Kuantum Bilgisayarlar Anlatıldı – İnsan Teknolojisinin Sınırları: İngilizce çalışma notları

Kurzgesagt – In a Nutshell

Öğrenme zorluğu
1.133 kelime 171 kel/dk

Video: Küçük transistörler kuantum sınırlarına ulaşır; süperpozisyon ve dolanıklık kübitleri ayırır; kuantum hesaplama arama ile simülasyonu hızlandırabilir, ancak şifrelemeyi tehdit edebilir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “In a nutshell,” — Deyimler ve mecazi ifadeler: ayrıntıdan özete geçin ve nutshell sözcüğünü gerçek anlamıyla yorumlamayın. 2. “no matter how far they are apart.” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: no matter how + sıfat, mesafenin sonucu değiştirmediğini belirtir. 3. “trial and error.” — Kalıplaşmış öbekler ve eşdizimler: yinelenen deneme ve düzeltmeleri adlandırır, klasik şifre çözmenin yavaşlığını açıklar ve deney ya da hata ayıklamada kullanılır.

Bu derste

For most of our history, Kalıp ifadeler

0:00

Tarihimizin büyük bir bölümünde,

human technology consisted of our brains,

0:01

insan teknolojisi sadece beyinlerimizden,

fire, and sharp sticks.

0:04

ateşten ve sivri sopalardan ibaretti.

Kalıp ifadeler

Uzun vadeli zaman çerçevesi olarak For most of our history

For most of our history, cümlenin başında kullanılan bir zaman çerçevesidir. “İnsanlık tarihinin büyük bölümünde” anlamına gelir; böylece ardından gelen ifade, bazı istisnalar olsa da çok uzun bir dönem boyunca geçerli olarak sunulur. Burada most of, ortak tarihimizdeki zaman miktarını ölçer. “Tarihle ilgili hikâyelerin çoğu” veya “tarihî olayların çoğu” anlamına gelmez. Bu tür bir çerçeve, konuşmacının daha sonraki bir değişimi uzun bir arka planın önüne yerleştirmesini sağlar.

Alıştırma

“For most of the trip, the sea was calm,” cümlesindeki başlangıç ifadesi ne anlama gelir?

  1. Yolculuktaki olayların çoğu sakin denizle ilgiliydi.
  2. Deniz, yolculuğun her anında sakindi.
  3. Deniz, yolculuğun büyük bölümünde sakindi.
Cevabı göster

Deniz, yolculuğun büyük bölümünde sakindi.

While fire and sharp sticks became power plants and nuclear weapons, Dilbilgisi

0:06

Ateş ve sivri sopalar zamanla enerji santrallerine ve nükleer silahlara dönüşürken,

the biggest upgrade has happened to our brains.

0:10

en büyük yükseltme beyinlerimizde gerçekleşti.

Dilbilgisi

Karşıtlık bildiren while: While X changed, the biggest upgrade...

Burada while yalnızca “bir şey olurken” anlamına gelmez; yaklaşık olarak whereas, yani “buna karşılık” anlamındadır. Dış araçlardaki değişimi başka bir değişimin yanına koyar ve dinleyiciden ikisini karşılaştırmasını ister. İlk yan cümle, basit araçlardan elektrik santrallerine ve nükleer silahlara uzanan büyük gelişimi kısaca özetler. Ana cümle daha sonra insanın düşünme kapasitesinin genişlemesini “en büyük yükseltme” diye adlandırır: beyinler gerçek anlamda makineye dönüşmemiştir; bilgisayar gibi teknolojiler insanların zihinleriyle yapabileceklerini artırmıştır. while yapısı, düşünme gücündeki bu değişimi araçlardaki çarpıcı değişimden daha önemli gösterir.

Alıştırma

Hangi cümlede while, iki gelişmenin yalnızca aynı anda olduğunu söylemek yerine onları karşılaştırmak için kullanılmıştır?

  1. While the laptop became lighter, its battery became more powerful.
  2. While I was reading, the rain started.
  3. While the bell was ringing, everyone stood quietly.
Cevabı göster

While the laptop became lighter, its battery became more powerful.

Since the 1960s,

0:13

1960'lardan bu yana,

the power of our brain machines has kept growing exponentially,

0:14

beyin makinelerimizin gücü üstel olarak büyümeye devam etti

allowing computers to get smaller and more powerful at the same time.

0:18

ve bilgisayarların aynı anda hem küçülmesine hem de daha güçlü hale gelmesine olanak tanıdı.

But this process is about to meet its physical limits. Notlar

0:22

Ancak bu süreç fiziksel sınırlarıyla karşılaşmak üzere.

Dilbilgisi

is about to + fiil: olmak üzere

Be about to + fiilin yalın hâli, bir şeyin çok kısa süre içinde gerçekleşmesinin beklendiğini anlatır. Bu cümlede süreç bir sınıra ulaşmaya son derece yakındır; about kalıp yapının parçasıdır ve 'yaklaşık' anlamına gelmez. Bu yapı, bir olayın veya değişimin hemen öncesindeki ana odaklanır. Gelecekle ilgili genel bir ifadeden daha güçlü bir yakınlık hissi verir.

Alıştırma

Be about to yapısının doğru biçimiyle cümleyi tamamlayın: The doors are closing, and the train ____ leave.

Cevabı göster

is about to

Kalıp ifadeler

meet its physical limits: fiziksel sınırlarına ulaşmak

Meet a limit ifadesinde meet, 'birini görmek' değil, 'bir engele rastlamak' veya 'ulaşmak' anlamına gelir. Süreç, bir kısıtlamanın daha fazla ilerlemeyi engelleyebileceği noktaya kadar gelişmiştir. Physical limits, fizik yasalarının, malzemelerin veya boyutun getirdiği kısıtlamalardır. Burada its bu sınırları sürece bağlar; dolayısıyla ifade, sürecin devam edebileceği fiziksel sınır noktalarına ulaştığını anlatır.

Alıştırma

'The chip design is beginning to meet its physical limits,' cümlesindeki 'meet its physical limits' ifadesi ne anlama gelir?

  1. fiziksel gerçekliğin getirdiği kısıtlamalara ulaşmak
  2. laboratuvar kurallarını görüşmek için toplantı yapmak
  3. geçici bir iş hedefi seçmek
Cevabı göster

fiziksel gerçekliğin getirdiği kısıtlamalara ulaşmak

Computer parts are approaching the size of an atom.

0:25

Bilgisayar parçaları bir atomun boyutuna yaklaşıyor.

To understand why this is a problem,

0:29

Bunun neden bir sorun olduğunu anlamak için,

we have to clear up some basics. Öbek fiiller

0:31

bazı temel konuları netleştirmemiz gerekiyor.

Öbek fiiller

clear up: kafa karışıklığını gidermek

Burada clear up, bir şeyi açıklayarak kafa karışıklığını gidermek anlamına gelir. Konuşan kişi, daha sonraki sorunun anlaşılmasını kolaylaştırmak için önce bazı temel fikirleri açıklayacaktır. Bu öbek fiil havanın açılmasını da anlatabilir; ancak some basics nesnesi, buradaki kullanımın anlamaya yönelik olduğunu gösterir.

Alıştırma

Hangi cümlede clear up, “açıklayarak kafa karışıklığını gidermek” anlamında kullanılmıştır?

  1. We should wait for the sky to clear up before we leave.
  2. We should clear up this misunderstanding before the meeting.
  3. We should clean up the meeting room before everyone arrives.
Cevabı göster

We should clear up this misunderstanding before the meeting.

A computer is made up of very simple components Öbek fiiller

0:39

Bir bilgisayar çok basit bileşenlerden oluşur

Öbek fiiller

made up of: bir bütünün parçalarını göstermek

Bu cümlede is made up of, consists of yani “-den oluşur” anlamına gelir. Bilgisayar bütündür; very simple components ise onu oluşturan parçalardır. “Bütün + be + made up of + parçalar” kalıbını kullanın. be fiilinin biçimi zamana ve özneye göre değişir: The team is made up of..., The teams were made up of....

Alıştırma

Hangi cümle bir bütünün üyelerini sıralamak için made up of ifadesini doğru kullanır?

  1. Twelve students are made up of the science club.
  2. The science club is made up of twelve students.
  3. The science club is made of twelve students.
Cevabı göster

The science club is made up of twelve students.

doing very simple things,

0:42

ve çok basit şeyler yapar,

representing data,

0:44

verileri temsil etmek,

the means of processing it,

0:45

onları işleme araçları

and control mechanisms.

0:47

ve kontrol mekanizmaları gibi.

Computer chips contain modules,

0:49

Bilgisayar çipleri modüller içerir,

which contain logic gates, Dilbilgisi

0:51

onlar mantık kapılarını içerir,

which contain transistors.

0:52

onlar da transistörleri içerir.

Dilbilgisi

which contain ... which contain ...: bir hiyerarşi kurmak

İlk which, modules sözcüğünü açıklayan bir ilgi cümleciği başlatır: modüller mantık kapıları içerir. İkinci which ise kendisine en yakın isim öbeği olan logic gates ifadesini açıklar: mantık kapıları transistörler içerir. Bu yapı bilgisayar çipleri, modüller, mantık kapıları ve transistörlerden oluşan düzenli bir hiyerarşi kurar. Böyle bir zincirde her which cümleciğini açıkladığı ismin hemen arkasına getirerek katmanları açık tutun.

Alıştırma

Makinenin bir kontrol birimi içerdiğini, kontrol biriminin bir kart içerdiğini ve kartın da birkaç sensör içerdiğini açıkça anlatan cümle hangisidir?

  1. The machine contains a control unit, which contains a board, which contains several sensors.
  2. The machine contains a control unit, a board, and several sensors.
  3. The machine, which contains a control unit and a board, contains several sensors.
Cevabı göster

The machine contains a control unit, which contains a board, which contains several sensors.

A transistor is the simplest form of a data processor in computers,

0:54

Bir transistör, bilgisayarlardaki veri işlemcisinin en basit şeklidir,

basically a switch that can either block or open the way for information coming through.

0:58

temelde gelen bilginin yolunu kapatabilen veya açabilen bir anahtardır.

This information is made up of bits,

1:04

Bu bilgi bitlerden oluşur,

which can be set to either zero or one.

1:06

ve bitler sıfır veya bir olarak ayarlanabilir.

Combinations of several bits are used to represent more complex information.

1:09

Birkaç bitin kombinasyonları daha karmaşık bilgileri temsil etmek için kullanılır.

Transistors are combined to create logic gates,

1:13

Transistörler mantık kapılarını oluşturmak için birleştirilir,

which still do very simple stuff.

1:16

ki onlar da hala çok basit işler yaparlar.

For example,

1:18

Örneğin,

an AND gate sends an output of one if all of its inputs are one, Dilbilgisi

1:19

bir VE kapısı (AND gate), tüm girdileri bir ise bir çıktısı gönderir,

and an output of zero otherwise.

1:23

aksi takdirde sıfır çıktısı gönderir.

Dilbilgisi

if ..., otherwise: bir kuralın iki dalını belirtmek

if cümleciği ilk sonucun koşulunu verir: kapı yalnızca tüm girişler bir olduğunda bir çıkışı verir. Otherwise, “bu koşul doğru değilse” anlamına gelir; dolayısıyla diğer sonuç sıfırdır. Bu yapı bir kuralı iki dala ayırır: if koşulu, sonuç A; otherwise, sonuç B. Otherwise yalnızca son sözcüğe veya ifadeye değil, koşulun tamamına gönderme yapar.

Alıştırma

Kuralı “bu koşul doğru değilse” anlamına gelen sözcükle tamamlayın: If the door is unlocked, enter; ____, wait outside.

Cevabı göster

otherwise

Combinations of logic gates finally form meaningful modules,

1:25

Mantık kapılarının kombinasyonları en sonunda anlamlı modüller oluşturur,

say for adding two numbers. Kelime

1:29

diyelim ki iki sayıyı toplamak için.

Kelime

örnek verme belirteci olarak say

Bu cümlede say, olası bir örneği, yani iki sayıyı toplamayı tanıtır. Burada “konuşmak” değil, “örneğin” veya “diyelim ki” anlamına gelir. Bu kullanım, konuşanın bunun tek örnek olduğunu ileri sürmeden açıklamaya kısa bir örnek eklemesini sağlar.

Alıştırma

“We could choose a simple test, say one that checks whether the light turns on” cümlesinde say hangi işlevdedir?

  1. Testin yalnızca bir kez yapılabileceği anlamına gelir.
  2. Işığı kontrol etmeyi olası bir örnek olarak tanıtır.
  3. Başka bir kişinin söylediği sözleri aktarır.
Cevabı göster

Işığı kontrol etmeyi olası bir örnek olarak tanıtır.

Once you can add, Dilbilgisi

1:31

Bir kez toplama yapabildiğinizde,

you can also multiply,

1:32

çarpma da yapabilirsiniz,

and once you can multiply,

1:34

ve bir kez çarpma yapabildiğinizde,

you can basically do anything.

1:35

temelde her şeyi yapabilirsiniz.

Dilbilgisi

Once you can ... you can ... ile ilerleme zinciri

Burada once, “-ebilir hâle gelir gelmez” veya “o noktaya ulaştıktan sonra” anlamına gelir. Her once you can ... yan cümlesi, bir sonraki becerinin önünü açan bir yeteneği belirtir; “bir kez” anlamına gelmez. Kalıbın tekrarlanması bir ilerleme zinciri kurar: önce toplama, sonra çarpma, ardından daha karmaşık işler. Öğrenilmiş bir becerinin sonraki beceriyi nasıl mümkün kıldığını açıklamak için bu yapıyı kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Beceri zincirini derste tekrarlanan bağlayıcıyla tamamlayın: ____ you can read short sentences, you can read a simple story, and ____ you can read a simple story, you can discuss it.

Cevabı göster

Once · once

Since all basic operations are literally simpler than first grade math,

1:37

Tüm temel işlemler kelimenin tam anlamıyla birinci sınıf matematiğinden daha basit olduğu için,

you can imagine a computer as a group of 7-year-olds answering really basic math questions.

1:41

bir bilgisayarı, çok temel matematik sorularını cevaplayan 7 yaşındaki çocuklardan oluşan bir grup olarak hayal edebilirsiniz.

A large enough bunch of them could compute anything from astrophysics to Zelda. Anlatım akışı

1:46

Yeterince büyük bir grup, astrofizikten Zelda'ya kadar her şeyi hesaplayabilir.

Anlatım akışı

Geniş bir aralığı göstermek için from A to B kullanımı

From astrophysics to Zelda, bilinçli olarak birbirinden çok uzak iki uç nokta verir: ciddi bir bilim alanı ve bir video oyunu. Aralarındaki büyük fark, olası kullanım alanlarını son derece geniş gösterir; beklenmedik eşleşme de mizah katar. Burada from ... to ..., bir aralığın iki ucunu adlandırarak bilgiyi düzenler. Her birini sıralamadan başka birçok uygulama olduğunu düşündürür. Bir konudan başka bir konuya hareket etmeyi anlatmaz.

Alıştırma

Hangi cümle from A to B kalıbını hareketi veya sayısal bir aralığı anlatmak yerine geniş bir çeşitliliği özetlemek için kullanıyor?

  1. Read chapters from five to ten.
  2. The library has books on topics from ancient history to modern robotics.
  3. She walked from the library to the station.
Cevabı göster

The library has books on topics from ancient history to modern robotics.

However,

1:51

Ancak,

with parts getting tinier and tinier, Dilbilgisi

1:51

parçalar giderek küçüldükçe,

quantum physics are making things tricky.

1:54

kuantum fiziği işleri karmaşıklaştırıyor.

Dilbilgisi

Getting tinier and tinier: tekrarlanan karşılaştırma biçimleri

Getting tinier and tinier, parçaların zaman geçtikçe küçülmeye devam ettiği anlamına gelir. Karşılaştırma biçiminin tekrarı, iki farklı parça grubunu karşılaştırmaz; tek ve devam eden bir değişim eğilimini anlatır. Yapı get + karşılaştırma biçimi + and + aynı karşılaştırma biçimidir. Getting değişimi başlatır; tinier and tinier ise değişimin aynı yönde sürdüğünü gösterir.

Alıştırma

Cümleyi loud sözcüğünün tekrarlanan karşılaştırma biçimiyle tamamlayın: As the parade approached, the music grew ____.

Cevabı göster

louder and louder

In a nutshell, Deyimler

1:56

Kısacası,

a transistor is just an electric switch.

1:57

bir transistör sadece elektrikli bir anahtardır.

Deyimler

In a nutshell: kısa bir özet sunmak

In a nutshell, “birkaç kelimeyle” veya “yalnızca ana fikri söylemek” anlamına gelen bir deyimdir. Burada dinleyiciye karmaşık bir konunun tek ve basit bir açıklamaya indirgeneceğini bildirir. Bu ifade genellikle kısa özetten önce gelir ve cümle başındaysa ardından çoğunlukla virgül konur. Nutshell burada gerçek anlamıyla kullanılmaz.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki özet ifadesiyle tamamlayın: ____, our club needs more members and a larger meeting room.

Cevabı göster

In a nutshell

Electricity is electrons moving from one place to another,

2:00

Elektrik, elektronların bir yerden başka bir yere hareket etmesidir,

so a switch is a passage that can block electrons from moving in one direction. Dilbilgisi

2:03

bu yüzden bir anahtar, elektronların bir yönde hareket etmesini engelleyebilen bir geçittir.

Dilbilgisi

block electrons from moving: block + nesne + from + -ing

block + nesne + from + -ing yapısı, nesnenin bir eylemi yapmasını veya yaşamasını engellemek anlamına gelir. block electrons from moving ifadesinde electrons nesnedir, from engellenen eylemi başlatır ve moving -ing biçimidir. from sonrasında fiilin yalın hâli değil, bir isim veya -ing biçimi kullanılır: block electrons from moving denir, block electrons from move denmez.

Alıştırma

Cümleyi from ve enter fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The filter blocks dust ____ the engine.

Cevabı göster

from entering

Today,

2:08

Bugün,

a typical scale for transistors is 14 nanometers,

2:08

transistörler için tipik bir ölçek 14 nanometredir,

which is about eight times less than the HIV virus's diameter, Dilbilgisi

2:12

bu da HIV virüsünün çapından yaklaşık sekiz kat daha küçük,

and 500 times smaller than a red blood cell.

2:15

ve bir kırmızı kan hücresinden 500 kat daha küçüktür.

Dilbilgisi

about eight times less than ... ve 500 times smaller than ile ölçek karşılaştırmaları

Sayı + times + karşılaştırma sıfatı + than kalıbı, bir farkı oran olarak sunar. Burada anlatılmak istenen, 14 nanometrenin virüs çapının yaklaşık sekizde biri ve bir alyuvarın boyutunun 500'de biri olduğudur. About, ilk çarpanın yaklaşık olduğunu gösterir. Bunlar ölçek karşılaştırmalarıdır; 8 veya 500 ölçü biriminin çıkarıldığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede 500 times smaller than a red blood cell ifadesiyle anlatılmak istenen nedir?

  1. Bir alyuvarın yaklaşık 500'de biri büyüklüğündedir.
  2. Bir alyuvardan 500 ölçü birimi daha kısadır.
  3. Bir alyuvarın yaklaşık 500 katı büyüklüğündedir.
Cevabı göster

Bir alyuvarın yaklaşık 500'de biri büyüklüğündedir.

As transistors are shrinking to the size of only a few atoms,

2:19

Transistörler sadece birkaç atom boyutuna kadar küçüldüğünde,

electrons may just transfer themselves to the other side of a blocked passage

2:22

elektronlar kendilerini bloke edilmiş bir geçidin diğer tarafına

via a process called quantum tunneling. Notlar

2:26

kuantum tünelleme adı verilen bir süreçle aktarabilirler.

Kalıp ifadeler

Bir mekanizmayı adlandırmak için via a process called ... kullanımı

via a process called quantum tunneling ifadesi, “adı quantum tunneling olan bir süreç aracılığıyla” anlamına gelir. Via mekanizmayı tanıtır; called ise genel process adını teknik adıyla bağlar. via a process called + terim yapısı, dinleyiciler terimi henüz bilmiyor olabileceğinde kullanışlıdır: terimi adlandırmadan önce rolünü açıklar. Bu cümlede süreç, elektronların klasik açıklamaya göre onları durdurması gereken bir engeli aşma yolu olarak sunulur.

Alıştırma

Cümleyi via ile başlayan dört sözcüklük hedef ifadeyle tamamlayın: The file is protected ____ encryption.

Cevabı göster

via a process called

Kültür

Kuantum tünelleme: kuantum bariyerini aşmak

Kuantum tünelleme, klasik fiziğe göre aşmaya yetecek enerjisi bulunmayan bir parçacığın bir enerji bariyerinin diğer tarafında tespit edilebildiği kuantum fiziği olayıdır. Burada transistörün bariyerleri yalnızca birkaç atom genişliğine iner. Bu nedenle bazı elektronlar bariyerlerden geçerek istenmeyen elektrik akımı oluşturabilir. Tunneling gerçek anlamda tünel kazmak değildir ve cümle, gündelik nesnelerin duvarların içinden kolayca geçebileceğini söylemez.

Alıştırma

Çok küçük bir transistörde quantum tunneling ne anlama gelir?

  1. Bir elektron transistörün içinden fiziksel bir tünel kazar.
  2. Bir elektron, klasik fiziğe göre geçememesi gereken bir bariyeri geçebilir.
  3. Her nesne istediği zaman her duvarın içinden geçebilir.
Cevabı göster

Bir elektron, klasik fiziğe göre geçememesi gereken bir bariyeri geçebilir.

In the quantum realm,

2:28

Kuantum aleminde,

physics works quite differently from the predictable ways we're used to, Dilbilgisi

2:30

fizik alışık olduğumuz öngörülebilir yollardan oldukça farklı çalışır

Dilbilgisi

ways we're used to: düşürülen ilgi zamiri

the predictable ways we're used to ifadesinde we're used to yan cümlesi ways sözcüğünü niteler. İngilizcede ilgi zamiri nesne görevindeyken düşürülebilir. Bu nedenle daha açık biçim the predictable ways that we're used to olur. to edatı yan cümlenin sonunda kalır. Burada be used to, bir şeye aşina veya alışık olmak anlamına gelir. to bir edattır; fiilin yalın biçiminden önce gelen mastar işareti değildir. Bu yapı, geçmişteki bir alışkanlığı veya durumu anlatan used to do something yapısından farklıdır.

Alıştırma

Hangi biçim, düşürülen ilgi zamirini doğru şekilde eklerken the ways we're used to ifadesinin anlamını değiştirmez?

  1. the predictable ways that we used to follow
  2. the predictable ways that are used to predict results
  3. the predictable ways that we're used to
Cevabı göster

the predictable ways that we're used to

and traditional computers just stop making sense. Kalıp ifadeler

2:33

ve geleneksel bilgisayarlar artık mantıklı gelmez.

Kalıp ifadeler

stop making sense: artık anlamlı gelmemek

Stop making sense, artık mantıklı, makul veya anlaşılır olmamak demektir. stop fiili bir değişimi gösterir: Bir şey daha önce işe yarıyor veya tutarlı görünüyordur, ancak yeni koşullarda artık öyle değildir. Buradaki sense, fiziksel duyuları değil mantıksal geçerliliği anlatır. Bu ifade; artık gerçeklerle uyuşmayan bir açıklama, kural, plan, sistem veya davranış için kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi stop making sense ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The old plan used to work, but after the rules changed, it ____.

Cevabı göster

stopped making sense

We are approaching a real physical barrier for our technological progress.

2:37

Teknolojik ilerlememiz için gerçek bir fiziksel bariyere yaklaşıyoruz.

To solve this problem,

2:41

Bu sorunu çözmek için,

scientists are trying to use these unusual quantum properties to their advantage Kalıp ifadeler

2:43

bilim insanları bu alışılmadık kuantum özelliklerini kendi avantajlarına kullanmak amacıyla

by building quantum computers.

2:47

kuantum bilgisayarları inşa etmeye çalışıyorlar.

Kalıp ifadeler

use something to your advantage: bir şeyi kendi yararına kullanmak

Use something to your advantage, bir gerçeği, kaynağı, hatta zorluğu size yardımcı olacak bir şeye dönüştürmek demektir. Yapı use + şey + to + iyelik biçimi + advantage şeklindedir. Bu cümlede yarar sağlayan kişiler bilim insanlarıdır; dolayısıyla their bilim insanlarını gösterir. Kuantum özellikleri kullanılan şeydir, avantajın sahibi değildir.

Alıştırma

my, your, his, her, our, or their arasından doğru iyelik biçimini seçerek hedef yapıyı tamamlayın: Leo used the short deadline ____ by focusing on one task.

Cevabı göster

to his advantage

In normal computers,

2:49

Normal bilgisayarlarda,

bits are the smallest units of information. Kültür

2:50

bitler bilginin en küçük birimleridir.

Quantum computers use qubits,

2:53

Kuantum bilgisayarları, kübitleri (qubit) kullanır,

which can also be set to one of two values.

2:55

bunlar da iki değerden birine ayarlanabilir.

Kültür

bits ... qubits: iki tür bilgi birimi

Burada bits, normal bilgisayarların kullandığı temel bilgi birimleridir; qubits ise kuantum bilgisayarların kullandığı karşılık gelen birimlerdir. Qubit, quantum bit ifadesinin standart kısaltmasıdır; bit sözcüğünün gayriresmî bir yazımı değildir. Her ikisi de ölçüldüğünde iki değerden birini verebilir, ancak qubit yalnızca yeni ad verilmiş sıradan bir bit değildir. Cümle, bir qubitin ölçümden önce süperpozisyonda bulunabilmesi gibi daha sonra açıklanan farkların anlaşılması için iki terimi tanıtır.

Alıştırma

Cümleyi, kuantum bilgisayarın kullandığı temel bilgi birimlerinin standart terimiyle tamamlayın: A quantum computer processes ____.

Cevabı göster

qubits

A qubit can be any two-level quantum system,

2:58

Bir kübit herhangi bir iki seviyeli kuantum sistemi olabilir,

such as a spin in a magnetic field,

3:00

manyetik alandaki bir spin

or a single photon.

3:03

veya tek bir foton gibi.

Zero and one are this system's possible states,

3:04

Sıfır ve bir, bu sistemin olası durumlarıdır,

like the photon's horizontal or vertical polarization.

3:07

tıpkı fotonun yatay veya dikey polarizasyonu gibi.

In the quantum world,

3:11

Kuantum dünyasında,

the qubit doesn't have to be in just one of those, Dilbilgisi

3:12

kübitin sadece bu durumlardan birinde olması gerekmez,

it can be in any proportions of both states at once.

3:14

aynı anda her iki durumun herhangi bir oranında bulunabilir.

Dilbilgisi

doesn't have to ... can ...: bir kısıtlamayı kaldırmak

“doesn't have to be in just one of those” ifadesinde doesn't have to, “zorunda değildir” anlamına gelir. Those, daha önce sözü edilen iki duruma, yani sıfır ve bire gönderme yapar. Bu ifade, tek bir durumda bulunmanın yasak olduğu anlamına gelmez. Ardından gelen can yan cümlesi ek bir olasılığı belirtir: qubit aynı anda iki durumun oranlarını içeren bir durumda bulunabilir. doesn't have to X; can Y kalıbı önce varsayılan bir zorunluluğu kaldırır, ardından mümkün veya izin verilen bir alternatif sunar.

Alıştırma

Cümleyi, basılı bilet getirmenin zorunlu olmadığını belirten ifadeyle tamamlayın: At this event, you ____ bring a printed ticket; you can show it on your phone.

Cevabı göster

don't have to

This is called superposition. Kültür

3:18

Buna süperpozisyon denir.

Kültür

superposition (süperpozisyon)

Superposition, önceki cümlede açıklanan durumun adıdır: ölçümden önce bir kübit, iki olası baz durumunun farklı oranlardaki birleşimi olarak gösterilebilir. Bu basitleştirilmiş açıklamada superposition, ölçümün iki sonucu birden göstereceği anlamına gelmez. Kübit ölçüldüğünde tek ve belirli bir durum elde edilir.

Alıştırma

Bu basitleştirilmiş açıklamada superposition ne anlama gelir?

  1. Bir kübit ancak ölçümden sonra iki durum arasında geçiş yapar.
  2. Bir kübit her zaman iki ölçüm sonucunu aynı anda gösterir.
  3. Ölçümden önce bir kübit, iki olası baz durumunun birleşiminde bulunabilir.
Cevabı göster

Ölçümden önce bir kübit, iki olası baz durumunun birleşiminde bulunabilir.

But as soon as you test its value, Dilbilgisi

3:20

Ancak değerini test ettiğiniz anda,

say by sending the photon through a filter,

3:22

diyelim ki fotonu bir filtreden geçirerek,

it has to decide to be either vertically or horizontally polarized.

3:24

dikey veya yatay olarak polarize olmaya karar vermek zorundadır.

Dilbilgisi

as soon as (olur olmaz)

As soon as iki olayı birbirine bağlar ve “olur olmaz” ya da “hemen ... olduğunda” anlamına gelir. Burada değeri test etmek tetikleyicidir; o anda kübit belirli bir sonuç vermek zorundadır. As soon as ile başlayan yan cümle, ana cümleden önce veya sonra gelebilir: As soon as you test it, it changes; It changes as soon as you test it. Zaman yan cümlesi önce geldiğinde normalde virgül kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “olur olmaz” anlamına gelen üç sözcüklü zaman ifadesiyle tamamlayın: ____ the alarm sounds, leave the building.

Cevabı göster

As soon as

So, as long as it's unobserved, Dilbilgisi

3:29

Yani, gözlemlenmediği sürece,

the qubit is in a superposition of probabilities for zero and one,

3:31

kübit sıfır ve bir için bir olasılıklar süperpozisyonundadır

Dilbilgisi

Koşul belirten as long as

Bu cümlede as long as, sonraki ifadenin geçerli olduğu koşulu belirtir. ‘Şu koşulla ki’ anlamına gelir: kübit gözlemlenmezse bu durum açıklaması geçerlidir. Burada long, uzunluk veya süre karşılaştırmaz. Yeniden kullanılabilen kalıp as long as + yan cümledir; sonuç bu koşuldan önce veya sonra gelebilir.

Alıştırma

Hangi cümlede as long as bir koşul belirtmek için kullanılmıştır?

  1. We waited for as long as two hours.
  2. The rope is as long as the table.
  3. You can borrow my bike as long as you wear a helmet.
Cevabı göster

You can borrow my bike as long as you wear a helmet.

and you can't predict which it will be. Dilbilgisi

3:35

ve hangisi olacağını tahmin edemezsiniz.

Dilbilgisi

Dolaylı soru: which it will be

predict fiilinden sonra gelen which it will be, fiilin nesnesi olan dolaylı bir sorudur. Which olası sonuçlardan birini belirtir; bu yan cümle dinleyiciye doğrudan soru sormak yerine belirsizliği aktarır. it özne olduğunda dolaylı soru sırası which + it + will + be şeklindedir. Bu nedenle predict fiilinden sonra which it will be doğrudur; Which will it be? ise doğrudan soru biçimidir.

Alıştırma

Cümleyi doğal biçimde tamamlayan seçeneği bulun: After reviewing the two possible winners, I still can't predict ___.

  1. which it will be
  2. which will it be
  3. it will be which
Cevabı göster

which it will be

But the instant you measure it, Dilbilgisi

3:37

Ama onu ölçtüğünüz anda,

it collapses into one of the definite states. Kelime

3:39

belirli durumlardan birine çöker.

Dilbilgisi

Anında gerçekleşmeyi anlatan the instant + yan cümle

“the instant you measure it” ifadesinde the instant, doğrudan “you measure it” yan cümlesinin önüne gelen bir zaman bağlayıcısıdır. “Tam … olduğu anda” veya “… olur olmaz” anlamına gelir; ayrıca when eklemek gerekmez. Bu yapı, ana cümledeki olayın zaman yan cümlesindeki olay gerçekleşir gerçekleşmez meydana geldiğini anlatır. Kesin ve ani zamanlamanın önemli olduğu anlatılarda ve süreç açıklamalarında kullanışlıdır.

Alıştırma

Güvenlik talimatını bu dersteki ifadeyle tamamlayın: ____ the alarm sounds, leave the building.

Cevabı göster

The instant

Kelime

Kuantum ölçümünde collapses into a definite state

Bu basitleştirilmiş kuantum açıklamasında “collapses into”, daha önce süperpozisyonda olan sistemin gözlenen sonuç olarak tek bir belirli durumu aldığı şeklinde açıklanmasıdır. Bu ifade fiziksel bir nesnenin yere düşmesini değil, sistemin durumundaki değişimi anlatır. Kalıp collapse into + ortaya çıkan durum şeklindedir. Buradaki into, bir yere hareketi değil, “one of the definite states” sonucunu gösterir.

Alıştırma

“After measurement, the qubit collapses into a definite state,” cümlesinde “collapses into” ne anlama gelir?

  1. Durum adlı farklı bir yere hareket eder.
  2. Ölçüm sonucu olarak tek bir belirli durumu aldığı şeklinde açıklanır.
  3. Fiziksel olarak düşüp bir kabın içine girer.
Cevabı göster

Ölçüm sonucu olarak tek bir belirli durumu aldığı şeklinde açıklanır.

Superposition is a game-changer. Deyimler

3:42

Süperpozisyon oyunun kurallarını değiştiren bir şeydir.

Deyimler

Game-changer: mümkün olanları kökten değiştiren şey

Game-changer, eski beklentilerin veya olasılıkların artık geçerli olmayacağı kadar büyük bir durum değişikliği yaratan kişi, fikir, olay ya da teknoloji için kullanılan deyimsel ve sayılabilen bir isimdir. Gerçek bir oyunla ilgili olması gerekmez. Burada konuşmacı, hesaplamanın yapabileceklerini değiştirdiği için süperpozisyonu büyük bir atılım olarak değerlendiriyor. Bu ifade yalnızca tarafsız biçimde bir iyileşme anlatmaz; güçlü ve olumlu bir değerlendirme taşır.

Alıştırma

'A cheap, long-lasting battery would be a game-changer for electric buses,' cümlesinde game-changer ne anlama gelir?

  1. Oyun sırasında kuralları değiştiren biri
  2. Mümkün olanları büyük ölçüde değiştirecek bir şey
  3. Etkisi az olan küçük bir iyileşme
Cevabı göster

Mümkün olanları büyük ölçüde değiştirecek bir şey

Four classical bits can be in one of two to the power of four different configurations at a time. Kelime

3:45

Dört klasik bit aynı anda ikinin dördüncü kuvveti kadar farklı konfigürasyondan birinde olabilir.

Kelime

Two to the power of four: 2^4 ifadesini sesli okuma

Two to the power of four, 2^4 ifadesinin İngilizce sözlü okunuşudur. Two taban, four ise üstür; yani dört tane 2'nin çarpılması anlamına gelir: 2 × 2 × 2 × 2 = 16. Kalıp, taban + to the power of + üs şeklindedir. Buradaki power, güç veya elektrik değil, matematikteki kuvvet ya da üs kavramıdır.

Alıştırma

3^4 ifadesini İngilizce olarak doğru okuyan seçenek hangisidir?

  1. three times four
  2. four to the power of three
  3. three to the power of four
Cevabı göster

three to the power of four

That's 16 possible combinations,

3:50

Bu 16 olası kombinasyon demektir,

out of which you can use just one.

3:52

ve bunlardan sadece birini kullanabilirsiniz.

Four qubits in superposition, however,

3:55

Ancak süperpozisyondaki dört kübit,

can be in all of those 16 combinations at once.

3:57

aynı anda bu 16 kombinasyonun hepsinde olabilir.

This number grows exponentially with each extra qubit. Kalıp ifadeler

4:01

Bu sayı eklenen her kübitle üstel olarak büyür.

Kalıp ifadeler

eklenen her kübitle birlikte üstel olarak büyümek

“Grows exponentially with each extra qubit”, her kübit eklendiğinde sayının aynı çarpanla çarpıldığı anlamına gelir. Burada bu çarpan ikidir; dolayısıyla sayı sabit bir miktar artmak yerine ikinin kuvvetlerini izler. Buradaki exponentially sözcüğünün kesin bir matematiksel anlamı vardır. Girdi değiştikçe tekrarlanan çarpma işlemini anlatır; yalnızca “çok hızlı” anlamına gelmez.

Alıştırma

“The amount of data grows exponentially with each extra sensor,” cümlesinde exponentially ne anlama gelir?

  1. Her ek sensörde aynı sabit miktarda artar.
  2. Her ek sensörde sabit bir çarpanla çarpılır.
  3. Hızla artar, ancak herhangi bir büyüme örüntüsü belirtilmez.
Cevabı göster

Her ek sensörde sabit bir çarpanla çarpılır.

20 of them can already store a million values in parallel. Kelime

4:04

Bunlardan 20 tanesi şimdiden bir milyon değeri paralel olarak depolayabilir.

Kelime

bilişimde in parallel

“In parallel”, birden fazla işlemin veya gösterimin art arda ele alınmak yerine aynı anda gerçekleşmesi anlamına gelir. Bilişim bağlamında işin veya bilginin nasıl düzenlendiğini anlatır; paralel çizgilerin geometrik anlamını taşımaz. Bu cümlede ifade, birçok olası değerin aynı anda temsil edilebildiğine dair basitleştirilmiş düşünceyi anlatır. Tek bir ölçümün bütün bu değerleri ayrı sonuçlar olarak verdiğini iddia etmez.

Alıştırma

Cümleyi “birbiri ardına değil, aynı anda” anlamına gelen iki sözcüklü bilişim ifadesiyle tamamlayın: The two processors handle the jobs ____.

Cevabı göster

in parallel

A really weird and unintuitive property qubits can have is entanglement, Kültür

4:08

Kübitlerin sahip olabileceği gerçekten tuhaf ve sezgilere aykırı bir özellik dolanıklıktır,

a close connection that makes each of the qubits react to a change in the other's state instantaneously,

4:13

her bir kübitin, aralarındaki mesafe ne kadar uzak olursa olsun,

no matter how far they are apart. Dilbilgisi

4:18

diğerinin durumundaki bir değişikliğe anında tepki vermesini sağlayan yakın bir bağlantı.

Kültür

Kuantum fiziğinde entanglement

Bu cümlede entanglement, iki veya daha fazla kuantum sisteminin ayrı bireysel durumlar olarak tam biçimde açıklanamayan ortak bir duruma sahip olduğu bağlantıyı anlatan kuantum fiziği terimidir. Cümle, uzaklık boyunca devam eden bu korelasyonu sezgisel biçimde açıklar. Bu, kullanılabilir bilgilerin ışıktan daha hızlı gönderilebileceği anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir kuantum fiziği yazısında entanglement neyi anlatır?

  1. Kontrol edilebilir mesajları ışıktan daha hızlı gönderme yöntemi
  2. Maddi bir iple fiziksel olarak birbirine bağlanmış iki parçacık
  3. Parçaları birbirinden bağımsız olarak tam biçimde açıklanamayan ortak bir kuantum durumu
Cevabı göster

Parçaları birbirinden bağımsız olarak tam biçimde açıklanamayan ortak bir kuantum durumu

Dilbilgisi

no matter how far ... apart yapısı

Burada no matter how far bir ödünleme koşulu başlatır: mesafe az veya son derece fazla olabilir, ancak ana ifade yine de doğru olarak sunulur. How far olası her uzaklık derecesini temsil eder; doğrudan bir soru değildir. no matter how + sıfat veya zarf kalıbı, “ne kadar ... olursa olsun” anlamına gelir. be apart yapısındaki apart, nesneleri birbirinden ayıran mesafeyi anlatır.

Alıştırma

Cümleyi no matter + soru sözcüğü biçimindeki üç sözcüklü kalıpla tamamlayın: The two friends stay in touch ____ far apart they live.

Cevabı göster

no matter how

This means that when measuring just one entangled qubit, Dilbilgisi

4:20

Bu, sadece bir dolanık kübiti ölçtüğünüzde,

you can directly deduce properties of its partners without having to look. Dilbilgisi

4:23

bakmanıza gerek kalmadan partnerlerinin özelliklerini doğrudan çıkarabileceğiniz anlamına gelir.

Dilbilgisi

when measuring ...: eylemi ana cümlenin öznesi yapar

when measuring just one entangled qubit ifadesinde measuring eyleminin örtük öznesi, ana cümlenin öznesi olan you sözcüğüdür. Açık ve tam biçimi when you are measuring just one entangled qubit şeklindedir. Bu kısaltılmış -ing zaman cümleciği açıklayıcı metinleri daha özlü yapar. Yalnızca -ing eylemini gerçekleştiren kişi ana cümlenin öznesiyle aynıysa kullanılır. Burada qubit ölçülen nesnedir; ölçümü yapan değildir.

Alıştırma

Maya'nın her iki eylemi de yaptığını göstermek için kısaltılmış when cümleciğini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. When checking the results, Maya noticed one missing value.
  2. When checking the results, a missing value caught Maya's attention.
Cevabı göster

When checking the results, Maya noticed one missing value.

Dilbilgisi

without having to look: bir adımın gereksiz olması

Without having to look, bakmanın gerekli olmadığı anlamına gelir. without having to + fiilin yalın biçimi kalıbı, ana eylemin normalde beklenen bir adım veya gereklilik olmadan yapılabildiğini gösterir. Burada vurgulanan yalnızca bakma eyleminin gerçekleşmemesi değil, bakma gereğinin bulunmamasıdır.

Alıştırma

Parola girmenin gereksiz olduğunu göstermek için cümleyi without having to + fiilin yalın biçimi ile tamamlayın: The app signs you in ____ a password.

Cevabı göster

without having to enter

Qubit manipulation is a mind-bender as well. Deyimler

4:28

Kübit manipülasyonu da akıllara durgunluk veren bir şeydir.

Deyimler

mind-bender: zor bir fikri anlatan mecazlı ifade

Mind-bender, anlaşılması çok zor olan ya da bildiğiniz şeyleri yeniden düşünmenize neden olan bir şeyi anlatan gayriresmî bir isimdir. Bu cümlede kübitleri yönlendirmenin sezgiye çok aykırı ve zihinsel olarak zor olduğu anlatılıyor. Bu mecazlı bir ifadedir; bir şeyin beyni gerçekten büktüğünü söylemez. Zorluğun yanı sıra şaşkınlık veya hayranlık da ifade edebilir, bu yüzden mutlaka olumsuz bir değerlendirme değildir.

Alıştırma

The new puzzle is a mind-bender cümlesinde mind-bender ne anlama gelir?

  1. anlaşılması çok zor veya şaşırtıcı bir şey
  2. kolayca tahmin edilebilen bir şey
  3. bir makineyi onarmak için kullanılan bir şey
  4. beyni fiziksel olarak büken bir şey
Cevabı göster

anlaşılması çok zor veya şaşırtıcı bir şey

A normal logic gate gets a simple set of inputs

4:31

Normal bir mantık kapısı basit bir girdiler kümesi alır

and produces one definite output.

4:34

ve belirli bir çıktı üretir.

A quantum gate manipulates an input of superpositions,

4:36

Bir kuantum kapısı ise süperpozisyonlardan oluşan bir girdiyi manipüle eder,

rotates probabilities,

4:40

olasılıkları döndürür,

and produces another superposition as its output.

4:41

ve çıktı olarak başka bir süperpozisyon üretir.

So, a quantum computer sets up some qubits, Öbek fiiller

4:45

Yani, bir kuantum bilgisayarı bazı kübitler kurar,

Öbek fiiller

sets up ... kübitleri sonraki işlemlere hazırlar

Sets up, set up fiil öbeğinin üçüncü tekil şahıs biçimidir. Bir şeyi sonraki adım için hazır hâle getirmek, düzenlemek veya yapılandırmak anlamına gelir. Bu cümlede kuantum bilgisayarı, sonraki işlemlerden ve ölçümden önce kübitleri hazırlar. Nesne qubits'tir. Bilgisayar onları yalnızca bir yere koymaz; hesaplama için gereken başlangıç düzenine getirir.

Alıştırma

The technician sets up the microscope before the lesson cümlesinde sets up burada ne anlama gelir?

  1. Bir yolculuğu başlatmak veya bir olayı tetiklemek
  2. Birini bilerek kandırmak
  3. Bir şeyi dik konuma getirmek
  4. Bir şeyi kullanım için hazırlamak ve düzenlemek
Cevabı göster

Bir şeyi kullanım için hazırlamak ve düzenlemek

applies quantum gates to entangle them and manipulate probabilities,

4:48

onları dolanık hale getirmek ve olasılıkları manipüle etmek için kuantum kapıları uygular

and finally measures the outcome,

4:51

ve son olarak sonucu ölçer,

collapsing superpositions to an actual sequence of zeros and ones.

4:53

süperpozisyonları gerçek bir sıfırlar ve birler dizisine çökertir.

What this means is that you get the entire lot of calculations Anlatım akışı

4:58

Bunun anlamı, kurulumunuzla mümkün olan

that are possible with your setup all done at the same time.

5:01

tüm hesaplamaların aynı anda yapılmasıdır.

Anlatım akışı

What this means is that ile açıklamanın sonucunu sunma

What this means is that, az önce verilen bilgilerin sonucunu veya daha sade bir yorumunu sunar. Buradaki this, daha önce açıklanan sürecin tamamına gönderme yapar; that sonrasındaki sözler ise bu sürecin pratik sonucunu belirtir. Bu kalıpta what, “... olan şey” anlamındadır. Bu nedenle What this means bir isim yan cümlesidir, doğrudan soru değildir. Karmaşık bir noktayı açık bir sonuca dönüştürmek için What X means is that + sonuç kalıbını kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Cümleyi dersteki beş sözcüklü açıklama kalıbıyla tamamlayın: The road is closed. ____ we need another route.

Cevabı göster

What this means is that

Ultimately, you can only measure one of the results,

5:04

Sonuçta, sadece sonuçlardan birini ölçebilirsiniz,

and it will only probably be the one you want,

5:07

ve muhtemelen sadece istediğiniz sonuç olacaktır,

so you may have to double-check and try again.

5:09

bu yüzden tekrar kontrol etmeniz ve yeniden denemeniz gerekebilir.

But by cleverly exploiting superposition and entanglement,

5:12

Ancak süperpozisyon ve dolanıklığı zekice kullanarak,

this can be exponentially more efficient than would ever be possible on a normal computer. Dilbilgisi

5:16

bu, normal bir bilgisayarda asla mümkün olamayacak kadar üstel olarak daha verimli olabilir.

Dilbilgisi

exponentially more efficient than would ever be possible ile üst sınır karşılaştırması

Exponentially more efficient, sorun büyüdükçe avantajın sabit bir miktar eklenerek değil, katlanarak arttığını belirtir. Bu cümlede yalnızca küçük bir hız artışını değil, ölçek büyüdüğünde ortaya çıkan çok büyük bir verimlilik avantajını ifade eder. than yan cümlesi karşılaştırmanın üst sınırını belirler. Than would ever be possible on a normal computer, than could possibly be achieved on a normal computer ifadesinin kısaltılmış ve resmî bir biçimidir. Would varsayımsal sınırı belirtir; ever ise kapsamı düşünülebilecek her duruma genişletir. Geçmiş zamanı anlatmaz.

Alıştırma

Hangi cümle vurgulanan karşılaştırmayı en iyi şekilde yeniden ifade eder?

  1. Yalnızca normal bir bilgisayar mevcut olduğunda verimlidir.
  2. Geçmişteki bir testte bir normal bilgisayardan biraz daha verimliydi.
  3. Sorun büyüdükçe verimlilik avantajı, normal bir bilgisayarın ulaşabileceği düzeyin ötesinde üstel olarak artabilir.
Cevabı göster

Sorun büyüdükçe verimlilik avantajı, normal bir bilgisayarın ulaşabileceği düzeyin ötesinde üstel olarak artabilir.

So, while quantum computers will probably not replace our home computers,

5:21

Bu nedenle, kuantum bilgisayarları muhtemelen ev bilgisayarlarımızın yerini almayacak olsa da,

in some areas, they are vastly superior. Kalıp ifadeler

5:25

bazı alanlarda son derece üstündürler.

Kalıp ifadeler

vastly superior: güçlü bir karşılaştırma

Vastly superior, önemli ve açık biçimde çok daha iyi olmak demektir. Vastly, superior sıfatını güçlendirir; bu nedenle küçük değil, çok büyük bir fark anlatılır. Superior zaten karşılaştırma anlamı taşır. Bu cümlede in some areas ifadesi iddiayı sınırlar: Kuantum bilgisayarlar belirli iş türlerinde daha iyi performans gösterir, her bakımdan değil.

Alıştırma

Hangi cümle güçlü ve resmî bir karşılaştırmayı doğal biçimde ifade eder?

  1. For image analysis, this tool is vastly superior to the old one.
  2. For image analysis, this tool is very better than the old one.
  3. For image analysis, this tool is more superior than the old one.
Cevabı göster

For image analysis, this tool is vastly superior to the old one.

One of them is database searching.

5:28

Bunlardan biri veritabanı aramasıdır.

To find something in a database,

5:30

Bir veritabanında bir şey bulmak için,

a normal computer may have to test every single one of its entries. Kalıp ifadeler

5:32

normal bir bilgisayarın veritabanındaki her bir girdiyi test etmesi gerekebilir.

Kalıp ifadeler

every single one of: hiçbir istisna olmadan

Every single one of, bir gruptaki her bir üyeyi hiçbir istisna olmadan ifade eder. Single, every sözcüğünü vurgular; burada bekâr anlamına gelmez. Yapı, every single one of + belirleyici veya iyelik sözcüğü + çoğul isim şeklindedir; every single one of its entries buna örnektir. İfadenin tamamı özne olduğunda one tekil olduğu için fiil de normalde tekil olur: Every single one of the files is checked.

Alıştırma

Hiçbirinin atlanmadığını vurgulamak için dört sözcüklü yapıyı kullanın: Before the trip, Mia checked ____ the seat belts.

Cevabı göster

every single one of

Quantum algorithms need only the square root of that time, Dilbilgisi

5:36

Kuantum algoritmaları bu sürenin sadece kareköküne ihtiyaç duyar,

which for large databases is a huge difference.

5:39

ki bu da büyük veritabanları için çok büyük bir farktır.

Dilbilgisi

need only: gereken miktarı veya eylemi sınırlamak

need only yapısında only, ana fiil need sözcüğünden sonra gelir ve gereken miktarı ya da eylemi sınırlar. Burada gereken sürenin karşılaştırılan sürenin yalnızca karekökü olduğu anlatılır; sadece kuantum algoritmalarının bir şeye ihtiyaç duyduğu söylenmez. Bu sözcük dizilişi, gereksinimin az olduğunu kısa ve güçlü biçimde vurgular. Only need çoğu zaman neredeyse aynı anlamda kullanılabilir, ancak need only özellikle özenli açıklamalarda ve savlarda yaygındır.

Alıştırma

Talimatı, only sözcüğünü need sözcüğünden sonra getiren iki sözcüklü yapıyla tamamlayın: To open the file, you ____ click this button.

Cevabı göster

need only

The most famous use of quantum computers is ruining IT security.

5:42

Kuantum bilgisayarlarının en ünlü kullanımı BT güvenliğini mahvetmesidir.

Right now, your browsing, email, and banking data

5:47

Şu anda tarama, e-posta ve bankacılık verileriniz

is being kept secure by an encryption system Dilbilgisi

5:50

bir şifreleme sistemi tarafından güvende tutuluyor,

Dilbilgisi

is being kept secure: şimdiki zamanın sürekli edilgen biçimi

Is being kept secure, keep something secure yapısının şimdiki zamanın sürekli edilgen biçimidir. Yapı özne + am/is/are + being + geçmiş zaman ortacıdır: data + is + being + kept. Koruma işlemini şu anda devam eden bir süreç olarak sunar. Secure, veriler için korunan durumu açıklar; by an encryption system ise korumayı sağlayan mekanizmayı belirtir. Being, edilgen fiil öbeğinin bir parçasıdır; tek başına “var olmak” anlamına gelmez.

Alıştırma

Keep fiilinin şimdiki zamanın sürekli edilgen biçimini kullanın: During the software update, customer data ____ secure by a backup system.

Cevabı göster

is being kept

in which you give everyone a public key Kültür

5:52

herkese genel bir anahtar verdiğiniz,

to encode messages only you can decode.

5:54

yalnızca sizin çözebileceğiniz mesajları şifrelemeleri için.

The problem is that this public key

5:57

Sorun şu ki bu genel anahtar

can actually be used to calculate your secret private key.

5:59

aslında gizli özel anahtarınızı hesaplamak için kullanılabilir.

Kültür

public key ve private key: şifrelemedeki görevleri

Bu cümlede public key, başkalarının sizin için veri şifreleyebilmesi amacıyla paylaşılabilen bilgidir. Bununla eşleşen private key ise sahibinin gizli tuttuğu ve bu verilerin şifresini çözmek için kullandığı bilgidir. Buradaki key, fiziksel bir anahtar ya da hesap parolası değil, kriptografik veri anlamına gelir. Bu, public key kullanılarak private key hesaplanmasının neden güvenliği tehdit edeceğini açıklayan basitleştirilmiş bir anahtar çifti modelidir; bütün şifreleme sistemlerini açıklamaz.

Alıştırma

Anlatılan basitleştirilmiş sistemde sahibinin gizli tuttuğu ve mesajların şifresini çözmek için kullandığı anahtarın adı hangisidir?

  1. private key
  2. public key
  3. password
Cevabı göster

private key

Luckily,

6:02

Neyse ki,

doing the necessary math on any normal computer

6:03

herhangi bir normal bilgisayarda gerekli matematiği yapmak

would literally take years of trial and error. Notlar

6:05

kelimenin tam anlamıyla yıllar süren deneme yanılma gerektirir.

Dilbilgisi

would literally take years: koşula bağlı süre tahmini

Would take + bir süre, koşula bağlı tahmin verir: biri hesaplamayı sıradan bir bilgisayarda deneseydi işlem bu kadar zamana ihtiyaç duyardı. Buradaki would, geçmişte tekrarlanan bir alışkanlığı anlatmaz. Literally, years ifadesinin yalnızca bir abartı değil, gerçek bir tahmin olduğunu belirtir. Yeniden kullanılabilen kalıp özne + would take + süre şeklindedir; if koşulu açıkça söylenebilir veya bağlamdan anlaşılabilir.

Alıştırma

Cümleyi gerçek bir koşullu tahmin anlatan dört sözcüklük tam ifadeyle tamamlayın: Without a faster method, the calculation ____.

Cevabı göster

would literally take years

Kalıp ifadeler

trial and error: tekrarlanan denemelerle problem çözmek

Trial and error, bir olasılığı deneyip neyin başarısız olduğunu görerek ve işe yarayan bir sonuç bulunana kadar ayarlamalar yaparak problem çözme veya öğrenme sürecini anlatır. Bu cümlede, normal bir bilgisayarın ihtiyaç duyacağı çok büyük sayıdaki tekrarlı denemeyi vurgular. Burada trial “duruşma” değil, “deneme” anlamındadır; ifadenin tamamı genellikle tek tek sayılabilen olayları değil, bir süreci adlandırır.

Alıştırma

Tekrar tekrar deneyip hataları düzelterek bir şeyi çözmek anlamına gelen sabit ifadeyle cümleyi tamamlayın: We found the right settings through ____.

Cevabı göster

trial and error

But a quantum computer with exponential speedup

6:08

Ancak üstel hızlanmaya sahip bir kuantum bilgisayarı

could do it in a breeze.

6:10

bunu çocuk oyuncağı gibi yapabilir.

Another really exciting new use is simulations.

6:12

Bir başka gerçekten heyecan verici yeni kullanım ise simülasyonlardır.

Simulations of the quantum world are very intense on resources,

6:15

Kuantum dünyasının simülasyonları çok fazla kaynak gerektirir,

and even for bigger structures such as molecules,

6:19

ve moleküller gibi daha büyük yapılar için bile

they often lack accuracy.

6:22

genellikle doğruluğu eksiktir.

So, why not simulate quantum physics Ton ve niyet

6:24

Öyleyse, neden kuantum fiziğini

with actual quantum physics?

6:26

gerçek kuantum fiziğiyle simüle etmeyelim?

Ton ve niyet

Why not simulate quantum physics?: retorik bir öneri

Why not + fiilin yalın hâli? çoğu zaman öneri yapar; her zaman bir neden sormaz. Bir eylemi denemeye değer veya doğal bir sonraki adım olarak sunar. Bu cümlede why not simulate ... anlatımı zor bir problemden önerilen bir çözüme taşır. Simulate, not sözcüğünden hemen sonra yalın fiil biçiminde gelir; önüne to getirilmez ve -ing biçimi kullanılmaz.

Alıştırma

Hangi cümle öneri yapmak için Why not + fiilin yalın hâli yapısını doğru kullanıyor?

  1. Why not to take the train? It is faster.
  2. Why not take the train? It is faster.
  3. Why not taking the train? It is faster.
Cevabı göster

Why not take the train? It is faster.

Quantum simulations could provide new insights on proteins

6:29

Kuantum simülasyonları proteinler hakkında, tıpta devrim yaratabilecek

that might revolutionize medicine.

6:32

yeni içgörüler sağlayabilir.

Right now, we don't know if quantum computers Dilbilgisi

6:34

Şu an için, kuantum bilgisayarlarının

will be just a very specialized tool,

6:36

sadece çok özelleşmiş bir araç mı,

or a big revolution for humanity.

6:38

yoksa insanlık için büyük bir devrim mi olacağını bilmiyoruz.

Dilbilgisi

İki belirsiz sonuç için don't know if ... or ...

Burada don't know if dolaylı bir soru başlatır. If, whether anlamındadır: konuşanlar iki olası gelecekten hangisinin gerçekleşeceğini henüz bilemez. Yan cümlede quantum computers öznedir ve tek bir will be fiil grubu iki seçeneğin de önünde ortak kullanılır: just a very specialized tool ve a big revolution for humanity. Bu, doğrudan soru sırası değil, düz cümle sırasıdır. don't know if/whether X will be A or B kalıbı, iki sonuç hâlâ belirsiz olduğunda kullanışlıdır.

Alıştırma

Hangi cümle gelecekteki iki olası sonuç arasındaki belirsizliği doğru biçimde ifade eder?

  1. We don't know if the project will remain local or grow worldwide.
  2. We don't know if will the project remain local or grow worldwide.
  3. If the project will remain local, it will grow worldwide.
Cevabı göster

We don't know if the project will remain local or grow worldwide.

We have no idea where the limits of technology are, Dilbilgisi

6:41

Teknolojinin sınırlarının nerede olduğu hakkında hiçbir fikrimiz yok,

Dilbilgisi

İç soruda have no idea where ... are

Have no idea hiçbir şekilde bilmemek anlamına gelir, bu nedenle basitçe don't know demekten daha güçlüdür. Where eksik bilgiyi, yani teknolojinin sınırlarının nerede olduğunu belirtir. Where the limits of technology are iç içe geçmiş bir sorudur; bu yüzden özne (the limits of technology) + fiil (are) şeklindeki düz cümle sırasını kullanır. Where are the limits of technology? doğrudan sorusundaki devrik sıra, have no idea ifadesinden sonra kaybolur.

Alıştırma

Hangi cümlede have no idea ifadesinden sonra iç soru doğru kullanılmıştır?

  1. We have no idea where does the nearest station be.
  2. We have no idea where the nearest station is.
  3. We have no idea where is the nearest station.
Cevabı göster

We have no idea where the nearest station is.

and there's only one way to find out. Kalıp ifadeler

6:44

ve bunu öğrenmenin tek bir yolu var.

Kalıp ifadeler

There's only one way to find out: bunu öğrenmenin tek bir yolu var

There's only one way to find out, tahmin yürütmenin veya konuşmanın cevabı vermeyeceğini söyleyerek tartışmayı sonuca bağlar. Birinin denemesi, test etmesi, kontrol etmesi ya da araştırmaya devam etmesi gerekir. Burada find out, 'cevabı öğrenmek veya neyin doğru olduğunu ortaya çıkarmak' demektir. İfadenin tamamı, belirsizliği bir sonraki adımı atma nedenine dönüştürür.

Alıştırma

Test etmenin cevabı öğrenmenin tek yolu olduğunu belirten hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: We cannot tell whether the new battery will last all day. ____.

Cevabı göster

There's only one way to find out

This video is supported by the Australian Academy of Science,

6:47

Bu video, bilimde mükemmelliği teşvik eden ve destekleyen

which promotes and supports excellence in science.

6:50

Avustralya Bilim Akademisi tarafından desteklenmektedir.

Learn more about this topic and others like it

6:54

Bu konu ve benzerleri hakkında daha fazla bilgiyi

at nova.org.au.

6:56

nova.org.au adresinden edinebilirsiniz.

It was a blast to work with them. Deyimler

6:58

Onlarla çalışmak harikaydı.

Deyimler

a blast: çok eğlenceli bir deneyim

a blast ifadesinde blast, çok eğlenceli bir zaman veya deneyim anlamına gelen samimi bir isimdir. It was a blast to work with them, bu kişilerle çalışmanın çok eğlenceli olduğunu söyler. Burada ifade son derece olumludur ve bir patlamadan söz etmez. be a blast kalıbı bir etkinliği, olayı, geziyi veya belirli bir dönemi anlatabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede a blast, çok eğlenceli bir deneyim anlamında kullanılmıştır?

  1. The workers heard a blast from the construction site.
  2. The school festival was a blast, and everyone wants to do it again.
  3. A blast of cold wind came through the open door.
Cevabı göster

The school festival was a blast, and everyone wants to do it again.

So, go check out their site.

7:00

Bu yüzden gidip sitelerine bir göz atın.

Our videos are also made possible by your support on patreon.com. Kalıp ifadeler

7:02

Videolarımız aynı zamanda patreon.com üzerinden verdiğiniz destekler sayesinde mümkün oluyor.

Kalıp ifadeler

be made possible by: bir sonucu neyin mümkün kıldığını belirtmek

Bu cümlede are made possible by, videoların sizin desteğiniz sayesinde üretilebildiğini belirtir. Videolar sonuçtur; Patreon’daki destek ise bu sonucu mümkün kılan unsurdur. Sonuç + be + made possible + by + ad öbeği kalıbı, bir sonucu mümkün kılan kişiyi, kaynağı veya koşulu gösterir. Önemli bir katkıyı takdir eder ancak bunun tek neden olduğunu ya da destekçinin sonucu doğrudan yarattığını ileri sürmez.

Alıştırma

Teşekkür cümlesini bu nottaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The free art program was ____ support from local families.

Cevabı göster

made possible by

If you want to support us

7:06

Bizi desteklemek

and become part of the Kurzgesagt bird army,

7:08

ve Kurzgesagt kuş ordusunun bir parçası olmak isterseniz,

check out our Patreon page.

7:10

Patreon sayfamıza göz atın.