirir: Bu ironi yalnızca zaman bakımından son olay olarak değil, doruk noktası ya da en güçlü örneği olarak sunulur.
Alıştırma
“the ultimate ironic twist to his legacy” ifadesi cümlenin sonunda bilgiyi düzenleme açısından hangi işlevi görür?
- Önceki olayları değerlendirmeden bir sonraki olayı tanıtır.
- Anlatıyı, sonucu Graham'ın vizyonunun çarpıcı biçimde tersine dönmesi olarak değerlendirerek kapatır.
- Tatlıyı hazırlarken kullanılan fiziksel bir dönme hareketini anlatır.
Cevabı göster
Anlatıyı, sonucu Graham'ın vizyonunun çarpıcı biçimde tersine dönmesi olarak değerlendirerek kapatır.
can help us face the challenges of today.
5:30bugünün zorluklarıyla yüzleşmemize yardımcı olabilir.