Tavuk neden bu kadar ucuz?: İngilizce çalışma notları

The Economist

Öğrenme zorluğu
817 kelime 168 kel/dk

Video tanıtımı: Seçici yetiştirme ve otomasyon etlik piliçlerin daha hızlı büyümesini ve ucuzlamasını sağladı; film bu kazanımları sağlık, genetik, refah ve talep sorunlarıyla ilişkilendiriyor. Başlıca İngilizce noktaları: 1. it wasn't until the 1940s that — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: büyük ölçekli yetiştirmenin geç başlayan tarihsel dönüm noktasını vurgulayın. 2. comes at a cost. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: verimlilikten sağlık ve genetik risk gibi parasal olmayan bedellere geçin. 3. If the demand was there, we'd all be doing it. — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: hayalî talebin üreticilerin neden harekete geçmediğini açıkladığı, şimdiki zamana aykırı koşulu anlayın.

Bu derste

Chickens are the most populous bird on the planet.

0:02

Tavuklar gezegendeki en kalabalık kuş türüdür.

There are 23 billion of them at any given time. Kalıp ifadeler

0:05

Herhangi bir zamanda onlardan 23 milyar tane bulunur.

Kalıp ifadeler

at any given time: herhangi bir anda

At any given time, “değerlendirmek için hangi tek an seçilirse seçilsin” anlamına gelir. Burada 23 milyar, bir gün, yıl veya daha uzun süre boyunca birikmiş toplamı değil, tek bir anda var olan sayıyı gösterir. Bu ifadede given, “birine verilmiş” değil, “seçilmiş” veya “belirlenmiş” demektir. Farklı anlarda kontrol edilebilen sürekli bir düzeyi, sınırı veya anlık durumu anlatmak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Hangi cümlede at any given time, ele alınan herhangi bir tek anda geçerli olan bir sayıyı anlatır?

  1. The clinic treated 30 patients over the whole year.
  2. The clinic will treat 30 patients tomorrow morning.
  3. The clinic can treat up to 30 patients at any given time.
Cevabı göster

The clinic can treat up to 30 patients at any given time.

That's 10 times more than any other bird. Dilbilgisi

0:09

Bu, diğer tüm kuşlardan 10 kat daha fazladır.

Dilbilgisi

10 times more than: on katlık karşılaştırma

10 times more than çarpımsal bir karşılaştırma kurar. Bu cümlede anlatılmak istenen, tavukların sayısının diğer herhangi bir kuş türünün sayısının yaklaşık on katı olduğudur; than sonrasındaki any other bird karşılaştırma ölçütüdür. Bu ifade “10 kuş daha fazla” anlamına gelmez. times önündeki sayı karşılaştırmanın katını gösterirken than karşılaştırılan ölçütü tanıtır.

Alıştırma

Bu cümlede 10 times more than ne anlama gelir?

  1. Tavukların sayısı diğer tüm kuşların sayısıyla aynıdır.
  2. Tavukların sayısının diğer herhangi bir kuşun sayısının yaklaşık on katı olduğu kastedilir.
  3. Diğer kuşlardan yalnızca 10 tavuk daha fazladır.
Cevabı göster

Tavukların sayısının diğer herhangi bir kuşun sayısının yaklaşık on katı olduğu kastedilir.

It's an astonishing achievement for a bird

0:12

Bir kuş için şaşırtıcı bir başarı,

that originated as a small wild jungle bird in Southeast Asia.

0:15

özellikle Güneydoğu Asya'da küçük yaban orman kuşu olarak ortaya çıktığı düşünülürse.

It's by far the fastest growing meat product. Dilbilgisi

0:22

Şu ana kadar en hızlı büyüyen et ürünüdür.

Dilbilgisi

by far the fastest growing: açık ara en hızlı büyüyen

By far, the fastest growing üstünlük yapısını güçlendirir. Farkın büyük olduğunu, yani bu ürünün büyüme oranının karşılaştırılan diğer et ürünlerinden çok daha yüksek olduğunu belirtir. Buradaki fastest growing, bir hayvanın ne kadar hızlı büyüdüğünü değil, ürünün pazarının veya satışlarının ne kadar hızlı arttığını anlatır. Bu yapıda belirgin bir fark göstermek için by far üstünlük ifadesinden önce kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi büyük bir farkla anlamındaki iki sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: Of all the routes, this is ____ the quickest.

Cevabı göster

by far

But pound for pound, Deyimler

0:26

Ancak aynı ağırlık bazında,

the price of chicken has fallen sharply.

0:27

tavuk fiyatları keskin bir şekilde düştü.

Deyimler

pound for pound: eşit ağırlık temelinde

Pound for pound, eşit ağırlıklar karşılaştırıldığında veya her bir pound ağırlık için anlamına gelir. Ana iddiadan önce adil bir karşılaştırma çerçevesi kurar. Bu cümlede iki pound da ağırlık birimidir ve anlatılan, aynı miktardaki tavuğun fiyatıdır; İngiliz para birimi değildir. Bu yapı, ağırlık veya boyut farkları hesaba katıldıktan sonra performans, güç ya da değer karşılaştırmak için de genişletilebilir.

Alıştırma

İki bisikletin eşit ağırlık temelinde karşılaştırıldığını belirten ifade hangisidir?

  1. per pound
  2. pound for pound
  3. pound by pound
Cevabı göster

pound for pound

How has this happened?

0:30

Bu nasıl oldu?

This farm is at the forefront of a technology revolution Deyimler

0:41

Bu çiftlik bir teknoloji devriminin ön saflarında yer alıyor,

that has drastically changed chicken farming.

0:45

tavuk yetiştiriciliğini büyük ölçüde değiştiren bir devrimin.

Deyimler

at the forefront of: ön saflarında olmak

At the forefront of, önemli bir gelişme veya faaliyet alanında öncü konumda olmak demektir. Burada çiftliği teknoloji devrimine erken dönemde ve etkin biçimde katılan bir aktör olarak gösterir. Bu ifade fiziksel bir konumu değil, liderliği ve ileri düzeyde katılımı belirtir. Ayrıca teknolojiyi yalnızca bu çiftliğin icat ettiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi ‘bir alanda lider konumda olmak’ anlamındaki ifadeyle tamamlayın: Our hospital is ____ robotic surgery.

Cevabı göster

at the forefront of

It's run by David Speller,

0:49

David Speller tarafından yönetiliyor,

who's pioneered the use of CCTV and CO2 monitors in chicken sheds. Kalıp ifadeler

0:51

tavuk kümeslerinde CCTV ve CO2 monitörlerinin kullanımına öncülük eden kişi.

Kalıp ifadeler

pioneered the use of: kullanımına öncülük etti

Burada pioneered bir fiildir. Pioneered the use of, bir kişinin bir şeyi kullanmanın pratik yolunu ilk tanıtan, geliştiren veya yerleştiren kişiler arasında olduğunu belirtir. İfade, David Speller'a CCTV ve CO2 monitörlerinin bu kullanımında liderlik rolü verir. Ancak cihazların kendisini onun icat ettiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle, Lina'nın bir uygulama yaygınlaşmadan önce onun yerleşmesine yardımcı olduğunu açıkça belirtir?

  1. Lina pioneered the use of 3D printing for custom medical supports.
  2. Lina used a 3D printer to make one medical support.
  3. Lina bought a medical support made with a 3D printer.
Cevabı göster

Lina pioneered the use of 3D printing for custom medical supports.

Along with his own farm,

0:56

Kendi çiftliğinin yanı sıra,

he works as a consultant,

0:58

bir danışman olarak da çalışıyor,

overseeing the raising of around 3 million chickens in the UK.

0:59

İngiltere'de yaklaşık 3 milyon tavuğun yetiştirilmesini denetliyor.

You can't get away from the scale. Öbek fiiller

1:05

Bu ölçekten kaçamazsınız.

Öbek fiiller

can't get away from: kaçınılmaz bir gerçek

Bu cümlede can't get away from, “kaçınamamak veya görmezden gelememek” anlamına gelir. Konuşmacı, çok büyük ölçeğin önemli ve göz ardı edilemez bir gerçek olduğunu söylüyor; birinin fiziksel olarak bir yerden ayrılamadığını söylemiyor. get away from + isim yapısı gerçek anlamda uzaklaşmayı anlatabilir. Ancak ardından bir fikir, gerçek, sorun veya sonuç geldiğinde genellikle onunla yüzleşmekten ya da etkilenmekten kaçınmak anlamına gelir. can't eklendiğinde o şeyin kaçınılmaz olduğu belirtilir.

Alıştırma

Cümleyi derste geçen ve “kaçınamamak veya görmezden gelememek” anlamına gelen dört kelimelik ifadeyle tamamlayın: We may debate the details, but we ____ the main issue.

Cevabı göster

can't get away from

You know, there are 45,000 birds in this barn

1:07

Biliyorsunuz, bu ahırda 45.000 kuş var,

managed by one computer.

1:10

tek bir bilgisayar tarafından yönetilen.

Two men will run 200,000 birds for me. Kelime

1:13

Benim için iki kişi 200.000 kuşu yönetecek.

Kelime

run: bir operasyonu yönetmek

Burada run, “yönetmek veya işletmek” anlamına gelir. İki kişi, çok büyük sayıda kuşun yetiştirilmesiyle ilgili işlerden ve sistemlerden sorumlu olacaktır; kuşları koşturmayacaklardır. Bu anlam, kuruluşlar ve operasyonlarla birlikte yaygındır: run a business, run a farm, run a project. Hayvancılık dilinde run + hayvan sayısı yapısı, o kadar hayvanla ilgili üretim operasyonunu yönetme fikrini kısa biçimde de ifade edebilir.

Alıştırma

“Yönetmek veya işletmek” anlamıyla cümleyi en iyi tamamlayan fiil hangisidir? Jordan was hired to ___ the new café.

  1. move
  2. race
  3. run
Cevabı göster

run

Chickens were first domesticated

1:18

Tavuklar ilk olarak evcilleştirildi

over 8,000 years ago.

1:20

8.000 yıldan fazla bir süre önce.

But it wasn't until the 1940s Dilbilgisi

1:22

Ancak 1940'lara kadar

that major efforts were made to create a super breed.

1:24

süper bir cins yaratmak için büyük çabalar sarf edilmedi.

Dilbilgisi

It wasn't until ... that ... yapısı

Geç gerçekleşen bir dönüm noktasını vurgulamak için It wasn't until + zaman + that + olay yapısını kullanın. Bu yapı, olayın o zamandan önce gerçekleşmediğini ve o anda ya da sonrasında gerçekleştiğini belirtir. Bu cümlede olumsuzluk major efforts ifadesini değil, zaman çerçevesini etkiler. Cümle büyük çaplı çalışmaların gerçekten yapıldığını, ancak 1940'lara gelindiğinde başladığını doğrular.

Alıştırma

Cümleyi dersteki vurgulu zaman yapısıyla tamamlayın: ____ midnight ____ the rain finally stopped.

Cevabı göster

It wasn't until · that

The Chicken of Tomorrow competition in America

1:28

Amerika'daki "Yarının Tavuğu" yarışması

would change chickens forever.

1:31

tavukları sonsuza dek değiştirecekti.

The aim of that competition was to try and encourage the development Dilbilgisi

1:33

Bu yarışmanın amacı, gelişimi teşvik etmeye çalışmaktı;

of a fast-growing chicken

1:38

hızlı büyüyen bir tavuğun,

that could provide a larger amount of uh protein at an affordable cost. Kalıp ifadeler

1:41

uygun maliyetle daha yüksek miktarda protein sağlayabilecek.

Dilbilgisi

The aim of ... was to ... yapısı

Amaçlanan bir hedefi açık ve rapor tarzında ifade etmek için The aim of + isim öbeği + was to + fiilin yalın hâli yapısını kullanın. İsim öbeği etkinliği veya projeyi belirtir; to ile kurulan mastar ise neyin başarılmasının amaçlandığını açıklar. Buradaki that competition, daha önce tanımlanmış bir yarışmaya gönderme yapar. Aim, amaçlanan hedefi anlatır; hedefe ulaşılıp ulaşılmadığını söylemez.

Alıştırma

Resmî amaç cümlesini dersteki yapıyla tamamlayın: ____ the school campaign ____ reduce plastic waste.

Cevabı göster

The aim of · was to

Kalıp ifadeler

at an affordable cost: karşılanabilir bir maliyetle

Bu cümlede at an affordable cost, masrafı ödeyen kişiler veya sistem için gider aşırı yükselmeden daha fazla protein üretilebileceği ya da sağlanabileceği anlamına gelir. Affordable, mutlak anlamda ucuz olanı değil, makul biçimde ödenebilecek olanı anlatır. at + a/an + sıfat + cost yapısı, bir sonuca ulaşmak için gereken masrafı belirtir. Bir ürünün, hizmetin veya planın mali açıdan uygulanabilir olup olmadığını değerlendirirken kullanışlıdır.

Alıştırma

Örnekte at an affordable cost ne anlama geliyor?

  1. hiç para harcamadan
  2. ödemesi beklenen kişinin makul ölçüde karşılayabileceği bir giderle
  3. her yerde mevcut olan en düşük fiyatla
Cevabı göster

ödemesi beklenen kişinin makul ölçüde karşılayabileceği bir giderle

The success of the contest proved conclusively

1:47

Yarışmanın başarısı kesin olarak kanıtladı

that it is possible to breed chickens

1:50

tavukları yetiştirmenin mümkün olduğunu

with superior meat type characteristics.

1:52

üstün et türü özelliklerine sahip.

Today, the life cycle of broilers, Kelime

1:56

Bugün piliçlerin yaşam döngüsü,

chickens that are bred purely for their meat,

1:58

tamamen etleri için yetiştirilen tavukların,

is entirely preordained.

2:00

tamamen önceden belirlenmiştir.

Kelime

broilers: et için yetiştirilen tavuklar

Broilers, broiler sözcüğünün çoğuludur ve esas olarak et üretimi için özel olarak yetiştirilen tavukları ifade eden bir tarım terimidir. Virgülden sonraki chickens that are bred purely for their meat ifadesi terimi doğrudan tanımlar; dil bilgisi açısından bu bir açıklayıcı eş görevli ögedir. Burada broilers, yetiştirme amacına göre sınıflandırılan canlı bir kümes hayvanı türünü adlandırır. Pişmiş tavuk veya ızgara yapmaya yarayan bir ekipman anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi dersteki tarım terimiyle tamamlayın: On this farm, chickens raised mainly for meat are called ____.

Cevabı göster

broilers

They grow faster and bigger than ever before, Dilbilgisi

2:02

Eskisinden daha hızlı ve daha büyük büyüyorlar,

Dilbilgisi

Her zamankinden daha hızlı ve daha büyük

Faster ve bigger, and ile bağlanan iki karşılaştırma biçimidir. Faster büyüme hızını, bigger ise tavukların ulaştığı büyüklüğü anlatır. Than ever before, belirli bir tavukla karşılaştırma yapmak yerine mevcut durumu ilgili geçmişteki tüm dönemlerden daha ileri gösterir. Yeniden kullanılabilecek kalıp comparative + and + comparative + than ever before şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki üç kelimelik hedef ifadeyle tamamlayın: After months of practice, Lena can solve the puzzle faster ____.

Cevabı göster

than ever before

and they can only live supported by human technology.

2:05

ve yalnızca insan teknolojisiyle desteklenerek yaşayabilirler.

Modern uh industrialized farming

2:10

Modern endüstriyel tarım

requires the use of artificial light,

2:13

yapay ışık kullanımını gerektirir,

artificial temperature.

2:15

ve yapay sıcaklığı.

The whole life of these birds

2:16

Bu kuşların tüm hayatı

is effectively controlled through technology.

2:18

etkili bir şekilde teknoloji aracılığıyla kontrol ediliyor.

Chickens have changed so quickly,

2:24

Tavuklar o kadar çabuk değişti ki,

they are now four times Dilbilgisi

2:26

onlar artık

the size they were in the 1950s.

2:27

1950'lerdeki boyutlarının dört katı büyüklüğündeler.

Dilbilgisi

Geçmişteki büyüklüklerinin dört katı

Four times the size, tavukların şimdiki büyüklüğünün 1950'lerdeki büyüklüklerinin 4 katı olduğu anlamına gelir. Bu ifade toplam oranı belirtir: şimdiki büyüklüğün geçmişteki büyüklüğe bölümü 4'tür. They were in the 1950s yan cümlesi, karşılaştırmanın temeli olan önceki büyüklüğü verir. Günümüzdeki tavukların eski büyüklüğe dört eski büyüklük daha ekleyip sonuçta başlangıç büyüklüğünün 5 katına ulaştığı anlamına gelmez.

Alıştırma

'The new tank is four times the size the old tank was,' cümlesindeki kesin karşılaştırma nedir?

  1. Yeni deponun büyüklüğü eski deponun büyüklüğünün 4 katıdır.
  2. Yeni depo eski depodan 4 birim daha büyüktür.
  3. Yeni deponun büyüklüğü, eski büyüklük ile ona eşit dört miktarın toplamıdır; dolayısıyla eski büyüklüğün 5 katıdır.
Cevabı göster

Yeni deponun büyüklüğü eski deponun büyüklüğünün 4 katıdır.

90,000 chicks at a time get delivered.

2:32

Bir seferde 90.000 civciv teslim ediliyor.

It's our job to nurture them

2:35

Onları beslemek bizim işimiz

and farm them up to a bird

2:37

ve bir kuş haline gelene kadar onları yetiştirmek

that's then ready to go back for processing.

2:38

ardından işlenmek üzere geri dönmeye hazır olana kadar.

That starts around day 34.

2:41

Bu, yaklaşık 34. günde başlar.

The biggest birds for us off this farm

2:44

Bizim için bu çiftlikteki en büyük kuşlar

are around 39 days of age.

2:45

yaklaşık 39 günlükler.

Then we have a really frantic 7 to 10 days

2:47

Sonra gerçekten çılgınca geçen bir 7 ila 10 günümüz oluyor

to clean everywhere,

2:50

her yeri temizlemek,

get it all nice and warm

2:51

her şeyi güzel ve sıcak hale getirmek

and fresh ready for the next batch of chicks.

2:52

ve yeni civciv partisi için temiz ve hazır tutmak için.

We do that 7 and 1/2, 8 times a year.

2:55

Bunu yılda 7 buçuk, 8 kez yapıyoruz.

This efficiency is passed on to the consumer. Öbek fiiller

2:59

Bu verimlilik tüketiciye aktarılır.

Öbek fiiller

passed on to the consumer: faydayı tüketiciye aktarmak

“passed on to the consumer” ifadesinde passed on, bir şeyi başka bir kişiye veya gruba aktarmak anlamına gelir. Burada daha yüksek verimlilikten doğan fayda tedarik zinciri boyunca tüketiciye ulaşır ve genellikle daha iyi bir fiyat ya da daha yüksek değer olarak yansır. Edilgen yapı olan “is passed on”, aktarımı kimin yaptığından çok faydayı en sonunda kimin aldığını vurgular. Genel yapı pass something on to someone şeklindedir.

Alıştırma

passed on ifadesinin bir faydanın sonraki alıcıya aktarılması anlamında kullanıldığı cümleyi seçin.

  1. The manager passed on the invitation.
  2. The manufacturer passed the savings on to buyers.
  3. The manager passed the file to her assistant.
Cevabı göster

The manufacturer passed the savings on to buyers.

It's good value. Kelime

3:03

Paranızın tam karşılığı.

I don't like referring to it as cheap.

3:04

Bundan ucuz diye bahsetmekten hoşlanmıyorum.

Kelime

good value ... cheap: fiyatına değen şey ile ucuz arasındaki fark

“It's good value” ifadesi, alınan şeyin ödenen fiyata değdiği anlamına gelir. Good value; fiyat ile kalite, kullanım veya alınan miktar arasındaki dengeyi olumlu biçimde değerlendirir ve mutlaka en düşük fiyatı ifade etmez. Cheap ise esas olarak düşük fiyata odaklanır. Bağlama göre tarafsız olabilir, ancak düşük kalite veya düşük değer izlenimi de verebilir. Burada konuşan kişi, söz konusu şeyin değerini küçültmeden uygun fiyatı övmek için good value ifadesini seçer.

Alıştırma

Odaları rahat ve fiyatı makul olan bir oteli övmek istiyorsunuz. Hangi cümle en uygundur?

  1. It's expensive.
  2. It's cheap.
  3. It's good value.
Cevabı göster

It's good value.

These are not cheap.

3:06

Bunlar ucuz değil.

These are animals.

3:07

Bunlar hayvan.

They have a worth.

3:07

Bir değerleri var.

But it is great value.

3:09

Ancak harika bir fiyat-performans ürünü.

It is uniform.

3:10

Standarttır.

It's healthy for you,

3:11

Sizin için sağlıklı,

and consumers love it.

3:12

ve tüketiciler onu seviyor.

The reality of farming any animal for meat

3:15

Herhangi bir hayvanı et için yetiştirmenin gerçeği,

is you take it to its optimal place,

3:18

onu en uygun duruma getirmenizdir,

and then you take it to turn it for human consumption.

3:20

ve ardından onu insan tüketimine dönüştürmek için almanızdır.

These birds, 38, 39 days,

3:24

Bu kuşlar, 38, 39 gün,

is as far as we want to take them

3:26

satın almak istediğimiz ürün için

for the product that we want to buy.

3:28

onları götürmek istediğimiz en uç noktadır.

A barnyard chicken can live up to 10 years, Kalıp ifadeler

3:30

Bir çiftlik tavuğu 10 yıla kadar yaşayabilir,

Kalıp ifadeler

live up to 10 years: 10 yıla kadar yaşamak

Burada live up to 10 years, “en fazla 10 yıllık bir ömre ulaşmak” anlamına gelir. Up to olası üst sınırı belirtir; bu nedenle her köy tavuğunun 10 yıl yaşadığını söylemez. Aktarılabilir kalıp can live up to + süre şeklindedir. Olası en uzun yaşam süresini belirtirken kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi dersteki en uzun yaşam süresi ifadesiyle tamamlayın: With good care, this tortoise can ____ 100 years.

Cevabı göster

live up to

showing the huge evolutionary change Kalıp ifadeler

3:33

bu da muazzam evrimsel değişimi gösteriyor

the broilers have undergone.

3:36

piliçlerin geçirdiği.

Kalıp ifadeler

evolutionary change ... have undergone: geçirilen evrimsel değişim

The huge evolutionary change the broilers have undergone ad öbeğinde the broilers have undergone, change sözcüğünü niteler. Anlamı “the huge evolutionary change that the broilers have experienced” şeklindedir; ilgi sözcüğü that atılmıştır. Undergo, genellikle özne üzerinde etkili olan bir süreç veya olayı yaşamak ya da geçirmek anlamına gelir. Değişime uğrayanlar etlik piliçlerdir; değişime etkin biçimde neden olan onlar değildir.

Alıştırma

Cümleyi undergo fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The report explains the major changes the city has ____ since 2010.

Cevabı göster

undergone

But selective breeding on a global scale

3:38

Ancak küresel ölçekte seçici üremenin

comes at a cost. Deyimler

3:41

bir bedeli var.

Deyimler

comes at a cost: bir bedeli olmak

“Comes at a cost”, bir yararın veya başarının istenmeyen bir sonuç da doğurduğu anlamına gelir. Buradaki cost yalnızca para değildir; sağlık sorunları ve genetik çeşitliliğin azalması gibi zararları da kapsar. Bu ifade bir ödünleşmeyi düzenli biçimde sunmaya yardımcı olur: önce avantaj kabul edilir, ardından olumsuz tarafın da dikkate alınması gerektiği belirtilir.

Alıştırma

“The faster delivery service is convenient, but it comes at a cost: drivers face more pressure,” cümlesinde “comes at a cost” neyi belirtir?

  1. Teslimat hizmeti ücretsizdir.
  2. Kolaylık aynı zamanda olumsuz bir sonuca yol açıyor.
  3. Baskının daha hızlı teslimatla hiçbir ilgisi yoktur.
Cevabı göster

Kolaylık aynı zamanda olumsuz bir sonuca yol açıyor.

If the chickens live beyond their planned life,

3:43

Tavuklar planlanan ömürlerinden daha uzun yaşarlarsa,

they develop huge medical problems.

3:46

büyük tıbbi sorunlar geliştirirler.

These birds can't then sustain that rapid weight growth

3:49

Bu kuşlar daha sonra bu hızlı kilo artışını sürdüremezler

beyond the point at which they're normally slaughtered,

3:52

normalde kesildikleri noktanın ötesinde,

because their bodies can't cope with it. Kalıp ifadeler

3:55

çünkü vücutları bununla başa çıkamaz.

Kalıp ifadeler

cope with + bir zorluk

“Cope with”, zor bir durum, baskı veya değişimle başa çıkmak, ona dayanmak ya da yeterince etkili biçimde karşılık vermek anlamına gelir. Bu cümlede vücutlar, “it” sözcüğünün gönderme yaptığı hızlı büyümeye dayanamamaktadır. “Cope” normalde geçişsizdir. Zorluğa neden olan şeyi adlandırdığınızda “with” kullanın: cope with pressure, cope with change, cope with it.

Alıştırma

Cümleyi cope sözcüğünün doğru biçimi ve gerektirdiği edatla tamamlayın: After moving to a much busier school, Mia learned to ____ the extra pressure.

Cevabı göster

cope with

And it also puts huge amounts of pressure Kalıp ifadeler

3:57

Ve bu da büyük miktarda baskı yaratır

on their internal organs as well.

3:59

iç organlarında da.

Kalıp ifadeler

Ağır yükü puts huge amounts of pressure on ile ifade etmek

Put pressure on + isim, bir kişinin, sistemin veya vücut bölümünün zorlanmasına ya da ağır bir yük taşımasına neden olmak demektir. Burada hızlı büyüme tavukların iç organlarını zorluyor; pressure, ölçülmüş fiziksel basınç değil, fizyolojik yük anlamındadır. Huge amounts of, pressure sözcüğünün derecesini güçlü biçimde artırır. Kalıp put + miktar ifadesi + pressure + on + etkilenen hedef şeklindedir; puts, tekil özne it ile uyumludur.

Alıştırma

Hangi cümle bir sistem üzerindeki ağır yükü anlatmak için hedef kalıbı doğal biçimde kullanıyor?

  1. The extra traffic makes huge amounts of pressure to the old bridge.
  2. The extra traffic puts huge amounts of pressure on the old bridge.
  3. The extra traffic puts huge amounts of pressure at the old bridge.
Cevabı göster

The extra traffic puts huge amounts of pressure on the old bridge.

And there are concerns the chicken industry Anlatım akışı

4:02

Ayrıca tavukçuluk endüstrisinin

is relying on an increasingly small gene pool. Kelime

4:04

giderek küçülen bir gen havuzuna güvendiği yönünde endişeler var.

Anlatım akışı

Temkinli bir haber kalıbı olarak there are concerns

There are concerns, varlık bildiren bir haber anlatımı kalıbıdır: önce endişelerin bulunduğunu söyler, ardından gelen yan cümle bu endişelerin içeriğini verir. Böylece belirli bir kişi veya grubu kaynak olarak adlandırmadan konuyu öne çıkarır. Bu kalıp temkinlidir, ancak kanıt sunmaz. Bir riskin tartışıldığını bildirir; riskin gerçek veya kesin olduğunu tek başına kanıtlamaz.

Alıştırma

Hangi cümle kimin endişelendiğini söylemeden veya konunun kanıtlandığını iddia etmeden sorunu temkinli biçimde tanıtıyor?

  1. We are concerned that the data may be incomplete.
  2. There is proof that the data is incomplete.
  3. There are concerns that the data may be incomplete.
Cevabı göster

There are concerns that the data may be incomplete.

Kelime

gene pool: gen havuzu

Biyolojide gene pool, bir popülasyon veya üreme grubunda bulunan genetik varyantların tamamıdır. Buradaki pool, su dolu bir yer değil, paylaşılan bir birikim anlamına gelir. Giderek küçülen bir gene pool, tavukların zamanla genetik olarak daha çok birbirine benzediği anlamına gelir. Genetik çeşitliliğin azalması seçici yetiştiriciliği zorlaştırabilir ve birçok hayvanın aynı zayıflıkları paylaşma riskini artırabilir.

Alıştırma

Bu cümlede an increasingly small gene pool ne anlama geliyor?

  1. Tavuklar genetik olarak giderek daha çok birbirine benziyor.
  2. Tavukların suya erişimi azalıyor.
  3. Tavukların sayısı kesinlikle azalıyor.
Cevabı göster

Tavuklar genetik olarak giderek daha çok birbirine benziyor.

Pretty chicks?

4:08

Sevimli civcivler mi?

Yes, sir.

4:10

Evet, efendim.

Alike as two peas in a pod. Deyimler

4:12

Bir elmanın iki yarısı gibiler.

Deyimler

Alike as two peas in a pod: birbirine çok benzeyen

Two peas in a pod, görünüşü veya davranışı son derece benzer olan iki kişi, hayvan ya da nesne için kullanılan bir deyimdir. Aynı kabukta yan yana büyüyen iki bezelye görüntüsünü canlandırır. Bu sözde Alike as ... kısa ve eksiltili bir yorumdur; eksiksiz bir cümle için en güvenli örnek değildir. Günlük konuşmada They are like two peas in a pod veya They are as alike as two peas in a pod deyin.

Alıştırma

Bu cümledeki deyimi tamamlayın: “The twins dress the same and laugh at the same jokes; they are like ____.”

Cevabı göster

two peas in a pod

If all of these chickens have the same genetics,

4:15

Tüm bu tavuklar aynı genetiğe sahipse,

they're all fed the same food,

4:19

hepsi aynı yiyecekle besleniyorsa,

they're actually very vulnerable to diseases Kalıp ifadeler

4:21

hastalıklara karşı aslında çok savunmasızdırlar

that come in because they're all identical.

4:24

hepsi birbirinin aynısı olduğu için içeri giren hastalıklara.

Kalıp ifadeler

vulnerable to diseases: hastalıklara karşı savunmasız

Bu cümlede vulnerable to diseases, tavukların genetik çeşitliliği çok az olduğu için “hastalıklardan kolayca zarar görebilecek durumda” demektir. Vulnerable bir riske açık olmayı anlatır; zararın kesin olarak gerçekleştiğini göstermez. Kalıp vulnerable to + isim veya -ing biçimidir. Buradaki to bir edattır; diseases ise riski adlandırır.

Alıştırma

Cümleyi vulnerable ve onunla kullanılan sabit edatla tamamlayın: Without security updates, older phones are ____ cyberattacks.

Cevabı göster

vulnerable to

So, if one bird is affected, Dilbilgisi

4:27

Dolayısıyla bir kuş etkilenirse,

all the birds will be affected.

4:28

tüm kuşlar etkilenecektir.

Dilbilgisi

Bir kuş etkilenirse bütün kuşlar etkilenecektir

Bu birinci koşul yapısıdır: if + geniş zaman, gerçekleşmesi mümkün gerçek bir koşulu anlatır; will + fiilin yalın biçimi ise beklenen gelecek sonucunu verir. one bird ile all the birds arasındaki karşıtlık, tek bir vakanın bütün grubu etkileyen bir sonuca yol açabileceğini gösterir. Her iki yan cümlede de edilgen yapı kullanılır: is affected ve will be affected. Buradaki affected geçmiş zaman fiili değil, geçmiş zaman ortacıdır.

Alıştırma

Hangi cümle olası bir gelecek sonucunu öngörmek için birinci koşul yapısını doğru kullanır?

  1. If one machine is damaged, the whole line will affected.
  2. If one machine is damaged, the whole line will be affected.
  3. If one machine will be damaged, the whole line is affected.
Cevabı göster

If one machine is damaged, the whole line will be affected.

Keeping chickens in battery cages was banned in the EU in 2012. Kültür

4:32

Tavukları batarya kafeslerde tutmak 2012 yılında AB'de yasaklandı.

Kültür

battery cages: kümes hayvanı barındırma terimi

Buradaki battery cages, yumurta tavuklarını barındırmak için sıralar veya katlar hâlinde düzenlenmiş küçük tel kafeslerdir ve genellikle her kafeste birden fazla tavuk tutulur. Battery burada benzer birimlerden oluşan gruplanmış bir diziyi ifade eder; elektrikle ilgisi yoktur. Bu ifade hayvancılık, hukuk ve hayvan refahı haberlerinde kullanılan yerleşik bir terimdir. Bu cümlede AB yasağının kapsadığı barındırma sistemini adlandırır.

Alıştırma

“The farm is replacing its battery cages,” cümlesinde battery cages nedir?

  1. Tavukları barındırmak için sıralar veya katlar hâlinde düzenlenmiş küçük kafesler
  2. Pille çalışan kafesler
  3. Kuşların hareket edebildiği çitli açık hava alanları
Cevabı göster

Tavukları barındırmak için sıralar veya katlar hâlinde düzenlenmiş küçük kafesler

But some people want to create better lives for broiler chickens.

4:37

Ancak bazı insanlar piliçler için daha iyi hayatlar yaratmak istiyor.

Free-range birds have more access to open-air runs, Kelime

4:42

Serbest gezen kuşlar açık hava alanlarına daha fazla erişebilirken,

Kelime

open-air runs: hayvanlar için açık hava alanları

Bu hayvancılık bağlamında run, hayvanların hareket edebildiği çitle çevrili veya başka bir şekilde sınırlandırılmış bir alandır. Open-air, runs sözcüğünü niteler; dolayısıyla open-air runs açık hava egzersiz alanları anlamına gelir, koşma eylemini veya bir şeyin art arda çalışmasını değil. Runs burada sayılabilir bir ismin çoğul biçimidir. Aynı isim chicken run, dog run ve outdoor run gibi birleşimlerde de görülür.

Alıştırma

Cümleyi ‘hayvanlar için çevrili egzersiz alanı’ anlamındaki hayvan bakımı ismiyle tamamlayın: The shelter built a secure outdoor ____ for the dogs.

Cevabı göster

run

while organic chickens are typically free from antibiotics,

4:45

organik tavuklar genellikle antibiyotiklerden,

hormones, and other synthetic chemicals.

4:49

hormonlardan ve diğer sentetik kimyasallardan arındırılmıştır.

Organic chickens get to live the longest.

4:52

Organik tavuklar en uzun süre yaşarlar.

81 days compared to intensively reared birds,

4:55

Yoğun bir şekilde yetiştirilen kuşlara kıyasla 81 gün yaşarlar,

which live between 35 and 40 days.

4:58

diğerleri ise 35 ile 40 gün arasında yaşar.

Free-range chickens get the most access to open-air runs.

5:02

Serbest gezen tavuklar açık hava alanlarına en fazla erişime sahip olanlardır.

But when it comes to living space, Kalıp ifadeler

5:07

Ancak konu yaşam alanı olduğunda,

Kalıp ifadeler

when it comes to: odağı belirli bir yöne çevirmek

When it comes to, konuşmacının sırada ele almak istediği belirli konuyu veya yönü tanıtır. Burada karşılaştırmanın odağını yaşam alanına çevirir. It bu kalıp ifadenin bir parçasıdır ve belirli bir şeyi göstermez. When it comes to + konu, "özellikle ... hakkında konuşursak" anlamına gelir.

Alıştırma

Dikkati belirli bir konuya çeviren kalıp ifadeyi tamamlayın: When it ____ cost, the smaller plan is more practical.

Cevabı göster

comes to

organic and free-range fare far better than intensively reared birds, Kelime

5:09

organik ve serbest gezenler, yoğun olarak yetiştirilen kuşlardan çok daha iyidir,

Kelime

fare far better than: çok daha iyi durumda olmak

Burada fare, belirli bir durumda "durumu nasıl olmak" veya "nasıl bir performans göstermek" anlamındaki fiildir. Far, karşılaştırma biçimi better'ı güçlendirir ve "çok" anlamına gelir; dolayısıyla fare far better than, başka bir gruptan çok daha iyi durumda olmak veya çok daha iyi performans göstermek demektir. Birbirine benzeyen sözcüklerin görevleri ayrıdır: fare ana fiildir, far dereceyi güçlendirir, than ise karşılaştırılan unsuru tanıtır.

Alıştırma

fare fiilinin geçmiş zamanını ve "...den çok daha iyi" anlamındaki ifadeyi kullanın: In the field test, the new batteries ____ the old ones.

Cevabı göster

fared far better than

where as many as 17 adult birds live in a single square meter. Dilbilgisi

5:14

burada tek bir metrekarede 17 kadar yetişkin kuş yaşar.

Dilbilgisi

Şaşırtıcı derecede yüksek bir sayı için as many as

as many as 17 ifadesinde as many as sayıyı vurgular. 17'yi tarafsız bir istatistik olarak değil, yüksek veya şaşırtıcı bir sayı olarak sunar. Çoğul sayılabilen isimlerle yapı as many as + sayı veya isim öbeği şeklindedir. Bağlama göre sayının bu düzeye ulaştığını ya da ulaşabileceğini gösterebilir; burada yetişkin kuşların ne kadar yoğun biçimde tutulabildiğini vurgular.

Alıştırma

Cümleyi, şaşırtıcı derecede yüksek bir sayıyı anlatan dersteki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The theater can hold ____ 800 people at one time.

Cevabı göster

as many as

Organic farming might offer animals a greater quality of life,

5:20

Organik tarım hayvanlara daha yüksek bir yaşam kalitesi sunabilir,

but consumers are largely driven by cost. Kalıp ifadeler

5:23

ancak tüketiciler büyük ölçüde maliyete odaklıdır.

Kalıp ifadeler

be driven by cost: motive edici bir güç olarak maliyet

are driven by cost ifadesinde driven, be driven by + etken edilgen yapısındaki geçmiş zaman ortacıdır. İfade, maliyetin tüketicilerin yaptıklarını veya verdikleri kararları güçlü biçimde etkilediği anlamına gelir. Drive burada mecazidir: maliyet, davranışı iten bir güç gibi hareket eder. Bu yapı bir seçimin, eğilimin veya eylemin arkasındaki temel nedeni ya da motivasyonu açıklamak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi, maliyetin seçimin arkasındaki temel güç olduğu anlamına gelen ders ifadesiyle tamamlayın: Many families are ____ when choosing an energy provider.

Cevabı göster

driven by cost

And in an average UK supermarket,

5:27

Ve ortalama bir İngiltere süpermarketinde,

an intensively reared chicken costs several times less than its free-range or organic cousins. Dilbilgisi

5:29

yoğun şekilde yetiştirilmiş bir tavuk, serbest gezen veya organik kuzenlerinden birkaç kat daha ucuza mal olur.

Dilbilgisi

several times less than: aşağı yönlü büyük bir karşılaştırma

Burada several times less than, ilk fiyatın karşılaştırılan fiyattan çok daha düşük olduğunu belirtir. less than karşılaştırmanın aşağı yönünü belirlediği için yoğun yetiştirilen tavuk daha ucuz olan taraftır. Bu ifade kesin bir sayı vermekten çok büyük bir farkı vurgular. Buradaki several özellikle belirsizdir; dolayısıyla cümle sabit bir kat veya kesir belirtmez.

Alıştırma

Hangi cümle, kesin bir kesir vermeden ilk ürünün ikinciden çok daha ucuz olduğunu belirtir?

  1. The basic model costs several times as much as the premium model.
  2. The two models cost roughly the same.
  3. The basic model costs several times less than the premium model.
Cevabı göster

The basic model costs several times less than the premium model.

You are talking significant cost difference, Ton ve niyet

5:36

Ciddi bir maliyet farkından bahsediyorsunuz,

Ton ve niyet

Ölçeği vurgulayan You are talking ...

Burada You are talking ... esas olarak konuşma eylemini anlatmaz. Durumun ... içerdiği veya söz konusu miktarın ... olduğu anlamına gelen samimi bir çerçeveleme ifadesidir. Maliyet farkının büyüklüğünü vurgular. You genel anlamlıdır: konuşan kişi belirli birini suçlamak yerine dinleyiciyi aynı sonucu görmeye davet eder. Başka durumlarda da kullanılabilen konuşma kalıbı you’re talking + miktar veya ölçek ifadesidir.

Alıştırma

You are talking a significant cost difference burada ne anlatıyor?

  1. Durum büyük bir maliyet farkı içeriyor.
  2. Dinleyici çok yüksek sesle konuşmakla suçlanıyor.
  3. Konuşan kişi dinleyicinin hangi konuyu seçtiğini soruyor.
Cevabı göster

Durum büyük bir maliyet farkı içeriyor.

and I think that's why we see the demand is not there.

5:39

ve bence talebin olmamasının nedeni de bu.

If the demand was there, Dilbilgisi

5:42

Eğer talep olsaydı,

we'd all be doing it.

5:43

hepimiz bunu yapıyor olurduk.

Dilbilgisi

If the demand was there, we'd all be doing it: şimdiki zamana ait gerçek dışı bir koşul

Burada If the demand was there, yeterli sayıda müşterinin ürünü istediği hayalî bir şimdiki zaman koşulu kurar. Geçmiş biçimi was, mevcut gerçeklikle araya mesafe koyar; talebin geçmişte var olduğunu söylemez. Konuşma dilinde burada was yaygındır; daha resmî bir gerçek dışı koşul yapısında were de kullanılabilir. Sonuç bölümü we'd all be doing it, hayal edilen durumda herkesin o üretim yöntemini kullanıyor olacağını belirtir. Konuşmacı mevcut gerçeğin bunun tersi olduğunu ima eder: talep yeterince güçlü değildir, bu yüzden herkes bunu yapmıyordur.

Alıştırma

Bir şirketin şu anda başka bir ofis açmaya bütçesi yetmiyor. Hangi cümle mevcut durumun tersini doğru şekilde hayal eder?

  1. If the budget had been bigger, we'd have opened another office.
  2. If the budget was bigger, we'd open another office.
  3. If the budget is bigger, we'll open another office.
Cevabı göster

If the budget was bigger, we'd open another office.

Over 95% of broiler chickens are intensively reared in the UK.

5:45

Piliçlerin %95'inden fazlası İngiltere'de yoğun bir şekilde yetiştiriliyor.

Organic and free-range chickens make up the rest. Öbek fiiller

5:51

Organik ve serbest gezen tavuklar geri kalanını oluşturuyor.

Öbek fiiller

make up: bir bütünün kalan kısmını oluşturmak

X makes up Y kalıbında make up, 'oluşturur' veya 'bir bütünün bir kısmını ya da tamamını meydana getirir' anlamına gelir. Burada organic and free-range chickens X'tir, the rest ise kalan paydır; dolayısıyla bu kategoriler ana kategoriden sonra kalan kısmı birlikte oluşturur. Aynı kalıp veri açıklamalarında yaygındır: A makes up 30% of B veya several smaller groups make up the rest. Bu yapıda make up, 'uydurmak' veya 'makyaj yapmak' anlamına gelmez.

Alıştırma

'Oluşturmak' anlamını verecek şekilde cümleyi doğru tamamlayan ifadeyi seçin: In the survey, teenagers _____ 35% of respondents.

  1. make over
  2. make up
  3. make out
  4. make up for
Cevabı göster

make up

So what's key for me Dilbilgisi

5:54

Yani benim için önemli olan

in being a farmer of chicken

5:56

bir tavuk çiftçisi olarak

is to understand what the consumer wants to buy.

5:58

tüketicinin ne satın almak istediğini anlamaktır.

Dilbilgisi

What's key ... is to ... kalıbı

What's key ... is to ... kalıbında, What's key ile başlayan yan cümlenin tamamı özne görevi görür. What's, what is ifadesinin kısaltmasıdır; key ise «en önemli» anlamına gelir. Daha sonra gelen ikinci is yanıtı gösterir: to understand gibi to'lu mastar, en önemli eylemi belirtir. for me gibi bir ifade, yargıyı bir kişinin rolü veya bakış açısıyla sınırlar.

Alıştırma

Cümleyi tam olarak What's key ... is to ... kalıbıyla tamamlayın: ____ before a long trip ____ check the weather.

Cevabı göster

What's key · is to

We are purely market-driven. Kelime

6:00

Biz tamamen piyasa odaklıyız.

Kelime

Purely market-driven: yalnızca piyasanın yönlendirdiği

Market-driven, «piyasa talebinin yönlendirdiği» anlamına gelen birleşik bir sıfattır: kararlar müşterilerin ne istediğine ve satın aldığına göre değişir. Driven, etkinin kaynağını anlatır; piyasayı kontrol etmek anlamına gelmez. Purely, ifadeyi «tamamen» veya «yalnızca» anlamıyla güçlendirir. Bu nedenle We are purely market-driven. cümlesi, piyasayı birçok etkenden biri değil, tek yönlendirici güç olarak sunar.

Alıştırma

Bir şirket, müşterilerin satın aldıklarına göre ürünlerini değiştiriyor. Şirketin stratejisini en iyi hangi cümle açıklar?

  1. Its strategy is market-driven.
  2. Its strategy is market-driving.
  3. Its strategy is unrelated to demand.
Cevabı göster

Its strategy is market-driven.

For as long as shoppers want cheap and plentiful chicken, Dilbilgisi

6:04

Alışveriş yapanlar ucuz ve bol tavuk istediği sürece,

they will continue to be bred ever more intensively.

6:08

onlar giderek daha yoğun bir şekilde yetiştirilmeye devam edecekler.

Dilbilgisi

For as long as: devam eden bir koşul

For as long as, devam eden bir koşulu cümleye bağlar. “Bu koşulun devam ettiği bütün süre boyunca” anlamına gelir; burada daha basit biçimde “bu durum doğru kalmaya devam ettiği sürece” diye anlaşılabilir. Ana cümledeki sonuç yalnızca koşul devam ettiği müddetçe sürer. for sözcüğü süreyi vurgular: tüketici talebinin devam etmesi, yoğun yetiştiriciliğin ne kadar süre devam edeceğini belirler. Bu yapı, uzun süreli bir neden-sonuç ilişkisini açıklamak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi “bu koşulun devam ettiği bütün süre boyunca” anlamındaki dört sözcüklü bağlayıcıyla tamamlayın: ____ the warning light stays on, do not open the door.

Cevabı göster

For as long as