Bir şiiri... şiir yapan nedir? - Melissa Kovacs: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
675 kelime 148 kel/dk

Video özeti: Muhammed Ali’nin iki sözcüklük şiirinden yola çıkan video; şiir, müzik, görsel sanat, düzyazı, sosyal medya ve yapay zekâ üzerinden şiirin tanımlarını sınar ve özünde insanın yaratma eyleminin bulunduğu sonucuna ulaşır. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Is a poem a little machine? A firework? An echo? A dream? — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Art arda gelen kısa, metaforik soruların, anlaşılması güç bir kavramı tek ve katı bir tanıma hapsetmeden nasıl araştırdığını fark edin. Bu yöntemi sunum veya denemelerde farklı imgeler sunmak, düşünceye ritim kazandırmak ve dinleyiciyi bir konuya çeşitli açılardan bakmaya yöneltmek için kullanabilirsiniz. 2. poetry less as a form and more as a concept, — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: less as A and more as B karşıtlık yapısının yalnızca miktarları karşılaştırmadığını, bir şeyin yorumlanma çerçevesini A’dan B’ye kaydırdığını anlayın. Bu yapı bir savı inceltmek, yerleşik bir sınıflandırmayı sorgulamak veya dikkati dış biçimden altta yatan düşünceye çevirmek için kullanılabilir. 3. caught red-handed 100% of the time. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: caught red-handed, bir eylem gerçekleştirilirken tartışmasız biçimde yakalanmak anlamına gelir. Burada jüri üyelerinin makine ürünü şiirleri her seferinde tanıması mizahi biçimde anlatılır; deyimi, kanıtlar bir kişinin ya da şakayla bir sistemin gizlemeye çalıştığı eylemi açığa çıkardığında kullanabilirsiniz.

Bu derste

Muhammad Ali spent years training to become the greatest boxer the world had ever seen, Dilbilgisi

0:06

Muhammed Ali, dünyanın gördüğü en büyük boksör olmak için yıllarca antrenman yaptı,

Dilbilgisi

spent years training to become: harcanan zaman ve hedef

Spent years training, birinin o zamanı nasıl kullandığını göstermek için spend + süre + -ing biçimi kalıbını kullanır. Spend'den sonra etkinlik training olur; to train olmaz. To become, antrenmanın hedefini belirtir. Başka durumlara aktarılabilen kalıp spend + zaman + doing something + to + fiil şeklindedir; sondaki mastar amacı belirtir.

Alıştırma

train ve become fiillerini doğru biçimde kullanın: After joining the academy, Lena spent two years ____ ____ a firefighter.

Cevabı göster

training · to become

Dilbilgisi

the greatest boxer the world had ever seen: ilgi zamiri düşürülmüş en üstünlük yapısı

The greatest boxer, en üstünlük bildiren bir isim öbeğidir. The world had ever seen, boxer sözcüğünü niteleyen bir ilgi tümceciğidir; nesne görevindeki that ilgi zamiri düşürülmüştür: the greatest boxer that the world had ever seen. The world, had seen yapısının öznesidir; yer bildiren bir ifade değildir. Had ever seen, past perfect biçimindedir. Geçmişteki bir referans noktasından daha önceye bakar ve “o zamandan önce herhangi bir zamanda” anlamını katarak en üstünlük ifadesine tarihsel bir kapsam verir.

Alıştırma

Hangi cümle, geçmişteki bir ana kadar kasabanın gördüğü hiçbir binanın bundan daha yüksek olmadığını anlatır?

  1. It was the tallest building that had ever seen the town.
  2. It was the tallest building the town has ever seen.
  3. It was the tallest building the town had ever seen.
Cevabı göster

It was the tallest building the town had ever seen.

but only moments to create the shortest poem. Anlatım akışı

0:13

ancak en kısa şiiri yaratması sadece anlar sürdü.

Anlatım akışı

but only moments: zaman karşıtlığı ve spent fiilinin düşürülmesi

Cümle, years ile only moments ifadelerini karşı karşıya getirir. Bu güçlü zaman karşıtlığı, dinleyicinin dikkatini Ali'nin boksta zirveye uzanan uzun yolculuğundan çok kısa bir şiir gibi şaşırtıcı bir konuya kaydırarak etkili bir giriş oluşturur. İkinci bölümde spent, spent years training yapısından anlaşılabildiği için söylenmez: but [spent] only moments to create the shortest poem. Bu, paralel bir yapıdaki eksiltidir; bağımsız bir cümle değildir.

Alıştırma

Cümlede but only moments ifadesinin görevini en iyi hangi açıklama anlatır?

  1. Şiirin ne kadar sürdüğünü anlatan, önceki bölümle ilgisiz yeni bir cümle başlatır.
  2. spent years ile karşıtlık kurar ve tekrarlanacak spent fiili anlaşılır olduğu için söylenmez.
  3. Ali'nin yalnızca birkaç an antrenman yaptığı anlamına gelir.
Cevabı göster

spent years ile karşıtlık kurar ve tekrarlanacak spent fiili anlaşılır olduğu için söylenmez.

Ali captivated Harvard's graduating class in 1975 Kelime

0:16

Ali, 1975'te Harvard'ın mezuniyet sınıfını

with his message of unity and friendship.

0:21

birlik ve dostluk mesajıyla büyüledi.

Kelime

captivated Harvard's graduating class: dinleyiciyi güçlü biçimde etkilemek

Captivated, birinin dikkatini onu hayran bırakacak kadar güçlü biçimde çekmek anlamına gelir. Burada Ali özne, Harvard's graduating class, yani o yıl mezun olan öğrenciler ise doğrudan nesnedir. With his message of unity and friendship, bu etkiyi neyin oluşturduğunu gösterir. Fiil, konuşmayı son derece etkileyici olarak sunar; Ali'nin birini fiziksel olarak yakaladığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede captivated, insanların dikkatinin güçlü biçimde çekildiği anlamına gelir?

  1. The guard captivated the thief after a chase.
  2. The map captivated the lost hikers to the station.
  3. The speech captivated the audience from its opening line.
Cevabı göster

The speech captivated the audience from its opening line.

When he finished,

0:24

Sözlerini bitirdiğinde,

the audience wanted more.

0:25

dinleyiciler daha fazlasını istedi.

They wanted a poem.

0:27

Bir şiir istediler.

Ali delivered what is considered the shortest poem ever. Dilbilgisi

0:28

Ali, gelmiş geçmiş en kısa şiir olarak kabul edilen şeyi sundu.

Dilbilgisi

what is considered the shortest poem ever: nesne görevindeki isim cümleciği

what is considered the shortest poem ever cümleciğinin tamamı delivered fiilinin nesnesidir. Burada what, “the thing that”, yani “… olan şey” anlamına gelir; bu nedenle soru sormak yerine bir isim cümleciği başlatır. Cümleciğin içindeki is considered edilgen yapıdadır. Bu yapı, değerlendirmeyi kimin yaptığını belirtmeden “the shortest poem ever” ifadesini başkalarına ait veya yaygın bir değerlendirme olarak sunar; herkesin aynı fikirde olduğunu garanti etmez.

Alıştırma

Cümleyi what ile başlayan ve consider fiilinin geniş zaman edilgen biçimini kullanan üç sözcüklü hedef yapıyla tamamlayın: The museum displayed ____ the oldest map in the region.

Cevabı göster

what is considered

Me, we. Kültür

0:33

Ben, biz (Me, we).

Kültür

Me, we.: birey ile grubun yan yana getirilmesi

İki sözcüklü Me, we. dizesi, Muhammad Ali'nin Harvard'daki bir konuşmadan sonra verdiği doğaçlama yanıtla ilişkilendirilir ve çoğu zaman en kısa şiirlerden biri olarak sunulur. Bireyi temsil eden me ile grubu temsil eden we sözcüklerini doğrudan yan yana getirir. Bu ifade standart ve tamamlanmış bir cümle olarak değil, bilinçli bir şiirsel sıkıştırmayla işler. Fiil veya açıkça belirtilmiş bir bağlantı bulunmadığı için okur, benlikten topluluğa yönelme gibi bir ilişki çıkarabilir; tek ve sabit bir dil bilgisel mesaj verilmez.

Alıştırma

Doğru mu, yanlış mı? Günlük konuşmada Me, we., normal bir cümle kalıbı olarak kullanılabilecek standart ve tamamlanmış bir cümledir.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

Or is it me, weeee"?

0:35

Yoksa "ben, biiiz (weeee)" miydi?

No one's really sure.

0:37

Kimse tam olarak emin değil.

Regardless, if these two words are a poem,

0:38

Ne olursa olsun, eğer bu iki kelime bir şiirse,

then what exactly makes a poem a poem? Dilbilgisi

0:42

o zaman bir şiiri tam olarak şiir yapan şey nedir?

Dilbilgisi

What makes a poem a poem?: X’i X yapan nedir

makes a poem a poem ifadesinde make, make + nesne + nesne tamamlayıcısı kalıbını kullanır. İlk a poem incelenen nesnedir; ikinci a poem ise onun kimliğini adlandıran isim türünde bir tamamlayıcıdır. What makes X X? soru kalıbı, X’in X sayılması için hangi özelliklerin gerekli olduğunu sorar. İsmin tekrarı bilinçlidir: soru bir şiiri kimin yarattığını değil, şiirin özünü sorgular.

Alıştırma

Bir lidere bu kimliği neyin verdiğini soran isim tekrarlı kalıbı tamamlayın: What makes a leader ____?

Cevabı göster

a leader

Poets themselves have struggled with this question, Kalıp ifadeler

0:45

Şairlerin kendileri bile bu soruyla mücadele etmişler

Kalıp ifadeler

have struggled with this question: bu soruda uzun süredir zorlanmak

Struggle with a question, bir soruyu anlamaya ya da yanıtlamaya çalışırken zorlanmak demektir. With, zorluğa neden olan şeyi tanıtır; dolayısıyla struggle burada fiziksel bir hareketten ziyade soyut anlamda kullanılır. Have struggled, present perfect yapısındadır. Zamana yayılan bir zorluğu şimdiki zamanla ilişkilendirir ve sorunun kolayca çözülemediğini gösterir.

Alıştırma

Hedef ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: Researchers have ____ this question for years.

Cevabı göster

struggled with

often using metaphors to approximate a definition. Kelime

0:47

ve genellikle bir tanıma yaklaşmak için metaforlar kullanmışlardır.

Kelime

approximate a definition: temkinli bir fiil öbeği

Burada approximate, “yaklaşmak” veya “bir şeyin tam olmayan bir biçimini oluşturmak” anlamına gelen bir fiildir. Nesnesi a definition olduğundan, approximate a definition kesin ya da eksiksiz olduğunu ileri sürmeden kullanılabilir bir tanıma doğru ilerlemek demektir. Bu öbek iddiayı daha temkinli hâle getirir: metaforlar zor bir fikrin bazı yönlerini gösterebilir, ancak onun bütün sınırlarını kesin biçimde tanımlamayabilir.

Alıştırma

approximate sözcüğünü fiil olarak kullanıp cümleyi dersteki öbekle tamamlayın: The examples help us ____ of fairness.

Cevabı göster

approximate a definition

Is a poem a little machine? Anlatım akışı

0:51

Bir şiir küçük bir makine midir?

A firework?

0:53

Bir havai fişek mi?

An echo?

0:54

Bir yankı mı?

A dream?

0:55

Bir rüya mı?

Anlatım akışı

Is a poem...? A firework? An echo? A dream?: art arda gelen metaforik sorular

İlk soru Is a poem...? biçimindeki tam çerçeveyi verir. Sonraki parçalar tekrarlanan Is a poem sözlerini düşürür ve yalnızca metaforu değiştirir: A firework? An echo? A dream? Dinleyici ilk çerçeveyi zihninde her kısa soruya taşır. Bu sorular birlikte, ayrı ayrı gerçeklere dayalı yanıtlar istemek yerine retorik bir işlev görür. Her metafor bir şiiri anlamanın başka bir olası yolunu açarken paralel parçalar ritim oluşturur ve tek bir sabit tanım yerine birkaç olasılık sunar.

Alıştırma

Hangi bölüm, bir tam sorunun ardından daha kısa metaforik sorular getiren aynı yapıyı kullanır?

  1. What is memory, and why does it matter?
  2. Memory is a library, a mirror, and a map.
  3. Is memory a library? A mirror? A map?
Cevabı göster

Is memory a library? A mirror? A map?

Poetry generally has certain recognizable characteristics.

0:56

Şiirin genel olarak bazı tanınabilir özellikleri vardır.

One, poems emphasize language's musical qualities. Kelime

1:01

Birincisi, şiirler dilin müzikal özelliklerini vurgular.

Kelime

dilin müzikal özelliklerini vurgulamak

Burada language's musical qualities, ses tekrarları, ritim, söyleyiş hızı ve vurgu düzenleri gibi sözcüklerin müzikal hissedilmesini sağlayan ses özelliklerini anlatır. Musical sözcüğü mecazidir; dil gerçekten müziğe dönüşmez. Emphasize fiili, şiirlerin yalnızca dilin ne anlama geldiğine değil, nasıl duyulduğuna da özel önem verdiğini gösterir. Bu fikir şarkı sözlerini, konuşmaları ve etkileyici sesli okumaları tartışırken de kullanılabilir.

Alıştırma

Bu cümlede language's musical qualities neyi ifade eder?

  1. Dilin ses, ritim ve vurgu düzenlerini
  2. Her şiirin şarkı olarak söylenmesi gerektiği kuralını
  3. Bir şiir okunurken çalınan müziği
Cevabı göster

Dilin ses, ritim ve vurgu düzenlerini

This can be achieved through rhyme, rhythm, and meter, Kelime

1:05

Bu; kafiye, ritim ve ölçü yoluyla elde edilebilir,

Kelime

şiirde rhyme, rhythm ve meter

Rhyme, çoğunlukla dizelerin sonunda görülen aynı veya benzer seslerin tekrarıdır. Rhythm, ses, hece ve vurgu düzenlerinin oluşturduğu harekettir. Meter, şiirde vurgulu ve vurgusuz hecelerin düzenli ve örgütlü bir biçimde sıralanmasıdır. Bu üçü şiirin müzikal özelliklerini oluşturmanın yollarıdır. Burada meter bir şiir terimidir, uzunluk birimi değildir.

Alıştırma

İngiliz şiirindeki meter kavramını hangi ifade doğru açıklar?

  1. Vurgulu ve vurgusuz hecelerin düzenli örüntüsüdür.
  2. Sözcük sonlarındaki benzer seslerin tekrarıdır.
  3. Bir şiirin okunma hızındaki her türlü değişikliktir.
Cevabı göster

Vurgulu ve vurgusuz hecelerin düzenli örüntüsüdür.

from the sonnets of Shakespeare to the odes of Confucius, Kültür

1:08

Shakespeare'in sonelerinden Konfüçyüs'ün odlarına

to the Sanskrit Vedas.

1:11

ve Sanskrit Vedalarına kadar uzanır.

Kültür

Shakespeare'in soneleri ... Konfüçyüs'ün övgü şiirleri ... Sanskritçe Vedalar

Bu liste üç geniş klasik geleneğe işaret eder: Shakespeare'in soneleri Avrupa şiirini temsil eder; “the odes of Confucius” ifadesi, Konfüçyüsçü gelenekle ilişkili klasik Çin şiirini genel olarak anlatır; Sanskritçe Vedalar ise ilahiler içeren eski Hint kutsal metinleridir. Konuşmacı bir gelenekten diğerine geçerek savın kapsamını genişletir. Bunlar, şiirin sese dayalı özelliklerinin tek bir bölgeyle sınırlı olmadığını göstermek için farklı kültürlerden yan yana verilen örneklerdir. Konfüçyüs hakkındaki ifade geniş bir kültürel göndermedir; onun bizzat bir övgü şiirleri derlemesi yazdığına dair kesin bir iddia değildir.

Alıştırma

Bu kültürel göndermeler listesinin temel amacı nedir?

  1. Şiirin sese dayalı özelliklerinin çeşitli klasik geleneklerde görüldüğünü göstermek
  2. Şiirin yalnızca Avrupa'da geliştiğini söylemek
  3. Üç göndermenin de aynı kültürden geldiğini iddia etmek
Cevabı göster

Şiirin sese dayalı özelliklerinin çeşitli klasik geleneklerde görüldüğünü göstermek

Two, poems use condensed language, Kelime

1:13

İkincisi, şiirler yoğunlaştırılmış bir dil kullanır,

Kelime

use condensed language: yoğunlaştırılmış dil kullanmak

Burada condensed language, nispeten az sayıda sözcüğe çok fazla anlam sığdıran dil demektir. Condensed fiziksel anlamda “yoğuşmuş” demek değildir ve yalnızca “kısa” anlamına da gelmez. Şiirde özenle seçilmiş sözcükler aynı anda imgeler, duygular, ritim ve örtük fikirler taşıyabilir. Bu nedenle ifade yalnızca sözcük sayısının azlığını değil, anlam yoğunluğunun yüksekliğini anlatır.

Alıştırma

Bir eleştirmen, bir şiirin çok az sözcüğe birden fazla anlam katmanı sığdırdığını söylemek istiyor. En uygun ifade hangisidir?

  1. casual language
  2. concise language
  3. condensed language
Cevabı göster

condensed language

like literature with all the water wrung out of it. Deyimler

1:16

sanki suyu tamamen sıkılmış bir edebiyat gibidir.

Deyimler

all the water wrung out of it: yoğunlaştırılmış dil için bir benzetme

Bu ifade edebiyatı ıslak bir beze benzetir. with yapısında wrung, wring fiilinin past participle biçimidir: edebiyatın içindeki “bütün su” sıkılıp çıkarılmıştır. Buradaki su gerçek değildir. Dağınık ya da gereksiz içeriği temsil eder; bu yüzden bu imge, şiiri çıkarılabilecek kısımları atılarak yoğunlaştırılmış bir dil olarak anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede all the water wrung out of it neyi anlatıyor?

  1. Şiirin bez yıkama talimatları vermesini.
  2. Gereksiz içerik çıkarılarak dilin yoğunlaştırılmasını.
  3. Edebiyatın ıslanıp daha sonra kurutulmasını.
Cevabı göster

Gereksiz içerik çıkarılarak dilin yoğunlaştırılmasını.

Three, poems often feature intense feelings, Kalıp ifadeler

1:20

Üçüncüsü, şiirler genellikle yoğun duygular barındırır,

Kalıp ifadeler

feature intense feelings: fiil olarak feature

Burada feature, “önemli ya da dikkat çekici bir parça olarak içermek ve sunmak” anlamına gelen bir fiildir. Doğrudan nesnesi intense feelings olduğundan cümle, güçlü duyguların şiirlerde sık sık öne çıktığını söyler. X features Y yapısında Y yalnızca mevcut değildir. Konuşan kişi Y’ye, X’in bir özelliği ya da ana unsuru olarak dikkat çeker.

Alıştırma

Cümleyi feature fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The new exhibit ____ photographs taken by local teenagers.

Cevabı göster

features

from Rumi's spiritual poetry to Pablo Neruda's Ode to an Onion. Kültür

1:23

Rumi'nin ruhsal şiirinden Pablo Neruda'nın Soğana Güzelleme'sine kadar.

Kültür

Rumi'nin manevi şiirlerinden Pablo Neruda'nın Soğana Övgü'süne

Rumi manevi deneyimi konu alan şiirleriyle tanınırken Pablo Neruda'nın Soğana Övgü adlı şiiri sıradan bir nesneyi över. Burada Ode to an Onion bir şiirin adıdır, bir yemeğin adı değildir. Bu göndermeleri bir aralığın iki ucuna yerleştirmek, şiirsel duygunun ne kadar geniş olabileceğini gösterir: şiir yalnızca aşkı ya da üzüntüyü değil, manevi bağlılığı veya günlük şeylere duyulan yoğun hayranlığı da anlatabilir.

Alıştırma

Bu iki kültürel gönderme arasındaki karşıtlık temel olarak neyi gösteriyor?

  1. Şiir esas olarak din hakkındadır.
  2. Şiir hem manevi fikirler hem de sıradan nesneler hakkında derin duygular ifade edebilir.
  3. Ode to an Onion bir yemeğin adıdır.
Cevabı göster

Şiir hem manevi fikirler hem de sıradan nesneler hakkında derin duygular ifade edebilir.

Poetry, like art itself,

1:29

Şiirin, tıpkı sanatın kendisi gibi,

has a way of challenging simple definitions. Kalıp ifadeler

1:30

basit tanımlara meydan okuyan bir yapısı vardır.

Kalıp ifadeler

has a way of + -ing: tekrar eden bir etki

has a way of + -ing çoğu zaman bir şeyin düzenli ya da doğal biçimde belli bir etki yarattığını anlatır. Bu cümlede şiirin kelimenin tam anlamıyla bir yöntemi yoktur; şiir, basit tanımları yetersiz göstermeye eğilimlidir. Bir kişinin ya da şeyin tekrar tekrar yaptığı bir işle ilgili genel bir gözlem belirtmek için X has a way of doing Y kalıbını kullanın. of sözcüğünden sonra -ing biçimi gelir.

Alıştırma

has a way of + -ing hedef kalıbını tamamlayın: Music has ____ bringing people together.

Cevabı göster

a way of

While the rhythmic patterns of the earliest poems

1:33

En eski şiirlerin ritmik kalıpları,

were a way to remember stories

1:36

yazının icadından bile önce

even before the advent of writing, Kelime

1:37

hikayeleri hatırlamak için bir yol olsa da,

Kelime

even before the advent of writing: yazının ortaya çıkışından bile önce

the advent of writing, yazının önemli bir tarihsel gelişme olarak ortaya çıkması veya kullanılmaya başlanması demektir. even before, ritmik şiirlerin yazı sistemlerinden önceki bir dönemde bile insanların hikâyeleri hatırlamasına yardımcı olduğunu vurgular. the advent of + isim kalıbı, önemli bir teknolojinin, sistemin veya dönemin başlangıcını tarihsel bir dönüm noktası olarak sunar.

Alıştırma

‘Matbaanın önemli bir teknoloji olarak ortaya çıkmasından önce’ anlamındaki resmî ifadeyi tamamlayın: Before the ____ printing, books were copied by hand.

Cevabı göster

advent of

a poem doesn't need to be lyrical. Dilbilgisi

1:40

bir şiirin lirik olması gerekmez.

Dilbilgisi

doesn't need to be lyrical: lirik olmak zorunda değil

Bu cümlede a poem doesn't need to be lyrical, lirik olma özelliğinin bir eserin şiir sayılması için gerekli olmadığı anlamına gelir. Bir şiir lirik olabilir, ancak bu özellik olmadan da şiir olabilir. Başka durumlarda da kullanılabilen özne + doesn't need to be + sıfat yapısı, bir özelliğin yasak değil isteğe bağlı olduğunu belirtir. Burada lyrical, üslubun müzikal veya duyguları ifade eden bir nitelikte olması demektir; yalnızca şarkı sözlerine sahip olmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Pahalı olmanın gerekli olmadığını söylemek için cümleyi tamamlayın: A useful gift ____ expensive.

Cevabı göster

doesn't need to be

Reinhard Döhl's Apfel

1:42

Reinhard Döhl'ün Apfel'i

and Eugen Gomringer's Silencio

1:44

ve Eugen Gomringer'in Silencio'su,

toe the line between visual art and poetry. Deyimler

1:46

görsel sanat ve şiir arasındaki çizgide gezinir.

Deyimler

Kategori sınırı benzetmesi olarak toe the line between A and B

Bu cümlede toe the line between visual art and poetry, iki eseri bu kategorilerin sınırına yerleştirir. Sözcükleri onları şiir yaparken düzenleri ve şekilleri de görsel sanat hâline getirir; bu nedenle iki etiketten hiçbiri eserleri tek başına tam olarak tanımlamaz. Buradaki görüntü, ayak parmaklarının bir çizginin hemen önüne gelmesidir. Between sözcüğünden sonra iki sanat türü geldiği için line fiziksel bir çizgi değil, kategoriler arasındaki sınırın benzetmesidir.

Alıştırma

Cümledeki toe the line between visual art and poetry ne anlama geliyor?

  1. Eserler iki sanat kategorisinin sınırında yer alıyor.
  2. Eserler her iki sanat alanının kurallarına da kesinlikle uyuyor.
  3. Sanatçılar şiirlerinin üzerinde fiziksel bir çizgi çekiyor.
Cevabı göster

Eserler iki sanat kategorisinin sınırında yer alıyor.

Meanwhile,

1:49

Bu arada,

E.E. Cummings wrote poems

1:50

E.E. Cummings, şekilleri kelimelerin kendisi kadar önemli olan

whose shapes were as important as the words themselves. Dilbilgisi

1:52

şiirler yazdı.

Dilbilgisi

whose ... as important as ...: iyelik ve eşitlik karşılaştırması

Whose shapes, poems sözcüğünü niteleyen bir ilgi cümleciği başlatır. Whose iyelik bildirir; bu nedenle “şiirlerin biçimleri” anlamına gelir. Whose yalnızca insanlar için değil, nesneler için de kullanılabilir. As important as, derecelerin eşit olduğunu göstermek için as + sıfat + as yapısını kullanır. Themselves, words sözcüğünü vurgular: şiirlerin biçimleri ikincil bir süs değil, sözcükler kadar önemlidir.

Alıştırma

İlgi cümleciğini ve eşitlik karşılaştırmasını tamamlayın: The museum has a website ____ layout is as important ____ its text.

Cevabı göster

whose · as

In this case, amplifying the sad loneliness of a single leaf falling through space. Kelime

1:55

Bu durumda, boşlukta düşen tek bir yaprağın üzücü yalnızlığını güçlendiriyordu.

Kelime

amplifying the sad loneliness: duygusal bir etkiyi güçlendirmek

Burada amplifying, bir duyguyu ya da etkiyi daha güçlü ve belirgin hâle getirmek demektir. Yalnızca bir sesin şiddetini artırmak anlamına gelmez; nesnesi soyut bir duygu olan the sad loneliness ifadesidir. -ing biçimi bir sonucu anlatır: şiirin görsel biçimi, düşen tek bir yaprak görüntüsünün yarattığı yalnızlık duygusunu güçlendirir. Edebî, görsel ya da işitsel analizlerde amplify, bir özelliğin başka bir özelliğin etkisini nasıl artırdığını göstermek için sıkça kullanılır.

Alıştırma

“The long shadows amplify the sadness of the room.” cümlesinde amplify ne anlama gelir?

  1. Gölgeler üzüntüyü daha güçlü hissettirir.
  2. Gölgeler odanın sesini daha yüksek yapar.
  3. Gölgeler üzüntüyü tam olarak ölçer.
Cevabı göster

Gölgeler üzüntüyü daha güçlü hissettirir.

If the visual nature of poetry faded into the background, Deyimler

2:02

Eğer şiirin görsel doğası arka plana kaybolsaydı,

perhaps we'd be left with music. Kalıp ifadeler

2:05

belki de geriye sadece müzik kalırdı.

Deyimler

faded into the background: daha az dikkat çekici veya daha az önemli hâle gelmek

Faded into the background, bir şeyin giderek daha az dikkat çekici, daha az önemli ya da insanların ilgisinin daha az merkezinde olmasını anlatan bir mecazdır. Bir şey fade into the background olsa bile varlığını sürdürebilir. Bu varsayımsal cümlede şiirin görsel niteliği önemini kaybeder ve müzikal niteliği öne çıkar. İfade, dikkatin yön değiştirmesini anlatır; bir görüntünün gerçekten kararması gerekmez.

Alıştırma

“During the game, her worries faded into the background.” cümlesinde kaygılarına ne oldu?

  1. Bir süreliğine daha az dikkat çeker hâle geldiler.
  2. Fiziksel olarak daha koyu hâle geldiler.
  3. Tamamen ve kalıcı olarak yok oldular.
Cevabı göster

Bir süreliğine daha az dikkat çeker hâle geldiler.

Kalıp ifadeler

we'd be left with music: kalan sonucu belirten be left with

Bu varsayımsal cümlede we'd, we would anlamına gelir. if'li yan cümle bir özelliğin ortadan kaldırıldığını ya da zayıflatıldığını varsayar; we'd be left with music ise sonuçta neyin kalacağını belirtir. be left with + isim yapısında left, leave fiilinin geçmiş zaman ortacıdır: başka şeyler ortadan kalktıktan sonra bir şey kullanılabilir durumda, mevcut ya da elimizde kalır. Bu, bizim ayrılacağımız anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi be left with yapısının doğru biçimiyle tamamlayın: After we remove the broken pieces, we will be ____ three usable parts.

Cevabı göster

left with

And that's an area that people love to debate.

2:07

Ve bu, insanların üzerinde tartışmayı sevdiği bir alandır.

Are songs poems?

2:10

Şarkılar şiir midir?

Many don't regard songwriters as poets in a literary sense, Notlar

2:12

Pek çok kişi şarkı sözü yazarlarını edebi anlamda şair olarak görmez,

Dilbilgisi

don't regard songwriters as poets: regard X as Y kalıbı

Regard X as Y, X'i Y olarak görmek veya sınıflandırmak anlamına gelir. Burada songwriters X, poets ise Y'dir. Olumsuz don't, sınıflandırmayı olumsuz hâle getirir: birçok kişi şarkı yazarlarını şair kategorisine koymaz. Kalıp regard + nesne + as + kimlik, kategori veya özellik şeklindedir. As, X'in nasıl görüldüğünü belirtir; burada iken ya da çünkü anlamına gelmez.

Alıştırma

Sabit regard X as Y kalıbını tamamlayın: The museum regards this photograph ____ an important historical record.

Cevabı göster

as

Kelime

in a literary sense: yargıyı edebiyat alanıyla sınırlamak

In a literary sense, “edebiyatta kullanılan anlam ve ölçütlere göre değerlendirildiğinde” demektir. poets hakkındaki yargının kapsamını sınırlar: Cümle, şarkı yazarlarının edebiyat alanında şair sayılıp sayılmadığını sorar; şarkı sözü yazabildiklerini inkâr etmez. in a ... sense kalıbı, bir ifadeyi belirli bir anlam veya bakış açısıyla sınırlar. Buradaki sense, görme ya da dokunma gibi fiziksel bir duyu değil, “anlam” veya “bir şeyi anlama biçimi” demektir.

Alıştırma

Cümleyi in a ... sense kalıbı ve literary ile tamamlayın: ____, the two songs can be studied as poems.

Cevabı göster

In a literary sense

but lyrics from artists like Paul Simon,

2:16

ancak Paul Simon,

Bob Dylan, and Tupac Shakur

2:18

Bob Dylan ve Tupac Shakur gibi sanatçıların sözleri

often hold up even without the music. Öbek fiiller

2:20

genellikle müzik olmadan da tek başına ayakta kalabilir.

Öbek fiiller

hold up: ikna edici veya etkili kalmak

Burada hold up, “tek başına incelendiğinde güçlü, ikna edici veya değerli kalmak” demektir. Müzik çıkarılsa bile şarkı sözleri yazı olarak hâlâ etkili olabilir. Bu geçişsiz bir kullanımdır: Değerlendirilen şey, The argument holds up örneğinde olduğu gibi öznedir. Korunan niteliğin ne olduğu bağlama göre değişir; bir sav ikna ediciliğini, bir kitap veya şaka ise etkisini korur.

Alıştırma

Bu cümlede holds up ne anlama gelir: “The old explanation no longer holds up when we check the evidence.”?

  1. incelendiğinde ikna edici kalır
  2. kanıtı fiziksel olarak kaldırır
  3. incelemenin geç başlamasına neden olur
Cevabı göster

incelendiğinde ikna edici kalır

In rap, poetic elements like rhyme, rhythm, and imagery are inseparable from the form. Kelime

2:23

Rap'te kafiye, ritim ve imgelem gibi şiirsel unsurlar bu formdan ayrılamaz.

Kelime

are inseparable from the form: sanat biçiminden ayrı düşünülemeyen unsurlar

A is/are inseparable from B kalıbında A ve B o kadar yakından bağlantılıdır ki biri diğerinden ayrı olarak tam anlamıyla anlaşılamaz veya korunamaz. Burada kafiye, ritim ve imge, sonradan eklenen süsler değil, rap'in temel parçaları olarak sunuluyor. Buradaki the form, bir sanat biçimi olarak rap anlamındadır. Doldurulacak alanları olan bir form anlamına gelmez.

Alıştırma

Kalıplaşmış ifadeyi tek kelimeyle tamamlayın: In this musical, the songs are inseparable ____ the story.

Cevabı göster

from

Take this lyric from The Notorious B.I.G. Anlatım akışı

2:29

The Notorious B.I.G.'den şu şarkı sözünü ele alalım:

Anlatım akışı

Take this lyric: belirli bir örneği sunma

Take this lyric, dinleyiciyi belirli bir örneğe yönlendiren emir yapısıdır. Bu kullanımda take, bir şeyi fiziksel olarak alıp götürmek değil, “dikkate almak” veya “bakmak” anlamına gelir. Bu kısa geçiş, genel bir iddiadan onu destekleyen kanıta ilerler. Başka bağlamlarda da kullanılabilen Take this + isim kalıbı, dinleyicinin dikkatini sıradaki örneğe yöneltir.

Alıştırma

Bir konuşmacı 'Take this example: one small leak can waste hundreds of liters of water.' diyor. Konuşmacı ne yapıyor?

  1. Kanıt sunmadan açıklamayı bitiriyor
  2. Birinden bir nesneyi götürmesini istiyor
  3. Bir düşünceyi desteklemek için belirli bir durum sunuyor
Cevabı göster

Bir düşünceyi desteklemek için belirli bir durum sunuyor

"I can hear sweat trickling down your cheek. Deyimler

2:32

"Terin yanağından aşağı süzüldüğünü duyabiliyorum.

Deyimler

I can hear sweat trickling down your cheek: duyusal abartı

Konuşan kişi, terin diğer kişinin yanağından süzülüşünü duyabildiğini söylüyor. Ter normalde fark edilebilir bir ses çıkarmaz; bu yüzden I can hear gerçek anlamlı bir bildirim değil, işitsel bir abartıdır. Gerginliğin gözle görülen bir işaretini hayalî bir sese dönüştüren dize, diğer kişinin korkusunu son derece yoğun ve canlı gösterir.

Alıştırma

Bu şarkı sözünde I can hear sweat trickling down your cheek esas olarak ne anlatır?

  1. Konuşan kişi terin sesi hakkında bilimsel bir bilgi verir.
  2. Konuşan kişi diğer kişinin yanağını göremez.
  3. Diğer kişi o kadar gergindir ki terlemesi bile duyulabiliyormuş gibi hayal edilir.
Cevabı göster

Diğer kişi o kadar gergindir ki terlemesi bile duyulabiliyormuş gibi hayal edilir.

Your heartbeats sound like Sasquatch feet, Deyimler

2:34

Kalp atışların Sasquatch'ın ayak sesleri gibi,

Deyimler

heartbeats sound like Sasquatch feet: abartılı bir benzetme

Sound like bir benzetme kurar: Kalp atışları, Sasquatch'ın ağır ayak seslerine benzetilir. Dize, kalp atışlarının gerçekten ayak sesi olduğunu söylemez. Bigfoot ya da Kocaayak olarak da bilinen Sasquatch, Kuzey Amerika halk anlatılarındaki dev bir yaratıktır. Burada yalnızca yere güçlü biçimde basan dev ayaklar imgesi gerekir; bu imge, korkan kişinin kalp atışlarının ne kadar yüksek ve güçlü geldiğini abartır.

Alıştırma

Abartılı ses benzetmesini sound like ifadesinin geçmiş zamanıyla tamamla: The thunder ____ giant footsteps coming closer.

Cevabı göster

sounded like

thundering, shaking the concrete." Anlatım akışı

2:36

gürlüyor, betonu sarsıyor."

Anlatım akışı

thundering, shaking the concrete: art arda sıralanan -ing yapıları

Bu şarkı sözünde "thundering, shaking the concrete", önceki Sasquatch ayakları imgesini devam ettirir. Parçada açıkça belirtilmiş bir özne olmadığı için dinleyici bunu yeni ve tam bir cümle olarak değil, aynı imgenin devamı olarak anlar. İki -ing yapısı etkileri sırayla üst üste koyar: önce çok güçlü bir ses, ardından betonu sarsacak kadar kuvvetli bir titreşim gelir. Kısa ve paralel biçimleri betimlemeyi hızlandırır ve dizeye güçlü bir ritim verir.

Alıştırma

Vurgulanan -ing yapıları bu şarkı sözünde ne yapıyor?

  1. Birbiriyle ilgisiz iki tam cümle başlatıyorlar.
  2. Betonun neden yapıldığını açıklıyorlar.
  3. Ses ve hareket ekleyerek önceki imgeyi devam ettiriyorlar.
Cevabı göster

Ses ve hareket ekleyerek önceki imgeyi devam ettiriyorlar.

So far, Anlatım akışı

2:39

Buraya kadar,

all the examples we've seen have had line breaks. Dilbilgisi

2:40

gördüğümüz tüm örneklerde mısra sonları vardı.

Anlatım akışı

So far: şu ana kadarki ilerlemeyi belirtmek

Burada "So far", “şu ana kadar” anlamına gelir. İfadenin kapsamını bu cümleden önce incelenen örneklerle sınırlar; fiziksel bir mesafeyi belirtmez. Cümle başında kullanılan bir yönlendirme ifadesi olarak geçici bir özet sunar ve dinleyiciyi yeni bir duruma veya yön değişikliğine hazırlar. Bu nedenle açıklamaları, sunumları ve ilerleme raporlarını düzenlemek için kullanışlıdır.

Alıştırma

Hangi cümlede "so far" şu ana kadarki ilerlemeyi özetlemek için kullanılmıştır?

  1. So far, every test has passed.
  2. She threw the ball so far that it crossed the fence.
  3. The station is so far from my house.
Cevabı göster

So far, every test has passed.

Dilbilgisi

have had line breaks: have fiilinin present perfect yapısı

Have had yanlışlıkla yapılmış bir tekrar değildir. İlk have, present perfect yapısını kuran yardımcı fiildir; had ise sahip olmak veya içermek anlamındaki ana fiil have’in geçmiş zaman ortacıdır. Cümlenin bütünü, şimdiye kadar görülen örneklere dönüp bakar. Zaman aralığı bugüne kadar uzandığı için have had, satır sonlarını bu örneklerin ortak bir özelliği olarak sunar; yalnızca tamamlanmış bir geçmiş zamana bağlı bir olayı anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi have fiilinin present perfect biçimiyle tamamlayın: So far, all the poems we have studied ____ clear line breaks.

Cevabı göster

have had

We can even imagine the two words of Ali's poem organizing in the air.

2:43

Hatta Ali'nin şiirindeki iki kelimenin havada sıralandığını bile hayal edebiliriz.

Me, we.

2:47

Ben, biz.

Poetry has a shape that we can usually recognize.

2:50

Şiirin genellikle tanıyabileceğimiz bir şekli vardır.

Its line breaks help readers navigate the rhythms of a poem. Kalıp ifadeler

2:53

Mısra sonları okuyucuların şiirin ritminde gezinmesine yardımcı olur.

Kalıp ifadeler

Dize sonları okuyucuların şiirin ritimlerinde yolunu bulmasına yardım eder

Line breaks, bir şiirde bir dizenin bittiği ve sonraki dizenin başladığı yerlerdir. Bu cümlede okurların okuma hızını, olası durakları ve ritim kalıplarını fark etmesine yardım eden görsel ipuçlarıdır. Navigate burada mecaz anlamda kullanılır. Haritayla yolculuk etmek değil, karmaşık bir şeyin içinde yolunu bulmak demektir. Navigate the rhythms, şiiri okurken ses ve zamanlamadaki değişiklikleri fark edip bunların içinde ilerlemek anlamına gelir.

Alıştırma

Clear headings help readers navigate a long report cümlesinde navigate ne anlama gelir?

  1. Raporun içinden araçla geçmek
  2. Raporu bir haritaya dönüştürmek
  3. Raporun içinde yolunu bulmak ve raporu anlamak
Cevabı göster

Raporun içinde yolunu bulmak ve raporu anlamak

But what if those line breaks disappeared? Dilbilgisi

2:56

Peki ya bu mısra sonları kaybolsaydı?

Dilbilgisi

But what if ... disappeared? ile varsayımsal bir itiraz ortaya koymak

What if + yan cümle, hayal edilen bir olasılığı ortaya koyar ve dinleyenden bunun sonucunu düşünmesini ister. Burada konuşan kişi satır sonlarının kaybolduğunu hayal eder; soru, onların gerçekten kaybolduğunu söylemez. But, önceki düşünceden ona yönelik bir itiraza geçiş yapar. Geçmiş zaman biçimindeki disappeared, geçmişte olmuş bir olayı bildirmek yerine durumu daha uzak veya varsayımsal gösterir.

Alıştırma

Hedef ifadeyle devamındaki itirazı tamamlayın: The forecast looks calm now. ____ the storm arrived early?

Cevabı göster

But what if

Would it lose its essence as a poem? Kelime

2:59

Şiir olma özünü kaybeder miydi?

Kelime

lose its essence as a poem: şiiri tanımlayan temel özellikleri kaybetmek

Burada lose, bir şeyi yanlış yere koymak değil, artık sahip olmamak anlamına gelir. Essence, bir şeyi o şey yapan temel özelliklerdir. As a poem, değerlendirilen kategoriyi belirtir. Soru, satır sonlarını kaldırmanın metnin şiir olarak işlev görmesini veya şiir sayılmasını sağlayan özellikleri yok edip etmeyeceğini sorar.

Alıştırma

The remake may lose its essence as a comedy cümlesinde duyulan endişe nedir?

  1. Yeni yapım, onu komedi yapan temel özellikleri kaybedebilir.
  2. Yeni yapım daha kısa olabilir.
  3. Yeni yapım fiziksel olarak kaybolabilir.
Cevabı göster

Yeni yapım, onu komedi yapan temel özellikleri kaybedebilir.

Maybe not.

3:01

Belki de hayır.

Enter the prose poem. Anlatım akışı

3:03

İşte düzyazı şiiri burada devreye giriyor.

Anlatım akışı

Enter the prose poem: yeni bir fikri tanıtmak için Enter X kullanımı

Bu cümlede Enter the prose poem, sahne dilini andıran bir geçiştir: düzyazı şiir fikrinin artık açıklamada belirdiğini anlatır. Birine ya da bir şeye içeri girmesini söyleyen bir emir değildir. Enter X kalıbı, X'i sahneye çıkan bir karakter gibi sunar. Yeni bir kişi, kavram ya da çözüme hızlı ve biraz dramatik bir geçiş yaparak bilgiyi düzenler.

Alıştırma

Cümleyi sahne dilini andıran Enter X geçişiyle tamamlayın: The original plan failed. ____ the backup plan.

Cevabı göster

Enter

Prose poems use vivid images and wordplay, Kelime

3:05

Düzyazı şiirleri canlı imgeler ve kelime oyunları kullanır,

but are formatted like paragraphs.

3:08

ancak paragraflar halinde biçimlendirilir.

Kelime

vivid images and wordplay: şiirsel dilin iki etkisi

Vivid images, okurların zihinlerinde net duyusal imgeler oluşturmasına yardımcı olan ayrıntılardır. Edebiyat tartışmalarında images çoğu zaman gerçek resimleri değil, dilin oluşturduğu imgeleri ifade eder. Wordplay, mizah, vurgu veya başka bir etki oluşturmak için bir sözcüğün sesini, yazımını, biçimini ya da birden fazla anlamını kullanır. Bu iki ifade birlikte, düzyazı şiirlerin paragraf gibi görünseler bile şiirsel dili koruyabildiğini anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede vivid images and wordplay ne anlama geliyor?

  1. okurun zihninde net imgeler oluşturan ve sözcüklerin sesleri ya da anlamlarıyla oynayan dil
  2. parlak renkler ve okuma sırasında oynanan oyunlar
  3. basılı fotoğraflar ve paragrafların aralıklandırılma biçimi
Cevabı göster

okurun zihninde net imgeler oluşturan ve sözcüklerin sesleri ya da anlamlarıyla oynayan dil

When we look at poetry less as a form and more as a concept, Dilbilgisi

3:11

Şiire bir formdan ziyade bir konsept olarak baktığımızda,

we can see the poetic all around us. Kelime

3:15

şiirselliği etrafımızdaki her yerde görebiliriz.

Dilbilgisi

look at X less as A and more as B: temel bakış açısını değiştirmek

Burada less as a form and more as a concept, şiiri anlamanın iki yolunu karşılaştırır. Less ve more, as ile sunulan bakış açılarını niteler; şiirin miktarını karşılaştırmaz. look at X less as A and more as B kalıbı, temel çerçeveyi yumuşak bir biçimde A'dan B'ye kaydırır. X'in A olabileceğini tamamen reddetmez.

Alıştırma

Cümleyi eşleşen less ve more sözcükleriyle tamamlayın: Try to see the school newspaper ____ as a homework task and ____ as a place to share ideas.

Cevabı göster

less · more

Kelime

the poetic: şiirsel nitelikler ve anlar

the poetic ifadesinde poetic sıfatı, soyut bir niteliği veya bu niteliğe sahip olan şeyi adlandırmak için isim benzeri biçimde kullanılır. Burada belirli bir şiiri değil, şiirsel nitelikleri, deneyimleri veya anları anlatır. seeing the poetic all around, günlük yaşamın pek çok bölümünde bu niteliği fark etmek demektir. Bu kullanım bir sıfatı soyut ve isim benzeri bir ifadeye dönüştürür.

Alıştırma

The film finds the poetic in ordinary family life cümlesinde the poetic ne anlama gelir?

  1. belirli bir şiir
  2. günlük yaşamdaki şiirsel nitelikler veya anlar
  3. şiir yazan insanlar
Cevabı göster

günlük yaşamdaki şiirsel nitelikler veya anlar

Spiritual hymns,

3:17

Ruhsal ilahilerde,

the speeches of orators like Martin Luther King Jr., JFK, and Winston Churchill, Kültür

3:19

Martin Luther King Jr., JFK ve Winston Churchill gibi hatiplerin konuşmalarında

Kültür

Martin Luther King Jr., JFK ve Winston Churchill gibi hatiplerin konuşmaları

Orator, topluluk önünde ustaca ve ikna edici biçimde konuşmasıyla tanınan bir hatiptir. Martin Luther King Jr., John F. Kennedy (JFK) ve Winston Churchill, önemli konuşmaları tarihsel etkileri ve güçlü dilleriyle hatırlandığı için burada anılır. Bu ifade, şiirsel dilin bir şiirin dışında da bulunabileceğini göstermek için bu konuşmaları örnek verir. Bu üç kişiyi şair olarak sınıflandırmaz; ritmin, tekrarın, canlı imgelerin ve akılda kalan ifadelerin topluluk önünde yapılan bir konuşmaya şiirsel güç katabileceğini gösterir.

Alıştırma

Cümlede neden Martin Luther King Jr., JFK ve Winston Churchill'den söz ediliyor?

  1. Topluluk önünde yapılan konuşmalarda da şiirsel dil kullanılabileceğini göstermek için
  2. Üç kişinin ilahiler yazan şairler olduğunu belirtmek için
  3. Şiirsel dilin yalnızca siyasete ait olduğunu söylemek için
Cevabı göster

Topluluk önünde yapılan konuşmalarda da şiirsel dil kullanılabileceğini göstermek için

and surprising places like social media.

3:24

ve sosyal medya gibi şaşırtıcı yerlerde.

In 2010,

3:27

2010 yılında,

journalist Joanna Smith tweeted updates from the earthquake in Haiti. Kültür

3:28

gazeteci Joanna Smith, Haiti'deki depremden güncellemeleri tweetledi.

Kültür

gazeteci Joanna Smith'in Haiti depreminden güncel bilgiler paylaşması

Joanna Smith'in gazeteci olduğu belirtilir ve tweeted, Twitter'da mesajlar paylaştığı anlamına gelir. Buradaki updates, Haiti depreminden sonra neler olduğuna dair yeni bilgiler demektir; yazılım güncellemeleri değildir. Cümle, ardından gelen sözlerin gerçek kaynağını, iletişim aracını ve acil durum ortamını açıklar. Bu bilgiler olaylar sürerken bir afet bölgesinden paylaşıldığı için kısa ve yoğun anlatım, olay yerinden yapılan acil habercilik olarak anlaşılabilir.

Alıştırma

Bu cümlede updates ne anlama geliyor?

  1. Deprem durumuyla ilgili yeni haberler
  2. Deprem algılama yazılımına yapılan yükseltmeler
  3. Hasarlı binalarda yapılan onarımlar
Cevabı göster

Deprem durumuyla ilgili yeni haberler

"Was in b-room getting dressed when heard my name. Anlatım akışı

3:32

"Banyoda giyiniyordum, adımı duydum.

Anlatım akışı

Was in b-room ... when heard my name: telgrafik anlatımda özne düşürme

Bu satır telgrafik, yani sözcükleri azaltılmış bir anlatım kullanır. Okur I öznesini iki kez geri getirir: I was in the bathroom getting dressed when I heard my name. Buradaki b-room, bathroom sözcüğünün kısaltılmış biçimidir. Yazar, tekrarlanan özneleri atıp yer bildiren sözcüğü kısaltarak dil bilgisel tamlıktan çok olayların sırasını öne çıkarır. Bu kesik biçim, hızla paylaşılan canlı bir güncelleme gibi anlık bir etki yaratır.

Alıştırma

Hangi cümle atılan ögeleri geri getirirken olayların özgün sırasını korur?

  1. The bathroom was getting dressed when my name was heard.
  2. I was in the bathroom getting dressed when I heard my name.
  3. I heard that someone was getting dressed in a bedroom.
Cevabı göster

I was in the bathroom getting dressed when I heard my name.

Tremor. Anlatım akışı

3:35

Sarsıntı.

Anlatım akışı

Tremor.: ani etki yaratan tek sözcüklü cümle

Tremor, kısa süreli bir sallanma hareketini belirten addır; bu bağlamda deprem sarsıntısı anlamına gelir. Sözcük tek başına durduğunda bilinçli olarak kullanılan bir cümle parçası işlevi görür. Anlatımı aniden keser ve fiziksel olayı öne çıkarır; böylece ritim, akıcı bir açıklamadan çok ani bir olay gibi hissedilir.

Alıştırma

Tremor. sözcüğünü tek başına bir cümle olarak yazmanın temel etkisi nedir?

  1. Depremler hakkında ayrıntılı bir bilimsel açıklama verir.
  2. Yazarın cümlenin geri kalanını yanlışlıkla unuttuğunu gösterir.
  3. Ani sarsıntıyı yansıtan keskin bir duraklama yaratır.
Cevabı göster

Ani sarsıntıyı yansıtan keskin bir duraklama yaratır.

Ran outside through sliding door.

3:36

Sürgülü kapıdan dışarı koştum.

All still now, safe. Anlatım akışı

3:38

Şimdi her şey sakin, güvendeyiz.

Anlatım akışı

All still now, safe.: kısaltılmış bir durum güncellemesi

All still now, safe. kısaltılmış bir durum güncellemesidir. Tam bir cümleyle anlatıldığında düşünce şudur: Everything is still now, and I am safe. Acil bilgiyi olabildiğince az sözcükle vermek için is ve I am gibi ögeler çıkarılmıştır. Burada still, çevrenin sakin olduğunu veya artık hareket etmediğini anlatır; tek başına devam ediyor anlamına gelmez. Güncelleme önce çevrenin durumunu, ardından kişinin güvende olduğunu bildirir.

Alıştırma

Bu bağlamda All still now, safe. ifadesini en iyi hangi tam cümle açıklar?

  1. Tehlike hâlâ devam ediyor ve kimse güvende değil.
  2. Herkese sonsuza kadar sessiz kalması emredildi.
  3. Çevre artık sakin ve mesajı yazan kişi güvende.
Cevabı göster

Çevre artık sakin ve mesajı yazan kişi güvende.

Roosters crowing."

3:40

Horozlar ötüyor."

Smith uses language in a way that is powerful,

3:42

Smith dili güçlü,

direct, and filled with vivid images.

3:45

doğrudan ve canlı imgelerle dolu bir şekilde kullanıyor.

Compare her language to a haiku, Notlar

3:48

Onun dilini bir haiku ile karşılaştırın,

Anlatım akışı

Compare her language to a haiku: compare X to Y yönergesi

Compare her language to a haiku bir emir cümlesidir; anlaşılmasına rağmen söylenmeyen özne you'dur. Dinleyiciye, onun kullandığı sözcükleri bir haikuyla yan yana getirip anlamlı bir benzerlik aramasını söyler. compare X to Y kalıbı, X'i Y'nin özellikleri aracılığıyla ele alabilir. Burada kısalık ve yoğun imgeler gibi etkileri incelemeye yönlendirir; onun sözlerinin gerçek anlamda geleneksel bir haiku olduğunu iddia etmez.

Alıştırma

Cümleyi compare X to Y kalıbıyla tamamlayın: Compare the hero's journey ____ a long road.

Cevabı göster

to

the ancient Japanese poetic form that emphasizes bursts of brief intensity,

3:50

kısa yoğunluk patlamalarını vurgulayan eski Japon şiir formu,

with just three lines of five, seven, and five syllables.

3:55

sadece beş, yedi ve beş hecelik üç mısradan oluşur.

Kültür

haiku: kısa ve yoğun anları aktaran bir Japon şiir biçimi

Haiku, kökleri Japon geleneğine dayanan kısa bir şiir biçimidir. haiku sözcüğünden sonraki ifade, sözcüğün bu cümledeki anlamını açıklar ve bu biçimin canlı, yoğun bir anı çok az sözle aktarabildiğini vurgular. Bilinen üç dizeli, beş-yedi-beş açıklaması, İngilizcede kullanılan basitleştirilmiş bir giriş bilgisidir. Geleneksel Japonca haikuda on adı verilen ses birimleri sayılır ve bunlar İngilizce hecelerle tam olarak aynı değildir. Temel nokta, haiku sözcüğünün herhangi bir kısa metni değil, belirli bir şiir geleneğini adlandırmasıdır.

Alıştırma

Bu cümlede haiku temel olarak nasıl tanıtılıyor?

  1. Bir sosyal medya gönderisi türü
  2. Kısa ve yoğun bir anı sıkıştırarak aktaran Japon şiir biçimi
  3. Noktalama işareti olmayan herhangi bir kısa cümle
Cevabı göster

Kısa ve yoğun bir anı sıkıştırarak aktaran Japon şiir biçimi

The waters of poetry run wide and deep. Deyimler

4:00

Şiirin suları geniş ve derin akar.

Deyimler

The waters of poetry run wide and deep: şiiri engin ve derin bir su kütlesine benzetmek

Bu cümle şiiri bir su kütlesiymiş gibi ele alır. waters, gerçek nehirleri, gölleri veya denizleri değil, şiirin bütün alanını ifade eder. wide, şiir biçimlerinin ve şiirin görülebileceği yerlerin geniş çeşitliliğini; deep ise düşünce, duygu ve anlam katmanlarını anlatır. run wide and deep, akıcı ve genişleyen bir görüntü oluşturur ve şiirin hem geniş kapsamlı hem de derin olduğunu özetler.

Alıştırma

Bu cümledeki benzetme temel olarak ne anlama geliyor?

  1. Şiirler nehirleri, gölleri veya okyanusları anlatmak zorundadır.
  2. Şiir kitapları fiziksel olarak geniş ve ağırdır.
  3. Şiir geniş bir alanı kapsar ve derin anlamlar taşıyabilir.
Cevabı göster

Şiir geniş bir alanı kapsar ve derin anlamlar taşıyabilir.

Poetry has evolved over time,

4:03

Şiir zamanla evrilmiştir,

and perhaps now more than ever,

4:05

ve belki de şimdi her zamankinden daha fazla,

the line between poetry, prose, song, and visual art has blurred. Deyimler

4:07

şiir, düzyazı, şarkı ve görsel sanatlar arasındaki çizgi bulanıklaştı.

Deyimler

the line between ... has blurred: sınır bulanıklaştı

the line between A and B ifadesindeki line, iki kategoriyi ayıran mecazi bir sınırdır. Bu sınır has blurred olduğunda ayrım daha az belirgin hâle gelmiştir; bu yüzden kategoriler örtüşebilir ve sınıflandırılmaları zorlaşabilir. Buradaki has blurred, zaman içinde gerçekleşen ve sonucu şimdi de önemli olan bir değişimi anlatır: şiir, düzyazı, şarkı ve görsel sanatı birbirinden ayırmak artık eskisi kadar kolay değildir.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki hedef ifadeyle tamamlayın: As digital tools enter the classroom, the line between learning and play ____.

Cevabı göster

has blurred

However,

4:12

Bununla birlikte,

one thing has not changed. Anlatım akışı

4:13

bir şey değişmedi.

Anlatım akışı

one thing has not changed: değişmeyen temel noktaya geçiş

Bir dizi değişiklikten sonra one thing has not changed, dinleyicinin dikkatini geçerliliğini sürdüren tek bir düşünceye yöneltir. Tam cümlede However karşıtlığı belirtir ve değişmeyen noktayı önemli gösterir. One thing bilinçli olarak geneldir, çünkü konuşmacı bu düşüncenin ne olduğunu henüz söylememiştir. Sonraki ifadeye işaret eder ve mesajı birçok değişiklik, fakat kalıcı bir öz şeklinde düzenler.

Alıştırma

Bu bölümde one thing has not changed ne işe yarar? Our tools and methods are different now. However, one thing has not changed: we still need clear goals.

  1. Nelerin değiştiğine dair başka bir örnek ekler.
  2. Konuyu ilgisiz bir olaya çevirir.
  3. Yakın zamandaki değişikliklerden geçerliliğini sürdüren temel bir noktaya geçer.
Cevabı göster

Yakın zamandaki değişikliklerden geçerliliğini sürdüren temel bir noktaya geçer.

The word poetry actually began in verb form, Kelime

4:15

Şiir (poetry) kelimesi aslında bir fiil olarak başladı,

coming from the ancient Greek poiesis, Kültür

4:19

yaratmak anlamına gelen eski Yunanca

which means to create.

4:21

poiesis kelimesinden gelir.

Kelime

poetry sözcüğü aslında fiil biçiminde başladı

Bu cümlede began in verb form, poetry sözcüğünün kökenini bir eylem üzerinden anlatır: yapmak ya da yaratmak. Ardından gelen coming from ... poiesis ifadesi bu yorumun nedenini verir. Bu, poetry sözcüğünün günümüz İngilizcesinde fiil olduğu anlamına gelmez. Buradaki verb form, eyleme dayalı bir köken bağlantısını genel biçimde açıklayan bir ifadedir; fiil biçimlerini gösteren bir tablo değildir.

Alıştırma

Bağlam içinde The word poetry actually began in verb form ne anlatıyor?

  1. poetry sözcüğünün kökenini yapma veya yaratma eylemine bağlıyor.
  2. poetry sözcüğünün günümüz İngilizcesinde fiil olarak kullanıldığını söylüyor.
  3. Yunanca fiil biçimlerini gösteren bir tabloya gönderme yapıyor.
Cevabı göster

poetry sözcüğünün kökenini yapma veya yaratma eylemine bağlıyor.

Kültür

Yaratmak anlamına gelen Antik Yunanca poiesis

ancient Greek poiesis ifadesi, poetry sözcüğünün daha derin köken bağlantısını açıklamak için Antik Yunanca bir sözcük sunar. Poiesis, yapma veya yaratmayla bağlantılı Yunanca bir isimdir; which means to create ise dinleyiciye eylem odaklı, basit bir açıklama verir. Bu arka plan, şiirin yapılan bir şey olduğu düşüncesini destekler: Şair, dille yaratır. Açıklama basitleştirilmiştir; bütün dil bilgisi tarihini vermeden bağlantıyı gösterir.

Alıştırma

Konuşmacı bu cümlede neden ancient Greek poiesis ifadesinden söz ediyor?

  1. poetry sözcüğünü yapma veya yaratma düşüncesiyle bağlamak için.
  2. Bütün şiirlerin Yunanca yazılması gerektiğini söylemek için.
  3. Seyahatte kullanılan modern bir Yunanca ifadeyi tanıtmak için.
Cevabı göster

poetry sözcüğünü yapma veya yaratma düşüncesiyle bağlamak için.

Poets, like craftsmen, Deyimler

4:23

Şairler, tıpkı zanaatkarlar gibi,

still work with the raw materials of the world Deyimler

4:25

hala yeni anlayışlar şekillendirmek için

Deyimler

Poets, like craftsmen: şairleri zanaatkârlara benzetme

Like, şairleri zanaatkârlarla karşılaştıran açık bir benzetme kurar. Virgüller, like craftsmen bölümünü araya eklenen bir karşılaştırma olarak ayırır. Bu, şairlerin gerçekten elleriyle fiziksel nesneler yaptığı anlamına gelmez; zanaatkârların malzemeyi biçimlendirmesi gibi onların da dili ustalıkla seçtiğini, biçimlendirdiğini ve işlediğini anlatır. Bu karşılaştırma, devamındaki üretim imgelerine de zemin hazırlar: şairler “ham maddelerle” çalışır ve yeni anlayışlar “döverek biçimlendirir.”

Alıştırma

Bu cümledeki “Poets, like craftsmen,” ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Şairler de zanaatkârlar gibi eserlerini biçimlendirir ve işler.
  2. Şairler mutlaka elleriyle fiziksel nesneler yapmalıdır.
  3. Yalnızca zanaatkârlar şiir yazabilir.
Cevabı göster

Şairler de zanaatkârlar gibi eserlerini biçimlendirir ve işler.

to forge new understandings Deyimler

4:28

dünyanın hammaddeleriyle çalışır

Deyimler

raw materials of the world: deneyimi yaratım malzemesi olarak anlatan metafor

Raw materials, bitmiş bir ürüne dönüştürülmeden önceki temel maddelerdir. Burada raw materials of the world mecazlı bir ifadedir; şairlerin kullanabileceği yaşam deneyimlerini, insanları, nesneleri, duyguları, sesleri ve dili anlatır. Bu ifade zanaat imgesini devam ettirir. Bir zanaatkâr malzemeye şekil verip bir nesne yaptığı gibi, şair de dünyanın parçalarını biçimlendirerek yeni bir anlayış oluşturur.

Alıştırma

Bu cümlede “raw materials of the world” ne anlama gelir?

  1. Kitap basmak için kullanılan ahşap ve metal
  2. Yalnızca topraktan çıkarılan doğal kaynaklar
  3. Şairlerin anlamlı bir şeye dönüştürebileceği yaşam unsurları ve dil
Cevabı göster

Şairlerin anlamlı bir şeye dönüştürebileceği yaşam unsurları ve dil

Deyimler

to forge new understandings: yeni anlayış biçimleri oluşturmak

Bu ifadede forge mecaz anlamda kullanılır: çaba göstererek bir şeyi yaratmak ve ona biçim vermek demektir. new understandings nesnesi fiziksel nesneleri değil, bir şeyi görmenin veya anlamlandırmanın yeni yollarını ifade eder. İfade, bir zanaatkârın ham maddeye biçim vermesi imgesini kullanır. Anlayışı etkin biçimde üretilen bir şey olarak sunduğu için forge burada “sahte bir kopya yapmak” anlamına gelmez.

Alıştırma

Burada to forge new understandings ne anlama gelir?

  1. Fikirlerin sahte kopyalarını üretmek
  2. Yeni anlayış biçimlerini etkin olarak yaratmak
  3. Yer altında saklı metal bulmak
Cevabı göster

Yeni anlayış biçimlerini etkin olarak yaratmak

and comment on what it is to be human in a way only humans can. Dilbilgisi

4:29

ve insan olmanın ne demek olduğu üzerine sadece insanların yapabileceği bir şekilde yorum getirir.

Dilbilgisi

comment on what it is to be human: insan olmanın ne demek olduğunu yorumlamak

Burada comment on, bir şeyi tartışmak veya o şey hakkında fikir belirtmek anlamına gelir. Nesnesi what yan cümlesinin tamamıdır: what it is to be human. what it is to be + isim veya sıfat yapısında what, söz konusu deneyimin özünü ya da anlamını ifade eder. Bu nedenle what it is to be human, “insan olmanın ne demek olduğu” veya “insan olmanın özü ve deneyimi” anlamına gelir. Doğrudan bir soru değildir; bu yüzden yan cümlede it is biçimindeki düz cümle sırası korunur.

Alıştırma

Cümleyi dersteki düşünsel yapının aynısıyla tamamlayın: The memoir explores ____ a refugee.

Cevabı göster

what it is to be

Dilbilgisi

in a way only humans can: eylemi tekrar etmeden biçim anlatma

in a way + yan cümle, önceki eylemin nasıl yapıldığını açıklar. Burada in a way only humans can, yalnızca insanların yapabileceği bir biçimde demektir; only humans can, way sözcüğünün anlamını sınırlar. Can sonda yer alır çünkü tekrarlanan eylem düşürülmüştür: only humans can comment in that way ya da only humans can do so anlamı çıkar. Vurgu, kimin genel olarak yorum yapabildiğinde değil, bu özel biçimdedir.

Alıştırma

Cümleyi hedef yapıyla ve tekrarlanan eylemin yerini alan yardımcı fiille tamamlayın: Maya explains difficult ideas ____ only she ____.

Cevabı göster

in a way · can

Dartmouth researchers tested this idea by asking robots to pen poetry. Kelime

4:35

Dartmouth araştırmacıları, robotlardan şiir yazmalarını isteyerek bu fikri test ettiler.

Kelime

to pen poetry: pen sözcüğünü resmî bir fiil olarak kullanma

Burada pen, yazmak veya kaleme almak anlamına gelen bir fiildir. To pen poetry, asking robots ifadesinden sonraki mastardır; bu nedenle pen, robotlardan yapmaları istenen eylemi belirtir ve bu cümlede yazı aracı değildir. Fiil olarak pen, write sözcüğünden daha edebî ve resmîdir; çoğu zaman bir eserin yaratılmasını veya yazarını öne çıkarır. Mürekkepli kalem kullanıldığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede pen, “yazmak” anlamındaki resmî bir fiil olarak en doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. Bir biyografide şöyle yazıyor: The scientist penned a memoir after retiring.
  2. Bir çocuk mesajında şöyle yazıyor: I penned my math homework before dinner.
  3. Bir talimatta şöyle yazıyor: Pen the green button to begin.
Cevabı göster

Bir biyografide şöyle yazıyor: The scientist penned a memoir after retiring.

A panel of judges sorted through stacks of sonnets to see if they could distinguish those made by man and machine. Notlar

4:41

Jüri üyelerinden oluşan bir panel, insan ve makine tarafından yapılanları ayırt edip edemeyeceklerini görmek için yığınla soneyi inceledi.

Kalıp ifadeler

A panel of judges: resmî bir jüri heyeti

A panel of judges, bir şeyi yargılamak veya değerlendirmek üzere seçilmiş ve resmî olarak oluşturulmuş bir insan grubunu ifade eder. Buradaki panel, düz bir parça ya da kontrol paneli değil, bu gruptur. a panel of + çoğul görev adı yapısı, üyeleri tek bir resmî karar veya değerlendirme organı olarak sunar. a panel of experts buna bir örnektir.

Alıştırma

Hangi cümlede panel, resmî olarak atanmış bir insan grubu anlamında kullanılmıştır?

  1. We installed a solar panel on the roof.
  2. A panel of managers conducted the interview.
  3. The carpenter replaced a damaged wall panel.
Cevabı göster

A panel of managers conducted the interview.

Kalıp ifadeler

Sorted through stacks of sonnets: çok sayıda soneyi tek tek incelemek

Sorted through, bir şeyi bulmak, seçmek veya anlamlandırmak için çok sayıda öğeyi tek tek incelemek anlamına gelir. Yalnızca onları sıraya koymak anlamında değildir. Stacks of sonnets, çok sayıda sonenin yığılmış veya bir araya getirilmiş olduğunu, yani malzeme miktarının fazla olduğunu vurgular. Bu cümlede jüri üyeleri şiirlerin kaynağını belirlemek için bu koleksiyonu baştan sona incelemiştir.

Alıştırma

Cümleyi sort through ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: We ____ a box of receipts to find the warranty.

Cevabı göster

sorted through

Dilbilgisi

distinguish those made by man and machine: nesneleri kaynağına göre ayırmak

Distinguish, nesneler arasındaki farkı görüp onları ayırt etmek demektir. Burada those, daha önce geçen sonnets sözcüğünün yerini tutar; yani jüri şiirleri kaynaklarına göre ayırmaya çalışmaktadır. Bu bağlamda made by man and machine ifadesi iki grubu anlatır: insanlar tarafından oluşturulan soneler ve bir makine tarafından oluşturulan soneler. Her sonenin insanlarla makine tarafından birlikte yapıldığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi distinguish ve iki kaynağı açıkça ayıran bağlantı sözcüğüyle tamamlayın: The judges tried to ____ the human-written poems ____ the machine-generated ones.

Cevabı göster

distinguish · from

You may be happy to know that Ton ve niyet

4:49

Şunu öğrenmek sizi mutlu edebilir;

Ton ve niyet

You may be happy to know that: sevindirici bir haberi sunmak

You may be happy to know that, konuşanın dinleyiciyi sevindireceğini veya rahatlatacağını düşündüğü bir bilgiyi sunar. Asıl haber, that ile başlayan yan cümlede yer alır. Burada may, dinleyicinin tepkisiyle ilgili tahmini daha yumuşak hâle getirir. İzin belirtmez ve that yan cümlesindeki haberin belirsiz olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

İyi bir haberi nazikçe sunan ifadeyi tamamlayın: You ____ that your application was approved.

Cevabı göster

may be happy to know

while scientists have successfully used artificial intelligence

4:51

bilim insanları yapay zekayı üretimde,

in manufacturing,

4:54

tıpta ve hatta gazetecilikte

medicine, and even journalism,

4:55

başarıyla kullanmış olsalar da,

poetry is a different story. Deyimler

4:58

şiir söz konusu olduğunda durum farklıdır.

Deyimler

Poetry is a different story: şiir bambaşka bir mesele

X is a different story kalıbı, X’in farklı bir durum olduğunu ve önceki sonucun X’e kendiliğinden uygulanamayacağını belirtir. Buradaki story, bir öykü değil “durum” anlamındadır. Cümle önce yapay zekânın çeşitli alanlarda başarıyla kullanıldığını kabul eder, ardından şiiri ayrı bir yere koyar. Bu yapı, bir noktayı kabul ettikten sonra onun kapsamını sınırlamanızı sağlar: A doğru olabilir, ancak X is a different story.

Alıştırma

İkinci durumun farklı olduğunu belirten ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: Fixing one typo is easy, but rewriting the whole report ____.

Cevabı göster

is a different story

The robots were caught red-handed 100% of the time. Deyimler

5:01

Robotlar %100 oranında suçüstü yakalandılar.

Deyimler

Caught red-handed 100% of the time: her seferinde suçüstü yakalanmak

Caught red-handed, yanlış bir şey yaparken, genellikle doğrudan ve açık kanıtlarla yakalanmak anlamına gelir. Red-handed, birinin ellerinin gerçekten kırmızı olduğunu anlatmaz. Burada robotlar, hile yaparken yakalanmış insanlar gibi gösterilerek mizah oluşturulur: şiirlerinin makine tarafından yazıldığı her seferinde anlaşıldı. 100% of the time, istisnasız her durumda demektir.

Alıştırma

Bu cümlede caught red-handed 100% of the time ne anlama geliyor?

  1. Robotların yazdığı şiirlerin makine ürünü olduğu istisnasız her seferinde anlaşıldı.
  2. Robotların yazdığı şiirler istisnasız her seferinde tespit edilmekten kurtuldu.
  3. Robotların elleri her şiir yazdıklarında kırmızıya döndü.
Cevabı göster

Robotların yazdığı şiirlerin makine ürünü olduğu istisnasız her seferinde anlaşıldı.