Atom Bombası ile Hidrojen Bombası Arasındaki Farklar Nelerdir?: İngilizce çalışma notları

The Infographics Show

Öğrenme zorluğu
1.404 kelime 187 kel/dk

Video özeti: Atom ve hidrojen bombalarını tepkime, üretim, güç ve tarihsel etkileri bakımından karşılaştırır. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. "butting heads" — Deyimler ve mecazlı ifadeler: gerçek bir kafa çarpışması değil, etkin ve biraz gündelik bir çatışma anlatımını anlayın. 2. "a thousand times more powerful than" — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: katlı karşılaştırmayla bir şeyin diğerinden kaç kat güçlü olduğunu kesin biçimde söyleyin. 3. "the jury is still out on" — Deyimler ve mecazlı ifadeler: gerçek bir jüriyi değil, kanıtların henüz kesin sonuç vermediğini anlayın ve açık kalan sorularda kullanın.

Bu derste

This episode is brought to you by Skillshare.

0:00

Bu bölüm size Skillshare tarafından sunulmaktadır.

Get 2 months of Skillshare free

0:02

Skillshare'i 2 ay boyunca ücretsiz edinin

and learn new skills by using the link in the description.

0:04

ve açıklamadaki bağlantıyı kullanarak yeni beceriler öğrenin.

The word bomb comes from the Latin word bombus,

0:07

Bomba kelimesi, Latince bombus kelimesinden gelir,

meaning something that booms.

0:10

ve gümbürdeyen bir şey anlamına gelir.

It's thought it was the Chinese that created the first ever bombs Dilbilgisi

0:11

Tarihteki ilk bombaları Çinlilerin yarattığı düşünülmektedir;

Dilbilgisi

it was the Chinese that created: eylemi yapanı öne çıkaran it-cleft

İç yapı olan it was X that did Y, X'i odağa yerleştiren bir it-cleft yapısıdır. Burada the Chinese, “İlk bombaları kim yarattı?” sorusunu yanıtlar ve önemli yeni ya da düzeltilen bilginin başka bir grup değil, bu grup olduğunu vurgular. Baştaki It's thought, konuşanın iddiaya mesafe koyduğunu gösterir: bu, konuşanın bizzat garanti ettiği bir gerçek değil, genel bir kanı olarak sunulur. Cleft yapısındaki that, odaklanan grubun ne yaptığını anlatan yan cümleyi başlatır; yalnızca Çinliler hakkında ek bilgi vermez.

Alıştırma

Kayıp anahtarı kimin bulduğunu vurgulamak için it-cleft kullanan cümle hangisidir?

  1. It was the missing key that Nina found.
  2. Nina found the missing key.
  3. It was Nina that found the missing key.
Cevabı göster

It was Nina that found the missing key.

with explosives inside a harder metal shell way back in the 13th century.

0:14

ta 13. yüzyılda daha sert bir metal kabuğun içine yerleştirilmiş patlayıcılarla.

But these powerful explosives will be remembered mostly for causing havoc during the Second World War, Kalıp ifadeler

0:19

Fakat bu güçlü patlayıcılar çoğunlukla İkinci Dünya Savaşı sırasında yarattıkları yıkımla hatırlanacaktır,

Kalıp ifadeler

causing havoc: geniş çaplı kaos veya yıkım yaratmak

Cause havoc eşdizimi, geniş çaplı kaos, ciddi aksama veya yıkım yaratmak anlamına gelir. Be remembered for causing havoc yapısında causing, for edatından sonra kullanılan -ing biçimidir. Burada küçük bir rahatsızlığı değil, savaş dönemindeki yıkıcı etkileri anlatır. Havoc bu kullanımda sayılamayan bir isimdir. Doğal genişletmeler arasında cause havoc in a city, among travelers ve throughout a system bulunur.

Alıştırma

“Geniş çaplı kaos ve aksama yaratmak” anlamındaki iki kelimelik eşdizimle cümleyi tamamlayın: The sudden network failure could ____ throughout the airport.

Cevabı göster

cause havoc

when Germany and Britain were butting heads in their respective aerial bombing campaigns. Deyimler

0:24

Almanya ve İngiltere'nin kendi hava bombardımanı harekatlarında kafa kafaya çarpıştığı o dönemde.

Deyimler

“butting heads”: çatışmayı canlı biçimde anlatan bir ifade

Bu cümlede butting heads, güçlü ya da tekrarlanan biçimde çatışmak demektir. Almanya ile Britanya bombardıman harekâtları yoluyla birbirine karşı koyuyordu; insanların gerçekten başlarını tokuşturduğu anlamına gelmez. Bu imge, hayvanların başlarını ya da boynuzlarını birbirine dayayıp itmesinden gelir. Çatışmayı karşıt güçlerin veya iradelerin mücadelesi olarak gösterdiği için, yalnızca iki tarafın çatışma içinde olduğunu söylemekten daha canlıdır.

Alıştırma

“Karşıt görüşler yüzünden tekrar tekrar çatışmak” anlamındaki iki sözcüklü deyimle cümleyi tamamlayın: The two editors keep ____ over the headline.

Cevabı göster

butting heads

The Unabomber made small explosives that would explode upon opening a package, Dilbilgisi

0:28

Unabomber, paket açıldığında patlayacak küçük patlayıcılar yapmıştı

Dilbilgisi

“upon opening”: upon + -ing ile anlık bir tetikleyici

Upon opening, “açma eylemi gerçekleşir gerçekleşmez” demektir. Burada patlayıcı, alıcı bir paketi açtığında infilak edecek şekilde tasarlanmıştı. -ing ile belirtilen eylem, ana olayı tetikleyen olayı verir. upon + isim veya -ing biçimi iki olayı kısa ve düzenli biçimde bağlar: önce upon sonrasında belirtilen olay gerçekleşir, ardından ana cümlenin sonucu hemen ya da otomatik olarak ortaya çıkar. -ing eylemini yapan kişi genellikle bağlamdan anlaşılır.

Alıştırma

Hemen gerçekleşen bir sonucu göstermek için hedef ifadeyi kullanın: ____ the box, you will find the instructions on top.

Cevabı göster

Upon opening

and terrorists leave them at the side of roads.

0:32

ve teröristler de onları yol kenarlarına bırakıyor.

But there are bombs so powerful that we don't even want to use them, Dilbilgisi

0:34

Fakat öyle güçlü bombalar var ki onları kullanmayı aklımızdan bile geçirmek istemeyiz,

Dilbilgisi

so + sıfat + that: dereceyi sonuca bağlamak

so + sıfat + that yan cümlesi kalıbı, yüksek bir dereceyi bunun sonucuna bağlar. Burada so, powerful sıfatını niteler; that ile başlayan yan cümle sonucu verir: bombalar o kadar güçlüdür ki insanlar onları kullanmak bile istemez. so sözcüğünü tek başına “bu yüzden” anlamında düşünmeyin; so + sıfat + that yapısını bir bütün olarak ele alın. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp so + sıfat + that + sonuç şeklindedir.

Alıştırma

loud sıfatını kullanarak cümleyi so ... that sonuç yapısıyla tamamlayın: The music was ____ we had to leave.

Cevabı göster

so loud that

and that's what we'll explore today.

0:38

ve bugün işte bunu inceleyeceğiz.

In this episode of The Infographics Show,

0:40

The Infographics Show'un bu bölümünde,

Atomic Bomb versus Hydrogen Bomb,

0:42

Atom Bombası ve Hidrojen Bombası,

how do they compare?

0:44

karşılaştırıldıklarında nasıllar?

We'll start with the atomic bomb.

0:45

Atom bombası ile başlayacağız.

You might have heard of this kind of bomb

0:46

Bu tür bir bombayı duymuş olabilirsiniz

and have probably seen pictures of the devastation it can cause.

0:48

ve muhtemelen neden olabileceği yıkımın fotoğraflarını görmüşsünüzdür.

This is the type of bomb that was dropped on the Japanese cities of Hiroshima and Nagasaki

0:51

Bu, Japonya'nın Hiroşima ve Nagazaki şehirlerine atılan bomba türüdür;

in 1945 by the Americans.

0:56

1945 yılında Amerikalılar tarafından.

Make no mistake, Ton ve niyet

0:58

Şunu belirtmek gerekir ki,

Ton ve niyet

Make no mistake: güçlü bir açıklama

Make no mistake, “bunu yanlış anlamayın” veya “bu nokta tamamen açık olsun” anlamına gelen kalıplaşmış bir söylem ifadesidir. Genellikle belirli bir uygulama hatasına gönderme yapmaz. Konuşmacının sonraki iddiasını kesin, emin ve önemli olarak işaretler. Burada dinleyiciye, sıradaki noktanın aşırı basitleştirilmiş bir görüşü düzelttiğini bildirir.

Alıştırma

Hangi cümle kesin bir açıklamayı en doğal biçimde başlatır?

  1. Don't make a mistake: this deadline is final.
  2. Make no mistake: this deadline is final.
  3. There is no mistake: this deadline is final.
Cevabı göster

Make no mistake: this deadline is final.

the British were behind this plan and also very much involved in the process. Deyimler

0:59

İngilizler bu planın arkasındaydı ve sürece fazlasıyla dahil olmuşlardı.

Deyimler

Were behind this plan: planı kimin yönlendirdiğini belirtmek

Bu cümlede were behind this plan, İngilizlerin planın oluşturulmasına, desteklenmesine veya ilerletilmesine yardımcı olduğu anlamına gelir. Behind fiziksel bir konumu anlatmaz. Be behind something, bir kişi veya grubu önemli bir neden, düzenleyici ya da destekçi olarak gösterir. Ardından gelen very much involved ifadesi, yalnızca haberdar olduklarını değil, etkin biçimde katıldıklarını doğrular.

Alıştırma

'Maya was behind the campaign to clean up the park,' cümlesinde 'was behind' büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Kampanyanın fiziksel olarak arkasında durdu.
  2. Kampanyadan haberdar oldu ama katılmadı.
  3. Kampanyanın düzenlenmesine veya ilerletilmesine yardımcı oldu.
Cevabı göster

Kampanyanın düzenlenmesine veya ilerletilmesine yardımcı oldu.

It's said around 80,000 people died instantly in Hiroshima

1:03

Söylenenlere göre Hiroşima'da anında yaklaşık 80.000 kişi öldü,

after the bomb, known as Little Boy,

1:07

Little Boy (Küçük Çocuk) olarak bilinen bomba,

was dropped and more than double that died in total, Dilbilgisi

1:09

atıldıktan sonra; ve toplamda bunun iki katından fazla kişi hayatını kaybetti,

mostly due to radiation.

1:12

çoğunlukla radyasyon nedeniyle.

Dilbilgisi

More than double that: önceki miktara gönderme yapıp karşılaştırmak

Buradaki that, daha önce belirtilen miktara, yani yaklaşık 80.000 kişiye gönderme yapar. Bombayı göstermez. That sözcüğünün bu kullanımı sayının tekrarlanmasını önler. Double that, önceki miktarın iki katı demektir. Bu nedenle more than double that, toplamın yaklaşık 160.000'den fazla olduğunu anlatır; özgün miktarın üzerine onun iki katının daha eklendiğini anlatmaz.

Alıştırma

İlk etkinliğe 300 ziyaretçi geldi. Hangi cümle ikinci etkinliğe 600'den fazla ziyaretçi geldiğini belirtir?

  1. More than that came to the second event.
  2. More than double that came to the second event.
  3. Double that came to the second event.
Cevabı göster

More than double that came to the second event.

In Nagasaki,

1:14

Nagazaki'de ise,

the bomb, nicknamed Fat Man,

1:15

Fat Man (Şişman Adam) lakaplı bomba,

instantly killed around 70,000 people.

1:17

anında yaklaşık 70.000 kişiyi öldürdü.

So,

1:20

Peki,

how did scientists create something so deadly?

1:20

bilim insanları bu kadar ölümcül bir şeyi nasıl yarattı?

Well, you see,

1:23

Şöyle ki,

scientists for a while had known that you could potentially create

1:24

bilim insanları bir süredir potansiyel olarak şunun yapılabileceğini biliyordu:

a huge amount of energy from little matter.

1:27

küçük bir maddeden devasa miktarda enerji yaratmak.

Albert Einstein knew that,

1:30

Albert Einstein da bunu biliyordu,

but it wasn't he that created the atomic bomb. Dilbilgisi

1:31

ama atom bombasını icat eden o değildi.

Dilbilgisi

It wasn't he that created: sorumlu kişiyi düzeltmek

“It wasn't he that created...” yapısı, it + be + odaklanan kişi + that yan cümlesi kalıbındaki olumsuz bir it-cleft yapısıdır. he öğesini odağa yerleştirir ve Albert Einstein'ın yaratıcı olduğu iddiasını reddeder. Olumsuzluk, that yan cümlesindeki olayı değil, yaratıcının kimliğini hedef alır. Cümle atom bombasının yaratıldığını kabul ederken sorumlu kişinin kim olduğunu düzeltir. Bu kalıp, doğru bir olgunun yanlış kişiye atıf yapılmasına yol açtığı durumlarda kullanışlıdır.

Alıştırma

Bu cümlede vurgulanan yapı ne anlatıyor?

  1. Atom bombası hiç yaratılmadı.
  2. Einstein atom bombasının yaratıldığını bilmiyordu.
  3. Atom bombası hakkındaki rapor yanlıştı.
  4. Einstein atom bombasını yaratan kişi değildi.
Cevabı göster

Einstein atom bombasını yaratan kişi değildi.

Apparently, the Germans thought this was possible,

1:34

Görünüşe göre Almanlar bunun mümkün olduğunu düşünüyordu,

but the British had already formed a committee

1:36

ancak İngilizler çoktan bir komite kurmuş

and published something called the British Maud Report,

1:38

ve British Maud Raporu adında bir şey yayınlamışlardı,

which detailed the feasibility of creating an atomic bomb.

1:41

bu rapor, bir atom bombası yapmanın uygulanabilirliğini detaylandırıyordu.

The scientists wrote that it was possible to create massive amounts of TNT

1:45

Bilim insanları, devasa miktarlarda TNT gücü yaratmanın mümkün olduğunu yazdılar,

from a small ball of uranium 235.

1:48

küçük bir uranyum-235 topundan.

A report called Use of Uranium for a Bomb was written,

1:51

Bir Bomba İçin Uranyumun Kullanımı adında bir rapor yazıldı,

which was given by the British to the USA.

1:55

ve İngilizler tarafından ABD'ye verildi.

Soviet spies also got their hands on the report. Deyimler

1:57

Sovyet casusları da bu raporu ele geçirdi.

Deyimler

Got their hands on: bir şeyi elde etmeyi başarmak

“Got their hands on”, get one's hands on ifadesinin geçmiş zaman biçimidir. Burada Sovyet casuslarının raporu elde etmeyi veya rapora erişmeyi başardığını anlatır; raporun kısıtlı, ulaşılması zor ya da çaba veya sıra dışı yöntemlerle edinilmiş olduğunu düşündürür. İyelik sözcüğü özneye göre değişir: I got my hands on..., she got her hands on... ve they got their hands on.... Bu bir deyimdir; bir şeye fiziksel olarak el koymayı anlatmaz.

Alıştırma

İngilizce cümleyi “elde etmeyi başardı” anlamındaki deyimle tamamlayın: After months of searching, I finally ____ a copy of the out-of-print book.

Cevabı göster

got my hands on

This is how it all began.

2:00

İşte her şey böyle başladı.

The Americans invested lots of money in actually creating this bomb,

2:01

Amerikalılar bu bombayı gerçekten yapmak için çok fazla para yatırdı,

and that was under the aegis of the government's Manhattan Project. Kelime

2:05

ve bu, hükümetin Manhattan Projesi'nin himayesinde gerçekleşti.

Kelime

under the aegis of: resmî kurumsal destek

Under the aegis of, “birinin ya da bir kurumun yetkisi, sponsorluğu, koruması veya yönetimi altında” anlamına gelir. Bu cümlede hükümetin Manhattan Projesi, bombanın geliştirilmesini düzenleyen ve destekleyen resmî çerçeve olarak sunulur. Bu ifade yalnızca bir konumu veya basit bir aidiyeti belirtmez; bir faaliyeti, onu yetkilendiren ya da denetleyen kurum veya programla ilişkilendirir.

Alıştırma

“Birinin ya da bir kurumun resmî sponsorluğu ve yetkisi altında” anlamındaki resmî ifadeyi tamamlayın: The relief mission operated ____ the United Nations.

Cevabı göster

under the aegis of

Many people took part in this,

2:08

Buna pek çok kişi katıldı,

including military engineers,

2:09

askeri mühendisler,

MIT scientists,

2:11

MIT bilim insanları,

the company DuPont,

2:12

DuPont şirketi,

and a couple of ace physicists called J. Robert Oppenheimer

2:14

ve J. Robert Oppenheimer

and Enrico Fermi.

2:17

ve Enrico Fermi gibi birkaç usta fizikçi dahil.

So, what did they discover over at the Manhattan Project?

2:18

Peki, Manhattan Projesi'nde ne keşfettiler?

They found that they could create a massive explosion

2:21

Devasa bir patlama yaratabileceklerini keşfettiler,

by what in layman's terms became known as splitting the atom. Kalıp ifadeler

2:23

halk arasındaki tabiriyle atomu parçalamak olarak bilinen yöntemle.

Kalıp ifadeler

in layman's terms: uzman olmayanlara yönelik açıklamaya giriş

In layman's terms, uzmanlık terminolojisinden uzman olmayan birinin anlayabileceği ifadelere geçileceğini bildiren bir çerçeveleme ifadesidir. Burada teknik nuclear fission kavramını anlaşılır biçimde anlatmak için splitting the atom ifadesini sunar. Bu ifade, açıklamanın her ayrıntısıyla eksiksiz olup olmadığını değil, fikrin nasıl ifade edildiğini belirtir: konuşmacı genel dinleyici kitlesi için terminolojiyi basitleştirmektedir.

Alıştırma

“Uzman olmayan birinin anlayabileceği dille” anlamındaki geleneksel kalıplaşmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: To make the medical report accessible, the doctor explained the diagnosis ____.

Cevabı göster

in layman's terms

This is known as nuclear fission.

2:27

Bu, nükleer fisyon olarak bilinir.

Today, you should remember two words:

2:29

Bugün şu iki kelimeyi aklınızda tutmalısınız:

fission, splitting something, Kelime

2:31

fisyon, bir şeyi parçalamak,

and fusion, joining something.

2:32

ve füzyon, bir şeyi birleştirmek.

Kelime

fission ... fusion: bölünme ve birleşme

Fission, bir bütünü daha küçük parçalara ayırmak; fusion ise parçaları birleştirerek bir bütün oluşturmak demektir. Nükleer bilimde fission, ağır bir atom çekirdeğinin bölünmesini; fusion ise hafif çekirdeklerin birleşmesini ifade eder. Cümledeki splitting something ve joining something ifadeleri, terimlerin hemen ardından gelen kısa açıklamalardır. İki kelimeyi tanımlar ve aralarındaki karşıtlığı açıkça gösterir.

Alıştırma

Karşılaştırmayı iki bilimsel terimle tamamlayın: In ____, a heavy atomic nucleus splits; in ____, two light nuclei join.

Cevabı göster

fission · fusion

As for nuclear fission,

2:35

Nükleer fisyona gelince,

one anti-nuclear website describes it like this:

2:36

nükleer karşıtı bir web sitesi bunu şöyle açıklıyor:

"The nucleus of an atom is split into two smaller fragments by a neutron.

2:39

"Bir atomun çekirdeği bir nötron tarafından iki daha küçük parçaya ayrılır.

This method usually involves isotopes of uranium or plutonium.

2:44

Bu yöntem genellikle uranyum veya plütonyum izotoplarını içerir.

Neutrons split from the nucleus,

2:48

Nötronlar çekirdekten ayrılır

and energy is released,

2:50

ve enerji açığa çıkar,

and then these neutrons hit other uranium or plutonium nuclei,

2:51

daha sonra bu nötronlar diğer uranyum veya plütonyum çekirdeklerine çarpar,

and they also split,

2:55

ve onlar da parçalanır,

further yielding more energy and more and more neutrons."

2:57

böylece daha fazla enerji ve gittikçe daha fazla nötron üreterek."

This produces a powerful and instantaneous chain reaction Kelime

3:00

Bu, güçlü ve anında gerçekleşen bir zincirleme reaksiyon oluşturur,

that can produce something like 15 kilotons and 20 kilotons of TNT.

3:03

bu da 15 kiloton ile 20 kiloton TNT gücüne eşdeğer bir patlama üretebilir.

Kelime

chain reaction: bir olayın sonrakini tetiklemesi

Chain reaction, bir olayın başka bir olayı, onun da bir sonraki olayı tetiklediği olaylar dizisidir. Buradaki chain fiziksel bir zinciri anlatmaz; tepkimelerin neden-sonuç ilişkisiyle birbirine bağlı olduğunu gösterir. Burada ifade gerçek ve bilimsel anlamıyla kullanılır: bir fisyon olayında açığa çıkan nötronlar daha fazla fisyonu tetikleyebilir, böylece süreç hızla devam eder ve büyür.

Alıştırma

Hangi durum en uygun şekilde chain reaction olarak tanımlanabilir?

  1. Birbiriyle ilgisiz üç mağaza aynı gün kapanır.
  2. Bir çalışan listedeki üç bağımsız görevi tamamlar.
  3. Geciken bir teslimat montajı geciktirir, bu da sevkiyatı geciktirerek müşterilerin son tarihlerini kaçırmasına neden olur.
Cevabı göster

Geciken bir teslimat montajı geciktirir, bu da sevkiyatı geciktirerek müşterilerin son tarihlerini kaçırmasına neden olur.

It sounds simple, eh? Ton ve niyet

3:08

Kulağa basit geliyor, değil mi?

Ton ve niyet

It sounds simple, eh? cümlesinin sonundaki eh?

Cümlenin sonundaki eh?, dinleyiciyi It sounds simple ifadesine katılmaya veya tepki vermeye çağırır. Böylece düz bir ifadeyi kısa bir konuşma kontrolüne dönüştürür. Burada bu kontrol hafif bir ironi taşır. Açıklama yüzeyde basit görünür, fakat konuşmacı birazdan bunu yapmanın son derece zor olduğunu gösterecektir. İroniyi eh? tek başına değil, bağlam oluşturur.

Alıştırma

Bir konuşmacı “It sounds simple, eh?” dedikten sonra neredeyse hiçbir ülkenin bunu yapamadığını açıklıyor. Buradaki “eh?” ne anlatıyor?

  1. Onay isterken durumun aslında pek de basit olmadığını hafifçe ima eder.
  2. Konuşmacının simple kelimesini duymadığını gösterir.
  3. simple kelimesini bir emre dönüştürür.
Cevabı göster

Onay isterken durumun aslında pek de basit olmadığını hafifçe ima eder.

But as you know,

3:09

Ama bildiğiniz gibi,

few countries are capable of doing it.

3:10

çok az ülke bunu yapabilme kapasitesine sahiptir.

Those include the United States,

3:12

Bunlar arasında Amerika Birleşik Devletleri,

Russia, the United Kingdom,

3:14

Rusya, Birleşik Krallık,

China, France, India,

3:16

Çin, Fransa, Hindistan,

Pakistan, Israel, and North Korea.

3:18

Pakistan, İsrail ve Kuzey Kore bulunmaktadır.

It's hard because first you need your material,

3:20

Bu zordur çünkü öncelikle malzemenize ihtiyacınız var,

which includes weapons-grade uranium.

3:22

ki buna silah sınıfı uranyum da dahildir.

As you've seen in the movies,

3:24

Filmlerde gördüğünüz gibi,

getting your hands on this stuff is not easy.

3:26

bu maddeyi ele geçirmek hiç kolay değildir.

Besides that, you then need scientists clever enough to understand the process of making a bomb, Dilbilgisi

3:28

Bunun yanı sıra, bomba yapım sürecini anlayacak kadar zeki bilim insanlarına

Dilbilgisi

clever enough to understand: sıfat + enough + to

clever enough to understand ifadesinde enough, clever sıfatından sonra gelir. Sıfat + enough + to + fiilin yalın hâli yapısı, bir özellik veya yeteneğin eylem için gereken düzeye ulaştığını belirtir. Burada clever enough, tamamen zeki olmak değil, bu belirli görev için gereken ölçüde zeki olmak demektir. to sonrasındaki görev gerekli ölçüyü belirler.

Alıştırma

Sıfat + enough + to yapısını tamamlayın: The intern was careful ____ to notice the tiny error.

Cevabı göster

enough

and you also need to spend tons of money on missiles that can carry the thing.

3:33

ve bu şeyi taşıyabilecek füzelere tonlarca para harcamanız gerekir.

So, let's say someone has gotten hold of this weapons-grade uranium. Anlatım akışı

3:37

Diyelim ki birisi bu silah sınıfı uranyumu ele geçirdi.

Anlatım akışı

So, let's say: varsayımsal bir durum kurmak

Bu cümlede So, açıklamayı önceki kısma bağlar; let's say ise varsayımsal bir durum sunar: birinin uranyumu ele geçirdiğini hayal etmemiz istenir. Konuşmacı bunun gerçekten yaşandığını iddia etmez. Bu kalıp, genel bir tartışmadan sonra incelenebilecek somut bir varsayıma geçiş sağlar. Sözlü açıklamalarda So, let's say X, “X’i üzerinde konuşacağımız örnek veya varsayım olarak kabul edelim” anlamına gelir.

Alıştırma

Hangi cümle tartışmak üzere varsayımsal bir durumu doğal biçimde sunar?

  1. The final budget was approved yesterday.
  2. Please read the budget aloud to the group.
  3. So, let's say the budget is cut by ten percent. Which project comes first?
Cevabı göster

So, let's say the budget is cut by ten percent. Which project comes first?

Can they make a bomb?

3:40

Bomba yapabilirler mi?

Live Science tells us that to create this chain reaction we just talked about,

3:42

Live Science bize, az önce bahsettiğimiz bu zincirleme reaksiyonu oluşturmak için,

scientists have to create something called a supercritical mass to hold the atoms.

3:45

bilim insanlarının atomları tutmak için süperkritik kütle denilen bir şey yaratmaları gerektiğini söylüyor.

It's this state that allows the chain reaction to happen.

3:50

Zincirleme reaksiyonun gerçekleşmesini sağlayan bu durumdur.

A supercritical mass is formed in a uranium bomb

3:53

Bir uranyum bombasında süperkritik kütle,

by initially storing the fuel as separate subcritical masses Dilbilgisi

3:56

yakıtı başlangıçta ayrı altkritik kütleler halinde depolayarak,

to prevent the bomb from detonating too early, Dilbilgisi

4:00

bombanın çok erken patlamasını önlemek için,

and then joining the two masses together,

4:02

ve ardından iki kütleyi bir araya getirerek oluşturulur,

Dilbilgisi

by initially storing: yöntem ve işlem sırasını ifade etmek

by + -ing yapısı, bir sonuca ulaşmak için kullanılan yöntemi gösterir. Burada by initially storing the fuel as separate subcritical masses, “Süperkritik kütle nasıl oluşturulur?” sorusuna cevap verir. Initially, storing sözcüğünü niteler ve bu eylemi sürecin başına yerleştirir. Daha sonraki eylem joining the two masses olduğundan initially, süreci zaman sırasına göre düzenlemeye de yardımcı olur.

Alıştırma

Cümleyi by + compare fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: The lab reduced errors ____ the two results.

Cevabı göster

by comparing

Dilbilgisi

to prevent ... from detonating: amaç ve önleme

Bu cümlede to prevent, yakıtı ayrı kütleler hâlinde saklamanın amacını belirtir: amaç, istenmeyen bir olayın gerçekleşmesini durdurmaktır. to + fiil yapısındaki mastar “neden?” sorusunu yanıtlar. Prevent sonrasında etkilenen kişi veya şey söylenir, ardından from ve bir gerund gelir: prevent the bomb from detonating. Burada detonating, engellenen olayı adlandırır; yalın fiil detonate değil, -ing biçimi kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi hedef yapı to prevent ... from ile tamamlayın: We installed a safety cover ____ dust ____ entering the motor.

Cevabı göster

to prevent · from

said Live Science.

4:05

diyor Live Science.

It's also difficult to make the bomb

4:06

Ayrıca bombayı üretmek de zordur,

in a way that will allow this chain reaction to take place

4:08

bu zincirleme reaksiyonun gerçekleşmesine olanak tanıyacak bir şekilde

before the energy causes it to fail.

4:11

enerji sistemin başarısız olmasına neden olmadan önce.

This tricky process and the fact that getting the raw materials is so hard

4:13

Bu zorlu süreç ve hammaddeleri elde etmenin bu kadar zor olması gerçeği,

is the reason so few countries have these things.

4:17

çok az ülkenin bunlara sahip olmasının nedenidir.

Now, you're thinking,

4:20

Şimdi şunu düşünüyorsunuz:

"They haven't even answered the question yet."

4:21

"Daha sorunun cevabını bile vermediler."

Well, we kind of did before Ton ve niyet

4:23

Aslında bunu daha önce bir nevi yaptık,

when we told you the definition of the word fusion.

4:24

size füzyon kelimesinin tanımını söylerken.

Ton ve niyet

Konuşma dilinde yumuşatıcı olarak kind of

Burada kind of, “bir tür” anlamına gelmez. “Bir ölçüde” veya “gevşek ve dolaylı bir anlamda” demektir: konuşmacılar daha önce cevap vermiştir, ancak bunu doğrudan yapmamıştır. Kind of, did sözcüğünün önünde kullanılarak iddianın gücünü azaltır. Konuşmacının tamamen kesin veya çatışmacı görünmeden hafif bir düzeltme yapmasını sağlar. Konuşmada bu tür bir yumuşatıcı, ardından gelen ifadeye yalnızca kısmen bağlı olunduğunu gösterir.

Alıştırma

I kind of agree with you cümlesinde kind of ne işlev görür?

  1. Katılımı yumuşatarak “bir ölçüde” anlamı verir.
  2. Belirli bir katılım türünü tanımlar.
  3. Katılımı tamamen kesin hâle getirir.
Cevabı göster

Katılımı yumuşatarak “bir ölçüde” anlamı verir.

A hydrogen bomb is not a fission bomb, Dilbilgisi

4:27

Bir hidrojen bombası, bir fisyon bombası değil,

but a fusion bomb.

4:29

bir füzyon bombasıdır.

Dilbilgisi

not a fission bomb, but a fusion bomb: fisyon bombası değil, füzyon bombası

not A, but B kalıbı önce A'nın doğru sınıflandırma olduğunu reddeder, ardından onun yerine B'yi koyar. Burada a fission bomb seçeneğini dışlar ve hidrojen bombasını a fusion bomb olarak tanımlar. A ve B paralel isim öbekleri olduğu için cümle, iki olay arasındaki genel bir karşıtlıktan çok doğrudan bir düzeltme sunar. Dinleyicinin A olduğunu varsayabileceği ve sizin B'yi açıkça ortaya koymak istediğiniz durumlarda kullanışlıdır.

Alıştırma

Sınıflandırmayı not A, but B kalıbıyla düzeltin: A whale is ____ a fish, ____ a mammal.

Cevabı göster

not · but

And besides the difference in how the H-bomb is made,

4:31

Ve H-bombasının yapılış şeklindeki farklılığın yanı sıra,

another difference is that it is much more powerful. Anlatım akışı

4:33

bir diğer fark da çok daha güçlü olmasıdır.

Anlatım akışı

another difference is that: başka bir fark da şudur ki

Another difference is that, bilgiyi düzenlemeye yarayan bir çerçevedir. Another, en az bir farktan daha önce söz edildiğini belirtirken that bir sonraki farkı ifade eden tam bir yan cümle başlatır. Burada bu çerçeve, açıklamayı H-bombasının nasıl yapıldığından daha güçlü olmasına taşır. Karşılaştırmalarda gerçekleri düzensizce sıralamak yerine dinleyiciyi ayrı noktalar boyunca yönlendirmeye yardımcı olur.

Alıştırma

Bir sunumcu bir farkı zaten açıklamıştır ve tartışacağı birkaç fark daha vardır. Sıradaki noktayı en iyi hangi cümle tanıtır?

  1. A difference is that the newer battery charges faster.
  2. The other difference is that the newer battery charges faster.
  3. Another difference is that the newer battery charges faster.
Cevabı göster

Another difference is that the newer battery charges faster.

Time Magazine tells us the H-bomb

4:36

Time Dergisi bize H-bombasının

could potentially be a thousand times more powerful than the atomic bomb. Dilbilgisi

4:38

potansiyel olarak atom bombasından bin kat daha güçlü olabileceğini söylüyor.

Dilbilgisi

a thousand times more powerful than: katlı karşılaştırmalar

number + times + comparative adjective + than kalıbı bir miktarı temel alınan başka bir miktarla karşılaştırır. Burada a thousand times more powerful than, olası gücün atom bombasından yalnızca 1.000 birim fazla değil, onun gücünün yaklaşık 1.000 katı olarak anlaşıldığını belirtir. Could potentially ifadesi iddianın tamamını niteler: cümle doğrulanmış bir ölçümü değil, bir olasılığı aktarır. Yeniden kullanılabilir kalıp X is N times more/greater/faster than Y şeklindedir.

Alıştırma

20:1 güç oranını ifade etmek için number + times + comparative + than kalıbını kullanın: The new turbine is ____ the old one.

Cevabı göster

twenty times more powerful than

A scientist told Time Magazine that to make one of these,

4:42

Bir bilim insanı Time Dergisine bunlardan birini yapmak için,

you need to first master the atomic bomb.

4:45

önce atom bombasında ustalaşmanız gerektiğini söyledi.

To make it, using a simple recipe formula,

4:47

Bunu basit bir tarif formülüyle yapmak için,

you still need that uranium or some plutonium.

4:50

yine o uranyuma veya bir miktar plütonyuma ihtiyacınız vardır.

You then throw in some deuterium and tritium, Öbek fiiller

4:53

Sonra içine biraz döteryum ve trityum eklersiniz,

which are isotopes of hydrogen,

4:55

bunlar hidrojenin izotoplarıdır,

Öbek fiiller

throw in: gündelik biçimde eklemek

Throw in, bir şeyi çoğunlukla fazladan bir unsur olarak veya resmî olmayan bir sürecin adımı şeklinde eklemek anlamına gelen bir öbek fiildir. Burada döteryum ve trityum ekleme işlemi basit bir yemek tarifi izleniyormuş gibi sunulur; gerçek anlamda fırlatma kastedilmez. İfade karışımlar dışındaki durumlarda da kullanılır: bir satıcı ücretsiz bir ürünü throw in edebilir, konuşan biri de ek bir yorumu throw in edebilir. Bu kullanımlarda eklenen şey tamamlayıcı hissi verir ve ton gündeliktir.

Alıştırma

Gündelik teklifi ücretsiz bir ekstra eklemek anlamına gelen iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: If you buy two tickets, we'll ____ a free drink.

Cevabı göster

throw in

and the magic happens when you fuse atoms together Deyimler

4:57

ve sihir, atomları parçalamak yerine

rather than split them. Dilbilgisi

5:00

birleştirdiğinizde gerçekleşir.

Deyimler

“The magic happens”: temel etkiyi canlı biçimde özetleyen ifade

Burada the magic happens, “önemli veya etkileyici sonuç tam bu noktada ortaya çıkar” anlamına gelir. Gerçek bir sihir söz konusu değildir; konuşmacı, istenen enerji etkisini üreten kritik süreç olarak nükleer füzyonu canlı bir biçimde işaret eder. Bu ifade, karmaşık bir mekanizmayı bilinçli olarak ilgi çekici bir özete indirger. Açıklamalarda, gösterimlerde ve tanıtım dilinde farklı unsurların veya eylemlerin sonunda ana sonucu oluşturduğu aşamayı belirtmek için sıkça kullanılır.

Alıştırma

“and the magic happens when you fuse atoms together rather than split them.” cümlesinde “the magic happens” ne anlatır?

  1. Kritik ve etkileyici etki o aşamada ortaya çıkar.
  2. Gerçek anlamda doğaüstü bir olay gerçekleşir.
  3. Süreç açıklanamaz hâle gelir.
Cevabı göster

Kritik ve etkileyici etki o aşamada ortaya çıkar.

Dilbilgisi

Bir paralel eylemi diğerine tercih etmek için “rather than”

Rather than iki seçenek arasında karşıtlık kurar: ilk seçenek tercih edilen, ilgili veya doğru olan seçenek olarak sunulur; ikinci seçenek ise elenir. Buradaki karşıtlık fuse atoms together rather than split them şeklindedir. Mümkün olduğunda iki tarafı dil bilgisi bakımından paralel tutun. Burada fuse fiilin yalın biçiminde olduğu için split de yalın biçimdedir; them sözcüğü atoms sözcüğüne gönderme yapar.

Alıştırma

“repair” ve “buy” sözcüklerini paralel yalın fiiller olarak tutan iki kelimelik bağlayıcıyla cümleyi tamamlayın: We decided to repair the laptop ____ buy a new one.

Cevabı göster

rather than

You need really high temperatures to cause this fusion,

5:02

Bu füzyonu gerçekleştirmek için gerçekten yüksek sıcaklıklara ihtiyacınız vardır,

and that's where you get the name thermonuclear bomb.

5:04

ve termonükleer bomba adı da buradan gelir.

Voila,

5:07

İşte karşınızda,

mankind's pièce de résistance in the age of possible annihilation. Deyimler

5:08

olası bir yok oluş çağında insanlığın şaheseri.

Deyimler

pièce de résistance: başyapıt

İngilizcede pièce de résistance, bir sergi, koleksiyon veya başarılar bütünü içindeki en etkileyici ya da önemli parçayı ifade eder. Fransızcadan alınmış kalıplaşmış bir ifadedir; kelimesi kelimesine direnişle ilgili değildir. Burada yıkıcı bir silah, insanlığın en büyük başarısı olarak adlandırılıyor. Övgü dolu ton ile olası yok oluş arasındaki çelişki karanlık bir ironi yaratır: ifade yüzeyde hayranlık dolu, derinde ise eleştireldir.

Alıştırma

Bu cümlede pièce de résistance neyi ifade ediyor?

  1. Hakkında henüz kesin karara varılmamış bir konu
  2. Bir düşmana direnmek için kullanılan gerçek bir nesne
  3. Karanlık bir ironiyle anlatılan, insanlığın en büyük teknolojik gösteri parçası
Cevabı göster

Karanlık bir ironiyle anlatılan, insanlığın en büyük teknolojik gösteri parçası

It's said they are even harder to make,

5:11

Bunları yapmanın daha da zor olduğu söylenir,

but lighter, so they can travel more easily on the back of a missile.

5:13

ama daha hafiftirler, bu yüzden bir füzenin sırtında daha kolay yolculuk edebilirler.

Thankfully, no one has dropped one of these on people,

5:17

Neyse ki henüz kimse bunlardan birini insanların üzerine atmadı,

but the USA and Russia both tested these mega bombs in the 1950s.

5:20

ancak hem ABD hem de Rusya 1950'lerde bu mega bombaları test ettiler.

This was shortly after two scientists in the US,

5:24

Bu, ABD'deki iki bilim insanı,

Edward Teller and Stanislav Ulam, created it.

5:26

Edward Teller ve Stanislav Ulam'ın onu yaratmasından kısa bir süre sonraydı.

It's also believed that Britain, Russia, China, and France have conducted hydrogen bomb tests,

5:29

İngiltere, Rusya, Çin ve Fransa'nın da hidrojen bombası testleri yaptığına inanılıyor,

and the jury is still out on North Korea. Deyimler

5:34

ve Kuzey Kore konusunda ise durum hala belirsiz.

Deyimler

the jury is still out on: henüz kesinleşmedi

The jury is still out on X, eldeki kanıtların veya görüşlerin X hakkında henüz kesin bir sonuç ortaya koymadığı anlamına gelir. İfade, hâlâ görüşmekte olan jüri üyeleri imgesini kullanır, ancak genellikle gerçek bir davadan söz etmez. on edatı, karara bağlanmamış konuyu tanıtır: bir isim öbeği, -ing biçimi veya whether ile başlayan bir yan cümle. Burada ifade, söz edilen dönemde Kuzey Kore hakkındaki iddianın hâlâ tartışmalı olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi, henüz kesin bir sonuca varılmadığını belirten deyimle tamamlayın: Experts have reviewed the early data, but ____ whether the treatment works long-term.

Cevabı göster

the jury is still out on

If you want to know what happened immediately after the atomic bomb was dropped on Hiroshima,

5:37

Atom bombası Hiroşima'ya atıldıktan hemen sonra ne olduğunu bilmek istiyorsanız,

Life Magazine reported it in 1945 like this:

5:41

Life Dergisi 1945'te bunu şu şekilde bildirmişti:

"In the following waves,

5:44

"Takip eden dalgalarda,

people's bodies were terribly squeezed,

5:46

insanların bedenleri korkunç bir şekilde sıkıştı,

then their internal organs ruptured,

5:48

ardından iç organları parçalandı,

then the blast blew the broken bodies at 500 to 1,000 mph

5:50

sonra patlama, kırılmış bedenleri saatte 500 ila 1000 mil hızla

through the flaming rubble-filled air.

5:54

alevli ve moloz dolu hava boyunca savurdu.

Practically everyone within a radius of 6,500 ft was killed." Kalıp ifadeler

5:57

6.500 feet'lik yarıçap içindeki hemen hemen herkes öldü."

Kalıp ifadeler

within a radius of: merkezden uzaklığı ölçmek

Within a radius of + mesafe, bir şeyin merkezdeki bir noktadan belirtilen mesafeden daha uzakta olmadığını anlatır. Buradaki 6.500 fit yarıçaptır; yani merkezden sınıra kadar olan mesafedir, etkilenen alanın bir uçtan diğer uca toplam genişliği değildir. Bu yapı dairesel bir bölge tanımlar ve etki, tehlike, kapsama ya da arama alanlarını bildirirken sıkça kullanılır.

Alıştırma

Within ile başlayan ve “merkezden belirtilen mesafeden daha uzakta değil” anlamına gelen dört sözcüklük ifadeyle raporu tamamlayın: The warning applies to everyone ____ five miles.

Cevabı göster

within a radius of

After hearing that,

6:01

Bunu duyduktan sonra,

imagine what an H-bomb could do Dilbilgisi

6:03

bir H-bombasının neler yapabileceğini hayal edin,

if it's a thousand times more powerful.

6:04

eğer ondan bin kat daha güçlüyse.

Dilbilgisi

imagine what an H-bomb could do: yerleştirilmiş soru cümlesinde sözcük dizilişi

Imagine, what an H-bomb could do yan cümlesini nesne olarak alır. Bu, cümle içine yerleştirilmiş bir soru olduğu için düz cümle dizilişini korur: an H-bomb öznesi could kip belirtecinden önce gelir. Bu yapının içinde doğrudan soru cümlesine özgü devrik dizilişi kullanmayın. Imagine what ... could do, dinleyeni olası bir sonucu zihninde canlandırmaya davet eder ve çoğu zaman bir uyarıyı ya da savı daha çarpıcı kılar. Ardından gelen if yan cümlesi, bu olasılığı hayal etmenin dayanağını verir.

Alıştırma

Hangi cümle imagine sonrasında yerleştirilmiş bir what yan cümlesini doğru kullanıyor?

  1. What could this storm do to the coast?
  2. Imagine what could this storm do to the coast.
  3. Imagine what this storm could do to the coast.
Cevabı göster

Imagine what this storm could do to the coast.

The website NUKEMAP believes that if such a bomb was dropped on New York,

6:06

NUKEMAP web sitesi, böyle bir bomba New York'a düşürülseydi,

right on top of New York City Hall,

6:10

tam New York Belediye Binası'nın üzerine,

it would result in 385,660 deaths Kalıp ifadeler

6:12

bunun 385.660 ölüme

and 632,540 injuries from the blast alone.

6:16

ve sadece patlama yüzünden 632.540 yaralanmaya yol açacağına inanıyor.

Kalıp ifadeler

result in: nedeni sonuca bağlamak

Result in bir nedeni onun doğurduğu sonuçla bağlar: A results in B, A'nın B'nin gerçekleşmesine yol açtığı anlamına gelir. Bu cümlede varsayımsal bombalama neden, ölüm ve yaralanma sayıları ise sonuçtur. Result in ifadesinden sonra sonuç gelir; bu genellikle bir isim öbeği veya -ing biçimidir: result in damage; result in people leaving. Sonuç kesin biçimde belirtildiğinde bu yapı kullanışlıdır.

Alıştırma

Cümleyi doğru tamamlayan ifadeyi seçin: “A long power outage could ___ major disruptions across the city.”

  1. result of
  2. result in
  3. result from
Cevabı göster

result in

Fires would burn,

6:21

Yangınlar çıkacak,

everything would be destroyed around the blast site

6:22

patlama bölgesinin etrafındaki her şey yok olacak

with destruction reaching as far as New Jersey. Kalıp ifadeler

6:24

ve yıkım New Jersey'e kadar ulaşacaktı.

Kalıp ifadeler

as far as: ulaşılan en uzak mesafeyi belirtmek

As far as, ulaşılan en dış sınırı belirtir. Bu cümlede yıkım New Jersey'e kadar uzandığı için ifade, etkilenen alanın şaşırtıcı uzaklığını vurgular. Kalıp as far as + yer veya mesafe şeklinde olabilir: as far as the coast; as far as ten miles. Her zaman “hakkında” veya “-e göre” anlamına gelmez.

Alıştırma

“The hiking trail runs as far as the lake,” cümlesinde as far as ne anlama gelir?

  1. Yürüyüş yolu en uzak noktası olan göle kadar uzanıyor.
  2. Yürüyüş yolu gölün ötesinde başlıyor.
  3. Konuşan kişi göl hakkında bir şey biliyor.
Cevabı göster

Yürüyüş yolu en uzak noktası olan göle kadar uzanıyor.

Radiation would then get to work, Deyimler

6:27

Ardından radyasyon devreye girecek,

Deyimler

Cansız bir özneyle get to work

Bu cümlede get to work, “harekete geçmeye veya etkisini göstermeye başlamak” anlamındadır. Radyasyon, bir göreve başlayan çalışan gibi kişileştirilir; böylece ifade, zararlı etkilerin başladığı anı canlı biçimde belirtir. Özne bir kişiyse get to work genellikle “işe koyulmak” demektir. Özne bir güç, madde, süreç veya mekanizmaysa mecazen “çalışmaya ya da bir şeyi etkilemeye başlamak” anlamına gelebilir. then sözcüğü bu aşamayı patlama ve yangınlardan sonraya yerleştirir.

Alıştırma

“Radiation would then get to work” cümlesinde get to work ne anlama gelir?

  1. Radyasyona ücretli bir iş verilecekti.
  2. Radyasyon etkilerini göstermeye başlayacaktı.
  3. Radyasyon bir iş yerine gidecekti.
Cevabı göster

Radyasyon etkilerini göstermeye başlayacaktı.

and NUKEMAP believes the death toll would be about 792,630. Kelime

6:29

ve NUKEMAP ölü sayısının yaklaşık 792.630 olacağına inanıyor.

Kelime

Afet haberlerinde death toll

Death toll, belirli bir olay nedeniyle ölen kişilerin sayısını belirten kalıplaşmış bir isim öbeğidir. Burada NUKEMAP’in tahmin ettiği toplam ölüm sayısını belirtir. Toll yalnızca ücret değil, ağır bir insani bedel anlamına da gelebilir. Haberlerde daha fazla ölüm doğrulandıkça death toll yükselebilir; ifade kişilerin kendisini değil, sayıyı belirtir.

Alıştırma

Ölen kişilerin sayısını belirten kalıplaşmış ifadeyle haber cümlesini tamamlayın: “The official ____ from the earthquake has risen to 120.”

Cevabı göster

death toll

Imagine bombs were dropped on lots of American cities Anlatım akışı

6:35

Pek çok Amerikan şehrine bombalar atıldığını hayal edin,

and you have a fallout that would affect much of the country.

6:38

ve ülkenin büyük bölümünü etkileyecek bir nükleer serpintiyle karşı karşıyasınız.

Anlatım akışı

Imagine X, and you have Y: durumdan sonuca

Imagine, dinleyicinin gözünde canlandıracağı bir durum sunar. Burada birçok Amerikan şehrine bomba atılması şeklindeki varsayımsal olayı kurar. and you have ise ardından ortaya çıkan tabloyu verir: ülkenin büyük bölümünü etkileyecek yaygın radyoaktif serpinti. Have burada sahip olmayı anlatmaz; Imagine X, and you have Y kalıbı, başlangıç durumundan canlı bir sonuca hızla geçer.

Alıştırma

Imagine X, and you have Y bu cümlede ne işe yarıyor?

  1. Yalnızca birbiriyle ilgisiz iki olayı sıralar.
  2. Dinleyiciden bir durumu gözünde canlandırmasını ister ve ardından sonucunu sunar.
  3. Dinleyicinin bu sonuca gerçekten sahip olduğunu söyler.
Cevabı göster

Dinleyiciden bir durumu gözünde canlandırmasını ister ve ardından sonucunu sunar.

Well, we'll leave you with that sobering thought. Anlatım akışı

6:40

Evet, sizi bu düşündürücü fikirle baş başa bırakıyoruz.

Anlatım akışı

we'll leave you with that sobering thought: ciddi bir kapanış

leave you with that ... thought, konuşmayı bitirme işlevi taşıyan bir ifadedir. Konuşmacının, dinleyicinin üzerinde düşünmeye devam etmesi için son bir fikri zihninde bırakarak konuşmayı bitirdiği anlamına gelir; leave burada fiziksel olarak birinin yanından ayrılmayı anlatmaz. Sobering, hoş olmayan veya önemli bir gerçeği belirgin hâle getirerek insanları daha ciddi düşünmeye yönelten bir fikri niteler. İfade bir bütün olarak konuşmayı ciddi ve düşündürücü bir tonda kapatır.

Alıştırma

Bir sunumda We'll leave you with that sobering thought genellikle neyin işaretidir?

  1. Ciddiye alınmaması gereken hafif bir şaka sunar.
  2. Konuşmacının dinleyicilerle birlikte fiziksel olarak ayrılacağını duyurur.
  3. Konuşmanın sona erdiğini gösterir ve dinleyicilerden ciddi bir fikir üzerinde düşünmeye devam etmelerini ister.
Cevabı göster

Konuşmanın sona erdiğini gösterir ve dinleyicilerden ciddi bir fikir üzerinde düşünmeye devam etmelerini ister.

Do you know what to do in the case of a massive emergency? Kalıp ifadeler

6:43

Büyük bir acil durum anında ne yapmanız gerektiğini biliyor musunuz?

Maybe in the event of something more realistic than a nuclear fallout,

6:46

Belki nükleer bir serpintiden daha gerçekçi bir olayda,

Kalıp ifadeler

in the case of ile in the event of arasında seçim

Her iki ifade de ardından bir isim öbeği alır ve bunu olası bir koşul olarak sunar: o durum meydana gelirse. Burada iki ifade de bir acil durum senaryosu getirir ve dinleyiciyi ne yapılacağına ilişkin açıklamaya hazırlar. In the event of, kurallarda ve acil durum planlarında kullanılan daha resmî ve yerleşik seçenektir. In the case of ayrıca “bu belirli durum ele alınırken” anlamına gelebilir. Buradaki event, planlanmış bir etkinlik değil, bir olayın meydana gelmesi demektir.

Alıştırma

Bir bina güvenlik planında '_____ a fire, use the stairs.' yazıyor. Hangi ifade resmî ihtiyat planı üslubuna en uygundur?

  1. In the case of
  2. At the event of
  3. In the event of
Cevabı göster

In the event of

like an earthquake or a flood.

6:49

örneğin bir deprem veya sel gibi.

If not,

6:51

Eğer bilmiyorsanız,

you should consider taking a class with a retired US Navy military police officer Dilbilgisi

6:51

emekli bir ABD Donanması askeri polisinden ders almayı düşünebilirsiniz,

Dilbilgisi

consider taking: consider + -ing

Consider taking, bir kursa katılmayı olası seçeneklerden biri olarak ciddi biçimde düşünmek anlamına gelir. Taking, düşünülen eylemi adlandıran bir ulaç, yani -ing biçimidir. Should, cümleyi bir tavsiyeye dönüştürür; ancak consider son kararı açık bırakır. Bu anlam için consider + -ing kullanılır, consider + to-mastar kullanılmaz.

Alıştırma

Tavsiyeyi consider sonrasında take fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: If you want more practice, consider ____ an evening class.

Cevabı göster

taking

called Basic Disaster Prep: Developing a Home Preparedness Plan.

6:56

Temel Afet Hazırlığı: Bir Ev Hazırlık Planı Geliştirmek adındaki.

You can learn this and many more things by joining Skillshare.

7:00

Skillshare'e katılarak bunu ve daha birçok şeyi öğrenebilirsiniz.

Study things that will help you out with your day-to-day life Öbek fiiller

7:03

Günlük yaşamınızda size yardımcı olacak şeyler çalışın

Öbek fiiller

help you out with: bir konuda sana yardım etmek

Bu cümlede help you out with, bir konuda sana pratik yardım sağlamak anlamına gelir; burada günlük işler veya ihtiyaçlar kastedilir. Out, kalıbın bir parçasıdır ve dışarıya doğru hareket bildirmez. Kalıp help + kişi + out + with + görev veya sorun şeklindedir. Günlük konuşma diline aittir ve çoğunlukla birinin durumla daha kolay başa çıkmasını sağlama düşüncesini taşır.

Alıştırma

Hedef ifadeyi kullanarak yardım teklifini tamamla: The form is confusing, but I can ____ it.

Cevabı göster

help you out with

or maybe improve skills that will get you better job opportunities.

7:06

ya da belki size daha iyi iş fırsatları sunacak becerilerinizi geliştirin.

Skillshare is an online learning community with over 20,000 classes

7:09

Skillshare, 20.000'den fazla dersin bulunduğu çevrimiçi bir öğrenme topluluğudur;

in leadership, photography, productivity, and more.

7:12

liderlik, fotoğrafçılık, üretkenlik ve çok daha fazlası üzerine.

Premium membership will give you unlimited access to topics Kalıp ifadeler

7:15

Premium üyelik size çeşitli konulara sınırsız erişim sunacaktır,

Kalıp ifadeler

give you unlimited access to: sana sınırsız erişim vermek

Give you unlimited access to, belirtilen bir sınır olmadan konuları kullanma veya görüntüleme iznini ya da olanağını sana vermek anlamına gelir. You erişimi alan kişidir, unlimited erişimin kapsamını belirtir ve to kaynağı tanıtır. Bu yapıda access isimdir. Bir içeriğe access to sahibi olmak, onu kullanma iznine veya olanağına sahip olmak demektir; içeriğin sahibi olmak demek değildir.

Alıştırma

Hedef yapıyı kullanarak cümleyi tamamla: The annual plan will ____ all of our video lessons.

Cevabı göster

give you unlimited access to

that will improve your skills and your life.

7:18

ki bunlar becerilerinizi ve yaşamınızı geliştirecektir.

Join the millions of other people who are using Skillshare

7:20

Skillshare'i kullanan milyonlarca diğer insana katılın

and get 2 months for free.

7:23

ve 2 ayı ücretsiz edinin.

To sign up and support the Infographics Show at the same time,

7:24

Kaydolmak ve aynı zamanda Infographics Show'u desteklemek için,

go to skillshare.com/infographics4 or click the link in the description

7:27

skillshare.com/infographics4 adresine gidin veya açıklamadaki bağlantıya tıklayın

and start learning today.

7:31

ve bugün öğrenmeye başlayın.

Do you think the US should work harder at stopping the proliferation of nuclear weapons? Kelime

7:33

Sizce ABD, nükleer silahların yayılmasını durdurmak için daha çok çalışmalı mı?

Kelime

proliferation of nuclear weapons: yalnızca artış değil, yayılma

Bu soruda proliferation of nuclear weapons, nükleer silahların veya nükleer silah edinme kapasitesinin özellikle daha fazla ülkeye ya da aktöre yayılması ve erişilebilirliğinin artması anlamına gelir. Yalnızca tek bir ülkenin toplam stokunun büyümesini değil, erişim alanının ve dağılımın genişlemesini vurgular. Proliferation, politika ve haber dilinde kullanılan resmî bir terimdir. proliferation of + isim kalıbı, genellikle kontrol edilmesi zor veya potansiyel olarak zararlı görülen bir şeyin yayılması ya da çoğalması için kullanılır.

Alıştırma

Nükleer silahların veya nükleer silah kapasitesinin daha fazla ülkeye ya da gruba yayılmasını en iyi hangi ifade açıklar?

  1. an increase in one country's stockpile
  2. the dismantling of nuclear weapons
  3. proliferation of nuclear weapons
Cevabı göster

proliferation of nuclear weapons

Was it a mistake to tear up the Iran nuclear accord? Öbek fiiller

7:37

İran nükleer anlaşmasını bozmak bir hata mıydı?

Öbek fiiller

tear up an accord: anlaşmayı mecazen yırtıp atmak

Burada tear up, bir kâğıdı fiziksel olarak yırtmayı anlatmaz. Nesnesi accord, treaty, contract veya agreement olduğunda, bu düzenlemeye uymayı sürdürmek yerine onu reddetmek, iptal etmek ya da terk etmek anlamına gelir. Bu phrasal verb, belge parçalanıyormuş gibi eylemi canlı bir biçimde sunar. Siyasi bir soruda bu imge, kararın ani veya yıkıcı görünmesine yol açabilir; bu nedenle ifade, withdraw from gibi tarafsız bir kalıptan daha fazla değerlendirme içerir.

Alıştırma

Cümleyi bir anlaşmayı reddetmek ve terk etmek anlamındaki iki sözcüklü phrasal verb ile tamamlayın: The new government threatened to ____ the trade pact.

Cevabı göster

tear up

Let us know your thoughts in the comments.

7:40

Düşüncelerinizi yorumlarda bize bildirin.

Also, be sure to check out our other video called

7:42

Ayrıca, şu adlı diğer videomuza da göz atmayı unutmayın:

What is the deadliest substance on Earth?

7:44

Dünyadaki En Ölümcül Madde Nedir?

Thanks for watching,

7:46

İzlediğiniz için teşekkürler,

and as always,

7:47

ve her zaman olduğu gibi,

don't forget to like, share, and subscribe.

7:48

beğenmeyi, paylaşmayı ve abone olmayı unutmayın.

See you next time.

7:51

Bir sonraki sefer görüşmek üzere.