Graham krakerlerinin karanlık tarihi - Stephanie Honchell Smith: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
624 kelime 122 kel/dk

Video özeti: Video, Sylvester Graham’ın 19. yüzyılda tatsız yiyecekleri ve cinsel perhizi savunan kampanyasının graham ekmeğini, kahvaltılık gevrekleri ve krakerleri nasıl etkilediğini; katı fikirlerinin ise ironik biçimde tatlı s’more ile sonuçlandığını anlatıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. not just with their bodies, but with their souls. — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: not just … but … yapısının bir savı ilk kaygıdan daha kapsamlı ikinci bir boyuta nasıl taşıdığını öğrenin. Bu kalıpla birbiriyle bağlantılı iki yönü karşılaştırabilir ve sorunun en görünür etkileriyle sınırlı olmadığını gösterebilirsiniz. 2. Positioning himself as a public health advocate, — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Ana eylemden önce, kişinin kendisini hangi rolde sunduğunu çerçeveleyen cümle başındaki -ing yan tümcesini tanıyın. position oneself as kalıbını kullanarak kamusal kimliği, mesleki imajı veya stratejik bir iddiayı, bunu doğrudan gerçek kabul etmeden inceleyebilirsiniz. 3. ultimate ironic twist to his legacy. — Söylem, Hikâye Anlatımı ve Retorik: ironic twist ve legacy ifadelerinin, bir reformcunun niyetleriyle bunların tersi olan sonucu karşılaştırarak tarihsel anlatıyı nasıl tamamladığını anlayın. Sonraki gelişmelerin bir kişinin neyle hatırlandığını değiştirmesini bu değerlendirici dille açıklayabilirsiniz.

Bu derste

It was the early 1800s Kelime

0:07

1800'lerin başlarıydı

Kelime

the early 1800s: 19. yüzyılın başları

Burada the early 1800s, 1800 ile 1899 arasındaki dönemin ilk bölümünü, yani geniş anlamda 19. yüzyılın başlarını ifade eder. Yalnızca 1800 yılını belirtmez. İngilizcede early, mid veya late; kesin bir yıl vermek yerine bir olayı geniş bir tarihsel döneme yerleştirmek için s ile biten yüzyıl biçimindeki sayılarla sıkça kullanılır.

Alıştırma

Bir tarih belgeselinde the early 1800s en doğal olarak ne anlama gelir?

  1. Yalnızca 1800 takvim yılı
  2. 19. yüzyılın ilk kısmı
  3. 20. yüzyılın ilk kısmı
Cevabı göster

19. yüzyılın ilk kısmı

and Presbyterian minister Sylvester Graham believed Americans had a big problem, Kültür

0:09

ve Presbiteryen papaz Sylvester Graham, Amerikalıların büyük bir sorunu olduğuna inanıyordu,

Kültür

Presbyterian minister: Presbiteryen din görevlisi rolü

Presbyterian minister, Sylvester Graham’ın dinî rolünü belirten bir isim öbeğidir. Presbyterian, Protestan Hristiyanlık içindeki Presbiteryen geleneğini ifade eder; minister ise burada bir hükümet yetkilisini değil, kilisedeki bir din görevlisini anlatır. Bu rolün adından önce verilmesi, onun toplumsal sorunlara dinî ve ahlaki reform açısından yaklaşan biri olarak sunulduğunu gösterir. Bu arka plan, sonraki iddialarının kişisel davranışları ahlakla neden ilişkilendirebileceğini anlamaya yardımcı olur.

Alıştırma

Cümlede Presbyterian minister hangi rolü belirtir?

  1. Presbiteryen Hristiyan geleneğinde bir din görevlisi
  2. Amerika Birleşik Devletleri hükümetinde üst düzey bir yetkili
  3. Gıda ürünleri üreten bir çalışan
Cevabı göster

Presbiteryen Hristiyan geleneğinde bir din görevlisi

not just with their bodies, Dilbilgisi

0:15

sadece bedenleriyle değil,

but with their souls.

0:17

ruhlarıyla da.

Dilbilgisi

not just A, but B: yalnızca A değil, B de

not just A, but B, A'nın doğru olduğunu ancak konunun bundan ibaret olmadığını anlatır; B, konuşanın vurgulamak istediği başka bir noktayı ekler. Bu cümlede sorun hem bedenle hem de ruhla ilgilidir ve ikinci düşünce daha derin sorun olarak sunulur. Burada just, “yalnızca” anlamındadır; “az önce” anlamına gelmez. A ve B normalde paralel dil bilgisi yapıları kullanır. Bu cümlede with their bodies ve with their souls edat öbekleri birbirine paraleldir.

Alıştırma

not just A, but B yapısını tamamlayın: The issue is ____ just the cost, ____ the long-term risk.

Cevabı göster

not · but

He argued that overindulgence was fueling their baser desires, Notlar

0:19

Aşırı hoşgörünün onların daha aşağılık arzularını körüklediğini,

Kelime

overindulgence: aşırı haz düşkünlüğü

Overindulgence; yiyecek, içecek, rahatlık veya eğlence gibi zevk veren bir şeyi kendine aşırı ölçüde sunma eylemi ya da alışkanlığıdır. Makul öz denetim sınırlarının aşılmasını anlatır. Bu isim tarafsız değildir ve bir değerlendirme içerir. Bu cümlede aşırı zevk arayışı, “daha aşağı arzuları” körüklediği söylendiği için ahlaken zararlı olarak sunulur.

Alıştırma

Hangi anlam overindulgence sözcüğüyle en iyi eşleşir?

  1. eleştirel bakılan aşırı haz düşkünlüğü
  2. miktarda tarafsız bir artış
  3. küçük ve dikkatle denetlenen bir ödül
Cevabı göster

eleştirel bakılan aşırı haz düşkünlüğü

making them immoral and over-sexed. Kelime

0:24

onları ahlaksız ve aşırı cinsel istekli hale getirdiğini savundu.

Deyimler

fueling their baser desires: fuel fiilinin mecaz kullanımı

Burada fueling mecazidir. Yakıtın ateşi daha güçlü yakması gibi, zaten var olan bir arzuyu veya eğilimi güçlendirmek anlamına gelir. İddia, aşırı zevk düşkünlüğünün bu arzuları güçlendirdiğidir; gerçekten yakıt eklenmesinden söz edilmez. Baser desires, bu görüşü ileri süren kişinin daha aşağı veya daha az ahlaklı bulduğu arzuları ifade eder. Baser bu ahlaki yargıyı taşır; nesnel bir etiket değildir.

Alıştırma

Bu cümlede fueling their baser desires ne anlama geliyor?

  1. Ahlaken aşağı görülen arzuları güçlendirmek
  2. İnsanlara gerçek bir enerji kaynağı vermek
  3. Bu arzuları tamamen tatmin etmek
Cevabı göster

Ahlaken aşağı görülen arzuları güçlendirmek

Kelime

over-sexed: eski ve yargılayıcı bir etiket

Over-sexed, çok fazla cinsel isteği olduğu veya cinselliğe aşırı odaklandığı düşünülen biri için kullanılan eski ve oldukça yargılayıcı bir etikettir. Tarafsız bir tıbbi tanı değildir. Bu cümlede sözcük, söz konusu reformcunun ahlaki bakış açısını aktarır. Anlatıcının bu yargıyı kabul ettiğini göstermez.

Alıştırma

Şu ifadeyi değerlendirin: Günlük modern İngilizcede over-sexed, bir kişiyi tanımlamak için kullanılan tarafsız bir terimdir.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

To curb this corruption, Dilbilgisi

0:28

Bu yozlaşmayı engellemek için,

Graham and fellow puritanical reformers advocated for food Kelime

0:29

Graham ve onun gibi püriten reformcular, yiyeceklerin

Kelime

fellow puritanical reformers: ortak grup ve eleştirel yargı

fellow puritanical reformers ifadesinde fellow, reformers sözcüğünü niteleyen bir sıfattır. “Graham ile aynı rolü veya grubu paylaşan diğer reformcular” anlamına gelir; “erkek arkadaşlar” anlamına gelmez. Puritanical, ahlak konusunda aşırı katı ve hazza karşı kuşkucu görülen bir tutumu anlatır. Değerlendirme içeren ve çoğunlukla eleştirel bir sözcüktür. Bu cümlede reformcuların bakışını nitelendirir; onların tarihsel Püriten hareketine üye olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Cümledeki fellow puritanical reformers ifadesine en uygun anlam hangisidir?

  1. Tarihsel Püriten hareketinin üyeleri olarak tarafsız biçimde tanımlanan diğer reformcular
  2. Ahlaki tutumları hakkında hiçbir ima bulunmayan Graham’ın erkek arkadaşları
  3. Graham gibi olan ve ahlak konusunda aşırı katı biçimde betimlenen diğer reformcular
Cevabı göster

Graham gibi olan ve ahlak konusunda aşırı katı biçimde betimlenen diğer reformcular

they thought could curb a variety of appetites. Kelime

0:34

çeşitli iştahları frenleyebileceğini düşündükleri yiyecekleri savundular.

Dilbilgisi

To curb this corruption: cümle başında amaç bildiren mastar öbeği

To curb this corruption, cümlenin başına getirilmiş bir amaç mastarı öbeğidir. To + fiilin yalın hâli kalıbı, ana cümledeki eylemin neden yapıldığını gösterir. Burada reformcular, yozlaşmayı dizginleme amacıyla bu yiyecekleri savunur. Curb burada “sınırlamak veya kontrol altına almak” anlamında bir fiildir; yol kenarındaki yükseltilmiş kısmı anlatan isim değildir. Amaç öbeğini başa koymak bilgiyi önce hedef, sonra eylem biçiminde düzenler. Virgül giriş öbeğinin bittiğini gösterir ve okuyucunun amaç-eylem ilişkisini öngörmesine yardımcı olur.

Alıştırma

Cümleyi To + curb pollution ile tamamlayın: ____, the city expanded public transit.

Cevabı göster

To curb pollution

Kelime

curb a variety of appetites: yiyecek dışındaki anlamıyla appetite

curb a variety of appetites ifadesinde appetites, yalnızca yemek yeme isteğini değil, güçlü arzu veya dürtüleri anlatır. a variety of sonrasındaki çoğul isim, birden fazla arzu türü bulunduğunu gösterir. Curb, bir şeyi dizginlemek veya kontrol altında tutmak demektir. Bu nedenle ifade, çeşitli dürtüleri tatmin etmek ya da tamamen ortadan kaldırmak yerine onları sınırlamayı anlatır.

Alıştırma

curb a variety of appetites ifadesinde appetites ne anlama gelir?

  1. Yalnızca fiziksel açlık hisleri
  2. Çeşitli türlerde arzu veya dürtüler
  3. Bir öğünde sunulan çeşitli yemekler
Cevabı göster

Çeşitli türlerde arzu veya dürtüler

Following the American Revolution, Anlatım akışı

0:39

Amerikan Devrimi'nin ardından,

Anlatım akışı

Following the American Revolution: “sonra” zaman çerçevesi

Following the American Revolution, Amerikan Devrimi'nden sonra anlamına gelen ve cümlenin başında kullanılan bir zaman ifadesidir. Burada following, olayı belirten isim öbeğinden önce gelen bir edattır; fiziksel olarak bir şeyin arkasından gitmek veya ona eşlik etmek anlamına gelmez. Cümlenin başına yerleştirilen bu ifade, ana bilgi gelmeden önce okuyucuya bir zaman çerçevesi sunar. Following + olay biçimindeki kısa yapı, bir olaydan sonra ne olduğunu veya neyin değiştiğini anlatan metinlerde yaygındır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki “sonra” anlamına gelen resmî edatla tamamlayın: ____ the merger, the company changed its name.

Cevabı göster

Following

things like excess alcohol use

0:40

aşırı alkol kullanımı gibi şeyler

were increasingly perceived as blights on social order Notlar

0:43

gelişmekte olan bir ulusta sosyal düzene

and civic virtue in a budding nation. Deyimler

0:47

ve sivil erdeme vurulmuş darbeler olarak giderek daha fazla algılanıyordu.

Dilbilgisi

were increasingly perceived as: giderek güçlenen bir algıyı aktarmak

Were increasingly perceived as, geçmiş zamandaki edilgen were perceived yapısını increasingly ile birleştirir. İnsanların özneyi, as sonrasında verilen tanıma uyan bir şey olarak giderek daha fazla görmeye başladığını belirtir. Bu cümlede yapı, söz konusu değerlendirmeyi kesinleşmiş bir gerçek olarak sunmak yerine gelişmekte olan toplumsal bir yargıyı aktarır. Edilgen yapı algılayan kişileri belirtmediği için odak, kamuoyundaki algı değişiminde kalır.

Alıştırma

Cümleyi increasingly ve perceive fiilinin geçmiş zaman edilgen biçimiyle tamamlayın: By the end of the decade, electric buses ____ a practical choice for large cities.

Cevabı göster

were increasingly perceived as

Kelime

blights on social order and civic virtue: resmî bir mecaz

Buradaki blights, ciddi zarar veren güçleri anlatan çoğul bir mecazdır. A blight on something sıradan bir sorun değil, bir şeye zarar verdiği veya onu bozduğu düşünülen ciddi bir etkendir. Social order toplumun istikrarını ve kabul edilen düzenini, civic virtue ise yurttaşlardan beklenen sorumluluk ve ahlaki nitelikleri ifade eder. İfade bir bütün olarak aşırı alkol tüketimini kamusal yaşama yönelik bir tehdit sayarak güçlü ve resmî biçimde kınar.

Alıştırma

“Unchecked corruption is a blight on public trust,” cümlesinde a blight on public trust ne anlama gelir?

  1. Yurttaşlık erdeminin halka açık bir örneği
  2. Kamu güvenine ciddi zarar veren bir etki
  3. Halka açık bahçeleri etkileyen bir bitki hastalığı
Cevabı göster

Kamu güvenine ciddi zarar veren bir etki

Deyimler

a budding nation: gelişmeye başlayan ulus benzetmesi

a budding nation ifadesindeki budding, filizlenmeye başlayan bir bitki imgesine dayanan bir benzetmedir. Kurumları, ortak kimliği ve kamusal değerleri hâlâ biçimlenmekte olan, gelişiminin ilk aşamasındaki bir ulusu anlatır. Bu cümlede ifade, yeni kurulmuş Amerika Birleşik Devletleri’ni büyümekte olan bir ulusal topluluk olarak çerçeveler. Gerçek anlamda bitkisel bir büyümeyi değil, yeniliği ve gelecek potansiyelini vurgular.

Alıştırma

Bu cümlede a budding nation ne anlama gelir?

  1. Bitkilerin büyümeye başladığı bir ülke
  2. Kurumları tamamen olgunlaşmış, yerleşik bir ulus
  3. Kimliği ve kurumları hâlâ gelişmekte olan, yeni oluşan bir ulus
Cevabı göster

Kimliği ve kurumları hâlâ gelişmekte olan, yeni oluşan bir ulus

The 19th century Christian temperance movement Kültür

0:51

19. yüzyıl Hıristiyan itidal hareketi

Kültür

19. yüzyıl Hristiyan alkol karşıtı ölçülülük hareketi

The 19th century Christian temperance movement, alkol tüketimini azaltmayı ve bazı kuruluşlarda alkolden tamamen uzak durmayı teşvik etmeyi amaçlayan, Hristiyanlığın etkisindeki bir toplumsal reform hareketini ifade eder. Burada temperance, yalnızca genel anlamda ölçülülük veya sakin bir kişilik değil, alkolle ilgili belirli bir tarihsel anlam taşır. İfade abstinence ve prohibition kavramlarını anlamak için bağlam sağlar; ancak hareketin içinde ölçülü tüketimden tamamen uzak durmaya kadar uzanan görüşler vardı.

Alıştırma

The 19th century Christian temperance movement neyi ifade eder?

  1. Her yerde her türlü alkolü anında yasaklayan bir kanun
  2. Topluluk önündeki konuşmaları daha sakin hâle getirmeyi amaçlayan bir kampanya
  3. Alkol kullanımını sınırlamak veya sona erdirmek için Hristiyanlığın etkisinde yürütülen örgütlü bir reform kampanyası
Cevabı göster

Alkol kullanımını sınırlamak veya sona erdirmek için Hristiyanlığın etkisinde yürütülen örgütlü bir reform kampanyası

encouraged abstinence from alcohol, Kelime

0:53

alkolden uzak durmayı teşvik etti,

eventually leading to federal prohibition. Kültür

0:56

ve sonunda federal içki yasağına yol açtı.

Kelime

abstinence from alcohol: resmî bir isim öbeği

Abstinence from alcohol, alkollü içeceklerden bilinçli ve tamamen uzak durmak demektir. Abstinence bir isimdir; from ise kaçınılan şeyi belirtir: abstinence from + isim veya eylem. Bu ifadede içki içmemek, yalnızca bir kez gerçekleşen bir durum değil, bir ilke veya tavsiye edilen uygulama olarak sunulur. Daha az içmekten ya da ölçülü içmekten daha güçlüdür.

Alıştırma

Standart isim öbeğini tamamlayın: During treatment, the clinic recommends abstinence ____ alcohol.

Cevabı göster

from

Kültür

ABD tarihinde eventually leading to federal prohibition

Eventually leading to, federal prohibition ifadesini daha önce anlatılan hareketin sonradan ortaya çıkan sonucu olarak sunar; eventually, değişimin hemen değil, uzun bir süreçten sonra gerçekleştiğini gösterir. Bu ABD tarihi bağlamında federal prohibition, federal yasalarla kurulan ülke çapındaki içki yasağı sistemini, özellikle alkollü içeceklerin üretim, satış ve taşınmasının yasak olduğu 1920–1933 dönemini ifade eder. Buradaki prohibition, gündelik hayattaki herhangi bir yasak değildir.

Alıştırma

Bu tarihî bağlamda federal prohibition ne anlama gelir?

  1. Eyaletlerin hiçbir kısıtlama olmadan alkol satmasına izin verilmesi
  2. Alkollü içeceklerin üretimini, satışını ve taşınmasını yasaklayan ABD federal sistemi
  3. Bir kişinin içki içmemeyi tercih etmesi
Cevabı göster

Alkollü içeceklerin üretimini, satışını ve taşınmasını yasaklayan ABD federal sistemi

But some branches of the movement

0:59

Ancak hareketin bazı kolları

promoted even more extreme restraint across the board. Deyimler

1:00

her alanda daha da aşırı bir kısıtlamayı teşvik etti.

Deyimler

across the board: tüm kategorileri kapsama

Across the board, “ilgili her kategori veya alanda” anlamına gelen bir deyimdir. Burada daha aşırı özdenetimin yalnızca belirli bir davranış için değil, geniş bir kapsamda savunulduğunu anlatır. İfadeyi tek bir bütün olarak anlamak gerekir. Buradaki board, tahta veya kurul anlamına gelmez; ifade, belirli bir kümenin tamamen kapsandığını vurgular.

Alıştırma

“İlgili her kategoride” anlamına gelen üç kelimelik deyimle cümleyi tamamlayın: The new safety rules apply ____, covering every department.

Cevabı göster

across the board

These reformers had some special areas of interest,

1:05

Bu reformcuların özel ilgi alanları vardı,

including the bedroom. Kelime

1:09

yatak odası da dahil olmak üzere.

Kelime

including the bedroom: mahrem yaşam için bir örtmece

Including the bedroom, yatak odasını reformcuların “ilgi alanlarından” biri olarak ekler. Buradaki the bedroom, odanın kendisini değil, cinselliği ve mahrem özel yaşamı bir yer adıyla dolaylı biçimde anlatan bir örtmecedir. İngilizcede bir yer, o yerle ilişkilendirilen etkinlikleri temsil edebilir. Bu yorum bağlama bağlıdır: çevredeki tartışma cinsel davranışlarla ilgili olduğu için bedroom burada özel yaşam alanı anlamını kazanır.

Alıştırma

Bu bağlamda “including the bedroom” neyi ima eder?

  1. Yatak odası mobilyalarını ve dekorasyonunu iyileştirmek istiyorlardı.
  2. Reformcular cinsel ve mahrem özel yaşamla da ilgileniyordu.
  3. Yatakları ve uyku kalitesini araştırıyorlardı.
Cevabı göster

Reformcular cinsel ve mahrem özel yaşamla da ilgileniyordu.

According to Graham,

1:11

Graham'a göre,

even divinely ordained marital sex Kelime

1:12

ilahi olarak emredilen evlilik içi seks bile

could fall into harmfully excessive territory Kalıp ifadeler

1:15

zararlı derecede aşırı bir alana girebilirdi,

Kelime

divinely ordained marital sex: Tanrı tarafından onaylanan evlilik içi cinsel ilişki

Divinely ordained marital sex, dinî bir bakış açısından Tanrı tarafından onaylandığı veya tesis edildiği kabul edilen evlilik içi cinsel ilişki anlamına gelir. Divinely, ordained sözcüğünü niteler; bu yüzden ordained burada yalnızca “planlanmış” veya “ayarlanmış” değil, dinî bir otorite anlamı taşır. Even güçlü bir karşıtlık kurar: dinen meşru sayılan bir şey, aktarılan değerlendirmeye göre aşırıya kaçtığında yine de zararlı kabul edilebilir. Marital, “evlilikle ilgili” anlamında resmî bir sıfattır.

Alıştırma

Bu cümlede divinely ordained marital sex ne anlama geliyor?

  1. Tanrı tarafından onaylandığı veya tesis edildiği düşünülen evlilik içi cinsel ilişki
  2. Bir devlet dairesi tarafından tarihi belirlenen düğün töreni
  3. Dinî anlam taşımadan anlatılan herhangi bir özel ilişki
Cevabı göster

Tanrı tarafından onaylandığı veya tesis edildiği düşünülen evlilik içi cinsel ilişki

if it happened more than once a month.

1:18

eğer ayda bir kereden fazla gerçekleşirse.

Kalıp ifadeler

fall into harmfully excessive territory: zararlı aşırılık alanına girmek

Fall into ... territory yapısında territory mecazidir: belirli bir niteliğin tanımladığı soyut bir kategori veya alan anlamına gelir. Fall into, bir şeyin genellikle kabul edilebilir sınırı aştığı için o kategoriye girmesini anlatır. Burada harmfully, excessive sözcüğünü niteler. Davranış yalnızca sık değil, zarar verecek biçimde aşırı olarak değerlendirilir. Bu nedenle ifadenin tamamı, zararlı aşırılık sınırını geçebileceği anlamına gelir.

Alıştırma

Eksik edatı yazarak fall into ... territory yapısını tamamlayın: The conversation is starting to fall ____ legally risky territory.

Cevabı göster

into

And like certain Enlightenment philosophers a century before him, Kültür

1:21

Ve ondan bir yüzyıl önceki bazı Aydınlanma filozofları gibi,

Kültür

Enlightenment philosophers: Aydınlanma dönemi düşünürleri

Enlightenment philosophers, Avrupa Aydınlanmasıyla, özellikle de toplum, ahlak ve insan yaşamı tartışmalarında aklı öne çıkaran 17. ve 18. yüzyıl düşünce hareketiyle bağlantılı düşünürlerdir. Bu cümlede like, Graham'ı kendisinden bir yüzyıl önceki düşünürlerle ilişkilendirir. Bu karşılaştırma, onun görüşünü kendiliğinden ortaya çıkmış bir fikir olarak değil, daha eski bir düşünce geleneğinin parçası olarak sunar. Büyük E harfi kişisel bir aydınlanma anını değil, tarihsel hareketi gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede Enlightenment philosophers ne anlama gelir?

  1. Avrupa'daki tarihsel Aydınlanma hareketiyle ilişkili düşünürler
  2. Az önce kişisel bir aydınlanma yaşamış filozoflar
  3. Elektrikli aydınlatmayı inceleyen araştırmacılar
Cevabı göster

Avrupa'daki tarihsel Aydınlanma hareketiyle ilişkili düşünürler

Graham considered the so-called solitary vice of masturbation Kelime

1:25

Graham da mastürbasyonun sözde yalnızlık mengenesini

even more hazardous.

1:30

daha da tehlikeli buluyordu.

Kelime

so-called solitary vice: eski bir ahlaki etikete mesafe koymak

Burada so-called, ardından gelen sözlerin başkalarının kullandığı bir etiket olduğunu belirtir ve aynı zamanda mesafe yaratır: anlatıcı etiketi tam olarak benimsemeden tekrarlar. Solitary vice, masturbation için kullanılan eski ve ahlakçı bir örtmecedir. Birlikte so-called solitary vice, ifadeyi tarafsız bir modern terim olarak değil, tarihsel bir yargı olarak sunar. Bu söyleyiş, eylemin Graham'ın bağlamında nasıl etiketlendiğini aktarır; okuyucudan bu yargıyı benimsemesini istemez.

Alıştırma

Etiketin başkalarından geldiğini ve kuşkuyla karşılandığını belirten hedef tireli ifadeyle cümleyi tamamlayın: The ____ luxury hotel had broken windows and no hot water.

Cevabı göster

so-called

He claimed it inflamed the brain Deyimler

1:31

Beyni alevlendirdiğini

and depleted the body's energy, Kalıp ifadeler

1:34

ve vücudun enerjisini tükettiğini iddia ediyordu,

causing everything from nervous disorders to stunted growth. Dilbilgisi

1:36

sinir bozukluklarından büyüme geriliğine kadar her şeye neden olduğunu söylüyordu.

Deyimler

aktarılmış bir tıbbi iddia olarak inflamed the brain

Bu cümlede inflamed the brain, öne sürülen zararı beynin fiziksel olarak iltihaplandığı veya olağan dışı biçimde tahriş olduğu bir durum gibi sunar. Tıbbi bir izlenim veren bu ifade, zihinsel ya da bedensel zarara ilişkin genel bir iddiayı çarpıcı bir fiziksel etkiye dönüştürür. Yan cümle He claimed ile başladığı için anlatıcı tarihî bir iddiayı aktarmaktadır. Bu ifade, söz konusu iddianın modern tıpta doğrulanmış bir gerçek olduğunu göstermez.

Alıştırma

Özgün cümleye ilişkin şu yorumu değerlendirin: “inflamed the brain”, modern tıpta doğrulanmış bir gerçek olarak sunulmaktadır.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

Kalıp ifadeler

depleted the body's energy: bir rezervin ciddi ölçüde azalması

Depleted the body's energy, enerji sınırlı bir rezervmiş gibi vücudun kullanılabilir enerjisinin ciddi ölçüde azaldığını ifade eder. Deplete resmî bir geçişli fiildir; azaltılan kaynak doğrudan nesnesi olur. use fiilinden daha güçlüdür çünkü büyük bir kayıp veya kıtlık anlamı taşır. Bu cümlede He claimed, söz konusu etkinin doğrulanmış bir tıbbi sonuç değil, aktarılmış bir iddia olduğunu göstermeye devam eder.

Alıştırma

Hangi cümle, sınırlı bir kaynağın ciddi ölçüde azaldığını söylerken kullanımın dikkatsiz olduğu yargısını eklemez?

  1. The expedition depleted its emergency supplies.
  2. The expedition used its emergency supplies.
  3. The expedition wasted its emergency supplies.
Cevabı göster

The expedition depleted its emergency supplies.

Dilbilgisi

everything from X to Y: geniş bir yelpazeyi ifade etme

Bu cümlede everything from X to Y, “X ve Y dâhil olmak üzere çok çeşitli şeyler” anlamına gelir. Nervous disorders ve stunted growth, bu geniş aralığın temsili iki ucu olarak sunulur. Bu yapı bütün sonuçları tek tek sıralamaz. Sözü edilen aralığın genişliğini vurgulamak için birbirinden farklı iki örnek kullanır.

Alıştırma

Cümleyi everything from X to Y yapısıyla tamamlayın: The community center offers ____ art classes ____ job training.

Cevabı göster

everything from · to

To address this issue and others,

1:41

Bu ve diğer sorunları ele almak için

Graham recommended measures

1:43

Graham bazı önlemler önerdi

including plenty of sleep on hard mattresses,

1:44

sert yataklarda bol uyku,

regular bathing with cold water,

1:48

soğuk suyla düzenli banyo yapma

and fresh air even in frigid temperatures.

1:52

ve dondurucu sıcaklıklarda bile temiz hava alma dahil olmak üzere.

But one of his major points of focus was diet. Kalıp ifadeler

1:55

Fakat ana odak noktalarından biri diyetti.

Kalıp ifadeler

one of his major points of focus: önem verdiği alanlardan biri

One of his major points of focus, “özellikle önem verdiği alanlardan biri” anlamına gelir. Point of focus, dikkat verilen bir sorun, konu veya alanı belirten bir isim öbeğidir; major ise bunun önemli olduğunu gösterir. One of, beslenmenin onun tek odak noktası olmadığını da gösterir. One of ifadesinden sonra sayılabilen isim çoğul olur, bu yüzden points kullanılır; özne tekil one olduğu için cümlede was kullanılır.

Alıştırma

Cümlede “one of his major points of focus” ne anlama gelir?

  1. Dikkat verdiği önemli alanlardan biri
  2. Ayakta durduğu tek yer
  3. Bir görüntünün merkezindeki küçük bir işaret
Cevabı göster

Dikkat verdiği önemli alanlardan biri

He thought Americans were consuming

1:59

Amerikalıların,

decadent flavorful food and drink Kelime

2:01

vücutlarının dengesini bozan,

Kelime

decadent flavorful food and drink: yalnızca lezzet değil, ahlaki bir yargı

Bu cümlede decadent, yiyecek ve içeceklerin yalnızca lezzetli olduğunu söylemez. Zengin tatlarını aşırı bir haz düşkünlüğü olarak sunar ve bunu anlatılan kişinin ahlaki eleştirisi içine yerleştirir. Başka bağlamlara aktarılabilecek nokta, decadent sözcüğünün yalnızca tadı betimlemekle kalmayıp hazzı da değerlendirebilmesidir. Sözcüğün övgü mü yoksa kınama mı ifade ettiğini çevredeki bakış açısı gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede decadent, flavorful food and drink ifadesine ne katıyor?

  1. Lezzetli yiyeceklerden alınan hazzı aşırı ve ahlaken kuşkulu olarak sunuyor.
  2. Yiyeceklerin bozulduğunu ve yenmesinin güvenli olmadığını söylüyor.
  3. Yalnızca yiyeceklerin güçlü ve hoş bir tadı olduğunu söylüyor.
Cevabı göster

Lezzetli yiyeceklerden alınan hazzı aşırı ve ahlaken kuşkulu olarak sunuyor.

that threw their bodies out of balance, Deyimler

2:03

öz kontrollerini zayıflatan,

weakened their self-control, Kalıp ifadeler

2:06

ve Hıristiyanlığa aykırı tutkular uyandıran

and aroused un-Christian passions. Kelime

2:08

çökmüş, lezzetli yiyecekler ve içecekler tükettiğini düşünüyordu.

Deyimler

threw their bodies out of balance: ettirgen throw ... out of balance yapısı

Buradaki threw, fiziksel olarak “fırlattı” anlamına gelmez. throw + nesne + out of balance yapısında throw, bir duruma neden olmak demektir: bu yiyecek ve içeceklerin bedenlerin istikrarlı durumunu kaybetmesine yol açtığı düşünülüyordu. Their bodies nesnedir; out of balance ise ortaya çıkan durumu belirtir. Aynı yapı gerçek bir fiziksel dengeyi veya sağlık, düzen, bütçe ve sistemlerdeki mecazi dengeyi anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi out of balance yapısıyla tamamlayın: One major delay threw the whole project ____ balance.

Cevabı göster

out of

Kalıp ifadeler

weakened their self-control: weaken + soyut isim

weakened their self-control, “dürtülere direnme becerilerini zayıflattı” anlamına gelir. Burada weakened geçişli bir fiildir ve hemen ardından soyut isim öbeği their self-control gelir. Daha önce eleştirilen yiyecek ve içecekler bunun nedeni olarak sunulur. İngilizcede weaken; control, trust, an argument veya a system gibi soyut kavramlarla sıkça kullanılır. Bu tür resmî açıklamalarda genellikle make ... weak yapısından daha kısa ve doğaldır.

Alıştırma

Cümleyi weaken fiilinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: Lack of sleep ____ his self-control during the exam.

Cevabı göster

weakened

Kelime

aroused un-Christian passions: arouse ve dinî ahlak yargısı

aroused un-Christian passions, “iddiada bulunan kişinin Hristiyan ahlakına aykırı saydığı güçlü arzuları uyandırdı” anlamına gelir. Arouse, bir duyguya veya tepkiye neden olmak anlamındaki, oldukça resmî ve geçişli bir fiildir. Buradaki passions güçlü arzuları ifade eder ve cinsel bir çağrışım taşıyabilir. un-Christian içindeki un- ön eki, açık bir dinî ve ahlaki yargı oluşturur. Bu ifade yalnızca arzuların Hristiyan olmayan kişilere ait olduğunu söylemez; onları Hristiyan ilkeleriyle bağdaşmadıkları gerekçesiyle kınar.

Alıştırma

Örnekteki aroused un-Christian passions ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Hristiyan ahlakına aykırı sayılan arzulara neden oldu
  2. yalnızca Hristiyan olmayanların güçlü duygulara sahip olduğunu kanıtladı
  3. insanların bir Hristiyan ayinine katılmakla ilgilenmesini sağladı
Cevabı göster

Hristiyan ahlakına aykırı sayılan arzulara neden oldu

So, to suppress their supposedly hyperactive libidos, Kelime

2:12

Bu yüzden, sözde hiperaktif libidolarını bastırmak için,

Kelime

supposedly hyperactive libidos: bir iddiayı doğrulamadan aktarmak

supposedly hyperactive libidos ifadesinde supposedly, hyperactive nitelemesinin tamamını etkiler: libidoların bu şekilde olduğu iddia edilir ya da varsayılır, ancak konuşan kişi bunu gerçek olarak doğrulamaz. Söyleyişe göre supposedly kuşku da ima edebilir. Libido, “cinsel istek” anlamına gelen görece resmî bir sözcüktür; libidos ise çoğul biçimidir. Hyperactive sözlük anlamıyla “aşırı etkin” demektir ve burada cinsel isteği alışılmadık derecede güçlü olarak çerçeveler. Bu ifade tarafsız bir ölçümden çok bir yargıyı yansıtır.

Alıştırma

supposedly hyperactive libidos ifadesine en uygun anlam hangisidir?

  1. Sağlıklı enerji hakkında gündelik bir iltifat.
  2. Hiç cinsel istek bulunmadığını gösteren kanıtlanmış bir teşhis.
  3. Cinsel isteğin alışılmadık derecede güçlü olduğunu ileri süren, ancak tam olarak doğrulanmamış bir tanımlama.
Cevabı göster

Cinsel isteğin alışılmadık derecede güçlü olduğunu ileri süren, ancak tam olarak doğrulanmamış bir tanımlama.

Graham advocated for a vegetarian diet Kalıp ifadeler

2:16

Graham vejetaryen bir diyeti savundu;

of whole grains,

2:19

tam tahıllar,

fruits, and vegetables.

2:20

meyveler ve sebzelerden oluşan.

Kalıp ifadeler

advocated for a vegetarian diet: bir uygulamayı kamuya açık biçimde desteklemek

advocate for + isim öbeği fiil yapısı; bir fikri, politikayı, uygulamayı ya da değişikliği kamuya açık biçimde desteklemek veya lehine görüş bildirmek anlamına gelir. Burada advocated for a vegetarian diet, Graham'ın bu beslenme biçimini yalnızca kişisel olarak sevmediğini, onu etkin biçimde teşvik ettiğini anlatır. Advocated geçmiş zamanlı bir fiildir. Advocate, bir davayı destekleyen kişi anlamında isim de olabilir; ancak bu cümledeki görevi bu değildir.

Alıştırma

Cümleyi advocate for ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After several accidents, residents ____ safer crosswalks.

Cevabı göster

advocated for

And it needed to be bland. Kelime

2:22

Ve tadı yavan olmalıydı.

Kelime

needed to be bland: güçlü bir tadın olmaması gereği

Burada needed to be bland, yiyeceğin güçlü veya heyecan verici tatlardan yoksun olması gerektiğini anlatır. Bland, tadı sade, zayıf ya da ilgi çekici olmayan yiyecekleri niteler; yalnızca “acısız” demek değildir. need to be + sıfat kalıbı, bir özelliğin gerekli olduğunu belirtir; burada geçmiş zaman biçimi needed to be kullanılmıştır. Bu bağlamda tatsızlık, bir pişirme hatası değil, bilinçli bir kuraldır.

Alıştırma

Bu bağlamda bir yemeğin needed to be bland olması ne anlama gelir?

  1. Yemeğin güçlü veya ilgi çekici tadı çok az olmalıydı.
  2. Yemeğin içinde hiç et bulunmamalıydı.
  3. Yemek son derece acı olmalıydı.
Cevabı göster

Yemeğin güçlü veya ilgi çekici tadı çok az olmalıydı.

No pleasure-inciting spices to speak of. Notlar

2:25

Tabiri caizse zevk uyandıran baharatlar yoktu.

Kelime

pleasure-inciting spices: etki yaratmayı anlatan kısa çizgili bir niteleyici

Pleasure-inciting, spices sözcüğünü nitelemek için bu bağlamda oluşturulmuş geçici bir bileşik sıfattır. Pleasure ortaya çıkan etkiyi adlandırır, inciting ise bu etkiyi yaratmak veya kışkırtmak anlamına gelir; dolayısıyla pleasure-inciting spices, duyusal keyif üretiyormuş gibi sunulan baharatlardır. Kısa çizgi, pleasure ve inciting sözcüklerini spices önünde tek bir niteleyici olarak birleştirir. Güçlü incite fiili ifadeye kasıtlı olarak sert ve onaylamayan bir ton verir: normalde hoş olan bir baharat, arzuyu kışkırtan bir şey gibi sunulur.

Alıştırma

Bileşik niteleyiciyi pleasure ve incite fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: They avoided ____ spices.

Cevabı göster

pleasure-inciting

Deyimler

No ... to speak of yapısındaki to speak of

Olumsuz bir ifadede to speak of, “anılmaya değer” ya da “kayda değer miktar veya nitelikte” demektir. Bu nedenle No pleasure-inciting spices to speak of, bu tür baharatlardan kayda değer ölçüde bulunmadığını anlatır. Burada konuşma eylemi anlatılmaz. no/not much/little ... to speak of kalıbı, var olan şeyin göz ardı edilecek kadar az olduğu düşüncesini güçlendirir.

Alıştırma

Cümleyi “sözünü etmeye değer neredeyse hiç yok” anlamındaki sabit ifadeyle tamamlayın: After the storm, there was no damage ____.

Cevabı göster

to speak of

His signature contribution was graham bread,

2:28

En belirgin katkısı, graham krakerinin öncüsü olan,

the precursor to the graham cracker, Kelime

2:31

kaba tam buğday graham unundan yapılan

Kelime

the precursor to the graham cracker: Graham krakerinin öncüsü

The precursor to the graham cracker, Graham ekmeğini daha önce ortaya çıkan ve daha sonraki krakerin gelişmesine katkıda bulunan erken bir biçim veya aşama olarak tanımlar. Bir precursor, mutlaka bir şeyi yaratan kişi değildir. Ürün tarihiyle ilgili bu anlamda, gelişim dizisinin daha önceki unsurudur. Vurgulanan kalıpta precursor sözcüğünden sonra to gelir.

Alıştırma

“The handheld organizer was an early precursor to the smartphone,” cümlesinde precursor ne anlama gelir?

  1. el tipi düzenleyici, akıllı telefonu icat eden kişiydi
  2. el tipi düzenleyici, akıllı telefonun yerini alan daha yeni bir cihazdı
  3. el tipi düzenleyici, akıllı telefonun gelişmesine katkıda bulunan daha eski bir cihazdı
Cevabı göster

el tipi düzenleyici, akıllı telefonun gelişmesine katkıda bulunan daha eski bir cihazdı

made from coarse whole wheat graham flour.

2:34

graham ekmeğiydi.

He shared the recipe at no cost, Kalıp ifadeler

2:37

Tarifi ücretsiz olarak paylaştı,

Kalıp ifadeler

at no cost: ücretsiz, ücret ödemeden

At no cost, “ücret ödemeden” demektir. Bu cümlede bu edat öbeği, tarifi hangi koşulla paylaştığını açıklar: tarife erişmek isteyenlerden ücret almamıştır. Burada cost, ödenmesi gereken miktarı belirten bir isimdir; fiil değildir. Bu öbek bir eylemden sonra gelerek bir etkinliğin, hizmetin veya kaynağın ücretsiz sunulduğunu belirtebilir.

Alıştırma

Bir duyuruda “The clinic provides the vaccine at no cost.” yazıyor. Bu ne anlama gelir?

  1. Klinik aşıyı herhangi bir fiyata sağlar.
  2. Klinik yalnızca aşıyı sağladıktan sonra ücret alır.
  3. Klinik aşı için ücret almaz.
Cevabı göster

Klinik aşı için ücret almaz.

encouraging everyone to bake their own.

2:39

herkesi kendi ekmeğini pişirmeye teşvik etti.

It was simple.

2:42

Çok basitti.

Just add water or milk,

2:43

Sadece su veya süt,

yeast, and perhaps a pinch of salt, Kalıp ifadeler

2:44

maya ve belki bir tutam tuz ekleyin,

Kalıp ifadeler

yemek ölçüsü olarak a pinch of salt

Bir tarifte a pinch of salt, başparmakla diğer bir parmak arasında tutulabilecek kadar az miktarda tuz demektir. Burada pinch, gayriresmî bir ölçüyü adlandıran sayılabilir bir isimdir; “sıkmak” veya “çimdiklemek” anlamındaki fiil değildir. a pinch of + sayılamayan malzeme kalıbı şeker ve öğütülmüş baharatlarla da kullanılabilir. Kesin bir ağırlık veya hacim değil, yaklaşık bir miktar belirtir.

Alıştırma

Parmakların arasında tutulabilen miktarı belirten ifadeyle yemek yönergesini tamamlayın: Add ____ salt to the soup.

Cevabı göster

a pinch of

nothing that might overstimulate the senses. Kelime

2:47

duyuları aşırı uyarabilecek hiçbir şey yok.

Kelime

overstimulate the senses: “gereğinden fazla” anlamındaki over-

Overstimulate, “fazla ya da aşırı yoğun biçimde uyarmak” demektir. over- ön eki stimulate sözcüğüne aşırılık anlamı katar; the senses ise görme, işitme, tatma, koklama ve dokunma duyularını ifade eder. Nothing that might ... bu etkiyi yaratabilecek her şeyi dışarıda bırakır. Might kesinlik değil olasılık bildirir; bu nedenle duyuları bunaltma ihtimali olan bir etki bile kabul edilmez. Bağlamda bu ifade, sade ve uyarıcı olmayan yiyecek talebini daha da genişletir.

Alıştırma

Cümleyi “gereğinden fazla uyarmak” anlamındaki fiille tamamlayın: The flashing lights may ____ a tired child.

Cevabı göster

overstimulate

Positioning himself as a public health advocate, Dilbilgisi

2:51

Kendisini bir halk sağlığı savunucusu olarak konumlandıran

Dilbilgisi

Positioning himself as ...: bir rolü bilinçli olarak sunma

Position oneself as + rol yapısı, başkalarının kişiyi o rolde görmesi için kişinin kendisini bilinçli biçimde sunması veya o konuma yerleştirmesi anlamına gelir. Burada himself konumlandırmayı yapan kişiye geri gönderimde bulunur, as ise public health advocate rolünü tanıtır. Anlam fiziksel konumla değil, kamuya sunulan imajla ilgilidir. Positioning himself ... sonrasında gelen ana cümleye arka plan sağlayan bir -ing ortaç yan cümlesidir. Örtük öznesi ana cümlenin öznesiyle aynı kişi olmalıdır: kendi imajını şekillendiren kişi sonraki eylemi de yapar.

Alıştırma

position oneself as yapısını doğru dönüşlülük zamiri ve rol belirteciyle tamamlayın: Positioning ____ ____ a neutral mediator, Maria invited both sides to speak.

Cevabı göster

herself · as

Graham wrote books and held public lectures

2:54

Graham, kitaplar yazdı ve halka açık konferanslar verdi;

alleging his diet would even help people survive Kelime

2:57

diyetinin insanların

a cholera outbreak. Kültür

3:01

bir kolera salgınından bile kurtulmasına yardımcı olacağını iddia etti.

Kelime

alleging: bir iddiayı desteklemeden aktarmak

Burada alleging, bir şeyin doğru olduğunu ileri sürmek, fakat iddiayı doğrulanmamış veya tartışmaya açık bırakmak anlamına gelir. Bu sözcük, iddiayı Graham’ın ortaya attığını belirtir; anlatıcı diyetin etkisini kanıtlanmış bir gerçek olarak sunmaz. Dil bilgisi bakımından alleging, iddianın içeriğini veren his diet would even help... nesne yan cümlesini başlatır. Alleging sonrasında that kullanılabilir, ancak burada atlanmıştır. Bu aktarım tercihi, iddianın kaynağı ile anlatıcının kendi tutumunu birbirinden ayırır.

Alıştırma

"The report quotes a witness alleging that the mayor accepted a bribe," cümlesinde alleging neyi gösterir?

  1. Tanık kesin kanıt sağladı, bu nedenle rapor suçlamayı doğruluyor.
  2. Tanık suçlamayı yaptı, ancak rapor bunu kanıtlanmış bir gerçek olarak sunmuyor.
  3. Tanık suçlamayı geri çekti ve özür diledi.
Cevabı göster

Tanık suçlamayı yaptı, ancak rapor bunu kanıtlanmış bir gerçek olarak sunmuyor.

Kültür

a cholera outbreak: koleranın aniden yayılması

A cholera outbreak, belirli bir yerde veya dönemde kolera vakalarının aniden ortaya çıkması ve yayılmasıdır. Kolera, genellikle kirlenmiş yiyecek veya su yoluyla yayılan ciddi bir bulaşıcı hastalıktır; outbreak tek bir kişinin hastalığını değil, toplum sağlığı olayını ifade eder. Kolera salgınları 19. yüzyılda birçok kişinin ölümüne neden oldu. Bu asgari tarihsel bağlam, Graham’ın iddiasının ne kadar kapsamlı olduğunu gösterir: diyetini yalnızca daha sağlıklı hissetmenin bir yolu olarak değil, ölümcül bir toplum sağlığı krizi sırasında koruma sağlayan bir yöntem olarak sunuyordu.

Alıştırma

"The port set up emergency clinics during a cholera outbreak" cümlesinde a cholera outbreak ne anlama gelir?

  1. Sağlıklı beslenme üzerine bir konferans
  2. Tek bir hastaya uygulanan rutin tedavi
  3. Kolera vakalarının aniden yayılması
Cevabı göster

Kolera vakalarının aniden yayılması

However, not everyone was so keen Kalıp ifadeler

3:03

Ancak herkes,

on his moralizing message and tasteless fare, Kelime

3:05

onun ahlakçı mesajına ve tatsız yemeklerine o kadar meraklı değildi,

Kalıp ifadeler

not everyone was so keen on: nazik bir kısmi olumsuzluk

not everyone was so keen on, en azından bazı kişilerin ardından sözü edilen şeyi sevmediğini, onaylamadığını veya olumlu karşılamadığını anlatır. not everyone kısmi bir olumsuzluktur; kimsenin sevmediği anlamına gelmez. be keen on kalıbından sonra bir isim veya -ing biçimi geldiğinde “sevmek”, “hevesli olmak”; bir fikir ya da plan içinse “desteklemek” anlamını verir. So, ilginin derecesini öne çıkararak eleştirinin dolaylı biçimde sunulmasına yardımcı olur.

Alıştırma

Farklı tepkileri nazikçe anlatan bu cümleyi, vurgulanan ifadeyi aynen kullanarak tamamlayın: The club suggested a 6 a.m. practice, but ____ the idea.

Cevabı göster

not everyone was so keen on

Kelime

moralizing message and tasteless fare: eş görevli iki eleştiri

Moralizing message, insanlara nasıl davranmaları gerektiğini vaaz verir ya da yargılar gibi anlatan bir mesaj demektir. Moralizing genellikle anlatıcının hoşnutsuzluğunu gösterir; yalnızca tarafsız moral sıfatıyla aynı değildir. Tasteless fare, yavan ve iştah açmayan yemek anlamına gelir. Fare burada bilet ücreti değil, “yiyecek veya yemek” anlamındaki isimdir. And iki ad öbeğini eş görevli olarak bağlar; böylece ifade hem vaaz veren fikirleri hem de yemeği eleştirir.

Alıştırma

Bir eleştirmen “a moralizing message and tasteless fare” ifadesiyle yakınıyor. Eleştirilen iki şey nedir?

  1. Dostça bir duyuru ve adil muamele
  2. Vaaz veren bir mesaj ve yavan yemek
  3. Tarafsız bir ahlak dersi ve ucuz bilet fiyatları
Cevabı göster

Vaaz veren bir mesaj ve yavan yemek

including angry bakers who protested outside his talks,

3:09

konuşmalarının dışında protesto eden kızgın fırıncılar da dahil olmak üzere,

and transcendentalist scholar Ralph Waldo Emerson Kültür

3:14

ve deneyüstücü bilgin Ralph Waldo Emerson

cast doubt on the fanaticism of Graham's movement. Kalıp ifadeler

3:17

Graham'ın hareketinin fanatizmine şüpheyle yaklaştı.

Kültür

transcendentalist scholar Ralph Waldo Emerson: kimliği belirten bir niteleme

Bu isim öbeğinde transcendentalist scholar, Ralph Waldo Emerson'ı 19. yüzyıldaki bir Amerikan düşünce hareketi olan Transandantalizmle bağlantılı bir düşünür olarak tanıtır. Bu, kişinin tam adından önce gelen açıklayıcı bir nitelemedir; adının bir parçası değildir. Bu kısa arka plan, onun sorgulamasının neden ağırlık taşıdığını gösterir: Emerson etkili bir entelektüeldi. Dolayısıyla cümle, yalnızca kimliği belirsiz bir karşıtın değil, düşünce dünyasının da kuşku duyduğunu gösterir. Cümleyi anlamak için Transandantalizmi ayrıntılı bilmek gerekmez.

Alıştırma

Bu cümlede transcendentalist scholar nitelemesi Ralph Waldo Emerson hakkında esas olarak ne anlatır?

  1. Onu Transandantalizmle bağlantılı bir entelektüel olarak tanımlar.
  2. Transcendentalist sözcüğünün onun soyadının bir parçası olduğunu söyler.
  3. Onu Graham'ın hareketinin kurucusu olarak tanıtır.
Cevabı göster

Onu Transandantalizmle bağlantılı bir entelektüel olarak tanımlar.

Kalıp ifadeler

cast doubt on: bir şeyi daha az kesin göstermek

Cast doubt on + bir isim öbeği, bir şeyin doğru, güvenilir veya haklı olduğu konusunda insanların daha az emin olmasına yol açmak demektir. Bu cümlede ifade, Graham'ın hareketindeki fanatizmi Emerson'ın sorguladığı bir konu olarak sunar. Cast bu kalıplaşmış ifadenin bir parçasıdır; burada gerçek anlamıyla bir şey fırlatmak ya da oyuncu seçmek anlamına gelmez. Kalıp cast doubt on something şeklindedir. Cast fiilinin şimdiki ve geçmiş zaman biçimi aynıdır; burada geçmişteki bir eylemi anlatır.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve ‘açıklamayı daha az güvenilir gösterdi’ anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The conflicting dates ____ his explanation.

Cevabı göster

cast doubt on

One newspaper reporter is said to have mockingly dubbed Graham Dilbilgisi

3:21

Bir gazete muhabirinin alaycı bir şekilde Graham'a

a philosopher of sawdust pudding. Deyimler

3:25

talaş pudingi filozofu lakabını taktığı söylenir.

Dilbilgisi

is said to have: daha önce gerçekleşmiş bir eylemi aktarmak

Is said to have edilgen bir aktarım yapısıdır. Bir iddiayı, yazarın şahsen doğruladığı bir gerçek olarak değil, başkalarının aktardığı bir bilgi olarak sunar. Yapı özne + be said + to have + fiilin üçüncü hâli biçimindedir. Perfect infinitive olan to have dubbed, lakap takma eylemini şimdiki aktarım noktasından önceye yerleştirir; burada muhabirin geçmişte Graham’a bu lakabı taktığının söylendiği anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi daha önce gerçekleşmiş bir eylemi aktaran say fiilinin edilgen yapısıyla tamamlayın: According to local stories, the explorer ____ crossed the river alone.

Cevabı göster

is said to have

Deyimler

a philosopher of sawdust pudding: saçma ve alaycı bir lakap

A philosopher of sawdust pudding gerçek bir meslek veya düşünce okulu değil, uydurulmuş ve alaycı bir lakaptır. Philosopher, Graham’ı bir fikrin ciddi savunucusu gibi gösterirken sawdust pudding talaşa benzeyecek kadar kuru ve tatsız bir yiyecek çağrışımı yapar. Yüce bir sözcük olan philosopher ile gülünç yiyecek imgesi arasındaki çatışma, hem onun beslenme fikirleriyle hem de bunlarla ilişkilendirilen yiyeceklerle alay eder. Çevredeki mockingly sözcüğü de bu lakabın övgü değil, alay olduğunu doğrular.

Alıştırma

Bu cümlede a philosopher of sawdust pudding ifadesinin temel işlevi nedir?

  1. Graham’ı zarif bir tatlı yaptığı için övmek.
  2. Beslenme fikirlerini kuru ve tatsız olduğu düşünülen bir yiyecekle ilişkilendirerek Graham’la alay etmek.
  3. Graham’ın akademik uzmanlık alanını resmî olarak belirtmek.
Cevabı göster

Beslenme fikirlerini kuru ve tatsız olduğu düşünülen bir yiyecekle ilişkilendirerek Graham’la alay etmek.

And an outraged critic of the graham diet

3:28

Ve graham diyetinin öfkeli bir eleştirmeni

said it consisted of swill, Notlar

3:30

onun domuz yeminden,

starch, slosh, and dishwater.

3:32

nişasta, çamur ve bulaşık suyundan oluştuğunu söyledi.

Kalıp ifadeler

consisted of: bir bütünün parçalarını sıralamak

Bu cümlede consisted of, “şunlardan oluşuyordu” anlamına gelir. Bütünü belirten it ile of sözcüğünden sonra sıralanan parçaları birbirine bağlar. Geçmiş zaman, eleştirmenin diyetin neler içerdiğini anlattığını gösterir. A'yı oluşturan üyeleri, malzemeleri, aşamaları veya diğer parçaları belirtmek için A consists of B yapısını kullanın. Bu yapı tarafsız ya da resmî açıklamalarda yaygındır ve plan veya kurs gibi soyut şeyler için de kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi consist of yapısının geçmiş zamanıyla tamamlayın: The breakfast ____ oatmeal, fruit, and tea.

Cevabı göster

consisted of

Kelime

swill, starch, slosh, and dishwater: küçümseyici bir liste

Burada swill, starch, slosh, and dishwater tarafsız bir malzeme listesi değildir. Swill atığı veya çok kötü sıvı yiyeceği, slosh sulu ve dağınık bir bulamacı, dishwater ise kirli ve tatsız bulaşık suyunu çağrıştırır. Starch tek başına tarafsızdır; ancak bu listede diyeti tatsız bir dolgu maddesine indirger. Bu sözcükler birlikte öfkeli eleştirmenin tiksinti ve küçümsemesini gösterir. Tekrarlanan /s/ başlangıçları ve çirkin imgelerin üst üste yığılması, saldırıyı sert ve alaycı hale getirir.

Alıştırma

Örnek cümledeki swill, starch, slosh, and dishwater ifadesinin temel etkisi nedir?

  1. Diyetin basit ve besleyici olduğunu över.
  2. Kesin ve tarafsız bir tarif verir.
  3. Diyeti düşük kaliteli, sulu atıklara benzeterek eleştirmenin güçlü tiksintisini ifade eder.
Cevabı göster

Diyeti düşük kaliteli, sulu atıklara benzeterek eleştirmenin güçlü tiksintisini ifade eder.

But Graham also inspired ardent followers Kelime

3:35

Fakat Graham ayrıca Grahamitler olarak bilinen

who became known as Grahamites. Kalıp ifadeler

3:39

ateşli takipçilere de ilham verdi.

Kelime

ardent followers: derin bir tutkuyla bağlı takipçiler

Bu cümlede ardent followers, Graham'ı ve fikirlerini güçlü bir tutkuyla ve bağlılıkla destekleyen kişilerdir. Ardent, yoğun ve içten hissedilen bir tutumu anlatır; bu yüzden ifade sıradan bir ilgiden daha fazlasını belirtir. Bu sıfat bir değerlendirme yapar: Takipçilerin ne kadar bağlı olduğunu gösterir, hangi eylemleri yaptıklarını veya resmî bir gruba ait olup olmadıklarını değil.

Alıştırma

“The scientist had many ardent followers” cümlesinde ardent followers en güçlü biçimde neyi ifade eder?

  1. Bilim insanını derin bir tutku ve bağlılıkla destekleyen kişiler
  2. Bilim insanına yalnızca kısa süreli ve sıradan ilgi duyan kişiler
  3. Bilim insanı için resmî olarak çalışan kişiler
Cevabı göster

Bilim insanını derin bir tutku ve bağlılıkla destekleyen kişiler

Kalıp ifadeler

became known as Grahamites: bir grup adı edinmek

became known as Grahamites ifadesindeki became known as + ad yapısı, takipçilerin zamanla kamuoyunda kullanılan bir ad edindiğini gösterir. İlgi zamiri who, ardent followers ifadesine döner; Grahamites ise daha sonra onlara verilen addır. Odak noktası bir kişi veya şeyin bir ad, lakap, unvan ya da kimlikle toplum tarafından tanınır hâle gelmesi olduğunda become known as + ad kullanın. Geçmiş zaman biçimi became, bu değişimi geçmişe yerleştirir.

Alıştırma

Cümleyi “zamanla bu kamusal adı edindi” anlamındaki üç sözcüklü hedef ifadeyle tamamlayın: After several neighborhood cleanups, the group ____ the Green Crew.

Cevabı göster

became known as

Meanwhile, Graham's focus on digestive health Kalıp ifadeler

3:42

Bu arada, Graham'ın sindirim sağlığına odaklanması,

Kalıp ifadeler

focus on digestive health: ilgi alanını belirtmek

Graham's focus on digestive health ifadesinde focus, özel olarak dikkat edilen konuyu belirten bir isimdir. on edatı bu konuyu tanıtır; digestive health ise sindirim sisteminin sağlığını ve işleyişini ifade eder. Başka durumlarda kullanılabilecek isim kalıbı someone's focus on + topic şeklindedir; a team's focus on safety buna bir örnektir. Buradaki digestive sağlık ve sindirim sistemiyle ilgilidir; bilgiyi özetlemek veya zihinde işlemek anlamına gelmez.

Alıştırma

focus sözcüğünden sonra konuyu tanıtan edatla cümleyi tamamlayın: The clinic's main focus is ____ digestive health.

Cevabı göster

on

appealed to figures like nutritionist James Jackson,

3:45

New York eyaletinin kuzeyinde bir sağlık spası işleten

who ran a health spa in upstate New York. Kelime

3:48

beslenme uzmanı James Jackson gibi figürlerin ilgisini çekti.

Kelime

ran a health spa: run fiilinin işletmek anlamı

ran a health spa ifadesinde ran, run fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve hızlı koşmak değil, kurumu işletmek ya da işleyişinden sorumlu olmak anlamına gelir. Buradaki health spa, sağlık ve zindelik hizmetleri sunan bir merkez veya işletmedir. Başka durumlarda kullanılabilecek kalıp run + işletme, kurum, program veya etkinlik şeklindedir. Bunların işleyişinden sorumlu olmak anlamına gelir; geçmiş zaman biçimi ran'dir.

Alıştırma

İşletmek anlamında run fiilinin geçmiş zaman biçimini kullanın: Before retiring, Maya ____ a neighborhood café for ten years.

Cevabı göster

ran

Around 1863,

3:51

1863 civarında,

Jackson began baking crumbled granulated graham flour cakes Kalıp ifadeler

3:53

Jackson, ufalanmış granül graham unu keklerini pişirerek

into a cereal he called Granula.

3:58

Granula adını verdiği bir tahıla dönüştürmeye başladı.

Kalıp ifadeler

baking ... into a cereal: into ile işlem sonucunu belirtmek

Bu ifade, sonuç bildiren bake X into Y kalıbını kullanır. X işlenen malzeme, Y ise pişirme sonucunda ortaya çıkan ürün ya da yeni biçimdir. Burada into a cereal bir varış noktasını değil, sonucu belirtir. Genel olarak verb + object + into + result, bir eylemin bir şeyi farklı bir biçime veya ürüne dönüştürdüğünü anlatır.

Alıştırma

Sonuç bildiren bake X into Y kalıbını tamamlayın: The chef baked the dough ____ thin crackers.

Cevabı göster

into

And in the 1890s,

4:01

Ve 1890'larda,

John Harvey Kellogg, head of another health spa, Kelime

4:02

başka bir sağlık spasının başkanı olan John Harvey Kellogg,

Kelime

head of another health spa: kurumun sorumlu yöneticisi

head of another health spa ifadesinde head, bir kurumdan sorumlu olan kişi anlamına gelir. of ile başlayan bölüm, bu kişinin yönettiği kurumu belirtir. Bu ifade John Harvey Kellogg adından sonra gelir ve virgüllerle ayrılır. Ayrı bir yan cümle kurmadan kişinin görevini ekleyen açıklayıcı bir ifadedir.

Alıştırma

Hangi cümlede head, “sorumlu kişi” anlamındadır?

  1. Nina stood at the head of the line.
  2. Nina is the head of the science department.
  3. Nina hurt her head during practice.
Cevabı göster

Nina is the head of the science department.

developed cornflakes by steaming, rolling, and baking corn Dilbilgisi

4:06

mısırı buharda pişirerek, yuvarlayarak ve fırınlayarak

into a similarly flavorless food.

4:10

benzer şekilde tatsız bir yiyecek olan mısır gevreğini geliştirdi.

Dilbilgisi

by steaming, rolling, and baking: yöntemi by + paralel -ing biçimleriyle anlatma

by edatı, yiyeceği geliştirmek için kullanılan yöntemi tanıtır: süreç mısırı buharda pişirme, ezme ve fırınlamayla gerçekleştirilmiştir. by + fiilin -ing biçimi yapısında by, “Nasıl yapıldı?” sorusunu yanıtlar. Üç -ing biçimi aynı listenin paralel ögeleridir. Bu kalıp tek bir yöntemi veya by checking, comparing, and revising örneğindeki gibi bir yöntem dizisini anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi by ile test, compare ve revise fiillerinin -ing biçimlerini kullanarak tamamlayın: The team reduced errors ____ the data, ____ the results, and ____ the draft.

Cevabı göster

by testing · comparing · revising

While Jackson was primarily concerned Dilbilgisi

4:13

Jackson öncelikle

with preventing illness through diet,

4:15

hastalıkları diyet yoluyla önlemekle ilgilenirken,

Kellogg continued Graham's crusade against masturbation. Deyimler

4:18

Kellogg, Graham'ın mastürbasyona karşı mücadelesini sürdürdü.

Dilbilgisi

While Jackson was primarily concerned with ...: karşıtlık bildiren while

Burada while bir zaman ilişkisini değil, karşıtlığı anlatır. while yan cümlesi Jackson'ın temel kaygısını verir; ana cümle ise Kellogg'ın farklı kaygısını bunun karşısına koyar. Cümle başındaki While A..., B... yapısı, iki farklı olguyu “A..., oysa B...” biçiminde düzenleyebilir. Anlama bakın: asıl nokta A ile B'nin nasıl farklılaştığıysa while karşıtlık bildirir.

Alıştırma

Bu cümlede while hangi ilişkiyi anlatıyor? While Nina focuses on cost, Omar cares more about speed.

  1. Neden-sonuç ilişkisi
  2. İki öncelik arasındaki karşıtlık
  3. Aynı anda gerçekleşen iki eylem
Cevabı göster

İki öncelik arasındaki karşıtlık

Deyimler

crusade against masturbation: ahlaki bir misyonla yürütülen mücadele

Graham's crusade against masturbation ifadesinde crusade mecazidir: Orta Çağ'daki bir askerî seferi değil, bir şeye karşı çıkmak için yürütülen örgütlü ve kararlı bir çabayı anlatır. crusade against + isim kalıbında isim, karşı çıkılan hedefi belirtir. Bu çabaya crusade denmesi, ona güçlü bir ahlaki veya reformcu misyon yükler. Karşı çıkışı sıradan bir campaign ifadesinden daha yoğun ve değer yargılarıyla yönlendirilen bir hareket olarak sunar.

Alıştırma

Bu cümlede Graham's crusade against masturbation ne anlama gelir?

  1. Tarafsız bir tıbbi araştırma projesi
  2. Mastürbasyona karşı ahlaki bir amaçla yürütülen yoğun bir mücadele
  3. Gerçek bir Orta Çağ askerî seferi
Cevabı göster

Mastürbasyona karşı ahlaki bir amaçla yürütülen yoğun bir mücadele

He called it self-abuse, Kelime

4:22

Ona kendini istismar adını verdi,

Kelime

self-abuse: eski ve yargılayıcı bir adlandırma

Burada self-abuse, masturbation için kullanılan eski ve ahlakçı bir adlandırmadır. abuse sözcüğü eylemi zarar veya yanlış davranış olarak çerçeveler; bu nedenle terim tarafsız bir tanım sunmak yerine tarihsel kişinin olumsuz yargısını taşır. He called it... Kellogg'un kullandığı adlandırmayı aktarır; bu ifade tek başına anlatıcının o etiketi kabul ettiğini göstermez. Günümüzün tarafsız sağlık veya eğitim dilinde kullanılan olağan terim masturbationdır.

Alıştırma

Doğru mu yanlış mı: Günümüzün tarafsız bir sağlık dersinde self-abuse, masturbation yerine kullanılabilecek doğal ve nesnel bir ifadedir.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

implicated it in all manner of ailments, Kalıp ifadeler

4:24

bunu her türlü rahatsızlığa bağladı,

Kalıp ifadeler

implicate A in all manner of ailments: A'yı her türlü rahatsızlıkla ilişkilendirmek

Implicate A in B yapısında A, genellikle bir sorun veya zararlı olay olan B'ye karışmış ya da B ile bağlantılı olarak sunulur. Burada implicated it in ... ifadesi, “it” ile rahatsızlıklar arasında ilişki kurulduğunu söyler; fiil tek başına nedensel bağın kesin olarak kanıtlandığını göstermez. All manner of, “birçok farklı türde” anlamına gelir. Rahatsızlıkların çeşitliliğini genişleten resmî ve biraz edebî bir ifadedir.

Alıştırma

Hangi cümle “implicated it in all manner of ailments” ifadesinin anlamını en doğru biçimde korur?

  1. O, birçok farklı türde rahatsızlıkla ilişkilendirildi.
  2. Onun her rahatsızlığa neden olduğu kesin olarak kanıtlandı.
  3. O, belirli bir rahatsızlığı iyileştirmek için kullanıldı.
Cevabı göster

O, birçok farklı türde rahatsızlıkla ilişkilendirildi.

and similarly promoted a dull diet

4:27

ve aşırı aktif cinsel iştahları yatıştırmak için

to temper overactive sexual appetites. Kalıp ifadeler

4:30

benzer şekilde sıkıcı bir diyet teşvik etti.

Kalıp ifadeler

to temper overactive sexual appetites: aşırı güçlü cinsel arzuları hafifletmek

Bu cümlede to temper amaç bildiren bir mastardır; tatsız beslenme düzeninin neden teşvik edildiğini açıklar. Temper fiil olarak bir şeyin gücünü veya yoğunluğunu azaltıp kontrol altına almak anlamına gelir; tamamen ortadan kaldırmak anlamına gelmez. Sexual appetites ifadesinde appetite mecazi olarak cinsel arzu anlamında kullanılır. Overactive bu arzuyu aşırı güçlü olarak sunar; dolayısıyla ifade, olağan dışı derecede güçlü cinsel arzuyu hafifletmek anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi “yoğunluğunu azaltmak” anlamındaki ders fiiliyle tamamlayın: The latest results may ____ expectations of an immediate breakthrough.

Cevabı göster

temper

But the foods these men popularized

4:34

Ancak bu adamların popülerleştirdiği yiyecekler

would shape-shift far beyond their original forms. Deyimler

4:36

orijinal biçimlerinin çok ötesinde şekil değiştirecekti.

Deyimler

would shape-shift far beyond their original forms: ilk biçimlerinin çok ötesinde değişecekti

Shape-shift normalde çok farklı bir biçime dönüşmeyi çağrıştırır. Burada canlı bir benzetme olarak kullanılmıştır: yiyecekler sanki biçim değiştirebiliyormuş gibi anlatılır; yani sonraki sürümleri çok farklı ürünlere dönüşmüştür. Tarihsel anlatıda would, geçmişteki bir noktadan daha sonra gerçekleşen olaylara bakar. Far beyond their original forms değişimin boyutunu güçlendirir: bu yalnızca küçük bir düzenleme değildir.

Alıştırma

Bu cümlede would shape-shift far beyond their original forms ne anlama geliyor?

  1. Yiyecekler gerçek anlamda büyülü yaratıklara dönüşecekti.
  2. Yiyecekler tamamen aynı biçimde kalacaktı.
  3. Yiyecekler daha sonra eski hâllerinden çok farklı olacak şekilde büyük ölçüde değişecekti.
Cevabı göster

Yiyecekler daha sonra eski hâllerinden çok farklı olacak şekilde büyük ölçüde değişecekti.

Granola and cornflakes underwent a series Kalıp ifadeler

4:40

Granola ve mısır gevreği bir dizi

of saccharine and frosted reinventions.

4:43

şekerli ve şeker kaplamalı yeniden keşiflerden geçti.

Kalıp ifadeler

underwent a series of saccharine and frosted reinventions: aşırı tatlı ve şeker kaplı bir dizi yeniden yaratım geçirdi

Underwent, undergo fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Undergo, bir süreç ya da değişim yaşamak anlamına gelen resmî bir fiildir. Burada yiyecekler değiştirilen taraftır; kendilerini etkin biçimde yeniden tasarlıyor gibi sunulmazlar. A series of reinventions, yeniden tasarımın birden fazla kez gerçekleştiğini gösterir. Saccharine burada aşırı tatlı veya bayacak kadar şekerli, frosted ise krema ya da şekerli bir tabakayla kaplanmış demektir. Bu iki sözcük, ürünleri daha tatlı hâle getiren değişikliklerin tekrarlandığını anlatır.

Alıştırma

Cümleyi undergo fiilinin geçmiş biçimiyle tamamlayın: Over the next decade, the brand ____ a series of reinventions.

Cevabı göster

underwent

And decades after Graham's death,

4:46

Ve Graham'ın ölümünden onlarca yıl sonra,

the National Biscuit Company began mass-producing graham crackers Kalıp ifadeler

4:48

National Biscuit Company daha hafif unlar ve uyarıcı tatlandırıcılarla

with lighter flours and stimulating sweeteners. Kelime

4:54

graham krakerlerini seri üretmeye başladı.

Kalıp ifadeler

began mass-producing graham crackers: graham krakerlerini seri üretmeye başladı

Mass-produce, bir ürünü düzenli ve genellikle endüstriyel bir süreçle çok büyük miktarlarda üretmek demektir. Buradaki began mass-producing graham crackers, şirketin graham krakerlerini büyük ölçekli ticari bir ürün olarak üretmeye başladığını anlatır. İngilizcede begin fiilinden sonra -ing biçimi kullanılabilir: began mass-producing. graham crackers nesnesi, üretilen ürünün ne olduğunu belirtir.

Alıştırma

Endüstriyel ölçekte üretmek anlamındaki fiille cümleyi tamamlayın: After the safety tests, the factory began ____ the new helmets.

Cevabı göster

mass-producing

Kelime

with lighter flours and stimulating sweeteners: daha açık renkli unlar ve duyuları harekete geçiren tatlandırıcılarla

with lighter flours and stimulating sweeteners edat öbeği, ticari krakerlerde hangi malzemelerin kullanıldığını belirtir. Bu tarihî gıda bağlamında lighter flours, daha az kalorili undan çok, iri öğütülmüş tam tahıllı una kıyasla daha açık renkli ve rafine unları ifade eder. Stimulating sweeteners, yiyeceği tat ve duyular açısından daha çekici hâle getiren tatlandırıcıları anlatır. Buradaki stimulating, tatlandırıcıların uyarıcı ilaçlar olduğunu iddia etmez; retorik bir betimlemedir. Bu iki sıfat, daha sonraki ve daha çekici ticari tarifi daha sade bir tarifle karşılaştırır.

Alıştırma

Bu cümlede lighter flours and stimulating sweeteners büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Daha hafif olan unlar ve tadı ortadan kaldıran tatlandırıcılar
  2. Daha rafine veya daha açık renkli unlar ve tadı daha çekici hâle getiren tatlandırıcılar
  3. Daha az kalorili unlar ve uyarıcı ilaç olarak kullanılan tatlandırıcılar
Cevabı göster

Daha rafine veya daha açık renkli unlar ve tadı daha çekici hâle getiren tatlandırıcılar

By 1927,

4:57

1927'ye gelindiğinde,

people had started sandwiching toasted marshmallows and chocolate Kalıp ifadeler

4:59

insanlar kızarmış şekerlemeleri ve çikolatayı

between graham crackers,

5:03

graham krakerlerinin arasına sıkıştırmaya başlamışlardı bile,

Kalıp ifadeler

sandwich X between Y: X'i Y'nin arasına koymak

Burada sandwich bir yiyeceğin adı değil, fiildir. sandwich X between Y kalıbı, “Y iki tarafta olacak şekilde X'i ortaya koymak” anlamına gelir. Bu cümlede X toasted marshmallows and chocolate, Y ise graham crackers ifadesidir. Aynı kalıp, bir etkinliği başka iki etkinliğin arasına sıkıştırmayı da anlatabilir.

Alıştırma

sandwich X between Y kalıbını tamamlayın: He is ____ cheese ____ two slices of bread.

Cevabı göster

sandwiching · between

which the Girl Scouts christened Some Mores, Kültür

5:05

Kız İzciler buna Some Mores adını verdi,

Kültür

christened Some Mores: christen fiilinin ‘ad vermek’ anlamı

Bu ilgi cümleciğinde which, söz konusu yiyeceğe gönderme yapar: the Girl Scouts christened it Some Mores. Kalıp christen + nesne + ad şeklindedir ve christened, “ad verdiler” anlamına gelir; “dinî vaftiz yaptılar” anlamında değildir. Girl Scouts, ABD'deki gençlik kuruluşunu ifade eder. Some Mores, daha sonra s'mores olan adın erken bir biçimiydi ve some more ifadesiyle yapılan bir kelime oyununa dayanıyordu.

Alıştırma

Yiyecek tarihine ilişkin bu bağlamda the Girl Scouts christened Some Mores ne anlama gelir?

  1. Yiyeceğe dinî bir vaftiz töreni yaptılar.
  2. Yiyeceğe daha fazla malzeme eklediler.
  3. Yiyeceğe Some Mores adını verdiler.
Cevabı göster

Yiyeceğe Some Mores adını verdiler.

And the s'more was born. Deyimler

5:09

Ve s'more doğdu.

Deyimler

the s'more was born: bir kökeni anlatmak için was born kullanımı

Bu cümlede the s'more was born, bir yiyeceği insan gibi gösterir: s'more olarak bilinen yiyecek birleşiminin ortaya çıktığı anlamına gelir. Gerçek anlamda bir doğumu anlatmaz. X was born kalıbı, bir köken hikâyesinin sonucunu belirtebilir. Bir fikrin, ürünün, geleneğin veya hareketin ortaya çıkışını akılda kalıcı bir başlangıç olarak sunar.

Alıştırma

Bu cümlede vurgulanan ifade ne anlama geliyor?

  1. S'more adında biri doğdu.
  2. Tatlı yeniden pişirildi.
  3. Bu yiyecek birleşimi ortaya çıktı.
Cevabı göster

Bu yiyecek birleşimi ortaya çıktı.

The decadent dessert was essentially the antithesis Kelime

5:11

Bu çökmüş tatlı, özünde

of Graham's vision,

5:15

Graham'ın vizyonunun tam zıttıydı,

Kelime

was essentially the antithesis of Graham's vision: temel karşıtlık

The antithesis of X, yalnızca X'ten farklı olanı değil, X'e temelden karşıt olanı ifade eder. Essentially, “temel niteliği bakımından” anlamına gelir; Graham's vision ise Graham'ın idealini veya amaçladığı beslenme biçimini belirtir. Graham sade ve ölçülü yiyecekleri tercih ederken bu tatlı zengin ve haz odaklıydı. Dolayısıyla bu yan cümle, tatlının onun idealinin tam karşıtını temsil ettiğini söyler.

Alıştırma

Politikanın belediye başkanının vizyonuna tamamen karşı olduğunu en güçlü ve resmî biçimde hangi cümle ifade eder?

  1. The policy was the antithesis of the mayor's vision.
  2. The policy was different from the mayor's vision.
  3. The policy added one detail to the mayor's vision.
Cevabı göster

The policy was the antithesis of the mayor's vision.

and perhaps the ultimate ironic twist to his legacy. Anlatım akışı

5:16

ve belki de mirasına yapılan en büyük ironik çarpıtmaydı.

Anlatım akışı

kapanış değerlendirmesi olarak the ultimate ironic twist to his legacy

Bu ifade, az önce anlatılan geçmişe ilişkin bir kapanış değerlendirmesi yapar. Yeni bir olay eklemek yerine sonucun nasıl yorumlanacağını gösterir: Gösterişli tatlı Graham'ın vizyonuyla keskin biçimde çeliştiği için sonuç beklenmedik şekilde ironiktir. Burada twist, olayların gelişimindeki beklenmedik dönüşü; legacy ise bir kişiyle ilişkilendirilen kalıcı etkiyi anlatır. Ultimate değerlendirmeyi güçlendirir: Bu ironi yalnızca zaman bakımından son olay olarak değil, doruk noktası ya da en güçlü örneği olarak sunulur.

Alıştırma

“the ultimate ironic twist to his legacy” ifadesi cümlenin sonunda bilgiyi düzenleme açısından hangi işlevi görür?

  1. Önceki olayları değerlendirmeden bir sonraki olayı tanıtır.
  2. Anlatıyı, sonucu Graham'ın vizyonunun çarpıcı biçimde tersine dönmesi olarak değerlendirerek kapatır.
  3. Tatlıyı hazırlarken kullanılan fiziksel bir dönme hareketini anlatır.
Cevabı göster

Anlatıyı, sonucu Graham'ın vizyonunun çarpıcı biçimde tersine dönmesi olarak değerlendirerek kapatır.

If you enjoy learning about history,

5:24

Tarih hakkında bilgi edinmekten hoşlanıyorsanız,

subscribe to this channel,

5:26

bu kanala abone olun,

because the lessons of yesterday

5:28

çünkü dünün dersleri

can help us face the challenges of today.

5:30

bugünün zorluklarıyla yüzleşmemize yardımcı olabilir.