Bu Sayı 5200'e Ulaştığında - Ölmüş Olacaksın: İngilizce çalışma notları
Kurzgesagt – In a Nutshell
Video tanıtımı: Haftalarla sayılan ömür, fırsatlar son kez yaşanan anlara dönüşmeden önce seçim yapmanın önemini gösterir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. It's like trying to understand the ocean while learning how to swim. — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: somut bir benzetme soyut bir sorunu çerçeveler. 2. The older you get, the more dice are rolled for you. — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: bağlantılı iki değişim için the + comparative..., the + comparative... yapısını kullanın; ikinci bölüm edilgendir. 3. life gets in the way — Deyimler ve mecazlı ifadeler: günlük sorumluluklar gerçek bir engel olmadan planları aksatır; ertelenen hedefleri açıklamak için bu ifadeyi kullanın.
Bu derste
Wrapping your mind around your life is pretty hard because you're up to your neck in it. Deyimler
0:00Hayatınızı kavramak oldukça zordur çünkü boğazınıza kadar ona batmış durumdasınız.
Wrap your mind around something: zor bir şeyi anlamaya çalışmak
Wrap your mind around something, karmaşık, şaşırtıcı veya zihinde canlandırılması zor bir şeyi anlamak için çaba göstermek demektir. Bu cümlede nesne kişinin bütün hayatıdır; bu nedenle ifade, hayatı net biçimde görüp anlamanın ne kadar zor olduğunu vurgular. Yaygın yapı wrap + iyelik belirleyicisi + mind around + isim, düşünce veya yan cümledir: wrap my mind around the problem; wrap her mind around how it happened. Bu, fiziksel bir hareket değil, mecazlı bir anlatımdır.
Alıştırma
Cümleyi “wrap your mind around” ifadesinin doğru biçimiyle tamamla: It took me a while to ____ the new rule.
Cevabı göster
wrap my mind around
Up to your neck in something: bir şeye derinden gömülmek veya yükü altında kalmak
Up to your neck in something, bir şeye derinden karışmış veya onun yükü altında kalmış olmak ve çoğu zaman kolayca uzaklaşamamak demektir. Burada it, life sözcüğüne gönderme yapar: kişi kendi hayatını yaşamaya öylesine gömülmüştür ki ona dışarıdan bakmak zordur. Yapı be + up to + iyelik belirleyicisi + neck + in + bir şey şeklindedir. Bir şeyin kişiyi boynuna kadar çevrelediği abartılı bir görüntü oluşturur; genellikle gerçek anlamlı değildir.
Alıştırma
“Nora is up to her neck in exam revision,” cümlesindeki deyim ne anlama gelir?
- Bütün sınav tekrarını bitirmiş.
- Gerçekten bir tekrar notu yığınının içinde ayakta duruyor.
- Sınav tekrarıyla son derece meşgul.
Cevabı göster
Sınav tekrarıyla son derece meşgul.
It's like trying to understand the ocean while learning how to swim. Anlatım akışı
0:06Bu, yüzmeyi öğrenirken okyanusu anlamaya çalışmak gibidir.
It's like ... while ... ile benzetme kurmak
Bu cümle gerçek bir yüzme deneyimini anlatmaz; bir benzetme kurar. It's like, soyut bir güçlüğü açıklamak için somut bir görüntü sunar: hayatı yaşamaya devam ederken onu anlamaya çalışmak. It's like + -ing eylemi + while + -ing eylemi kalıbı iki fikri aynı anda düzenler. İlk eylem zor hedeftir; while bölümü ise bu hedefi zorlaştıran eş zamanlı koşulu ekler.
Alıştırma
Benzetmeyi It's like ... while ... kalıbıyla tam olarak tamamlayın: When the rules change every minute, ____ solving a puzzle ____ someone keeps replacing the pieces.
Cevabı göster
it's like · while
On most days, you're busy just keeping your head above water. Deyimler
0:10Çoğu gün, sadece kafanızı suyun üzerinde tutmaya çalışmakla meşgulsünüz.
Keep your head above water deyimi
Keep your head above water, zor bir durumun altında ezilmeden veya durumun kötüleşmesine izin vermeden güçlükle başa çıkmak demektir. Para, iş ya da stres yönetilemez hâle gelmek üzereyken sık kullanılır. Buradaki just, durumla başa çıkmanın kişinin neredeyse tüm zamanını ve enerjisini aldığını gösterir. Cümle rahatlık veya ilerleme değil, hayatta kalma ve sınırlı kapasite anlamı taşır.
Alıştırma
Deyim burada ne anlama geliyor? After paying the rent and other bills, Lena is barely keeping her head above water.
- Büyük miktarda para biriktiriyor.
- Durumu idare ediyor ama çok zorlanıyor.
- Yüzme dersleri alıyor.
Cevabı göster
Durumu idare ediyor ama çok zorlanıyor.
So, it's not easy to figure out what to do with your life and how to spend your time.
0:13Bu yüzden, hayatınızla ne yapacağınızı ve zamanınızı nasıl harcayacağınızı bulmak kolay değildir.
your family, friends, and romantic partners,
0:21aileniz, arkadaşlarınız ve romantik partnerleriniz,
And then there's your couch that somebody needs to lie on.
0:29Ve bir de birinin uzanması gereken kanepeniz var.
So, let's take a step back and look at your life from the outside. Anlatım akışı
0:35O halde, bir adım geri atalım ve hayatınıza dışarıdan bir bakalım.
take a step back ... from the outside: uzaklaşıp bakış açısını değiştirmek
Take a step back burada mecaz anlamda kullanılır: o anki yoğun katılımı kısa süreliğine bırakıp ayrıntılarla aranıza zihinsel bir mesafe koyun. Bu ifade, konuşmacının başlangıçtaki fikirden daha geniş bir değerlendirmeye geçtiğini gösterir. From the outside bakış açısı değişimini tamamlar: kendi hayatınıza olayların dışında duran bir gözlemci gibi baktığınızı düşünün. Bu iki bölüm birlikte dinleyiciyi yakın plandaki deneyimden daha geniş ve daha nesnel bir bakışa taşır.
Alıştırma
Önce zihinsel mesafe oluşturan, ardından dışarıdan bir bakış ekleyen dersteki iki ifadeyle cümleyi tamamlayın: When the debate gets personal, ____ and look at it ____.
Cevabı göster
take a step back · from the outside
The average Kurzgesagt viewer is around 25 years old, which is a pretty good time in the life of most people.
0:49Ortalama bir Kurzgesagt izleyicisi yaklaşık 25 yaşındadır, bu da çoğu insanın hayatında oldukça iyi bir zamandır.
The insecurities of the teenage years have begun to recede.
0:55Ergenlik yıllarının güvensizlikleri uzaklaşmaya başlamıştır.
Maybe you find yourself in a job or a long-term relationship. Dilbilgisi
0:59Belki de kendinizi bir işte ya da uzun vadeli bir ilişkide bulursunuz.
find yourself in + bir durum: kendini o durumun içinde bulmak
Find yourself in + bir durum, rol veya hâl, çoğu zaman süreç yavaş yavaş geliştiği ya da tam olarak planlanmadığı için kendinizi zaten o durumda bulduğunuzu fark etmek demektir. Bu cümlede iş veya ilişki, kişinin zamanla içinde bulunduğu durumdur. Dönüşlü zamir özneye göre değişir: I find myself in ..., she finds herself in ... ve they find themselves in .... Bu kullanım, kimliğini veya hayattaki yönünü keşfetmek anlamında in olmadan kullanılan find yourself ifadesinden farklıdır.
Alıştırma
Cümleyi dersteki yapıyla tamamlayın: Without a clear plan, you may ____ a role you never expected.
Cevabı göster
find yourself in
Maybe you've started a family or are working on an advanced degree.
1:03Belki bir aile kurmaya başlamışsınızdır ya da yüksek lisans üzerinde çalışıyorsunuzdur.
Maybe you're not doing any of that and still want to enjoy life, whatever that means to you.
1:07Belki de bunların hiçbirini yapmıyorsunuzdur ve sadece hayattan zevk almak istiyorsunuzdur, bu sizin için ne anlama geliyorsa.
Or maybe you feel stuck and don't know where to go yet.
1:12Ya da belki sıkışmış hissediyorsunuz ve henüz nereye gideceğinizi bilmiyorsunuz.
About one in 20 people watching this video will get to live to 100.
1:17Bu videoyu izleyen 20 kişiden yaklaşık biri 100 yaşına kadar yaşayacak.
which means you had a total of 5,200 weeks of life at your disposal when you were born. Kalıp ifadeler
1:24bu, doğduğunuzda emrinizde toplam 5.200 haftalık bir hayat olduğu anlamına gelir.
At your disposal: kullanımınıza hazır
At your disposal, bir şeyi kullanabileceğiniz, kontrol edebileceğiniz veya nasıl kullanacağınıza karar verebileceğiniz anlamına gelir. Burada 5.200 hafta, doğduğunuz andan itibaren size ait olan sınırlı bir kaynak gibi gösterilir. Yaygın kalıplar have + thing + at your disposal ve thing + be + at your disposal şeklindedir. İfade, erişim ve kontrolle ilgilidir; bir şeyi çöpe atmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi, disposal içeren ve “kullanımınıza hazır” anlamına gelen sabit ifadeyle tamamlayın: All the research tools are ____.
Cevabı göster
at your disposal
You spent the first 600 weeks of your life being a kid
1:30Hayatınızın ilk 600 haftasını bir çocuk olarak geçirdiniz
During this time, you were pretty useless for society
1:35Bu süre zarfında, toplum için oldukça işe yaramazdınız
and also not very free to make your own decisions.
1:38ve aynı zamanda kendi kararlarınızı vermekte pek özgür değildiniz.
you were somewhat spared from the consequences and responsibilities of adulthood.
1:42yetişkinliğin sonuçlarından ve sorumluluklarından bir nebze olsun muaf tutuldunuz.
Mostly because well-meaning adults protected you by cleaning up your mess Öbek fiiller
1:46Bunun başlıca nedeni, iyi niyetli yetişkinlerin dağıttığınız ortalığı toplayarak sizi koruması
Cleaning up your mess: sonuçlarla ilgilenmek
Cleaning up your mess kelime anlamıyla kirli veya dağınık bir yeri toplamak olabilir. Bu cümlede anlamı daha geniştir: yetişkinler çocuğun yol açtığı sorunlarla ve bunların sonuçlarıyla ilgilenmiştir. clean up + a/your/someone's mess kalıbı, bir sorunun sorumluluğunu belirli bir kişiye bağlar. İyelik sözcüğü sorunu kimin yarattığını veya sorunun kime ait olduğunu gösterirken, clean up işini yapan kişi sorunu çözen kişidir.
Alıştırma
Birinin yol açtığı sorunu düzeltmesi gerektiğini göstermek için clean up ve mess kullanan ifadeyle cümleyi tamamlayın: You caused this problem, so please ____.
Cevabı göster
clean up your mess
and giving you time to find yourself. Deyimler
1:50ve kendinizi bulmanız için size zaman tanımasıydı.
find yourself: kimliğini ve hayattaki yönünü keşfetmek
Bu cümlede find yourself, kim olduğunuzu; değerlerinizi, ilgi alanlarınızı ve hayattaki yönünüzü zamanla keşfetmek anlamına gelir. Kayıp bir kişiyi bulmak anlamına gelmez. Kişisel gelişim ve kendini keşfetme bağlamında find yourself, ardından başka bir tamamlayıcı gelmediğinde kendini tanıma anlamı taşır. Yourself sonrasında başka bir ifade gelirse farklı bir yapı ve anlam oluşabilir.
Alıştırma
Kendini keşfetme anlamını vermek için cümleyi find ve you ile uyumlu dönüşlülük zamiriyle tamamlayın: Sometimes you need quiet time to ____.
Cevabı göster
find yourself
This time is necessary to make you, at least in theory, Anlatım akışı
1:52Bu zaman, en azından teorik olarak, sizi
at least in theory: beklenen sonuca ihtiyat payı eklemek
At least in theory, yanındaki iddianın bir fikir, plan veya genel ilkeye göre doğru olması gerektiğini gösterir. Cümlede, olması gereken sonuç ile gerçekte olabilecek sonucu birbirinden ayırarak bilgiyi düzenler. At least ifadesi kuşkulu bir çekince ekler: ilke olarak “işlevini yerine getirebilen bir insan” olmak beklenen sonuçtur, ancak konuşmacı gerçeğin buna uyacağını tam olarak garanti etmez. Bu ara ifade, hafif ve kuru bir mizah tonu da yaratır.
Alıştırma
Hangi cümle, gerçek sonuç belirsiz olsa da bir planın tasarımına göre çalışmasının beklendiğini anlatır?
- The plan should work for at least two hours.
- The plan should work, at least in theory.
- At least the plan should work.
Cevabı göster
The plan should work, at least in theory.
Although most people probably don't feel like that after puberty.
1:56Gerçi çoğu insan ergenlikten sonra muhtemelen böyle hissetmez.
by the time you're 20 ... have passed: son nokta ve tamamlanmış sonuç
By the time you're 20, 20 yaşı bir son nokta olarak belirler. Bu noktadan geriye bakarak daha önce veya en geç o zamana kadar tamamlanmış olanları düşünmenizi sağlar. Have passed, 1.000'den fazla haftayı birikmiş ve tamamlanmış bir sonuç olarak sunar: 20 yaşına gelindiğinde bu haftalar artık geçmiştedir. Bu yapı, bir son tarihi veya dönüm noktasını o zamana kadar tamamlanmış olanla ilişkilendirir; o dönem boyunca anlamına gelmez. Buradaki have passed, o yaşa ulaşmayla ilgili genel bir sonucu anlatır; zaman bakış açısı değiştiğinde kullanılan tamamlanmışlık biçimi de değişebilir.
Alıştırma
Hangi cümle, 20 yaş son noktasına kadar birikmiş bir sonucun tamamlanmış olduğunu gösterir?
- During your twenties, your priorities may change.
- When you're 20, you may start seeing time differently.
- By the time you're 20, more than 1,000 weeks have passed.
Cevabı göster
By the time you're 20, more than 1,000 weeks have passed.
The amount of fun you can have in this phase of your life varies a lot.
2:13Hayatınızın bu evresinde yaşayabileceğiniz eğlence miktarı çok değişkendir.
If you pick up a trade or need to work to support yourself or others, Öbek fiiller
2:17Bir meslek edinirseniz veya kendinizi ya da başkalarını desteklemek için çalışmanız gerekirse,
pick up a trade: bir zanaat öğrenmek
Bu cümlede pick up a trade, elektrikçilik, tesisatçılık veya marangozluk gibi uygulamalı ve beceri gerektiren bir meslek öğrenmek anlamına gelir. Pick up burada bir beceri edinmek demektir, bir şeyi yerden kaldırmak değil. A trade, genellikle uygulamalı eğitim gerektiren beceriye dayalı bir iş koludur. Bu ifade, böyle bir işi öğrenmeyi kişinin kendisini veya başkalarını geçindirebilmesinin olası bir yolu olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki ‘beceri gerektiren bir meslek öğrenmek’ anlamına gelen günlük ifadeyle tamamlayın: After two years of hands-on training, Nina managed to ____ and find steady work.
Cevabı göster
pick up a trade
you get to push back work life a bit longer. Öbek fiiller
2:24çalışma hayatını biraz daha erteleme fırsatı bulursunuz.
“ertelemek” anlamında push back
Bu cümlede push back, “ertelemek” veya “daha sonraki bir zamana taşımak” anlamına gelir. Buradaki fikir, üniversitenin iş hayatının başlangıcını geciktirmeye imkân vermesidir. Planlama anlamında kullanıldığında push back ifadesinden sonra ertelenen etkinlik veya aşama gelir: push back the meeting, the deadline ya da the start date. a bit longer ifadesi, burada fiziksel olarak itmekten veya karşı çıkmaktan değil, zamanı ertelemekten söz edildiğini gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle lansmanın iki hafta daha geç gerçekleşeceği anlamına gelir?
- The team will push back the launch by two weeks.
- The team will bring forward the launch by two weeks.
- The team will push back against the launch plan.
Cevabı göster
The team will push back the launch by two weeks.
most people start working for real in their 20s at the latest.
2:28çoğu insan en geç 20'li yaşlarında gerçekten çalışmaya başlar.
Which begins the productive or potentially grindy or soul-crushing period of your life. Kelime
2:32Bu da hayatınızın üretken veya potansiyel olarak yıpratıcı ya da ruh ezici dönemini başlatır.
olumsuz deneyimleri anlatan grindy ve soul-crushing
Grindy, genellikle yavaş ilerleme karşılığında çok fazla tekrarlı çaba gerektiren bir etkinliği anlatır. Oyuncuların görevleri tekrar etmesine “grind” denilen oyun dilinden gelir; burada hayatın bir dönemini yorucu ve tekdüze gösterir. Soul-crushing çok daha güçlüdür. Bir ruhu kelimenin tam anlamıyla ezmekten değil, insanın moralini derinden bozan veya duygusal olarak tüketen bir deneyimden söz eder. Bu iki sıfatın productive ile yan yana kullanılması, iş hayatının çok farklı şekillerde deneyimlenebileceğini gösterir.
Alıştırma
Bir oyun size aynı görevi saatlerce tekrarlatıyor. Yorucu ve tekdüze, ancak duygusal açıdan yıkıcı değil. Hangi kelime en uygundur?
- soul-crushing
- grindy
- productive
Cevabı göster
grindy
People tend to work until the age of 65,
2:38İnsanlar genellikle 65 yaşına kadar çalışma eğilimindedir,
which means that you'll spend at least 2,000 weeks of your life with serious adult work,
2:41bu da hayatınızın en az 2.000 haftasını ciddi yetişkin işiyle geçireceğiniz anlamına gelir,
hopefully in a job that makes you feel good and appreciated
2:46umarım sizi iyi ve takdir edilmiş hissettiren
This is such an important thing that we'll look at work Dilbilgisi
2:51Bu o kadar önemli bir konu ki, çalışmaya
and how you can try to find a satisfying career in another video.
2:54ve tatmin edici bir kariyeri nasıl bulabileceğinize başka bir videoda bakacağız.
such an important thing that: such + isim öbeği + that
Bu cümlede such, an important thing isim öbeğinin tamamını niteler. such + (a/an) + sıfat + isim + that yan cümlesi yapısı, derecenin that yan cümlesindeki sonucu doğuracak kadar yüksek olduğunu anlatır. Burada konu, konuşmacının iş hayatını ve tatmin edici bir kariyer bulmayı başka bir videoda ayrıca ele almasını gerektirecek kadar önemlidir. Tanımlık isim öbeğinin içinde kalır: such an important thing denir, such important that denmez.
Alıştırma
Sonuç yapısını tek sözcükle tamamlayın: It was ____ a difficult test that many people ran out of time.
Cevabı göster
such
the time when you might have kids and travel a bit
3:02çocuk sahibi olabileceğiniz, biraz seyahat edebileceğiniz,
and climb the career ladder and build a house, Deyimler
3:05kariyer basamaklarını tırmanabileceğiniz ve bir ev inşa edebileceğiniz,
climb the career ladder: daha yüksek görevlere yükselmek
Climb the career ladder, adım adım daha üst düzey işlere geçmeyi anlatan bir benzetmedir. Merdiven imgesi, kariyer yolunda terfi etmeyi ve daha fazla sorumluluk, statü veya ücret kazanmayı çağrıştırır. Bu listede ifade, yetişkin yaşamının geleneksel bir dönüm noktasını adlandırır. Yalnızca daha fazla beceri öğrenmek değil, iş düzeylerinde yükselmek anlamına gelir.
Alıştırma
Deyimi climb sözcüğünün doğru biçimiyle tamamlayın: After three promotions, Maya kept ____ the career ladder.
Cevabı göster
climbing
may get divorced and fall in love again.
3:08belki de boşanıp yeniden aşık olabileceğiniz zamandır.
you transition from being young to middle-aged to old.
3:11gençlikten orta yaşa ve oradan da yaşlılığa geçiş yaparsınız.
old old: “gerçekten yaşlı” anlamında bilinçli tekrar
Gündelik konuşmada bir sıfatı old old şeklinde aynen tekrarlamak, ona daha güçlü ve tipik anlamını verir: yalnızca genel olarak yaşlı grubunda olmak değil, gerçekten ya da belirgin biçimde yaşlı olmak. Bu tekrar bilinçlidir; hata veya duraksama değildir. Burada Not old old, kişinin çok yaşlı olduğu fikrini reddeder. young old karşıtlığı, altmışlı yaşlardaki kişileri yaşlı grubunun daha genç ucuna yerleştirir. Bağlam daha güçlü veya “asıl” kategoriyi açık ettiğinde bu kalıp başka basit sözcüklerle de kullanılabilir.
Alıştırma
“Gerçekten çok acı” anlamını veren aynı sıfat tekrarını kullanarak gündelik karşıtlığı tamamlayın: The soup is spicy, but not ____.
Cevabı göster
spicy spicy
you've used up 3,400 of your 5,200 weeks. Öbek fiiller
3:195.200 haftanızın 3.400'ünü tüketmiş olursunuz.
used up: sınırlı bir kaynağın bir kısmını veya tamamını tüketmek
Use up, sınırlı bir kaynağı tüketerek kullanılan miktarı artık erişilemez hâle getirmek demektir. Buradaki up, tamamlanma veya tükenme anlamı katar; “yukarı” anlamına gelmez. Nesne bütün kaynağı belirtiyorsa We used up the paper, hiç kâğıt kalmadığı anlamına gelir. Örnekte 3,400 of your 5,200 weeks, tamamlanan tüketimi bu bölümle sınırlar; dolayısıyla 5.200 haftanın hepsinin geçtiğini söylemez. Cümle, yaşamı sınırlı bir hafta stoku gibi ele alır.
Alıştırma
Kaynağın yalnızca yarısının tüketildiğini ve diğer yarısının kaldığını doğru biçimde söyleyen cümle hangisidir?
- We used up half of the paint.
- We ran out half of the paint.
- We used up the paint.
Cevabı göster
We used up half of the paint.
If you've managed to acquire enough wealth to retire,
3:27Emekli olacak kadar zenginlik elde etmeyi başardıysanız,
you're now free to do whatever you like for up to 1,800 weeks.
3:31artık 1.800 haftaya kadar ne isterseniz yapmakta özgürsünüz.
this is not how it works for the majority of you watching this video.
3:36bu videoyu izleyenlerin çoğunluğu için işler böyle yürümez.
you only have 780 weeks of freedom after you retire.
3:55emekli olduktan sonra sadece 780 haftalık özgürlüğünüz olur.
That's roughly as many weeks of freedom as an old person as you spent as a child.
4:00Bu kabaca, çocuk olarak geçirdiğiniz haftalar kadar, yaşlı bir insan olarak sahip olacağınız özgürlük haftaları demektir.
Unfortunately, disease and the tiredness of age trip you up here Öbek fiiller
4:05Ne yazık ki, hastalık ve yaşlılığın yorgunluğu burada ayağınıza takılır
trip you up: zorluğa veya başarısızlığa yol açmak
Bu cümlede trip you up mecaz anlamdadır: hastalık ve yaş, planlarınızı sekteye uğratır ve emekliliğin tadını çıkarmanızı zorlaştırır. Burada gerçekten ayağın takılıp düşmesi söz konusu değildir. trip + kişi + up kalıbı, “o kişinin hata yapmasına, başarısız olmasına veya planlandığı gibi devam edememesine neden olmak” demektir. Neden bir kişi, zor bir soru ya da hastalık gibi bir sorun olabilir.
Alıştırma
Cümleyi “hata yapmana neden olmak” anlamındaki vurgulanan öbek fiille tamamlayın: One unclear instruction could ____ in the exam.
Cevabı göster
trip you up
the vast majority of cancer-related deaths occur in people over 70.
4:14kanserle ilgili ölümlerin büyük çoğunluğu 70 yaş üstü kişilerde görülür.
If you bet all your fun cards on being free and happy in your retirement, Deyimler
4:18Tüm eğlence kartlarınızı emekliliğinizde özgür ve mutlu olmaya oynarsanız,
bet all your fun cards on: her şeyi tek bir sonuca yatırmak
Buradaki bet all your fun cards on, eğlenceli bir mecazdır. Fun cards, keyif alma fırsatlarını temsil eden hayali kartlardır. Cümle, kişinin emeklilikte özgür ve mutlu olmayı umarak tüm bu fırsatları emekliliğe sakladığını anlatır. Başka bağlamlara aktarılabilecek kalıp bet something on something veya bet something on doing something biçimindedir. Değerli bir şeyi belirsiz bir sonuca yatırmak ya da o sonuca bağımlı kılmak anlamına gelir. Fun cards ifadesi bu sav için oluşturulmuştur; İngilizcede kalıplaşmış bir deyim değildir.
Alıştırma
Cümleyi, kişinin her şeyini tek bir belirsiz sonuca yatırdığı anlamına gelecek şekilde bet, all her savings ve on kullanarak tamamlayın: She ____ the new café's success.
Cevabı göster
bet all her savings on
And all of this is still assuming things work out Öbek fiiller
4:26Üstelik tüm bunlar, işlerin yolunda gittiğini
work out ifadesinin “yolunda gitmek” anlamı
things work out dendiğinde olaylar başarılı biçimde gelişir veya kabul edilebilir bir sonuca ulaşır. Burada things öznedir; bu nedenle work out durumun sonucunu anlatır ve “egzersiz yapmak” anlamına gelmez. things/plans + work out kalıbı, sonuç belirsiz olduğunda kullanışlıdır: they work out ise plan başarılı olur veya durum iyi şekilde çözülür.
Alıştırma
“If the schedule works out, we can finish on Friday,” cümlesinde works out ne anlama gelir?
- başarılı biçimde gelişir
- programı hesaplar
- fiziksel egzersiz yapar
Cevabı göster
başarılı biçimde gelişir
Every day the universe rolls a bunch of dice for every human Deyimler
4:42Evren her gün her insan için bir avuç zar atar
rolls a bunch of dice ifadesindeki metafor
Rolls a bunch of dice, her insanın birçok rastlantısal olasılıkla karşı karşıya kalmasını anlatan bir metafordur. Zarların sonuçları öngörülemez; bu nedenle evren, kimsenin kontrol edemediği riskleri ve olasılıkları tekrar tekrar yaratıyormuş gibi gösterilir. A bunch of bu görüntüyü güçlendirir: söz konusu olan tek bir ihtimal değil, aynı anda işleyen birçok olasılıktır. Cümle evreni kişileştirir; gerçekten zar atıldığını ileri sürmez.
Alıştırma
“the universe rolls a bunch of dice for every human” neyi anlatır?
- Kontrol edilemeyen birçok olasılık her insanın hayatını etkiler.
- Her insan her gün zar oyunu oynar.
- İnsanlar gelecekteki her olayı hesaplayabilir.
Cevabı göster
Kontrol edilemeyen birçok olasılık her insanın hayatını etkiler.
Felaket bir zar sonucu olarak critical failure
Bu cümlede critical failure, masaüstü rol yapma oyunlarındaki felaket derecede kötü bir sonucu anlatan ifadeyi ödünç alır. Konuşan kişi şansı bir zar atışı gibi düşünür: talihsiz bir sonuç ölümcül sonuçlar doğurabilir. Bu ifade, kritik bir makine parçasının bozulduğu anlamına gelmez. Oyun benzetmesi, öngörülemeyen bir ölümü korkunç bir zar sonucuna dönüştürür.
Alıştırma
Bu cümlede critical failure neyi düşündürüyor?
- Kolayca düzeltilebilen küçük bir hata
- Bir makinenin içindeki kritik bir parçanın bozulması
- Ölümcül sonuçları olan, felaket derecede şanssız bir zar atışı
Cevabı göster
Ölümcül sonuçları olan, felaket derecede şanssız bir zar atışı
İki değişimi bağlayan The older ..., the more ...
The older you get, the more dice are rolled for you. cümlesi, “the + comparative ..., the + comparative ...” bağıntılı karşılaştırma yapısını kullanır. Değişen iki miktarı birbirine bağlar: biri arttığında veya azaldığında diğeri de onunla birlikte değişir. İki the de sıradan belirli tanımlıklar değil, bu yapının sabit parçalarıdır. Older yaşın artmasını, more ise riski temsil eden zar atışlarının sayısındaki artışı belirtir. Edilgen are rolled yapısı, dikkati zarları kimin attığına değil risklerin sayısına verir.
Alıştırma
early ve soon sözcüklerini bağıntılı karşılaştırma yapısında kullanın: ____ you start, ____ you finish.
Cevabı göster
The earlier · the sooner
But thinking about it from time to time is helpful in refocusing on what you want to do
5:08Ancak zaman zaman bunun üzerine düşünmek, yapmak istediklerinize yeniden odaklanmanıza
and to minimize regrets you will have when you look back. Öbek fiiller
5:13ve geriye dönüp baktığınızda yaşayacağınız pişmanlıkları en aza indirmenize yardımcı olur.
look back: geçmişe dönüp değerlendirmek
Bu cümlede look back, geçmişi düşünmek ve önceki seçimleri değerlendirmek anlamına gelir. regrets sözcüğü, burada başı fiziksel olarak arkaya çevirme hareketinden değil, geçmişe dönük bir değerlendirmeden söz edildiğini gösterir. Değerlendirilen olay veya dönem bağlamdan belliyse look back nesne almadan kullanılabilir. Nesneyi belirtmek için look back on something kullanılır; örneğin look back on a decision, a project veya a period of life.
Alıştırma
Hangi cümlede look back geçmişi değerlendirmek anlamına gelir?
- When I look back, I can see how much I learned.
- Look after the bags while I buy the tickets.
- Please look back to see who is behind you.
Cevabı göster
When I look back, I can see how much I learned.
And to remind you that if you don't use your time today, Dilbilgisi
5:17Ve bugün zamanınızı kullanmazsanız,
you might not get a chance to use it tomorrow.
5:20yarın kullanma şansınız olmayabileceğini size hatırlatmak içindir.
If ... might not: olası bir gelecek riski
if yan cümlesi, şu anki bir seçimi koşul olarak sunar: zamanı bugün kullanmamak. Ana cümledeki might not + fiilin yalın biçimi, kesin bir sonucu değil, gelecekte yaşanabilecek olası bir kaybı ifade eder. Burada today ve tomorrow yalnızca art arda gelen iki takvim gününü değil, “şimdiki fırsatı” ve “daha sonraki bir fırsatı” da anlatabilir. Bu kalıp temkinli uyarılar için kullanışlıdır: If + geniş zaman, ... might not + fiilin yalın biçimi.
Alıştırma
Hangi cümle sonucu kesinlik veya yasak olarak değil, olası bir gelecek riski olarak sunar?
- If you don't apply today, you won't get another chance.
- If you don't apply today, you might not get another chance.
- If the warning light is on, you must not start the engine.
Cevabı göster
If you don't apply today, you might not get another chance.
and it's hard to make decisions between all the things and people that are important to you.
5:25ve sizin için önemli olan onca şey ile insan arasında karar vermek zordur.
This has become painfully obvious to billions of people during the coronavirus pandemic.
5:30Bu, koronavirüs pandemisi sırasında milyarlarca insan için acı verici derecede açık hale geldi.
so many things that we took for granted were not available anymore. Deyimler
5:37cepte saydığımız o kadar çok şey artık mevcut değildi ki.
take someone or something for granted: birini ya da bir şeyi hep var olacak sanmak
Burada took for granted, günlük etkinlik ve imkânları her zaman var olacakmış gibi görüp değerlerini tam olarak fark etmemek anlamına gelir. Nesne, so many things ifadesine gönderme yapan that ile temsil edilir; bu yüzden took ile for granted yan yana görünür. Yeniden kullanılabilir kalıp take + kişi veya şey + for granted şeklindedir. Bu bir deyimdir; bir şeyi gerçek anlamda almak değildir.
Alıştırma
Güvenilir bir kaynağın değerini bilmediğimizi anlatan deyimin iki bölümünü yazarak cümleyi tamamlayın: Before the outage, we ____ clean running water ____.
Cevabı göster
took · for granted
the time you have with the people you love is already precious.
5:50sevdiğiniz insanlarla geçirdiğiniz zaman zaten kıymetlidir.
and fight to develop your own identity.
6:04ve kendi kimliğinizi geliştirmek için mücadele ettiğinizde birlikte geçirdiğiniz zaman azalmaya başlar.
If you're making an effort to be with your parents for two full weeks each year for the rest of their lives,
6:18Hayatlarının geri kalanında her yıl ebeveynlerinizle tam iki hafta birlikte olmak için çaba gösteriyorsanız,
you still have already spent more than 90% of the time you will ever spend with them,
6:26onlarla geçireceğiniz zamanın %90’ından fazlasını çoktan harcamışsınız demektir,
the vast majority of time you will ever spend with your parents has passed.
6:40ebeveynlerinizle geçirebileceğiniz zamanın büyük bir kısmı çoktan geride kalmıştır.
in all likelihood: yüksek olasılık bildiren ifade
In all likelihood, tüm cümleye etki eden ve çok büyük olasılıkla anlamına gelen bir olasılık belirtecidir. So ifadesinden sonra ve ana iddiadan önce yer alarak dinleyiciye ardından gelen her şeyi ne kadar güçlü bir kesinlikle değerlendirmesi gerektiğini gösterir. İfadeyi önceki bilgilerden çıkarılmış mantıklı bir sonuç olarak sunar, ancak istisnalara yer bırakır. Kesinlik iddia etmez ve olası sonuçları sıralamaz.
Alıştırma
In all likelihood, the outdoor concert will be moved indoors. cümlesinde başlangıçtaki ifade ne yapar?
- Mümkün olan tüm sonuçların listesini sunar.
- Konserin içeriye taşınmasının çok olası olduğunu, ancak başka bir sonucun da mümkün olduğunu belirtir.
- Konserin içeriye taşınmasının resmen onaylandığını söyler.
Cevabı göster
Konserin içeriye taşınmasının çok olası olduğunu, ancak başka bir sonucun da mümkün olduğunu belirtir.
or old friends that moved to the other side of the country.
6:47veya ülkenin öbür ucuna taşınan eski arkadaşlarınız için de geçerlidir.
The same holds true for: bir sonucu yeni bir duruma aktarmak
The same holds true for, yeni bir kişi, grup veya durum sunar ve az önce belirtilen düşüncenin bu yeni örnek için de geçerli olduğunu anlatır. Burada ebeveynlerle geçirilen zamana ilişkin önceki sonuç, açıklamanın tamamı tekrarlanmadan kardeşlere ve eski arkadaşlara aktarılır. Kalıp The same holds true for + isim öbeği şeklindedir. Paralel bir durumu işaretleyerek bilgiyi düzenler. Bu kullanımdaki hold true, fiziksel olarak bir şeyi tutmak değil, geçerliliğini korumak veya uygulanmak anlamına gelir.
Alıştırma
Başlangıç cümlesi: Office staff need regular breaks to stay focused. Bu sonucu uzaktan çalışanlara doğal biçimde aktaran cümle hangisidir?
- Remote workers hold true for the same.
- The same holds true for remote workers.
- The same holds remote workers true.
Cevabı göster
The same holds true for remote workers.
You're at the tail end of the time with some of the most important people in your life. Deyimler
6:50Hayatınızdaki en önemli insanlardan bazılarıyla geçireceğiniz zamanın kuyruğundasınız.
at the tail end of: son kısa bölüm
At the tail end of, bir dönemin, olayın veya sürecin genellikle kısa olan son bölümünde bulunmak anlamına gelir. Burada bir kişinin hayatı boyunca önemli insanlarla geçirebileceği toplam zamanın ileri bir bölümünü anlatır; herhangi birinin bu ilişkileri bitirmeyi seçtiği anlamına gelmez. Kalıp be at the tail end of + isim öbeği şeklindedir. Tail end, en uçtaki son bölümü anlatan bir benzetmedir; bu nedenle zaman çizelgesinin görece az bir kısmının kaldığını vurgular.
Alıştırma
Cümleyi, tail sözcüğünü içeren ve son kısa bölümünde anlamına gelen beş sözcüklü ifadeyle tamamlayın: We're ____ the school year, and final exams begin next week.
Cevabı göster
at the tail end of
The concept of doing something for the last time feels eerie,
7:00Bir şeyi son kez yapıyor olma kavramı ürkütücü hissettirir,
Hukuki ifade on death row
Death row, ölüm cezasına çarptırılmış ve infazı bekleyen kişilerin hukuki durumunu; çoğu zaman da bu kişilerin tutulduğu cezaevi bölümünü ifade eder. Bu cümlede on death row, uç bir karşılaştırmadır. Bir şeyi “son kez” yapma düşüncesinin ürkütücülüğünü, ölümün yakın olduğunu bilmekle ilişkilendirir. Buradaki row, sabit bir hukuk ifadesinin parçasıdır; sıradan bir koltuk sırası anlamına gelmez.
Alıştırma
Sabit hukuk ifadesini tamamlayın: After receiving a death sentence, the prisoner remained on ____ while the appeal continued.
Cevabı göster
death row
Is there a hobby you've been lazy about for a long time?
7:13Uzun zamandır tembellik ettiğiniz bir hobiniz var mı?
Is there someone you wanted to reach out to for a long time, Öbek fiiller
7:25Uzun zamandır ulaşmak isteyip de,
Reach out to someone: iletişim için ilk adımı atmak
Reach out to someone, genellikle yeniden bağlantı kurmak, yardım önermek, destek istemek veya bir konuşma başlatmak amacıyla birisiyle iletişime geçmek için ilk adımı atmak demektir. Burada, kişinin uzun zamandır kurmak istediği ancak henüz kurmadığı bir iletişimi anlatır. İfade fiziksel olarak el uzatmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi vurgulanan phrasal verb ile tamamlayın: I have been meaning to ____ my former teacher and thank her for her advice.
Cevabı göster
reach out to
but haven't yet yapısındaki eksiltme
but haven't yet ifadesindeki haven't, present perfect yapısının have not yardımcı fiilidir. Asıl fiil öbeği, önceki yan cümleden anlaşılabildiği için söylenmez: anlamı “ama o kişiyle henüz iletişime geçmediniz”dir. Bu, eksik bir cümle değil, doğal bir eksiltmedir. Yet, zaman sınırını şu ana koyar: eylem şimdiye kadar gerçekleşmemiştir, ancak daha sonra gerçekleşebilir. Yardımcı fiil + yet kalıbı, açıkça anlaşılan eylemi tekrar etmeyi önler.
Alıştırma
Özgün soruda but haven't yet ifadesinden sonra hangi eylem anlaşılmaktadır?
- wanted to meet new friends
- received a message from that person
- reached out to that person
Cevabı göster
reached out to that person
pick up that sport again: bir etkinliğe yeniden başlamak
Burada pick up, bir şeyi elle yerden kaldırmak anlamına gelmez. Bir spor veya başka bir etkinlikle kullanıldığında o etkinliği yapmaya ya da öğrenmeye başlamak anlamına gelebilir. Bu cümlede again çok önemlidir: kişinin bu sporu daha önce yaptığını ve bir aradan sonra geri döndüğünü gösterir. Dolayısıyla pick up that sport again, o spora yeniden başlamak demektir.
Alıştırma
Nora yıllarca voleybol oynadı, bıraktı ve şimdi yeniden başlamak istiyor. Bu anlamı en iyi hangi cümle ifade eder?
- Nora wants to pick up the volleyball from the floor.
- Nora wants to pick up volleyball again.
- Nora wants to take up volleyball for the first time.
Cevabı göster
Nora wants to pick up volleyball again.
Maybe you will never do any of these things again
7:32Belki de bunların hiçbirini bir daha asla yapamayacaksınız
life gets in the way: gerçek hayatın planlara engel olması
Burada life gets in the way, günlük sorumlulukların, değişikliklerin veya beklenmedik sorunların birinin yapmak istediği şeyi yapmasını engellemesi anlamına gelir. Life, kelimenin gerçek anlamıyla yolu kapatan bir nesne değildir. something gets in the way kalıbı, söz konusu şeyi bir engel olarak gösterir. Özne life olduğunda, her birini ayrı ayrı saymadan gerçek hayattaki birçok baskıyı özetler.
Alıştırma
Hangi cümlede life gets in the way, günlük baskıların bir planı engellemesi anlamında kullanılmıştır?
- Sam moved his bicycle because it blocked the doorway.
- Sam found a quieter road on the way home.
- Sam wants to learn the guitar, but life gets in the way.
Cevabı göster
Sam wants to learn the guitar, but life gets in the way.
As the global pandemic begins to wind down, Öbek fiiller
7:40Küresel pandemi etkisini yitirmeye başladıkça,
wind down: kademeli olarak sona yaklaşmak
Burada wind down, bir şeyin yoğunluğunun veya etkinliğinin giderek azalması ve sona yaklaşması anlamına gelir. Cümle, pandeminin belirli bir anda bitmesini değil, zaman içinde hafiflemesini anlatır. İfade geçişsiz kullanılabilir: Bir etkinlik veya süreç winds down. Ayrıca begin ya da start to wind down biçiminde kullanılarak bu kademeli kapanış evresinin başladığı vurgulanır.
Alıştırma
Hangi cümle, sona ermeden önce etkinliğin kademeli olarak azalmasını en iyi anlatır?
- The festival is winding down as the last visitors leave.
- The lights shut off instantly when the power failed.
- The race ended the moment Maya crossed the finish line.
Cevabı göster
The festival is winding down as the last visitors leave.
we will all soon be able to be with each other again
7:43yakında hepimiz yeniden bir araya gelebilecek
It's never a bad time to + fiil
It's never a bad time to + fiil, kelime anlamıyla bu eylemi yapmak için hiçbir zamanın kötü olmadığını söyler. Bu bağlamda olumlu ve nazik bir öneri işlevi görür: bunu şimdi yapmak uygundur. Dolaylı anlatım önemlidir: konuşan kişi emir vermek yerine zamanlamayı değerlendirir. Bu kalıbı, baskıcı görünmeden yararlı bir eylemi teşvik etmek için kullanabilirsin.
Alıştırma
Nazik teşviki dersteki kalıbın aynısıyla tamamla: ____ check in with someone you care about.
Cevabı göster
It's never a bad time to
and let them know that you're looking forward to hanging out. Notlar
7:51birlikte vakit geçirmeyi dört gözle beklediğinizi onlara bildirmek için hiçbir zaman kötü bir zaman değildir.
looking forward to + isim veya -ing biçimi
Looking forward to, gelecekte olması beklenen bir şeyi mutluluk ve heyecanla beklemek anlamına gelir. Burada birlikte vakit geçirmek, keyifli bir gelecek planı olarak sunuluyor. Bu ifadede to, mastar işareti değil bir edattır. Ardından isim, zamir veya -ing biçimi gelebilir: looking forward to the weekend, looking forward to it ve looking forward to seeing you.
Alıştırma
Cümleyi hang out ifadesinin doğru biçimiyle tamamla: I'm looking forward to ____ with you this weekend.
Cevabı göster
hanging out
Hanging out: birlikte rahatça vakit geçirmek
Burada hanging out, genellikle resmî bir plan olmadan birlikte rahatça vakit geçirmek ve sosyalleşmek demektir. Looking forward to hanging out, belirli bir etkinliği değil, biriyle birlikte olmayı heyecanla beklemeyi anlatır. Bu sosyal anlamda hang out geçişsiz bir öbek fiildir. hang out with someone veya hang out somewhere denebilir; bu cümlede fiziksel olarak bir nesneyi asmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi ‘birlikte rahatça vakit geçirmek’ anlamındaki iki sözcüklü gündelik öbek fiille tamamlayın: We have no special plans; we just want to ____ after school.
Cevabı göster
hang out
No matter when: zaman değişse de sonuç değişmez
No matter when + özne + fiil, zaman bildiren bir ödünleme yan cümlesi başlatır: zaman değişebilir, ancak ana cümledeki ifade doğru kalır. Burada sonuç, videonun izlendiği her zamanda geçerli olarak sunulur. Bu, zamanı soran bir soru değildir. Daha geniş no matter + soru sözcüğü kalıbı where, who ve how ile de kullanılır. no matter yan cümlesi başta olduğunda genellikle ana cümleden virgülle ayrılır.
Alıştırma
'No matter when you call, please leave a message,' cümlesinin başlangıcı ne anlama gelir?
- Konuşan kişi aramanın saat kaçta olacağını soruyor.
- Belirli bir saatte aramalısınız.
- Zaman değişebilir, ancak talimat aynı kalır.
Cevabı göster
Zaman değişebilir, ancak talimat aynı kalır.
And you get to decide what and who matters to you.
8:03Sizin için neyin ve kimin önemli olduğuna karar verecek olan sizsiniz.
is that you actually make decisions from time to time.
8:08zaman zaman gerçekten karar veriyor olmanızdır.
what matters the most is that ... odaklama kalıbı
What matters the most özne görevindedir ve “en önemli şey” anlamına gelir. Buradaki what bir soru sözcüğü değildir; kaynaşmış bir ilgi cümleciğini başlatır. is sözcüğünden sonra gelen that cümleciği, you actually make decisions from time to time önermesinin tamamını verir. What matters the most is that ... kalıbı bu önermeyi bilgi hiyerarşisinin en üstüne yerleştirir ve konuşanın ana sonucu olarak öne çıkarır.
Alıştırma
Temel önermeyi başlatan İngilizce odaklama kalıbını tam sözcüklerle tamamlayın: For this trip, ____ everyone gets home safely.
Cevabı göster
what matters the most is that
This video was based on and inspired by an article by our friend Tim Urban
8:16Bu video, arkadaşımız Tim Urban'ın,
if you want a reminder about the things we still want to do in life,
8:29hayatta hala yapmak istediğimiz şeylerle ilgili bir hatırlatıcı istiyorsanız,
we created a Kurzgesagt version of the Calendar of Your Life
8:33hayatınızın kaç haftasını çoktan harcadığınızı
that lets you track how many weeks of your life you've spent already
8:37ve kaç haftanız kaldığını takip etmenizi sağlayan
to keep track of exactly how you're spending them. Kalıp ifadeler
8:43haftaları renklendirebilirsiniz de.
Sürekli takip için keep track of
Keep track of, zaman içinde değişen bir şeyi sürekli kaydetmek, kontrol etmek veya takip etmek anlamına gelir. Bu cümlede haftaları boyamak, onların nasıl kullanıldığına ilişkin devamlı bir kayıt oluşturur. Temel fikir tek seferlik bir bakış değil, sürekli izlemedir. Nesne of sözcüğünden sonra gelir: keep track of time, expenses, tasks veya progress.
Alıştırma
Cümleyi sürekli takip anlamına gelen sabit ifadeyle tamamlayın: I use a spreadsheet to ____ my monthly expenses.
Cevabı göster
keep track of
put things in perspective: olayları daha geniş bir bakış açısıyla değerlendirmek
Bu cümlede put things in perspective, içinde bulunulan anı bütün bir yaşamın daha geniş ölçeği içinde değerlendirmek demektir. Bu geniş karşılaştırma, daha sakin ve dengeli bir yargıya varmaya yardımcı olur. Buradaki perspective, bir durumu görme ve değerlendirme biçimidir; sanatta görsel derinlik yaratmak için kullanılan perspektif tekniği değildir. Yapı put + nesne + in perspective şeklindedir; put the delay in perspective buna bir örnektir.
Alıştırma
Seeing the full-year results helped put one bad week in perspective İngilizce cümlesinde put one bad week in perspective ne anlama gelir?
- Haftayı gerçekçi bir görsel derinlikle resimde göstermek.
- Verilerin geri kalanını yok sayıp yalnızca o haftaya odaklanmak.
- Kötü geçen haftayı daha geniş bir bağlamla karşılaştırıp daha adil değerlendirmek.
Cevabı göster
Kötü geçen haftayı daha geniş bir bağlamla karşılaştırıp daha adil değerlendirmek.
and will look great as an art piece on your wall.
8:57ve duvarınızda bir sanat eseri olarak harika görünecek.
and produced with care by us here at Kurzgesagt.
9:03ve biz Kurzgesagt ekibi tarafından özenle üretildi.
Getting something from our shop is the best way to support our channel
9:07Mağazamızdan bir şeyler almak, karşılığında güzel bir şey elde ederken
we can keep making elaborate videos like the one you just watched
9:14az önce izlediğiniz gibi özenle hazırlanmış videolar yapmaya devam edebiliyor
and release them for free for everyone.
9:17ve bunları herkes için ücretsiz olarak yayınlayabiliyoruz.