Ya Tüm Nükleer Bombaları Aynı Anda Patlatırsak?: İngilizce çalışma notları

Kurzgesagt – In a Nutshell

Öğrenme zorluğu
1.107 kelime 175 kel/dk

Video özeti: Giderek aşırılaşan iki varsayımla bu açıklama nükleer hasarı, radyoaktif serpintiyi, küresel soğumayı, insanlığın yok oluşunu ve Dünya'nın yavaş toparlanmasını izliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “What if” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: gerçek bir planı değil, hayali bir sonucu incelemeye açan varsayımsal bir soru kurun. 2. “For the sake of argument,” — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: aşırı öncülü gerçek saymadan açıklamayı ilerleten geçici varsayımı tanıyın. 3. “not unlikely” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: bu çift olumsuzluğu “oldukça mümkün” diye çözün ve tahmindeki temkinli, dolaylı tonu ayırt edin.

Bu derste

Many of our viewers have asked us a very serious question.

0:02

Birçok izleyicimiz bize çok ciddi bir soru sordu.

What if we made a big pile of bombs and exploded every nuclear weapon in the world all at once? Notlar

0:05

Büyük bir bomba yığını yapsaydık ve dünyadaki tüm nükleer silahları aynı anda patlatsaydık ne olurdu?

Dilbilgisi

What if + varsayımsal bir yan cümle

What if hayal edilen bir durum ortaya koyar ve dinleyeni sonrasında neler olabileceğini düşünmeye çağırır. What if we made...? ifadesindeki made geçmiş zaman biçimidir, ancak geçmişte yaşanmış bir olayı anlatmaz; durumu bilinçli olarak kurulmuş bir varsayım hâline getirir. Burada soru gerçek bir planı anlatmak yerine bir düşünce deneyi başlatır. Sonuçları, riskleri veya alternatif fikirleri incelemek için What if + yan cümle yapısını başka durumlarda da kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Hangi soru, birinden gelecekte yaşanabilecek bir sorunu hayal etmesini ister?

  1. Why was our train delayed?
  2. What time does our train leave?
  3. What if our train is delayed?
Cevabı göster

What if our train is delayed?

Kalıp ifadeler

all at once: eş zamanlı eylem

All at once burada “aynı anda” anlamına gelir. Bütün silahların birbiri ardına değil, eş zamanlı olarak patladığının hayal edildiğini gösterir. all at once ifadesini “toplamda bir kez” anlamına gelen tek tek sözcükler olarak değil, kalıplaşmış bir bütün olarak ele alın. Başka bağlamlarda “birdenbire” anlamına da gelebilir; hangi anlamın geçerli olduğunu çevredeki bağlam gösterir.

Alıştırma

Cümleyi all ile başlayan ve “eş zamanlı olarak” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: When the doors opened, all the fans rushed in ____.

Cevabı göster

all at once

Strangely enough, Anlatım akışı

0:11

Garip bir şekilde,

Anlatım akışı

Beklenmedik bir gerçeği tanıtan Strangely enough,

Strangely enough cümle başında kullanılan ve “şaşırtıcı bir şekilde” ya da “garip bir şekilde” anlamına gelen bir yorum ifadesidir. Dinleyiciye, sıradaki gerçeğin beklenenle uyuşmadığını önceden bildirir. Buradaki enough, “yeterli miktar” anlamına gelmez. Ana gerçek verilmeden önce konuşanın tepkisini belirterek mesajı düzenleyen kalıplaşmış strangely enough ifadesinin bir parçasıdır.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrenilen ve “şaşırtıcı bir şekilde” anlamına gelen iki sözcüklü yorum ifadesiyle tamamlayın: ____, the old key still worked after twenty years.

Cevabı göster

Strangely enough

we couldn't find a good source to answer this question to our satisfaction. Kalıp ifadeler

0:12

bu soruyu tatmin edici bir şekilde yanıtlayacak iyi bir kaynak bulamadık.

Kalıp ifadeler

Standartlarımızı karşılayan bir sonuç için to our satisfaction

To our satisfaction, “standartlarımızı karşılayıp bizi tatmin edecek şekilde” anlamına gelir. İyelik belirteci our, kullanılan standardın kime ait olduğunu gösterir. Bu ifade bir eylemin yönünü değil, soruyu yanıtlama sonucunu değerlendirir. Yapı to + iyelik belirteci + satisfaction veya to + kişinin iyelik biçimi + satisfaction şeklindedir: to my satisfaction, to the client's satisfaction.

Alıştırma

Cümleyi, sonucun standartlarımızı karşıladığını belirten dersteki resmî ifadeyle tamamlayın: The contractor resolved every issue ____.

Cevabı göster

to our satisfaction

So, we gathered together a few scientists to calculate what would happen

0:16

Bu yüzden, ne olacağını hesaplamak için birkaç bilim insanını bir araya getirdik

and find an answer to this extremely important scientific problem

0:20

ve bu son derece önemli bilimsel soruna

once and for all. Deyimler

0:24

kesin bir cevap bulmak istedik.

Deyimler

once and for all: kesin olarak sona erdirme

Once and for all, aynı soru veya sorunla bir daha uğraşmak gerekmeyecek biçimde “nihai ve eksiksiz olarak” anlamına gelir. İfadenin tamamını bir deyim olarak anlamak gerekir. “Herkes için bir kez yapmak” anlamına gelmez. Bu cümlede güçlü kesinlik duygusu, tuhaf bir soruyu mutlaka çözülmesi gereken ciddi bir mesele gibi göstererek mizah yaratır.

Alıştırma

Cümleyi “nihai ve kalıcı olarak” anlamına gelen deyimle tamamlayın: Let's solve this problem ____.

Cevabı göster

once and for all

Currently, there are 15,000 nuclear weapons on Earth.

0:25

Şu anda Dünya üzerinde 15.000 nükleer silah bulunuyor.

The US and Russia both have around 7,000,

0:29

ABD ve Rusya'nın her ikisi de yaklaşık 7.000'er taneye sahipken,

while France, China, the UK, Pakistan, India, Israel, and North Korea

0:32

Fransa, Çin, Birleşik Krallık, Pakistan, Hindistan, İsrail ve Kuzey Kore

own around 1,000 between them.

0:35

kendi aralarında yaklaşık 1.000 tanesine sahip.

But how much destructive power is this really?

0:38

Peki bu gerçekten ne kadar büyük bir yıkıcı güç?

Let's try to put these numbers into perspective. Deyimler

0:41

Bu rakamları somutlaştırmaya çalışalım.

Deyimler

put these numbers into perspective: sayıları bağlama oturtmak

Put these numbers into perspective, sayıların gerçekte ne büyüklükte olduğunu gösteren karşılaştırmalar veya arka plan bilgileri vermek anlamına gelir. Burada perspective, anlamaya yardımcı olan bir ölçek ya da çerçevedir; sanattaki görsel perspektif değildir. Yapı put + bilgi + into perspective biçimindedir. Ardından bir referans noktası geleceğini bildirir; böylece dinleyici sayıların büyük, küçük, yaygın veya sıra dışı olup olmadığını değerlendirebilir.

Alıştırma

İfadeyi standart iki sözcüklük sonuyla tamamlayın: To put the delay ____, compare it with the total project time.

Cevabı göster

into perspective

On Earth, there are about 4,500 cities or urban areas

0:53

Dünya'da en az 100.000 nüfusa sahip

with at least 100,000 inhabitants.

0:57

yaklaşık 4.500 şehir veya kentsel alan var.

Some are bigger than others,

1:00

Bazıları diğerlerinden daha büyük,

so we'll assume that on average Kalıp ifadeler

1:01

bu yüzden ortalama olarak

Kalıp ifadeler

on average: ortalama değer, her durumun aynısı değil

On average, ifadenin bir grubun ya da tekrarlanan durumların ortalamasına dayandığını gösterir. Burada konuşmacı, hesaplamaya devam edebilmek için tipik bir şehri temsil eden tahmini bir sayı kullanıyor. Bu, her şehrin tam olarak aynı sayıya ihtiyaç duyduğu anlamına gelmez. Tek tek şehirler ortalamanın üstünde ya da altında olabilir.

Alıştırma

Sayının birçok günün ortalaması olduğunu gösteren kalıplaşmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: The train is five minutes late ____.

Cevabı göster

on average

we need three nuclear bombs to completely wipe out one city. Öbek fiiller

1:03

bir şehri tamamen yok etmek için üç nükleer bombaya ihtiyacımız olduğunu varsayalım.

Öbek fiiller

wipe out: tamamen yok etmek

Bu cümlede wipe out, tamamen yok etmek veya ortadan kaldırmak anlamına gelen geçişli bir deyimsel fiildir. one city ad öbeği yok edilen şeyi belirtir. out parçacığı tamamen ortadan kaldırma anlamı kattığı için wipe out, damage sözcüğünden çok daha güçlüdür. Burada bir şeyi bezle temizlemek anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi wipe out ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The severe frost ____ most of the orange crop.

Cevabı göster

wiped out

This means we could destroy every single city on planet Earth with our nuclear arsenal, Kelime

1:06

Bu, nükleer cephaneliğimizle Dünya gezegenindeki her bir şehri yok edebileceğimiz,

Kelime

nuclear arsenal: nükleer silah stokunun tamamı

Burada nuclear arsenal, bir ülkenin, ittifakın ya da bu cümlede insanlığın tamamının kullanabileceği bütün nükleer silah stokunu ifade eder. Arsenal tek bir bomba veya füze değil, silahların bütünü ya da stokudur. with our nuclear arsenal ifadesi toplam yıkım kapasitesini vurgular. Buradaki our, insanlığı ve insanların sahip olduğu nükleer silahları topluca ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi okuyun: 'The country expanded its nuclear arsenal.' Ülke neyi genişletti?

  1. Belirli bir nükleer füze
  2. Nükleer silah stokunun tamamı
  3. Sivil nükleer enerji santralleri
Cevabı göster

Nükleer silah stokunun tamamı

killing more than 3 billion people,

1:11

3 milyardan fazla insanı,

roughly half of humanity,

1:13

yani insanlığın kabaca yarısını,

in an instant. Kalıp ifadeler

1:14

bir anda öldürebileceğimiz anlamına geliyor.

Kalıp ifadeler

in an instant: neredeyse hemen

In an instant, son derece kısa bir sürede, yani neredeyse hemen demektir. Bir olayı çok hızlı ve çoğu zaman ani olarak gösterir. Zarf işlevli bir ifade olarak “ne kadar hızlı?” sorusunu yanıtlar ve nitelediği olaydan sonra gelebilir. Bu cümlede sonucun ne kadar hızlı gerçekleşebileceğini anlatır.

Alıştırma

Değişimin neredeyse hemen gerçekleştiğini gösteren ifadeyi seçin: 'The calm sky turned dark ___.'

  1. for an instant
  2. at that instant
  3. in an instant
Cevabı göster

in an instant

And we'd still have 1,500 nuclear weapons left.

1:16

Ve hala geriye 1.500 nükleer silahımız kalırdı.

Now, that's what an expert would call overkill. Kelime

1:19

İşte bir uzmanın gereksiz güç kullanımı diyeceği şey budur.

Kelime

Overkill: gerekenden çok daha fazlası

Burada overkill, bir hedefe ulaşmak için gerekenden çok daha fazla güç veya kaynak kullanmak anlamına gelir. Kimse kelimenin gerçek anlamıyla öldürülmese bile aşırı bir tepkiyi anlatabilir. Kalan silahlara overkill denmesi kuru ve kara bir mizah yaratır: miktar gerekenin o kadar ötesindedir ki aşırılığın kendisi sözün ana noktası olur. Daha genel olarak, yalnızca fazladan değil, görevle açıkça orantısız olan bir şey overkill olarak adlandırılabilir.

Alıştırma

Cümleyi, görevin gerektirdiğinden çok daha fazlası anlamına gelen isimle tamamlayın: Installing theater speakers in this tiny office would be complete ____.

Cevabı göster

overkill

So, we can say with confidence that we have a lot of nuclear weapons Kalıp ifadeler

1:22

Dolayısıyla, güvenle söyleyebiliriz ki çok sayıda nükleer silahımız var

Kalıp ifadeler

Say with confidence: sağlam destekli bir sonuç belirtmek

say with confidence yapısında with confidence edat öbeği say fiilini niteler ve güçlü bir kesinlikle anlamına gelir. Konuşan kişi, sonucun kanıtlarla iyi desteklendiğini belirtir; yalnızca özgüvenli bir kişilikten ya da konuşma tarzından söz etmez. Bu yapı, gerçeklerden veya kontrollerden bir sonuca geçerken kullanışlıdır: yeterli kanıt varsa say, state ya da conclude fiilleriyle with confidence kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi kanıta dayalı kesinlik ifade eden söz öbeğiyle tamamlayın: We checked every entry twice, so we can say ____ that the total is correct.

Cevabı göster

with confidence

and they can do a lot of damage.

1:25

ve çok fazla hasar verebilirler.

But what if we make a huge pile of all 15,000 bombs and pull the trigger? Deyimler

1:27

Peki 15.000 bombanın hepsini devasa bir yığın haline getirip tetiği çekersek ne olur?

Deyimler

pull the trigger ifadesinin mecaz anlamı

Bu cümlede pull the trigger gerçek bir silahın tetiğini çekmeyi anlatmaz. Planlanan patlamayı harekete geçirmek, yani olayı başlatan belirleyici adımı atmak anlamına gelir. İmge, silah ateşlemekten gelir; bu yüzden ifade çoğu zaman son, riskli veya geri döndürülmesi zor bir adım çağrıştırır. Anlamın gerçek mi mecaz mı olduğunu bağlam belirler.

Alıştırma

Ekip riskleri gözden geçirdi ve projeyi başlatmak için nihai kararı vermeye hazır. Bu cümleyi en iyi hangi deyim tamamlar? After one last check, the director decided to ____ on the project.

  1. pull the trigger
  2. jump the gun
  3. bite the bullet
Cevabı göster

pull the trigger

Let's drop our nuclear pile in the middle of the Amazon rainforest,

1:32

Sadece doğaya patronun kim olduğunu göstermek için,

just to show nature who's boss. Deyimler

1:35

nükleer yığınımızı Amazon yağmur ormanlarının ortasına bırakalım.

Deyimler

show ... who's boss: kimin sözünün geçtiğini göstermek

Show someone who's boss, genellikle güç, beceri veya kontrol yoluyla karşıdaki kişi ya da şeyin değil, sizin yönetimi elinizde tuttuğunuzu kanıtlamak anlamına gelir. Birinin işverenini tanıtmak anlamına gelmez. Burada doğa, hükmedilebilecek bir rakipmiş gibi ele alınıyor. Bu kişileştirme, iddiayı böbürlenen, abartılı ve ironik bir hâle getiriyor.

Alıştırma

Cümleyi dersteki deyimle tamamlayın: After finally beating the difficult game, Leo smiled and said, 'I showed it ____.'

Cevabı göster

who's boss

Our warheads piled haphazardly fit into a small warehouse.

1:37

Gelişigüzel yığılmış savaş başlıklarımız küçük bir depoya sığar.

A typical US warhead has the power of 200,000 tons of TNT,

1:41

Tipik bir ABD savaş başlığı 200.000 ton TNT gücündedir,

so 15,000 warheads would be the equivalent of 3 billion tons of TNT. Kalıp ifadeler

1:46

dolayısıyla 15.000 savaş başlığı 3 milyar ton TNT'ye eşdeğer olacaktır.

Kalıp ifadeler

be the equivalent of: miktar veya etki bakımından denk olma

Be the equivalent of, bir şeyin ilgili miktar, değer veya etki bakımından başka bir şeye denk olması demektir. Buradaki karşılaştırma, 15.000 savaş başlığının toplam patlama enerjisini daha tanıdık bir ölçüye, yani 3 milyar ton TNT'ye dönüştürüyor. Equivalent, iki şeyin her yönden tamamen aynı olduğu anlamına gelmez. Savaş başlıkları ile TNT farklı şeylerdir; bu karşılaştırmada yalnızca patlama enerjileri eşit kabul edilir.

Alıştırma

Cümleyi hedef karşılaştırma ifadesiyle tamamlayın: The energy released would ____ 500 tons of TNT.

Cevabı göster

be the equivalent of

For scale, Anlatım akışı

1:52

Ölçeklendirmek gerekirse,

Anlatım akışı

For scale: büyüklüğü değerlendirmek için referans sunma

For scale, dinleyiciye sıradaki bilginin nasıl yorumlanacağını gösteren kısa bir söylem belirtecidir: Bir büyüklüğü veya miktarı gözde canlandırmayı kolaylaştıracak bir referans noktası gelecektir. Genellikle cümlenin veya kısa bir ara açıklamanın başında bulunur. Buradaki scale, genel boyut veya büyüklük demektir; tartı ya da müzik dizisi anlamında değildir.

Alıştırma

Sıradaki bilginin büyüklüğü değerlendirmek için bir referans olduğunu hangi başlangıç ifadesi gösterir? ___, the model is two meters long while the table beside it is one meter long.

  1. For scale
  2. To scale
  3. At scale
Cevabı göster

For scale

this is enough to rebuild the whole island of Manhattan

1:52

bu, tüm Manhattan adasını,

with every building and skyscraper using stacks of TNT.

1:55

her bina ve gökdeleni TNT yığınları kullanarak yeniden inşa etmeye yeterlidir.

The closest thing we can compare to the energy gathered here is a volcano.

1:59

Burada toplanan enerjiyle karşılaştırabileceğimiz en yakın şey bir volkandır.

One of the deadliest volcanic eruptions in recorded history took place in 1883 on the island of Krakatoa. Öbek fiiller

2:03

Kaydedilen tarihteki en ölümcül volkanik patlamalardan biri 1883 yılında Krakatoa adasında meydana geldi.

Öbek fiiller

Bir olayın gerçekleştiğini anlatan “took place”

“Took place”, “take place” kalıplaşmış ifadesinin basit geçmiş zaman biçimidir ve “gerçekleşti” ya da “meydana geldi” anlamına gelir. Özne, gerçekleşen olaydır; burada bu olay volkanik patlamadır. Bu ifadede “place”, alınan bir nesne değildir. Zaman ve yer bilgisi genellikle “took place in 1883 on the island of Krakatoa” örneğinde olduğu gibi ifadeden sonra gelir.

Alıştırma

Cümleyi take place ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The signing ceremony ____ at city hall yesterday.

Cevabı göster

took place

The eruption was so powerful that 70% of the island and the surrounding archipelago was destroyed, Dilbilgisi

2:10

Patlama o kadar güçlüydü ki adanın ve çevresindeki takımadaların %70'i yok oldu,

Dilbilgisi

“so powerful that” sonuç yapısı

“So powerful that”, so + sıfat + that yan cümlesi yapısını kullanır. So, powerful sıfatının aşırı bir dereceye ulaştığını gösterir; that ile başlayan yan cümle ise bu aşırı derecenin sonucunu verir. Burada so, “bu nedenle” anlamına gelmez. Yapının tamamı bir niteliği sonucuna bağlar: patlamanın gücü, ardından anlatılan yıkıma yol açacak kadar büyüktür.

Alıştırma

so ... that sonuç yapısını difficult sıfatıyla tamamlayın: The puzzle was ____ nobody could solve it.

Cevabı göster

so difficult that

killing tens of thousands of people.

2:15

on binlerce insan hayatını kaybetti.

Its effects were felt around the world for days after the event.

2:17

Etkileri olaydan sonraki günlerde tüm dünya genelinde hissedildi.

Our nuclear pile contains 15 times the energy of the Krakatoa volcanic eruption.

2:21

Bizim nükleer yığınımız, Krakatoa volkanik patlamasının enerjisinin 15 katını barındırıyor.

So, let's finally push the button.

2:27

O halde nihayet düğmeye basalım.

3

2:29

3

2

2:31

2

1

2:32

1

In a second,

2:33

Bir saniye içinde,

a fireball 50 km across vaporizes everything in its way Deyimler

2:34

50 km genişliğindeki bir ateş topu yoluna çıkan her şeyi buharlaştırır

Deyimler

in its way: hareket eden bir öznenin yolu üzerinde

Bu cümlede in its way, “ateş topunun hareket ettiği veya genişlediği yolun üzerinde” anlamına gelir. Its, fireball sözcüğüne gönderme yapar; way ise burada ateş topunun izlediği yolu belirtir. Bu nedenle o yol üzerindeki her şey buharlaşır. in + iyelik + way yapısı, hareket eden veya ilerleyen bir özneyle ilişkili yolu gösterebilir. Burada way, “yöntem” anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle kar küreme aracının izlediği yol üzerindeki her şeyi kaldırdığını ifade eder?

  1. The snowplow is on its way.
  2. The snowplow is in the way.
  3. The snowplow clears everything in its way.
Cevabı göster

The snowplow clears everything in its way.

and creates a blast wave that flattens 3,000 square km of forest.

2:38

ve 3.000 kilometrekarelik ormanı dümdüz eden bir şok dalgası yaratır.

Every living thing within 250 km will start to burn.

2:43

250 km içindeki her canlı yanmaya başlayacaktır.

The explosion will be heard literally around the world

2:47

Basınç dalgası önümüzdeki birkaç hafta boyunca Dünya'nın etrafında onlarca kez dönerken,

as the pressure wave circles the Earth tens of times over the next few weeks.

2:50

patlama tam anlamıyla tüm dünyada duyulacaktır.

Millions of tons of incinerated material are catapulted into the atmosphere.

2:54

Milyonlarca ton yanmış materyal atmosfere fırlatılır.

The mushroom cloud reaches the outer reaches of the stratosphere, Kalıp ifadeler

2:59

Mantar bulutu stratosferin dış sınırlarına ulaşır,

Kalıp ifadeler

outer reaches of: en uzak kısımlar

Outer reaches of, geniş bir alanın veya kapsamın en uzak bölümleri anlamına gelir. Burada ifade, bulutun yalnızca keskin bir sınır çizgisine değil, stratosferin en yüksek ve en uzak bölgelerine ulaştığını anlatır. Bu ifadede reaches, geniş alanlar veya sınırlar anlamındaki çoğul bir isimdir. Aynı yazım cümlede daha önce üçüncü tekil şahıs fiili olarak görünse de buradaki reaches fiil değildir.

Alıştırma

Cümleyi derste geçen ve “bir şeyin en uzak kısımları” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The probe is exploring the ____ the solar system.

Cevabı göster

outer reaches of

pushing up against space itself.

3:02

uzayın kendisine karşı baskı yapar.

After things have calmed down, Öbek fiiller

3:04

Ortalık sakinleştikten sonra,

Öbek fiiller

things have calmed down: durumun şiddeti azaldı

Burada things have calmed down, yoğun hareketliliğin veya kargaşanın büyük ölçüde azaldığı ya da sona erdiği anlamına gelir. Things fiziksel nesneleri değil, genel durumu ifade eder. Calm down burada geçişsizdir: durum kendiliğinden sakinleşir. Have calmed present perfect yapısındadır; bu nedenle after things have calmed down, değişimi sonraki olaydan önce tamamlanmış olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? The crowd was shouting, but it finally ____ after the speaker arrived.

  1. burned down
  2. broke down
  3. calmed down
Cevabı göster

calmed down

a small crater about 10 km across is left in the center of the worst world fires the planet has seen in millennia,

3:06

gezegenin binlerce yıldır gördüğü en kötü dünya yangınlarının merkezinde yaklaşık 10 km genişliğinde küçük bir krater kalır,

spreading throughout South America,

3:12

tüm Güney Amerika'ya yayılır,

burning down forests and cities alike. Öbek fiiller

3:14

ormanları ve şehirleri aynı şekilde yakıp kül eder.

Öbek fiiller

burning down: ateşin yol açtığı yıkım sonucu

Burning down, ormanları ve şehirleri yalnızca alevler içinde bırakmak değil, ateşle yok etmek anlamına gelir. Down, tamamlanmış ve yıkıcı bir sonucu belirtir; ateşin aşağı doğru hareket ettiğini anlatmaz. Burada burning, çevredeki eylemin bir parçası olarak kullanılan -ing biçimidir; forests and cities ise burn down ifadesinin nesneleridir. Alike, aynı yıkıcı sonucun her ikisi için de geçerli olduğunu belirtir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için burned, it ve down sözcüklerini doğru sıraya koyun: The fire reached the empty shed and ____.

Cevabı göster

burned it down

And now, the unpleasant part begins.

3:16

Ve şimdi, hoş olmayan kısım başlıyor.

Extremely radioactive material will kill living things very quickly,

3:19

Son derece radyoaktif madde canlıları çok hızlı bir şekilde öldürecektir

and a large area several kilometers around the crater is now uninhabitable,

3:23

ve kraterin etrafındaki birkaç kilometrelik geniş bir alan artık yaşanılamaz haldedir,

as is everywhere for hundreds of kilometers downwind. Notlar

3:26

tıpkı rüzgarın yönündeki yüzlerce kilometrelik her yer gibi.

Dilbilgisi

Devrik karşılaştırma yapısı as is everywhere

Bu cümlede as, “aynı şekilde” veya “o da” anlamındadır. Yan cümlede resmî bir devrik yapı kullanılır: is, karşılaştırılan özne ya da yer ifadesi olan everywhere for hundreds of kilometers downwind ifadesinden önce gelir. Uninhabitable sıfatı önceki yan cümleden anlaşılır ve tekrarlanmaz. Açık hâliyle düşünce şudur: everywhere for hundreds of kilometers downwind is uninhabitable too.

Alıştırma

Cümleyi dersteki resmî devrik karşılaştırmayla tamamlayın: The northern trail is closed, ____ the southern route.

Cevabı göster

as is

Kelime

downwind: rüzgârın estiği yön

Downwind, bir referans noktasından bakıldığında rüzgârın estiği yön anlamına gelir. Burada hareket eden havanın ulaştığı bölgeyi belirtir; dolayısıyla rüzgâr radyoaktif maddeleri o bölgeye taşıyabilir. Bu, sabit bir pusula yönü değil, göreli bir yöndür. Rüzgâr değişirse bir yer bir saat downwind, daha sonra ise upwind konumunda olabilir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki rüzgâr yönü ifadesiyle tamamlayın: Smoke is blowing from the plant toward the village, so the village is ____ the plant.

Cevabı göster

downwind of

Much of the fallout is carried high into the atmosphere by the mushroom cloud and carried around the planet. Kelime

3:30

Radyoaktif serpintinin büyük bir kısmı mantar bulutu tarafından atmosferin yükseklerine taşınır ve gezegenin etrafına yayılır.

Kelime

fallout: nükleer patlamadan sonraki radyoaktif madde

Bu cümlede fallout, bir nükleer patlamanın ürettiği radyoaktif parçacıklar ve toz anlamına gelir. Mantar bulutu bu maddeyi atmosferin üst katmanlarına taşıyabilir; rüzgârlar da madde yeryüzüne geri düşmeden önce onu yayar. Burada fallout fiziksel olarak taşınan bir madde olduğu için genel anlamda sonuçlar demek değildir. Başka bağlamlarda aynı isim mecazi olabilir: the fallout from a scandal, bir skandalın daha sonra ortaya çıkan zararlı etkilerini anlatır.

Alıştırma

Cümleyi, nükleer patlamadan sonra düşen radyoaktif maddeyi anlatan tek sözcüklü isimle tamamlayın: The wind carried the ____ far beyond the test site.

Cevabı göster

fallout

The amount of radioactive material in the environment doubles worldwide,

3:35

Çevredeki radyoaktif madde miktarı dünya çapında iki katına çıkar,

which still isn't civilization-ending,

3:39

bu hala medeniyeti sona erdirecek düzeyde değildir,

but we may see more cancer for a while.

3:41

ancak bir süreliğine daha fazla kanser vakası görebiliriz.

A portion of the particles will flow to the edge of space for years

3:44

Parçacıkların bir kısmı yıllarca uzayın sınırına doğru akacak

and cause a nuclear winter that could lower global temperatures by a few degrees for a few years. Kültür

3:47

ve küresel sıcaklıkları birkaç yıllığına birkaç derece düşürebilecek bir nükleer kışa neden olacaktır.

Kültür

nuclear winter: nükleer savaştan sonra uzun süreli soğuma

Nuclear winter, büyük ölçekli bir nükleer savaştan sonra ortaya çıkabileceği öne sürülen şiddetli ve yaygın bir soğuma dönemidir. Yangınlardan çıkan duman ve kurum atmosferin üst katmanlarına yükselebilir, güneş ışığının bir bölümünü engelleyebilir ve sıcaklıkları aylarca ya da yıllarca düşürebilir. Buradaki winter, kışa benzeyen bir iklim etkisini anlatır. Nükleer olayın takvimdeki kış mevsiminde gerçekleştiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi, nükleer savaş dumanının güneş ışığını engellemesiyle oluşan uzun süreli küresel soğumayı anlatan iki sözcüklü terimle tamamlayın: Scientists modeled whether the soot could trigger a ____.

Cevabı göster

nuclear winter

This explosion was pretty bad if you're in South America and especially Brazil.

3:53

Eğer Güney Amerika'da ve özellikle Brezilya'daysanız bu patlama oldukça kötüydü.

The Amazon rainforest is pretty much history, Deyimler

3:58

Amazon yağmur ormanları artık neredeyse tarih oldu,

Deyimler

"pretty much history" ifadesinin deyimsel anlamı

Bu cümlede pretty much, “neredeyse” veya “fiilen” anlamına gelir. History, is fiilinden sonra yüklem tamamlayıcısıdır ve mecaz anlamda kullanılır: yağmur ormanı neredeyse yok olmuş, harap edilmiş ya da bilinen biçimiyle artık var olmayan bir şey olarak sunulur. be pretty much history kalıbı, küçük bir kısmı hâlâ kalsa bile fiilen sona ermiş bir şeyi anlatabilir. Bu, o şeyin akademik bir tarih konusu ya da yalnızca geçmişe ait bir hikâye olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

"After years without updates, the old app is pretty much history," cümlesinde pretty much history ne anlama gelir?

  1. Neredeyse yok olmuştur veya artık önemini yitirmiştir.
  2. Tarihsel açıdan ünlü olmak üzeredir.
  3. Bir tarih dersinde incelenmektedir.
Cevabı göster

Neredeyse yok olmuştur veya artık önemini yitirmiştir.

which is not great.

4:00

ki bu hiç de harika bir durum değil.

But human life will go on. Öbek fiiller

4:01

Fakat insan yaşamı devam edecek.

Öbek fiiller

“varlığını sürdürmek” anlamındaki go on

Burada go on, “varlığını sürdürmek” veya “zaman içinde devam etmek” anlamına gelir. Devam eden şey human life olduğundan, ifade bir yere gitmeyi ya da ayrı bir eylemi anlatmaz. Özne life, a tradition, a business veya a show gibi bir şey olduğunda, tek başına go on hayatta kalmayı ya da devamlılığı ifade edebilir. Özne ve go on sonrasında gelen sözcükler, bu çok anlamlı öbek fiilin hangi anlamının kastedildiğini belirlemeye yardımcı olur.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve “varlığını sürdürmek” anlamına gelen iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: Even after its founder retires, the community project will ____.

Cevabı göster

go on

Okay,

4:04

Tamam,

but what if we explode more nuclear weapons?

4:04

ama daha fazla nükleer silah patlatırsak ne olur?

Let's suppose humanity decided to mine every bit of uranium on Earth and build as many nuclear bombs as possible. Dilbilgisi

4:07

İnsanlığın Dünya'daki her bir gram uranyumu çıkarmaya ve mümkün olduğunca çok nükleer bomba inşa etmeye karar verdiğini varsayalım.

Dilbilgisi

as many ... as possible: mümkün olduğunca çok

as many + çoğul sayılabilen isim + as possible yapısı, koşulların izin verdiği en yüksek sayıyı ifade eder. Burada as many, çoğul ve sayılabilen nuclear bombs ismini niteler; anlamı mümkün olduğunca çok nükleer bombadır. as possible miktar için üst sınırı belirtir. Bu yapı, sayılabilen şeylerle ilgili hedefleri, planları ve istekleri anlatmak için de kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlayın: The rescue team wants to reach ____ homes ____ before nightfall.

Cevabı göster

as many · as possible

At current usage,

4:14

Mevcut kullanıma göre,

it's estimated that there are around 35 million tons of uranium in Earth's crust,

4:15

Dünya'nın kabuğunda yaklaşık 35 milyon ton uranyum olduğu tahmin ediliyor,

enough to power human civilization for over 2,000 years

4:20

bu da insan medeniyetine 2.000 yıldan fazla güç sağlamak

or to build millions of nuclear warheads.

4:24

veya milyonlarca nükleer savaş başlığı yapmak için yeterli.

For the sake of argument, Anlatım akışı

4:27

Tartışmak amacıyla,

Anlatım akışı

For the sake of argument: akıl yürütmek için, varsayalım

For the sake of argument bir fikri veya sonuçlarını incelemek için geçici bir varsayım ortaya koyar. Bu ifade, konuşanın varsayımın doğru olduğuna inandığını ya da bunun gerçekleşeceğini göstermez. Bu cümlede ifade bir düşünce deneyini düzenler: ardından gelen uç öncül yalnızca sonraki akıl yürütme için kabul edilir. Buradaki argument bir tartışma değil, akıl yürütme anlamındadır.

Alıştırma

For the sake of argument, suppose the school moved to a four-day week cümlesinde başlangıçtaki ifade neyi gösterir?

  1. Konuşan kişi okulun kesinlikle dört günlük haftaya geçeceğini söylüyor.
  2. Konuşan kişi birinden kavga başlatmasını istiyor.
  3. Konuşan kişi bir fikri incelemek için geçici bir öncül kullanıyor.
Cevabı göster

Konuşan kişi bir fikri incelemek için geçici bir öncül kullanıyor.

let's say we create a pile with the yield of 10 billion Hiroshima bombs, Kelime

4:28

10 milyar Hiroşima bombası verimine sahip bir yığın yarattığımızı varsayalım,

Kelime

Patlama enerjisi anlamında “yield”

Burada yield, bir patlamanın açığa çıkardığı enerji miktarını belirten teknik bir isimdir. the yield of 10 billion Hiroshima bombs ifadesi, varsayımsal yığının toplam patlama enerjisini bu ölçütle karşılaştırır; yığında gerçekten 10 milyar bomba bulunduğunu söylemez. Bu anlam, nükleer silahlar ve patlama testleriyle ilgili haberlerde yaygındır. Yield genellikle ton, kiloton veya megaton TNT eşdeğeriyle ölçülür.

Alıştırma

“The test device had a yield of 20 kilotons,” cümlesinde yield ne anlama gelir?

  1. Üretilen cihazların sayısı
  2. Patlamanın açığa çıkardığı enerji
  3. Yol verme talimatı
Cevabı göster

Patlamanın açığa çıkardığı enerji

which makes up a cube 3 km high Öbek fiiller

4:32

bu da 3 km yüksekliğinde bir küp oluşturur

Öbek fiiller

“Oluşturur” anlamındaki “makes up”

Burada makes up, “oluşturur” veya “meydana getirir” anlamındadır. İlgi zamiri which, önceki yığını belirtir; dolayısıyla yan cümle, bu yığının 3 km yüksekliğinde bir küp oluşturduğunu söyler. A makes up B kalıbında A malzeme, grup veya parçalar bütünüdür; B ise A’nın oluşturduğu bütün ya da orandır. Bu etken yapı, bütüne katkıda bulunan unsuru öne çıkarır.

Alıştırma

Cümleyi make up ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Local residents ____ most of the volunteer team.

Cevabı göster

make up

that contains roughly the energy of the asteroid impact that ended the age of the dinosaurs 65 million years ago,

4:34

ve 65 milyon yıl önce dinozorların çağını sona erdiren asteroit çarpmasının enerjisini kabaca barındırır,

except it's also nuclear.

4:40

tek farkı bunun aynı zamanda nükleer olmasıdır.

3

4:43

3

2

4:44

2

1

4:45

1

Our pile explodes in a fireball stretching so high into the sky that it's visible from half of South America,

4:47

Yığınımız gökyüzüne o kadar yükseğe uzanan bir ateş topu halinde patlar ki Güney Amerika'nın yarısından görülebilir,

with so much power that the ground just splashes like water, Deyimler

4:54

o kadar büyük bir güçle patlar ki zemin adeta su gibi sıçrayarak

Deyimler

“splashes like water” benzetmesi

“splashes like water” ifadesinde like bir benzetme başlatır: zeminin şiddetli hareketi, bir sıvının sıçrama biçimine benzetilir. Katı zemin, muazzam bir kuvvet altında damlalar veya dalgalar hâlinde dışarı savruluyormuş gibi betimlenir. Bu benzetme görünüşü ve hareketi anlatır; zeminin gerçekten suya dönüştüğü anlamına gelmez. Böyle bir benzetme, aşırı bir fiziksel olayı gözde canlandırmayı kolaylaştırır.

Alıştırma

Hangi cümlede gerçek suyun sıçratılması değil, like ile yapılan bir benzetme anlatılıyor?

  1. The children splash water from the pool.
  2. A pipe sprays water across the path.
  3. Under the impact, the soft surface splashes like water.
Cevabı göster

Under the impact, the soft surface splashes like water.

forming a crater 100 km across.

4:57

100 km genişliğinde bir krater oluşturur.

Bedrock on the scale of whole mountain ranges is vaporized in an instant,

5:00

Bütün sıradağlar ölçeğindeki ana kaya bir anda buharlaşırken,

while thousands of tons of material is catapulted away with such speed that it's ejected into space.

5:04

binlerce tonluk malzeme o kadar büyük bir hızla fırlatılır ki uzaya savrulur.

Some leaves Earth forever,

5:10

Bir kısmı Dünya'yı sonsuza dek terk ederken,

while most of it comes raining down as hot, burning debris that heats up the atmosphere to oven-like temperatures, Öbek fiiller

5:11

büyük bir kısmı atmosferi fırın benzeri sıcaklıklara kadar ısıtan sıcak, yanan enkaz olarak yağmur gibi yağar,

Öbek fiiller

Canlı ifade “comes raining down”

“comes raining down” ifadesinde come + -ing, bir olayı -ing eylemini gerçekleştirerek gelen veya gelişen bir şey olarak sunar. Burada raining down, havadaki maddenin yağmur gibi yoğun biçimde aşağı düştüğünü anlatır. Özne yağmur suyu değil, enkaz veya başka bir maddedir. İfade, çok sayıdaki parçanın aniden, geniş bir alana ve büyük bir kuvvetle düştüğü hissini verir.

Alıştırma

Cümleyi, notta geçen ve “yoğun bir sağanak gibi düşmek” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: When the firework bursts, glowing sparks ____ over the river.

Cevabı göster

come raining down

killing most big animals and causing firestorms all over the world.

5:17

büyük hayvanların çoğunu öldürür ve tüm dünyada ateş fırtınalarına neden olur.

The Earth's crust rings like a bell struck by global earthquakes stronger than anything in recorded history, Deyimler

5:22

Yerkabuğu, kayıtlı tarihteki her şeyden daha güçlü küresel depremlerin vurduğu bir çan gibi çalar,

Deyimler

rings like a bell: titreşim anlatan bir benzetme

Bu cümlede rings, vurulduktan veya sarsıldıktan sonra titreşmek ya da rezonansa girmek anlamındaki geçişsiz bir fiildir. Yer kabuğu vurulmuş bir çana benzetilir; cümle, kabuğun halka biçimini aldığını veya bir telefonun çaldığını anlatmaz. like a bell benzetmesi, çok büyük ve gözde canlandırılması zor bir olayı tanıdık bir görüntüye dönüştürür. Deprem enerjisinin yer kabuğunu titreştirdiğini ve titreşimleri geniş bir alana taşıdığını düşündürür; insanların gerçekten bir çan sesi duyduğu anlamına gelmek zorunda değildir.

Alıştırma

Örnekte The Earth's crust rings like a bell ne anlama gelir?

  1. Yer kabuğu gezegenin çevresinde dairesel bir halka oluşturur.
  2. Yer kabuğunun içindeki bir telefon çalmaya başlar.
  3. Güçlü darbelerden sonra yer kabuğu titreşip rezonansa girer.
Cevabı göster

Güçlü darbelerden sonra yer kabuğu titreşip rezonansa girer.

decimating cities around the world,

5:28

dünyanın dört bir yanındaki şehirleri kırıp geçirirken,

while hurricane-force winds flatten every single tree in South America,

5:30

kasırga şiddetindeki rüzgarlar Güney Amerika'daki her bir ağacı dümdüz eder

and wildfires consume the continent.

5:34

ve orman yangınları kıtayı yutar.

The abundance of hydrocarbons in the Amazon burned to form ash are cast into the atmosphere,

5:37

Amazon'da yanarak kül haline gelen bol miktardaki hidrokarbon atmosfere savrulur,

darkening the sky and keeping sunlight from reaching the surface, Dilbilgisi

5:42

gökyüzünü karartır ve güneş ışığının yüzeye ulaşmasını engelleyerek

Dilbilgisi

keeping sunlight from reaching: keep + nesne + from + -ing

Cümlenin tamamında keeping, darkening ile paraleldir ve külün başka bir etkisini anlatır. Keeping sunlight from reaching, güneş ışığının yüzeye ulaşmasını engellemek demektir. İfadenin içinde keep + nesne + from + -ing kalıbı kullanılır: keep + sunlight + from + reaching. From bir edat olduğu için ardından fiilin yalın hâli değil, -ing biçimi gelir: from reaching denir, from reach denmez.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için open fiilini doğru biçimde kullanın: The latch kept the wind from ____ the window.

Cevabı göster

opening

dropping temperatures to near freezing worldwide.

5:45

dünya çapında sıcaklıkları donma noktasına yakın bir seviyeye düşürür.

The ensuing global winter may last for decades and results in the extinction of every large animal species, Kalıp ifadeler

5:48

Bunu takip eden küresel kış onlarca yıl sürebilir ve her büyük hayvan türünün neslinin tükenmesiyle sonuçlanabilir,

Kalıp ifadeler

results in: nedenden sonuca geçmek

Results in, neden olur veya yol açar anlamına gelir. Burada küresel kış neden, tüm büyük hayvan türlerinin yok olması ise sonuç olarak sunulur. Bir nedenin ne ortaya çıkardığını belirtmek için result in + isim, isim öbeği veya -ing biçimi kullanılır. Yapı nedenden sonuca ilerler: neden + result in + sonuç.

Alıştırma

result in ile result from arasında seçim yapıp cümleyi tamamlayın: Too little sleep can ____ difficulty concentrating the next day.

Cevabı göster

result in

humans included. Dilbilgisi

5:54

insanlar da dahil.

Dilbilgisi

humans included: isim + included ek yapısı

Humans included, insanların da az önce belirtilen gruba ait olduğunu anlatan kısa bir ek ifadedir. including humans veya with humans included biçiminde genişletilebilir. Burada included geçmiş zaman ortacıdır. İnsanlar dahil edilme anlamını alır; eylemi yapan taraf değildir. Yeniden kullanılabilir kalıp isim + included biçimidir.

Alıştırma

interns ve isim + included kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: Everyone on the project can attend, ____.

Cevabı göster

interns included

We could also mention that every corner of the planet is covered with radioactive fallout,

5:56

Gezegenin her köşesinin radyoaktif serpinti ile kaplandığından da bahsedebiliriz,

but at this point it doesn't matter that much anymore.

6:00

ama bu noktada bunun artık pek bir önemi yok.

This is humanity's extinction event.

6:03

Bu insanlığın yok oluş olayıdır.

The astronauts aboard the International Space Station get to enjoy a great view for a while, Ton ve niyet

6:06

Uluslararası Uzay İstasyonu'ndaki astronotlar bir süreliğine harika bir manzaranın tadını çıkaracaklar,

Ton ve niyet

get to enjoy ifadesindeki ironi

Get to + fiil normalde “bir şeyi yapma fırsatına veya ayrıcalığına sahip olmak” anlamına gelir; bu nedenle get to enjoy ilk bakışta olumlu görünür. Ancak buradaki manzara, insanlığın yok olmasına yol açabilecek bir felaketten kaynaklanır ve istasyonun kendisi de yok olabilir. Bu yüzden neşeli ifade ironiktir: anlatıcı korkunç bir şeyi özel bir ikram gibi sunarak gerçek bir keyif değil, kara mizah yaratır.

Alıştırma

Astronotlar insanlığın yok olmasına yol açabilecek bir felaketi izliyor ve istasyonları yakında yok olabilir. get to enjoy a great view ne anlatıyor?

  1. Manzarayı inceleme zorunluluğu
  2. Hiçbir olumsuz ima taşımayan gerçek bir ayrıcalık
  3. Manzara bir felaketten kaynaklandığı için kara mizah içeren ironik bir “fırsat”
Cevabı göster

Manzara bir felaketten kaynaklandığı için kara mizah içeren ironik bir “fırsat”

but it's not unlikely that the spray of rocks blasted into orbit will destroy the station. Dilbilgisi

6:11

ancak yörüngeye fırlatılan kayaların istasyonu yok etmesi ihtimal dışı değil.

Dilbilgisi

not unlikely: temkinli bir çifte olumsuzluk

Not unlikely bir çifte olumsuzluktur: not, unlikely sözcüğünün anlamını tersine çevirir. Bu cümlede istasyonun yok olmasının oldukça mümkün, hatta olası olduğu anlamına gelir; olasılığın düşük olduğu anlamına gelmez. Bu biçim likely kadar doğrudan değildir. Belirsizliğe yer bırakırken ciddi bir riski aktarır; dolayısıyla sonucun kesin olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve “oldukça mümkün” anlamına gelen iki sözcüklü temkinli ifadeyle tamamlayın: Given the forecast, it is ____ that the outdoor concert will be canceled.

Cevabı göster

not unlikely

Those lucky enough to be in bunkers or in submarines deep below the ocean surface Dilbilgisi

6:16

Sığınaklarda veya okyanus yüzeyinin derinliklerindeki denizaltılarda olacak kadar şanslı olanlar,

Dilbilgisi

Those lucky enough to be: bir koşulu karşılayan grubu belirtmek

Those, “bu koşulu karşılayan kişiler” anlamına gelir. lucky enough to be ... kısaltılmış bir ilgi cümleciğidir: Those lucky enough to be ... ile those who are lucky enough to be ... aynı anlama gelir. Bu yapı, belirli bir koşulu karşılayan insan grubunu belirtir. adjective + enough + to-infinitive kalıbında enough sıfattan sonra gelir. Burada yeterli şans düzeyi ile mümkün hâle gelen durum arasında bağ kurar. Enough, lucky sözcüğünü niteler; bunkers veya submarines sözcüklerini değil.

Alıştırma

Cümleyi Those + lucky enough + to be kullanarak tamamlayın: ____ near the stage could see clearly.

Cevabı göster

Those lucky enough to be

may survive the longest before they exhaust their food supplies and have to venture out for more. Notlar

6:20

yiyecek kaynaklarını tüketmeden ve daha fazlası için dışarı çıkmak zorunda kalmadan önce en uzun süre hayatta kalabilirler.

Kalıp ifadeler

Exhaust their food supplies: bir kaynağı tamamen tüketmek

Burada exhaust, “hiçbir şey kalmayana kadar tamamen kullanmak” anlamına gelen geçişli bir fiildir. Their food supplies bu fiilin nesnesidir; dolayısıyla ifade, depolanmış yiyeceklerin sonunda tamamen tüketildiğini anlatır. Aktarılabilir kalıp exhaust + kaynak biçimindedir. Yakıt, para veya sabır gibi sınırlı şeylerin tamamen tükenmesini anlatabilir.

Alıştırma

“The hikers may exhaust their water supply” ne anlama gelir?

  1. Su stoklarına daha fazla su ekleyebilirler.
  2. Su taşırken aşırı yorulabilirler.
  3. Depoladıkları suyun tamamını kullanabilirler.
Cevabı göster

Depoladıkları suyun tamamını kullanabilirler.

Öbek fiiller

venture out: güvenli yerden ayrılıp risk veya belirsizliğe adım atmak

Venture out, güvenli veya korunaklı hissettiren bir yerden ayrılıp riskli ya da belirsiz olabilecek bir ortama çıkmak demektir. Bu cümlede insanlar daha fazla yiyecek aramak için sığınaktan ayrılıp tehlikeli dış dünyaya çıkmak zorundadır. Burada venture bir fiildir; out ise sığınaktan dışarı doğru hareketi gösterir. İfade cesaret, temkin veya belirsizlik anlamı ekler; business venture ifadesindeki “girişim” anlamlı isim venture değildir.

Alıştırma

Şiddetli bir fırtına yolları tehlikeli hâle getirmiştir, ancak Maya yardım aramak için kulübesinden çıkar. Hangi cümle dışarı çıkmanın riskini en iyi vurgular?

  1. Maya stays in to wait for help.
  2. Maya goes out to look for help.
  3. Maya ventures out to look for help.
Cevabı göster

Maya ventures out to look for help.

They'll find the world a charred, Dilbilgisi

6:25

Dünyayı kömürleşmiş,

freezing,

6:27

donmuş,

radioactive wasteland.

6:28

radyoaktif bir çorak arazi olarak bulacaklardır.

Dilbilgisi

find the world a ... wasteland: find + nesne + isim tümleci

Find the world a ... wasteland yapısında find, bir şeyin yerini bulmak değil, onun belli bir durumda olduğunu keşfetmek veya fark etmek anlamına gelir. The world nesnedir; a ... wasteland ise nesne tümlecidir ve dünyayı keşfettiklerinde onun hangi durumda veya kimlikte olduğunu belirtir. Charred, freezing ve radioactive sıfatlarının tümü wasteland sözcüğünü niteler. Yapı, “They will discover that the world is a charred, freezing, radioactive wasteland.” şeklinde yeniden ifade edilebilir.

Alıştırma

Find + nesne + isim tümleci yapısını kullanarak şu iki cümlenin anlamını birleştirin: “They returned to the neighborhood. They discovered that it was a ghost town.” Tamamlayın: They returned to find the neighborhood ____.

Cevabı göster

a ghost town

The planet itself doesn't care at all. Deyimler

6:30

Gezegenin kendisi bunu hiç umursamıyor.

Deyimler

The planet itself doesn't care at all cümlesindeki kişileştirme

Bu cümle gezegene insana özgü bir yeti verir: önemsemek. Bu bir kişileştirmedir; Dünya'nın duyguları ya da iradesi olduğuna dair bilimsel bir iddia değildir. Etkisi, gezegenin uzun vadeli varlığını insanların başına gelenlerden ayırmaktır. itself, üzerinde yaşayanlardan çok gezegenin kendisini vurgular; at all ise umursamazlığı kesinleştirir.

Alıştırma

Bu bağlamda “The planet itself doesn't care at all.” ne anlama geliyor?

  1. Dünya'nın gerçekten duyguları olduğunu ama yardım etmemeyi seçtiğini söyler.
  2. Patlamaların gezegeni fiziksel olarak etkileyemeyeceğini söyler.
  3. Dünya'yı kişileştirerek insanlığın kaderi ne olursa olsun gezegenin varlığını sürdüreceğini vurgular.
Cevabı göster

Dünya'yı kişileştirerek insanlığın kaderi ne olursa olsun gezegenin varlığını sürdüreceğini vurgular.

After just a few million years,

6:33

Sadece birkaç milyon yıl sonra,

the wounds of the explosions have healed, Deyimler

6:34

patlamaların yaraları iyileşecek

Deyimler

wounds ... have healed ifadesinde iyileşme metaforu

wounds, patlamaların yol açtığı hasarı bir bedendeki yaralara dönüştürür; have healed ise zarar gören çevrenin daha sonra toparlanmasını anlatır. Her iki ifade de mecazidir: patlamalar bir gezegende biyolojik yaralar oluşturmaz. Bu imge, görünür hasarın çok uzun bir süre içinde ortadan kalkabileceğini anlatır. Felaketin onu yaşayan insanlar için küçük, kısa süreli ya da zararsız olduğunu ima etmez.

Alıştırma

Hangi cümlede “wounds”, altyazıdakiyle aynı mecaz anlamda kullanılmıştır?

  1. The nurse cleaned the wound on his knee.
  2. The museum displayed a painting of a wounded soldier.
  3. Years after the conflict, the community was still healing its wounds.
Cevabı göster

Years after the conflict, the community was still healing its wounds.

and life is thriving,

6:36

ve yaşam,

arguably even more so than when humans were around. Dilbilgisi

6:38

tartışmasız insanların var olduğu zamandan daha fazla gelişecektir.

Dilbilgisi

arguably even more so than: temkinli ve eksiltili bir karşılaştırma

Burada so, daha önce geçen thriving düşüncesinin yerini tutar. Bu nedenle more so than, thriving niteliğinin daha yüksek bir derecede geçerli olduğunu belirtir ve sıfatı tekrarlamadan derece karşılaştırması yapmayı sağlar. Arguably, karşılaştırmayı kesin bir iddia yerine temkinli bir görüş hâline getirir. İddianın savunulabilir dayanakları bulunduğunu, ancak farklı görüşlere de açık olduğunu gösterir. Even ise vurguyu artırır: ileri sürülen derece beklenenden yüksek olabilir.

Alıştırma

Risky sözcüğünü tekrarlamadan temkinli bir karşılaştırma yapmak için cümleyi arguably even more so than ifadesinin tamamıyla tamamlayın: The coastal route is risky, but the mountain route is ____ the coastal one.

Cevabı göster

arguably even more so than

If intelligent life emerges again,

6:41

Zeki bir yaşam yeniden ortaya çıkarsa,

it might be able to work out what happened. Öbek fiiller

6:43

ne olduğunu çözebilirler.

Öbek fiiller

work out: ipuçlarından bir cevap çıkarmak

Bu cümlede work out, kanıtlar üzerinde düşünerek bir anlayışa veya cevaba ulaşmak anlamına gelir. Nesnesi what happened yan cümlesidir: gelecekteki zeki bir varlık, ipuçlarını kullanarak geçmişteki olayı çıkarabilir. Work out birden fazla anlama gelir; ancak bu bağlamda fiziksel egzersiz yapmak veya bir durumun sonunda yoluna girmesi kastedilmez.

Alıştırma

"After comparing the timestamps, Maya worked out who sent the message," cümlesinde worked out ne anlama gelir?

  1. Durum kendiliğinden iyi sonuçlandı.
  2. Cevabı kanıtlardan çıkardı.
  3. Mesajı gönderen kişiyle egzersiz yaptı.
Cevabı göster

Cevabı kanıtlardan çıkardı.

When they study geology,

6:45

Jeolojiyi incelediklerinde,

they'll find a bizarre and very thin layer of rock covering the entire world,

6:47

tüm dünyayı kaplayan, çok tuhaf ve çok ince bir kaya katmanı bulacaklar,

enriched in radioactive elements like uranium and the other nasty things it decays to, Notlar

6:51

bu katman uranyum gibi radyoaktif elementler ve bozunduğu diğer iğrenç şeylerle zenginleşmiş,

Kalıp ifadeler

be enriched in + madde

Bu cümlede enriched in, kaya katmanının sıradan kayaya göre daha yüksek yoğunlukta radyoaktif element içerdiğini belirtir. Enriched burada maddi zenginliği değil, bileşimi anlatır. Yapı be enriched in + madde şeklindedir. Bilimsel açıklamalarda doğal bir süreç sonucunda oluşan yüksek yoğunluğu da belirtebilir; tek başına birinin o maddeyi bilerek eklediği anlamına gelmez.

Alıştırma

“Çevresindeki kayadan daha yüksek yoğunluğa sahip” anlamına gelen enrich biçimini ve edatını kullanın: This mineral is ____ lithium.

Cevabı göster

enriched in

Kelime

decay to + radyoaktif ürün

Nükleer fizikte decays to, kararsız bir atomun veya izotopun radyoaktif bozunma yoluyla farklı bir nüklide dönüşmesi anlamına gelir. Bu ifade yavru nüklidi veya bozunma ürününü tanıtır. Burada to bir varış noktasını değil, dönüşümün sonucunu gösterir. Özne olan it, uranium sözcüğüne gönderme yapar; dolayısıyla ifade uranyumun bozunurken sonunda dönüştüğü ürünleri anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle radyoaktif bozunmanın ürününü decay to ile adlandırır?

  1. Carbon-14 decays by beta emission.
  2. Carbon-14 decays to nitrogen-14.
  3. Carbon-14 decays very slowly.
Cevabı göster

Carbon-14 decays to nitrogen-14.

mixed with rare Earth metals and plastics that humans used. Kelime

6:56

insanların kullandığı nadir Dünya metalleri ve plastiklerle karışmış haldedir.

Kelime

rare Earth metals: sabit bir teknik malzeme terimi

Bu cümlede rare Earth metals, Dünya'da nadir bulunan metaller anlamına gelen serbest bir sözcük birleşimi değil, tek bir teknik terimdir. Nadir toprak elementleri olarak bilinen yerleşik kimyasal element grubundaki metalleri ifade eder; bu malzemeler elektronik, mıknatıslar, enerji teknolojisi ve tedarik zincirleriyle ilgili konularda sıkça anılır. rare Earth bölümünü metals sözcüğünü sınıflandıran tek bir birim olarak düşünün. Bu adlandırma tarihseldir; gruptaki her elementin yer kabuğunda son derece az olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir makalede "The factory needs a steady supply of rare-earth metals for its motors." deniyor. Buradaki rare-earth metals neyi ifade eder?

  1. Yerleşik nadir toprak elementleri grubundaki metaller
  2. Dünya'da bulunması zor olan herhangi bir metal
  3. Toprak alkali kimyasal ailesindeki metaller
Cevabı göster

Yerleşik nadir toprak elementleri grubundaki metaller

They would probably be very,

6:59

Muhtemelen çok,

very confused.

7:01

ama çok kafaları karışacaktır.