Bu Sayı 5200'e Ulaştığında - Ölmüş Olacaksın: İngilizce çalışma notları

Kurzgesagt – In a Nutshell

Öğrenme zorluğu
1.595 kelime 190 kel/dk

Video tanıtımı: Haftalarla sayılan ömür, fırsatlar son kez yaşanan anlara dönüşmeden önce seçim yapmanın önemini gösterir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. It's like trying to understand the ocean while learning how to swim. — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: somut bir benzetme soyut bir sorunu çerçeveler. 2. The older you get, the more dice are rolled for you. — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: bağlantılı iki değişim için the + comparative..., the + comparative... yapısını kullanın; ikinci bölüm edilgendir. 3. life gets in the way — Deyimler ve mecazlı ifadeler: günlük sorumluluklar gerçek bir engel olmadan planları aksatır; ertelenen hedefleri açıklamak için bu ifadeyi kullanın.

Bu derste

Wrapping your mind around your life is pretty hard because you're up to your neck in it. Deyimler

0:00

Hayatınızı kavramak oldukça zordur çünkü boğazınıza kadar ona batmış durumdasınız.

Deyimler

Wrap your mind around something: zor bir şeyi anlamaya çalışmak

Wrap your mind around something, karmaşık, şaşırtıcı veya zihinde canlandırılması zor bir şeyi anlamak için çaba göstermek demektir. Bu cümlede nesne kişinin bütün hayatıdır; bu nedenle ifade, hayatı net biçimde görüp anlamanın ne kadar zor olduğunu vurgular. Yaygın yapı wrap + iyelik belirleyicisi + mind around + isim, düşünce veya yan cümledir: wrap my mind around the problem; wrap her mind around how it happened. Bu, fiziksel bir hareket değil, mecazlı bir anlatımdır.

Alıştırma

Cümleyi “wrap your mind around” ifadesinin doğru biçimiyle tamamla: It took me a while to ____ the new rule.

Cevabı göster

wrap my mind around

Deyimler

Up to your neck in something: bir şeye derinden gömülmek veya yükü altında kalmak

Up to your neck in something, bir şeye derinden karışmış veya onun yükü altında kalmış olmak ve çoğu zaman kolayca uzaklaşamamak demektir. Burada it, life sözcüğüne gönderme yapar: kişi kendi hayatını yaşamaya öylesine gömülmüştür ki ona dışarıdan bakmak zordur. Yapı be + up to + iyelik belirleyicisi + neck + in + bir şey şeklindedir. Bir şeyin kişiyi boynuna kadar çevrelediği abartılı bir görüntü oluşturur; genellikle gerçek anlamlı değildir.

Alıştırma

“Nora is up to her neck in exam revision,” cümlesindeki deyim ne anlama gelir?

  1. Bütün sınav tekrarını bitirmiş.
  2. Gerçekten bir tekrar notu yığınının içinde ayakta duruyor.
  3. Sınav tekrarıyla son derece meşgul.
Cevabı göster

Sınav tekrarıyla son derece meşgul.

It's like trying to understand the ocean while learning how to swim. Anlatım akışı

0:06

Bu, yüzmeyi öğrenirken okyanusu anlamaya çalışmak gibidir.

Anlatım akışı

It's like ... while ... ile benzetme kurmak

Bu cümle gerçek bir yüzme deneyimini anlatmaz; bir benzetme kurar. It's like, soyut bir güçlüğü açıklamak için somut bir görüntü sunar: hayatı yaşamaya devam ederken onu anlamaya çalışmak. It's like + -ing eylemi + while + -ing eylemi kalıbı iki fikri aynı anda düzenler. İlk eylem zor hedeftir; while bölümü ise bu hedefi zorlaştıran eş zamanlı koşulu ekler.

Alıştırma

Benzetmeyi It's like ... while ... kalıbıyla tam olarak tamamlayın: When the rules change every minute, ____ solving a puzzle ____ someone keeps replacing the pieces.

Cevabı göster

it's like · while

On most days, you're busy just keeping your head above water. Deyimler

0:10

Çoğu gün, sadece kafanızı suyun üzerinde tutmaya çalışmakla meşgulsünüz.

Deyimler

Keep your head above water deyimi

Keep your head above water, zor bir durumun altında ezilmeden veya durumun kötüleşmesine izin vermeden güçlükle başa çıkmak demektir. Para, iş ya da stres yönetilemez hâle gelmek üzereyken sık kullanılır. Buradaki just, durumla başa çıkmanın kişinin neredeyse tüm zamanını ve enerjisini aldığını gösterir. Cümle rahatlık veya ilerleme değil, hayatta kalma ve sınırlı kapasite anlamı taşır.

Alıştırma

Deyim burada ne anlama geliyor? After paying the rent and other bills, Lena is barely keeping her head above water.

  1. Büyük miktarda para biriktiriyor.
  2. Durumu idare ediyor ama çok zorlanıyor.
  3. Yüzme dersleri alıyor.
Cevabı göster

Durumu idare ediyor ama çok zorlanıyor.

So, it's not easy to figure out what to do with your life and how to spend your time.

0:13

Bu yüzden, hayatınızla ne yapacağınızı ve zamanınızı nasıl harcayacağınızı bulmak kolay değildir.

There are a million distractions,

0:18

Sizi bölen milyonlarca şey vardır;

your family, friends, and romantic partners,

0:21

aileniz, arkadaşlarınız ve romantik partnerleriniz,

boring work, and exciting projects,

0:23

sıkıcı işler ve heyecan verici projeler,

video games to play, and books to read.

0:26

oynanacak video oyunları ve okunacak kitaplar.

And then there's your couch that somebody needs to lie on.

0:29

Ve bir de birinin uzanması gereken kanepeniz var.

It's easy to get lost.

0:33

Kaybolmak kolaydır.

So, let's take a step back and look at your life from the outside. Anlatım akışı

0:35

O halde, bir adım geri atalım ve hayatınıza dışarıdan bir bakalım.

Anlatım akışı

take a step back ... from the outside: uzaklaşıp bakış açısını değiştirmek

Take a step back burada mecaz anlamda kullanılır: o anki yoğun katılımı kısa süreliğine bırakıp ayrıntılarla aranıza zihinsel bir mesafe koyun. Bu ifade, konuşmacının başlangıçtaki fikirden daha geniş bir değerlendirmeye geçtiğini gösterir. From the outside bakış açısı değişimini tamamlar: kendi hayatınıza olayların dışında duran bir gözlemci gibi baktığınızı düşünün. Bu iki bölüm birlikte dinleyiciyi yakın plandaki deneyimden daha geniş ve daha nesnel bir bakışa taşır.

Alıştırma

Önce zihinsel mesafe oluşturan, ardından dışarıdan bir bakış ekleyen dersteki iki ifadeyle cümleyi tamamlayın: When the debate gets personal, ____ and look at it ____.

Cevabı göster

take a step back · from the outside

The average Kurzgesagt viewer is around 25 years old, which is a pretty good time in the life of most people.

0:49

Ortalama bir Kurzgesagt izleyicisi yaklaşık 25 yaşındadır, bu da çoğu insanın hayatında oldukça iyi bir zamandır.

The insecurities of the teenage years have begun to recede.

0:55

Ergenlik yıllarının güvensizlikleri uzaklaşmaya başlamıştır.

Maybe you find yourself in a job or a long-term relationship. Dilbilgisi

0:59

Belki de kendinizi bir işte ya da uzun vadeli bir ilişkide bulursunuz.

Dilbilgisi

find yourself in + bir durum: kendini o durumun içinde bulmak

Find yourself in + bir durum, rol veya hâl, çoğu zaman süreç yavaş yavaş geliştiği ya da tam olarak planlanmadığı için kendinizi zaten o durumda bulduğunuzu fark etmek demektir. Bu cümlede iş veya ilişki, kişinin zamanla içinde bulunduğu durumdur. Dönüşlü zamir özneye göre değişir: I find myself in ..., she finds herself in ... ve they find themselves in .... Bu kullanım, kimliğini veya hayattaki yönünü keşfetmek anlamında in olmadan kullanılan find yourself ifadesinden farklıdır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki yapıyla tamamlayın: Without a clear plan, you may ____ a role you never expected.

Cevabı göster

find yourself in

Maybe you've started a family or are working on an advanced degree.

1:03

Belki bir aile kurmaya başlamışsınızdır ya da yüksek lisans üzerinde çalışıyorsunuzdur.

Maybe you're not doing any of that and still want to enjoy life, whatever that means to you.

1:07

Belki de bunların hiçbirini yapmıyorsunuzdur ve sadece hayattan zevk almak istiyorsunuzdur, bu sizin için ne anlama geliyorsa.

Or maybe you feel stuck and don't know where to go yet.

1:12

Ya da belki sıkışmış hissediyorsunuz ve henüz nereye gideceğinizi bilmiyorsunuz.

About one in 20 people watching this video will get to live to 100.

1:17

Bu videoyu izleyen 20 kişiden yaklaşık biri 100 yaşına kadar yaşayacak.

Let's assume you are one of the lucky ones,

1:22

Şanslı olanlardan biri olduğunuzu varsayalım,

which means you had a total of 5,200 weeks of life at your disposal when you were born. Kalıp ifadeler

1:24

bu, doğduğunuzda emrinizde toplam 5.200 haftalık bir hayat olduğu anlamına gelir.

Kalıp ifadeler

At your disposal: kullanımınıza hazır

At your disposal, bir şeyi kullanabileceğiniz, kontrol edebileceğiniz veya nasıl kullanacağınıza karar verebileceğiniz anlamına gelir. Burada 5.200 hafta, doğduğunuz andan itibaren size ait olan sınırlı bir kaynak gibi gösterilir. Yaygın kalıplar have + thing + at your disposal ve thing + be + at your disposal şeklindedir. İfade, erişim ve kontrolle ilgilidir; bir şeyi çöpe atmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi, disposal içeren ve “kullanımınıza hazır” anlamına gelen sabit ifadeyle tamamlayın: All the research tools are ____.

Cevabı göster

at your disposal

You spent the first 600 weeks of your life being a kid

1:30

Hayatınızın ilk 600 haftasını bir çocuk olarak geçirdiniz

and 400 being a teenager.

1:33

ve 400 haftasını bir genç olarak.

During this time, you were pretty useless for society

1:35

Bu süre zarfında, toplum için oldukça işe yaramazdınız

and also not very free to make your own decisions.

1:38

ve aynı zamanda kendi kararlarınızı vermekte pek özgür değildiniz.

As a payoff,

1:41

Bunun bir getirisi olarak,

you were somewhat spared from the consequences and responsibilities of adulthood.

1:42

yetişkinliğin sonuçlarından ve sorumluluklarından bir nebze olsun muaf tutuldunuz.

Mostly because well-meaning adults protected you by cleaning up your mess Öbek fiiller

1:46

Bunun başlıca nedeni, iyi niyetli yetişkinlerin dağıttığınız ortalığı toplayarak sizi koruması

Öbek fiiller

Cleaning up your mess: sonuçlarla ilgilenmek

Cleaning up your mess kelime anlamıyla kirli veya dağınık bir yeri toplamak olabilir. Bu cümlede anlamı daha geniştir: yetişkinler çocuğun yol açtığı sorunlarla ve bunların sonuçlarıyla ilgilenmiştir. clean up + a/your/someone's mess kalıbı, bir sorunun sorumluluğunu belirli bir kişiye bağlar. İyelik sözcüğü sorunu kimin yarattığını veya sorunun kime ait olduğunu gösterirken, clean up işini yapan kişi sorunu çözen kişidir.

Alıştırma

Birinin yol açtığı sorunu düzeltmesi gerektiğini göstermek için clean up ve mess kullanan ifadeyle cümleyi tamamlayın: You caused this problem, so please ____.

Cevabı göster

clean up your mess

and giving you time to find yourself. Deyimler

1:50

ve kendinizi bulmanız için size zaman tanımasıydı.

Deyimler

find yourself: kimliğini ve hayattaki yönünü keşfetmek

Bu cümlede find yourself, kim olduğunuzu; değerlerinizi, ilgi alanlarınızı ve hayattaki yönünüzü zamanla keşfetmek anlamına gelir. Kayıp bir kişiyi bulmak anlamına gelmez. Kişisel gelişim ve kendini keşfetme bağlamında find yourself, ardından başka bir tamamlayıcı gelmediğinde kendini tanıma anlamı taşır. Yourself sonrasında başka bir ifade gelirse farklı bir yapı ve anlam oluşabilir.

Alıştırma

Kendini keşfetme anlamını vermek için cümleyi find ve you ile uyumlu dönüşlülük zamiriyle tamamlayın: Sometimes you need quiet time to ____.

Cevabı göster

find yourself

This time is necessary to make you, at least in theory, Anlatım akışı

1:52

Bu zaman, en azından teorik olarak, sizi

a functioning human.

1:55

işlevsel bir insan yapmak için gereklidir.

Anlatım akışı

at least in theory: beklenen sonuca ihtiyat payı eklemek

At least in theory, yanındaki iddianın bir fikir, plan veya genel ilkeye göre doğru olması gerektiğini gösterir. Cümlede, olması gereken sonuç ile gerçekte olabilecek sonucu birbirinden ayırarak bilgiyi düzenler. At least ifadesi kuşkulu bir çekince ekler: ilke olarak “işlevini yerine getirebilen bir insan” olmak beklenen sonuçtur, ancak konuşmacı gerçeğin buna uyacağını tam olarak garanti etmez. Bu ara ifade, hafif ve kuru bir mizah tonu da yaratır.

Alıştırma

Hangi cümle, gerçek sonuç belirsiz olsa da bir planın tasarımına göre çalışmasının beklendiğini anlatır?

  1. The plan should work for at least two hours.
  2. The plan should work, at least in theory.
  3. At least the plan should work.
Cevabı göster

The plan should work, at least in theory.

Although most people probably don't feel like that after puberty.

1:56

Gerçi çoğu insan ergenlikten sonra muhtemelen böyle hissetmez.

In any case, by the time you're 20, Dilbilgisi

2:00

Her halükarda, 20 yaşına geldiğinizde,

over 1,000 of your 5,200 weeks have passed.

2:02

5.200 haftanızın 1.000'den fazlası geçmiştir.

Dilbilgisi

by the time you're 20 ... have passed: son nokta ve tamamlanmış sonuç

By the time you're 20, 20 yaşı bir son nokta olarak belirler. Bu noktadan geriye bakarak daha önce veya en geç o zamana kadar tamamlanmış olanları düşünmenizi sağlar. Have passed, 1.000'den fazla haftayı birikmiş ve tamamlanmış bir sonuç olarak sunar: 20 yaşına gelindiğinde bu haftalar artık geçmiştedir. Bu yapı, bir son tarihi veya dönüm noktasını o zamana kadar tamamlanmış olanla ilişkilendirir; o dönem boyunca anlamına gelmez. Buradaki have passed, o yaşa ulaşmayla ilgili genel bir sonucu anlatır; zaman bakış açısı değiştiğinde kullanılan tamamlanmışlık biçimi de değişebilir.

Alıştırma

Hangi cümle, 20 yaş son noktasına kadar birikmiş bir sonucun tamamlanmış olduğunu gösterir?

  1. During your twenties, your priorities may change.
  2. When you're 20, you may start seeing time differently.
  3. By the time you're 20, more than 1,000 weeks have passed.
Cevabı göster

By the time you're 20, more than 1,000 weeks have passed.

Depending on what you aspire to,

2:07

Neyi hedeflediğinize bağlı olarak,

at this point you're either working already

2:09

bu noktada ya halihazırda çalışıyorsunuzdur

or have entered further education.

2:11

ya da ileri eğitime başlamışsınızdır.

The amount of fun you can have in this phase of your life varies a lot.

2:13

Hayatınızın bu evresinde yaşayabileceğiniz eğlence miktarı çok değişkendir.

If you pick up a trade or need to work to support yourself or others, Öbek fiiller

2:17

Bir meslek edinirseniz veya kendinizi ya da başkalarını desteklemek için çalışmanız gerekirse,

Öbek fiiller

pick up a trade: bir zanaat öğrenmek

Bu cümlede pick up a trade, elektrikçilik, tesisatçılık veya marangozluk gibi uygulamalı ve beceri gerektiren bir meslek öğrenmek anlamına gelir. Pick up burada bir beceri edinmek demektir, bir şeyi yerden kaldırmak değil. A trade, genellikle uygulamalı eğitim gerektiren beceriye dayalı bir iş koludur. Bu ifade, böyle bir işi öğrenmeyi kişinin kendisini veya başkalarını geçindirebilmesinin olası bir yolu olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki ‘beceri gerektiren bir meslek öğrenmek’ anlamına gelen günlük ifadeyle tamamlayın: After two years of hands-on training, Nina managed to ____ and find steady work.

Cevabı göster

pick up a trade

the serious side of life begins earlier.

2:21

hayatın ciddi tarafı daha erken başlar.

If you go to university,

2:23

Üniversiteye giderseniz,

you get to push back work life a bit longer. Öbek fiiller

2:24

çalışma hayatını biraz daha erteleme fırsatı bulursunuz.

Öbek fiiller

“ertelemek” anlamında push back

Bu cümlede push back, “ertelemek” veya “daha sonraki bir zamana taşımak” anlamına gelir. Buradaki fikir, üniversitenin iş hayatının başlangıcını geciktirmeye imkân vermesidir. Planlama anlamında kullanıldığında push back ifadesinden sonra ertelenen etkinlik veya aşama gelir: push back the meeting, the deadline ya da the start date. a bit longer ifadesi, burada fiziksel olarak itmekten veya karşı çıkmaktan değil, zamanı ertelemekten söz edildiğini gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle lansmanın iki hafta daha geç gerçekleşeceği anlamına gelir?

  1. The team will push back the launch by two weeks.
  2. The team will bring forward the launch by two weeks.
  3. The team will push back against the launch plan.
Cevabı göster

The team will push back the launch by two weeks.

In any case,

2:27

Her durumda,

most people start working for real in their 20s at the latest.

2:28

çoğu insan en geç 20'li yaşlarında gerçekten çalışmaya başlar.

Which begins the productive or potentially grindy or soul-crushing period of your life. Kelime

2:32

Bu da hayatınızın üretken veya potansiyel olarak yıpratıcı ya da ruh ezici dönemini başlatır.

Kelime

olumsuz deneyimleri anlatan grindy ve soul-crushing

Grindy, genellikle yavaş ilerleme karşılığında çok fazla tekrarlı çaba gerektiren bir etkinliği anlatır. Oyuncuların görevleri tekrar etmesine “grind” denilen oyun dilinden gelir; burada hayatın bir dönemini yorucu ve tekdüze gösterir. Soul-crushing çok daha güçlüdür. Bir ruhu kelimenin tam anlamıyla ezmekten değil, insanın moralini derinden bozan veya duygusal olarak tüketen bir deneyimden söz eder. Bu iki sıfatın productive ile yan yana kullanılması, iş hayatının çok farklı şekillerde deneyimlenebileceğini gösterir.

Alıştırma

Bir oyun size aynı görevi saatlerce tekrarlatıyor. Yorucu ve tekdüze, ancak duygusal açıdan yıkıcı değil. Hangi kelime en uygundur?

  1. soul-crushing
  2. grindy
  3. productive
Cevabı göster

grindy

People tend to work until the age of 65,

2:38

İnsanlar genellikle 65 yaşına kadar çalışma eğilimindedir,

which means that you'll spend at least 2,000 weeks of your life with serious adult work,

2:41

bu da hayatınızın en az 2.000 haftasını ciddi yetişkin işiyle geçireceğiniz anlamına gelir,

hopefully in a job that makes you feel good and appreciated

2:46

umarım sizi iyi ve takdir edilmiş hissettiren

or that makes the world better.

2:49

veya dünyayı daha iyi bir yer yapan bir işte.

This is such an important thing that we'll look at work Dilbilgisi

2:51

Bu o kadar önemli bir konu ki, çalışmaya

and how you can try to find a satisfying career in another video.

2:54

ve tatmin edici bir kariyeri nasıl bulabileceğinize başka bir videoda bakacağız.

Dilbilgisi

such an important thing that: such + isim öbeği + that

Bu cümlede such, an important thing isim öbeğinin tamamını niteler. such + (a/an) + sıfat + isim + that yan cümlesi yapısı, derecenin that yan cümlesindeki sonucu doğuracak kadar yüksek olduğunu anlatır. Burada konu, konuşmacının iş hayatını ve tatmin edici bir kariyer bulmayı başka bir videoda ayrıca ele almasını gerektirecek kadar önemlidir. Tanımlık isim öbeğinin içinde kalır: such an important thing denir, such important that denmez.

Alıştırma

Sonuç yapısını tek sözcükle tamamlayın: It was ____ a difficult test that many people ran out of time.

Cevabı göster

such

This is the main block of life for most people,

2:59

Çoğu insan için hayatın ana bloğu budur;

the time when you might have kids and travel a bit

3:02

çocuk sahibi olabileceğiniz, biraz seyahat edebileceğiniz,

and climb the career ladder and build a house, Deyimler

3:05

kariyer basamaklarını tırmanabileceğiniz ve bir ev inşa edebileceğiniz,

Deyimler

climb the career ladder: daha yüksek görevlere yükselmek

Climb the career ladder, adım adım daha üst düzey işlere geçmeyi anlatan bir benzetmedir. Merdiven imgesi, kariyer yolunda terfi etmeyi ve daha fazla sorumluluk, statü veya ücret kazanmayı çağrıştırır. Bu listede ifade, yetişkin yaşamının geleneksel bir dönüm noktasını adlandırır. Yalnızca daha fazla beceri öğrenmek değil, iş düzeylerinde yükselmek anlamına gelir.

Alıştırma

Deyimi climb sözcüğünün doğru biçimiyle tamamlayın: After three promotions, Maya kept ____ the career ladder.

Cevabı göster

climbing

may get divorced and fall in love again.

3:08

belki de boşanıp yeniden aşık olabileceğiniz zamandır.

In this phase,

3:10

Bu evrede,

you transition from being young to middle-aged to old.

3:11

gençlikten orta yaşa ve oradan da yaşlılığa geçiş yaparsınız.

Not old old, Kelime

3:14

Tam bir yaşlı değil,

but the young old of your 60s.

3:16

ama 60'lı yaşların genç bir yaşlısı.

Kelime

old old: “gerçekten yaşlı” anlamında bilinçli tekrar

Gündelik konuşmada bir sıfatı old old şeklinde aynen tekrarlamak, ona daha güçlü ve tipik anlamını verir: yalnızca genel olarak yaşlı grubunda olmak değil, gerçekten ya da belirgin biçimde yaşlı olmak. Bu tekrar bilinçlidir; hata veya duraksama değildir. Burada Not old old, kişinin çok yaşlı olduğu fikrini reddeder. young old karşıtlığı, altmışlı yaşlardaki kişileri yaşlı grubunun daha genç ucuna yerleştirir. Bağlam daha güçlü veya “asıl” kategoriyi açık ettiğinde bu kalıp başka basit sözcüklerle de kullanılabilir.

Alıştırma

“Gerçekten çok acı” anlamını veren aynı sıfat tekrarını kullanarak gündelik karşıtlığı tamamlayın: The soup is spicy, but not ____.

Cevabı göster

spicy spicy

At 65,

3:18

65 yaşına geldiğinizde,

you've used up 3,400 of your 5,200 weeks. Öbek fiiller

3:19

5.200 haftanızın 3.400'ünü tüketmiş olursunuz.

Öbek fiiller

used up: sınırlı bir kaynağın bir kısmını veya tamamını tüketmek

Use up, sınırlı bir kaynağı tüketerek kullanılan miktarı artık erişilemez hâle getirmek demektir. Buradaki up, tamamlanma veya tükenme anlamı katar; “yukarı” anlamına gelmez. Nesne bütün kaynağı belirtiyorsa We used up the paper, hiç kâğıt kalmadığı anlamına gelir. Örnekte 3,400 of your 5,200 weeks, tamamlanan tüketimi bu bölümle sınırlar; dolayısıyla 5.200 haftanın hepsinin geçtiğini söylemez. Cümle, yaşamı sınırlı bir hafta stoku gibi ele alır.

Alıştırma

Kaynağın yalnızca yarısının tüketildiğini ve diğer yarısının kaldığını doğru biçimde söyleyen cümle hangisidir?

  1. We used up half of the paint.
  2. We ran out half of the paint.
  3. We used up the paint.
Cevabı göster

We used up half of the paint.

The last phase of your life begins.

3:24

Hayatınızın son aşaması başlar.

If you've managed to acquire enough wealth to retire,

3:27

Emekli olacak kadar zenginlik elde etmeyi başardıysanız,

in theory,

3:30

teorik olarak,

you're now free to do whatever you like for up to 1,800 weeks.

3:31

artık 1.800 haftaya kadar ne isterseniz yapmakta özgürsünüz.

But of course,

3:35

Ama elbette,

this is not how it works for the majority of you watching this video.

3:36

bu videoyu izleyenlerin çoğunluğu için işler böyle yürümez.

19 out of 20 people will not live to 100.

3:40

20 kişiden 19'u 100 yaşına kadar yaşamayacak.

The average lifespan in the US is 79.

3:43

ABD'de ortalama yaşam süresi 79'dur.

In Germany,

3:46

Almanya'da,

it's 81.

3:47

81'dir.

In Japan,

3:48

Japonya'da,

84.

3:49

84.

In Brazil,

3:50

Brezilya'da,

it's 75.

3:51

ise 75.

If you die at age 80,

3:53

80 yaşında ölürseniz,

which is still not bad,

3:54

ki bu hala fena değil,

you only have 780 weeks of freedom after you retire.

3:55

emekli olduktan sonra sadece 780 haftalık özgürlüğünüz olur.

That's roughly as many weeks of freedom as an old person as you spent as a child.

4:00

Bu kabaca, çocuk olarak geçirdiğiniz haftalar kadar, yaşlı bir insan olarak sahip olacağınız özgürlük haftaları demektir.

Unfortunately, disease and the tiredness of age trip you up here Öbek fiiller

4:05

Ne yazık ki, hastalık ve yaşlılığın yorgunluğu burada ayağınıza takılır

Öbek fiiller

trip you up: zorluğa veya başarısızlığa yol açmak

Bu cümlede trip you up mecaz anlamdadır: hastalık ve yaş, planlarınızı sekteye uğratır ve emekliliğin tadını çıkarmanızı zorlaştırır. Burada gerçekten ayağın takılıp düşmesi söz konusu değildir. trip + kişi + up kalıbı, “o kişinin hata yapmasına, başarısız olmasına veya planlandığı gibi devam edememesine neden olmak” demektir. Neden bir kişi, zor bir soru ya da hastalık gibi bir sorun olabilir.

Alıştırma

Cümleyi “hata yapmana neden olmak” anlamındaki vurgulanan öbek fiille tamamlayın: One unclear instruction could ____ in the exam.

Cevabı göster

trip you up

because with old age,

4:09

çünkü yaşlılıkla birlikte,

the human body begins to decline sharply.

4:10

insan vücudu hızla zayıflamaya başlar.

For example,

4:13

Örneğin,

the vast majority of cancer-related deaths occur in people over 70.

4:14

kanserle ilgili ölümlerin büyük çoğunluğu 70 yaş üstü kişilerde görülür.

If you bet all your fun cards on being free and happy in your retirement, Deyimler

4:18

Tüm eğlence kartlarınızı emekliliğinizde özgür ve mutlu olmaya oynarsanız,

Deyimler

bet all your fun cards on: her şeyi tek bir sonuca yatırmak

Buradaki bet all your fun cards on, eğlenceli bir mecazdır. Fun cards, keyif alma fırsatlarını temsil eden hayali kartlardır. Cümle, kişinin emeklilikte özgür ve mutlu olmayı umarak tüm bu fırsatları emekliliğe sakladığını anlatır. Başka bağlamlara aktarılabilecek kalıp bet something on something veya bet something on doing something biçimindedir. Değerli bir şeyi belirsiz bir sonuca yatırmak ya da o sonuca bağımlı kılmak anlamına gelir. Fun cards ifadesi bu sav için oluşturulmuştur; İngilizcede kalıplaşmış bir deyim değildir.

Alıştırma

Cümleyi, kişinin her şeyini tek bir belirsiz sonuca yatırdığı anlamına gelecek şekilde bet, all her savings ve on kullanarak tamamlayın: She ____ the new café's success.

Cevabı göster

bet all her savings on

you might be bitterly disappointed.

4:23

acı bir şekilde hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz.

And all of this is still assuming things work out Öbek fiiller

4:26

Üstelik tüm bunlar, işlerin yolunda gittiğini

Öbek fiiller

work out ifadesinin “yolunda gitmek” anlamı

things work out dendiğinde olaylar başarılı biçimde gelişir veya kabul edilebilir bir sonuca ulaşır. Burada things öznedir; bu nedenle work out durumun sonucunu anlatır ve “egzersiz yapmak” anlamına gelmez. things/plans + work out kalıbı, sonuç belirsiz olduğunda kullanışlıdır: they work out ise plan başarılı olur veya durum iyi şekilde çözülür.

Alıştırma

“If the schedule works out, we can finish on Friday,” cümlesinde works out ne anlama gelir?

  1. başarılı biçimde gelişir
  2. programı hesaplar
  3. fiziksel egzersiz yapar
Cevabı göster

başarılı biçimde gelişir

and you even get to grow old.

4:29

ve hatta yaşlanabildiğinizi varsayarsak geçerlidir.

You can drown in a pool at age seven,

4:32

Yedi yaşında bir havuzda boğulabilirsiniz,

get cancer at age 32,

4:34

32 yaşında kansere yakalanabilirsiniz,

die in a car crash at age 48.

4:36

48 yaşında bir trafik kazasında ölebilirsiniz.

You can fall from a ladder at age 60.

4:39

60 yaşında merdivenden düşebilirsiniz.

Every day the universe rolls a bunch of dice for every human Deyimler

4:42

Evren her gün her insan için bir avuç zar atar

Deyimler

rolls a bunch of dice ifadesindeki metafor

Rolls a bunch of dice, her insanın birçok rastlantısal olasılıkla karşı karşıya kalmasını anlatan bir metafordur. Zarların sonuçları öngörülemez; bu nedenle evren, kimsenin kontrol edemediği riskleri ve olasılıkları tekrar tekrar yaratıyormuş gibi gösterilir. A bunch of bu görüntüyü güçlendirir: söz konusu olan tek bir ihtimal değil, aynı anda işleyen birçok olasılıktır. Cümle evreni kişileştirir; gerçekten zar atıldığını ileri sürmez.

Alıştırma

“the universe rolls a bunch of dice for every human” neyi anlatır?

  1. Kontrol edilemeyen birçok olasılık her insanın hayatını etkiler.
  2. Her insan her gün zar oyunu oynar.
  3. İnsanlar gelecekteki her olayı hesaplayabilir.
Cevabı göster

Kontrol edilemeyen birçok olasılık her insanın hayatını etkiler.

and every day someone somewhere on this planet rolls a critical failure Kültür

4:45

ve her gün bu gezegenin bir yerlerinde birisi kritik bir başarısızlık zarı atar

and their life ends that day.

4:50

ve o gün hayatı sona erer.

Kültür

Felaket bir zar sonucu olarak critical failure

Bu cümlede critical failure, masaüstü rol yapma oyunlarındaki felaket derecede kötü bir sonucu anlatan ifadeyi ödünç alır. Konuşan kişi şansı bir zar atışı gibi düşünür: talihsiz bir sonuç ölümcül sonuçlar doğurabilir. Bu ifade, kritik bir makine parçasının bozulduğu anlamına gelmez. Oyun benzetmesi, öngörülemeyen bir ölümü korkunç bir zar sonucuna dönüştürür.

Alıştırma

Bu cümlede critical failure neyi düşündürüyor?

  1. Kolayca düzeltilebilen küçük bir hata
  2. Bir makinenin içindeki kritik bir parçanın bozulması
  3. Ölümcül sonuçları olan, felaket derecede şanssız bir zar atışı
Cevabı göster

Ölümcül sonuçları olan, felaket derecede şanssız bir zar atışı

The older you get, Dilbilgisi

4:52

Yaşlandıkça,

the more dice are rolled for you.

4:53

sizin için atılan zar sayısı da artar.

Dilbilgisi

İki değişimi bağlayan The older ..., the more ...

The older you get, the more dice are rolled for you. cümlesi, “the + comparative ..., the + comparative ...” bağıntılı karşılaştırma yapısını kullanır. Değişen iki miktarı birbirine bağlar: biri arttığında veya azaldığında diğeri de onunla birlikte değişir. İki the de sıradan belirli tanımlıklar değil, bu yapının sabit parçalarıdır. Older yaşın artmasını, more ise riski temsil eden zar atışlarının sayısındaki artışı belirtir. Edilgen are rolled yapısı, dikkati zarları kimin attığına değil risklerin sayısına verir.

Alıştırma

early ve soon sözcüklerini bağıntılı karşılaştırma yapısında kullanın: ____ you start, ____ you finish.

Cevabı göster

The earlier · the sooner

Usually,

4:56

Genellikle,

when you swim through the ocean that is your life,

4:57

hayatınız olan okyanusta yüzerken,

you don't think about all of this too much

4:59

bütün bunlar hakkında çok fazla düşünmezsiniz

and that's fine.

5:01

ve bunda bir sorun yoktur.

Life is engaging enough by itself

5:02

Hayat zaten kendi başına yeterince sürükleyicidir

and the future is this undefined weird thing.

5:04

ve gelecek de tanımlanmamış tuhaf bir şeydir.

But thinking about it from time to time is helpful in refocusing on what you want to do

5:08

Ancak zaman zaman bunun üzerine düşünmek, yapmak istediklerinize yeniden odaklanmanıza

and to minimize regrets you will have when you look back. Öbek fiiller

5:13

ve geriye dönüp baktığınızda yaşayacağınız pişmanlıkları en aza indirmenize yardımcı olur.

Öbek fiiller

look back: geçmişe dönüp değerlendirmek

Bu cümlede look back, geçmişi düşünmek ve önceki seçimleri değerlendirmek anlamına gelir. regrets sözcüğü, burada başı fiziksel olarak arkaya çevirme hareketinden değil, geçmişe dönük bir değerlendirmeden söz edildiğini gösterir. Değerlendirilen olay veya dönem bağlamdan belliyse look back nesne almadan kullanılabilir. Nesneyi belirtmek için look back on something kullanılır; örneğin look back on a decision, a project veya a period of life.

Alıştırma

Hangi cümlede look back geçmişi değerlendirmek anlamına gelir?

  1. When I look back, I can see how much I learned.
  2. Look after the bags while I buy the tickets.
  3. Please look back to see who is behind you.
Cevabı göster

When I look back, I can see how much I learned.

And to remind you that if you don't use your time today, Dilbilgisi

5:17

Ve bugün zamanınızı kullanmazsanız,

you might not get a chance to use it tomorrow.

5:20

yarın kullanma şansınız olmayabileceğini size hatırlatmak içindir.

Dilbilgisi

If ... might not: olası bir gelecek riski

if yan cümlesi, şu anki bir seçimi koşul olarak sunar: zamanı bugün kullanmamak. Ana cümledeki might not + fiilin yalın biçimi, kesin bir sonucu değil, gelecekte yaşanabilecek olası bir kaybı ifade eder. Burada today ve tomorrow yalnızca art arda gelen iki takvim gününü değil, “şimdiki fırsatı” ve “daha sonraki bir fırsatı” da anlatabilir. Bu kalıp temkinli uyarılar için kullanışlıdır: If + geniş zaman, ... might not + fiilin yalın biçimi.

Alıştırma

Hangi cümle sonucu kesinlik veya yasak olarak değil, olası bir gelecek riski olarak sunar?

  1. If you don't apply today, you won't get another chance.
  2. If you don't apply today, you might not get another chance.
  3. If the warning light is on, you must not start the engine.
Cevabı göster

If you don't apply today, you might not get another chance.

Life is complicated

5:23

Hayat karmaşıktır

and it's hard to make decisions between all the things and people that are important to you.

5:25

ve sizin için önemli olan onca şey ile insan arasında karar vermek zordur.

This has become painfully obvious to billions of people during the coronavirus pandemic.

5:30

Bu, koronavirüs pandemisi sırasında milyarlarca insan için acı verici derecede açık hale geldi.

If you respected social distancing,

5:35

Sosyal mesafeye saygı gösterdiyseniz,

so many things that we took for granted were not available anymore. Deyimler

5:37

cepte saydığımız o kadar çok şey artık mevcut değildi ki.

Deyimler

take someone or something for granted: birini ya da bir şeyi hep var olacak sanmak

Burada took for granted, günlük etkinlik ve imkânları her zaman var olacakmış gibi görüp değerlerini tam olarak fark etmemek anlamına gelir. Nesne, so many things ifadesine gönderme yapan that ile temsil edilir; bu yüzden took ile for granted yan yana görünür. Yeniden kullanılabilir kalıp take + kişi veya şey + for granted şeklindedir. Bu bir deyimdir; bir şeyi gerçek anlamda almak değildir.

Alıştırma

Güvenilir bir kaynağın değerini bilmediğimizi anlatan deyimin iki bölümünü yazarak cümleyi tamamlayın: Before the outage, we ____ clean running water ____.

Cevabı göster

took · for granted

Traveling and public places

5:41

Seyahat etmek ve halka açık yerler

and eating out and seeing friends

5:42

ve dışarıda yemek yemek ve arkadaşları görmek

and meeting new people.

5:44

ve yeni insanlarla tanışmak.

Spending time together became limited

5:46

Birlikte vakit geçirmek sınırlı

and precious.

5:48

ve kıymetli hale geldi.

But actually,

5:49

Ama aslında,

the time you have with the people you love is already precious.

5:50

sevdiğiniz insanlarla geçirdiğiniz zaman zaten kıymetlidir.

Think of your parents.

5:54

Anne babanızı düşünün.

As a child,

5:56

Çocukken,

you spend basically every day with them.

5:57

temelde her günü onlarla geçirirsiniz.

Your time spent together begins to decline as you transition

5:59

Geçiş yapıp

and become a teenager

6:02

ergen olduğunuzda

and fight to develop your own identity.

6:04

ve kendi kimliğinizi geliştirmek için mücadele ettiğinizde birlikte geçirdiğiniz zaman azalmaya başlar.

But as teenagers,

6:07

Ancak gençler olarak,

you probably still see them regularly,

6:08

muhtemelen onları hala düzenli olarak görürsünüz,

which changes as you enter your 20s,

6:10

ki bu da 20'li yaşlarınıza girdiğinizde değişir;

when most people move out for university,

6:12

çoğu insanın üniversite,

for work,

6:15

iş

or just to be on their own.

6:16

veya sadece kendi başlarına yaşamak için evden ayrıldığı zaman.

If you're making an effort to be with your parents for two full weeks each year for the rest of their lives,

6:18

Hayatlarının geri kalanında her yıl ebeveynlerinizle tam iki hafta birlikte olmak için çaba gösteriyorsanız,

which covers the main holidays,

6:23

ki bu ana tatilleri,

birthdays,

6:24

doğum günlerini,

and a bit extra,

6:25

ve biraz da fazlasını kapsar,

you still have already spent more than 90% of the time you will ever spend with them,

6:26

onlarla geçireceğiniz zamanın %90’ından fazlasını çoktan harcamışsınız demektir,

even if they grow pretty old.

6:30

oldukça yaşlansalar bile.

If they die earlier

6:33

Eğer daha erken ölürlerse

or if you see them only a few days each year,

6:34

veya onları yılda sadece birkaç gün görürseniz,

this number shrinks even more.

6:36

bu sayı daha da küçülür.

So, in all likelihood, Anlatım akışı

6:38

Yani, büyük ihtimalle,

the vast majority of time you will ever spend with your parents has passed.

6:40

ebeveynlerinizle geçirebileceğiniz zamanın büyük bir kısmı çoktan geride kalmıştır.

Anlatım akışı

in all likelihood: yüksek olasılık bildiren ifade

In all likelihood, tüm cümleye etki eden ve çok büyük olasılıkla anlamına gelen bir olasılık belirtecidir. So ifadesinden sonra ve ana iddiadan önce yer alarak dinleyiciye ardından gelen her şeyi ne kadar güçlü bir kesinlikle değerlendirmesi gerektiğini gösterir. İfadeyi önceki bilgilerden çıkarılmış mantıklı bir sonuç olarak sunar, ancak istisnalara yer bırakır. Kesinlik iddia etmez ve olası sonuçları sıralamaz.

Alıştırma

In all likelihood, the outdoor concert will be moved indoors. cümlesinde başlangıçtaki ifade ne yapar?

  1. Mümkün olan tüm sonuçların listesini sunar.
  2. Konserin içeriye taşınmasının çok olası olduğunu, ancak başka bir sonucun da mümkün olduğunu belirtir.
  3. Konserin içeriye taşınmasının resmen onaylandığını söyler.
Cevabı göster

Konserin içeriye taşınmasının çok olası olduğunu, ancak başka bir sonucun da mümkün olduğunu belirtir.

The same holds true for your siblings Anlatım akışı

6:45

Aynı şey kardeşleriniz

or old friends that moved to the other side of the country.

6:47

veya ülkenin öbür ucuna taşınan eski arkadaşlarınız için de geçerlidir.

Anlatım akışı

The same holds true for: bir sonucu yeni bir duruma aktarmak

The same holds true for, yeni bir kişi, grup veya durum sunar ve az önce belirtilen düşüncenin bu yeni örnek için de geçerli olduğunu anlatır. Burada ebeveynlerle geçirilen zamana ilişkin önceki sonuç, açıklamanın tamamı tekrarlanmadan kardeşlere ve eski arkadaşlara aktarılır. Kalıp The same holds true for + isim öbeği şeklindedir. Paralel bir durumu işaretleyerek bilgiyi düzenler. Bu kullanımdaki hold true, fiziksel olarak bir şeyi tutmak değil, geçerliliğini korumak veya uygulanmak anlamına gelir.

Alıştırma

Başlangıç cümlesi: Office staff need regular breaks to stay focused. Bu sonucu uzaktan çalışanlara doğal biçimde aktaran cümle hangisidir?

  1. Remote workers hold true for the same.
  2. The same holds true for remote workers.
  3. The same holds remote workers true.
Cevabı göster

The same holds true for remote workers.

You're at the tail end of the time with some of the most important people in your life. Deyimler

6:50

Hayatınızdaki en önemli insanlardan bazılarıyla geçireceğiniz zamanın kuyruğundasınız.

Deyimler

at the tail end of: son kısa bölüm

At the tail end of, bir dönemin, olayın veya sürecin genellikle kısa olan son bölümünde bulunmak anlamına gelir. Burada bir kişinin hayatı boyunca önemli insanlarla geçirebileceği toplam zamanın ileri bir bölümünü anlatır; herhangi birinin bu ilişkileri bitirmeyi seçtiği anlamına gelmez. Kalıp be at the tail end of + isim öbeği şeklindedir. Tail end, en uçtaki son bölümü anlatan bir benzetmedir; bu nedenle zaman çizelgesinin görece az bir kısmının kaldığını vurgular.

Alıştırma

Cümleyi, tail sözcüğünü içeren ve son kısa bölümünde anlamına gelen beş sözcüklü ifadeyle tamamlayın: We're ____ the school year, and final exams begin next week.

Cevabı göster

at the tail end of

One day,

6:55

Bir gün,

you will see them for the last time.

6:55

onları son kez göreceksiniz.

And it's actually the same with everything else.

6:58

Ve aslında bu diğer her şey için de aynıdır.

The concept of doing something for the last time feels eerie,

7:00

Bir şeyi son kez yapıyor olma kavramı ürkütücü hissettirir,

like something that you should only experience when you're on death row Kültür

7:04

sadece idam hücresindeyken

or extremely old

7:08

ya da aşırı yaşlıyken

or something like that.

7:09

veya onun gibi bir şeydeyken deneyimlemeniz gereken bir şeymiş gibi.

Kültür

Hukuki ifade on death row

Death row, ölüm cezasına çarptırılmış ve infazı bekleyen kişilerin hukuki durumunu; çoğu zaman da bu kişilerin tutulduğu cezaevi bölümünü ifade eder. Bu cümlede on death row, uç bir karşılaştırmadır. Bir şeyi “son kez” yapma düşüncesinin ürkütücülüğünü, ölümün yakın olduğunu bilmekle ilişkilendirir. Buradaki row, sabit bir hukuk ifadesinin parçasıdır; sıradan bir koltuk sırası anlamına gelmez.

Alıştırma

Sabit hukuk ifadesini tamamlayın: After receiving a death sentence, the prisoner remained on ____ while the appeal continued.

Cevabı göster

death row

But it happens all the time.

7:10

Ama bu her zaman olur.

Is there a hobby you've been lazy about for a long time?

7:13

Uzun zamandır tembellik ettiğiniz bir hobiniz var mı?

Maybe you still have those Warhammer minis

7:16

Belki hala boyamak istediğiniz

that you wanted to paint.

7:18

o Warhammer minyatürleriniz duruyordur.

Did you always want to revisit that place

7:20

On yıl önce harika zaman geçirdiğiniz o yeri

where you had an amazing time a decade ago?

7:22

her zaman yeniden ziyaret etmek istediniz mi?

Is there someone you wanted to reach out to for a long time, Öbek fiiller

7:25

Uzun zamandır ulaşmak isteyip de,

but haven't yet? Dilbilgisi

7:28

henüz ulaşamadığınız biri var mı?

Öbek fiiller

Reach out to someone: iletişim için ilk adımı atmak

Reach out to someone, genellikle yeniden bağlantı kurmak, yardım önermek, destek istemek veya bir konuşma başlatmak amacıyla birisiyle iletişime geçmek için ilk adımı atmak demektir. Burada, kişinin uzun zamandır kurmak istediği ancak henüz kurmadığı bir iletişimi anlatır. İfade fiziksel olarak el uzatmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi vurgulanan phrasal verb ile tamamlayın: I have been meaning to ____ my former teacher and thank her for her advice.

Cevabı göster

reach out to

Dilbilgisi

but haven't yet yapısındaki eksiltme

but haven't yet ifadesindeki haven't, present perfect yapısının have not yardımcı fiilidir. Asıl fiil öbeği, önceki yan cümleden anlaşılabildiği için söylenmez: anlamı “ama o kişiyle henüz iletişime geçmediniz”dir. Bu, eksik bir cümle değil, doğal bir eksiltmedir. Yet, zaman sınırını şu ana koyar: eylem şimdiye kadar gerçekleşmemiştir, ancak daha sonra gerçekleşebilir. Yardımcı fiil + yet kalıbı, açıkça anlaşılan eylemi tekrar etmeyi önler.

Alıştırma

Özgün soruda but haven't yet ifadesinden sonra hangi eylem anlaşılmaktadır?

  1. wanted to meet new friends
  2. received a message from that person
  3. reached out to that person
Cevabı göster

reached out to that person

Or pick up that sport again Öbek fiiller

7:29

Ya da yeni arkadaşlar edinmek için

to meet new friends?

7:30

o spora yeniden mi başlasanız?

Öbek fiiller

pick up that sport again: bir etkinliğe yeniden başlamak

Burada pick up, bir şeyi elle yerden kaldırmak anlamına gelmez. Bir spor veya başka bir etkinlikle kullanıldığında o etkinliği yapmaya ya da öğrenmeye başlamak anlamına gelebilir. Bu cümlede again çok önemlidir: kişinin bu sporu daha önce yaptığını ve bir aradan sonra geri döndüğünü gösterir. Dolayısıyla pick up that sport again, o spora yeniden başlamak demektir.

Alıştırma

Nora yıllarca voleybol oynadı, bıraktı ve şimdi yeniden başlamak istiyor. Bu anlamı en iyi hangi cümle ifade eder?

  1. Nora wants to pick up the volleyball from the floor.
  2. Nora wants to pick up volleyball again.
  3. Nora wants to take up volleyball for the first time.
Cevabı göster

Nora wants to pick up volleyball again.

Maybe you will never do any of these things again

7:32

Belki de bunların hiçbirini bir daha asla yapamayacaksınız

because life gets in the way Deyimler

7:35

çünkü hayat araya girer

and at some point it's too late.

7:37

ve bir noktadan sonra çok geç kalırsınız.

Deyimler

life gets in the way: gerçek hayatın planlara engel olması

Burada life gets in the way, günlük sorumlulukların, değişikliklerin veya beklenmedik sorunların birinin yapmak istediği şeyi yapmasını engellemesi anlamına gelir. Life, kelimenin gerçek anlamıyla yolu kapatan bir nesne değildir. something gets in the way kalıbı, söz konusu şeyi bir engel olarak gösterir. Özne life olduğunda, her birini ayrı ayrı saymadan gerçek hayattaki birçok baskıyı özetler.

Alıştırma

Hangi cümlede life gets in the way, günlük baskıların bir planı engellemesi anlamında kullanılmıştır?

  1. Sam moved his bicycle because it blocked the doorway.
  2. Sam found a quieter road on the way home.
  3. Sam wants to learn the guitar, but life gets in the way.
Cevabı göster

Sam wants to learn the guitar, but life gets in the way.

As the global pandemic begins to wind down, Öbek fiiller

7:40

Küresel pandemi etkisini yitirmeye başladıkça,

Öbek fiiller

wind down: kademeli olarak sona yaklaşmak

Burada wind down, bir şeyin yoğunluğunun veya etkinliğinin giderek azalması ve sona yaklaşması anlamına gelir. Cümle, pandeminin belirli bir anda bitmesini değil, zaman içinde hafiflemesini anlatır. İfade geçişsiz kullanılabilir: Bir etkinlik veya süreç winds down. Ayrıca begin ya da start to wind down biçiminde kullanılarak bu kademeli kapanış evresinin başladığı vurgulanır.

Alıştırma

Hangi cümle, sona ermeden önce etkinliğin kademeli olarak azalmasını en iyi anlatır?

  1. The festival is winding down as the last visitors leave.
  2. The lights shut off instantly when the power failed.
  3. The race ended the moment Maya crossed the finish line.
Cevabı göster

The festival is winding down as the last visitors leave.

we will all soon be able to be with each other again

7:43

yakında hepimiz yeniden bir araya gelebilecek

and do fun things together.

7:45

ve birlikte eğlenceli şeyler yapabileceğiz.

It's never a bad time to reach out to a friend Ton ve niyet

7:47

Bir arkadaşa

Ton ve niyet

It's never a bad time to + fiil

It's never a bad time to + fiil, kelime anlamıyla bu eylemi yapmak için hiçbir zamanın kötü olmadığını söyler. Bu bağlamda olumlu ve nazik bir öneri işlevi görür: bunu şimdi yapmak uygundur. Dolaylı anlatım önemlidir: konuşan kişi emir vermek yerine zamanlamayı değerlendirir. Bu kalıbı, baskıcı görünmeden yararlı bir eylemi teşvik etmek için kullanabilirsin.

Alıştırma

Nazik teşviki dersteki kalıbın aynısıyla tamamla: ____ check in with someone you care about.

Cevabı göster

It's never a bad time to

or a potential friend

7:50

veya potansiyel bir arkadaşa ulaşıp

and let them know that you're looking forward to hanging out. Notlar

7:51

birlikte vakit geçirmeyi dört gözle beklediğinizi onlara bildirmek için hiçbir zaman kötü bir zaman değildir.

Kalıp ifadeler

looking forward to + isim veya -ing biçimi

Looking forward to, gelecekte olması beklenen bir şeyi mutluluk ve heyecanla beklemek anlamına gelir. Burada birlikte vakit geçirmek, keyifli bir gelecek planı olarak sunuluyor. Bu ifadede to, mastar işareti değil bir edattır. Ardından isim, zamir veya -ing biçimi gelebilir: looking forward to the weekend, looking forward to it ve looking forward to seeing you.

Alıştırma

Cümleyi hang out ifadesinin doğru biçimiyle tamamla: I'm looking forward to ____ with you this weekend.

Cevabı göster

hanging out

Öbek fiiller

Hanging out: birlikte rahatça vakit geçirmek

Burada hanging out, genellikle resmî bir plan olmadan birlikte rahatça vakit geçirmek ve sosyalleşmek demektir. Looking forward to hanging out, belirli bir etkinliği değil, biriyle birlikte olmayı heyecanla beklemeyi anlatır. Bu sosyal anlamda hang out geçişsiz bir öbek fiildir. hang out with someone veya hang out somewhere denebilir; bu cümlede fiziksel olarak bir nesneyi asmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi ‘birlikte rahatça vakit geçirmek’ anlamındaki iki sözcüklü gündelik öbek fiille tamamlayın: We have no special plans; we just want to ____ after school.

Cevabı göster

hang out

But no matter when you're watching this, Dilbilgisi

7:54

Ama bunu ne zaman izliyor olursanız olun,

our life is an incredible gift.

7:56

hayatımız inanılmaz bir hediyedir.

Dilbilgisi

No matter when: zaman değişse de sonuç değişmez

No matter when + özne + fiil, zaman bildiren bir ödünleme yan cümlesi başlatır: zaman değişebilir, ancak ana cümledeki ifade doğru kalır. Burada sonuç, videonun izlendiği her zamanda geçerli olarak sunulur. Bu, zamanı soran bir soru değildir. Daha geniş no matter + soru sözcüğü kalıbı where, who ve how ile de kullanılır. no matter yan cümlesi başta olduğunda genellikle ana cümleden virgülle ayrılır.

Alıştırma

'No matter when you call, please leave a message,' cümlesinin başlangıcı ne anlama gelir?

  1. Konuşan kişi aramanın saat kaçta olacağını soruyor.
  2. Belirli bir saatte aramalısınız.
  3. Zaman değişebilir, ancak talimat aynı kalır.
Cevabı göster

Zaman değişebilir, ancak talimat aynı kalır.

And there are so many fun, engaging,

7:58

Ve yapılacak o kadar çok eğlenceli, ilgi çekici

and fulfilling things to do.

8:01

ve tatmin edici şey var ki.

And you get to decide what and who matters to you.

8:03

Sizin için neyin ve kimin önemli olduğuna karar verecek olan sizsiniz.

But what matters the most Dilbilgisi

8:07

Ancak en önemli şey

is that you actually make decisions from time to time.

8:08

zaman zaman gerçekten karar veriyor olmanızdır.

Dilbilgisi

what matters the most is that ... odaklama kalıbı

What matters the most özne görevindedir ve “en önemli şey” anlamına gelir. Buradaki what bir soru sözcüğü değildir; kaynaşmış bir ilgi cümleciğini başlatır. is sözcüğünden sonra gelen that cümleciği, you actually make decisions from time to time önermesinin tamamını verir. What matters the most is that ... kalıbı bu önermeyi bilgi hiyerarşisinin en üstüne yerleştirir ve konuşanın ana sonucu olarak öne çıkarır.

Alıştırma

Temel önermeyi başlatan İngilizce odaklama kalıbını tam sözcüklerle tamamlayın: For this trip, ____ everyone gets home safely.

Cevabı göster

what matters the most is that

This video was based on and inspired by an article by our friend Tim Urban

8:16

Bu video, arkadaşımız Tim Urban'ın,

of Wait But Why,

8:21

internetteki en iyi blog olan Wait But Why'daki

the best blog on the internet.

8:22

bir makalesinden uyarlanmış ve ondan ilham alınmıştır.

Be sure to check it out

8:24

Olaylara dair yeni perspektifler edinmek için

to get more new perspectives on things.

8:25

mutlaka göz atın.

Also,

8:28

Ayrıca,

if you want a reminder about the things we still want to do in life,

8:29

hayatta hala yapmak istediğimiz şeylerle ilgili bir hatırlatıcı istiyorsanız,

with Tim's permission,

8:32

Tim'in izniyle,

we created a Kurzgesagt version of the Calendar of Your Life

8:33

hayatınızın kaç haftasını çoktan harcadığınızı

that lets you track how many weeks of your life you've spent already

8:37

ve kaç haftanız kaldığını takip etmenizi sağlayan

and how many you have left.

8:40

Hayatınızın Takvimi’nin bir Kurzgesagt versiyonunu oluşturduk.

You can also color in the weeks

8:42

Zamanınızı tam olarak nasıl geçirdiğinizi takip etmek için

to keep track of exactly how you're spending them. Kalıp ifadeler

8:43

haftaları renklendirebilirsiniz de.

Kalıp ifadeler

Sürekli takip için keep track of

Keep track of, zaman içinde değişen bir şeyi sürekli kaydetmek, kontrol etmek veya takip etmek anlamına gelir. Bu cümlede haftaları boyamak, onların nasıl kullanıldığına ilişkin devamlı bir kayıt oluşturur. Temel fikir tek seferlik bir bakış değil, sürekli izlemedir. Nesne of sözcüğünden sonra gelir: keep track of time, expenses, tasks veya progress.

Alıştırma

Cümleyi sürekli takip anlamına gelen sabit ifadeyle tamamlayın: I use a spreadsheet to ____ my monthly expenses.

Cevabı göster

keep track of

If you're just looking for a visual reminder to put things in perspective, Deyimler

8:47

Sadece olaylara dışarıdan bakmanızı sağlayacak görsel bir hatırlatıcı arıyorsanız,

we've made a timeline of your life.

8:50

hayatınızın bir zaman çizelgesini hazırladık.

Deyimler

put things in perspective: olayları daha geniş bir bakış açısıyla değerlendirmek

Bu cümlede put things in perspective, içinde bulunulan anı bütün bir yaşamın daha geniş ölçeği içinde değerlendirmek demektir. Bu geniş karşılaştırma, daha sakin ve dengeli bir yargıya varmaya yardımcı olur. Buradaki perspective, bir durumu görme ve değerlendirme biçimidir; sanatta görsel derinlik yaratmak için kullanılan perspektif tekniği değildir. Yapı put + nesne + in perspective şeklindedir; put the delay in perspective buna bir örnektir.

Alıştırma

Seeing the full-year results helped put one bad week in perspective İngilizce cümlesinde put one bad week in perspective ne anlama gelir?

  1. Haftayı gerçekçi bir görsel derinlikle resimde göstermek.
  2. Verilerin geri kalanını yok sayıp yalnızca o haftaya odaklanmak.
  3. Kötü geçen haftayı daha geniş bir bağlamla karşılaştırıp daha adil değerlendirmek.
Cevabı göster

Kötü geçen haftayı daha geniş bir bağlamla karşılaştırıp daha adil değerlendirmek.

It's printed in vibrant neon colors

8:53

Yüksek kaliteli kağıt üzerine

on high-quality paper

8:55

canlı neon renklerle basıldı

and will look great as an art piece on your wall.

8:57

ve duvarınızda bir sanat eseri olarak harika görünecek.

Like all of our products,

9:00

Tüm ürünlerimiz gibi,

these posters were designed with love

9:01

bu posterler de sevgiyle tasarlandı

and produced with care by us here at Kurzgesagt.

9:03

ve biz Kurzgesagt ekibi tarafından özenle üretildi.

Getting something from our shop is the best way to support our channel

9:07

Mağazamızdan bir şeyler almak, karşılığında güzel bir şey elde ederken

while getting something beautiful in return.

9:10

kanalımızı desteklemenin en iyi yoludur.

Because of you,

9:13

Sizin sayenizde,

we can keep making elaborate videos like the one you just watched

9:14

az önce izlediğiniz gibi özenle hazırlanmış videolar yapmaya devam edebiliyor

and release them for free for everyone.

9:17

ve bunları herkes için ücretsiz olarak yayınlayabiliyoruz.

Thank you so much for your support.

9:20

Desteğiniz için çok teşekkür ederiz.