Bu Sandalye Dünyayı Nasıl Fethetti: İngilizce çalışma notları
neo
Video özeti: Bu anlatı Monobloc sandalyenin tartışmalı kamusal nesneden seri üretilen küresel simgeye dönüşmesini izliyor. Öncül tasarımları, enjeksiyon kalıplamayı, erişilebilir fiyatı, sürdürülebilirliği, yerel kültürü ve bağlamı ele alıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. No matter where: dilbilgisi ve cümle kalıpları; genel iddiadan önce bütün yerleri kapsayan ödünleme yan cümlesini anlamak. 2. laying the groundwork for: deyimler ve mecazlar; sonraki değişimin koşullarını oluşturmayı temel atma benzetmesiyle anlatan ifadeyi tanımak. 3. might as well: edimbilim ve tutum; diğer seçenekler az avantajlıyken bir eylemi mantıklı seçim olarak sunan nüansı anlamak.
Bu derste
it's very likely that you've already sat in this chair at some point in your life.
0:04hayatınızın bir noktasında çok büyük ihtimalle bu sandalyede oturmuşsunuzdur.
No matter where: “neresi olursa olsun”
“No matter where”, “hangi yer olursa olsun” anlamına gelir. Burada ödünleme anlamı taşıyan bir yan cümleyi başlatır: kişinin geldiği yer değişebilir, ancak ana yargı her durumda doğru olarak sunulur. no matter + soru sözcüğü kalıbı soru sormak yerine bütün olasılıkları kapsar. Her zamanı veya yöntemi kapsamak için when ya da how ile de kullanılabilir.
Alıştırma
Dersin üç sözcüklü ifadesini kullanarak cümleyi tamamlayın: “____ you sit, you can see the screen.”
Cevabı göster
No matter where
so-called Monobloc: “Monobloc adı verilen”
Bu cümlede “so-called”, Monobloc sözcüğünü bu sandalye için yaygın olarak kullanılan ad şeklinde tanıtır. Buradaki kullanım tarafsızdır: konuşan kişi nesnenin adını söyler; bu adın yanlış veya gülünç olduğunu ima etmez.
Alıştırma
Yargılayın: “The article explains the so-called butterfly effect.” cümlesinde so-called mutlaka alay ifade eder.
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Yanlış
Getting a lot of hate: çok fazla olumsuz tepki almak
Burada getting a lot of hate, insanlardan çok fazla olumsuz tepki, eleştiri ya da hoşnutsuzluk görmek demektir. Bu kalıpta hate sayılamayan bir isimdir; get ise fiziksel olarak bir şeyi edinmek değil, “almak” veya “maruz kalmak” anlamındadır. Özne bir kişi, ürün, fikir, paylaşım veya karar olabilir. Bu ifade, insanların ne kadar olumsuz tepki verdiğine odaklanır; öznenin gerçekten fiziksel zarar gördüğünü anlatmaz.
Alıştırma
“The new game is getting a lot of hate online,” cümlesinde “getting a lot of hate” ne anlama gelir?
- İnsanlara birçok ödül veriyor.
- Çok fazla olumsuz tepki alıyor.
- Fiziksel olarak hasar görüyor.
Cevabı göster
Çok fazla olumsuz tepki alıyor.
Vurgulu bir sonuç bağlantısı olarak So much that
“So much that”, önceki cümledeki yüksek tepki derecesine geri gönderme yapar. “So much” bu dereceyi sonraki bölüme taşır, “that” ise sonucu başlatır: sandalye siyasi bir mesele hâline gelmiştir. Konuşmacı, sonucu öne çıkarmak ve anlatıyı ilerletmek için bunu kasıtlı olarak ayrı bir cümle parçası hâline getirir. Birleştirilmiş tam yapı “It was getting so much hate that the chair even became a political issue.” olurdu.
Alıştırma
Önceki eleştiri miktarına gönderme yapan ve sonucu tanıtan vurgulu cümle parçasını tamamlayın: “The app was getting a lot of criticism. ____ the company withdrew the update.”
Cevabı göster
So much that
to place the chair in outdoor areas of restaurants
0:22sandalyeyi restoranların açık alanlarına yerleştirmek
as people complained that they destroy the cityscape.
0:25çünkü insanlar şehir manzarasını bozduğundan şikayet ediyordu.
“forbidden by law”: yasalarca açıkça yasaklanmış
“Forbidden by law”, bir şeyin yalnızca tavsiye edilmediği veya özel bir kuralla engellendiği değil, mevzuat tarafından resmen yasaklandığı anlamına gelir. Bu cümlede yasa, restoranların bu sandalyeyi açık alanlara koymasını yasaklıyordu. Dil bilgisi bakımından “forbidden”, edilgen “was” yapısından sonra gelen tamamlayıcıdır; “by law” ise yasağın hukuki dayanağını gösterir. Yasaklama eylemini kimin yaptığını belirtmez.
Alıştırma
Hangi cümle park etmenin yalnızca yerel bir kuralla değil, yasayla yasaklandığını açıkça belirtir?
- Parking here is not allowed by this café.
- Parking here is forbidden by law.
- It would be better not to park here.
Cevabı göster
Parking here is forbidden by law.
You can find these chairs pretty much everywhere,
0:45Bu sandalyeleri neredeyse her yerde bulabilirsiniz,
“made their way into”: zamanla girmek veya benimsenmek
Burada “made their way into” mecaz anlamda kullanılır. Sandalyeler gerçekten kendi başlarına yolculuk etmedi; günlük hayata yavaş yavaş girip onun tanıdık bir parçası oldular. Kalıp “make + iyelik sözcüğü + way into + yer veya alan” biçimindedir. İyelik sözcüğü özneyle uyumlu olmalıdır: “the chair made its way”, ancak “the chairs made their way”. İnsanların bir yere hareket etmesini anlatabilir; fakat ürünler, fikirler, sözcükler veya eğilimlerle kullanıldığında çoğu zaman kademeli yayılmayı ya da benimsenmeyi anlatır.
Alıştırma
“Over time, reusable bottles made their way into many classrooms,” cümlesinde “made their way into” ne anlama gelir?
- Sınıfların içinde üretildiler.
- Sınıflara yürüyerek gittiler.
- Birçok sınıfta zamanla yaygınlaştılar.
Cevabı göster
Birçok sınıfta zamanla yaygınlaştılar.
that doesn't need to change fundamentally over time,
1:06zamanla temelden değişmesine gerek olmayan bir nesne olduğunu düşünebilir,
“chairs do change” ifadesindeki vurgulu do
Olumlu “chairs do change” yan cümlesinde do, change fiilini vurgular: Sandalyeler gerçekten değişir. Buradaki do, ayrı bir eylemin yerine geçmez. but sözcüğünden sonra gelen bu ifade, sandalyelerin temelde aynı kalacağı yönündeki önceki beklentiyi düzeltir. Özne + do/does/did + fiilin yalın hâli yapısı, bir şeyi güçlü biçimde doğrulamak veya bir varsayıma karşı çıkmak için kullanılır.
Alıştırma
Beklentiyi düzeltmek için vurgulu do kullanın: “Many people think paper maps are useless now, but they ____ help in emergencies.”
Cevabı göster
do
Chair design can adapt shape and material to a specific function. Kalıp ifadeler
1:11Sandalye tasarımı, şekli ve malzemeyi belirli bir işleve uyarlayabilir.
adapt shape and material to a specific function: A'yı B'ye uyarlamak
“adapt shape and material to a specific function” ifadesinde adapt A to B, A'yı B'ye uygun olacak şekilde değiştirmek anlamına gelir. Burada A, shape and material; B ise a specific function ifadesidir. Yapı adapt + değiştirilen şey + to + onun uyması gereken koşul veya durum biçimindedir.
Alıştırma
“the lesson plan” ifadesini A olarak kullanıp cümleyi tam adapt A to B yapısıyla tamamlayın: “We need to ____ the shorter class period.”
Cevabı göster
adapt the lesson plan to
It can break conventions by challenging our idea Kalıp ifadeler
1:15Bir sandalyenin nasıl görünmesi gerektiğine dair
break conventions: kabul gören kalıpları yıkmak
Bu cümlede break conventions, bir şeyi yapmanın veya tasarlamanın tanıdık ve kabul görmüş yollarına karşı çıkmak anlamına gelir. Buradaki conventions, toplantı veya kongre değil, ortak beklenti ve alışkanlıklardır. Bu ifade çoğu zaman insanlara neyin normal veya beklenen olduğunu yeniden düşündüren bilinçli bir seçimi anlatır. Burada bir sandalyeden beklenen biçimi değiştirmek, bu kalıpları yıkmanın yoludur.
Alıştırma
Bir müze, güzel sanatlarla ilgili alışılmış fikirleri reddetmek için eski mutfak aletlerinden yapılmış bir heykel sergiliyor. Sanatçının yaptığı şeyi en iyi hangi ifade anlatır?
- following conventions
- attending conventions
- breaking conventions
Cevabı göster
breaking conventions
what a chair should look like: dolaylı soruda sözcük dizilişi
What a chair should look like, daha büyük olan our idea of ... ifadesindeki bilgiyi belirten bir dolaylı soru yan cümlesidir. of edatından sonra tüm yan cümle, edatın tümleci olur. Doğrudan sorudan farklı olarak dolaylı soru, bildirme cümlesi dizilişini kullanır: what + özne + should + fiil. Bu yüzden what should a chair look like değil, what a chair should look like yazılır. Look like birlikte kalır ve görünüşü sorar.
Alıştırma
Hangi cümle about sözcüğünden sonra dolaylı soruyu doğru biçimde kullanır?
- We talked about what should the new library look like.
- We talked about what the new library look like should.
- We talked about what the new library should look like.
Cevabı göster
We talked about what the new library should look like.
to combine functionality and visual appeal. Kalıp ifadeler
1:23ve görsel çekiciliği birleştirmenin yollarını bulmayı gerektirir.
işlevsellik ile görsel çekiciliği birleştirmek
Burada combine, iki tasarım hedefini aynı sandalyede bir araya getirmek demektir: functionality sandalyenin ne kadar iyi çalıştığını, visual appeal ise görünüşünün ne kadar hoş olduğunu anlatır. Bu ifade, pratik kısım tamamlandıktan sonra süsleme eklemek anlamına gelmez. Nesneyi tasarlarken kullanışlılık ile görünüşü birlikte düşünmek anlamına gelir. combine A and B kalıbı başka bağlamlarda da aynı fikri ifade edebilir.
Alıştırma
Pratik kullanım ile çekici bir görünüşü bir araya getirmek anlamındaki tam ifadeyle cümleyi tamamlayın: A successful website should ____.
Cevabı göster
combine functionality and visual appeal
But chair design can also reflect a certain zeitgeist. Kelime
1:26Ancak sandalye tasarımı belirli bir zamanın ruhunu da yansıtabilir.
belirli bir çağın ruhunu yansıtmak
Zeitgeist, belirli bir dönemin baskın fikirleri, tutumları ve kültürel havası anlamına gelir. Bu cümlede reflect, bu nitelikleri göstermek veya ifade etmek demektir; dolayısıyla bir sandalye tasarlandığı dönem hakkında bir şeyler ortaya koyabilir. Zeitgeist, tek bir tarzdan veya eğilimden daha geniştir. Sanatı, teknolojiyi, modayı ve gündelik nesneleri etkileyebilen, bir çağın paylaşılan ruhudur.
Alıştırma
Hangi cümlede zeitgeist doğru kullanılmıştır?
- The exhibition reflects the zeitgeist of a society excited and uneasy about new technology.
- The exhibition lasted for a zeitgeist of three months.
- The designer added a blue zeitgeist to the wall.
Cevabı göster
The exhibition reflects the zeitgeist of a society excited and uneasy about new technology.
laying the groundwork for: temelini atmak
Burada laying the groundwork for, daha sonraki bir gelişmeyi mümkün kılacak temel koşulları oluşturmak anlamına gelir. Groundwork mecazdır; gerçekten bir inşaat yapılmamaktadır. Kalıp lay the groundwork for + isim veya -ing biçimidir. Önceki hazırlığı sonraki sonuçla ilişkilendirir; bu nedenle bir değişimin başka bir gelişmeyi nasıl mümkün kıldığını açıklarken kullanışlıdır.
Alıştırma
'Daha sonraki bir gelişmenin temelini oluşturmak' anlamındaki deyimle cümleyi tamamlayın: The pilot classes are ____ a new schoolwide program.
Cevabı göster
laying the groundwork for
Or with pop art introducing strong color palettes Dilbilgisi
1:40Veya 60'larda ve 70'lerde pop art'ın
inspiring futuristic furniture in private homes,
1:46özel evlerde bir dizi daire ve yumurta şeklindeki tasarımcı sandalyesi gibi
with pop art introducing: with + isim + -ing arka plan kalıbı
with pop art introducing strong color palettes ifadesinde with, arka plan bilgisi veren bir öbeği başlatır. Pop art isimdir, introducing ise -ing biçimidir; introducing eylemini yapan pop art'tır. with + isim + -ing kalıbı, ana ifadeye ek bir durum katar. Bağlama göre arka planı, nedeni veya aynı anda gerçekleşen bir olayı, onu ayrı bir tam ana cümleye dönüştürmeden gösterebilir.
Alıştırma
with + isim + -ing kalıbını ve rain/fall sözcüklerini kullanarak cümleyi tamamlayın: ____, the class moved its picnic indoors.
Cevabı göster
With rain falling
like a bunch of circle and egg-shaped designer chairs.
1:49fütüristik mobilyalara ilham vermesiyle olduğu gibi.
It is used so widely that it's sort of meaningless. Notlar
1:56O kadar yaygın kullanılıyor ki bir nevi anlamsızlaşıyor.
so widely that: derece ve sonuç
so + sıfat/zarf + that kalıbı, yüksek bir dereceyi ve bunun yol açtığı sonucu ifade eder. Burada so, widely sözcüğünü niteler; that ise bu derecenin sonucunu açıklar. Bu cümlede kullanım son derece yaygındır, bu nedenle ifade yer veya zaman hakkında neredeyse hiçbir açık ipucu vermez. Buradaki meaningless, “değersiz” anlamına gelmez. That, sonucu belirten bir bağlaçtır; bir ismi niteleyen ilgi zamiri değildir.
Alıştırma
Derece-sonuç kalıbını oluşturan iki sözcükle cümleyi tamamlayın: The box was ____ heavy ____ I could not lift it.
Cevabı göster
so · that
Yumuşatıcı bir ifade olarak sort of
sort of meaningless ifadesinde sort of, “biraz” veya “bir bakıma” anlamına gelir. Meaningless sıfatının gücünü azaltır ve yargının daha az kesin duyulmasını sağlar. Bu tür yumuşatıcı ifadelere hedge denir. Konuşan kişi, en güçlü ifadeye tamamen bağlı kalmadan yaklaşık bir görüş belirtebilir.
Alıştırma
Hangi cümlede sort of, ifadeyi daha az güçlü hâle getirmek için kullanılmıştır?
- I'm sort of worried about the test.
- This is a sort of board game.
- Please sort the cards into two piles.
Cevabı göster
I'm sort of worried about the test.
who has described the Monobloc as a context-free object. Kelime
2:12Monobloc'u bağlamdan bağımsız bir nesne olarak tanımladığı bir gözlemdir.
context-free object: belirli bir bağlama bağlı olmayan nesne
Bir context-free object, yalnızca görünüşüne bakıldığında hangi zamana, yere veya toplumsal ortama ait olduğuna dair çok az güvenilir ipucu veren nesnedir. Burada free, “ücretsiz” değil, “bir şeye bağlı olmayan veya bir şey tarafından tanımlanmayan” anlamındadır. Monobloc'un context-free olarak tanımlanması, birçok ortamda görülebildiği hâlde bu ortamlardan belirli birini açıkça göstermediğini anlatır.
Alıştırma
context-free object ifadesinde context-free ne anlama gelir?
- Çevresinde hiçbir fiziksel ortam bulunmayan
- Ücretsiz edinilebilen
- Belirli bir zaman, yer veya toplumsal ortama açıkça bağlı olmayan
- Bir amaç olmadan tasarlanmış
Cevabı göster
Belirli bir zaman, yer veya toplumsal ortama açıkça bağlı olmayan
We tend to associate most objects with a certain time or place. Kalıp ifadeler
2:16Çoğu nesneyi belirli bir zaman veya yerle ilişkilendirme eğilimindeyizdir.
tend to associate A with B: A'yı B ile ilişkilendirme eğiliminde olmak
Tend to + fiilin yalın hâli, istisnalara yer bırakarak genellikle olan şeyi veya genel olarak doğru olan durumu anlatır. İfadeyi always sözcüğüne göre daha az kesin yapar. Associate A with B yapısında A karşınızdaki şeydir; B ise onun akla getirdiği fikir, zaman, yer veya duygudur. Burada most objects A, a certain time or place ise B'dir.
Alıştırma
Cümleyi tend to ve associate A with B yapılarını doğru biçimde kullanarak tamamlayın: People ____ old photographs ____ the past.
Cevabı göster
tend to associate · with
Muhtemel bir sonuç için chances are that
Chances are that, konuşanın deneyime veya eldeki ipuçlarına dayanarak muhtemel gördüğü bir sonucu ifade eder. Burada, fotoğraftaki nesnelerin fotoğrafın ne zaman ya da nerede çekildiğiyle ilgili bir şeyleri büyük olasılıkla göstereceği anlamına gelir. Bu kalıpta çoğul chances sözcüğü, sayılmış veya hesaplanmış olasılıkları anlatmaz. Bir şeyin doğru olmasının muhtemel olduğunu doğal biçimde söylemek için chances are that + cümlecik kalıbını bir bütün olarak kullanın.
Alıştırma
Hangi cümle, okuldan sonra kütüphanenin muhtemelen kalabalık olacağı anlamını en iyi verir?
- It is impossible for the library to be busy after school.
- Chances are that the library will be busy after school.
- There is a chance that the library will be busy after school.
Cevabı göster
Chances are that the library will be busy after school.
Give someone a hint as to + soru sözcüklü yan cümlecik
give someone a hint as to + soru sözcüklü yan cümlecik kalıbı, bir kişiye bir sorunun cevabıyla ilgili ipucu vermek anlamına gelir. Burada fotoğraftaki nesneler, fotoğrafın ne zaman veya nerede çekildiğiyle ilgili ipuçları sağlar. as to sonrasında dolaylı soru kullanılır: when or where the photo was taken. when or where was the photo taken gibi doğrudan soru söz dizimi kullanılmaz. Bu kalıpta as to, about anlamına yakındır; karşılaştırma ifade etmez.
Alıştırma
Hangi cümle, dolaylı sorudan önce give someone a hint as to kalıbını doğru kullanır?
- The map may give us a hint as to where does the trail begin.
- The map may give us a hint as to where the trail begins.
- The map may give us a hint as to the trail begins where.
Cevabı göster
The map may give us a hint as to where the trail begins.
But the Monobloc chair hardly allows such conclusions to be made. Kelime
2:28Ancak Monobloc sandalyesi böyle sonuçlar çıkarılmasına pek izin vermez.
hardly allows: olumsuza yakın bir anlam
Bu cümlede hardly allows, “yeterli dayanağı veya olanağı neredeyse hiç sağlamaz” demektir. Sandalye o kadar az yararlı bilgi verir ki fotoğrafın zamanı veya yeri hakkında sonuç çıkarmak çok zordur. Burada hardly, olumsuza yakın anlam taşıyan bir zarftır. allows fiilini olumsuza yaklaştırır, ancak tamamen olumsuz yapmaz.
Alıştırma
Örnekteki hardly allows ne anlama gelir?
- Bu sonuçlara varmaya neredeyse hiç izin vermez.
- Büyük çaba göstererek bu sonuçlara varılmasına izin verir.
- Bu sonuçlara açık ve tam olarak varılmasına izin verir.
Cevabı göster
Bu sonuçlara varmaya neredeyse hiç izin vermez.
The chairs can be found in all parts of the world,
2:36Sandalyeler dünyanın her yerinde bulunabilir
that if you saw one laying around on a beach, Dilbilgisi
2:41eğer plajda duran bir tane görseydiniz,
laying around ve lying around farkı
Burada one, bir plajda öylece duran veya bırakılmış olan bir sandalyeyi ifade eder. Standart İngilizcede bu anlam için kullanılan biçim lying around olur: lie, “bir yerde bulunmak veya kalmak” demektir ve doğrudan nesne almaz. Laying, lay fiilinin -ing biçimidir. Lay normalde “bir şeyi bir yere koymak” demektir ve doğrudan nesne alır. Özne başka bir şeyi yerleştirmek yerine yalnızca bir yerde bulunuyorsa lying around kullanın.
Alıştırma
Cümleyi “bir yerde bulunmak veya kalmak” anlamındaki lie fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The backpack has been ____ around by the door all day.
Cevabı göster
lying
you couldn't be sure whether someone brought it there Dilbilgisi
2:43birinin onu oraya getirip getirmediğinden
or if it's a flotsam from a different part of the planet. Kelime
2:45veya gezegenin farklı bir yerinden gelen bir enkaz parçası olup olmadığından emin olamazdınız.
İki belirsiz alternatif için couldn't be sure whether ... or if ...
Couldn't be sure geçmişteki belirsizliği gösterir. Whether ilk olası açıklamayı, or if ise ikincisini tanıtır; bu nedenle konuşan kişi hangi kaynağın doğru olduğuna karar vermez. Yeniden kullanılabilir couldn't be sure whether A or if B kalıbı, iki alternatifi de belirsizliğin kapsamına alır. Buradaki if bir koşul başlatmaz; whether anlamındadır ve ikinci alternatifi tanıtır.
Alıştırma
İkinci belirsiz alternatifi tanıtan ve konuşma dilindeki whether ... or if ... kalıbına uyan seçeneği seçin: The investigators couldn't be sure whether the light came from a boat ____ it came from the shore.
- or if
- even if
- because
Cevabı göster
or if
Sayılamayan bir isim olarak flotsam
Flotsam, suda yüzen veya kıyıya vuran enkazı, döküntüyü ya da atılmış malzemeleri topluca belirten sayılamayan bir isimdir. Burada, nesnenin biri tarafından oraya götürülmek yerine uzak bir yerden sürüklenmiş olabileceğini düşündürür. Flotsam normalde sayılamadığı için standart İngilizcede flotsam veya a piece of flotsam denir. Altyazıdaki a flotsam bu anlamda standart dışı bir kullanımdır.
Alıştırma
Standart İngilizcedeki en doğal tamamlamayı seçin: After the storm, the beach was covered in ____.
- several flotsams
- flotsam
- a flotsam
Cevabı göster
flotsam
The Monobloc might be a prime example of globalization,
2:49Monobloc küreselleşmenin başlıca örneği olabilir,
how locally different other objects around us still are.
2:53yerel olarak hala ne kadar farklı olduğunun da bir hatırlatıcısı olabilir.
Some see the chair as a prime example of mass consumption
3:06Bazıları sandalyeyi, bireysellik duygusunu hiçe sayan
of uniform goods that disregard any sense of individuality.
3:09tek tip malların kitlesel tüketiminin başlıca örneği olarak görüyor.
Monoblocs can be used as an argument against globalization,
3:13Monobloc'lar, yerel kültürün çöküşünü temsil ettikleri için
as they represent a decline in local culture.
3:16küreselleşmeye karşı bir argüman olarak kullanılabilir.
But we can also turn this argument around. Deyimler
3:20Ancak bu argümanı tersine de çevirebiliriz.
turn this argument around: akıl yürütmenin yönünü tersine çevirmek
turn this argument around ifadesinde turn + nesne + around, akıl yürütmenin yönünü tersine çevirmek anlamına gelir. Konuşan kişi aynı olguyu veya önermeyi alır ve bunun karşıt ya da daha olumlu bir sonucu destekleyebileceğini gösterir; fiziksel olarak hiçbir şey döndürülmez. But we can also... ifadesi bakış açısında bir değişiklik olacağını açıkça gösterir. Bu kalıp, okuyucunun veya dinleyicinin bir kanıtın gerçekte neyi gösterdiğini yeniden düşünmesini istediğinizde kullanışlıdır.
Alıştırma
Aynı olguyu karşıt sonucu desteklemek için yeniden kullanarak turn an argument around ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?
- We can repeat that argument without changing its conclusion.
- We can turn that argument around: the long waiting list shows how valuable the class is.
- We can turn to another argument because this one is difficult.
Cevabı göster
We can turn that argument around: the long waiting list shows how valuable the class is.
Their success does not come from nowhere. Deyimler
3:22Onların başarıları hiçbir yerden gelmiyor değil.
does not come from nowhere: gerçek bir neden var
does not come from nowhere ifadesindeki come from nowhere, açık bir neden veya kaynak olmadan ortaya çıkmış gibi görünmek anlamına gelir. does not eklendiğinde bu fikir tersine döner: başarının gerçek ve açıklanabilir nedenleri vardır. Cümle, başarının tesadüfi veya gizemli olduğu düşüncesini kesin biçimde reddeder ve dinleyiciyi nedenlerin açıklanmasına hazırlar.
Alıştırma
'Her progress did not come from nowhere' cümlesi ne anlama gelir?
- Nerede ilerleme kaydettiğini kimse bilmiyor.
- İlerlemesinin gerçek nedenleri vardı.
- İlerlemesi hiçbir neden olmadan gerçekleşti.
Cevabı göster
İlerlemesinin gerçek nedenleri vardı.
since it allows social equality and economical advancement. Kelime
3:28çünkü sosyal eşitliğe ve ekonomik ilerlemeye izin verir.
economical advancement ile economic advancement arasındaki fark
Burada economical advancement ile ekonominin ilerlemesi anlatılmak isteniyor. Doğal ifade economic advancement olur; çünkü economic, “ekonomiyle ilgili” demektir. Economical ise “para, zaman veya kaynak tasarrufu sağlayan” anlamına gelir. an economical car gibi ifadelerde uygundur, ancak burada amaçlanan ekonomik ilerleme anlamına uymaz.
Alıştırma
Bu cümleyi doğal biçimde hangi ifade tamamlar? Better access to education can support ...
- economic advancement
- economically advancement
- economical advancement
Cevabı göster
economic advancement
The Monobloc is an object that is deeply democratic. Deyimler
3:32Monobloc son derece demokratik bir nesnedir.
deeply democratic: geniş ve eşit erişim
Burada democratic sözcüğü mecazi anlamda kullanılmıştır. Birçok kişi bu nesneyi satın alıp kullanabildiği ve erişim zengin ya da güçlü bir grupla sınırlı olmadığı için nesne demokratik olarak nitelendiriliyor. Deeply bu değerlendirmeyi güçlendirir: konuşmacı, geniş erişilebilirliği küçük bir avantaj değil, temel bir özellik olarak görüyor. İfade, nesnenin oy kullandığı veya siyasi bir sistemi yönettiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Uygun fiyatlı bir nesneyle ilgili bu açıklamada deeply democratic ne anlama gelir?
- Birçok farklı türde insan ona erişebilir.
- Kullanıcıları için siyasi seçimler düzenler.
- Belirli bir siyasi partiyi destekler.
Cevabı göster
Birçok farklı türde insan ona erişebilir.
You might be thinking we're creating a lot of fuss about a chair,
3:36Bir sandalye hakkında çok fazla yaygara kopardığımızı düşünüyor olabilirsiniz,
Focusing on this object can allow us to think about more abstract questions.
3:41Bu nesneye odaklanmak, daha soyut sorular üzerinde düşünmemizi sağlayabilir.
are part of the reason why many artists and designers Dilbilgisi
3:47birçok sanatçı ve tasarımcının
have created artwork using Monoblocs.
3:50Monobloc'ları kullanarak sanat eseri yaratmalarının nedeninin bir parçasıdır.
part of the reason why: nedenin tamamı değil, katkıda bulunan bir etken
X is part of the reason why Y yapısında X, Y'yi açıklamaya yardımcı olur; ancak tek neden veya nedenin tamamı olarak sunulmaz. Bu cümlede çelişkili görüşler, sanatçıların ve tasarımcıların seçimlerini açıklayan etkenlerden biridir. why yan cümlesi, açıklanan sonucu belirtir. Bir sonucun birden fazla nedeni olduğunda ve dikkatli, sınırlandırılmış bir iddiada bulunmak istediğinizde bu yapı kullanışlıdır.
Alıştırma
Uçuş birkaç etken yüzünden gecikti. Kötü havayı tek neden olarak göstermeden cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? Bad weather was ___ the flight left late.
- unrelated to why
- the only reason why
- part of the reason why
Cevabı göster
part of the reason why
Arguably: desteklenebilir ancak tartışmaya açık bir iddia
Arguably, cümlenin tamamına yönelik tutumu gösteren bir zarftır. İddiadan önce kullanıldığında, okuyucuya devamındaki bütün içeriği nasıl değerlendireceğini bildirir: iddiayı destekleyen makul gerekçeler vardır, ancak konu hâlâ tartışmaya açıktır. Bir tartışma veya kavgayı anlatmak yerine ifadenin kesinlik gücünü sınırlar. Virgül, sözcüğün tüm cümleye yönelik bir yorum olduğunu göstermeye yardımcı olur.
Alıştırma
Hangi cümle bir iddiayı desteklenebilir ancak yine de tartışmaya açık biçimde en iyi sunar?
- Probably, this is the most influential design of the decade.
- Arguably, this is the most influential design of the decade.
- Allegedly, this is the most influential design of the decade.
Cevabı göster
Arguably, this is the most influential design of the decade.
the molding process was not suitable for cheap mass production,
4:09kalıplama işlemi ucuz seri üretim için uygun değildi
and the whole concept might have been a bit ahead of its time. Notlar
4:12ve tüm konsept zamanının biraz ilerisinde kalmış olabilirdi.
might have been: geçmiş hakkında kesin olmayan bir tahmin
might have been + tamamlayıcı, geçmişteki bir durum hakkında kesin olmayan bir tahminde bulunmak için kullanılır. Burada konuşmacı, konseptin fazla ileri olduğunu kesin bir gerçek olarak söylemez; bunu temkinli bir olasılık olarak sunar. might + have been birleşimi bu olasılığı geçmişe yerleştirir.
Alıştırma
Hangi cümle geçmişteki bir durum hakkında temkinli ve kesin olmayan bir tahminde bulunur?
- The design might have been too expensive at the time.
- The design was definitely too expensive at the time.
- The design might be too expensive next year.
Cevabı göster
The design might have been too expensive at the time.
a bit ahead of its time: dönemine göre fazla ileri
ahead of its time, bir fikrin, tasarımın veya eserin kendi dönemindeki teknoloji, pazar ya da toplumun hazır olduğu düzeyden daha ileri olduğunu anlatan bir deyimdir. Yenilikçiliği överken fikrin o sırada henüz başarılı olamayabileceğini de düşündürür. a bit yargıyı yumuşatır ve ifadeyi ölçülü hâle getirir; konseptin saat veya takvim bakımından yalnızca biraz erken olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir ev bilgisayarında 1980 yılında sesli kontrol vardı, ancak teknoloji henüz hazır değildi. Hangi cümle onu en iyi açıklar?
- It was exactly right for its era.
- It was a bit ahead of its time.
- It was completed a bit ahead of schedule.
Cevabı göster
It was a bit ahead of its time.
in the idea of plastic molded chairs,
4:18plastik kalıplı sandalye fikrine ilgi duymaya başladılar,
and the Chair Universale by Joe Colombo,
4:23ve Joe Colombo'nun birkaç ayrı kalıplanmış parçadan oluşan
But maybe the most important step towards the Monobloc
4:30Ama Monobloc'a giden belki de en önemli adım
This is Verner Panton's single-piece cantilever chair.
4:37Bu, Verner Panton'un tek parça konsol sandalyesidir.
Even if a comparison between the expensive designer chair Dilbilgisi
4:43Pahalı tasarım sandalye ile
and the less appreciated garden chair may seem strange,
4:46daha az takdir gören bahçe sandalyesi arasındaki karşılaştırma garip görünse bile,
Even if: sonucu değiştirmeyen ödünleyici bir koşul
Even if ödünleyici bir koşul sunar: konuşan kişi karşılaştırmanın tuhaf görünebileceğini kabul eder, ancak bunun Panton sandalyesinin teknik bir öncül olduğu yönündeki ana iddiayı zayıflatmayacağını söyler. Yeniden kullanılabilen kalıp Even if + koşul veya itiraz, ana sonuç biçimindedir. İtiraz doğru olsun ya da olmasın, sonucun geçerliliğini koruduğunu belirtir. Sonucun nedenini vermez.
Alıştırma
Hangi cümle olası bir sorunun planı değiştirmeyeceğini gösterir?
- Only if the road is busy will we leave at six.
- Because the road is busy, we will leave at six.
- Even if the road is busy, we will leave at six.
Cevabı göster
Even if the road is busy, we will leave at six.
that went into production using the same molding method Kalıp ifadeler
4:54aynı kalıplama yöntemiyle üretilen
went into production: üretimin başlaması
Went into production, go into production ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. Tasarım, test veya prototip aşamasından resmî üretim aşamasına geçişi belirtir. Buradaki into fiziksel bir yere doğru hareketi değil, aşama değişimini ifade eder. Bu ifade, bir ürünün satış veya düzenli kullanım amacıyla ne zaman üretilmeye başlandığını anlatır.
Alıştırma
Güncellemeyi hedef ifadenin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After a year of testing, the new camera ____ in March.
Cevabı göster
went into production
Plus, Verner Panton designed the chair in a way that makes it stackable. Dilbilgisi
4:59Ayrıca Verner Panton sandalyeyi istiflenebilir bir şekilde tasarladı.
in a way that makes it stackable: yöntem ve sonuç
In a way that, bir şeyin nasıl yapıldığını veya tasarlandığını belirtir ve ardından bu yöntemin sonucunu açıklar. Burada that, tekil olan way sözcüğüne döner; bu nedenle fiil makes biçimindedir. make + nesne + sıfat yapısı, “nesnenin o özelliğe sahip olmasını sağlamak” demektir. Makes it stackable, tasarımın sandalyeyi üst üste konabilir hâle getirdiğini anlatır.
Alıştırma
Cümleyi make + nesne + sıfat yapısını ve stackable sözcüğünü kullanarak tamamlayın: The boxes are designed in a way that ____.
Cevabı göster
makes them stackable
And with the introduction of cheaper thermoplastics,
5:09Ve daha ucuz termoplastiklerin piyasaya sürülmesiyle,
the path became clear for the mass production of the Monobloc. Deyimler
5:11Monobloc'un seri üretimi için yol açılmış oldu.
the path became clear for mass production: seri üretimin önünün açılması
The path became clear for bir benzetmedir: koşulların değişmesi önemli engelleri ortadan kaldırmış ve seri üretimin ilerlemesini mümkün kılmıştır. Became, engellenmiş veya belirsiz bir durumdan mümkün bir duruma geçişi vurgular. for sonrasındaki isim öbeği, artık mümkün hâle gelen gelişmeyi belirtir. Burada path ve clear gerçek anlamda kullanılmaz; cümle fiziksel bir yoldan veya temizlikten söz etmez.
Alıştırma
Son bir kural az önce son engeli kaldırdı. Hangi cümle engellenmiş durumdan mümkün duruma geçişe en iyi şekilde odaklanır?
- The path became clear for nationwide expansion.
- The final rule paved the way for nationwide expansion.
- The path was clear for nationwide expansion.
Cevabı göster
The path became clear for nationwide expansion.
In 1972, the French designer Henry Massonnet launched the Fauteuil 300.
5:151972'de Fransız tasarımcı Henry Massonnet Fauteuil 300'ü piyasaya sürdü.
when the Grosfillex Group launched their resin garden chair,
5:22Grosfillex Group'un reçine bahçe sandalyesini piyasaya sürdüğü
The chair is produced by injection molding. Kelime
5:32Sandalye enjeksiyon kalıplama ile üretilmektedir.
bir üretim süreci olarak injection molding
Injection molding bir üretim sürecidir: malzeme akabilecek duruma gelene kadar ısıtılır, belirli bir şekle sahip kalıba basılır ve son biçimini alması için soğutulur veya sertleştirilir. Bu cümlede by injection molding, sandalyenin nasıl üretildiğini açıklar. Buradaki molding, bir şeye yalnızca elle biçim vermek değil, malzemeyi kalıbın içinde şekillendirmektir.
Alıştırma
Cümleyi nottaki iki sözcüklü üretim terimiyle tamamlayın: The plastic cases are made by ____.
Cevabı göster
injection molding
Here, polypropylene granules are heated to 220°C
5:34Burada polipropilen granüller 220°C'ye ısıtılır
and injected into a mold that forms the chair.
5:39ve sandalyeyi oluşturan bir kalıba enjekte edilir.
The name Monobloc derives from this method
5:42Son ürün tek bir kesintisiz malzemeden yapıldığı için
as the end product is made from a single unbroken material. Kalıp ifadeler
5:44Monobloc adı bu yöntemden gelmektedir.
made from a single unbroken material: kesintisiz tek parça malzemeden yapılmış
Be made from, üretim sırasında biçimi değişen kaynak malzemeyi belirtir. Tamamlanmış sandalye artık başlangıçtaki plastik taneciklere benzemez. A single unbroken material, sandalyenin ayrı parçaların birleştirilmesiyle değil, kesintisiz tek bir malzeme gövdesi olarak oluştuğunu anlatır. Buradaki single yalnızca bir sayısını değil, tek parça üretimi vurgular.
Alıştırma
Hangi cümle, geri dönüştürülmüş plastiğin kesintisiz ve tek parça bir kaba dönüştürüldüğünü anlatır?
- The container is made from a single unbroken piece of recycled plastic.
- The container is made of several plastic panels.
- The container is made with a plastic label.
Cevabı göster
The container is made from a single unbroken piece of recycled plastic.
and cost hundreds of thousands, sometimes millions of dollars.
5:50ve yüz binlerce, bazen milyonlarca dolara mal olur.
greatly scalable ile highly scalable karşılaştırması
Scalable, zaman, iş gücü veya malzemelerde benzer bir artış olmadan üretimi ya da talebi karşılama kapasitesini artırabilen bir süreç veya sistemi anlatır. Burada üretim yönteminin verimli biçimde büyüyebildiğini ifade eder. Greatly, “büyük ölçüde” anlamında anlaşılabilir; ancak scalable ile normalde kullanılan zarf değildir. İngilizcede güçlü bir büyüme kapasitesini anlatmak için genellikle highly scalable denir.
Alıştırma
Bir teslimat ağı, personel veya ekipmanda benzer bir artış olmadan on kat fazla müşteriye hizmet verebiliyor. Bu kapasiteyi en doğal biçimde anlatan cümle hangisidir?
- It is highly expanded.
- It is highly scalable.
- It has greatly expanded.
Cevabı göster
It is highly scalable.
since it requires little workforce, time, and low material costs.
5:56çünkü çok az iş gücü, zaman gerektirir ve malzeme maliyetleri düşüktür.
only costs about $3 and is usually sold for around $10. Kalıp ifadeler
6:02maliyeti sadece yaklaşık 3 dolardır ve genellikle 10 dolar civarında satılır.
costs about $3 ... sold for around $10: maliyet ve satış fiyatı
Cost + bir miktar, bir şeyin ne kadar para gerektirdiğini belirtir. Bu bağlamda costs about $3, bir ürünün satış fiyatını değil, bir adet üretmenin yaklaşık maliyetini anlatır. Be sold for + bir miktar satış fiyatını belirtir. About ve around, sayının yaklaşık olduğunu gösterir; bu nedenle ne 3 ne de 10 dolar kesin bir miktar olarak sunulur.
Alıştırma
Önce üretim maliyetini, ardından satış fiyatını gösterecek şekilde cümleyi tamamlayın: The toy ____ about $4 to make and is ____ around $9.
Cevabı göster
costs · sold for
Today, there are dozens of different Monobloc designs available.
6:07Günümüzde düzinelerce farklı Monobloc tasarımı mevcuttur.
Ones with vertical or horizontal slots or without them,
6:11Dikey veya yatay yuvaları olan veya olmayan,
But still, you know a Monobloc when you see one. Kalıp ifadeler
6:18Ama yine de bir tane gördüğünüzde onun bir Monobloc olduğunu anlarsınız.
know a Monobloc when you see one: görünce tanımak
know X when you see one kalıbı, X’i kesin olarak tanımlamak zor olsa bile “bir X örneğiyle karşılaşınca onu hemen tanımak” anlamına gelir. Buradaki one, başka bir Monobloc sandalyenin yerini tutar. When, tanımanın gerçekleştiği durumu belirtir; gelecekte bir karşılaşmanın ne zaman olacağını sormaz. Cümle, farklı modellerin yine de kolayca tanınmalarını sağlayan ortak özelliklere sahip olduğunu anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle, kesin olarak tanımlanması zor olsa bile sahte bir yorumun kolayca tanınabildiği anlamına gelir?
- You know when you will see a fake review.
- You know a fake review when you see one.
- You know this fake review because you have seen it before.
Cevabı göster
You know a fake review when you see one.
The chair has evolved with material thicknesses
6:27Sandalye, malzeme kalınlıkları mükemmel bir şekilde ayarlanarak evrimleşti,
perfectly adjusted so that they are as thin and inexpensive as possible, Dilbilgisi
6:30böylece mümkün olduğunca ince ve ucuz
as thin and inexpensive as possible: olabildiğince ince ve ucuz
as + sıfat + as possible yapısı, “koşulların izin verdiği en yüksek ölçüde” anlamına gelir. Burada thin ve inexpensive, and ile bağlanmıştır; yani her iki özellik de uygulanabilir olduğu ölçüde en ileri seviyeye taşınır. Bu, iki şey arasında eşitlik karşılaştırması değildir. Possible, pratik bir sınır koyar: sandalye çok ince ve düşük maliyetli olmalı, ancak yine de sağlam ve dayanıklı kalmalıdır.
Alıştırma
short ve clear sözcüklerini as ... as possible yapısında kullanarak cümleyi tamamlayın: Keep the message ____.
Cevabı göster
as short and clear as possible
A chair that is weatherproof, stackable, and light.
6:36Hava koşullarına dayanıklı, istiflenebilir ve hafif bir sandalye.
Fundamentally, there's not much you can change about it.
6:39Temel olarak, hakkında değiştirebileceğiniz pek bir şey yoktur.
that fulfills everything a designer aspires to. Dilbilgisi
6:47her şeyi yerine getiren mükemmel bir tasarımdır.
everything a designer aspires to yapısı
everything a designer aspires to ifadesinde everything sözcüğünü niteleyen bir ilgi cümleciği gelir. Nesne görevindeki that ilgi zamiri anlaşılır ancak düşürülmüştür: everything (that) a designer aspires to. Aspire to something, bir şeyi gerçekleştirmeyi güçlü biçimde istemek demektir. Buradaki to, aspire to yapısındaki edattır; everything onun anlamca nesnesini sağlar. Bu yüzden to'dan sonra başka bir sözcük eklemek gerekmez. İsim öbeğinin tamamı fulfills fiilinin nesnesidir.
Alıştırma
Cümleyi aspire to ifadesinin geçmiş ortaç biçimiyle tamamlayın: This is the life I have always ____.
Cevabı göster
aspired to
How we read a design depends on our knowledge of it Dilbilgisi
6:55Bir tasarımı nasıl okuduğumuz, onun hakkındaki bilgimize
How we read a design depends on ... yapısı
How we read a design, depends fiilinin öznesi olan ve how ile başlayan bir yan cümleciktir. Burada read, yorumlamak ya da anlamak; how ise hangi şekilde anlamına gelir. Cümle, bir tasarımı yorumlama biçimimizin o tasarım hakkındaki bilgimizden etkilendiğini söyler. Bu yan cümlecik bir bildirme cümlesinin içinde olduğu için how + özne + fiil dizilişini (How we read...) kullanır; doğrudan soru biçimi olan How do we read...? kullanılmaz. How ... depends on ... kalıbı, bir şeyi anlama veya yapma biçimini onu etkileyen faktöre bağlar.
Alıştırma
Hangi cümlede How cümleciği özne olarak doğru kullanılmıştır?
- How we understand a story depends on what we already know.
- How do we understand a story depends on what we already know.
- How we understand a story depend on what we already know.
Cevabı göster
How we understand a story depends on what we already know.
So we might as well start liking them. Ton ve niyet
7:06O yüzden biz de onları sevmeye başlasak iyi olur.
Might as well: baskı yaratmayan, pratik bir seçim
“Might as well”, diğer seçenekler daha iyi olmadığında veya bir şeyi yapmamak için pek neden bulunmadığında, o eylemin mantıklı bir seçim olduğunu anlatır. Burada “start liking them”, hevesli bir istek değil, durumu pratik biçimde kabullenme olarak sunulur. Kalıp might as well + fiilin yalın hâlidir; örneğin might as well start. Öneriye veya karara genellikle rahat, biraz kabullenmiş ya da şakacı bir hava katar. Güçlü bir zorunluluk ya da basit bir izin anlatmaz.
Alıştırma
Alternatifler daha iyi olmadığı için pratik bir seçimi anlatan, bu dersteki “might” sözcüğünü içeren üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The rain is not letting up, and we are already wet. We ____ head home.
Cevabı göster
might as well
That way you support more videos like this.
7:16Böylece bunun gibi daha fazla videoyu desteklemiş olursunuz.
Also, if you want to read more about this topic,
7:19Ayrıca bu konu hakkında daha fazla okumak isterseniz,
check out the video description for some links
7:20bu videoyu hazırlarken gerçekten çok yardımcı olan makalelerin linkleri için