AŞK Kaç Para Eder?: İngilizce çalışma notları

Vsauce

Öğrenme zorluğu
831 kelime 169 kel/dk

Video özeti: Konuşmacı, tutkuyu ve uzun vadeli bağı para, mutluluk, ömür ve beyin kimyasıyla ilişkilendirerek sevgiye bir değer biçiyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “what if you could?” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: gerçek dışı sorunun önceki eylemi yeniden kullanıp fiil öbeğini tekrarlamadan bir varsayım açmasını anlayın. 2. “the hedonistic treadmill.” — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: uyumun ek gelirin mutluluğa etkisini neden sınırladığını ve azalan getiri yarattığını öğrenin. 3. “all other things being equal” — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: diğer koşulları sabit tutan çekinceyi tanıyın; kaba bir karşılaştırmayı koşulsuz gerçek sanmayın.

Bu derste

Hey, Vsauce. Michael here

0:00

Selam, Vsauce. Ben Michael

and I'm in Los Angeles,

0:01

ve Los Angeles'tayım,

but today we're going to talk about love.

0:02

ama bugün aşktan konuşacağız.

You can't buy love,

0:06

Aşkı satın alamazsınız,

but what if you could? Dilbilgisi

0:08

peki ya alabilseydiniz?

Dilbilgisi

Gerçek dışı bir olasılık için what if you could?

What if + özne + could, dinleyiciyi gerçek olmayan, şu anda mümkün bulunmayan veya henüz başarılamamış bir olasılığı hayal etmeye çağırır. Burada sevginin satın alınamayacağı iddiasını tersine çevirir ve dinleyiciden aksini düşünmesini ister. Could burada geçmişteki bir yeteneği anlatmaz. Önceki buy love fiil grubunun yerine geçer; dolayısıyla what if you could? ifadesi what if you could buy love? anlamındadır. İngilizcede eksik anlam açık olduğunda, kiplik bildiren bir yardımcı fiilden sonra tekrarlanan fiil grubu çoğu zaman söylenmez.

Alıştırma

“You can't buy love, but what if you could?” cümlesinde could neyi ifade eder?

  1. Dinleyicinin bir şey yapmasına izin verilmesi
  2. Önceki eylemin mümkün hâle geldiği varsayımsal bir olasılık
  3. Dinleyicinin geçmişte sahip olduğu bir yetenek
Cevabı göster

Önceki eylemin mümkün hâle geldiği varsayımsal bir olasılık

I mean, what if I had a machine

0:10

Yani, ya elimde öyle bir makine olsaydı ki

that could make you fall in love Kalıp ifadeler

0:11

sizi birine âşık edebilse

Kalıp ifadeler

fall in love: aşk durumuna geçmek

Fall in love, “birini romantik anlamda sevmeye başlamak” veya “âşık olmak” anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Fall, sevgiyi kişinin içine girdiği bir durum olarak sunar; gerçek anlamda düşmeyi anlatmaz. Altyazıdaki make you fall in love, kişinin bu duygusal duruma girmesine yol açmak anlamındadır. Sevginin yöneldiği kişiyi veya şeyi belirtmek için fall in love with + isim veya zamir kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi “birini romantik anlamda sevmeye başlamak” anlamındaki üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: After months of talking every day, they started to ____.

Cevabı göster

fall in love

with someone for the rest of your life?

0:12

ve bu aşk hayatınız boyunca sürse?

What should I charge

0:14

Ne kadar ücret almalıyım

for the use of that machine?

0:16

bu makineyi kullanmanız karşılığında?

Well, we should first of all

0:17

Öncelikle,

be clear about what we mean Kalıp ifadeler

0:19

aşktan söz ederken neyi kastettiğimizi

when we say love.

0:20

netleştirmeliyiz.

Kalıp ifadeler

be clear about what we mean: neyi kastettiğimizi netleştirmek

be clear about what we mean ifadesi, tartışma ilerlemeden önce konuşanların amaçladıkları anlamı açık hâle getirmelerini ister. Buradaki clear, belirsiz olmayan veya tamamen anlaşılmış anlamında bir sıfattır; kaldırmak anlamındaki fiil ya da görsel şeffaflık değildir. Kalıp be clear about + isim veya wh yan cümlesidir. What we mean, about sözcüğünün nesnesi görevindeki gömülü bir wh yan cümlesidir; bu nedenle ifade bir tanımı ya da kapsamı belirlemek için başka durumlarda da kullanılabilir.

Alıştırma

Vurgulanan yapıyla cümleyi tamamlayın: Before we compare the two plans, let's ____ what each price includes.

Cevabı göster

be clear about

I'm not talking about the love

0:22

Burada sözünü ettiğim sevgi,

you have for your BFFs

0:23

en yakın arkadaşlarınıza duyduğunuz

or your love for your family Kalıp ifadeler

0:24

ya da ailenize beslediğiniz sevgi

or your love of learning.

0:26

veya öğrenme sevginiz değil.

Kalıp ifadeler

love for ... love of arasında seçim yapmak

Love for + kişi, yer ya da amaç, sevgiyi genellikle o nesneye yönelmiş bir duygu olarak sunar; love for your family bunun bir örneğidir. Love of + etkinlik, konu ya da deneyim ise çoğunlukla kalıcı zevk, ilgi veya bağlılığı ifade eder; love of learning bunun bir örneğidir. Bunlar kesin kurallar değil, güçlü eğilimlerdir. Kalıplar örtüşebilir ve belirli isim öbekleri yerleşik bir eşdizimi tercih edebilir. Sık kullanılan birleşimleri bir bütün olarak öğrenin; love of learning özellikle yerleşik bir ifadedir.

Alıştırma

Vurgulanan iki eşdizimi birer kez kullanarak cümleyi tamamlayın. Kişi için yerleşik kalıbı ve learning ile kullanılan kabul edilmiş eşdizimi izleyin: Her ____ her family inspired her lifelong ____ learning.

Cevabı göster

love for · love of

I'm also not talking about lust,

0:27

Şehvetten de söz etmiyorum.

an immediate attraction we have

0:29

Bu, anında hissettiğimiz bir çekimdir;

towards other people

0:31

başka insanlara yöneliktir

mediated by hormones Kelime

0:32

ve hormonlar aracılık eder,

like testosterone and estrogen.

0:33

örneğin testosteron ve östrojen.

Kelime

mediated by hormones: mekanizmayı belirtme

be mediated by yapısındaki mediated, bir şeyin aradaki bir mekanizma yoluyla mümkün hâle gelmesi, aktarılması veya şekillenmesi anlamına gelir. Burada ifade, hormonların anlık çekimi oluşturan veya etkileyen mekanizmanın bir parçası olduğunu belirtir. Edilgen kalıp, etki veya süreç + be + mediated by + mekanizma biçimindedir. Yalnızca kimin ya da neyin doğrudan neden olduğuna değil, bir şeyin nasıl gerçekleştiğine odaklanır.

Alıştırma

“The drug's effect is mediated by changes in brain chemistry.” İngilizce cümlesinde mediated by temel olarak neyi gösterir?

  1. İlaç önce etki eder ve beyin kimyası ancak daha sonra değişir.
  2. Beyin kimyası, ilaç hakkındaki bir anlaşmazlığı çözmektedir.
  3. Beyin kimyasındaki değişiklikler, ilacın etkisini gösterdiği mekanizmadır.
Cevabı göster

Beyin kimyasındaki değişiklikler, ilacın etkisini gösterdiği mekanizmadır.

I'm talking about what happens later,

0:36

Ben daha sonra olan şeyden söz ediyorum:

when you begin to associate Kalıp ifadeler

0:38

bir kişiyi

an immediate reward with one other person,

0:39

anlık bir ödülle ilişkilendirmeye başladığınızda olanlardan,

Kalıp ifadeler

associate A with B: zihinsel bağlantı kurmak

Associate A with B, A ile B'yi zihinde birbirine bağlamak anlamına gelir. Bu cümlede an immediate reward A, one other person ise B'dir; böylece ödül zihinsel olarak o kişiyle bağlantılı hâle gelir. Aralarında başka sözcükler bulunsa da iki parça tek bir kalıp olarak çalışır: associate + A + with + B. Her iki konumda da isim, isim öbeği veya -ing biçimi bulunabilir.

Alıştırma

Cümleyi associate A with B kalıbıyla tamamlayın: Many children ____ the sound of the ice-cream truck ____ getting a treat.

Cevabı göster

associate · with

what we call passionate love. Dilbilgisi

0:41

yani tutkulu aşk dediğimiz şeyden.

Dilbilgisi

what we call passionate love: what we call ile bir ad tanıtmak

what we call passionate love ifadesindeki what, “bizim öyle adlandırdığımız şey veya deneyim” anlamına gelir. Birleşik bir ilgi yan cümlesi başlatır: what hem şey anlamını hem de ilgi bağlantısını zaten içerir ve call fiilinin nesnesi olur. what we call + ad kalıbı, bir etiketi akıcı biçimde tanıtmayı sağlar. Burada passionate love verilen addır; bu nedenle ifade “tutkulu aşk adını verdiğimiz deneyim türü” anlamına gelir.

Alıştırma

Bir sürecin adını tanıtan üç kelimelik kalıpla cümleyi tamamlayın: When one small change starts many others, this is ____ a chain reaction.

Cevabı göster

what we call

This is what you see in new couples

0:44

Yeni çiftlerde gördüğünüz şey budur:

where they want to be with each other

0:46

birbirleriyle birlikte olmak isterler

and they're almost obsessed with each other. Kalıp ifadeler

0:47

ve neredeyse birbirlerine takıntılıdırlar.

Kalıp ifadeler

obsessed with: yoğun ilgi ve sabit edat with

Be obsessed with someone or something, birini veya bir şeyi o kadar çok düşünmek demektir ki bu ilgiyi kontrol etmek zor gelir. be interested in ifadesinden çok daha güçlüdür ve çoğu zaman aşırılık ya da dengesizlik çağrıştırır. Bu ifadede with sabit edattır. Cümledeki almost yargıyı yumuşatır: tamamen takıntılı olduklarını söylemek yerine, bu duruma yakın olduklarını belirtir.

Alıştırma

Cümleyi obsessed ve doğru edatla tamamlayın: Maya is ____ solving the final puzzle.

Cevabı göster

obsessed with

Well, psychologists have a really great term

0:49

Psikologların gerçekten harika bir terimi var

for that kind of love.

0:51

bu tür aşk için.

They call it limerence. Kelime

0:53

Buna limerans diyorlar.

Kelime

limerence: yoğun ve zihne istemsizce giren romantik saplantı

Bu cümlede limerence, belirli bir kişiye yönelik yoğun bir saplantıyı adlandırır. Genellikle sürekli ve zihne istemsizce giren düşüncelerle, o kişinin ilgisini veya karşılık vermesini güçlü biçimde istemeyi içerir. Bu sözcüğün anlamı sıradan çekim veya love kavramından daha dardır: her güçlü romantik duyguyu değil, zihni kaplayan bir özlem hâlini belirtir. Burada, kişiyi görmek için daha sonra anlatılan aşırı çabalar bu hâlin belirtileri olarak sunulur.

Alıştırma

Bir ilişki tartışmasında limerence en özel olarak neyi anlatır?

  1. Fazla dikkat işgal etmeyen kısa ve sıradan bir hoşlanma
  2. Uzun süreli özen ve bağlılıkla kurulan istikrarlı, karşılıklı bir bağ
  3. Belirli bir kişiye yönelik yoğun ve zihne istemsizce giren bir saplantı ile güçlü bir karşılık görme arzusu
Cevabı göster

Belirli bir kişiye yönelik yoğun ve zihne istemsizce giren bir saplantı ile güçlü bir karşılık görme arzusu

That's right.

0:55

Evet, doğru.

Whenever you are in this state

0:56

Ne zaman bu durumda olsanız

and you do things like

0:58

ve mesela

wake up super early to get a bagel

0:59

çok erken kalkıp bir bagel almaya gitmek,

with the person

1:00

o kişiyle birlikte,

and even though you're going to miss class Dilbilgisi

1:01

üstelik dersi kaçıracak olsanız bile,

just because you want to see them that badly, Kelime

1:02

sırf onu o kadar çok görmek istediğiniz için,

Dilbilgisi

even though: gerçeğe dayalı ödünleme

Even though bir ödünleme ilişkisi kurar: ardından gelen yan cümle, normalde farklı bir beklenti yaratacak olan bir gerçeği veya konuşanın doğru kabul ettiği bir durumu sunar. Burada dersi kaçırmak gerçek bir sonuç olarak ele alınır, ancak kişi yine de birini görmeye gider. Temel yapı even though + yan cümle ve bununla karşıtlık oluşturan bir ana cümledir. Ödünleme yan cümlesi ana cümleden önce veya sonra gelebilir; even though her iki konumda da arka plandaki gerçeği işaretler.

Alıştırma

Soğuk havayı bilinen bir gerçek olarak sunan iki sözcüklü bağlayıcıyla cümleyi tamamlayın: ____ it was cold, the children played outside.

Cevabı göster

even though

Kelime

Yoğun bir istek anlatan “want ... that badly”

Bu cümlede “that badly”, “o kadar yoğun bir derecede” anlamına gelir. “Want” fiilini niteler ve isteğin son derece güçlü olduğunu gösterir; istemenin ahlaken yanlış veya kötü yapılmış olduğunu söylemez. Buradaki “that”, kişinin fedakârlık yapmaya istekli olmasından anlaşılan dereceye gönderme yapar. Daha genel olarak want or need something badly, bir şeyi çok istemek veya ona çok ihtiyaç duymak demektir.

Alıştırma

“I didn't know you wanted the tickets that badly,” cümlesinde “that badly” ne anlama gelir?

  1. Bu kadar kötü bir biçimde
  2. Bu kadar güçlü bir istekle
  3. Ahlaka aykırı bir nedenle
Cevabı göster

Bu kadar güçlü bir istekle

you're exhibiting limerent behavior.

1:04

limerans davranışı sergiliyorsunuz demektir.

Okay, that sounds great.

1:08

Pekâlâ, kulağa harika geliyor.

But if I want to sell love,

1:10

Ama aşk satmak istiyorsam,

I'm going to have to find Notlar

1:12

onu ölçmenin

a way to measure it.

1:13

bir yolunu bulmam gerekecek.

Dilbilgisi

Beklenen gelecek zorunluluğu için “I'm going to have to”

“I'm going to have to”, durumu beklenen veya planlanan geleceğe yerleştiren “be going to” ile zorunluluk bildiren “have to” yapılarını birleştirir. Konuşan kişi, bir ölçme yöntemi bulmanın gerekli hâle geleceğini öngörür. Bu zorunluluk yalnızca kişisel bir istekten değil, koşullardan doğar. Yorumlarken iki katmanı ayrı tutun: “going to” gelecek bakış açısını, “have to” ise zorunluluk anlamını sağlar.

Alıştırma

Cümleyi beklenen bir gelecek zorunluluğunu ifade eden yapıyla tamamlayın: “Because the client moved the deadline to tomorrow, I'm ____ finish the report tonight.”

Cevabı göster

going to have to

Kalıp ifadeler

Sorun çözmek için find a way to + fiil

Bu cümlede find a way to measure, ölçümü mümkün kılacak uygulanabilir bir yöntem bulmak veya geliştirmek anlamına gelir. Ölçme işini çözüm gerektiren pratik bir sorun olarak sunar. Başka durumlara aktarılabilen kalıp find a way to + fiilin yalın İngilizce biçimidir. Mastar, yöntemin mümkün kılmayı amaçladığı hedefi belirtir; find a way to explain ve find a way to finish örneklerinde olduğu gibi.

Alıştırma

İngilizce cümleyi, uygulanabilir bir yöntem bulmak veya oluşturmak anlamındaki ifadeyle tamamlayın: We need to ____ reduce the waiting time without hiring more staff.

Cevabı göster

find a way to

And it turns out to be quite a difficult task. Öbek fiiller

1:14

Bunun oldukça zor bir iş olduğu ortaya çıkıyor.

Öbek fiiller

Sonradan keşfedilen bir sonuç için turns out to be

Bu cümlede turns out to be, quite a difficult task ifadesini ölçümü yapmayı denedikten sonra ortaya çıkan sonuç olarak sunar. Bu kalıp, bir olgunun veya sonucun araştırma ya da deneyim yoluyla açıklığa kavuştuğunu ve çoğu zaman önceki beklentiden farklı olduğunu belirtir. Başka durumlara aktarılabilen kalıp özne + turn out to be + isim veya sıfattır. Öznenin gerçek kimliğini, niteliğini veya sonucunu ortaya çıkarabilir.

Alıştırma

İngilizce cümleyi, artık gerçekte öyle olduğu keşfediliyor anlamındaki ifadeyle tamamlayın: The final tests are complete, and the new material ____ less durable than expected.

Cevabı göster

turns out to be

We do have a tool Dilbilgisi

1:17

Yine de bir aracımız var,

called the passionate love survey.

1:18

tutkulu aşk anketi denen bir araç.

Dilbilgisi

“We do have” yapısındaki vurgulu do

Bu olumlu cümlede do, have fiilini vurgular. We do have, “gerçekten sahibiz” veya “aksini düşünebilirsiniz ama sahibiz” anlamına gelir; do burada ayrı bir eylem anlatmaz. Bu vurguyu eklemek için fiilin yalın biçiminden önce do/does/did kullanılır: özne + do/does/did + fiilin yalın biçimi. Buradaki yapı we + do + have şeklindedir. Genellikle bir şüpheyi düzeltmek, birini rahatlatmak veya karşıtlık kurmak için kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi doğru vurgulu yardımcı fiille tamamlayın: You may not believe me, but Leo ____ finish the project yesterday.

Cevabı göster

did

It was developed by psychologists

1:20

Psikologlar tarafından geliştirildi

and it's been found to be quite reliable Dilbilgisi

1:22

ve oldukça güvenilir olduğu görüldü,

Dilbilgisi

“it's been found to be...” edilgen rapor yapısı

it's been found to be quite reliable ifadesinde it's, it is değil it has anlamına gelir. Has been found, present perfect zamanda edilgen bir yapıdır: önceki testler veya çalışmalar bu sonucu ortaya koymuştur ve kanıt günümüzde de geçerlidir. Özne + has/have been found to be + sıfat kalıbı, araştırmacıların adını vermeden kanıta dayalı bir değerlendirme bildirir. Burada quite reliable, “oldukça güvenilir” anlamına gelir; “kusursuz derecede güvenilir” demek değildir.

Alıştırma

Kanıta dayalı raporu present perfect edilgen yapısıyla tamamlayın: After several classroom trials, the new reading game ____ helpful for beginners.

Cevabı göster

has been found to be

when it comes to analyzing Kalıp ifadeler

1:24

şu davranışları analiz ederken:

other behaviors we associate with passionate love.

1:25

tutkulu aşkla bağdaştırdığımız diğer davranışları.

Kalıp ifadeler

When it comes to + isim veya ulaç

When it comes to bir konuyu gündeme getirir ve “söz konusu olduğunda” ya da “bu konuya gelince” anlamına gelir. Ardından gelen açıklamanın kapsamını, ifadeden sonra belirtilen alanla sınırlar. Burada tartışma özellikle tutkulu aşkla ilişkilendirilen diğer davranışların analiz edilmesiyle sınırlıdır. Bu ifadede to bir edattır; bu nedenle ardından bir isim öbeği veya -ing biçimi gelir: when it comes to analyzing doğrudur, when it comes to analyze değildir.

Alıştırma

Cümleyi burada öğretilen, konuyu sınırlayan dört sözcüklü ifadeyle tamamlayın: ____ managing deadlines, Priya stays calm.

Cevabı göster

When it comes to

For instance,

1:29

Örneğin,

we've found using the survey

1:30

bu anket sayesinde şunu bulduk:

that men and women both

1:31

hem erkekler hem kadınlar

experience the same amounts of

1:33

bir ilişki içindeyken aynı düzeyde

passionate love when they're in a relationship.

1:35

tutkulu aşk yaşıyor.

We've also found that men

1:37

Ayrıca erkeklerin

tend to fall in love Kalıp ifadeler

1:40

âşık olma eğiliminde olduğunu gördük,

faster and sooner than women

1:41

kadınlardan daha çabuk ve daha erken;

who appear to be more cautious. Kalıp ifadeler

1:43

kadınlarsa daha temkinli görünüyor.

Kalıp ifadeler

Genel eğilimler için Tend to + fiilin yalın biçimi

Tend to + fiilin yalın biçimi, bir davranış veya olayı evrensel bir gerçek olarak değil, genel bir eğilim olarak sunar. Bu cümlede araştırmanın özeti grup düzeyinde bir örüntüyü bildirir; her erkeğin veya kadının böyle davrandığını iddia etmez. To sözcüğünden sonraki fiil yalın biçimde kalır: tend to fall. Bu yapı, always gibi kesinlik bildiren bir sözcük kullanmadan temkinli genellemeler yapmaya yarar.

Alıştırma

Temkinli bir genelleme yapmak için cümleyi burada öğretilen ifadeyle tamamlayın: Rechargeable batteries ____ lose capacity over time.

Cevabı göster

tend to

Kalıp ifadeler

appear to be: temkinli bir gözlem sunmak

Bu cümlede appear to be more cautious, gözlemlenebilenlere dayanarak kadınların daha temkinli göründüğü anlamına gelir. Konuşmacı kesin olarak kanıtlanmış bir olgu değil, bir izlenim sunar. appear to be + sıfat veya isim kalıbı, eldeki kanıtlara göre birinin ya da bir şeyin nasıl göründüğünü anlatırken başka bir açıklamaya da yer bırakır.

Alıştırma

Temkinli bir gözlem belirtmek için cümleyi appear to be ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The first results are not final, but the new method ____ effective.

Cevabı göster

appears to be

But we're here to talk about money. Anlatım akışı

1:45

Ama biz burada paradan konuşmak için bulunuyoruz.

Anlatım akışı

But we're here to talk about money: ana konuya dönmek

But, önceki tartışmadan başka bir yöne geçildiğini gösterir. We're here to talk about money konuşmanın amacını belirtir ve dikkati yeniden ana konuya çeker. Buradaki here sözcüğü esas olarak fiziksel bir yeri anlatmaz. Yeniden kullanılabilen But we're here to talk about + konu kalıbı, önceki bilgilerin ilgili olabileceğini ancak şu anda asıl konunun adı verilen konu olduğunu dinleyicilere bildirir.

Alıştırma

Bir sunumcu fotoğraf makinelerinin tarihinden kısaca söz etti, ancak şimdi ana konu olan fotoğraf düzenlemeye dönmek istiyor. Hangi cümle aynı yeniden odaklanma işlevini en iyi yerine getirir?

  1. But we're here to talk about photo editing.
  2. We're here because the cameras are old.
  3. But photo editing happened in history.
Cevabı göster

But we're here to talk about photo editing.

Interestingly, a UK study once looked

1:49

İlginç bir şekilde, Birleşik Krallık'ta yapılan bir çalışma

at people who heard

1:52

başka birinin onları sevdiğini

that someone else loved them.

1:54

duyan kişileri incelemişti.

They heard the phrase, "I love you."

1:55

Bu kişiler "Seni seviyorum" sözünü

for the first time.

1:57

ilk kez duymuştu.

And they took the amount of happiness those people felt

1:58

Bu kişilerin hissettiği mutluluğun düzeyini alıp

and compared it to the amount of happiness Kalıp ifadeler

2:00

şu mutluluk düzeyiyle karşılaştırdılar:

gamblers feel when they win

2:02

kumarbazların büyük miktarda para kazandıklarında

large sums of money.

2:04

hissettikleri mutlulukla.

Kalıp ifadeler

compared it to: compare A to B yapısı

compare A to B yapısında benzerlik, ilişki veya göreli dereceyi değerlendirmek için A ile B yan yana getirilir. Burada it, ilk grubun hissettiği mutluluk düzeyine geri gönderme yapar; B ise kumarbazların büyük kazançlardan sonra hissettiği mutluluktur. it kullanımı, uzun isim grubunun tekrar edilmesini önler. Bu nedenle yapı compared + nesne + to + karşılaştırma noktası şeklindedir: compared it to the amount of happiness gamblers feel.

Alıştırma

Cümleyi geçmiş zamandaki compare A to B yapısıyla tamamlayın: The study ____ the new treatment's results ____ those of the standard treatment.

Cevabı göster

compared · to

Their conclusion,

2:05

Vardıkları sonuç şuydu:

that hearing that someone loves

2:06

birinin sizi sevdiğini

you for the first time

2:08

ilk kez duymanın verdiği mutluluk,

is the equivalent happiness

2:09

mutluluk düzeyi bakımından

level of receiving $267,000.

2:10

267.000 dolar almaya eşdeğer.

But when you go beyond Anlatım akışı

2:16

Ancak tutkulu aşkın ötesine geçip

passionate love to committed long-term love,

2:17

adanmış, uzun süreli aşka geldiğinizde,

Anlatım akışı

go beyond passionate love to committed long-term love: tartışmayı ileri taşımak

go beyond A to B kalıbı, A'yı sınırlı bir başlangıç düzeyi; B'yi ise daha ileri, daha derin veya daha gelişmiş bir düzey olarak sunar. Bu cümlede tartışma, tutkulu aşkı geride bırakıp bağlılığa dayalı uzun süreli aşka odaklanır. Bu, bilgiyi düzenleyen bir kalıptır: beyond aşılan sınırı belirtir, to ise tartışmanın yeni varış noktasını tanıtır. Burada fiziksel uzaklık anlatılmaz.

Alıştırma

Cümleyi go beyond A to B kalıbıyla tamamlayın: A useful review should ____ summarizing the book ____ evaluating its argument.

Cevabı göster

go beyond · to

there's all kinds of practical benefits marriage brings.

2:20

evliliğin getirdiği her türlü pratik fayda var.

In fact,

2:23

Hatta,

it's been estimated that Dilbilgisi

2:24

yapılan tahminlere göre

tax breaks and healthcare costs Kültür

2:25

vergi indirimleri ve sağlık giderleri

Kültür

Tax breaks: vergi yükünde resmî indirimler

tax breaks ifadesindeki break, bir kuralın veya mali yükün hafifletilmesi anlamına gelir. tax break; indirim, vergi kredisi, muafiyet veya daha düşük oran gibi bir kişi ya da kuruluşun ödediği vergiyi azaltan resmî bir vergi sistemi düzenlemesidir. Çoğul tax breaks, olası vergi avantajlarını genel olarak ifade eder; tek bir mekanizmayı belirtmez ve her evli kişinin aynı miktarı elde edeceğini garanti etmez.

Alıştırma

“The city offers tax breaks to companies that install chargers,” cümlesinde tax breaks ne anlama gelir?

  1. Vergi dairesi çalışanlarına verilen dinlenme araları
  2. Vergi makamlarından saklanan para
  3. Şirketlerin ödediği tutarı azaltabilen resmî vergi avantajları
Cevabı göster

Şirketlerin ödediği tutarı azaltabilen resmî vergi avantajları

altogether mean that being

2:27

birlikte değerlendirildiğinde,

married is the equivalent Kalıp ifadeler

2:29

evli olmak

of receiving an extra $100,000 a year.

2:30

yılda fazladan 100.000 dolar almaya eşdeğer.

Dilbilgisi

It's been estimated that: mevcut bir tahmini aktarmak

it's been estimated that yapısındaki it's, it has ifadesinin kısaltmasıdır. Yapı, has been estimated biçimindeki edilgen present perfect'i ve asıl içeriği sonraki that yan cümlesinde sunan biçimsel özne it'i kullanır. Bu raporlama kalıbı, bir tahminin daha önce yapıldığını ve şimdi de geçerli olduğunu belirtirken tahmini yapan kişiyi arka planda bırakır. Bu nedenle 100.000 dolarlık rakamı garanti edilmiş bir gerçek ya da konuşanın kendi kesin hesabı olarak değil, aktarılan yaklaşık bir değer olarak sunar.

Alıştırma

Tahmini yapanı adlandırmayan edilgen present perfect raporlama kalıbıyla cümleyi tamamlayın: ____ the bridge repairs will cost eight million dollars.

Cevabı göster

It's been estimated that

Kalıp ifadeler

be the equivalent of receiving: “almaya eşdeğer olmak”

Be the equivalent of + isim veya -ing biçimi, “başka bir şeyle aynı değere, etkiye ya da pratik öneme sahip olmak” anlamına gelir. Bu cümlede is the equivalent of receiving, evli olmanın tahmini ekonomik yararını her yıl fazladan 100.000 dolar almakla karşılaştırır; kimsenin bu parayı gerçekten aldığı anlamına gelmez. Burada equivalent, the sonrasında kullanılan bir isimdir; of ise bir edattır. Bu yüzden ardından bir eylem geldiğinde receiving gibi -ing biçimi kullanılır. Bu yapı, soyut bir etkiyi para, zaman, enerji veya ölçülebilir başka bir sonuçla karşılaştırabilir.

Alıştırma

Yukarıda açıklanan isimli kalıpla karşılaştırmayı tamamlayın: Cutting the commute by an hour a day ____ gaining five extra hours each week.

Cevabı göster

is the equivalent of

Now, we have a lot

2:35

Şimdi, elimizde

of ways of visualizing

2:36

görselleştirmenin birçok yolu var:

the effect having money Dilbilgisi

2:37

paraya sahip olmanın

has on a person.

2:39

bir insan üzerindeki etkisini.

Dilbilgisi

the effect (that) X has on Y: “X’in Y üzerindeki etkisi”

Bu ifade the effect (that) X has on Y kalıbını izler. Burada X, ilişki cümleciğinin öznesi olan isim görevindeki having money öbeğidir; Y ise a person ifadesidir. İlgi zamiri that düşürülmüştür; onu geri koyduğumuzda the effect that having money has on a person elde edilir. Effect sözcüğünü ana isim, having money has on a person bölümünü ise bu etkiyi belirleyen cümlecik olarak düşünün. Has fiilinin öznesi having money öbeğinin tamamıdır; on ise etkilenen kişiyi tanıtır. Bu çözümleme, having money has bölümünün iki paralel yüklem gibi yanlış okunmasını önler.

Alıştırma

the effect regular exercise has on sleep ifadesindeki gizli yapıyı doğru biçimde gösteren genişletilmiş seçenek hangisidir?

  1. the effect that regular exercise has on sleep
  2. the effect that has regular exercise on sleep
  3. the effect regular exercise that has on sleep
Cevabı göster

the effect that regular exercise has on sleep

For instance, we know

2:40

Örneğin biliyoruz ki

that in wealthier countries

2:41

daha varlıklı ülkelerde

people report feeling respect more often.

2:42

insanlar daha sık saygı gördüklerini söylüyor.

They also report eating

2:45

Ayrıca örneğin,

tastier foods, for instance.

2:46

daha lezzetli yiyecekler yediklerini de bildiriyorlar.

But here's what's really awesome.

2:48

Ama asıl harika olan şu.

Take a look at the

2:50

Servet ile aşkı karşılaştıran

graph of wealth against love. Kelime

2:50

grafiğe bir bakın.

Kelime

Grafik dilinde wealth against love

Grafik ve veri dilinde X against Y, aralarındaki örüntünün incelenebilmesi için bir değişkenin diğeriyle ilişkili olarak sunulması anlamına gelir. Burada wealth ve love, karşılaştırılan veya grafiğe aktarılan iki değişkendir. Bu nedenle against, grafikteki değişkenlerin ilişkisini düzenler; servetin sevgiye karşı çıktığı veya onunla savaştığı anlamına gelmez.

Alıştırma

"The report plots rainfall against crop yield," cümlesinde "against" ne anlama gelir?

  1. Bir değişken diğeriyle ilişkili olarak gösterilir.
  2. İki değişken birbiriyle savaşıyor veya birbirine karşı çıkıyor.
  3. İkinci değişken rapordan çıkarılmıştır.
Cevabı göster

Bir değişken diğeriyle ilişkili olarak gösterilir.

It doesn't matter.

2:55

Hiç fark etmiyor.

Love is democratic, Deyimler

2:56

Aşk demokratiktir;

Deyimler

Mecaz olarak Love is democratic

Democratic burada mecazi anlamda kullanılmıştır. Sevgiye uygulandığında, sevginin geniş ölçüde herkese açık olduğu ve yalnızca zengin, yüksek statülü veya seçkin bir gruba mensup kişilere ayrılmadığı anlamına gelir. Sıfat, demokrasiyle ilişkilendirilen eşit katılım fikrini başka bir alana taşır. Sevginin oylamayla belirlendiğini veya sevginin siyasi bir sistem olduğunu ileri sürmez.

Alıştırma

"The public library is democratic: anyone can enter and learn," cümlesinde "democratic" neyi ifade eder?

  1. Yalnızca devlet görevlilerine ayrılmıştır.
  2. İnsanları statüleri nedeniyle dışlamadan herkesin erişimine açıktır.
  3. Kitaplarını seçim yaparak belirler.
Cevabı göster

İnsanları statüleri nedeniyle dışlamadan herkesin erişimine açıktır.

no matter who you are Dilbilgisi

2:58

kim olduğunuzun

or how much money you have.

2:59

ya da ne kadar paranız olduğunun önemi yoktur.

Dilbilgisi

Sonucu değiştirmeyen koşullar için no matter who ... or how much

no matter + soru sözcüğü kalıbı, ana cümlenin sonucunu değiştiremeyen bir koşul belirtir. Bu cümlede no matter, or ile bağlanan who you are ve how much money you have yan cümlelerinin ikisini de kapsar. Kimlik ve servet sonucu etkilemez. Bu kalıp, olası cevap ne olursa olsun sonucun geçerli kaldığını anlatır. who, where, when, how veya how much gibi bir miktar ifadesiyle kullanılabilir.

Alıştırma

Bağlanmış kalıbı tamamlayın. no matter ifadesini yalnızca bir kez, ilk koşuldan önce kullanın: ____ you are or ____ free time you have, you can take part.

Cevabı göster

No matter who · how much

People all over the world are feeling it.

3:00

Dünyanın dört bir yanındaki insanlar bunu hissediyor.

It should be noted that Anlatım akışı

3:02

Şunu belirtmek gerekir ki

having more money does not necessarily equate to being more happy. Kalıp ifadeler

3:03

daha çok paraya sahip olmak mutlaka daha mutlu olmak demek değildir.

Anlatım akışı

Resmî bir sınırlama işareti olarak It should be noted that

It should be noted that, okuyucunun veya dinleyicinin dikkatle değerlendirmesi gereken bilgiden önce kullanılan resmî bir yönlendirme ifadesidir. Burada bir sınırlama getirir: Para hakkındaki önceki olumlu nokta, daha fazla paranın her zaman daha fazla mutluluk getirdiği yönünde kesin bir iddiaya dönüştürülmemelidir. Edilgen yapı, dikkati bunu söyleyen kişiye değil, belirtilen noktaya verir. Bu ifadede noted, not olarak yazılmış değil, özellikle belirtilmiş anlamına gelir.

Alıştırma

Resmî bir raporda, sınırlamayı vurgulayan standart ifadeyi tamamlayın: ____ the sample included only twenty people.

Cevabı göster

It should be noted that

Kalıp ifadeler

does not necessarily equate to: mutlaka eşit olduğu anlamına gelmez

Bu cümlede does not necessarily equate to, daha fazla paraya sahip olmanın daha büyük mutlulukla aynı olmasının veya mutluluğu otomatik olarak artırmasının garanti olmadığını anlatır. Paranın bazı durumlarda yardımcı olabileceği ihtimalini açık bırakır. necessarily zarfı olumsuz iddianın kapsamını sınırlar: konuşan kişi mümkün olan her bağlantıyı değil, otomatik veya evrensel bir bağlantıyı reddeder. X does not necessarily equate to Y kalıbı, mutlak bir inkârda bulunmadan aşırı genellemeye karşı çıkmak için kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle şu fikri en iyi ifade eder: Daha uzun çalışmak bazen yardımcı olabilir, ancak daha yüksek üretkenliği garanti etmez?

  1. Working longer definitely equates to being more productive.
  2. Working longer does not necessarily equate to being more productive.
  3. Working longer does not equate to being more productive.
Cevabı göster

Working longer does not necessarily equate to being more productive.

This is what's known as the hedonistic treadmill. Kültür

3:07

Buna hedonik koşu bandı denir.

Getting more money helps with happiness,

3:11

Daha çok para mutluluğa katkı sağlar,

but only up Kalıp ifadeler

3:13

ama yalnızca

to a certain point.

3:14

belirli bir noktaya kadar.

Kültür

the hedonistic treadmill: hedonistik koşu bandı

Burada the hedonistic treadmill, psikolojik uyumun bir benzetmesidir: daha fazla para kazanmak gibi bir iyileşmeden sonra insanlar çoğu zaman yeni duruma alışır, bu yüzden mutluluktaki ilk artış zayıflayabilir. Koşu bandı imgesi, kalıcı biçimde ilerlemeden sürekli hareket etmeyi anlatır. Bu savda daha fazla paranın mutluluğu neden yalnızca belirli bir noktaya kadar artırabildiğini açıklar; gerçek bir egzersiz aletini anlatmaz ve hazzın her zaman zararlı olduğunu iddia etmez.

Alıştırma

Bu bağlamda the hedonistic treadmill neyi anlatır?

  1. İnsanlar daha fazla para kazanmak için düzenli egzersiz yapmak zorundadır.
  2. İnsanlar çoğu zaman iyileşen koşullara uyum sağlar, bu nedenle mutluluktaki ilk artış zayıflayabilir.
  3. Her türlü haz arayışı insanları daima daha mutsuz eder.
Cevabı göster

İnsanlar çoğu zaman iyileşen koşullara uyum sağlar, bu nedenle mutluluktaki ilk artış zayıflayabilir.

Kalıp ifadeler

Only up to a certain point: bir sınır koymak

Bu cümlede only up to a certain point, daha fazla para kazanmanın mutluluğa katkıda bulunduğu iddiasını sınırlar. Faydanın belirtilmemiş bir eşiğe kadar gerçek olduğu ifade edilir; bu eşikten sonra aynı oranda devam ettiği varsayılmamalıdır. Buradaki point, fiziksel bir yer veya tartışmadaki bir görüş değil, soyut bir sınır ya da aşama anlamına gelir. Daha genel olarak bu ifade, bir yargının sınırsız biçimde geçerliymiş gibi anlaşılmasını önler.

Alıştırma

İngilizce cümleyi bu derste öğrendiğiniz ve “yalnızca belirtilmemiş bir eşiğe kadar” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: Extra practice can improve your speed, but ____; after that, fatigue may reduce the benefit.

Cevabı göster

only up to a certain point

In the United States,

3:15

Amerika Birleşik Devletleri'nde

that point is about $75,000 a year.

3:16

bu nokta yılda yaklaşık 75.000 dolardır.

At that point,

3:19

O noktadan sonra

more money has diminishing returns Kelime

3:20

daha fazla paranın getirisi giderek azalır,

on how happy it makes you.

3:22

sizi ne kadar mutlu ettiği bakımından.

Kelime

Diminishing returns: eklenen her girdiden daha küçük kazanç

Bu cümlede diminishing returns, daha fazla para eklemenin mutluluğu hâlâ artırabileceği, ancak eklenen her tutarın bir önceki tutardan daha küçük bir artış üretme eğiliminde olduğu anlamına gelir. Para girdi, eklenen mutluluk ise getiri olarak ele alınır. Diminishing, toplam sonucu değil, yeni veya marjinal kazançların büyüklüğünü anlatır. Bu nedenle ifade, daha fazla paranın hiç etkisi olmadığı veya mutluluğu azalttığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi durum diminishing returns kavramını en iyi gösterir?

  1. Her ek çalışma saati öğrencinin performansını kötüleştirir.
  2. Her çalışma saati tam olarak aynı miktarda gelişme sağlar.
  3. Her ek çalışma saati hâlâ yarar sağlar, ancak önceki saate göre daha az gelişme getirir.
Cevabı göster

Her ek çalışma saati hâlâ yarar sağlar, ancak önceki saate göre daha az gelişme getirir.

Another thing that correlates Kelime

3:24

Bağlantılı başka bir şey de

to having more money,

3:25

daha çok paraya,

more wealth, is living longer,

3:26

daha fazla servete sahip olmakla daha uzun yaşamak,

having a larger life expectancy.

3:29

daha yüksek yaşam beklentisine sahip olmaktır.

Kelime

İstatistiksel ilişki için “correlates to”

Bu cümlede “correlates to”, “istatistiksel bir ilişkiye sahiptir” anlamına gelir. İddia, daha fazla servet ile daha uzun yaşam beklentisinin verilerde birlikte görülme eğiliminde olduğunu söyler; servetin doğrudan daha uzun bir yaşama neden olduğunu tek başına göstermez. Standart bilimsel ve akademik İngilizcede yaygın kalıp “X correlates with Y” şeklindedir. Buradaki “correlates to” anlaşılır olsa da resmî yazıda “correlates with” daha güvenli bir sözcük eşleşmesidir.

Alıştırma

Bir anket, daha fazla uyuyan öğrencilerin daha yüksek puan alma eğiliminde olduğunu buluyor ancak bunun nedenini kanıtlamıyor. Bulguyu hangi cümle doğru biçimde bildirir?

  1. In this survey, sleep duration causes higher test scores.
  2. In this survey, sleep duration correlates with test scores.
  3. In this survey, sleep duration is identical to test scores.
Cevabı göster

In this survey, sleep duration correlates with test scores.

But you know what else correlates to living longer? Anlatım akışı

3:31

Peki daha uzun yaşamakla başka ne bağlantılı, biliyor musunuz?

Love.

3:34

Aşk.

Anlatım akışı

Retorik geçiş olarak “But you know what else ...?”

Konuşmacı “But” ile servet konusundan başka bir yöne geçer; “what else” ise başka bir etkenin geleceğini bildirir. Soru kısa bir duraklama yaratır ve ardından tek sözcüklük “Love” yanıtı güçlü bir vurgu kazanarak yeni odak hâline gelir. Burada “you know” esas olarak dikkati çekmek için kullanılır. Konuşmacı, dinleyicilerin yanıtı zaten bilip bilmediğini kontrol etmez. Soru ve ardından kısa yanıt biçimi, sözlü bilgiyi düzenlemek ve akılda kalıcı bir geçiş yaratmak için başka durumlarda da kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi seçenek, yeni bir noktaya geçmek için retorik bir sorunun ardından kısa bir yanıt kullanıyor?

  1. The first change saves time because money is important.
  2. The first change saves time. But you know what else it saves? Money.
  3. Do you know whether the first change saves time or money?
Cevabı göster

The first change saves time. But you know what else it saves? Money.

But not just passionate love,

3:35

Ama yalnızca tutkulu aşk değil;

the kind of love that follows it,

3:37

ondan sonra gelen aşk türü,

committed long-term love.

3:39

adanmış, uzun süreli aşk.

In fact,

3:42

Aslında,

people who form lifelong Kelime

3:43

başka biriyle ömür boyu süren

pair bonds with another person

3:44

bir eş bağı kuran insanlar

live on average 15% longer.

3:46

ortalama %15 daha uzun yaşıyor.

Kelime

form lifelong pair bonds: ömür boyu eş bağları kurmak

Davranış bilimlerinde to form a pair bond, iki birey arasında istikrarlı bir eş bağlılığı geliştirmek anlamına gelir. Buradaki çoğul form lifelong pair bonds ifadesi, insanların bu tür eş ilişkileri kurmasını genel olarak anlatır; lifelong ise bağın ömür boyu sürdüğünü belirtir. Form, bu bağlılığın oluşmasını anlatmak için yaygın olarak kullanılır. Buradaki bond, finansal tahvil ya da fiziksel yapışma değil, ilişkisel bir bağdır.

Alıştırma

Araştırma üslubundaki cümleyi “ömür boyu süren istikrarlı eş bağlılıkları geliştirmek” anlamındaki eşdizimle tamamlayın: Some bird species ____ and share parenting duties.

Cevabı göster

form lifelong pair bonds

So if you want to be really non-hard sciencey Kelime

3:50

Yani konuya hiç katı bilimsel yaklaşmadan

about it,

3:53

söylemek isterseniz,

Kelime

Eğlenceli türetme non-hard sciencey

Non-hard sciencey, standart bir terim değil, eğlenceli ve doğaçlama bir betimlemedir. non-hard, yöntemin titizliğine ilişkin iddiayı zayıflatırken sciencey sözcüğündeki gündelik -y eki “biraz bilime benzeyen, bilimi çağrıştıran veya bilim havası taşıyan” anlamını verir. Birlikte, “bunu titiz bir katı bilim saymadan, gevşek biçimde bilimsel görünen bir yolla” demektir. Bu türetme beklentileri de yönetir: Konuşmacı birazdan yaklaşık bir hesap yapacaktır ve dinleyicileri bunu resmî bir bilimsel analiz olarak görmemeleri konusunda mizahi biçimde uyarır.

Alıştırma

Konuşmacı yaklaşıma non-hard sciencey diyerek neyi ifade ediyor?

  1. non-hard sciencey ifadesinin bir akademik alanın resmî adı olduğu
  2. Bilim havası taşıyan, eğlenceli ve kabaca yapılmış bir yaklaşım olduğu
  3. Resmen doğrulanmış bir katı bilim yöntemi olduğu
Cevabı göster

Bilim havası taşıyan, eğlenceli ve kabaca yapılmış bir yaklaşım olduğu

all other things being equal and assuming that Notlar

3:54

diğer her şey eşitken ve

Kalıp ifadeler

all other things being equal: diğer etkenleri sabit tutmak

“All other things being equal”, kontrollü bir karşılaştırma varsayımı kurar: ele alınan etken, diğer ilgili koşullar aynı kalıyormuş gibi karşılaştırılır. Bu cümlede ifade, ardından gelen iddianın kapsamını sınırlar. Gerçek hayattaki koşulların gerçekten eşit olduğunu söylemez; akıl yürütmenin işlemesi için nelerin sabit tutulması gerektiğini belirtir.

Alıştırma

Cümleyi “all” ile başlayan beş kelimelik analitik ifadeyle tamamlayın: ____, the lower-interest loan will cost less overall.

Cevabı göster

all other things being equal

you're not already super,

3:55

zaten çok,

super rich,

3:56

çok zengin değilseniz,

Dilbilgisi

assuming that + yan cümle: çalışma varsayımı belirtmek

“Assuming that + clause”, akıl yürütme, hesaplama veya planlamanın sürdürülebilmesi için geçici olarak kabul edilen bir öncül sunar. Burada “you're not already super, super rich”, kanıtlanmış bir gerçek olarak değil, iddianın bir koşulu olarak ele alınır. Yapı assuming that + özne + fiildir. Sonuç yalnızca bu varsayım kabul edilirse geçerlidir; varsayım değişirse sonuç da değişebilir.

Alıştırma

Cümleyi “assuming” ile başlayan iki kelimelik varsayım ifadesiyle tamamlayın: We can finish by Friday, ____ the parts arrive tomorrow.

Cevabı göster

assuming that

finding a pair bond,

3:58

bir eş bağı bulmak,

finding a relationship that

3:59

ömür boyu

lasts for life,

4:00

sürecek bir ilişki bulmak,

is the equivalent of

4:02

yaklaşık olarak

making about an extra $30,000 to 40,000 a year.

4:03

yılda fazladan 30.000 ila 40.000 dolar kazanmaya eşdeğerdir.

Now, like I said,

4:09

Şimdi, dediğim gibi,

that's not hard science, Anlatım akışı

4:09

bu katı bilim değil,

but you know what is?

4:10

ama ne katı bilim, biliyor musunuz?

Anlatım akışı

Eksiltili bir geçiş olarak that's not hard science, but you know what is?

that's not hard science bölümü, önceki tahmini titiz ve ölçülebilir bir kanıt olarak değil, resmî olmayan bir yaklaşık hesap olarak değerlendirir. Burada hard, “zor” anlamına gelmez; hard science, doğrulanabilir kanıta dayalı doğa bilimlerini ifade eder. but you know what is? sorusunda tekrarlanan tümleç atılmıştır; tam anlamı what is hard science? şeklindedir. Eksik sözcükler bağlamdan çıkarılabildiği için kısa soru beklenti yaratır ve ardından sunulan biyokimyasal kanıta keskin bir geçiş yapar. Bu, yeniden kullanılabilir bir söylem kalıbıdır: önce bir etiket reddedilir, ardından o etikete uyan karşıt bir örneği duyurmak için what is? kullanılır.

Alıştırma

Geçişi "what is hard science?" anlamındaki eksiltili soruyla tamamlayın: The estimate isn't hard science, but you know ____?

Cevabı göster

what is

Vasopressin and oxytocin, Kültür

4:12

Vazopressin ve oksitosin;

the chemicals that are

4:14

bunlar insanların beyninde

exuded in people's brains

4:16

salgılanan kimyasallardır,

when they look at

4:17

insanlar

photos of people that

4:19

adanmış ve uzun süreli ilişki kurdukları kişilerin

they formed committed long-term relationships with.

4:20

fotoğraflarına baktıklarında.

Kültür

Biyokimyasal terimler olarak Vasopressin ve oxytocin

Vasopressin ve oxytocin, fizyoloji ve sinirbilimde incelenen hormonların ve sinyal ileten kimyasal maddelerin İngilizce adlarıdır. Bu cümlede bu adların verilmesi, tartışmayı retorik bir karşılaştırmadan uzun süreli sosyal bağın biyokimyasal açıklamasına taşır. Video, bu maddelerle tanıdık partnerlere verilen tepkiler arasındaki ilişkiyi basitleştirerek özetler. Bu adları bilimsel bir çerçeveye işaret eden teknik terimler olarak anlayın; iki kimyasaldan birinin tek başına sevgiyi oluşturduğu, ölçtüğü veya kanıtladığı iddiası olarak görmeyin.

Alıştırma

İngilizce cümlenin tamamını dinleyin ve duyduğunuz cümleyi seçin. vasopressin içindeki PRESS ve oxytocin içindeki TO vurgularına odaklanın.

  1. The report mentions aspirin and oxytocin.
  2. The report mentions vasopressin and oxygen.
  3. The report mentions vasopressin and oxytocin.
Cevabı göster

The report mentions vasopressin and oxytocin.

These chemicals are incredible.

4:23

Bu kimyasallar inanılmaz.

We've also seen elevated

4:25

Ayrıca bunların düzeylerinin

levels of them in

4:26

yükseldiğini de gördük,

dogs that have been Dilbilgisi

4:27

çok uzun süre

pet for a really long time.

4:28

okşanan köpeklerde.

Dilbilgisi

Have been pet: standart biçim have been petted

Burada have been pet, köpeklerin maruz kaldığı bir deneyimi anlatmayı amaçlar: insanlar onları uzun bir süre boyunca tekrar tekrar dokunarak okşamıştır. Have been + geçmiş zaman ortacı yapısı present perfect edilgen çatıdır; dolayısıyla köpekler eylemi yapan değil, eylemden etkilenen taraftır ve geçmiş deneyim şimdi de önemini korur. Standart İngilizcede pet fiili -ed almadan önce genellikle son t harfini çiftler: pet → petted. Bu nedenle standart biçim have been pet değil, have been petted olur.

Alıştırma

Cümleyi pet fiilinin standart present perfect edilgen biçimiyle tamamlayın: For the last twenty minutes, the puppy ____ by everyone at the party.

Cevabı göster

has been petted

And we also know

4:30

Şunu da biliyoruz:

that couples who receive

4:31

bu kimyasalların

high levels of these

4:32

yüksek düzeyde bulunduğu çiftler

chemicals resolve conflicts faster. Kalıp ifadeler

4:33

çatışmaları daha hızlı çözüyor.

Kalıp ifadeler

Resolve conflicts: anlaşmazlıklara çözüm bulmak

Resolve conflicts, anlaşmazlıklara bir çözüm veya uygulanabilir sonuç bularak onları ele almak anlamına gelir. Resolve yalnızca anlaşmazlık hakkında konuşmayı değil, bir sonuca ulaşmayı vurgular. Bu ifade belirli bir çatışmayı veya genel olarak çatışmaları anlatabilir. Altta yatan bütün farklılıkların mutlaka ortadan kalktığı anlamına gelmez; tarafların meseleyi çözüme kavuşturmanın veya yönetmenin bir yolunu bulduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi anlaşmazlıklara çözüm bulmak anlamındaki hedef sözcük eşleşmesiyle tamamlayın: Skilled mediators help people ____ without damaging the relationship.

Cevabı göster

resolve conflicts

And people who struggle

4:37

Beyinlerinde bu kimyasalları

to produce these chemicals

4:38

üretmekte zorlanan kişiler de

in their brain have

4:40

aynı şekilde

a similar struggle

4:41

zorluk yaşıyor,

when it comes to

4:42

iş

forming long-term relationships.

4:42

uzun süreli ilişkiler kurmaya geldiğinde.

In fact,

4:45

Hatta,

you can raise your levels

4:46

kendi beyninizdeki

of oxytocin or vasopressin

4:48

oksitosin ya da vazopressin

inside your own brain

4:50

düzeyini yükseltebilirsiniz,

by simply looking into someone else's eyes. Dilbilgisi

4:51

sadece başka birinin gözlerine bakarak.

Dilbilgisi

by simply looking: by + -ing ile yöntem belirtme

Bu cümlede by, daha önce belirtilen sonucu mümkün kılan yöntemi tanıtır: Başka birinin gözlerinin içine bakma eylemiyle oksitosin veya vazopressin düzeyleri yükselebilir. By sözcüğünden sonra fiil -ing biçimini alır; dolayısıyla kalıp sonuç + by + fiil-ing şeklindedir. Simply, looking sözcüğünü niteler ve gereken eylemi kolay veya karmaşık olmayan bir şey olarak sunar. Yöntemin görünürdeki basitliğini vurgular; by sözcüğüne zaman veya yer anlamı kazandırmaz.

Alıştırma

Cümleyi by ve check fiilinin -ing biçimini kullanarak tamamlayın: You can catch small mistakes ____ your work slowly.

Cevabı göster

by checking

That's right.

4:55

Evet, doğru.

So,

4:56

Yani,

in a way, Anlatım akışı

4:57

bir bakıma,

looking into the eyes Deyimler

4:58

hoşlandığınız birinin

of somebody that you like

4:59

gözlerinin içine bakmak,

is the administration

5:01

şunu uygulamak gibidir:

of a psychoactive drug that's addictive

5:03

bağımlılık yapan psikoaktif bir ilacı;

and the long-term consequences are living longer.

5:06

uzun vadeli sonucuysa daha uzun yaşamaktır.

Anlatım akışı

in a way: cesur bir benzetmeyi sınırlandırma

İddianın başında yer alan in a way, ardından gelen her şeyi sınırlar. Dinleyiciye ifadenin tam ve gerçek anlamıyla bir eşitlik olmadığını, yalnızca belirli bir bakış açısından veya sınırlı bir anlamda doğru olduğunu bildirir. Burada, bağımlılık yapan psikoaktif bir ilacın uygulanmasıyla kurulan cesur benzetmeden önce dinleyicinin yorumu yönlendirilir. Kurulmak istenen bağlantı, beyindeki kimyasal tepki ve bağımlılık özelliği gibi ortak etkilerle sınırlıdır; iki deneyim gerçek anlamda aynı değildir. Genel olarak in a way, konuşmacının koşulsuz bir iddiada bulunmadan yararlı bir benzetmeyi korumasını sağlar.

Alıştırma

Benzetmenin yalnızca kısmen doğru olduğunu gösteren başlangıcı seçin: ___ running a small business is like steering a ship, because both require constant course corrections.

  1. In the way,
  2. In a way,
  3. By the way,
Cevabı göster

In a way,

Deyimler

Hoşlandığınız birinin gözlerine bakmak, psikoaktif bir madde vermektir

Bu ifade, eksiksiz bir A is B metaforu kullanır: A, looking into the eyes of somebody you like; B ise the administration of an addictive psychoactive drug bölümüdür. is fiili iki deneyimi tıbbi anlamda değil, retorik olarak eşitler; administration, birine ilaç ya da madde verme eylemini çağrıştırır. psychoactive ve addictive sözcükleri, daha önce anlatılan hormon ve ödül etkilerini abartılı bir uyuşturucu diline dönüştürür. Buradaki fikir, hoşlandığınız biriyle göz teması kurmanın hislerinizi güçlü biçimde değiştirebilmesi ve bu deneyimi yeniden istemenize yol açabilmesidir. Bu dil ayrıca living longer ifadesini mizahi ve olumlu bir “uzun vadeli sonuç” olarak sunar.

Alıştırma

Konuşmacı “looking into the eyes of somebody that you like is the administration of a psychoactive drug that's addictive” derken neyi kastediyor?

  1. Bu bir metafordur: hoşlanmayla ilgili kimyasal ve duygusal etkiler güçlü olabilir ve kişiye deneyimi tekrarlama isteği verebilir.
  2. Göz teması gerçekten bağımlılık yapan bir madde veren tıbbi bir işlemdir.
  3. Konuşmacı, her türlü göz temasının tehlikeli bir bağımlılığa yol açtığını söylüyor.
  4. Yalnızca psikoaktif ilaç kullanan kişiler birinden hoşlanabilir.
Cevabı göster

Bu bir metafordur: hoşlanmayla ilgili kimyasal ve duygusal etkiler güçlü olabilir ve kişiye deneyimi tekrarlama isteği verebilir.

Thanks for watching.

5:10

İzlediğiniz için teşekkürler.