Altın Çocuk Sendromu: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
689 kelime 146 kel/dk

Video Özeti: Bu deneme, bir çocuğu olağanüstü görmenin ona ebeveynlerin gerçekleşmemiş umutlarını yüklediğini, sahtekârlık hissi ve çöküş yarattığını; sıradan ama değerli benliği kabul etmenin özgürlük getirdiğini anlatır. Başlıca İngilizce Noktaları: 1. "not so much because" / "but because" — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: alışılmış açıklamayı daha önemli veya şaşırtıcı nedenle karşılaştırın. 2. "shake off a sense" — Öbek Fiiller: kurtulması zor, kalıcı bir duygu veya etki için shake off kullanın. 3. "live in baser metal forms, in pewter or iron," — Deyimler ve Mecazlı İfadeler: sakin ve sıradan bir yaşamı insanî değer eksikliğinden ayıran genişletilmiş metal mecazını izleyin.

Bu derste

We are used to thinking of many of the psychological problems of adulthood as stemming from a lack of adequate love in our early years. Notlar

0:00

Yetişkinlikteki pek çok psikolojik sorunun, ilk yıllarımızdaki yeterli sevgi eksikliğinden kaynaklandığını düşünmeye alışkınız.

Dilbilgisi

are used to thinking of: be used to + -ing biçimi

Be used to + isim veya -ing biçimi, “bir şeye alışkın olmak” ya da “bir şeyi tanıdık bulmak” anlamına gelir. Bu cümlede are used to thinking of, yetişkinlikteki psikolojik sorunları bu şekilde açıklamanın bizim için alışılmış hâle geldiğini belirtir. Buradaki to bir edattır; bu yüzden ardından thinking gibi bir -ing biçimi gelir. Be, özneye ve zamana göre am/is/are used to, was/were used to gibi biçimlere girer.

Alıştırma

Hangi cümle Mia'nın artık kalabalık grupların önünde konuşmaya alışkın olduğu anlamına gelir?

  1. Mia used to speak in front of large groups.
  2. Mia is used to speak in front of large groups.
  3. Mia is used to speaking in front of large groups.
Cevabı göster

Mia is used to speaking in front of large groups.

Dilbilgisi

think of A as stemming from B: A'yı B'den kaynaklanıyor olarak görmek

Think of A as B, “A'yı B olarak görmek veya anlamak” demektir. Burada A, many of the psychological problems of adulthood; B ise stemming from a lack of adequate love in our early years biçimindeki neden açıklamasıdır. As stemming from B yapısında stemming bir -ing biçimidir ve örtük öznesi A'dır: eksiklikten kaynaklanan şey sorunlardır. Bu, we'nin yaptığı eylemi anlatmaz. Yeniden kullanılabilir think of A as stemming from B kalıbı, B'yi A'nın kaynağı veya nedeni olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi think of A as stemming from B yapısının iki bölümüyle tamamlayın: Many researchers ____ the drop in bee populations ____ several environmental pressures.

Cevabı göster

think of · as stemming from

Öbek fiiller

stem from: sonuçtan nedene gitmek

Bu cümlede stemming from, “kaynaklanmak” veya “neden olunmak” anlamındadır. Psikolojik sorunlar sonuç, erken çocuklukta yeterli sevginin eksikliği ise bunların kaynağı olarak sunulur. think of X as stemming from Y kalıbı, X'i Y'den doğan bir şey olarak çerçeveler. stemming, as'ten sonra gelen -ing biçimi olduğu için konuşanın X'in kökenini nasıl gördüğünü anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle kötü planlamanın gecikmelerin nedeni olduğunu söylüyor?

  1. The delays result in poor planning.
  2. The delays stem from poor planning.
  3. Poor planning stems from the delays.
Cevabı göster

The delays stem from poor planning.

We grow mentally unwell,

0:09

Zihinsel olarak sağlıksız bir şekilde büyür,

prey to underconfidence, Deyimler

0:11

özgüven eksikliğinin,

anxiety, paranoia,

0:13

kaygının, paranoyanın

and shame because somewhere in the past

0:15

ve utancın kurbanı oluruz; çünkü geçmişte bir yerlerde

we were denied the necessary warmth,

0:18

gerekli olan sıcaklıktan,

care, and sympathy.

0:20

ilgiden ve sempatiden mahrum bırakılmışızdır.

Deyimler

prey to underconfidence: zararlı bir duruma karşı savunmasızlık

Burada prey to underconfidence, özgüven eksikliğine karşı savunmasız olmak ve ondan etkilenmek anlamına gelir. Prey mecazi kullanılmıştır: kişi, zararlı bir durumun kontrol edebileceği bir kurban gibidir. Virgülden sonra gelen prey to underconfidence, anxiety, paranoia, and shame betimleyici bir ek açıklamadır. Kişinin girebileceği durumu anlatır; duyguların gerçekten avlandığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle birinin zararlı bir duyguya karşı savunmasız hâle geldiğini anlatır?

  1. She prayed to God when doubt overwhelmed her.
  2. She fell prey to doubt after months of isolation.
  3. The con artist preyed on people who were full of doubt.
Cevabı göster

She fell prey to doubt after months of isolation.

But there is another,

0:22

Ancak başka bir sorun daha var,

more curious and more subtle problem

0:24

çocukluk yıllarından kaynaklanabilen,

that may arise from childhood years.

0:26

daha ilginç ve daha ince bir sorun.

What we can term the golden child syndrome. Kelime

0:29

Altın çocuk sendromu olarak adlandırabileceğimiz şey.

Kelime

term ... the golden child syndrome: bir etiket verme

Burada term, “bir şeyi belirli bir adla adlandırmak veya tanımlamak” anlamına gelen resmî bir fiildir. Konuşmacı, daha önce ele alınan duruma the golden child syndrome etiketini verir. Burada term sözcüğünün “okul dönemi”, “süre” veya “uzmanlık terimi” şeklindeki isim anlamları kullanılmaz. Aktarılabilir yapı term X Y biçimindedir: X adlandırılan şey, Y ise verilen etikettir. what we can term the golden child syndrome ifadesinde what, X’i; the golden child syndrome ise Y’yi temsil eder.

Alıştırma

“We may term this reaction a defense mechanism,” cümlesinde term ne yapıyor?

  1. Tepkiyi sona erdirir.
  2. Tepkiye belirli bir etiket verir.
  3. Tepki için bir süre sınırı koyar.
Cevabı göster

Tepkiye belirli bir etiket verir.

We may wind up mentally unwell, Öbek fiiller

0:33

Zihinsel olarak sağlıksız bir duruma düşebiliriz,

not so much because we were ignored or maltreated, Dilbilgisi

0:36

görmezden gelindiğimiz veya kötü muamele gördüğümüz için değil,

but because we were loved with a distinctive and troubling overintensity.

0:39

farklı ve rahatsız edici derecede aşırı bir yoğunlukla sevildiğimiz için.

Öbek fiiller

wind up mentally unwell: son bir duruma gelmek

Burada wind up, “bir sürecin ardından sonunda belirli bir duruma gelmek” anlamına gelir; bu durum çoğu zaman planlanmamış veya istenmemiştir. Mentally unwell son durumu belirtir, dolayısıyla bu bölüm bunun nihai sonuç olabileceğini söyler. Aktarılabilir yapı wind up + sonuç biçimindedir. Sonuç, wind up exhausted örneğindeki gibi bir sıfat, wind up waiting örneğindeki gibi bir -ing biçimi veya wind up in trouble örneğindeki gibi bir edat öbeği olabilir.

Alıştırma

Cümleyi, wind ile kurulan ve “sonunda istenmeyen bir sonuca ulaşmak” anlamına gelen phrasal verb ile tamamlayın: If we ignore the leak, we could ____ with a flooded kitchen.

Cevabı göster

wind up

Dilbilgisi

not so much because ... but because: daha güçlü nedeni vurgulamak

Not so much because A, but because B iki olası nedeni düzenleyen bir yapıdır. A'yı daha zayıf veya daha yetersiz bir açıklama olarak sunar ve asıl vurguyu B'ye verir. Bu cümlede görmezden gelinmek veya kötü muamele görmek temel neden olarak sunulmuyor. Rahatsız edici olan, sevginin kendisinin olağan dışı derecede yoğun olmasıdır. Bu yapı, A'nın tamamen imkânsız olduğunu söylemeden beklenen bir açıklamayı düzeltebilir.

Alıştırma

İlk nedenin önemini azaltıp ikinci nedeni vurgulayan iki parçalı yapıyla cümleyi tamamlayın: The trip was memorable ____ the hotel was luxurious, ____ the people we met were so welcoming.

Cevabı göster

not so much because · but because

Because we were praised for capacities

0:45

Sahip olmadığımız ve kendimizle özdeşleştiremediğimiz

that we did not possess and could not identify with, Öbek fiiller

0:47

kapasiteler için övüldüğümüz için

Öbek fiiller

identify with: kişisel bir bağ hissetmek

Identify with, bir kişinin, deneyimin, özelliğin veya kimliğin anlamlı bir yönden size uyduğunu hissetmek demektir. With'ten sonraki nesne, bağ kurduğunuz veya kendinizin bir parçası olarak gördüğünüz şeydir. Bu cümlede nesne capacities sözcüğüdür. Konuşan kişiler gerçekte sahip olmadıkları ve kim olduklarını yansıttığını kabul edemedikleri yetenekler için övülüyordu. Bu nedenle identify with yalnızca bir şeyi fark etmek veya adlandırmak değil, psikolojik özdeşleşme ya da kişisel bağ anlamına gelir.

Alıştırma

Identify with ifadesinin bir şeyin kendi deneyiminizi veya kimliğinizi yansıttığını hissetmek anlamına geldiği cümleyi seçin.

  1. The witness can identify the driver.
  2. Please identify the error in this calculation.
  3. I can identify with the main character's fear of failure.
Cevabı göster

I can identify with the main character's fear of failure.

and because we were asked,

0:51

ve bizden, görünüşte nezaketle,

with apparent kindness, Anlatım akışı

0:53

ancak temelinde farkında olunmayan bir manipülasyonla,

but underlying unwitting manipulation,

0:54

kendi derinliklerimizdekiler yerine

to shoulder the hopes and longings of our carers Deyimler

0:57

bakım verenlerimizin umutlarını ve özlemlerini

rather than of our own deep selves.

1:01

omuzlamamız istendiği için.

Anlatım akışı

Görünürdeki nezaket ve altta yatan kasıtsız manipülasyon

Bu ifade değerlendirmeyi iki katman hâlinde düzenler. apparent kindness yüzeydeki izlenimdir; but ise dikkati bunun altında işleyen daha derin etkiye, yani underlying unwitting manipulation ifadesine yöneltir. Apparent, nezaketin sahte olduğunu kanıtlamaz. unwitting ise bakım verenlerin uyguladıkları manipülatif baskının farkında olmayabileceklerini belirtir. Başka metinlere de aktarılabilecek okuma kalıbı şudur: önce yüzeydeki izlenim verilir, ardından but ile daha derin bir düzeltme sunulur.

Alıştırma

with apparent kindness, but underlying unwitting manipulation ifadesi okura ne anlatır?

  1. İstek açıkça manipülatifti; bu yüzden kimse onu nezaket sanmadı.
  2. Bakım verenler çocukları bilinçli olarak kontrol etmek istedikleri için yalnızca nazikmiş gibi davrandılar.
  3. İstek nazik görünüyordu, ancak bakım verenlerin fark etmemiş olabileceği daha derin bir etki de yaratıyordu.
Cevabı göster

İstek nazik görünüyordu, ancak bakım verenlerin fark etmemiş olabileceği daha derin bir etki de yaratıyordu.

Deyimler

Umutları ve özlemleri omuzlamak

Burada shoulder, ağır bir sorumluluğu taşımak veya üstlenmek anlamına gelen bir fiildir. Umutlar ve özlemler fiziksel nesneler değildir; cümle, başkalarının beklentilerini bir kişinin üzerine konan ağırlık gibi sunar. Bu ifade yalnızca destek vermeyi değil, duygusal bir yükü anlatır. shoulder someone's hopes, bu umutlar kişinin kendi en derin istekleriyle uyuşmasa bile onları gerçekleştirmekten kendini sorumlu hissetmek demektir.

Alıştırma

Zor bir görevi ağır bir yük gibi sunan hedef fiille cümleyi tamamlayın: With the coach away, Omar had to ____ the responsibility of leading the team.

Cevabı göster

shoulder

There are childhoods where,

1:05

Öyle çocukluklar vardır ki,

upon arrival,

1:06

bebek dünyaya gelir gelmez,

the infant is quickly described by one or more of its parents Dilbilgisi

1:07

ebeveynlerinden biri veya her ikisi tarafından hızla

as profoundly exceptional.

1:11

son derece istisnai olarak tanımlanır.

Dilbilgisi

be described as + değerlendirme

Edilgen be described as + isim veya sıfat yapısı, bir kişiye ya da şeye verilen etiketi, kimliği veya değerlendirmeyi aktarır. Burada bebeğe profoundly exceptional değerlendirmesi veriliyor. by ile başlayan bölüm değerlendirmeyi yapan kişileri, yani ebeveynlerden birini veya her ikisini belirtir; as ise onların bebeği nasıl adlandırdığını ya da değerlendirdiğini gösterir. Buradaki as, “-dığında” anlamına gelmez. Yapı, ebeveynlerin görüşünü aktarır ama bunu kendiliğinden gerçek olarak sunmaz.

Alıştırma

Cümleyi describe fiilinin edilgen biçimiyle ve değerlendirmeyi tanıtan sözcükle tamamlayın: In the review, the new actor ____ a rising star by several critics.

Cevabı göster

was described as

It is grandly declared uncommonly beautiful,

1:14

Görkemli bir şekilde olağanüstü derecede güzel,

intelligent, talented,

1:17

zeki, yetenekli olduğu

and resolutely set for a special destiny. Kalıp ifadeler

1:19

ve kesinlikle özel bir kadere sahip olduğu ilan edilir.

Kalıp ifadeler

resolutely set for a special destiny: özel bir kadere kesin biçimde yönelmiş

Be set for + isim, bir olayın veya sonucun beklendiği bir durumda olmak anlamına gelir. a special destiny ile kullanıldığında bebeği olağanüstü bir geleceğe ilerleyen biri olarak gösterir; bu bir öngörüdür, gerçekleşmiş bir başarı değildir. Resolutely, ebeveynlerin gösterişli iddiasına güçlü bir kesinlik katar. Geleceğin ne kadar kararlı biçimde ileri sürüldüğünü anlatır; bebeğin kendi başına kararlı bir seçim yaptığını göstermez.

Alıştırma

Cümleyi be set for ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: After three strong interviews, Maya ____ a promising career in engineering.

Cevabı göster

is set for

Not for this child the ordinary sorrows and stumblings Anlatım akışı

1:21

Sıradan bir yaşamın alışılagelmiş üzüntüleri ve tökezlemeleri

of an average life.

1:25

bu çocuk için değildir.

Anlatım akışı

Not for this child ...: fiilsiz, dramatik öne alma

Not for this child, olumsuz bir for öbeğini başa taşır ve are ya da will be gibi anlamdan çıkarılabilen bir fiili düşürür. Normal söz diziminde düşünce şöyle açılabilir: The ordinary sorrows and stumblings of an average life are not meant for this child. Baştaki öbek önce kimin kaderinden söz edildiğini gösterir; ardından gelen uzun ad öbeği ise sözde bu kaderden neyin çıkarıldığını açıklar. Bu belirgin ve edebî biçim, kader hakkında görkemli bir ilan gibi duyulur. Burada anne babanın yüceltilmiş inancı eleştirel bir mesafeyle aktarılır: Bu bir emir değildir ve çocuğun hiç acı çekmeyeceğini kanıtlamaz.

Alıştırma

Hangi yeniden ifade, cümlenin anlamını ve dramatik tonunu en iyi korur?

  1. Birisi çocuğa sıradan bir üzüntü hissetmemesini emrediyor.
  2. Çocuğun sıradan bir yaşamın olağan zorluklarından kaçacak bir kadere sahip olduğu ileri sürülüyor.
  3. Çocuk tamamen acısız bir yaşamı çoktan tamamladı.
Cevabı göster

Çocuğun sıradan bir yaşamın olağan zorluklarından kaçacak bir kadere sahip olduğu ileri sürülüyor.

While perhaps still no taller than a chair, Dilbilgisi

1:26

Belki de hala bir sandalyeden daha uzun değilken,

the offspring is firmly described as a figure

1:29

yavru, adı yüzyıllar boyunca yankılanacak

whose name will reverberate down the centuries. Deyimler

1:32

bir figür olarak kararlılıkla tanımlanır.

Dilbilgisi

no taller than a chair: üst sınır belirtmek

No taller than a chair bir üst boy sınırı koyar: Çocuğun boyu sandalyenin yüksekliğine eşit ya da ondan daha azdır. İki yüksekliğin kesinlikle eşit olduğunu söylemez. no + karşılaştırmalı sıfat + than + ölçüt kalıbı, bir niteliğe üst sınır getirir; no older than ten ve no wider than a door buna örnektir. Buradaki çok küçük fiziksel ölçek, ününün yüzyıllarca süreceği yönündeki büyük iddiayla karşıtlık oluşturur.

Alıştırma

“En fazla bu yükseklikte” anlamını vermek için tall sözcüğünü no + karşılaştırmalı biçim + than kalıbında kullanarak cümleyi tamamlayın: At six weeks old, the kitten was ____ a coffee mug.

Cevabı göster

no taller than

Deyimler

whose name will reverberate down the centuries: adı yüzyıllar boyunca yankılanacak

Bu cümlede reverberate, sese dayalı bir mecazdır. Bir ses yankılanarak sürüp gidebilir; burada ise sonraki kuşakların bu kişiyi hatırlayıp ondan söz etmesiyle adının tarih boyunca yaşayacağı düşünülüyor. Down the centuries, zaman içinde yüzyıllar boyunca ileriye doğru sürmek anlamına gelir. Will ile birlikte tüm yan cümle, çocuğun gelecekteki ünü hakkında büyük bir öngörüde bulunur; bu etkinin şimdiden gerçekleştiğini iddia etmez.

Alıştırma

Bu cümlede whose name will reverberate down the centuries ne anlama gelir?

  1. Kişinin adı birçok kuşak boyunca ünlü ve etkili kalacak.
  2. Kişinin yasal adı her yüzyılda değiştirilecek.
  3. İnsanlar eski binaların içinde kişinin adını gerçekten bağıracak.
Cevabı göster

Kişinin adı birçok kuşak boyunca ünlü ve etkili kalacak.

On the surface, Anlatım akışı

1:35

Görünüşte,

this could seem to offer a route to enormous self-confidence and security.

1:36

bu, muazzam bir özgüven ve güven duygusuna giden bir yol sunuyor gibi görünebilir.

Anlatım akışı

On the surface: yaklaşan karşıtlığı bildiren bir söylem işareti

On the surface, bir yargının yalnızca hemen görünen veya ilk bakışta doğru gibi duran şeylere dayandığını okura bildirir. Yargıyı bütün gerçek olarak sunmak yerine kapsamını sınırlar. Bir söylem işareti olarak okuru, ilk izlenimi sınırlayabilecek veya tersine çevirebilecek daha derin bir noktaya hazırlar. Burada önce görünürdeki yarar sunulur; ifade ise analizin birazdan daha karmaşık hâle geleceğini haber verir.

Alıştırma

On the surface okurdan nasıl bir okuma yapmasını ister?

  1. Sonraki düşünceyi yakında sınırlandırılabilecek bir ilk izlenim olarak ele almak.
  2. Sonraki düşünceyi başka hiçbir açıklamanın mümkün olmadığını kanıtlayan kesin bir delil olarak kabul etmek.
  3. Fiziksel bir nesnenin dış katmanını hayal etmek.
Cevabı göster

Sonraki düşünceyi yakında sınırlandırılabilecek bir ilk izlenim olarak ele almak.

But to place such expectations on someone Kalıp ifadeler

1:41

Ancak palto düğmeleriyle bile hala mücadele eden birine

who still struggles with their coat buttons

1:44

böyle beklentiler yüklemek

can, paradoxically,

1:47

çelişkili bir şekilde,

leave a child feeling hollow and particularly incapable. Dilbilgisi

1:48

çocukta boşluk ve özellikle de yetersizlik hissi bırakabilir.

Kalıp ifadeler

place such expectations on someone: birine böyle beklentiler yüklemek

To place such expectations on someone, daha önce sözü edilen umutları ve standartları o kişiye yöneltmek veya yüklemek demektir. Place burada mecazidir: beklentiler bir ağırlık gibi ele alınır ve on bu baskıyı alan kişiyi gösterir. Yapı place + expectations + on + kişi veya grup şeklindedir. Expectations sözcüğü high, unrealistic veya such gibi sözcüklerle nitelenebilir.

Alıştırma

Hangi cümle bir ailenin genç bir kişiye büyük beklentiler yüklediğini doğal biçimde ifade eder?

  1. The family is placing high expectations on the teenager.
  2. The family is placing high expectations at the teenager.
  3. The family is placing the teenager on high expectations.
Cevabı göster

The family is placing high expectations on the teenager.

Dilbilgisi

leave a child feeling hollow and particularly incapable: bir çocuğun kendini boşlukta ve özellikle yetersiz hissetmesine yol açmak

Burada leave, gitmek veya ayrılmak anlamına gelmez. leave + kişi + feeling + sıfat yapısı, bir olayın sonuç olarak devam eden bir duygu durumu yaratması anlamına gelir. Yüksek beklentiler çocuğun sonunda bu duygulara kapılmasına neden olur. Hollow duygusal olarak boş hissetmeyi anlatan bir mecazdır; incapable ise kişinin kendini yeteneksiz veya yeterince iyi değilmiş gibi hissetmesidir. Feeling incapable çocuğun kendine ilişkin algısını bildirir; gerçekten yeteneksiz olduğunu söylemez. Particularly, incapable sözcüğünü güçlendirir.

Alıştırma

leave + kişi + feeling + sıfat sonuç yapısını tamamlayın: The criticism left Daniel ____ useless for hours.

Cevabı göster

feeling

Unable to sense any resources within itself Dilbilgisi

1:52

Sevdiği ve bağımlı olduğu kişilerin umutlarını onurlandırmak için

to honor the hopes of those it loves and depends on,

1:55

kendi içinde herhangi bir kaynak hissedemeyen çocuk,

the child grows up with a latent sense Kelime

1:59

gizli bir sahtekarlık duygusuyla

of fraudulence and a consistent fear

2:01

ve maskesinin düşeceğine dair

that it will be unmasked. Deyimler

2:04

sürekli bir korkuyla büyür.

Dilbilgisi

Unable to...: ana cümleyle aynı özneyi paylaşan önden sıfat öbeği

Baştaki Unable to sense any resources within itself ifadesi, ana cümlenin öznesini tanımlayan bir sıfat öbeğidir. Bu öbeğin örtük öznesi the child olduğu için within itself de çocuğa gönderme yapar. Öbek ana cümleden önce kullanılarak çocuğun durumu, ardından gelen sonucun arka planı ya da nedeni olarak sunulur: çocuk bu duygularla büyür. Bu bir ek ögedir; tek başına tam bir cümle değildir.

Alıştırma

Cümlede kendi içinde kaynak hissedemeyen kimdir?

  1. those it loves
  2. the child
  3. the hopes
Cevabı göster

the child

Kelime

a latent sense of fraudulence: kişinin kendisini sahte hissetmesi

Bu ifadede latent, bir duygunun var olduğunu ancak gizli kaldığını ya da henüz açıkça ortaya çıkmadığını belirtir. A sense of fraudulence, kişinin kimliğinin, değerinin veya özel konumunun bir şekilde sahte olduğunu hissetmesidir. Bu ifade gerçek bir aldatmayı ya da suç eylemini değil, içsel bir algıyı anlatır. Çocuk, başkalarının düşündüğü kadar gerçek veya yetenekli olmadığının ortaya çıkmasına ilişkin sessiz bir korkuyla büyür.

Alıştırma

Bu bağlamda a latent sense of fraudulence ne anlama gelir?

  1. Birinin mali dolandırıcılık yaptığına dair kanıt
  2. Diğer insanları aldatmak için açıkça ilan edilmiş bir plan
  3. Kişinin kendi kimliğinin veya değerinin bir şekilde sahte olduğuna dair gizli bir duygu
Cevabı göster

Kişinin kendi kimliğinin veya değerinin bir şekilde sahte olduğuna dair gizli bir duygu

Deyimler

that it will be unmasked: sahte bir kimliğin açığa çıkması

Bu that yan cümlesinde it çocuğu gösterir ve be unmasked edilgen yapıdadır. Ortada gerçek bir maske yoktur; ifade, çocuğun sözde özel kimliğinin sahte olduğunun ortaya çıkarılması anlamına gelir. Daha genel olarak unmask someone veya be unmasked, gerçeğin ikna edici bir örtünün kaldırılması gibi ortaya çıkmasını anlatır. Genellikle gizli bir kimliğin, güdünün veya aldatmacanın sonunda açığa çıkması anlamını taşır.

Alıştırma

Bu cümlede “that it will be unmasked” ne anlama geliyor?

  1. Çocuğun sıra dışı olduğuna dair sahte görüntü açığa çıkacak.
  2. Çocuk başka birinin sırrını açıklayacak.
  3. Birisi çocuğun maskesini kelimenin gerçek anlamıyla çıkaracak.
Cevabı göster

Çocuğun sıra dışı olduğuna dair sahte görüntü açığa çıkacak.

It winds up at once grandly expecting

2:06

Sonuçta bir yandan görkemli bir şekilde başkalarının

that others will recognize its sensational destiny

2:09

kendisinin bu sansasyonel kaderini fark etmelerini beklerken

and entirely unsure as to why or how Kalıp ifadeler

2:12

diğer yandan bunu aslında neden veya nasıl

they might in fact do so.

2:16

yapabileceklerinden tamamen emin olamaz.

Kalıp ifadeler

entirely unsure as to why or how: dolaylı soruları başlatma

Entirely, unsure sözcüğünü güçlendirir: çocuk tamamen belirsizlik içindedir. Burada as to, «hakkında» veya «konusunda» anlamına gelir ve why ile how dolaylı sorularını başlatır; bir karşılaştırma değildir. Why nedeni, how ise yöntemi veya süreci sorar. İki soru sözcüğü de sonraki they might in fact do so yan cümlesini paylaşır. Bu nedenle ifade, çocuğun başkalarının onun kaderini neden fark edeceğini de bunu nasıl yapacağını da bilmediği anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi resmî “unsure as to + question word” kalıbıyla tamamlayın. Neden soran soru sözcüğünü kullanın: The committee remains ____ the figures changed so suddenly.

Cevabı göster

unsure as to why

The golden child cannot shake off a sense Öbek fiiller

2:18

Altın çocuk, çok özel olduğu hissinden kurtulamaz

that it's very special and yet can't identify

2:20

ve yine de kendi içinde bunun neden böyle olması gerektiğine dair

within itself any real grounds

2:23

gerçek bir gerekçe

why it should be so.

2:25

bulamaz.

Öbek fiiller

shake off a sense: kalıcı bir duygudan kurtulmak

Bu cümlede shake off, kişiyi etkilemeye devam eden bir şeyden kurtulmak demektir. Nesnesi olan a sense that it's very special, fiziksel bir şey değil, kalıcı bir iç duygudur. Bu öbek fiil, istenmeyen bir duygu veya etkiyi sanki kişiye yapışmış gibi anlatır. Ondan kurtulmanın zor olduğunu ya da zaman aldığını sıkça sezdirir.

Alıştırma

Kalıcı bir duygudan kurtulmak anlamındaki öbek fiille cümleyi tamamlayın: Even after the good news, Mara couldn't ____ a sense of unease.

Cevabı göster

shake off

Its underlying longing is not to revolutionize nations

2:27

Onun temelindeki özlemi milletlerde devrim yaratmak

and be honored across the ages.

2:31

ve çağlar boyunca onurlandırılmak değildir.

It is to be accepted and loved Kalıp ifadeler

2:33

Çoğunlukla etkileyici olmayan ve bocalayan tüm gerçekliğiyle,

for who it is

2:36

olduğu kişi için

in all its often unimpressive and faltering realities.

2:37

kabul edilmek ve sevilmektir.

Kalıp ifadeler

accepted and loved for who it is: gerçek benliği için kabul edilip sevilmek

Bu cümlede be accepted and loved for who it is, başarıları ya da etkileyici bir görüntüsü nedeniyle değil, sıradan ve kusurlu yanları da dâhil olmak üzere gerçek benliği nedeniyle kabul ve sevgi görmek demektir. Accepted ve loved, edilgen bir yapıda birbirine bağlanan iki geçmiş zaman ortacıdır. For bu kabulün dayanağını sunar; who it is ise kimliği soran bir soru değil, gerçekte olduğu kişiyi anlatan bir iç cümledir.

Alıştırma

Cümleyi for ve Leo hakkında bir who yan cümlesiyle tamamlayın: Leo wants to be accepted and loved ____, not only for his achievements.

Cevabı göster

for who he is

It wishes, as we all do,

2:43

O da hepimiz gibi,

to be seen and accepted for itself,

2:44

kendisi olduğu için görülmeyi ve kabul edilmeyi,

to have its faults and frailties forgiven

2:47

hatalarının ve zayıflıklarının inkar edilmesi veya örtbas edilmesi yerine

and acknowledged rather than denied or glossed over. Öbek fiiller

2:50

bağışlanmasını ve kabul edilmesini arzular.

Öbek fiiller

be glossed over: bir sorunu yüzeysel ele almak

Burada be glossed over, 'asıl sorunla yüzleşilmeyecek kadar yüzeysel biçimde bahsedilmek veya ele alınmak' anlamına gelir. Edilgen yapı, bunu yapan kişiye değil, bu yüzeysel muameleye maruz kalan kusur ve zayıflıklara odaklanır. Gloss over genellikle eleştirel bir anlam taşır: önemli veya rahatsız edici bir ayrıntı daha az ciddi gösterilir ya da dürüstçe incelenmez. Yalnızca bir şeyi kısaca özetlemekle aynı değildir.

Alıştırma

Cümleyi gloss over ifadesinin edilgen biçimiyle tamamlayın: The report mentioned the risk, but it was ____ in the final discussion.

Cevabı göster

glossed over

It is, in the end,

2:54

Bu nihayetinde,

as much of an insult to one's authentic reality Dilbilgisi

2:55

kişinin kendi otantik gerçekliğine bir hakarettir

and as psychologically painful

2:58

ve psikolojik olarak o kadar acı vericidir ki,

to be praised for great things

3:00

yapmadığı ve asla yapamayacağı

one hasn't done and could never do

3:02

harika şeyler için övülmek,

as to be attacked and blamed

3:05

masum olduğu günahlar için

for sins one is innocent of. Kalıp ifadeler

3:07

saldırıya uğramak ve suçlanmak kadar.

Dilbilgisi

as much of an insult ... and as psychologically painful ... as yapısı

Cümle iki deneyimi karşılaştırır: size ait olmayan başarılar için övülmek ve işlemediğiniz yanlışlar yüzünden saldırıya uğramak. İlk deneyim iki yönden ikincisine eşit gösterilir: kişinin gerçek kimliğine aynı ölçüde hakarettir ve psikolojik açıdan aynı ölçüde acı vericidir. Yapı, iki eşgüdümlü karşılaştırma kalıbını üst üste getirir: as much of an insult ... as ve as psychologically painful ... as. to be praised mastarı ilk deneyimi adlandırırken, sondaki as to be attacked and blamed ... bölümü iki açıklama için ortak karşılaştırma noktasını sağlar. Son as bölümünün iki kalıbı da tamamladığını görmek uzun cümleyi izlemeyi kolaylaştırır.

Alıştırma

Eşgüdümlü karşılaştırmayı as much of a + noun ve as + adjective + as ile tamamlayın: It is ____ a mistake and ____ costly to skip the inspection ____ to ignore its results.

Cevabı göster

as much of · as · as

Kalıp ifadeler

be innocent of + belirli bir suç veya eylem

Be innocent of something, belirtilen suçu, yanlışı veya eylemi işlememiş ve bundan sorumlu olmamak demektir. Yapı be + innocent + of + isim veya -ing biçimidir. Bu cümlede one is innocent of the sins, kişinin işlemediği günahlar yüzünden suçlandığını belirtir.

Alıştırma

Cümleyi be innocent of ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The security video proved that Marco ____ the theft.

Cevabı göster

was innocent of

The phenomenon suggests that true love

3:10

Bu fenomen, gerçek sevginin,

should involve an agnosticism around a child's eventual level of worldly success. Kelime

3:12

çocuğun dünyevi başarı seviyesi konusunda bilinmezci bir yaklaşımı içermesi gerektiğini göstermektedir.

Kelime

an agnosticism around ... worldly success: dünyevi başarıyı önceden belirlememek

Burada agnosticism, kesin bilgiye sahip olduğunu iddia etmeme biçimindeki olağan anlamından ödünç alınmıştır. an artikeli bunu belirli bir tutum olarak sunar: sonuç konusunda açık ve önceden bağlanmamış bir yaklaşım. Gerçek sevgi, çocuğun sonunda ne kadar başarılı olması gerektiğini baştan belirlemez. Around burada hakkında anlamındadır; worldly success ise zenginlik, statü, mesleki başarı veya toplumun takdiri gibi dış ölçütleri ifade eder. İfade, ebeveynlerin çocuğa kayıtsız kalması gerektiğini söylemez; sevginin önceden belirlenen bir başarı düzeyine bağlı olmaması gerektiğini söyler.

Alıştırma

Bu cümlede an agnosticism around a child's eventual level of worldly success ne anlama gelir?

  1. Çocuğun esenliğiyle ilgilenmemek
  2. Çocuğun ne kadar statü veya zenginlik elde edeceğini önceden belirlememeye istekli olmak
  3. Çocuğun bütün dinî fikirleri reddetmesi gerektiğine inanmak
Cevabı göster

Çocuğun ne kadar statü veya zenginlik elde edeceğini önceden belirlememeye istekli olmak

It should ideally not matter to the parent

3:18

İdeal olarak, çocuğun sonunda nerede olacağı

where a child ends up, Öbek fiiller

3:21

ebeveyn için önemli olmamalıdır,

Öbek fiiller

where a child ends up: end up ile nihai sonucu ifade etmek

Burada end up, “zaman geçtikten sonra en sonunda belirli bir durumda veya konumda olmak” anlamına gelir. Where, bilinmeyen sonucu; yani çocuğun sonunda nasıl bir yaşam konumuna ya da başarı düzeyine ulaşacağını belirtir. Bu öbek fiil, özellikle sonuç önceden belirlenmemişse, bir sürecin nihai sonucuna odaklanır. Burada bir yolculuğun fiziksel olarak nerede sona erdiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi end up ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın. İfade, Maya’nın sonunda planlanmamış bir duruma geldiğini anlatmalıdır: No one chose a leader at first, but Maya ____ in charge.

Cevabı göster

ended up

or rather, it should matter only

3:23

veya daha doğrusu, bu sadece

in so far as, and no further than, Dilbilgisi

3:24

çocuğun önemsediği kadarıyla ve ondan daha fazla olmamak kaydıyla

it matters to the child.

3:27

önemli olmalıdır.

Dilbilgisi

in so far as ... no further than: kesin bir üst sınır koymak

Bu ikili ifade, “yalnızca belirli olduğu ölçüde ve bu ölçünün ötesine geçmeden” anlamına gelir. İki bölüm de it matters to the child yan cümlesini paylaşır. Çocuğun kendi verdiği önem, ebeveynin vereceği önemin üst sınırını belirler. Burada far ve further fiziksel mesafeyi değil, soyut bir dereceyi veya kapsamı belirtir. Konuşmacı önceki ifadesini düzeltiyor: konu ebeveyn için önemli olabilir, ancak yalnızca bu sınır içinde.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrenilen ikili sınırlama ifadesinin iki bölümüyle tamamlayın: We should restrict personal choices only ____, and ____, they harm other people.

Cevabı göster

in so far as · no further than

Parents who see their child in golden terms Deyimler

3:29

Çocuğunu altın standartlarında gören ebeveynler

are not, of course, consciously cruel. Ton ve niyet

3:32

elbette bilinçli olarak zalim değildirler.

Deyimler

see their child in golden terms: çocuğu idealize edilmiş bir çerçevede görmek

Burada see their child in golden terms, çocuğu olağanüstü parlak ve idealize edilmiş bir çerçeveden görmek demektir. Golden mecazidir; gerçek bir rengi değil, parlaklığı, olağanüstü potansiyeli ve neredeyse kusursuz bir imgeyi anlatır. see someone in ... terms yapısı, birine bakışı hangi değerlendirme çerçevesinin şekillendirdiğini gösterir. Bu nedenle cümle çocuğun görünüşünü değil, ebeveynlerin çocuğu yorumlama biçimini eleştirir.

Alıştırma

"Mara saw the young leader in golden terms," cümlesindeki vurgulanan ifade ne anlama gelir?

  1. Genç liderin mali değerini altınla hesaplar.
  2. Genç lideri aşırı idealize edilmiş ve hayranlık dolu bir çerçevede sunar.
  3. Genç liderin altın renkli kıyafetler giydiğini söyler.
Cevabı göster

Genç lideri aşırı idealize edilmiş ve hayranlık dolu bir çerçevede sunar.

Ton ve niyet

are not, of course, consciously cruel: suçlamayı yumuşatan bir kabul

Of course burada ara söz niteliğinde bir kabul işlevi görür. Bu ebeveynlerin zalim olmayı amaçlamadığı şeklindeki makul noktayı kısaca kabul eder; böylece eleştiri onları bilerek kötü niyetli kişiler olarak nitelemez. Bu kabul dikkati niyetten sonuca yöneltir: Bir kişi iyi niyetli olup yine de zarar verebilir. Virgüller of course ifadesini ara söz olarak gösterir; ifade çıkarıldığında temel dil bilgisi korunur, ancak suçlamayı yumuşatan ve dinleyiciyi gözeten işlev kaybolur.

Alıştırma

"The mistake was not, of course, deliberate, but it still damaged the project" cümlesinde of course hangi işlevi görür?

  1. Hatanın bilerek zalimce yapıldığını vurgular.
  2. Hatanın neden olduğunu herkesin zaten kesin olarak bildiğini iddia eder.
  3. Hatanın kasıtlı olmadığını kabul ettikten sonra yol açtığı zarara odaklanır.
Cevabı göster

Hatanın kasıtlı olmadığını kabul ettikten sonra yol açtığı zarara odaklanır.

They are merely, with tragic fervor,

3:35

Onlar sadece, trajik bir gayretle,

misdirecting energies that have failed to find a better destination. Deyimler

3:37

daha iyi bir varış noktası bulamayan enerjileri yanlış yönlendiriyorlardır.

Deyimler

Bir yol metaforu olarak “Misdirecting energies ... a better destination”

Burada energies, fiziksel güç değil, duygusal çaba, boşa çıkan umutlar ve hırs anlamına gelir. Misdirecting bu iç dürtüleri yanlış bir yola gönderilebilen şeyler olarak sunarken destination onları alan kişi ya da hedefi temsil eder. Cümle, bu duyguların daha sağlıklı bir çıkış yolu bulamadığını ve bu yüzden çocuğa yöneltildiğini anlatır. Bu yol metaforu, direct ve misdirect fiilleriyle dikkatin, çabanın ya da duygunun nereye gittiğini anlatmayı sağlar.

Alıştırma

“misdirecting energies that have failed to find a better destination” ifadesindeki metaforu en iyi hangi seçenek açıklar?

  1. En yararlı hedefi sakince seçiyorlar.
  2. Daha iyi bir yer ortaya çıkana kadar çabalarını saklıyorlar.
  3. Hayal kırıklığına uğramış duyguları ve hırsları yanlış hedefe yöneltiyorlar.
  4. Tüm fiziksel güçlerini tükettiler.
Cevabı göster

Hayal kırıklığına uğramış duyguları ve hırsları yanlış hedefe yöneltiyorlar.

The child covertly being asked to redeem Kelime

3:41

Çocuktan, beklendiği gibi gitmeyen bir kariyeri,

a career that did not go as expected,

3:44

kalkmayan depresif bir ruh halini

Kelime

“Redeem a career”: kariyer hayal kırıklığını telafi etmek

Burada redeem, hayal kırıklığı yaratan bir kariyeri değerliymiş gibi göstermek veya ona bağlı başarısızlık duygusunu onarmak anlamına gelir. Bir şeyi para karşılığında bozdurmak ya da bir nesneyi geri almak anlamında değildir. Kariyer ebeveyne aittir, ancak çocuktan kendi başarısıyla bu kariyeri telafi etmesi sessizce beklenir. Daha genel olarak redeem, başarısızlıktan sonra değeri, itibarı veya anlamı geri kazandırmak anlamına gelebilir.

Alıştırma

Bir ebeveyn, çocuğunun başarılarını kendi hayal kırıklığı yaratan iş geçmişini değerli hissettirmenin bir yolu olarak görüyor. Bu düşünceyi hangi ifade anlatır?

  1. redeem the parent's career
  2. redeem a gift card
  3. revive the parent's career
  4. resume the parent's career
Cevabı göster

redeem the parent's career

a depressed mood that did not lift, Deyimler

3:47

veya olağandışı derecede dayanılmaz olduğu kanıtlanan bir evliliği

Deyimler

did not lift: sürüp giden çökkün bir ruh hâli

did not lift ifadesinde lift geçişsizdir ve mecazi anlamda kullanılır. Düşük veya ağır bir duygu durumu, yükselebilen ya da dağılabilen bir şey gibi düşünülür; bu nedenle ifade, çökkün ruh hâlinin hafiflemediğini veya geçmediğini anlatır. that did not lift yan cümlesi bu ruh hâlinin sürdüğünü belirtir. Aynı yapı spirits, tension, clouds ve fog ile de kullanılarak zorlayıcı ya da engelleyici bir durumun hafiflemesini veya dağılmasını anlatabilir.

Alıştırma

En doğal tamamlamayı seçin: After Maya heard that her friend was safe, her worried mood began to ____.

  1. lift
  2. lifted
  3. raise
Cevabı göster

lift

or a marriage that proved unusually intolerable. Dilbilgisi

3:49

gizlice telafi etmesi isteniyordur.

Dilbilgisi

proved unusually intolerable: prove + sıfat

Burada proved, sonradan öyle olduğu ortaya çıkmak anlamında bağlayıcı bir fiildir. unusually intolerable sıfat öbeği marriage sözcüğünü niteler: zaman içinde bu evliliğe katlanmanın özellikle zor olduğu anlaşılmıştır. Kalıp: özne + prove + sıfat. Bu yapı, bir gerçeği resmî olarak kanıtlama eylemini değil, deneyim yoluyla ortaya çıkan sonucu bildirir.

Alıştırma

Cümleyi prove fiilinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: The simple repair ____ more expensive than expected.

Cevabı göster

proved

The golden child is, over time,

3:53

Altın çocuk, zamanla,

destined for a moment of breakdown Kalıp ifadeler

3:56

ona yatırılan umutlar gerçekleşmediğinde

when the hopes invested in it fail to be realized. Deyimler

3:59

bir çöküş anı yaşamaya mahkumdur.

Kalıp ifadeler

destined for a moment of breakdown: bir çöküş anı yaşamaya yazgılı

Burada be destined for + isim öbeği, bir sonucu uzun bir sürecin muhtemel son noktası olarak sunar. Yalnızca bir şeyin olabileceğini söylemekten daha güçlüdür; ancak kaderin bu sonucu değiştirilemez kıldığı anlamına gelmek zorunda değildir. Bu cümlede a moment of breakdown, psikolojik ya da duygusal bir çöküş anıdır. Uzun süren beklentilerin baskı biriktirip kişinin artık başa çıkamamasına yol açması anlatılır.

Alıştırma

destined for ifadesini ve breakdown ismini kullanarak cümleyi tamamlayın: Without rest or support, he seemed ____.

Cevabı göster

destined for a breakdown

Deyimler

the hopes invested in it: ona bağlanan umutlar

the hopes invested in it, başka insanların gözde çocuğa bağladığı umutlar demektir. Invest burada mecazidir: Bu umutları taşıyan kişiler, çocuğu geleceğe dair dileklerinin gerçekleşeceği yer olarak görür. Dil bilgisi açısından invested in it, kısaltılmış edilgen bir ilgi cümleciğidir: the hopes that were invested in it. Edilgen yapı odağı hopes üzerine getirir ve çocuğun bu umutları taşımayı seçtiği ya da kabul ettiği anlamına gelmez.

Alıştırma

“Programa bağlanan beklentiler” anlamındaki derste geçen beş sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The new program could not fulfill ____.

Cevabı göster

the hopes invested in it

The golden future will,

4:02

O altın geleceğin,

it starts to be clear,

4:04

anlaşılmaya başlar ki,

never materialize. Kelime

4:05

asla gerçekleşmeyeceği.

Kelime

never materialize: hiçbir zaman gerçekleşmemek

Burada materialize, “gerçekleşmek” veya “gerçekten meydana gelmek” anlamındadır. Never ifadeyi kesinleştirir: beklenen altın gelecek hiçbir zaman gerçekleşmeyecektir. Materialize burada geçişsiz bir fiildir. Özne olan future, gerçeğe dönüşemeyen şeyi belirtir. Aynı yapı planlar, umutlar, anlaşmalar ve fırsatlarla da kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste geçen ve “gerçeğe dönüştü” anlamına gelen fiille tamamlayın: After years of negotiations, the agreement finally ____.

Cevabı göster

materialized

But a bigger prize awaits, Deyimler

4:07

Ancak onu daha büyük bir ödül beklemektedir,

a feeling of liberation from expectations Kalıp ifadeler

4:09

her zaman gerçeklikten kopuk olan beklentilerden

that were always disconnected from reality.

4:12

kurtuluş hissi.

Deyimler

a bigger prize awaits: ileride daha iyi bir kazanım var

Bu ifade mecazdır: ortada bir yarışma veya fiziksel ödül yoktur. A bigger prize daha değerli bir kazanım anlamına gelir; awaits ise bunu hâlâ ileride olan bir şey gibi sunar. Virgülden sonraki ifade bu kazanımın ne olduğunu açıklar: gerçeklikle uyuşmayan beklentilerden kurtulmak. Buna a bigger prize demek, hayal edilen bir geleceğin kaybını daha iyi bir şey kazanma fırsatı olarak yeniden çerçeveler.

Alıştırma

Burada a bigger prize awaits ne anlama geliyor? The first project failed, but a bigger prize awaits: the freedom to build something of her own.

  1. Kadın daha büyük bir fiziksel ödülün yanında beklemek zorundadır.
  2. Daha değerli bir kazanım hâlâ ileridedir.
  3. Bir yarışma ödülü zaten teslim edilmiştir.
Cevabı göster

Daha değerli bir kazanım hâlâ ileridedir.

Kalıp ifadeler

liberation from expectations: beklentilerden kurtulma

Burada liberation, bir baskıdan veya kısıtlamadan kurtulup özgürleşmek anlamına gelir. Liberation from expectations, gerçeklikle uyuşmayan beklentilerin kontrolünden çıkınca hissedilen özgürleşmedir. liberation from + isim kalıbında from sonrasındaki isim, geride bırakılan kısıtlamanın kaynağını belirtir. Bu isim, etkisini kaybeden şeydir; bir ödülün kaynağı değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede liberation, bir kısıtlamanın kaynağını belirtmek için doğru kullanılmıştır?

  1. Changing schools gave him a sense of liberation from constant comparison.
  2. Changing schools gave him a sense of liberation of constant comparison.
  3. Changing schools gave him a sense of liberation for constant comparison.
Cevabı göster

Changing schools gave him a sense of liberation from constant comparison.

The golden child is freed to enjoy a momentous truth

4:15

Altın çocuk, muazzam bir gerçeğin tadını çıkarmakta özgürdür:

that a life does not need to be golden Notlar

4:19

bir yaşamın değerli olması için

in order to be valuable.

4:22

altın olmasına gerek yoktur.

Dilbilgisi

does not need to be A in order to be B: B olmak için A olmak gerekmez

X does not need to be A in order to be B kalıbı, A'nın B için gerekli bir koşul olduğu düşüncesini reddeder. A olmasa bile B'nin doğru olabileceğini anlatır. Bu cümlede golden mecazidir ve olağanüstü derecede başarılı ya da etkileyici bir hayatı anlatır. İddia, başarıdan kaçınmak gerektiği değildir; olağanüstü başarının bir hayatın değerli olması için şart olmadığıdır.

Alıştırma

Para kazanmanın gerekli olmadığını göstermek için cümleyi hedef kalıbın iki parçasıyla tamamlayın: A hobby ____ make money ____ be worthwhile.

Cevabı göster

does not need to · in order to

Deyimler

Bir hayatın değerli olması için altın gibi olması gerekmez

Burada golden mecaz anlamdadır: olağanüstü derecede başarılı, hayranlık uyandıran veya ideal görünen bir hayatı anlatır. Valuable pahalı demek değildir; insan olarak değere sahip olmayı, ilgi ve saygıyı hak etmeyi ifade eder. Cümle metal imgesini tersine çevirir. Bir hayat, altınla ilişkilendirilen parıltı ve saygınlıktan yoksun olsa bile önemli olabilir. Daha genel olarak, dışarıdan görülen başarı içsel değerin şartı değildir.

Alıştırma

"a life does not need to be golden in order to be valuable" ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Bir hayat para kazandığında değerli hâle gelir.
  2. Yalnızca olağanüstü başarıya ulaşan hayatların değeri vardır.
  3. Sıradan bir hayat, olağanüstü başarı olmadan da değerli olabilir.
Cevabı göster

Sıradan bir hayat, olağanüstü başarı olmadan da değerli olabilir.

That we can live in baser metal forms, Deyimler

4:24

Daha değersiz metal formlarında,

in pewter or iron,

4:27

kalay veya demir içinde yaşayabilir,

and still be worthy of love and adequate self-esteem. Kalıp ifadeler

4:29

ve yine de sevgiye ve yeterli bir özsaygıya layık olabiliriz.

Deyimler

Daha sıradan metal biçimlerinde yaşamak: kalay alaşımı veya demir

Buradaki live in baser metal forms ifadesi gerçek anlamlı bir betimleme değil, genişletilmiş bir mecazdır. Golden olağanüstü başarı veya statüyle idealize edilen bir hayatı; kalay alaşımı ve demir gibi daha sıradan metaller ise daha olağan ve daha az hayranlık uyandıran yaşam biçimlerini temsil eder. Metallerin sıralanışı bir anlam dönüşü hazırlar: Altın bir kimliği olmasa bile insan sevgiye ve sağlıklı bir özsaygıya layık olmaya devam eder. Parça, sıradan insanların insan olarak daha az değerli olduğunu ileri sürmez.

Alıştırma

"live in baser metal forms, in pewter or iron" ifadesini en iyi hangi yorum açıklar?

  1. Yalnızca altınla ilişkilendirilen insanlar yeterli özsaygıya sahiptir.
  2. Sıradan ve daha az gösterişli yaşam biçimleri yine de sevgiyi ve özsaygıyı hak edebilir.
  3. İnsanlar gerçekten daha ucuz metallere dönüşebilir.
Cevabı göster

Sıradan ve daha az gösterişli yaşam biçimleri yine de sevgiyi ve özsaygıyı hak edebilir.

Kalıp ifadeler

worthy of love and adequate self-esteem: sevgiye ve yeterli özsaygıya layık olmak

Be worthy of + isim öbeği, “o şeyi hak etmek veya ona layık olmak” demektir. Burada of, iki eş görevli öğeyi getirir: love ve adequate self-esteem. Worthy, kişinin değerini ve bir şeyi hak etmesini anlatır; zenginliği anlatmaz. Burada adequate, sağlıklı bir özsaygı için yeterli anlamındadır; düşük kaliteli veya zar zor kabul edilebilir anlamına gelmez. Yakındaki still, başlangıçtaki beklentiler karşılanmasa bile bu temel değerin devam ettiğini gösterir.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: Every person is ____ respect, regardless of status.

Cevabı göster

worthy of

And, even though this has nothing to do Kalıp ifadeler

4:33

Ve bu, kişinin omuzlaması istenen

with the original expectations one was asked to shoulder,

4:35

orijinal beklentilerle hiçbir ilgisi olmamasına rağmen,

Kalıp ifadeler

has nothing to do with: hiçbir ilgisi olmamak

Have nothing to do with + isim, zamir veya -ing biçimi, “onunla hiçbir bağlantısı veya ilgisi olmamak” demektir. Burada has, tekil özne this ile uyumludur; with ise bağlantısı reddedilen original expectations öğesini getirir. Bu kalıplaşmış ifadede do bir işi yapmak anlamında değildir. İfade, varsayılan bir nedeni, konuyu, sorumluluğu veya kişisel katılımı reddetmek için kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle yağmurun gecikmeyle bağlantılı olmadığını söyler?

  1. The delay has something to do with the rain.
  2. The delay has nothing to do with the rain.
  3. The delay has everything to do with the rain.
Cevabı göster

The delay has nothing to do with the rain.

that realization will be the truly exceptional achievement. Anlatım akışı

4:39

bu farkındalık gerçekten olağanüstü bir başarı olacaktır.

Anlatım akışı

that realization ... the truly exceptional achievement: başarıyı yeniden tanımlamak

Bu sonuç cümlesinde that realization, bir hayatın değerli ve sevilmeye layık olması için göz kamaştırıcı ya da sıra dışı görünmesi gerekmediği yönündeki önceki fikre gönderme yapar. Bu ifade, daha önce geliştirilen düşünceyi tek ve açık bir geriye dönük gönderimde toplar. Ardından cümle, exceptional achievement için yeni bir ölçüt koyar. Buradaki başarı; şöhret ya da görkemli bir kariyer değil, sıradan benliğin değerini fark edip kabul etmektir. achievement sözcüğünün yeniden kullanılması, savı ironik bir tersine dönüşle kapatır: daha önce dış başarıyla ilişkilendirilen sözcük artık içsel öz kabulü adlandırır.

Alıştırma

Bu cümle, savın sonucu olarak neyi gerçekleştiriyor?

  1. Olağanüstü başarıyı, sıradan bir hayatın yine de değerli ve sevilmeye layık olabileceğini kavramak şeklindeki içsel farkındalık olarak yeniden tanımlar.
  2. Meslek hayatında ödüllerin nasıl ölçüldüğüne dair yeni bir konu açar.
  3. Kişinin olağanüstü bir kariyer sayesinde sonunda ünlü olacağını öngörür.
Cevabı göster

Olağanüstü başarıyı, sıradan bir hayatın yine de değerli ve sevilmeye layık olabileceğini kavramak şeklindeki içsel farkındalık olarak yeniden tanımlar.

If you enjoyed our film,

4:47

Eğer videomuzu beğendiyseniz,

please subscribe to our channel

4:48

lütfen kanalımıza abone olun

and click the bell icon to turn on notifications.

4:50

ve bildirimleri açmak için zil simgesine tıklayın.

To learn more about self-knowledge,

4:53

Kendini bilmek hakkında daha fazla şey öğrenmek için,

follow the link on your screen now.

4:55

şimdi ekranınızdaki bağlantıyı takip edin.