Seni engelleyen şey bu olabilir.: İngilizce çalışma notları
Life Of Riza
Video özeti: Serbest çalışan bir içerik üreticisi; korku, özgüven eksikliği, erteleme ve onaylanma arzusunun yaratıcı çalışmayı nasıl engelleyebildiğini kendi deneyimi üzerinden ele alıyor. Bir kitaptan hareketle bu iç engelleri “direnç” olarak tanımlıyor ve bunları tamamen yok edemesek de kendimize üretme izni vererek aşmayı öğrenebileceğimizi savunuyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. The War of Art by Steven Pressfield — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: Konuşmacıya yaratıcı direnci anlaması için bir çerçeve sunan kitabı ve yazarını tanıyın; bu referansın, anlatının geri kalanına yön veren iç çatışma ve mücadele dilini neden açıkladığını kavrayın. 2. But the more I researched about it, the more I realized that this is a more universal experience than I thought. — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Bir süreç ilerledikçe başka bir değişimin de ona paralel geliştiğini göstermek için the more ..., the more ... yapısını kullanın. Burada daha çok araştırma yapmak, kişisel sanılan bir güçlüğün aslında pek çok insan tarafından paylaşıldığını fark etmeye yol açıyor. 3. Get out of your own way. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: İfadenin fiziksel olarak yoldan çekilmek değil, şüphe, korku veya kaçınma yoluyla kendini engellemeyi bırakmak anlamına geldiğini anlayın; kişi kendi önündeki en büyük engel olduğunda onu harekete teşvik etmek için kullanın.
Bu derste
Over the years, there's been a number of challenges that I've faced in the pursuit of a creative career. Notlar
0:00Yıllar boyunca, yaratıcı bir kariyer peşinde koşarken birçok zorlukla karşılaştım.
Over the years: uzun vadeli bir geçmişe bakış çerçevesi kurmak
Over the years, “şimdiye veya söz edilen zamana kadar geçen uzun yıllar boyunca” anlamına gelir. Cümlenin başında kullanıldığında belirli bir tarih vermek yerine geniş bir zaman çerçevesi kurar. Dinleyiciye, devamındaki bilgileri bu dönem boyunca biriken deneyimlerin, değişimlerin veya tekrarlanan olayların özeti olarak anlaması gerektiğini gösterir. Kişisel ya da mesleki bir süreci uzun vadeli olarak değerlendirmeye başlamanın doğal bir yoludur.
Alıştırma
Uzun yıllar boyunca biriken değişimlere geniş bir açıdan bakmayı en iyi hangi cümle başlatır?
- For years, I used the same teaching method.
- Over the years, my approach to teaching has changed.
- In recent years, my approach to teaching has changed.
Cevabı göster
Over the years, my approach to teaching has changed.
there's been a number of challenges: şimdiye kadar gerçekleşenleri bildirmek
there's been ifadesindeki 's, has anlamına gelir; dolayısıyla there's been, there has been ifadesinin kısaltmasıdır. Bu, varlık bildiren there yapısının present perfect biçimidir: zorlukların var olduğunu veya ortaya çıktığını belirtir; there burada bir yeri göstermez. Over the years ile birlikte kullanıldığında, günümüze kadar uzanan bir dönem içinde çeşitli zorlukların yaşandığını bildirir. Her zorluğun o dönemin tamamı boyunca sürdüğü anlamına gelmez. A number of, “birkaç veya birçok” anlamına gelir ve ardından çoğul challenges ismi gelir.
Alıştırma
Cümleyi There has been ifadesinin kısaltmasıyla tamamlayın. Şimdiye kadar ilerleme kaydedildiğini göstermelidir: ____ a lot of progress on the project this month.
Cevabı göster
There's been
in the pursuit of a creative career: uzun vadeli bir kariyer hedefini anlatan resmî ifade
In the pursuit of a creative career, yaratıcı işlere dayalı bir kariyer kurma hedefine doğru sürekli çaba gösterirken anlamına gelir. Buradaki pursuit, bir hedefe ulaşma çabasını belirtir; bir insanı kovalamak anlamına gelmez. In the pursuit of... edat öbeği, zorlukların hangi uzun vadeli hedefin peşinden giderken yaşandığını gösterir. Cümleye ayrıca resmî ve geçmişe dönük bir ton verir.
Alıştırma
Cümleyi vurgulanan resmî ifadeyle tamamlayın: She moved abroad ____ a career in marine science.
Cevabı göster
in the pursuit of
or not trusting my ideas enough to say the least. Deyimler
0:08ya da en hafif tabirle kendi fikirlerime yeterince güvenmemek.
to say the least: hafif söyleyerek vurgu yapma
To say the least, kasıtlı olarak hafif söyleme bildiren bir deyimdir. Konuşmacı, önceki açıklamayı dürüstçe söylenebilecek en düşük düzeydeki ifade olarak sunar ve gerçeğin daha güçlü, daha kötü veya daha şaşırtıcı olduğunu ima eder. Burada özgüvenle ilgili zorlukların listesinden sonra gelir ve bu listenin sorunun tamamı değil, ölçülü bir anlatımı olduğunu gösterir. Daha az sözcük kullanmayı istemez; düşünceyi dolaylı biçimde güçlendirir.
Alıştırma
Cümleyi, kasıtlı olarak hafif söylemeyi belirten vurgulanmış ifadeyle tamamlayın: After three canceled flights, the trip was frustrating, ____.
Cevabı göster
to say the least
For quite some time: oldukça uzun süren kesintisiz bir dönem
For quite some time, oldukça uzun bir süre boyunca anlamına gelir. For süreyi gösterir; quite ise some time ifadesini güçlendirerek bu dönemin kısa değil, kayda değer ölçüde uzun olduğunu anlatır. Cümlenin başında kullanıldığında I thought ile belirtilen düşüncenin geçici olmadığını, uzun süre devam ettiğini gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle endişenin oldukça uzun bir süre kesintisiz devam ettiğini belirtir?
- For quite some time, I was worried about the exam.
- From time to time, I was worried about the exam.
- At one point, I was worried about the exam.
Cevabı göster
For quite some time, I was worried about the exam.
there were days where: belirli günlerdeki durumları anlatmak
There were days where, belirli bir durumun yaşandığı bazı günleri anlatıya sokar. Varoluş yapısı there were önce bu günleri tanıtır, ardından gelen yan cümle de o günlerin nasıl olduğunu açıklar. Burada where fiziksel bir yeri göstermez. Günlük konuşma İngilizcesinde days gibi bir zaman, ortam veya durum olarak ele alınabilir; anlamı there were days when ifadesine yakındır.
Alıştırma
Örnekte where neyi ifade ediyor?
- işin neden zor olduğunu
- işin yapıldığı fiziksel bir yeri
- bazı günlerde yaşanan durumu
Cevabı göster
bazı günlerde yaşanan durumu
and if I was doing something that I loved to do, Dilbilgisi
0:20ve eğer yapmayı sevdiğim bir şeyi yapıyorsam,
if ... then why: beklentiye uymayan bir sonucu sorgulamak
if bir başlangıç düşüncesi, yani bir öncül sunar; then why ise bu öncülden doğan soruyu başlatır. Buradaki then, zaman sırasındaki “sonra” değil, “bu doğruysa, o hâlde” anlamındadır. if ... then why ... kalıbı, öncülün oluşturduğu beklenti ile gerçekte olan şey arasındaki uyumsuzluğu gösterir. Konuşan kişi sevdiği bir işin olumlu hissettirmesini beklediği için, işin savaş gibi hissettirmesi bir soru doğurur.
Alıştırma
if ... then why ... akıl yürütme kalıbını tamamlayın: If this route is the easiest, ____ are we still lost?
Cevabı göster
then why
feel like going to war: yoğun baskıyı anlatan bir benzetme
Bu cümlede feel like going to war gerçek bir olayı doğrudan anlatmaz, mecaz olarak kullanılır. Bir proje üzerinde çalışmak savaşa girmeye benzetilerek yoğun baskı, korku ve mücadele duygusu aktarılır; gerçek bir savaştan söz edilmez. “Bir etkinlik + feels like + -ing” yapısı, bir deneyimi başka bir şeyi yapma deneyimiyle karşılaştırabilir. Burada özne working on a project olduğu için savaş benzeri olarak anlatılan şey etkinliğin tamamıdır.
Alıştırma
Örnekteki feel like going to war ne anlama geliyor?
- Projenin askerî tarih hakkında olduğunu söylüyor.
- Projenin yarattığı baskıyı bir savaşa girme deneyimine benzetiyor.
- Konuşan kişinin asker olmayı planladığını söylüyor.
Cevabı göster
Projenin yarattığı baskıyı bir savaşa girme deneyimine benzetiyor.
and reading and talking with friends about it
0:32ve okuyarak, arkadaşlarımla bu konuyu konuşarak fark ettim ki
truly part of: bir sürecin gerçekten parçası olmak
truly part of it ifadesinde part of, bir şeyin daha büyük bir deneyimin içinde yer aldığını anlatır; truly ise bu doğrulamayı güçlendirir: Bu duygular gerçekten de o sürece aittir. Buradaki it, fiziksel bir nesneyi değil, yaratıcı süreci veya yaratıcı bir kariyeri ifade eder. Bu ifade, zor duyguları bir şeylerin yanlış gittiğinin kanıtı olarak değil, sürecin normal bir unsuru olarak yeniden yorumlar.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki “gerçekten içinde yer almak” anlamına gelen üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: Making mistakes is ____ learning a language.
Cevabı göster
truly part of
the real battle is going against: direnci ana rakip olarak göstermek
The real battle dikkati asıl zorluğa yöneltir; going against ise ona karşı çıkmak veya direnmek anlamına gelir. Bu sözler birlikte soyut bir iç çatışmayı gerçek bir mücadeleymiş gibi sunar. Bu cümlede rakip resistance, yani yaratıcı bir işe başlamayı veya devam etmeyi zorlaştıran içsel güçtür. Going against bir yere doğru hareket etmeyi anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki altı kelimelik savaş benzetmesiyle tamamlayın: When I write, ____ the urge to quit.
Cevabı göster
the real battle is going against
I wish this was something that I learned about earlier, Dilbilgisi
0:52Keşke bunu daha erken öğrenseydim,
I wish ... learned about earlier: geç öğrenmiş olmaktan pişmanlık duymak
Bu cümlede I wish, konuşanın gerçekliğin farklı olmasını istediği bir durumu açar. Buradaki this, daha önce söz edilen direnç kavramına gönderme yapar. Konuşan bu kavramı gerçekten öğrenmiştir, ancak şimdi yararlı olacağını düşündüğü kadar erken öğrenmemiştir. was ve learned geçmiş biçimleri, anlatıyı yalnızca geçmiş zamana taşımaz. wish ve earlier ile birlikte, gerçek dışı ve pişmanlık taşıyan bir anlam oluşturur. Daha doğrudan ve özenli biçim I wish I had learned about this earlier. cümlesidir.
Alıştırma
Konuşan, I wish this was something that I learned about earlier? ile ne anlatıyor?
- Bunu öğrenip öğrenmediğinden emin değil.
- Bunu ilk kez incelemeyi planlıyor.
- Bunu daha erken öğrenmemiş olmaktan pişmanlık duyuyor.
Cevabı göster
Bunu daha erken öğrenmemiş olmaktan pişmanlık duyuyor.
in order to start a freelance career. Dilbilgisi
1:01çok iyi maaşlı sabah 9 akşam 5 işimi bırakmaya karar verdiğimde.
very well-paying 9-5: iyi maaşlı, düzenli bir iş
Well-paying iyi maaş sağlayan bir işi anlatır; very ise bu anlamı güçlendirir. a 9-5, hafta içi gündüz saatlerinde düzenli bir programı olan geleneksel bir işi, çoğunlukla da ofis işini anlatan resmî olmayan bir isimdir. Bu işin mutlaka tam olarak 9:00 ile 17:00 arasında sürmesi gerekmez. Bu cümlede ifade, serbest çalışmak için iyi maaştan ve öngörülebilir bir programdan vazgeçildiğini vurgular.
Alıştırma
She left a very well-paying 9-5 to freelance cümlesinde kişi neyi bıraktı?
- Dokuz eksi beşi gösteren bir işlemi
- Ücretsiz bir akşam dersini
- Düzenli saatleri ve iyi maaşı olan geleneksel bir işi
Cevabı göster
Düzenli saatleri ve iyi maaşı olan geleneksel bir işi
in order to start: amacı açıkça belirtmek
Bu cümlede in order to start, işten ayrılmanın amacını belirtir: hedef serbest çalışma kariyerine başlamaktır. Konuşanın neden ayrıldığını açıklar; olayların ne zaman gerçekleştiğini değil. Yapı in order to + fiilin yalın hâli biçimindedir. Burada start yalın hâldedir ve bütün ifade amaç ilişkisini açıkça gösterir.
Alıştırma
Cümleyi öğrendiğiniz amaç ifadesiyle tamamlayın: We left home early ____ catch the first train.
Cevabı göster
in order to
You know, you always hear people say, Ton ve niyet
1:08Bilirsiniz, her zaman insanların şöyle dediğini duyarsınız:
You know: konuşmaya özgü bir giriş ifadesi
Bu cümlenin başındaki You know bir söylem belirleyicisidir. Dinleyicinin bir gerçeği bilip bilmediğini sormaz. Dinleyiciyi konuşmaya dâhil eder ve sonraki düşünceyi tanıdık veya ortak bir düşünce gibi sunar. Asıl mesaj bu girişten sonra gelir. Konuşmada bir sonraki noktaya yumuşakça geçmeye yardımcı olur ve tek kişilik anlatımı sohbet gibi duyurur.
Alıştırma
"You know, people often worry about change" cümlesinde You know ifadesinin temel görevi nedir?
- Dinleyiciye bir sonraki ifadeyi ezberlemesini söyler.
- Tanıdık bir düşünceyi sunar ve dinleyiciyle konuşma bağı kurar.
- Dinleyiciden bir gerçeği bildiğini kanıtlamasını ister.
Cevabı göster
Tanıdık bir düşünceyi sunar ve dinleyiciyle konuşma bağı kurar.
And you'll never work a day in your life." Deyimler
1:13Böylece hayatın boyunca bir gün bile çalışmış olmazsın."
pursue fiilinin nesnesi olarak what makes you happy
Pursue what makes you happy cümlesindeki what makes you happy, “seni mutlu eden şey veya şeyler” anlamına gelir. Buradaki what doğrudan bir soru başlatmaz. What ile başlayan yan cümlenin tamamı bir isim gibi çalışır ve pursue fiilinin nesnesidir. Bu yapı, söz konusu şeyleri önce adlandırmadan what sözcüğünün “... olan şey veya şeyler” (the thing or things that) anlamını taşımasını sağlar.
Alıştırma
“Pursue what makes you happy” cümlesinde what makes you happy ne işe yarar?
- Seni neyin mutlu ettiği hakkında doğrudan soru sorar.
- Peşinden gidilmesi gereken şey veya şeyleri belirtir.
- Pursue eyleminin nasıl yapıldığını anlatır.
Cevabı göster
Peşinden gidilmesi gereken şey veya şeyleri belirtir.
idealize edilmiş bir söz olarak you'll never work a day in your life
Buradaki you'll never work a day in your life, kişinin gerçekten hiçbir işi veya görevi olmayacağına dair gerçek anlamlı bir vaat değildir. Bu bilinen motive edici sözde, sevdiğin bir işin istenmeyen veya ağır bir emek gibi gelmeyebileceği anlatılır. İfade bilinçli olarak abartılıdır. Bu bölümde konuşmacı, sözün arkasındaki aşırı basitleştirilmiş düşünceyi sorgulamadan önce bu sözü alıntılar.
Alıştırma
Bu motive edici sözde “you'll never work a day in your life” genellikle ne anlama gelir?
- Hiçbir zaman bir işin veya görevin olmayacak.
- Bir gün çalıştıktan sonra çalışmayı bırakmalısın.
- Sevdiğin bir iş, istenmeyen bir emek gibi gelmeyebilir.
Cevabı göster
Sevdiğin bir iş, istenmeyen bir emek gibi gelmeyebilir.
But there I was doing exactly that and yet: beklenti ile gerçeklik arasındaki karşıtlık
There I was doing exactly that, konuşanın o andaki durumunu gösterir: Kişi, az önce sözü edilen şeyi gerçekten yapıyordur. Burada there esas olarak fiziksel bir yeri göstermez. Exactly that, kişinin tutkusunun peşinden gitmesiyle ilgili önceki fikre gönderme yapar; daha genel olarak that, daha önce sözü edilen bir eyleme ya da tavsiyeye gönderme yapar. But ... and yet ... beklenti ile gerçeklik arasında güçlü bir karşıtlık kurar. İlk bölüm, kişinin işe yaraması beklenen şeyi yaptığını doğrular; and yet ise zorluğun hâlâ sürdüğü şaşırtıcı sonucu getirir. Bu kalıp, beklenen şeyi yaptım ama sonuç yine de beklentiye ters düştü anlamını vermek için kullanılabilir.
Alıştırma
Hangi cümle, birinin beklenen yolu izlemesine rağmen beklenmedik bir sonuç aldığını göstermek için there I was ... and yet kalıbını kullanıyor?
- I stopped following the steps because the machine had already started.
- There was the machine by the door, and then I read the instructions.
- There I was following every step, and yet the machine still would not start.
Cevabı göster
There I was following every step, and yet the machine still would not start.
hitting all of these internal roadblocks: içsel engelleri yol bariyerlerine benzetmek
internal roadblocks ifadesi, trafiği durduran gerçek yol bariyerlerine dayanan bir mecazdır. Burada kişinin içindeki öz kuşku, korku veya özgüven eksikliği gibi engelleri anlatır. Hitting these roadblocks, ilerlemeyi sürekli önü kesilen bir ileri hareket gibi sunar. All of these, birden fazla içsel engelin söz konusu olduğunu vurgular; bunlar yoldaki gerçek nesneler değildir.
Alıştırma
Hangi cümlede internal roadblock kişinin içindeki bir engel anlamında kullanılmıştır?
- A concrete roadblock stopped traffic outside Maya's office.
- Fear of criticism became an internal roadblock whenever Maya tried to share her work.
- Maya painted the road inside the building.
Cevabı göster
Fear of criticism became an internal roadblock whenever Maya tried to share her work.
there was nothing literally standing in my way except for myself. Deyimler
1:28Kelimenin tam anlamıyla kendi yolumda duran tek şey kendimdim.
it didn't make sense to me as to why: kafa karışıklığının nedenini belirtmek
Bu cümlede it didn't make sense to me, “bunu anlayamıyordum” anlamına gelir. make sense to someone yapısı, bir düşünce veya durumun o kişi için anlaşılır olup olmadığını belirtir. Ardından gelen as to why yan cümlesi, kafa karışıklığına neden olan soruyu açıkça belirtir: neden dışarıdan bir engel olmadığı. Burada as to, “hakkında” veya “konusunda” anlamındadır; dolayısıyla bütün yapı “I couldn't understand why ...” şeklinde anlaşılabilir.
Alıştırma
Bu cümlede it didn't make sense to me as to why ne anlama gelir?
- Neden dışarıdan bir engel olmadığını anlayamıyordum.
- Dışarıdan bir engel olmamasının nedenine katılıyordum.
- Yakında fiziksel olarak ayakta duran kimseyi göremiyordum.
Cevabı göster
Neden dışarıdan bir engel olmadığını anlayamıyordum.
standing in my way: bir hedefe doğru ilerlemeyi engellemek
Stand in someone's way çoğu zaman bir kişinin harekete geçmesini, ilerlemesini veya bir hedefe ulaşmasını engellemek anlamına gelir. Soyut bir engeli, yolu kapatan bir şey gibi gösterir. Bu cümlede except for myself, konuşanın kendisini tek engel olarak tanımlar. Ana fikir, konuşanın fiziksel olarak bir yolun üzerinde durması değildir; kendi düşünce veya davranışlarındaki bir şey onu geride tutmaktadır.
Alıştırma
Aksiliğin dinleyenin ilerlemesini engellememesi gerektiğini stand in someone's way ile ifade edin: A small setback should not ____.
Cevabı göster
stand in your way
It wasn't until ... that ...: gecikmiş bir dönüm noktasını vurgulamak
It wasn't until A that B yapısını, B'nin A'dan önce gerçekleşmediğini söylemek için kullanın. A değişimi belirleyen olayı veya zamanı, B ise gerçekten gerçekleşen şeyi belirtir. Bu cümlede kitabı okumak dönüm noktasıdır; terimi ilk kez duyma olayı ancak o noktada gerçekleşir. Vurgulanan iki bölümü ayrı ifadeler olarak değil, tek bir kalıp olarak okuyun.
Alıştırma
Dersteki kısaltılmış biçimi kullanarak yapıyı tamamlayın: It ____ until I checked the map ____ I realized we were on the wrong road.
Cevabı göster
wasn't · that
The War of Art by Steven Pressfield: kitabı ve konusunu belirlemek
The War of Art, Steven Pressfield'ın kurgu dışı kitabının adıdır; by yazarın adını tanıtır. Bu bağlamda konuşmacı, terimle ilk kez bu kitapta karşılaşmıştır. Başlık bilinçli olarak The Art of War'u çağrıştırır ancak sözcüklerin sırası değişince konu da değişir. The War of Art, insanların yaratıcı veya anlamlı işler yaparken karşılaştığı iç direnci ele alır; gerçek bir savaşın tarihini anlatmaz.
Alıştırma
Bu cümlede The War of Art by Steven Pressfield neyi ifade ediyor?
- Bir kitap adı ve ardından yazarının adı
- Bir kitap adı ve ardından ana karakterinin adı
- Tarihî bir savaşın adı
Cevabı göster
Bir kitap adı ve ardından yazarının adı
We can say resistance takes form as a number of things. Kalıp ifadeler
1:48Direncin birçok şekilde ortaya çıktığını söyleyebiliriz.
resistance takes form as: soyut bir düşünceyi somutlaştırmak
Bu cümlede resistance takes form as, soyut bir kavram olan direncin birkaç somut biçimde görünür veya fark edilir hâle gelmesi demektir. As edatı direncin ortaya çıktığı biçimleri belirtirken a number of things dinleyiciyi bir listeye hazırlar. Take form, “bir şekli alıp götürmek” anlamına gelmez. “Belirli bir biçim kazanmak veya belirli bir biçimde ortaya çıkmak” demektir; böylece bu kalıp soyut bir sorunu insanların fark edebileceği örneklere dönüştürür.
Alıştırma
Bu cümlede resistance takes form as a number of things ne anlama geliyor?
- Direnç, birkaç şeyi fiziksel olarak daha güçlü yapar.
- Direnç, fark edilebilir birkaç biçimde ortaya çıkar.
- Direnç, birkaç nesnenin şeklini ortadan kaldırır.
Cevabı göster
Direnç, fark edilebilir birkaç biçimde ortaya çıkar.
fit in: bir grup tarafından kabul görmek
Burada fit in, bir grubun parçası olarak kabul görmek ve ortama ait değilmiş gibi görünmemek demektir. The pressure to fit in, başkaları tarafından kabul edilmek için onlar gibi davranmaya yönelik toplumsal baskıdır. To mastarı olan to fit in, baskının kişiyi ne yapmaya yönelttiğini belirtir. Buradaki anlam bir gruba ait olmakla ilgilidir; bir nesnenin doğru boyutta olmasıyla ilgili değildir.
Alıştırma
Cümleyi ‘grup tarafından kabul edildiğini hissetmek’ anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: At first, Leo felt left out, but soon he began to ____ at his new school.
Cevabı göster
fit in
It's a whole number of things really that we can spiral down into. Öbek fiiller
2:06Gerçekten içine sürüklenebileceğimiz bir sürü şey.
spiral down into: giderek kötüleşen olumsuz bir döngüye girmek
Burada spiral down into, giderek kötüleşen olumsuz bir duruma veya döngüye yavaş yavaş girmek anlamına gelir. Spiral görüntüsü, sarmal biçimde aşağı doğru hareket etmeyi çağrıştırır: kötü bir düşünce, duygu veya sorun bir başkasına yol açar ve durumdan çıkmak giderek zorlaşır. Into normalde içine girilen durumu veya sorunu belirtir. things that we can spiral down into yapısında things, içine girilen şeyi zaten adlandırdığı için into sonrasında bir isim gelmez. İfade fiziksel bir yere doğru hareketi değil, mecazi bir süreci anlatır.
Alıştırma
Giderek kötüleşen bir döngüye yavaş yavaş girmek anlamındaki ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: After reading more and more frightening posts, Lena began to ____ self-doubt.
Cevabı göster
spiral down into
most of these things fall under the umbrella of resistance. Deyimler
2:11bu şeylerin çoğu direnç şemsiyesi altına girer.
fall under the umbrella of resistance: öğeleri geniş bir kategori altında toplamak
Fall under the umbrella of X, X adlı geniş bir kategoriye dahil olmak demektir. Umbrella burada bir mecazdır: büyük bir etiket, birbirinden farklı ama ilişkili birkaç öğeyi kapsar. Bu cümlede resistance, daha önce ele alınan deneyimlerin çoğunu kapsayan geniş etikettir. İfade bilgiyi düzenlemeye de yarar. Daha küçük öğeler fall under yapısının öznesidir ve daha geniş kategori of sonrasında gelir: A, B, and C fall under the umbrella of X.
Alıştırma
Cümleyi dersteki sınıflandırma ifadesiyle tamamlayın: Password resets and login errors ____ technical support.
Cevabı göster
fall under the umbrella of
We could also think of it as the little annoying voice in our heads Notlar
2:20Bunu kafamızın içinde olan küçük sinir bozucu bir ses olarak da düşünebiliriz
think of it as: anlamaya yardımcı bir bakış açısı sunmak
Think of A as B, “A’yı B olarak anlamak veya hayal etmek” demektir. Bu cümlede it, resistance kavramını gösterir; as sonrasındaki ifade de bu soyut fikri gözde canlandırmayı kolaylaştıran bir benzetme sunar. Bu yapı, A’nın kelimenin tam anlamıyla B olduğunu iddia etmez. Yararlı bir bakış açısı veya karşılaştırma sunar. could ise öneriyi yumuşatarak bunun olası yorumlardan yalnızca biri olduğunu gösterir.
Alıştırma
Cümleyi think of A as B yapısıyla tamamlayın: You can ____ this schedule ____ a map for the week.
Cevabı göster
think of · as
that constantly make us second-guess ourselves. Dilbilgisi
2:23bizi sürekli kendimizden şüphe ettiren.
the little annoying voice in our heads: olumsuz iç konuşmayı anlatan bir benzetme
Bu ifade, resistance kavramını sürekli şüphe üreten küçük ve sinir bozucu bir ses olarak kişileştirir. Olumsuz iç konuşmayı veya içimizdeki eleştirmeni anlatır ve soyut bir zihinsel çatışmayı sanki biri konuşuyormuş gibi somutlaştırır. Burada voice mecazidir: Konuşmacı zihindeki düşünceleri anlatır; ayrı bir kişinin veya gerçekten duyulabilen bir sesin var olduğunu iddia etmez.
Alıştırma
Bu cümlede the little annoying voice in our heads ne anlama geliyor?
- Düşünceleri kaydeden bir cihaz
- Başka bir kişiden gelen gerçek bir ses
- Olumsuz ve öz eleştirel düşünceleri anlatan bir benzetme
Cevabı göster
Olumsuz ve öz eleştirel düşünceleri anlatan bir benzetme
make us second-guess ourselves: kendi kararımızdan şüphe etmemize yol açmak
Make + nesne + fiilin yalın hâli, “birine bir şey yaptırmak” anlamına gelir. make us second-guess yapısında us etkilenen kişileri gösterir ve second-guess, to almadan yalın fiil biçiminde kalır. Second-guess ourselves, çoğu zaman güvenimiz azaldığı için daha önce verdiğimiz bir kararı veya vardığımız bir yargıyı sorgulamak demektir. Ourselves, us sözcüğüne döner; ifade “ikinci kez tahmin etmek” anlamına gelmez.
Alıştırma
“Kendi kararımızı sorgulamak” anlamındaki kısa çizgili hedef fiille cümleyi tamamlayın: Constant criticism can make us ____ ourselves.
Cevabı göster
second-guess
It tells us all these things that we know are not true,
2:27Bize doğru olmadığını bildiğimiz her şeyi söyler,
but still tries to convince us otherwise. Kalıp ifadeler
2:30ama yine de bizi aksine ikna etmeye çalışır.
tries to convince us otherwise: bizi aksine ikna etmeye çalışır
Convince someone otherwise ifadesinde otherwise, “aksinin doğru olduğu” düşüncesinin yerini alır; böylece karşıt düşüncenin tamamını tekrarlamak gerekmez. Buradaki önceki düşünce, olumsuz iddiaların doğru olmadığıdır. İç ses ise bizi bu iddiaların doğru olduğuna ikna etmeye çalışır. Tries to yalnızca bir girişimi belirtir, başarılı bir sonucu değil. İfade, sesin bize neyi inandırmaya çalıştığını gösterir.
Alıştırma
“Aksinin doğru olduğu” anlamındaki sözcükle cümleyi tamamlayın: I thought the path was safe, but the warning sign convinced me ____.
Cevabı göster
otherwise
comfortable in our safe bubble. But ironically, Deyimler
2:35güvenli balonumuzda rahat tutmak içindir. Ama ironik bir şekilde,
safe bubble: rahat ama sınırlayıcı bir alan
Bu cümlede safe bubble, korunaklı ve rahat hissettiren ama kişiyi zorluklardan ve değişimden uzak tutan tanıdık bir zihinsel ya da sosyal alanın metaforudur. Resistance, bizi bu alanın içinde tutan bir güç gibi resmedilir. Buradaki bubble gerçek anlamda bir balon değildir. Yuvarlak ve çevreleyen imgesi, rahatlığın bizi başkalarından ayırıp sınırlayabileceği fikrini de ekler.
Alıştırma
Cümlede safe bubble neyi anlatıyor?
- Bir sorunu çözmek için birlikte çalışan bir ekip
- Rahat ve korunaklı olan ama gelişimi sınırlayabilen bir alan
- Güvenlik ekipmanı olarak tasarlanmış fiziksel bir balon
Cevabı göster
Rahat ve korunaklı olan ama gelişimi sınırlayabilen bir alan
this is the very thing that holds us back from reaching our full potential. Notlar
2:39tam potansiyelimize ulaşmamızı engelleyen şeyin ta kendisidir.
holds us back: ilerlememizi veya harekete geçmemizi engellemek
Bu cümlede holds us back, ilerlememizi veya yapabileceğimiz şeyleri başarmamızı engellemek anlamına gelir. Buradaki engel soyuttur; birinin bizi fiziksel olarak geriye çekmesi değildir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp hold + person + back from + -ing şeklindedir. holds us back from reaching ifadesinde us etkilenen kişileri, from reaching ise engellenen eylemi veya sonucu gösterir.
Alıştırma
Cümleyi “Korkunun seçmelere katılmanı engellemesine izin verme” anlamına gelecek şekilde hold + person + back from yapısıyla tamamlayın: Don't let fear ____ auditioning for the school play.
Cevabı göster
hold you back from
reach our full potential: tam potansiyelimize ulaşmak
To reach our full potential, yeteneklerimizi olabildiğince geliştirmek ve kullanmak anlamına gelir. Bu cümlede reaching, from edatından sonra geldiği için reach fiili -ing biçimini alır. Burada potential, yalnızca bir şeyin gerçekleşme olasılığını değil, bir kişinin ya da grubun ulaşabileceği en yüksek yetenek veya gelişim düzeyini anlatır. İyelik sözcüğü özneye göre değişir: reach my, your, her, or their full potential.
Alıştırma
“Yeteneklerini olabildiğince geliştirmek” anlamındaki ifadeyi tamamlayın: Good coaching can help young athletes ____.
Cevabı göster
reach their full potential
In the beginning, not only did I feel all of those things, Dilbilgisi
2:44Başlangıçta, sadece tüm bu şeyleri hissetmekle kalmadım,
not only did I feel ... I also didn't: yan cümle başındaki not only ile devrik yapı
not only bir yan cümlenin başına alındığında özne ile yardımcı fiilin yeri değişir. Burada feel simple past olduğu için özneden önce did kullanılır ve feel yalın hâlde kalır: not only did I feel denir; not only I felt veya not only did I felt denmez. Buradaki did yalnızca vurgu için değildir; devrik yapı bunu gerektirir. Sonraki yan cümle I also didn't know ile ikinci paralel gerçeği ekler. Daha tam kalıp olan not only ..., but ... also ... yapısında but sıkça kullanılır, ancak konuşmada atılabilir. Yalnızca başa alınmış not only ile başlayan yan cümlede devrik yapı kurulur.
Alıştırma
Simple past zamanda başa alınmış not only ... but also kalıbını tamamlayın: Not only ____ Lena finish the report, but she ____ checked every figure.
Cevabı göster
did · also
come easily to someone: birine doğal gelmek veya az çaba gerektirmek
something comes easily to someone kalıbı, bir şeyin bir kişiye doğal gelmesi veya onun için az çaba gerektirmesi demektir. Burada konuşan kişi, diğer insanların işi kolayca yaptığını düşünüyordu. Came, come fiilinin geçmiş zaman biçimidir; ancak burada hareket anlatmaz. Just, so easily ifadesini güçlendirir; everybody else ise konuşan kişi dışındaki herkesi belirtir.
Alıştırma
Bilimin Noor'a doğal geldiğini anlatmak için cümleyi öğrendiğiniz kalıpla tamamlayın: Science ____ Noor, but history takes more effort.
Cevabı göster
comes easily to
Whether it was A or B or C: listelenen tüm durumları kapsamak
Whether it was A or B or C, bir grup olasılık sunar ve hepsini aynı genel yargının kapsamına alır. Burada müşteri işleri, kişisel projeler ve YouTube videoları üretmek üç tür yaratıcı iştir; konuşan kişi kimseden bunlardan birini seçmesini istemez. whether bir kez kullanılır, ardından paralel ögeler or ile bağlanır. Alıntılanan bu bölüm ortak yargı için çevresindeki cümleye dayanır; bağımsız bir cümlede her duruma uygulanan bir ana cümle ekleyin.
Alıştırma
Hangi cümle, aynı sonucun her durumda geçerli olduğunu göstermek için whether ... or ... kullanır?
- Either the meeting is online or in person, so please choose one.
- Is the meeting online or in person?
- Whether the meeting is online or in person, the start time stays the same.
Cevabı göster
Whether the meeting is online or in person, the start time stays the same.
And it wasn't even the work itself that was hard. Dilbilgisi
3:04Ve zor olan işin kendisi bile değildi.
It wasn't even the work itself that was hard: beklenen odağı reddetmek
Bu, olumsuz bir it-cleft yani vurgu yapısıdır: It wasn't X that Y. X'i odağa alır ve dinleyicinin bekleyebileceği açıklamanın ya da temel noktanın X olduğu düşüncesini reddeder. Burada X, the work itself ifadesidir. even şaşkınlık anlamı katar; itself ise odağı çevredeki sürece değil, işin kendisine daraltır. Cümle hiçbir şeyin zor olmadığı anlamına gelmez; dinleyiciyi farklı bir zorluk kaynağına hazırlar.
Alıştırma
Vurgulanan olumsuz it-cleft yapısı bize ne anlatıyor?
- Konuşan kişi işin beklenenden daha zor olduğunu düşünüyordu.
- Bütün durum tamamen kolaydı.
- İşin kendisi zorluğun asıl kaynağı değildi.
Cevabı göster
İşin kendisi zorluğun asıl kaynağı değildi.
It was mostly just the process of sitting down and starting. Kalıp ifadeler
3:08Çoğunlukla sadece oturup başlama süreciydi.
sitting down and starting ... to keep going: başlamak ve devam etmek
Bu bağlamda sitting down and starting, niyet etmekten harekete geçmeye geçişi anlatır. Sitting down gerçek anlamda oturmayı ifade edebilir, ancak asıl fikir yalnızca oturmak değil, işe başlamaktır. To keep going, başladıktan sonra durmak yerine devam etmek demektir. İki ifade birlikte çabayı iki aşamaya ayırır: başlamak ve eylemi sürdürmek. İkinci ifade, sıradaki zorluğu belirten doğal bir konuşma dili ekidir.
Alıştırma
Cümleyi nottaki ifadelerle tamamlayın: önce işe başlamayı, ardından devam etmeyi belirtin. First comes ____; then the challenge is to ____.
Cevabı göster
sitting down and starting · keep going
this is a more universal experience than I thought. Kalıp ifadeler
3:19daha evrensel bir deneyim olduğunu fark ettim.
the more I researched ..., the more I realized ...: araştırdıkça daha çok fark ettim
The more ..., the more ... iki değişimi birbirine bağlar: ilk durumun derecesi arttığında veya değiştiğinde ikincisi de onunla birlikte değişir. Buna bağıntılı karşılaştırma yapısı denir. Burada daha fazla araştırma yapmak, konuşan kişinin bu deneyimin yaygın biçimde paylaşıldığını daha güçlü şekilde fark etmesini sağlar. Bu yapıda iki the de kalıbın bir parçasıdır; sıradan belirli tanımlıklar değildir. Her the, karşılaştırma bildiren bir yan cümleyi başlatır. Başka karşılaştırma biçimleri de kullanılabilir: The earlier we leave, the sooner we arrive.
Alıştırma
Bu cümledeki bağıntılı karşılaştırma yapısını tamamlayın: ____ more I read about the issue, ____ more clearly I understand it.
Cevabı göster
The · the
a more universal experience than I thought: düşündüğümden daha evrensel bir deneyim
A more universal experience than I thought, deneyimin konuşan kişinin önceden düşündüğünden daha geniş bir kitle tarafından paylaşıldığı anlamına gelir. More universal, deneyimin gerçek yaygınlığını önceki bir düşünceyle karşılaştırır; than I thought ise than I thought it was ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Burada universal, evrenle ilgili bir şeyi değil, insanlar arasında geniş ölçüde paylaşılan bir deneyimi anlatır. Bu ifade, bir durumu kişisel veya alışılmadık görmekten birçok kişinin hayatında da bulunduğunu fark etmeye geçişi gösterir.
Alıştırma
A more universal experience than I thought burada en doğal olarak ne anlama gelir?
- Deneyim uzayın bir yerinde gerçekleşiyor.
- Deneyim, konuşan kişinin beklediğinden daha geniş bir kitle tarafından paylaşılıyor.
- Konuşan kişi bu deneyimi herkesin paylaştığına her zaman inanıyordu.
Cevabı göster
Deneyim, konuşan kişinin beklediğinden daha geniş bir kitle tarafından paylaşılıyor.
to get us out of this pit of calamity and despair. Notlar
3:32bizi bu felaket ve umutsuzluk çukurundan çıkaracak.
get us out of: birinin zor bir durumdan çıkmasına yardım etmek
get someone out of something kalıbı, birinin bir yerden, sorundan veya istenmeyen durumdan çıkmasını sağlamak ya da çıkmasına yardım etmek demektir. get us out of ifadesinde us etkilenen kişileri, out of sonrasındaki bölüm ise neden ya da nereden kurtulduklarını gösterir. Buradaki pit mecazidir. Bu nedenle ifade, bizi gerçek bir yerden fiziksel olarak taşımak değil, felaket ve umutsuzluk durumundan kurtulmamıza yardım etmek anlamına gelir.
Alıştırma
Cümleyi get someone out of something kalıbının doğru biçimiyle tamamlayın: We are already in trouble. The new plan could ____ trouble.
Cevabı göster
get us out of
this pit of calamity and despair: güçlü ve dramatik bir mecaz
Burada this pit of calamity and despair bir mecazdır. Pit, içinden çıkılması zor derin bir çukurdur; bu nedenle insanı bunaltan olumsuz bir duruma fiziksel bir şekil verir. Calamity and despair, felaket ve umutsuzluk duygularını özetler; belirli gerçek felaketlerin listesi değildir. Bu kelimeler birlikte, insanın çok kötü bir noktada sıkışıp kalmasını bilerek dramatik bir görüntüyle anlatır.
Alıştırma
Cümlede this pit of calamity and despair ne anlama geliyor?
- İnsanların dinlenebileceği sakin bir yer.
- Birbirinden ayrı birkaç acil durumun kesin listesi.
- Kurtulması zor görünen mecazi bir felaket ve umutsuzluk durumu.
- Bir doğal afet alanındaki gerçek bir çukur.
Cevabı göster
Kurtulması zor görünen mecazi bir felaket ve umutsuzluk durumu.
give yourself permission: harekete geçmek için kendine izin vermek
give yourself permission ifadesinde izni veren ve alan kişi aynıdır: Belirli bir şekilde davranmaya veya hissetmeye hakkın olduğuna kendin karar verirsin. Buradaki permission, başka birinin verdiği resmî onay değil, kişinin kendini içten kabul etmesidir. Bu bağlamda ifade, dışarıdan onay beklemek yerine kendine üretme izni vermek anlamına gelir. Yaygın kalıp give yourself permission to + fiilin yalın hâlidir. Öz güven eksikliği, suçluluk veya korku birinin başlamasını, dinlenmesini, üretmesini ya da hata yapmasını engellediğinde sıkça kullanılır.
Alıştırma
Zihinsel olarak kendine harekete geçme izni vermeyi anlatan ifadeyle tavsiyeyi tamamlayın: Give yourself ____ to make mistakes.
Cevabı göster
permission
Ethan Hawke talks about this in his popular TED talk. Kültür
3:39Ethan Hawke popüler TED konuşmasında bundan bahsediyor.
popular TED talk: popüler bir halka açık TED sunumu
TED talk, TED veya bağımsız olarak düzenlenen TEDx etkinlikleriyle bağlantılı, fikir odaklı ve halka açık bir sunumdur; çoğu zaman çevrim içi olarak da paylaşılır. Bu ifadede talk, gündelik sohbet değil, sunum anlamına gelir. Popular, bu belirli TED konuşmasının çok izlendiğini veya beğenildiğini anlatır. Cümle, aktör Ethan Hawke'ın sunumunu bu fikirle ilgili tanınabilir bir kamusal kaynak olarak gösterir; özel bir konuşmayı aktarmamaktadır.
Alıştırma
Bu cümlede a TED talk neyi ifade ediyor?
- TED platformuyla bağlantılı halka açık bir sunum
- Bir arkadaşla yapılan özel bir konuşma
- Samimi bir telefon görüşmesi
Cevabı göster
TED platformuyla bağlantılı halka açık bir sunum
a lot of people really struggle to give themselves permission to be creative. Dilbilgisi
3:43birçok insan gerçekten yaratıcı olmak için kendilerine izin vermekte zorlanıyor.
really struggle to give themselves permission to be creative: yaratıcı olmak için kendine izin vermekte çok zorlanmak
Struggle to + fiilin yalın hâli, kişi denese bile “bir şeyi yapmakta zorlanmak” anlamına gelir. Burada really, zorluğun derecesini artırır: birçok insan yaratıcı olmak için kendine izin vermekte zorlanır. Buradaki struggle fiziksel bir kavga değildir. İçsel ya da uygulamayla ilgili bir zorluktur. Give themselves permission, önce başka birinin onayına ihtiyaç duymadan yaratmak için kişinin zihinsel olarak kendine izin vermesi demektir.
Alıştırma
Cümleyi struggle to ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Even when she needs support, Lena ____ ask for help.
Cevabı göster
struggles to
And reasonably so: önceki anlaşılır duruma gönderme yapmak
Reasonably so, “haklı bir nedenle” ya da “anlaşılır biçimde” demektir. So, az önce sözü edilen durumun veya tepkinin yerini alır; böylece konuşan kişi aynı şeyi tekrarlamaz. And, bu kısa yorumu önceki cümleye bağlar. Burada konuşan kişi, insanların yaşadığı zorluğun anlaşılır olduğunu söylüyor; ayrı bir olayı anlatmaya başlamıyor.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: Many beginners feel nervous, and reasonably so. so neye gönderme yapıyor?
- Henüz sözü edilmemiş yeni bir olaya
- reasonably kelimesinin nasıl telaffuz edildiğine
- Ardından gelen bir sıfatın derecesine
- Yeni başlayanların gergin hissetmesine
Cevabı göster
Yeni başlayanların gergin hissetmesine
I mean, we're all a little suspect of our own talent. Kelime
3:48Yani, hepimiz kendi yeteneğimizden biraz şüphe duyarız.
a little suspect of our own talent: kişinin kendi yeteneğinden kuşku duymasını ifade etmek
Burada a little suspect of our own talent, “kendi becerimizden biraz kuşku duymak” ya da “yeteneğimizin yeterince iyi olduğuna tam olarak inanmamak” demektir. A little ifadeyi yumuşatır; böylece konuşmacı hafif ama yaygın bir öz güven eksikliğini anlatır. Suspect bu cümlede are sözcüğünden sonra gelir ve sıfat işlevindedir. “Suç işlemiş olabileceği düşünülen kişi” anlamına gelmez; bu, a suspect gibi bir ifadede görülen isim kullanımıdır.
Alıştırma
Bu cümlede a little suspect of our own talent ne anlama geliyor?
- Becerimiz yüzünden bir suçun şüphelisiyiz.
- Kendi becerimizden biraz kuşku duyuyoruz.
- Kendi becerimize tamamen güveniyoruz.
Cevabı göster
Kendi becerimizden biraz kuşku duyuyoruz.
to offer the world something of quality, Kalıp ifadeler
3:53dünyaya kaliteli bir şeyler sunmak istiyoruz,
something that the world will consider good or important.
3:56dünyanın iyi veya önemli sayacağı bir şeyler.
to offer the world something of quality: dünyaya değerli bir çalışma sunmak
To offer the world something, daha geniş bir kitleye bir şey katmak veya sunmak anlamına gelir. Offer burada iki nesneyle kullanılır: the world alıcıyı, something ise sunulan şeyi gösterir. Something of quality, iyi yapılmış, değerli veya iyi standartta bir şey demektir. Bu bağlamda of quality olumlu bir anlam taşır; yalnızca şeyin belirtilmemiş bir özelliği olduğunu söylemez.
Alıştırma
Cümleyi hedef ifadeyi aynen kullanarak tamamlayın: The young designer hopes ____ through her work.
Cevabı göster
to offer the world something of quality
“That's really the enemy”: bir engeli “düşman” olarak göstermek
Bu cümlede the enemy gerçek bir kişiyi değil, mecazlı bir anlamı ifade eder. That's, yapılan işin yeterince iyi olup olmayacağı konusunda aşırı kaygılanmayı gösterir; really ise asıl engelin bu kaygı olduğunu vurgular. Bu kaygıya the enemy demek, soyut bir zihinsel engeli fark edilip karşı konabilecek bir şeye dönüştürür. Daha genel olarak X is the enemy, X’i bir hedefe ulaşmayı ciddi biçimde engelleyen bir güç olarak sunar.
Alıştırma
Cümlede the enemy neyi ifade ediyor?
- Konuşmacıyı durdurmaya çalışan gerçek bir kişiyi
- Eseri yaratma eylemini
- Yapılan işin yeterince iyi olup olmadığı konusunda aşırı kaygılanmayı
Cevabı göster
Yapılan işin yeterince iyi olup olmadığı konusunda aşırı kaygılanmayı
“It's not up to us whether ...”: kontrolün bizde olmadığını söylemek
Be up to someone, bir şeyin o kişinin kararına veya kontrolüne bağlı olması demektir. Olumsuz biçim olan it's not up to us, karar verme yetkisinin bizde olmadığını söyler. whether yan cümlesi, kontrolümüz dışında olan sorunun ne olduğunu belirtir: whether what we do is any good. Burada any good, bir şeyin gerçekten iyi veya kabul edilebilir kalitede olması demektir. Yeniden kullanılabilen yapı It is (not) up to + person + whether-clause şeklindedir.
Alıştırma
Kararın konuşmacının kontrolü dışında olduğunu gösteren yapıyla cümleyi tamamlayın: The committee makes the final decision. ____ whether my proposal is approved.
Cevabı göster
It's not up to me
The time of our life is so short and how we spend it.
4:08Hayatımızın zamanı çok kısa ve onu nasıl geçireceğimiz.
Are we spending it doing what's important to us? Anlatım akışı
4:11Bize önemli gelen şeyleri mi yaparak harcıyoruz?
Are we spending it doing what's important to us?:düşünmeye yönelten bir soru
Vurgulanan cümle biçim olarak evet-hayır sorusudur, ancak burada düşündüren retorik bir soru işlevi görür. Bilgi istemek yerine, hayatın kısa olduğu yönündeki genel düşünceyi dinleyicilerin kendi seçimlerine uyguladığı bir değerlendirmeye dönüştürür. Buradaki it, hayattaki sınırlı zamanı ifade eder. Spend it doing ... bu zamanı bir etkinlik için kullanmak demektir. Ardından gelen Most of us not bölümü, konuşmacının beklediği olumsuz yanıtı verir; böylece soru, savı bir değer yargısına doğru ilerletir.
Alıştırma
Vurgulanan sorunun bu bölümdeki temel görevi nedir?
- Dinleyicileri sınırlı zamanlarını nasıl kullandıklarını değerlendirmeye yöneltmek
- Hayatın kısa olduğu düşüncesiyle ilgisiz yeni bir konu açmak
- Her dinleyiciden ayrıntılı bir program istemek
Cevabı göster
Dinleyicileri sınırlı zamanlarını nasıl kullandıklarını değerlendirmeye yöneltmek
A huge reason why most people won't pursue their ideas Dilbilgisi
4:19Çoğu insanın fikirlerinin peşinden gitmemesinin büyük bir nedeni
A huge reason why ... is because ...:neden açıklama kalıbı
A huge reason why X is because Y kalıbı, önce why yan tümcesinde açıklanacak durumu belirtir, ardından is because ile nedeni verir. Huge vurgu katar: konuşmacı bunu mutlaka tek neden olarak değil, önemli bir neden olarak sunar. it's easier not to içindeki not to, not to pursue their ideas anlamına gelir. Tekrarlanan fiil grubu zaten açık olduğu için söylenmemiştir; buna mastar eksiltisi denir.
Alıştırma
Aynı A reason why ... is because ... kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: A major reason why some people avoid asking for help ____ they fear judgment.
Cevabı göster
is because
there often means the possibility of being judged or rejected.
4:30genellikle yargılanma veya reddedilme olasılığı anlamına geldiği bir dünyada yaşıyoruz.
putting ourselves out there: kendimizi ortaya koymak ve yargılanma riskini almak
Putting ourselves out there, fikirlerimizi, çalışmalarımızı, duygularımızı veya kişiliğimizi başkalarının tepki verebilmesi için açıkça göstermek anlamına gelen deyimsel bir ifadedir. Fiziksel olarak kendimizi dışarı koymak anlamına gelmez. Bu cümlede ifade, incinebilirliği vurgular: görünür olmak, yargılanma veya reddedilme olasılığı yaratır. Dönüşlülük zamiri özneye göre değişir; I put myself out there ve we put ourselves out there buna örnektir.
Alıştırma
Olası bir yargılanmaya rağmen kendini açıkça göstermek anlamına gelen bu dersteki ifadeyle cümleyi tamamlayın: Sharing my first painting online meant ____.
Cevabı göster
putting myself out there
But as the writers and poets and artists would agree, Anlatım akışı
4:40Ama yazarların, şairlerin ve sanatçıların da katılacağı gibi,
as ... would agree: bir iddiayı paylaşılan bir görüş gibi sunmak
But as the writers and poets and artists would agree çerçevesi, ardından gelen iddiayı ilgili bir grubun muhtemelen paylaşacağı bir görüş gibi sunarak cümledeki bilgiyi düzenler. Ana iddia virgülden sonra gelir; as yan cümlesi önce onu hazırlar ve destekler. Would agree, her yazar, şair ve sanatçıyla görüşüldüğüne dair bir raporu değil, konuşanın öngördüğü fikir birliğini ifade eder. Yaratıcı kişilerin adını anmak, onların kendini ifade etme deneyimini kişinin söylemek istediği şeyi içinde tutmasıyla ilgili iddiaya bağlar.
Alıştırma
Bu cümledeki as the writers and poets and artists would agree giriş çerçevesi ne yapar?
- Ardından gelen iddiayı ilgili yaratıcı kişilerin muhtemelen paylaşacağı bir görüş gibi sunar.
- Yazarlara, şairlere ve sanatçılara konuşma izni verir.
- Her yaratıcı kişiyle yapılan görüşmelerin sonuçlarını bildirir.
Cevabı göster
Ardından gelen iddiayı ilgili yaratıcı kişilerin muhtemelen paylaşacağı bir görüş gibi sunar.
there's no greater suffering than denying: no greater ... than kalıbı
There's no greater suffering than ... ifadesi, “... kadar derin acı veren hiçbir şey yoktur” anlamına gelir. Daha genel olarak there is no greater + isim + than ... kalıbı, than sonrasındaki kişi, şey veya eylemi ismin ifade ettiği konuda en üst dereceye yerleştiren güçlü bir anlatımdır. Buradaki greater fiziksel büyüklüğü değil, şiddeti belirtir. than sonrasındaki denying ... karşılaştırılan eylemi adlandıran bir -ing yan cümlesidir. Cümle, insanın çok söylemek istediği şeyi içine atmasını en derin acı türü olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi no greater ... than kalıbıyla tamamlayın: There is ____ joy ____ seeing a friend succeed.
Cevabı göster
no greater · than
you're dying to say: be dying to + fiilin yalın hâli
Be dying to + fiilin yalın hâli, “bir şeyi yapmayı çok istemek” veya “onu yapmak için sabırsızlanmak” anlamına gelen bir deyimdir. you're dying to say ifadesinde konuşan kişi, bir şeyi söylemeyi çok istediğinizi anlatır; ölmek üzere olduğunuzu değil. Dying sözcüğü burada isteği güçlü ve duygulu gösteren bilinçli bir abartı katar. Kalıp başka fiillerle de kullanılabilir: dying to know, dying to see ve dying to tell someone.
Alıştırma
be dying to ve hear fiiliyle tamamlayın: Maya has waited all week for the news. She is ____ it.
Cevabı göster
dying to hear
And there's no greater feeling Anlatım akışı
4:50Ve içinizdeki hikayelerin dökülmesine izin vermekten
And there's no greater feeling than ...: paralel yapı ve olumlu dönüş
Konuşmacı daha önce There's no greater suffering than ... ifadesini kullanır; burada And there's no greater feeling than ... ile aynı cümle kalıbını tekrarlar. there's no greater ... than ... kalıbının tekrarı paralel bir yapı oluşturur. suffering yerine feeling kullanılması ise mesajı acıdan kendini ifade etmenin verdiği sevince taşır. And, iki iddiayı birbiriyle ilgisiz sözler olarak değil, bir çift olarak birbirine bağlar. Tekrarlanan kalıp konuşmaya ritim verir ve olumsuzdan olumluya geçişi fark edip hatırlamayı kolaylaştırır.
Alıştırma
Konuşmanın bu bölümünde there's no greater ... than ... kalıbının tekrarı ne işe yarar?
- Tam olarak aynı düşünceyi tekrarlayarak mesajı olumsuz tutar.
- Aralarında hiçbir bağlantı olmayan iki bilgi verir.
- İki iddiayı birbirine bağlar ve düşünceyi acıdan olumlu bir duyguya taşır.
Cevabı göster
İki iddiayı birbirine bağlar ve düşünceyi acıdan olumlu bir duyguya taşır.
letting the stories inside you spill out: spill out ifadesinin mecaz anlamı
Bu cümlede spill out mecaz olarak kullanılır. stories inside you, henüz dile getirilmemiş deneyimleri, düşünceleri ve duyguları anlatır; bunlar insanın içinden dışarı akabilen bir içerik gibi düşünülür. spill out, onların özgürce ve belki de bir anda ortaya çıkmasını anlatır; gerçekten bir sıvının dökülmesi anlamına gelmez. letting the stories ... spill out bölümünde let + nesne + fiilin yalın hâli yapısı vardır. Bu yapı, hikâyeleri içinde tutmak yerine onların ifade edilmesine izin vermek anlamına gelir.
Alıştırma
'After one honest question, the whole story spilled out,' cümlesinde spilled out ne anlama gelir?
- Hikâye bir listeye dönüştürüldü.
- Hikâye özgürce, neredeyse bir anda anlatıldı.
- Hikâye tamamen gizli tutuldu.
Cevabı göster
Hikâye özgürce, neredeyse bir anda anlatıldı.
basically common sense: açık ve pratik bir sağduyu
Common sense, çoğu insanın sahip olması beklenen temel ve pratik muhakeme yeteneğini ifade eder. Buradaki sense; görme, işitme veya başka bir fiziksel duyu değildir. Basically, hatırlatmanın özünde basit ve açık olduğunu gösterir. Yani bir fikir sağduyuya dayansa bile onu uygulamak zor olabilir.
Alıştırma
Burada common sense ne anlama geliyor? Looking both ways before crossing the street is common sense.
- Yalnızca uzmanların sahip olduğu özel bilgi
- Çoğu insanın anlayabileceği temel ve pratik muhakeme
- Beş fiziksel duyudan biri
Cevabı göster
Çoğu insanın anlayabileceği temel ve pratik muhakeme
and the only thing standing in my way would be myself.
5:17ve yolumda duran tek şey yine kendim oluyorum.
Yet on some days: karşıtlık belirtmek
Bu cümlenin başında Yet, “ancak” veya “yine de” anlamına gelir. Önceki fikirle karşıtlık kurar: hatırlatma temelde sağduyuya dayansa da onu uygulamak zor olabilir. On some days, zorluğu her zamana değil, belirli günlere sınırlar. Bu ifade bütünüyle, mesajı basit ve genel bir ilkeden farklı bir gerçek yaşam deneyimine geçirir.
Alıştırma
Bu parçada Yet on some days ne yapıyor? The plan is simple. Yet on some days, it is hard to follow.
- Planın neden basit olduğunu açıklar.
- Basit bir planla belirli zamanlarda yaşanan uygulama zorluğunu karşılaştırır.
- Planın şu ana kadar gerçekleşmediğini söyler.
Cevabı göster
Basit bir planla belirli zamanlarda yaşanan uygulama zorluğunu karşılaştırır.
I will say that after learning about resistance,
5:21Şunu söylemeliyim ki direnci öğrendikten sonra,
that it's easier to come back from creative slumps than it used to be. Notlar
5:25yaratıcı çöküşlerden geri dönmek eskisinden daha kolay.
come back from creative slumps: yaratıcı bir durgunluktan toparlanmak
Come back from, zor bir durumun veya dönemin ardından toparlanmak anlamına gelir. Buradaki creative slumps, fikirlerin, isteğin veya yaratıcı üretimin azaldığı dönemlerdir; dolayısıyla ifade, yeniden daha verimli bir yaratıcı duruma dönmeyi anlatır. Come back from + zorluk yapısı, yalnızca bir yerden dönmeye değil, sorundan sonra durumun iyileşmesine odaklanır.
Alıştırma
Cümleyi come back from ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After a month without ideas, Maya finally ____ her creative slump.
Cevabı göster
came back from
than it used to be: şimdiki durumu önceki durumla karşılaştırmak
Than it used to be, şimdiki durumu önceki haliyle karşılaştırır. Bu cümlede ikinci it aynı durumu, yani yaratıcı durgunluklardan çıkmayı yeniden belirtir; dolayısıyla bunu yapmak artık eskisinden daha kolaydır. Used to be geçmişteki bir durumu anlatır ve genellikle bu durumun artık değiştiğini düşündürür. Be sözcüğünden sonraki kısım cümlenin ilk yarısından anlaşılır, bu nedenle İngilizcede easier to come back from creative slumps tekrarlanmaz.
Alıştırma
Cümleyi vurgulanan karşılaştırma ifadesiyle tamamlayın: This app is much easier to use ____.
Cevabı göster
than it used to be
deal with: Süregelen Bir Zorlukla Başa Çıkmak
Burada deal with, devam eden bir zorluğu yönetmek, onunla yüzleşmek veya ona karşılık vermek anlamına gelir. Nesne olan something, direnci ifade eder; yani konuşmacı bu zorluğun sürekli ilgi gerektirdiğini söylüyor. Deal with mutlaka tamamen çözmek demek değildir. Sorun devam etse bile onunla başa çıkma sürecini anlatabilir.
Alıştırma
Bu cümlede deal with ne anlama geliyor?
- Bir oyunda kart dağıtmak
- Başka bir şirketle ticaret yapmak
- Süregelen bir zorluğu yönetmek veya ona karşılık vermek
Cevabı göster
Süregelen bir zorluğu yönetmek veya ona karşılık vermek
on a daily basis: Günlük Sıklığı İfade Etmek
On a daily basis, her gün veya günlük sıklıkta anlamına gelir. Bu yapıda basis, bir şeyin gerçekleştiği programı ya da zaman aralığını anlatır. Cümlede pretty much ifadeyi yumuşatır; dolayısıyla konuşmacı bunun istisnasız her gün gerçekleştiğini değil, neredeyse her gün olduğunu söyler.
Alıştırma
Cümleyi “her gün” anlamına gelen dört sözcüklük tam İngilizce ifadeyle tamamlayın: Our safety equipment is checked ____.
Cevabı göster
on a daily basis
maybe somewhere somebody has to hear what you have to say. Ton ve niyet
5:43belki bir yerlerde birisi söyleyeceklerinizi duymaya ihtiyaç duyuyordur.
has to hear what you have to say ile cesaret verme
has to hear what you have to say ifadesinde has to, bir yetkilinin verdiği emri değil, güçlü bir ihtiyacı anlatır. Maybe ve somebody dinleyiciyi belirsiz kıldığı için cümle, tanımadığınız birinin bu mesaja gerçekten ihtiyaç duyabileceğini söyler. What you have to say, ifade etmek istediğiniz düşünceyi, hikâyeyi veya görüşü belirtir. Bu söz, kendini ifade etmeyi başka birine katkı sağlayabilecek bir eylem olarak sunar.
Alıştırma
Bu cümlede has to hear en çok neyi anlatıyor?
- Mesaj, tanınmayan bir dinleyici için gerçekten önemli olabilir.
- Herkesin konuşana kesinlikle katılacağı söylenmektedir.
- Belirli bir dinleyiciye konuşanı dinlemesi emredilmiştir.
Cevabı göster
Mesaj, tanınmayan bir dinleyici için gerçekten önemli olabilir.
We're all on a rock in space anyway. Deyimler
5:48Nasıl olsa hepimiz uzayda bir kayanın üzerindeyiz.
a rock in space anyway: kozmik bir bakışla rahatlatmak
Burada a rock in space, Dünya'yı bilerek sade ve komik bir biçimde tanımlar. Hayata birden kozmik ölçekte bakmak, sıradan bir korkuyu veya utancı daha küçük gösterir; amaç astronomi dersi vermek değil, kişiyi rahatlatmaktır. Anyway, “sonuçta” tavrını ekler ve düşünceyi tamamlamaya yardım eder. İfade bir bütün olarak, bu riskin bu kadar fazla endişeyi hak etmeyebileceğini söyler.
Alıştırma
We're all on a rock in space anyway. cümlesinin konuşmadaki temel etkisi nedir?
- Dünya'nın kaya katmanlarını bilimsel olarak açıklar.
- Bir endişeyi daha önemsiz göstermek için büyük ve mizahi bir bakış açısı kullanır.
- Uzayda yaşamanın fiziksel açıdan tehlikeli olduğu konusunda uyarır.
Cevabı göster
Bir endişeyi daha önemsiz göstermek için büyük ve mizahi bir bakış açısı kullanır.
So do the thing: samimi bir harekete geçme çağrısı
So do the thing. cümlesinde do emir kipinde kullanılır: konuşan kişi dinleyene harekete geçmesini söyler. Burada the thing fiziksel bir nesne anlamına gelmez. Daha önce konuşulan eylemi, yani dinleyenin denemek istediği yaratıcı adımı veya fikri temsil eder. So, bu harekete geçme çağrısını önceki cesaretlendirmenin pratik sonucu olarak sunar. Eylemin özellikle belirtilmemesi mesajı hafif tutar ve her dinleyenin bunu kendi hedefiyle ilişkilendirmesini sağlar.
Alıştırma
So do the thing ifadesindeki the thing neyi belirtir?
- Konuşan kişinin elinde tuttuğu fiziksel bir nesneyi
- Dinleyenin yapmak istediği ancak yapma konusunda tereddüt ettiği eylemi
- Konuyla ilgisi olmayan herhangi bir görevi
Cevabı göster
Dinleyenin yapmak istediği ancak yapma konusunda tereddüt ettiği eylemi
Get out of your own way: kendi kendine engel olmayı bırak
Get out of your own way, “kendi kendine engel olmayı bırak” anlamına gelen deyimsel bir emir ifadesidir. Burada gerçek bir yol veya fiziksel bir engelleme yoktur; engel dinleyenin kendi korkusu, ertelemesi, aşırı düşünmesi veya kendinden şüphe etmesidir. İfade, bir kişinin gitmesi gereken yolun üzerinde kendisinin durduğu görüntüsüne dayanır. Tavsiye olarak dinleyeni kendi oluşturduğu engeli kaldırmaya ve bir hedefe doğru ilerlemeye başlamaya yönlendirir.
Alıştırma
Tavsiyeyi bu dersteki kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: You have a good plan. Now ____.
Cevabı göster
get out of your own way
And don't deny the world of your contribution. Ton ve niyet
5:55Ve dünyayı kendi katkınızdan mahrum bırakmayın.
don't deny the world of your contribution ifadesinin amaçlanan anlamı ve standart fiil kalıpları
Bu cümlede don't deny the world of your contribution motive edici bir öğüttür: sunabileceğin çalışmayı, fikirleri veya ifadeyi kendine saklama. Burada deny, “bir şeyin doğru olmadığını söylemek” değil, “birinin bir şeyi alamamasına yol açmak” anlamında kullanılmak istenmiştir. Standart İngilizcede genellikle deny the world your contribution veya deprive the world of your contribution denir. Özgün deny ... of ifadesi bu iki kalıbı karıştırır; bu yüzden teşvik edici niyetini anlayın, ancak onu standart bir dil bilgisi modeli olarak kullanmayın.
Alıştırma
Amaçlanan öğüdü standart İngilizceyle ifade ederken alıcı + of + şey kalıbını koruyan cümle hangisidir?
- Don't deny your contribution to the world.
- Don't deprive the world of your contribution.
- Don't deny the world of your contribution.
Cevabı göster
Don't deprive the world of your contribution.
I end up discussing this topic a lot on this channel Öbek fiiller
6:03Sonuç olarak bu konuyu bu kanalda çokça tartışıyorum
end up discussing: nihai sonucu anlatmak için end up + -ing
end up + -ing, bir eylemin durumun nihai sonucu olduğunu anlatır. Bazen durum farklı bir şekilde başlamış veya kesin bir plan yapılmamış olabilir. Burada end up discussing, bu konunun konuşmacının kanalda ele aldığı konular arasına tekrar tekrar girdiğini anlatır; tartışmanın sona erdiği anlamına gelmez. Bir eylemi anlatırken end up sonrasında -ing biçimini kullanın: end up discussing denir, end up to discuss denmez. a lot, bu sonucun sık sık ortaya çıktığını gösterir.
Alıştırma
Cümleyi end up ve talk fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: Even when we start with homework, we ____ about video games.
Cevabı göster
end up talking
truly get over: bir zorluğu gerçekten aşmak
Bu cümlede get over deyimsel olarak kullanılır: direncin üstesinden gelmek ya da artık sizi güçlü biçimde etkilemediği bir noktaya ulaşmak anlamındadır. Bir şeyin üzerinden fiziksel olarak geçmeyi anlatmaz. Truly, sadece öyle görünmeyi değil, bu duruma gerçekten ulaşmayı vurgular. Konuşan kişi I don't think dediği için, dirençle başa çıkmayı öğrenebilsek bile onun üzerimizdeki etkisinin hiçbir zaman tamamen kaybolmayabileceğini anlatır.
Alıştırma
Cümlede truly get over the resistance ne anlama geliyor?
- direncin tamamen üstesinden gelmek veya etkilerini geride bırakmak
- direncin üzerinden fiziksel olarak tırmanıp geçmek
- direnci geçici olarak görmezden gelmek
Cevabı göster
direncin tamamen üstesinden gelmek veya etkilerini geride bırakmak
that we get better at dealing with Kalıp ifadeler
6:16başa çıkmada daha iyi hale geldiğimiz bir şey
get better at dealing with: bir şeyle başa çıkmada zamanla gelişmek
Get better at + isim veya -ing biçimi, bir beceri ya da etkinlikte zamanla gelişmek anlamına gelir. Burada dealing with bir sorunla başa çıkmak demektir; dolayısıyla we get better at dealing with, insanların direnci yönetme konusunda giderek daha becerikli hâle geldiğini anlatır. At bir edattır, bu nedenle deal yalın hâlde kalmak yerine dealing biçimine dönüşür. something that we get better at dealing with yapısında something, with sözcüğünden sonra gelen nesne olarak anlaşılır.
Alıştırma
Cümleyi deal with ifadesinin -ing biçimiyle tamamlayın: With practice, you'll get better at ____ difficult conversations.
Cevabı göster
dealing with
as we get more experienced ... as time goes on: birlikte gelişen değişimler
Buradaki iki as kullanımı da “bir değişim geliştikçe” veya “bir süreç ilerledikçe” anlamına gelir. İlk yan cümle deneyimin artışını, ikincisi ise zamanın geçişini izler. İkisi birlikte, dirençle başa çıkma becerisinin bu iki değişimle beraber yavaş yavaş geliştiğini gösterir. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp as + özne + değişim bildiren fiil öbeğidir. Bu kalıp, birlikte gelişen iki süreci birbirine bağlar. Burada as tam yan cümleler başlatır; as a teacher örneğindeki gibi “... olarak” anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümlede as, bir değişimin başka bir değişimle birlikte geliştiğini gösterir?
- As a captain, Lena checks the equipment.
- As the days get longer, the garden receives more sunlight.
- As the door was locked, we waited outside.
Cevabı göster
As the days get longer, the garden receives more sunlight.
I feel like confidence builds up every time you do get through it. Notlar
6:22onu her aştığınızda özgüvenin arttığını hissediyorum.
confidence builds up: öz güvenin zamanla giderek artması
Confidence builds up ifadesinde build up, “giderek artmak” veya “birikmek” anlamına gelir. Artan şey confidence olduğu için build up burada nesne almadan kullanılır. Bir kişi zorluğu her atlattığında öz güvenine biraz daha eklenir. Bu kalıpta pressure builds up, tension builds up veya strength builds up örneklerinde olduğu gibi soyut bir kavram sıkça özne olur. Fiziksel bir nesnenin gerçekten inşa edilmesini değil, zaman içinde gelişen bir süreci anlatır.
Alıştırma
Cümleyi, bu derste öğrendiğiniz ve “giderek artar” anlamına gelen öbek fiille tamamlayın: With each successful presentation, Maya's confidence ____.
Cevabı göster
builds up
do get through içindeki vurgulu do
Bu olumlu yan cümlede do vurgu katar: kişi zorluğu gerçekten aşar. Buradaki do, soru oluşturmak için kullanılan yardımcı fiil değildir. Get through it, zor bir döneme veya engele dayanıp onu başarıyla atlatmak demektir. do get through it bütünü, bu direncin gerçekten aşılabildiğini vurgulayarak dinleyene güven verir.
Alıştırma
Cümleyi get through ifadesinin vurgulu biçimiyle tamamlayın: The training is exhausting, but we ____ it every week.
Cevabı göster
do get through
But if this is something that you relate to and you want to learn more about it, Öbek fiiller
6:26Ama eğer bu sizin de bağ kurduğunuz ve hakkında daha fazla bilgi edinmek istediğiniz bir şeyse,
Kişisel bağ kurma anlamındaki relate to
Burada relate to, anlatılan şeyde kendi deneyim veya duygularını görmek ve onunla kişisel bir bağ kurmak anlamına gelir. Dinleyen kişi benzer bir yaratıcı direnç yaşamış olabilir; bu nedenle ifade, konunun ona kişisel olarak tanıdık gelip gelmediğini sorar. Bu anlam, bir kişi bir deneyim, duygu, kişi, karakter veya hikâyeyle bağ kurduğunda sık görülür. İki konu arasındaki tarafsız bir bağlantıdan daha fazlasını anlatır.
Alıştırma
Hangi cümlede relate to, “aynı duyguyu veya deneyimi kendinde de görmek” anlamında kullanılmıştır?
- This document relates to the new safety rules.
- I can relate to her nervousness because I felt the same way.
- The repair cost is related to the age of the car.
Cevabı göster
I can relate to her nervousness because I felt the same way.
I highly, highly recommend: tekrarla daha güçlü vurgu
I highly recommend, konuşanın bir şeyi çok güçlü biçimde tavsiye ettiğini belirtir. highly sözcüğünü tekrarlamak tavsiyeyi daha da vurgulu yapar; ek bir coşku ve samimiyet aktarır. İkinci highly, bilinçli bir konuşma vurgusudur; dil bilgisi açısından zorunlu değildir ve mutlaka bir hata sayılmaz. Temel anlam aynı kalır, yalnızca tutumun gücü artar.
Alıştırma
Bu cümlede highly sözcüğünün tekrarlanması ne sağlar?
- Tavsiyeyi daha güçlü ve coşkulu yapar.
- Konuşanın tavsiye konusunda kararsız olduğunu gösterir.
- recommend fiilini geçmiş zamana dönüştürür.
Cevabı göster
Tavsiyeyi daha güçlü ve coşkulu yapar.
I wish that somebody told me to read this book earlier.
6:35Keşke biri bana bu kitabı daha erken okumamı söyleseydi.
It would have just saved me so much stress and anxiety. Dilbilgisi
6:39Beni bir sürü stres ve endişeden kurtarırdı.
would have saved: gerçekleşmemiş bir geçmiş sonucu
would have + fiilin üçüncü hâli, geçmişte mümkün olan ancak gerçekleşmeyen bir sonucu anlatır. Burada would have saved, kitabın daha önce tavsiye edilmesinin büyük miktarda stres ve kaygıyı önleyebileceği anlamına gelir. Geçmiş koşul açıkça söylenmez ancak bağlamdan if someone had recommended the book earlier olarak anlaşılır. Just burada yaklaşık olarak simply anlamında vurgu ekler; sonucu gerçek hâle getirmez.
Alıştırma
Hangi cümle şu kaçırılmış geçmiş sonucunu ifade eder: daha erken yardım alınmadı, ancak alınsaydı gereken süreyi azaltabilirdi?
- Getting help earlier would have saved me a lot of time.
- Getting help tomorrow will save me a lot of time.
- Getting help earlier saved me a lot of time.
Cevabı göster
Getting help earlier would have saved me a lot of time.
quite the popular book: vurgulu değerlendirme
quite the + isim öbeği kalıbı, konuşanın güçlü değerlendirmesini ifade eder. quite the popular book ifadesinde popular sıfatı isim öbeğinin içinde kalır; dolayısıyla konuşan kitabın özellikle ya da dikkat çekici derecede popüler olduğunu belirtir. Bu kullanım, yalnızca It's quite popular demekten daha vurgulu ve kişisel bir yorum gibi duyulur. Buradaki the, quite the kalıbının bir parçasıdır; yalnızca daha önce sözü edilen belirli bir popüler kitabı göstermez.
Alıştırma
Hangi cümlede quite the, kişisel ve vurgulu bir değerlendirme yapmak için kullanılmıştır?
- The neighborhood library has become quite the popular spot after school.
- The neighborhood library is popular after school.
- The neighborhood library has become a popular spot after school.
Cevabı göster
The neighborhood library has become quite the popular spot after school.
so I'm not going to say too much about it. Ton ve niyet
6:44bu yüzden hakkında çok fazla şey söylemeyeceğim.
I'm not going to say too much about: bir konunun ayrıntılarını sınırlamak
I'm not going to, konuşanın şu anki planını belirtir. Say too much about + konu, o konu hakkında çok sayıda ayrıntı vermek demektir. Bu nedenle olumsuz biçim, konuşanın konudan kısaca söz edebileceğini ancak onu uzun uzun ele almayacağını gösterir. Bir videoda, konuşmada veya toplantıda bu cümle konunun kapsamını yönetir: ek ayrıntıları kapatır ve dikkati yeniden ana konuya yöneltir. Konuşmayı tamamen reddetmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Bütçeden bugün yalnızca kısaca söz edileceğini göstermek için cümleyi dersteki ifadeyle tamamlayın: I'm not going to ____ the budget today; we only have five minutes.
Cevabı göster
say too much about
then I will leave a link in the description below.
6:48o zaman aşağıdaki açıklama kısmına bir bağlantı bırakacağım.
if you are interested ... then I will leave a link: ilgiyi bir eyleme bağlamak
if yan cümlesi dinleyicinin ilgisini koşul olarak verir, then I will leave... ise konuşan kişinin bu koşulda yapmayı planladığı eylemi belirtir. Then, koşul ile sonuç arasındaki bağlantıyı daha belirgin hâle getirir; will ise gelecekteki bir eylemi gösterir. Çevrim içi video dilinde leave a link, tıklanabilir bir bağlantı koymak veya sunmak anlamına gelir. The description below, video sayfasının daha aşağısındaki açıklama bölümünü ifade eder. Konuşan kişi, daha fazla bilgi isteyen izleyicilere ek bir kaynak sunmaktadır.
Alıştırma
Hangi cümle, ilgilenen izleyicilere bir kaynak sağlanacağını doğal biçimde anlatır?
- If you are interesting, then I will leave a link under the table.
- If you are interested, then I will leave a link in the description below.
- Because you are interested, I left a link in the description below.
Cevabı göster
If you are interested, then I will leave a link in the description below.
seeing as though it truly is part of the creative process. Kalıp ifadeler
6:54bunun gerçekten yaratıcı sürecin bir parçası olduğunu düşünürsek.
I doubt this would be the last time: tekrar yaşanacağını yumuşak bir dille tahmin etmek
Konuşan kişi, bunun son kez olacağı iddiasından şüphe ediyor. Başka bir deyişle, bunun son olay olduğuna inanmıyor ve konunun büyük olasılıkla yeniden gündeme geleceğini ima ediyor. Bu ifade kesin bir söz değil, yumuşatılmış bir tahmindir. Tekrar kullanılabilen I doubt this will/would be the last time... kalıbı, belirsizliğe yer bırakarak bir şeyin yeniden gerçekleşmesinin olası olduğunu anlatır.
Alıştırma
I doubt this would be the last time ifadesi büyük olasılıkla neyi ima eder?
- Konu büyük olasılıkla yeniden gündeme gelecektir.
- Konuşan kişi konuyu bir daha asla anmayacağına söz verir.
- Konuşan kişi bir sonraki olayın tam zamanından emindir.
Cevabı göster
Konu büyük olasılıkla yeniden gündeme gelecektir.
seeing as though: neden belirtmek
Seeing as though, it truly is part of the creative process yan cümlesini konuşanın önceki yargısını destekleyen neden olarak sunar. Burada because veya given that anlamındadır; though bir karşıtlık oluşturmaz. Aktarılabilir kalıp şudur: yargı veya karar + seeing as though + destekleyici neden. Neden, önceki ifadeyi anlaşılır kılan bir gerçek olarak sunulur.
Alıştırma
Örnek cümlede seeing as though hangi ilişkiyi ifade ediyor?
- Önceki yargıyı destekleyen bir neden verir.
- Önceki yargıyla çelişen bir gerçeği sunar.
- Öznenin nasıl göründüğünü anlatır.
Cevabı göster
Önceki yargıyı destekleyen bir neden verir.
I will assume that as I grow as a person and as a creator, Dilbilgisi
6:58Tahmin ediyorum ki bir insan ve bir yaratıcı olarak geliştikçe,
As I grow ... will evolve as well: zaman içinde bağlantılı değişim
as I grow as a person and as a creator ifadesinde ilk as, “geliştikçe” veya “süreç boyunca” anlamındadır. Gelişimi devam eden bir süreç olarak sunar. Sonraki as ifadeleri, konuşanın geliştiği iki yönü veya konumu belirtir: bir insan olarak ve bir yaratıcı olarak. Will evolve as well, buna bağlı ikinci bir değişim ekler. Burada as well, “aynı derecede iyi” değil, “de” anlamındadır. Aktarılabilir kalıp As X develops, Y will change as well. biçimindedir.
Alıştırma
Bir değişimin başka bir değişimle birlikte geliştiğini göstermek için cümleyi As ve as well ile tamamlayın: ____ Omar gains experience as a coach, his feedback will become clearer ____.
Cevabı göster
As · as well
I would love to hear your own thoughts on this in the comments below Ton ve niyet
7:06Aşağıdaki yorumlarda bu konudaki kendi düşüncelerinizi duymayı çok isterim
I would love to hear your own thoughts: fikir paylaşmaya yönelik nazik bir davet
Bu cümlede I would love to hear..., izleyicileri fikirlerini paylaşmaya sıcak ve nazik bir şekilde davet eder. Buradaki love romantik aşk değil, “çok istemek” anlamındadır; would ise bu isteği daha yumuşak gösterir. Hear your own thoughts on this, “bu konu hakkında şahsen ne düşündüğünü öğrenmek” demektir; in the comments below ise yanıtın nereye yazılacağını belirtir. Yeniden kullanılabilecek kalıp I would love to hear your thoughts on + konu şeklindedir.
Alıştırma
Davet cümlesini dersteki nazik ifadeyle tam olarak tamamlayın: After you read my proposal, I ____ your thoughts on it.
Cevabı göster
would love to hear
you can find me on Instagram, TikTok, and Twitter @LifeofRiza
7:10beni Instagram, TikTok ve Twitter'da @LifeofRiza adresinde bulabilirsiniz.
and in the meantime: şimdi yapılabilecek şeye geçiş yapmak
In the meantime, “beklenen bir sonraki olay veya aşamadan önceki zaman aralığında” demektir. Bu kapanışta kesin bir bitiş noktası belirtilmez; ifade, ana konudan izleyicilerin şimdi yapabileceği bir şeye, yani içerik üreticisini sosyal medyada bulmaya yumuşak bir geçiş yapar. And, bu ek bilgiyi önceki kapanış düşüncesine bağlar. In the meantime ifadesini “ortalama zaman” göndermesi olarak değil, sabit bir zaman geçiş kalıbı olarak düşünün.
Alıştırma
Geçişi dersteki ifadeyle tam olarak tamamlayın: The next update will arrive tomorrow, ____, you can read the guide.
Cevabı göster
and in the meantime