Seni engelleyen şey bu olabilir.: İngilizce çalışma notları

Life Of Riza

Öğrenme zorluğu
999 kelime 173 kel/dk

Video özeti: Serbest çalışan bir içerik üreticisi; korku, özgüven eksikliği, erteleme ve onaylanma arzusunun yaratıcı çalışmayı nasıl engelleyebildiğini kendi deneyimi üzerinden ele alıyor. Bir kitaptan hareketle bu iç engelleri “direnç” olarak tanımlıyor ve bunları tamamen yok edemesek de kendimize üretme izni vererek aşmayı öğrenebileceğimizi savunuyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. The War of Art by Steven Pressfield — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: Konuşmacıya yaratıcı direnci anlaması için bir çerçeve sunan kitabı ve yazarını tanıyın; bu referansın, anlatının geri kalanına yön veren iç çatışma ve mücadele dilini neden açıkladığını kavrayın. 2. But the more I researched about it, the more I realized that this is a more universal experience than I thought. — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Bir süreç ilerledikçe başka bir değişimin de ona paralel geliştiğini göstermek için the more ..., the more ... yapısını kullanın. Burada daha çok araştırma yapmak, kişisel sanılan bir güçlüğün aslında pek çok insan tarafından paylaşıldığını fark etmeye yol açıyor. 3. Get out of your own way. — Deyimler ve mecazlı ifadeler: İfadenin fiziksel olarak yoldan çekilmek değil, şüphe, korku veya kaçınma yoluyla kendini engellemeyi bırakmak anlamına geldiğini anlayın; kişi kendi önündeki en büyük engel olduğunda onu harekete teşvik etmek için kullanın.

Bu derste

Over the years, there's been a number of challenges that I've faced in the pursuit of a creative career. Notlar

0:00

Yıllar boyunca, yaratıcı bir kariyer peşinde koşarken birçok zorlukla karşılaştım.

Anlatım akışı

Over the years: uzun vadeli bir geçmişe bakış çerçevesi kurmak

Over the years, “şimdiye veya söz edilen zamana kadar geçen uzun yıllar boyunca” anlamına gelir. Cümlenin başında kullanıldığında belirli bir tarih vermek yerine geniş bir zaman çerçevesi kurar. Dinleyiciye, devamındaki bilgileri bu dönem boyunca biriken deneyimlerin, değişimlerin veya tekrarlanan olayların özeti olarak anlaması gerektiğini gösterir. Kişisel ya da mesleki bir süreci uzun vadeli olarak değerlendirmeye başlamanın doğal bir yoludur.

Alıştırma

Uzun yıllar boyunca biriken değişimlere geniş bir açıdan bakmayı en iyi hangi cümle başlatır?

  1. For years, I used the same teaching method.
  2. Over the years, my approach to teaching has changed.
  3. In recent years, my approach to teaching has changed.
Cevabı göster

Over the years, my approach to teaching has changed.

Dilbilgisi

there's been a number of challenges: şimdiye kadar gerçekleşenleri bildirmek

there's been ifadesindeki 's, has anlamına gelir; dolayısıyla there's been, there has been ifadesinin kısaltmasıdır. Bu, varlık bildiren there yapısının present perfect biçimidir: zorlukların var olduğunu veya ortaya çıktığını belirtir; there burada bir yeri göstermez. Over the years ile birlikte kullanıldığında, günümüze kadar uzanan bir dönem içinde çeşitli zorlukların yaşandığını bildirir. Her zorluğun o dönemin tamamı boyunca sürdüğü anlamına gelmez. A number of, “birkaç veya birçok” anlamına gelir ve ardından çoğul challenges ismi gelir.

Alıştırma

Cümleyi There has been ifadesinin kısaltmasıyla tamamlayın. Şimdiye kadar ilerleme kaydedildiğini göstermelidir: ____ a lot of progress on the project this month.

Cevabı göster

There's been

Kalıp ifadeler

in the pursuit of a creative career: uzun vadeli bir kariyer hedefini anlatan resmî ifade

In the pursuit of a creative career, yaratıcı işlere dayalı bir kariyer kurma hedefine doğru sürekli çaba gösterirken anlamına gelir. Buradaki pursuit, bir hedefe ulaşma çabasını belirtir; bir insanı kovalamak anlamına gelmez. In the pursuit of... edat öbeği, zorlukların hangi uzun vadeli hedefin peşinden giderken yaşandığını gösterir. Cümleye ayrıca resmî ve geçmişe dönük bir ton verir.

Alıştırma

Cümleyi vurgulanan resmî ifadeyle tamamlayın: She moved abroad ____ a career in marine science.

Cevabı göster

in the pursuit of

Lack of confidence,

0:05

Özgüven eksikliği,

fear of judgment,

0:07

yargılanma korkusu,

or not trusting my ideas enough to say the least. Deyimler

0:08

ya da en hafif tabirle kendi fikirlerime yeterince güvenmemek.

Deyimler

to say the least: hafif söyleyerek vurgu yapma

To say the least, kasıtlı olarak hafif söyleme bildiren bir deyimdir. Konuşmacı, önceki açıklamayı dürüstçe söylenebilecek en düşük düzeydeki ifade olarak sunar ve gerçeğin daha güçlü, daha kötü veya daha şaşırtıcı olduğunu ima eder. Burada özgüvenle ilgili zorlukların listesinden sonra gelir ve bu listenin sorunun tamamı değil, ölçülü bir anlatımı olduğunu gösterir. Daha az sözcük kullanmayı istemez; düşünceyi dolaylı biçimde güçlendirir.

Alıştırma

Cümleyi, kasıtlı olarak hafif söylemeyi belirten vurgulanmış ifadeyle tamamlayın: After three canceled flights, the trip was frustrating, ____.

Cevabı göster

to say the least

For quite some time, Kalıp ifadeler

0:12

Oldukça uzun bir süre boyunca,

I thought I was just doing something wrong.

0:13

sadece yanlış bir şey yaptığımı düşündüm.

Kalıp ifadeler

For quite some time: oldukça uzun süren kesintisiz bir dönem

For quite some time, oldukça uzun bir süre boyunca anlamına gelir. For süreyi gösterir; quite ise some time ifadesini güçlendirerek bu dönemin kısa değil, kayda değer ölçüde uzun olduğunu anlatır. Cümlenin başında kullanıldığında I thought ile belirtilen düşüncenin geçici olmadığını, uzun süre devam ettiğini gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle endişenin oldukça uzun bir süre kesintisiz devam ettiğini belirtir?

  1. For quite some time, I was worried about the exam.
  2. From time to time, I was worried about the exam.
  3. At one point, I was worried about the exam.
Cevabı göster

For quite some time, I was worried about the exam.

I wondered why there were days Dilbilgisi

0:15

Neden bazı günlerin olduğunu merak ettim

where it was just so hard to do the work

0:17

çalışmanın bu kadar zor olduğu

Dilbilgisi

there were days where: belirli günlerdeki durumları anlatmak

There were days where, belirli bir durumun yaşandığı bazı günleri anlatıya sokar. Varoluş yapısı there were önce bu günleri tanıtır, ardından gelen yan cümle de o günlerin nasıl olduğunu açıklar. Burada where fiziksel bir yeri göstermez. Günlük konuşma İngilizcesinde days gibi bir zaman, ortam veya durum olarak ele alınabilir; anlamı there were days when ifadesine yakındır.

Alıştırma

Örnekte where neyi ifade ediyor?

  1. işin neden zor olduğunu
  2. işin yapıldığı fiziksel bir yeri
  3. bazı günlerde yaşanan durumu
Cevabı göster

bazı günlerde yaşanan durumu

and if I was doing something that I loved to do, Dilbilgisi

0:20

ve eğer yapmayı sevdiğim bir şeyi yapıyorsam,

then why did sometimes working on a project

0:24

o zaman neden bazen bir proje üzerinde çalışmanın

feel like going to war. Deyimler

0:27

savaşa gidiyormuş gibi hissettirdiğini.

Dilbilgisi

if ... then why: beklentiye uymayan bir sonucu sorgulamak

if bir başlangıç düşüncesi, yani bir öncül sunar; then why ise bu öncülden doğan soruyu başlatır. Buradaki then, zaman sırasındaki “sonra” değil, “bu doğruysa, o hâlde” anlamındadır. if ... then why ... kalıbı, öncülün oluşturduğu beklenti ile gerçekte olan şey arasındaki uyumsuzluğu gösterir. Konuşan kişi sevdiği bir işin olumlu hissettirmesini beklediği için, işin savaş gibi hissettirmesi bir soru doğurur.

Alıştırma

if ... then why ... akıl yürütme kalıbını tamamlayın: If this route is the easiest, ____ are we still lost?

Cevabı göster

then why

Deyimler

feel like going to war: yoğun baskıyı anlatan bir benzetme

Bu cümlede feel like going to war gerçek bir olayı doğrudan anlatmaz, mecaz olarak kullanılır. Bir proje üzerinde çalışmak savaşa girmeye benzetilerek yoğun baskı, korku ve mücadele duygusu aktarılır; gerçek bir savaştan söz edilmez. “Bir etkinlik + feels like + -ing” yapısı, bir deneyimi başka bir şeyi yapma deneyimiyle karşılaştırabilir. Burada özne working on a project olduğu için savaş benzeri olarak anlatılan şey etkinliğin tamamıdır.

Alıştırma

Örnekteki feel like going to war ne anlama geliyor?

  1. Projenin askerî tarih hakkında olduğunu söylüyor.
  2. Projenin yarattığı baskıyı bir savaşa girme deneyimine benzetiyor.
  3. Konuşan kişinin asker olmayı planladığını söylüyor.
Cevabı göster

Projenin yarattığı baskıyı bir savaşa girme deneyimine benzetiyor.

But I realized through enough practice

0:30

Ancak yeterince pratik yaparak

and reading and talking with friends about it

0:32

ve okuyarak, arkadaşlarımla bu konuyu konuşarak fark ettim ki

that these feelings are truly part of it Kalıp ifadeler

0:35

bu duygular gerçekten işin bir parçası

Kalıp ifadeler

truly part of: bir sürecin gerçekten parçası olmak

truly part of it ifadesinde part of, bir şeyin daha büyük bir deneyimin içinde yer aldığını anlatır; truly ise bu doğrulamayı güçlendirir: Bu duygular gerçekten de o sürece aittir. Buradaki it, fiziksel bir nesneyi değil, yaratıcı süreci veya yaratıcı bir kariyeri ifade eder. Bu ifade, zor duyguları bir şeylerin yanlış gittiğinin kanıtı olarak değil, sürecin normal bir unsuru olarak yeniden yorumlar.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “gerçekten içinde yer almak” anlamına gelen üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: Making mistakes is ____ learning a language.

Cevabı göster

truly part of

and the real battle is Deyimler

0:38

ve asıl savaş

going against this thing called resistance.

0:40

direnç denen bu şeye karşı koymakmış.

Deyimler

the real battle is going against: direnci ana rakip olarak göstermek

The real battle dikkati asıl zorluğa yöneltir; going against ise ona karşı çıkmak veya direnmek anlamına gelir. Bu sözler birlikte soyut bir iç çatışmayı gerçek bir mücadeleymiş gibi sunar. Bu cümlede rakip resistance, yani yaratıcı bir işe başlamayı veya devam etmeyi zorlaştıran içsel güçtür. Going against bir yere doğru hareket etmeyi anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki altı kelimelik savaş benzetmesiyle tamamlayın: When I write, ____ the urge to quit.

Cevabı göster

the real battle is going against

I wish this was something that I learned about earlier, Dilbilgisi

0:52

Keşke bunu daha erken öğrenseydim,

Dilbilgisi

I wish ... learned about earlier: geç öğrenmiş olmaktan pişmanlık duymak

Bu cümlede I wish, konuşanın gerçekliğin farklı olmasını istediği bir durumu açar. Buradaki this, daha önce söz edilen direnç kavramına gönderme yapar. Konuşan bu kavramı gerçekten öğrenmiştir, ancak şimdi yararlı olacağını düşündüğü kadar erken öğrenmemiştir. was ve learned geçmiş biçimleri, anlatıyı yalnızca geçmiş zamana taşımaz. wish ve earlier ile birlikte, gerçek dışı ve pişmanlık taşıyan bir anlam oluşturur. Daha doğrudan ve özenli biçim I wish I had learned about this earlier. cümlesidir.

Alıştırma

Konuşan, I wish this was something that I learned about earlier? ile ne anlatıyor?

  1. Bunu öğrenip öğrenmediğinden emin değil.
  2. Bunu ilk kez incelemeyi planlıyor.
  3. Bunu daha erken öğrenmemiş olmaktan pişmanlık duyuyor.
Cevabı göster

Bunu daha erken öğrenmemiş olmaktan pişmanlık duyuyor.

especially a couple of years ago when I

0:55

özellikle birkaç yıl önce

decided to quit my very well-paying 9-5 Kelime

0:57

serbest meslek kariyerime başlamak için

in order to start a freelance career. Dilbilgisi

1:01

çok iyi maaşlı sabah 9 akşam 5 işimi bırakmaya karar verdiğimde.

Kelime

very well-paying 9-5: iyi maaşlı, düzenli bir iş

Well-paying iyi maaş sağlayan bir işi anlatır; very ise bu anlamı güçlendirir. a 9-5, hafta içi gündüz saatlerinde düzenli bir programı olan geleneksel bir işi, çoğunlukla da ofis işini anlatan resmî olmayan bir isimdir. Bu işin mutlaka tam olarak 9:00 ile 17:00 arasında sürmesi gerekmez. Bu cümlede ifade, serbest çalışmak için iyi maaştan ve öngörülebilir bir programdan vazgeçildiğini vurgular.

Alıştırma

She left a very well-paying 9-5 to freelance cümlesinde kişi neyi bıraktı?

  1. Dokuz eksi beşi gösteren bir işlemi
  2. Ücretsiz bir akşam dersini
  3. Düzenli saatleri ve iyi maaşı olan geleneksel bir işi
Cevabı göster

Düzenli saatleri ve iyi maaşı olan geleneksel bir işi

Dilbilgisi

in order to start: amacı açıkça belirtmek

Bu cümlede in order to start, işten ayrılmanın amacını belirtir: hedef serbest çalışma kariyerine başlamaktır. Konuşanın neden ayrıldığını açıklar; olayların ne zaman gerçekleştiğini değil. Yapı in order to + fiilin yalın hâli biçimindedir. Burada start yalın hâldedir ve bütün ifade amaç ilişkisini açıkça gösterir.

Alıştırma

Cümleyi öğrendiğiniz amaç ifadesiyle tamamlayın: We left home early ____ catch the first train.

Cevabı göster

in order to

You know, you always hear people say, Ton ve niyet

1:08

Bilirsiniz, her zaman insanların şöyle dediğini duyarsınız:

Ton ve niyet

You know: konuşmaya özgü bir giriş ifadesi

Bu cümlenin başındaki You know bir söylem belirleyicisidir. Dinleyicinin bir gerçeği bilip bilmediğini sormaz. Dinleyiciyi konuşmaya dâhil eder ve sonraki düşünceyi tanıdık veya ortak bir düşünce gibi sunar. Asıl mesaj bu girişten sonra gelir. Konuşmada bir sonraki noktaya yumuşakça geçmeye yardımcı olur ve tek kişilik anlatımı sohbet gibi duyurur.

Alıştırma

"You know, people often worry about change" cümlesinde You know ifadesinin temel görevi nedir?

  1. Dinleyiciye bir sonraki ifadeyi ezberlemesini söyler.
  2. Tanıdık bir düşünceyi sunar ve dinleyiciyle konuşma bağı kurar.
  3. Dinleyiciden bir gerçeği bildiğini kanıtlamasını ister.
Cevabı göster

Tanıdık bir düşünceyi sunar ve dinleyiciyle konuşma bağı kurar.

"Pursue what makes you happy. Dilbilgisi

1:10

"Seni mutlu eden şeyin peşinden git.

Pursue your passion.

1:12

Tutkunun peşinden koş.

And you'll never work a day in your life." Deyimler

1:13

Böylece hayatın boyunca bir gün bile çalışmış olmazsın."

Dilbilgisi

pursue fiilinin nesnesi olarak what makes you happy

Pursue what makes you happy cümlesindeki what makes you happy, “seni mutlu eden şey veya şeyler” anlamına gelir. Buradaki what doğrudan bir soru başlatmaz. What ile başlayan yan cümlenin tamamı bir isim gibi çalışır ve pursue fiilinin nesnesidir. Bu yapı, söz konusu şeyleri önce adlandırmadan what sözcüğünün “... olan şey veya şeyler” (the thing or things that) anlamını taşımasını sağlar.

Alıştırma

“Pursue what makes you happy” cümlesinde what makes you happy ne işe yarar?

  1. Seni neyin mutlu ettiği hakkında doğrudan soru sorar.
  2. Peşinden gidilmesi gereken şey veya şeyleri belirtir.
  3. Pursue eyleminin nasıl yapıldığını anlatır.
Cevabı göster

Peşinden gidilmesi gereken şey veya şeyleri belirtir.

Deyimler

idealize edilmiş bir söz olarak you'll never work a day in your life

Buradaki you'll never work a day in your life, kişinin gerçekten hiçbir işi veya görevi olmayacağına dair gerçek anlamlı bir vaat değildir. Bu bilinen motive edici sözde, sevdiğin bir işin istenmeyen veya ağır bir emek gibi gelmeyebileceği anlatılır. İfade bilinçli olarak abartılıdır. Bu bölümde konuşmacı, sözün arkasındaki aşırı basitleştirilmiş düşünceyi sorgulamadan önce bu sözü alıntılar.

Alıştırma

Bu motive edici sözde “you'll never work a day in your life” genellikle ne anlama gelir?

  1. Hiçbir zaman bir işin veya görevin olmayacak.
  2. Bir gün çalıştıktan sonra çalışmayı bırakmalısın.
  3. Sevdiğin bir iş, istenmeyen bir emek gibi gelmeyebilir.
Cevabı göster

Sevdiğin bir iş, istenmeyen bir emek gibi gelmeyebilir.

But there I was doing exactly that Anlatım akışı

1:16

Ama ben tam olarak bunu yapıyordum

and yet I still felt like I was hitting all of these Deyimler

1:19

ve yine de sanki tüm bu

internal roadblocks

1:23

içsel engellere çarpıyormuş gibi hissediyordum

Anlatım akışı

But there I was doing exactly that and yet: beklenti ile gerçeklik arasındaki karşıtlık

There I was doing exactly that, konuşanın o andaki durumunu gösterir: Kişi, az önce sözü edilen şeyi gerçekten yapıyordur. Burada there esas olarak fiziksel bir yeri göstermez. Exactly that, kişinin tutkusunun peşinden gitmesiyle ilgili önceki fikre gönderme yapar; daha genel olarak that, daha önce sözü edilen bir eyleme ya da tavsiyeye gönderme yapar. But ... and yet ... beklenti ile gerçeklik arasında güçlü bir karşıtlık kurar. İlk bölüm, kişinin işe yaraması beklenen şeyi yaptığını doğrular; and yet ise zorluğun hâlâ sürdüğü şaşırtıcı sonucu getirir. Bu kalıp, beklenen şeyi yaptım ama sonuç yine de beklentiye ters düştü anlamını vermek için kullanılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle, birinin beklenen yolu izlemesine rağmen beklenmedik bir sonuç aldığını göstermek için there I was ... and yet kalıbını kullanıyor?

  1. I stopped following the steps because the machine had already started.
  2. There was the machine by the door, and then I read the instructions.
  3. There I was following every step, and yet the machine still would not start.
Cevabı göster

There I was following every step, and yet the machine still would not start.

Deyimler

hitting all of these internal roadblocks: içsel engelleri yol bariyerlerine benzetmek

internal roadblocks ifadesi, trafiği durduran gerçek yol bariyerlerine dayanan bir mecazdır. Burada kişinin içindeki öz kuşku, korku veya özgüven eksikliği gibi engelleri anlatır. Hitting these roadblocks, ilerlemeyi sürekli önü kesilen bir ileri hareket gibi sunar. All of these, birden fazla içsel engelin söz konusu olduğunu vurgular; bunlar yoldaki gerçek nesneler değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede internal roadblock kişinin içindeki bir engel anlamında kullanılmıştır?

  1. A concrete roadblock stopped traffic outside Maya's office.
  2. Fear of criticism became an internal roadblock whenever Maya tried to share her work.
  3. Maya painted the road inside the building.
Cevabı göster

Fear of criticism became an internal roadblock whenever Maya tried to share her work.

and it didn't make sense to me as to why Kalıp ifadeler

1:24

ve nedenini bir türlü anlayamıyordum.

there was nothing literally standing in my way except for myself. Deyimler

1:28

Kelimenin tam anlamıyla kendi yolumda duran tek şey kendimdim.

Kalıp ifadeler

it didn't make sense to me as to why: kafa karışıklığının nedenini belirtmek

Bu cümlede it didn't make sense to me, “bunu anlayamıyordum” anlamına gelir. make sense to someone yapısı, bir düşünce veya durumun o kişi için anlaşılır olup olmadığını belirtir. Ardından gelen as to why yan cümlesi, kafa karışıklığına neden olan soruyu açıkça belirtir: neden dışarıdan bir engel olmadığı. Burada as to, “hakkında” veya “konusunda” anlamındadır; dolayısıyla bütün yapı “I couldn't understand why ...” şeklinde anlaşılabilir.

Alıştırma

Bu cümlede it didn't make sense to me as to why ne anlama gelir?

  1. Neden dışarıdan bir engel olmadığını anlayamıyordum.
  2. Dışarıdan bir engel olmamasının nedenine katılıyordum.
  3. Yakında fiziksel olarak ayakta duran kimseyi göremiyordum.
Cevabı göster

Neden dışarıdan bir engel olmadığını anlayamıyordum.

Deyimler

standing in my way: bir hedefe doğru ilerlemeyi engellemek

Stand in someone's way çoğu zaman bir kişinin harekete geçmesini, ilerlemesini veya bir hedefe ulaşmasını engellemek anlamına gelir. Soyut bir engeli, yolu kapatan bir şey gibi gösterir. Bu cümlede except for myself, konuşanın kendisini tek engel olarak tanımlar. Ana fikir, konuşanın fiziksel olarak bir yolun üzerinde durması değildir; kendi düşünce veya davranışlarındaki bir şey onu geride tutmaktadır.

Alıştırma

Aksiliğin dinleyenin ilerlemesini engellememesi gerektiğini stand in someone's way ile ifade edin: A small setback should not ____.

Cevabı göster

stand in your way

But it wasn't until I read this book called Dilbilgisi

1:32

Ama şu kitabı okuyana kadar değildi:

The War of Art by Steven Pressfield Kültür

1:34

Steven Pressfield'in Yaratıcılık Savaşı (The War of Art) adlı kitabını

that I first heard about this term

1:37

bu terimi ilk defa duymam

Dilbilgisi

It wasn't until ... that ...: gecikmiş bir dönüm noktasını vurgulamak

It wasn't until A that B yapısını, B'nin A'dan önce gerçekleşmediğini söylemek için kullanın. A değişimi belirleyen olayı veya zamanı, B ise gerçekten gerçekleşen şeyi belirtir. Bu cümlede kitabı okumak dönüm noktasıdır; terimi ilk kez duyma olayı ancak o noktada gerçekleşir. Vurgulanan iki bölümü ayrı ifadeler olarak değil, tek bir kalıp olarak okuyun.

Alıştırma

Dersteki kısaltılmış biçimi kullanarak yapıyı tamamlayın: It ____ until I checked the map ____ I realized we were on the wrong road.

Cevabı göster

wasn't · that

Kültür

The War of Art by Steven Pressfield: kitabı ve konusunu belirlemek

The War of Art, Steven Pressfield'ın kurgu dışı kitabının adıdır; by yazarın adını tanıtır. Bu bağlamda konuşmacı, terimle ilk kez bu kitapta karşılaşmıştır. Başlık bilinçli olarak The Art of War'u çağrıştırır ancak sözcüklerin sırası değişince konu da değişir. The War of Art, insanların yaratıcı veya anlamlı işler yaparken karşılaştığı iç direnci ele alır; gerçek bir savaşın tarihini anlatmaz.

Alıştırma

Bu cümlede The War of Art by Steven Pressfield neyi ifade ediyor?

  1. Bir kitap adı ve ardından yazarının adı
  2. Bir kitap adı ve ardından ana karakterinin adı
  3. Tarihî bir savaşın adı
Cevabı göster

Bir kitap adı ve ardından yazarının adı

and also truly started to understand why

1:40

ve ayrıca neden böyle hissettiğimi

I was feeling this way.

1:43

gerçekten anlamaya başlamam.

We can say resistance takes form as a number of things. Kalıp ifadeler

1:48

Direncin birçok şekilde ortaya çıktığını söyleyebiliriz.

Kalıp ifadeler

resistance takes form as: soyut bir düşünceyi somutlaştırmak

Bu cümlede resistance takes form as, soyut bir kavram olan direncin birkaç somut biçimde görünür veya fark edilir hâle gelmesi demektir. As edatı direncin ortaya çıktığı biçimleri belirtirken a number of things dinleyiciyi bir listeye hazırlar. Take form, “bir şekli alıp götürmek” anlamına gelmez. “Belirli bir biçim kazanmak veya belirli bir biçimde ortaya çıkmak” demektir; böylece bu kalıp soyut bir sorunu insanların fark edebileceği örneklere dönüştürür.

Alıştırma

Bu cümlede resistance takes form as a number of things ne anlama geliyor?

  1. Direnç, birkaç şeyi fiziksel olarak daha güçlü yapar.
  2. Direnç, fark edilebilir birkaç biçimde ortaya çıkar.
  3. Direnç, birkaç nesnenin şeklini ortadan kaldırır.
Cevabı göster

Direnç, fark edilebilir birkaç biçimde ortaya çıkar.

The pressure to fit in, Öbek fiiller

1:52

Uyum sağlama baskısı,

Öbek fiiller

fit in: bir grup tarafından kabul görmek

Burada fit in, bir grubun parçası olarak kabul görmek ve ortama ait değilmiş gibi görünmemek demektir. The pressure to fit in, başkaları tarafından kabul edilmek için onlar gibi davranmaya yönelik toplumsal baskıdır. To mastarı olan to fit in, baskının kişiyi ne yapmaya yönelttiğini belirtir. Buradaki anlam bir gruba ait olmakla ilgilidir; bir nesnenin doğru boyutta olmasıyla ilgili değildir.

Alıştırma

Cümleyi ‘grup tarafından kabul edildiğini hissetmek’ anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: At first, Leo felt left out, but soon he began to ____ at his new school.

Cevabı göster

fit in

fear of judgment,

1:54

yargılanma korkusu,

self-doubt,

1:55

kendinden şüphe etme,

procrastination,

1:56

erteleme,

isolation,

1:58

izolasyon,

ridicule,

1:59

alay,

contempt,

2:00

küçümseme,

rejection,

2:01

reddedilme,

humiliation,

2:02

aşağılanma,

and despair,

2:03

ve umutsuzluk,

and overall hell.

2:04

ve genel olarak cehennem.

It's a whole number of things really that we can spiral down into. Öbek fiiller

2:06

Gerçekten içine sürüklenebileceğimiz bir sürü şey.

Öbek fiiller

spiral down into: giderek kötüleşen olumsuz bir döngüye girmek

Burada spiral down into, giderek kötüleşen olumsuz bir duruma veya döngüye yavaş yavaş girmek anlamına gelir. Spiral görüntüsü, sarmal biçimde aşağı doğru hareket etmeyi çağrıştırır: kötü bir düşünce, duygu veya sorun bir başkasına yol açar ve durumdan çıkmak giderek zorlaşır. Into normalde içine girilen durumu veya sorunu belirtir. things that we can spiral down into yapısında things, içine girilen şeyi zaten adlandırdığı için into sonrasında bir isim gelmez. İfade fiziksel bir yere doğru hareketi değil, mecazi bir süreci anlatır.

Alıştırma

Giderek kötüleşen bir döngüye yavaş yavaş girmek anlamındaki ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: After reading more and more frightening posts, Lena began to ____ self-doubt.

Cevabı göster

spiral down into

But overall,

2:10

Ama genel olarak,

most of these things fall under the umbrella of resistance. Deyimler

2:11

bu şeylerin çoğu direnç şemsiyesi altına girer.

Deyimler

fall under the umbrella of resistance: öğeleri geniş bir kategori altında toplamak

Fall under the umbrella of X, X adlı geniş bir kategoriye dahil olmak demektir. Umbrella burada bir mecazdır: büyük bir etiket, birbirinden farklı ama ilişkili birkaç öğeyi kapsar. Bu cümlede resistance, daha önce ele alınan deneyimlerin çoğunu kapsayan geniş etikettir. İfade bilgiyi düzenlemeye de yarar. Daha küçük öğeler fall under yapısının öznesidir ve daha geniş kategori of sonrasında gelir: A, B, and C fall under the umbrella of X.

Alıştırma

Cümleyi dersteki sınıflandırma ifadesiyle tamamlayın: Password resets and login errors ____ technical support.

Cevabı göster

fall under the umbrella of

We could also think of it as the little annoying voice in our heads Notlar

2:20

Bunu kafamızın içinde olan küçük sinir bozucu bir ses olarak da düşünebiliriz

Kalıp ifadeler

think of it as: anlamaya yardımcı bir bakış açısı sunmak

Think of A as B, “A’yı B olarak anlamak veya hayal etmek” demektir. Bu cümlede it, resistance kavramını gösterir; as sonrasındaki ifade de bu soyut fikri gözde canlandırmayı kolaylaştıran bir benzetme sunar. Bu yapı, A’nın kelimenin tam anlamıyla B olduğunu iddia etmez. Yararlı bir bakış açısı veya karşılaştırma sunar. could ise öneriyi yumuşatarak bunun olası yorumlardan yalnızca biri olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi think of A as B yapısıyla tamamlayın: You can ____ this schedule ____ a map for the week.

Cevabı göster

think of · as

that constantly make us second-guess ourselves. Dilbilgisi

2:23

bizi sürekli kendimizden şüphe ettiren.

Deyimler

the little annoying voice in our heads: olumsuz iç konuşmayı anlatan bir benzetme

Bu ifade, resistance kavramını sürekli şüphe üreten küçük ve sinir bozucu bir ses olarak kişileştirir. Olumsuz iç konuşmayı veya içimizdeki eleştirmeni anlatır ve soyut bir zihinsel çatışmayı sanki biri konuşuyormuş gibi somutlaştırır. Burada voice mecazidir: Konuşmacı zihindeki düşünceleri anlatır; ayrı bir kişinin veya gerçekten duyulabilen bir sesin var olduğunu iddia etmez.

Alıştırma

Bu cümlede the little annoying voice in our heads ne anlama geliyor?

  1. Düşünceleri kaydeden bir cihaz
  2. Başka bir kişiden gelen gerçek bir ses
  3. Olumsuz ve öz eleştirel düşünceleri anlatan bir benzetme
Cevabı göster

Olumsuz ve öz eleştirel düşünceleri anlatan bir benzetme

Dilbilgisi

make us second-guess ourselves: kendi kararımızdan şüphe etmemize yol açmak

Make + nesne + fiilin yalın hâli, “birine bir şey yaptırmak” anlamına gelir. make us second-guess yapısında us etkilenen kişileri gösterir ve second-guess, to almadan yalın fiil biçiminde kalır. Second-guess ourselves, çoğu zaman güvenimiz azaldığı için daha önce verdiğimiz bir kararı veya vardığımız bir yargıyı sorgulamak demektir. Ourselves, us sözcüğüne döner; ifade “ikinci kez tahmin etmek” anlamına gelmez.

Alıştırma

“Kendi kararımızı sorgulamak” anlamındaki kısa çizgili hedef fiille cümleyi tamamlayın: Constant criticism can make us ____ ourselves.

Cevabı göster

second-guess

It tells us all these things that we know are not true,

2:27

Bize doğru olmadığını bildiğimiz her şeyi söyler,

but still tries to convince us otherwise. Kalıp ifadeler

2:30

ama yine de bizi aksine ikna etmeye çalışır.

Kalıp ifadeler

tries to convince us otherwise: bizi aksine ikna etmeye çalışır

Convince someone otherwise ifadesinde otherwise, “aksinin doğru olduğu” düşüncesinin yerini alır; böylece karşıt düşüncenin tamamını tekrarlamak gerekmez. Buradaki önceki düşünce, olumsuz iddiaların doğru olmadığıdır. İç ses ise bizi bu iddiaların doğru olduğuna ikna etmeye çalışır. Tries to yalnızca bir girişimi belirtir, başarılı bir sonucu değil. İfade, sesin bize neyi inandırmaya çalıştığını gösterir.

Alıştırma

“Aksinin doğru olduğu” anlamındaki sözcükle cümleyi tamamlayın: I thought the path was safe, but the warning sign convinced me ____.

Cevabı göster

otherwise

And it's to keep us, you know,

2:33

Ve bu bizi, bilirsiniz,

comfortable in our safe bubble. But ironically, Deyimler

2:35

güvenli balonumuzda rahat tutmak içindir. Ama ironik bir şekilde,

Deyimler

safe bubble: rahat ama sınırlayıcı bir alan

Bu cümlede safe bubble, korunaklı ve rahat hissettiren ama kişiyi zorluklardan ve değişimden uzak tutan tanıdık bir zihinsel ya da sosyal alanın metaforudur. Resistance, bizi bu alanın içinde tutan bir güç gibi resmedilir. Buradaki bubble gerçek anlamda bir balon değildir. Yuvarlak ve çevreleyen imgesi, rahatlığın bizi başkalarından ayırıp sınırlayabileceği fikrini de ekler.

Alıştırma

Cümlede safe bubble neyi anlatıyor?

  1. Bir sorunu çözmek için birlikte çalışan bir ekip
  2. Rahat ve korunaklı olan ama gelişimi sınırlayabilen bir alan
  3. Güvenlik ekipmanı olarak tasarlanmış fiziksel bir balon
Cevabı göster

Rahat ve korunaklı olan ama gelişimi sınırlayabilen bir alan

this is the very thing that holds us back from reaching our full potential. Notlar

2:39

tam potansiyelimize ulaşmamızı engelleyen şeyin ta kendisidir.

Öbek fiiller

holds us back: ilerlememizi veya harekete geçmemizi engellemek

Bu cümlede holds us back, ilerlememizi veya yapabileceğimiz şeyleri başarmamızı engellemek anlamına gelir. Buradaki engel soyuttur; birinin bizi fiziksel olarak geriye çekmesi değildir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp hold + person + back from + -ing şeklindedir. holds us back from reaching ifadesinde us etkilenen kişileri, from reaching ise engellenen eylemi veya sonucu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi “Korkunun seçmelere katılmanı engellemesine izin verme” anlamına gelecek şekilde hold + person + back from yapısıyla tamamlayın: Don't let fear ____ auditioning for the school play.

Cevabı göster

hold you back from

Kalıp ifadeler

reach our full potential: tam potansiyelimize ulaşmak

To reach our full potential, yeteneklerimizi olabildiğince geliştirmek ve kullanmak anlamına gelir. Bu cümlede reaching, from edatından sonra geldiği için reach fiili -ing biçimini alır. Burada potential, yalnızca bir şeyin gerçekleşme olasılığını değil, bir kişinin ya da grubun ulaşabileceği en yüksek yetenek veya gelişim düzeyini anlatır. İyelik sözcüğü özneye göre değişir: reach my, your, her, or their full potential.

Alıştırma

“Yeteneklerini olabildiğince geliştirmek” anlamındaki ifadeyi tamamlayın: Good coaching can help young athletes ____.

Cevabı göster

reach their full potential

In the beginning, not only did I feel all of those things, Dilbilgisi

2:44

Başlangıçta, sadece tüm bu şeyleri hissetmekle kalmadım,

I also didn't know it was an actual thing

2:48

bunun aynı zamanda birçok insanın yaşadığı

Dilbilgisi

not only did I feel ... I also didn't: yan cümle başındaki not only ile devrik yapı

not only bir yan cümlenin başına alındığında özne ile yardımcı fiilin yeri değişir. Burada feel simple past olduğu için özneden önce did kullanılır ve feel yalın hâlde kalır: not only did I feel denir; not only I felt veya not only did I felt denmez. Buradaki did yalnızca vurgu için değildir; devrik yapı bunu gerektirir. Sonraki yan cümle I also didn't know ile ikinci paralel gerçeği ekler. Daha tam kalıp olan not only ..., but ... also ... yapısında but sıkça kullanılır, ancak konuşmada atılabilir. Yalnızca başa alınmış not only ile başlayan yan cümlede devrik yapı kurulur.

Alıştırma

Simple past zamanda başa alınmış not only ... but also kalıbını tamamlayın: Not only ____ Lena finish the report, but she ____ checked every figure.

Cevabı göster

did · also

that a lot of people experienced

2:51

gerçek bir şey olduğunu da bilmiyordum

and I often thought that the work just came Kalıp ifadeler

2:53

ve genellikle işin diğer herkese

so easily to everybody else.

2:56

çok kolay geldiğini düşünürdüm.

Kalıp ifadeler

come easily to someone: birine doğal gelmek veya az çaba gerektirmek

something comes easily to someone kalıbı, bir şeyin bir kişiye doğal gelmesi veya onun için az çaba gerektirmesi demektir. Burada konuşan kişi, diğer insanların işi kolayca yaptığını düşünüyordu. Came, come fiilinin geçmiş zaman biçimidir; ancak burada hareket anlatmaz. Just, so easily ifadesini güçlendirir; everybody else ise konuşan kişi dışındaki herkesi belirtir.

Alıştırma

Bilimin Noor'a doğal geldiğini anlatmak için cümleyi öğrendiğiniz kalıpla tamamlayın: Science ____ Noor, but history takes more effort.

Cevabı göster

comes easily to

Whether it was client work Dilbilgisi

2:59

İster müşteri işi olsun

or personal projects

3:00

ister kişisel projeler

or creating videos on YouTube.

3:02

ister YouTube'da video oluşturmak olsun.

Dilbilgisi

Whether it was A or B or C: listelenen tüm durumları kapsamak

Whether it was A or B or C, bir grup olasılık sunar ve hepsini aynı genel yargının kapsamına alır. Burada müşteri işleri, kişisel projeler ve YouTube videoları üretmek üç tür yaratıcı iştir; konuşan kişi kimseden bunlardan birini seçmesini istemez. whether bir kez kullanılır, ardından paralel ögeler or ile bağlanır. Alıntılanan bu bölüm ortak yargı için çevresindeki cümleye dayanır; bağımsız bir cümlede her duruma uygulanan bir ana cümle ekleyin.

Alıştırma

Hangi cümle, aynı sonucun her durumda geçerli olduğunu göstermek için whether ... or ... kullanır?

  1. Either the meeting is online or in person, so please choose one.
  2. Is the meeting online or in person?
  3. Whether the meeting is online or in person, the start time stays the same.
Cevabı göster

Whether the meeting is online or in person, the start time stays the same.

And it wasn't even the work itself that was hard. Dilbilgisi

3:04

Ve zor olan işin kendisi bile değildi.

Dilbilgisi

It wasn't even the work itself that was hard: beklenen odağı reddetmek

Bu, olumsuz bir it-cleft yani vurgu yapısıdır: It wasn't X that Y. X'i odağa alır ve dinleyicinin bekleyebileceği açıklamanın ya da temel noktanın X olduğu düşüncesini reddeder. Burada X, the work itself ifadesidir. even şaşkınlık anlamı katar; itself ise odağı çevredeki sürece değil, işin kendisine daraltır. Cümle hiçbir şeyin zor olmadığı anlamına gelmez; dinleyiciyi farklı bir zorluk kaynağına hazırlar.

Alıştırma

Vurgulanan olumsuz it-cleft yapısı bize ne anlatıyor?

  1. Konuşan kişi işin beklenenden daha zor olduğunu düşünüyordu.
  2. Bütün durum tamamen kolaydı.
  3. İşin kendisi zorluğun asıl kaynağı değildi.
Cevabı göster

İşin kendisi zorluğun asıl kaynağı değildi.

It was mostly just the process of sitting down and starting. Kalıp ifadeler

3:08

Çoğunlukla sadece oturup başlama süreciydi.

And then to keep going.

3:14

Ve sonra devam etme.

Kalıp ifadeler

sitting down and starting ... to keep going: başlamak ve devam etmek

Bu bağlamda sitting down and starting, niyet etmekten harekete geçmeye geçişi anlatır. Sitting down gerçek anlamda oturmayı ifade edebilir, ancak asıl fikir yalnızca oturmak değil, işe başlamaktır. To keep going, başladıktan sonra durmak yerine devam etmek demektir. İki ifade birlikte çabayı iki aşamaya ayırır: başlamak ve eylemi sürdürmek. İkinci ifade, sıradaki zorluğu belirten doğal bir konuşma dili ekidir.

Alıştırma

Cümleyi nottaki ifadelerle tamamlayın: önce işe başlamayı, ardından devam etmeyi belirtin. First comes ____; then the challenge is to ____.

Cevabı göster

sitting down and starting · keep going

But the more I researched about it, Dilbilgisi

3:16

Ama bu konuda araştırma yaptıkça,

the more I realized that

3:17

bunun düşündüğümden

this is a more universal experience than I thought. Kalıp ifadeler

3:19

daha evrensel bir deneyim olduğunu fark ettim.

Dilbilgisi

the more I researched ..., the more I realized ...: araştırdıkça daha çok fark ettim

The more ..., the more ... iki değişimi birbirine bağlar: ilk durumun derecesi arttığında veya değiştiğinde ikincisi de onunla birlikte değişir. Buna bağıntılı karşılaştırma yapısı denir. Burada daha fazla araştırma yapmak, konuşan kişinin bu deneyimin yaygın biçimde paylaşıldığını daha güçlü şekilde fark etmesini sağlar. Bu yapıda iki the de kalıbın bir parçasıdır; sıradan belirli tanımlıklar değildir. Her the, karşılaştırma bildiren bir yan cümleyi başlatır. Başka karşılaştırma biçimleri de kullanılabilir: The earlier we leave, the sooner we arrive.

Alıştırma

Bu cümledeki bağıntılı karşılaştırma yapısını tamamlayın: ____ more I read about the issue, ____ more clearly I understand it.

Cevabı göster

The · the

Kalıp ifadeler

a more universal experience than I thought: düşündüğümden daha evrensel bir deneyim

A more universal experience than I thought, deneyimin konuşan kişinin önceden düşündüğünden daha geniş bir kitle tarafından paylaşıldığı anlamına gelir. More universal, deneyimin gerçek yaygınlığını önceki bir düşünceyle karşılaştırır; than I thought ise than I thought it was ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Burada universal, evrenle ilgili bir şeyi değil, insanlar arasında geniş ölçüde paylaşılan bir deneyimi anlatır. Bu ifade, bir durumu kişisel veya alışılmadık görmekten birçok kişinin hayatında da bulunduğunu fark etmeye geçişi gösterir.

Alıştırma

A more universal experience than I thought burada en doğal olarak ne anlama gelir?

  1. Deneyim uzayın bir yerinde gerçekleşiyor.
  2. Deneyim, konuşan kişinin beklediğinden daha geniş bir kitle tarafından paylaşılıyor.
  3. Konuşan kişi bu deneyimi herkesin paylaştığına her zaman inanıyordu.
Cevabı göster

Deneyim, konuşan kişinin beklediğinden daha geniş bir kitle tarafından paylaşılıyor.

Fortunately, there is a simple phrase and reminder

3:28

Neyse ki basit bir cümle ve hatırlatıcı var

to get us out of this pit of calamity and despair. Notlar

3:32

bizi bu felaket ve umutsuzluk çukurundan çıkaracak.

Öbek fiiller

get us out of: birinin zor bir durumdan çıkmasına yardım etmek

get someone out of something kalıbı, birinin bir yerden, sorundan veya istenmeyen durumdan çıkmasını sağlamak ya da çıkmasına yardım etmek demektir. get us out of ifadesinde us etkilenen kişileri, out of sonrasındaki bölüm ise neden ya da nereden kurtulduklarını gösterir. Buradaki pit mecazidir. Bu nedenle ifade, bizi gerçek bir yerden fiziksel olarak taşımak değil, felaket ve umutsuzluk durumundan kurtulmamıza yardım etmek anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi get someone out of something kalıbının doğru biçimiyle tamamlayın: We are already in trouble. The new plan could ____ trouble.

Cevabı göster

get us out of

Deyimler

this pit of calamity and despair: güçlü ve dramatik bir mecaz

Burada this pit of calamity and despair bir mecazdır. Pit, içinden çıkılması zor derin bir çukurdur; bu nedenle insanı bunaltan olumsuz bir duruma fiziksel bir şekil verir. Calamity and despair, felaket ve umutsuzluk duygularını özetler; belirli gerçek felaketlerin listesi değildir. Bu kelimeler birlikte, insanın çok kötü bir noktada sıkışıp kalmasını bilerek dramatik bir görüntüyle anlatır.

Alıştırma

Cümlede this pit of calamity and despair ne anlama geliyor?

  1. İnsanların dinlenebileceği sakin bir yer.
  2. Birbirinden ayrı birkaç acil durumun kesin listesi.
  3. Kurtulması zor görünen mecazi bir felaket ve umutsuzluk durumu.
  4. Bir doğal afet alanındaki gerçek bir çukur.
Cevabı göster

Kurtulması zor görünen mecazi bir felaket ve umutsuzluk durumu.

And it's to give yourself permission. Kalıp ifadeler

3:36

O da kendinize izin vermektir.

Kalıp ifadeler

give yourself permission: harekete geçmek için kendine izin vermek

give yourself permission ifadesinde izni veren ve alan kişi aynıdır: Belirli bir şekilde davranmaya veya hissetmeye hakkın olduğuna kendin karar verirsin. Buradaki permission, başka birinin verdiği resmî onay değil, kişinin kendini içten kabul etmesidir. Bu bağlamda ifade, dışarıdan onay beklemek yerine kendine üretme izni vermek anlamına gelir. Yaygın kalıp give yourself permission to + fiilin yalın hâlidir. Öz güven eksikliği, suçluluk veya korku birinin başlamasını, dinlenmesini, üretmesini ya da hata yapmasını engellediğinde sıkça kullanılır.

Alıştırma

Zihinsel olarak kendine harekete geçme izni vermeyi anlatan ifadeyle tavsiyeyi tamamlayın: Give yourself ____ to make mistakes.

Cevabı göster

permission

Ethan Hawke talks about this in his popular TED talk. Kültür

3:39

Ethan Hawke popüler TED konuşmasında bundan bahsediyor.

Kültür

popular TED talk: popüler bir halka açık TED sunumu

TED talk, TED veya bağımsız olarak düzenlenen TEDx etkinlikleriyle bağlantılı, fikir odaklı ve halka açık bir sunumdur; çoğu zaman çevrim içi olarak da paylaşılır. Bu ifadede talk, gündelik sohbet değil, sunum anlamına gelir. Popular, bu belirli TED konuşmasının çok izlendiğini veya beğenildiğini anlatır. Cümle, aktör Ethan Hawke'ın sunumunu bu fikirle ilgili tanınabilir bir kamusal kaynak olarak gösterir; özel bir konuşmayı aktarmamaktadır.

Alıştırma

Bu cümlede a TED talk neyi ifade ediyor?

  1. TED platformuyla bağlantılı halka açık bir sunum
  2. Bir arkadaşla yapılan özel bir konuşma
  3. Samimi bir telefon görüşmesi
Cevabı göster

TED platformuyla bağlantılı halka açık bir sunum

You know,

3:42

"Bilirsiniz,

a lot of people really struggle to give themselves permission to be creative. Dilbilgisi

3:43

birçok insan gerçekten yaratıcı olmak için kendilerine izin vermekte zorlanıyor.

Dilbilgisi

really struggle to give themselves permission to be creative: yaratıcı olmak için kendine izin vermekte çok zorlanmak

Struggle to + fiilin yalın hâli, kişi denese bile “bir şeyi yapmakta zorlanmak” anlamına gelir. Burada really, zorluğun derecesini artırır: birçok insan yaratıcı olmak için kendine izin vermekte zorlanır. Buradaki struggle fiziksel bir kavga değildir. İçsel ya da uygulamayla ilgili bir zorluktur. Give themselves permission, önce başka birinin onayına ihtiyaç duymadan yaratmak için kişinin zihinsel olarak kendine izin vermesi demektir.

Alıştırma

Cümleyi struggle to ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Even when she needs support, Lena ____ ask for help.

Cevabı göster

struggles to

And reasonably so. Ton ve niyet

3:47

Ve haklı olarak.

Ton ve niyet

And reasonably so: önceki anlaşılır duruma gönderme yapmak

Reasonably so, “haklı bir nedenle” ya da “anlaşılır biçimde” demektir. So, az önce sözü edilen durumun veya tepkinin yerini alır; böylece konuşan kişi aynı şeyi tekrarlamaz. And, bu kısa yorumu önceki cümleye bağlar. Burada konuşan kişi, insanların yaşadığı zorluğun anlaşılır olduğunu söylüyor; ayrı bir olayı anlatmaya başlamıyor.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: Many beginners feel nervous, and reasonably so. so neye gönderme yapıyor?

  1. Henüz sözü edilmemiş yeni bir olaya
  2. reasonably kelimesinin nasıl telaffuz edildiğine
  3. Ardından gelen bir sıfatın derecesine
  4. Yeni başlayanların gergin hissetmesine
Cevabı göster

Yeni başlayanların gergin hissetmesine

I mean, we're all a little suspect of our own talent. Kelime

3:48

Yani, hepimiz kendi yeteneğimizden biraz şüphe duyarız.

Kelime

a little suspect of our own talent: kişinin kendi yeteneğinden kuşku duymasını ifade etmek

Burada a little suspect of our own talent, “kendi becerimizden biraz kuşku duymak” ya da “yeteneğimizin yeterince iyi olduğuna tam olarak inanmamak” demektir. A little ifadeyi yumuşatır; böylece konuşmacı hafif ama yaygın bir öz güven eksikliğini anlatır. Suspect bu cümlede are sözcüğünden sonra gelir ve sıfat işlevindedir. “Suç işlemiş olabileceği düşünülen kişi” anlamına gelmez; bu, a suspect gibi bir ifadede görülen isim kullanımıdır.

Alıştırma

Bu cümlede a little suspect of our own talent ne anlama geliyor?

  1. Becerimiz yüzünden bir suçun şüphelisiyiz.
  2. Kendi becerimizden biraz kuşku duyuyoruz.
  3. Kendi becerimize tamamen güveniyoruz.
Cevabı göster

Kendi becerimizden biraz kuşku duyuyoruz.

Because I think that most of us really want

3:50

Çünkü bence çoğumuz gerçekten

to offer the world something of quality, Kalıp ifadeler

3:53

dünyaya kaliteli bir şeyler sunmak istiyoruz,

something that the world will consider good or important.

3:56

dünyanın iyi veya önemli sayacağı bir şeyler.

Kalıp ifadeler

to offer the world something of quality: dünyaya değerli bir çalışma sunmak

To offer the world something, daha geniş bir kitleye bir şey katmak veya sunmak anlamına gelir. Offer burada iki nesneyle kullanılır: the world alıcıyı, something ise sunulan şeyi gösterir. Something of quality, iyi yapılmış, değerli veya iyi standartta bir şey demektir. Bu bağlamda of quality olumlu bir anlam taşır; yalnızca şeyin belirtilmemiş bir özelliği olduğunu söylemez.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifadeyi aynen kullanarak tamamlayın: The young designer hopes ____ through her work.

Cevabı göster

to offer the world something of quality

And that's really the enemy. Deyimler

4:00

Ve asıl düşman da budur.

Because it's not up to us Dilbilgisi

4:03

Çünkü yaptığımız şeyin iyi olup olmadığı

whether what we do is any good.

4:05

bize bağlı değildir.

Deyimler

“That's really the enemy”: bir engeli “düşman” olarak göstermek

Bu cümlede the enemy gerçek bir kişiyi değil, mecazlı bir anlamı ifade eder. That's, yapılan işin yeterince iyi olup olmayacağı konusunda aşırı kaygılanmayı gösterir; really ise asıl engelin bu kaygı olduğunu vurgular. Bu kaygıya the enemy demek, soyut bir zihinsel engeli fark edilip karşı konabilecek bir şeye dönüştürür. Daha genel olarak X is the enemy, X’i bir hedefe ulaşmayı ciddi biçimde engelleyen bir güç olarak sunar.

Alıştırma

Cümlede the enemy neyi ifade ediyor?

  1. Konuşmacıyı durdurmaya çalışan gerçek bir kişiyi
  2. Eseri yaratma eylemini
  3. Yapılan işin yeterince iyi olup olmadığı konusunda aşırı kaygılanmayı
Cevabı göster

Yapılan işin yeterince iyi olup olmadığı konusunda aşırı kaygılanmayı

Dilbilgisi

“It's not up to us whether ...”: kontrolün bizde olmadığını söylemek

Be up to someone, bir şeyin o kişinin kararına veya kontrolüne bağlı olması demektir. Olumsuz biçim olan it's not up to us, karar verme yetkisinin bizde olmadığını söyler. whether yan cümlesi, kontrolümüz dışında olan sorunun ne olduğunu belirtir: whether what we do is any good. Burada any good, bir şeyin gerçekten iyi veya kabul edilebilir kalitede olması demektir. Yeniden kullanılabilen yapı It is (not) up to + person + whether-clause şeklindedir.

Alıştırma

Kararın konuşmacının kontrolü dışında olduğunu gösteren yapıyla cümleyi tamamlayın: The committee makes the final decision. ____ whether my proposal is approved.

Cevabı göster

It's not up to me

We know this.

4:07

Bunu biliyoruz.

The time of our life is so short and how we spend it.

4:08

Hayatımızın zamanı çok kısa ve onu nasıl geçireceğimiz.

Are we spending it doing what's important to us? Anlatım akışı

4:11

Bize önemli gelen şeyleri mi yaparak harcıyoruz?

Most of us not.

4:14

Çoğumuz hayır.

Anlatım akışı

Are we spending it doing what's important to us?:düşünmeye yönelten bir soru

Vurgulanan cümle biçim olarak evet-hayır sorusudur, ancak burada düşündüren retorik bir soru işlevi görür. Bilgi istemek yerine, hayatın kısa olduğu yönündeki genel düşünceyi dinleyicilerin kendi seçimlerine uyguladığı bir değerlendirmeye dönüştürür. Buradaki it, hayattaki sınırlı zamanı ifade eder. Spend it doing ... bu zamanı bir etkinlik için kullanmak demektir. Ardından gelen Most of us not bölümü, konuşmacının beklediği olumsuz yanıtı verir; böylece soru, savı bir değer yargısına doğru ilerletir.

Alıştırma

Vurgulanan sorunun bu bölümdeki temel görevi nedir?

  1. Dinleyicileri sınırlı zamanlarını nasıl kullandıklarını değerlendirmeye yöneltmek
  2. Hayatın kısa olduğu düşüncesiyle ilgisiz yeni bir konu açmak
  3. Her dinleyiciden ayrıntılı bir program istemek
Cevabı göster

Dinleyicileri sınırlı zamanlarını nasıl kullandıklarını değerlendirmeye yöneltmek

A huge reason why most people won't pursue their ideas Dilbilgisi

4:19

Çoğu insanın fikirlerinin peşinden gitmemesinin büyük bir nedeni

is because it's easier not to.

4:23

yapmamanın daha kolay olmasıdır.

Dilbilgisi

A huge reason why ... is because ...:neden açıklama kalıbı

A huge reason why X is because Y kalıbı, önce why yan tümcesinde açıklanacak durumu belirtir, ardından is because ile nedeni verir. Huge vurgu katar: konuşmacı bunu mutlaka tek neden olarak değil, önemli bir neden olarak sunar. it's easier not to içindeki not to, not to pursue their ideas anlamına gelir. Tekrarlanan fiil grubu zaten açık olduğu için söylenmemiştir; buna mastar eksiltisi denir.

Alıştırma

Aynı A reason why ... is because ... kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: A major reason why some people avoid asking for help ____ they fear judgment.

Cevabı göster

is because

We live in a world where putting ourselves out Deyimler

4:27

Kendimizi dışarıya sunmanın

there often means the possibility of being judged or rejected.

4:30

genellikle yargılanma veya reddedilme olasılığı anlamına geldiği bir dünyada yaşıyoruz.

Deyimler

putting ourselves out there: kendimizi ortaya koymak ve yargılanma riskini almak

Putting ourselves out there, fikirlerimizi, çalışmalarımızı, duygularımızı veya kişiliğimizi başkalarının tepki verebilmesi için açıkça göstermek anlamına gelen deyimsel bir ifadedir. Fiziksel olarak kendimizi dışarı koymak anlamına gelmez. Bu cümlede ifade, incinebilirliği vurgular: görünür olmak, yargılanma veya reddedilme olasılığı yaratır. Dönüşlülük zamiri özneye göre değişir; I put myself out there ve we put ourselves out there buna örnektir.

Alıştırma

Olası bir yargılanmaya rağmen kendini açıkça göstermek anlamına gelen bu dersteki ifadeyle cümleyi tamamlayın: Sharing my first painting online meant ____.

Cevabı göster

putting myself out there

And it's easier to hide altogether.

4:35

Ve tamamen saklanmak daha kolaydır.

But as the writers and poets and artists would agree, Anlatım akışı

4:40

Ama yazarların, şairlerin ve sanatçıların da katılacağı gibi,

there's no greater suffering Dilbilgisi

4:44

söylemek için can attığınız şeyi inkar etmekten

than denying what you're dying to say. Deyimler

4:46

daha büyük bir acı yoktur.

Anlatım akışı

as ... would agree: bir iddiayı paylaşılan bir görüş gibi sunmak

But as the writers and poets and artists would agree çerçevesi, ardından gelen iddiayı ilgili bir grubun muhtemelen paylaşacağı bir görüş gibi sunarak cümledeki bilgiyi düzenler. Ana iddia virgülden sonra gelir; as yan cümlesi önce onu hazırlar ve destekler. Would agree, her yazar, şair ve sanatçıyla görüşüldüğüne dair bir raporu değil, konuşanın öngördüğü fikir birliğini ifade eder. Yaratıcı kişilerin adını anmak, onların kendini ifade etme deneyimini kişinin söylemek istediği şeyi içinde tutmasıyla ilgili iddiaya bağlar.

Alıştırma

Bu cümledeki as the writers and poets and artists would agree giriş çerçevesi ne yapar?

  1. Ardından gelen iddiayı ilgili yaratıcı kişilerin muhtemelen paylaşacağı bir görüş gibi sunar.
  2. Yazarlara, şairlere ve sanatçılara konuşma izni verir.
  3. Her yaratıcı kişiyle yapılan görüşmelerin sonuçlarını bildirir.
Cevabı göster

Ardından gelen iddiayı ilgili yaratıcı kişilerin muhtemelen paylaşacağı bir görüş gibi sunar.

Dilbilgisi

there's no greater suffering than denying: no greater ... than kalıbı

There's no greater suffering than ... ifadesi, “... kadar derin acı veren hiçbir şey yoktur” anlamına gelir. Daha genel olarak there is no greater + isim + than ... kalıbı, than sonrasındaki kişi, şey veya eylemi ismin ifade ettiği konuda en üst dereceye yerleştiren güçlü bir anlatımdır. Buradaki greater fiziksel büyüklüğü değil, şiddeti belirtir. than sonrasındaki denying ... karşılaştırılan eylemi adlandıran bir -ing yan cümlesidir. Cümle, insanın çok söylemek istediği şeyi içine atmasını en derin acı türü olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi no greater ... than kalıbıyla tamamlayın: There is ____ joy ____ seeing a friend succeed.

Cevabı göster

no greater · than

Deyimler

you're dying to say: be dying to + fiilin yalın hâli

Be dying to + fiilin yalın hâli, “bir şeyi yapmayı çok istemek” veya “onu yapmak için sabırsızlanmak” anlamına gelen bir deyimdir. you're dying to say ifadesinde konuşan kişi, bir şeyi söylemeyi çok istediğinizi anlatır; ölmek üzere olduğunuzu değil. Dying sözcüğü burada isteği güçlü ve duygulu gösteren bilinçli bir abartı katar. Kalıp başka fiillerle de kullanılabilir: dying to know, dying to see ve dying to tell someone.

Alıştırma

be dying to ve hear fiiliyle tamamlayın: Maya has waited all week for the news. She is ____ it.

Cevabı göster

dying to hear

And there's no greater feeling Anlatım akışı

4:50

Ve içinizdeki hikayelerin dökülmesine izin vermekten

than letting the stories inside you spill out. Deyimler

4:51

daha harika bir his yoktur."

Anlatım akışı

And there's no greater feeling than ...: paralel yapı ve olumlu dönüş

Konuşmacı daha önce There's no greater suffering than ... ifadesini kullanır; burada And there's no greater feeling than ... ile aynı cümle kalıbını tekrarlar. there's no greater ... than ... kalıbının tekrarı paralel bir yapı oluşturur. suffering yerine feeling kullanılması ise mesajı acıdan kendini ifade etmenin verdiği sevince taşır. And, iki iddiayı birbiriyle ilgisiz sözler olarak değil, bir çift olarak birbirine bağlar. Tekrarlanan kalıp konuşmaya ritim verir ve olumsuzdan olumluya geçişi fark edip hatırlamayı kolaylaştırır.

Alıştırma

Konuşmanın bu bölümünde there's no greater ... than ... kalıbının tekrarı ne işe yarar?

  1. Tam olarak aynı düşünceyi tekrarlayarak mesajı olumsuz tutar.
  2. Aralarında hiçbir bağlantı olmayan iki bilgi verir.
  3. İki iddiayı birbirine bağlar ve düşünceyi acıdan olumlu bir duyguya taşır.
Cevabı göster

İki iddiayı birbirine bağlar ve düşünceyi acıdan olumlu bir duyguya taşır.

Deyimler

letting the stories inside you spill out: spill out ifadesinin mecaz anlamı

Bu cümlede spill out mecaz olarak kullanılır. stories inside you, henüz dile getirilmemiş deneyimleri, düşünceleri ve duyguları anlatır; bunlar insanın içinden dışarı akabilen bir içerik gibi düşünülür. spill out, onların özgürce ve belki de bir anda ortaya çıkmasını anlatır; gerçekten bir sıvının dökülmesi anlamına gelmez. letting the stories ... spill out bölümünde let + nesne + fiilin yalın hâli yapısı vardır. Bu yapı, hikâyeleri içinde tutmak yerine onların ifade edilmesine izin vermek anlamına gelir.

Alıştırma

'After one honest question, the whole story spilled out,' cümlesinde spilled out ne anlama gelir?

  1. Hikâye bir listeye dönüştürüldü.
  2. Hikâye özgürce, neredeyse bir anda anlatıldı.
  3. Hikâye tamamen gizli tutuldu.
Cevabı göster

Hikâye özgürce, neredeyse bir anda anlatıldı.

It's such a simple thing.

5:04

O kadar basit bir şey ki.

Give yourself permission.

5:06

Kendinize izin verin.

It's almost absurd

5:09

Neredeyse saçma geliyor

because it's basically common sense. Kalıp ifadeler

5:10

çünkü aslında sağduyudan ibaret.

Kalıp ifadeler

basically common sense: açık ve pratik bir sağduyu

Common sense, çoğu insanın sahip olması beklenen temel ve pratik muhakeme yeteneğini ifade eder. Buradaki sense; görme, işitme veya başka bir fiziksel duyu değildir. Basically, hatırlatmanın özünde basit ve açık olduğunu gösterir. Yani bir fikir sağduyuya dayansa bile onu uygulamak zor olabilir.

Alıştırma

Burada common sense ne anlama geliyor? Looking both ways before crossing the street is common sense.

  1. Yalnızca uzmanların sahip olduğu özel bilgi
  2. Çoğu insanın anlayabileceği temel ve pratik muhakeme
  3. Beş fiziksel duyudan biri
Cevabı göster

Çoğu insanın anlayabileceği temel ve pratik muhakeme

Yet on some days, Anlatım akışı

5:14

Yine de bazı günler,

it's so difficult

5:16

bu o kadar zor ki

and the only thing standing in my way would be myself.

5:17

ve yolumda duran tek şey yine kendim oluyorum.

Anlatım akışı

Yet on some days: karşıtlık belirtmek

Bu cümlenin başında Yet, “ancak” veya “yine de” anlamına gelir. Önceki fikirle karşıtlık kurar: hatırlatma temelde sağduyuya dayansa da onu uygulamak zor olabilir. On some days, zorluğu her zamana değil, belirli günlere sınırlar. Bu ifade bütünüyle, mesajı basit ve genel bir ilkeden farklı bir gerçek yaşam deneyimine geçirir.

Alıştırma

Bu parçada Yet on some days ne yapıyor? The plan is simple. Yet on some days, it is hard to follow.

  1. Planın neden basit olduğunu açıklar.
  2. Basit bir planla belirli zamanlarda yaşanan uygulama zorluğunu karşılaştırır.
  3. Planın şu ana kadar gerçekleşmediğini söyler.
Cevabı göster

Basit bir planla belirli zamanlarda yaşanan uygulama zorluğunu karşılaştırır.

I will say that after learning about resistance,

5:21

Şunu söylemeliyim ki direnci öğrendikten sonra,

that it's easier to come back from creative slumps than it used to be. Notlar

5:25

yaratıcı çöküşlerden geri dönmek eskisinden daha kolay.

Öbek fiiller

come back from creative slumps: yaratıcı bir durgunluktan toparlanmak

Come back from, zor bir durumun veya dönemin ardından toparlanmak anlamına gelir. Buradaki creative slumps, fikirlerin, isteğin veya yaratıcı üretimin azaldığı dönemlerdir; dolayısıyla ifade, yeniden daha verimli bir yaratıcı duruma dönmeyi anlatır. Come back from + zorluk yapısı, yalnızca bir yerden dönmeye değil, sorundan sonra durumun iyileşmesine odaklanır.

Alıştırma

Cümleyi come back from ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After a month without ideas, Maya finally ____ her creative slump.

Cevabı göster

came back from

Dilbilgisi

than it used to be: şimdiki durumu önceki durumla karşılaştırmak

Than it used to be, şimdiki durumu önceki haliyle karşılaştırır. Bu cümlede ikinci it aynı durumu, yani yaratıcı durgunluklardan çıkmayı yeniden belirtir; dolayısıyla bunu yapmak artık eskisinden daha kolaydır. Used to be geçmişteki bir durumu anlatır ve genellikle bu durumun artık değiştiğini düşündürür. Be sözcüğünden sonraki kısım cümlenin ilk yarısından anlaşılır, bu nedenle İngilizcede easier to come back from creative slumps tekrarlanmaz.

Alıştırma

Cümleyi vurgulanan karşılaştırma ifadesiyle tamamlayın: This app is much easier to use ____.

Cevabı göster

than it used to be

But it's definitely still something that

5:29

Ama bu kesinlikle hala

I constantly deal with regularly, Öbek fiiller

5:31

düzenli olarak başa çıktığım bir şey,

like on a daily basis pretty much. Kalıp ifadeler

5:33

neredeyse günlük bir temelde olduğu gibi.

Öbek fiiller

deal with: Süregelen Bir Zorlukla Başa Çıkmak

Burada deal with, devam eden bir zorluğu yönetmek, onunla yüzleşmek veya ona karşılık vermek anlamına gelir. Nesne olan something, direnci ifade eder; yani konuşmacı bu zorluğun sürekli ilgi gerektirdiğini söylüyor. Deal with mutlaka tamamen çözmek demek değildir. Sorun devam etse bile onunla başa çıkma sürecini anlatabilir.

Alıştırma

Bu cümlede deal with ne anlama geliyor?

  1. Bir oyunda kart dağıtmak
  2. Başka bir şirketle ticaret yapmak
  3. Süregelen bir zorluğu yönetmek veya ona karşılık vermek
Cevabı göster

Süregelen bir zorluğu yönetmek veya ona karşılık vermek

Kalıp ifadeler

on a daily basis: Günlük Sıklığı İfade Etmek

On a daily basis, her gün veya günlük sıklıkta anlamına gelir. Bu yapıda basis, bir şeyin gerçekleştiği programı ya da zaman aralığını anlatır. Cümlede pretty much ifadeyi yumuşatır; dolayısıyla konuşmacı bunun istisnasız her gün gerçekleştiğini değil, neredeyse her gün olduğunu söyler.

Alıştırma

Cümleyi “her gün” anlamına gelen dört sözcüklük tam İngilizce ifadeyle tamamlayın: Our safety equipment is checked ____.

Cevabı göster

on a daily basis

But like Ethan said,

5:37

Ama Ethan'ın dediği gibi,

creativity is vital to answer.

5:38

yaratıcılık cevap vermek için hayatidir.

And who knows,

5:42

Ve kim bilir,

maybe somewhere somebody has to hear what you have to say. Ton ve niyet

5:43

belki bir yerlerde birisi söyleyeceklerinizi duymaya ihtiyaç duyuyordur.

Ton ve niyet

has to hear what you have to say ile cesaret verme

has to hear what you have to say ifadesinde has to, bir yetkilinin verdiği emri değil, güçlü bir ihtiyacı anlatır. Maybe ve somebody dinleyiciyi belirsiz kıldığı için cümle, tanımadığınız birinin bu mesaja gerçekten ihtiyaç duyabileceğini söyler. What you have to say, ifade etmek istediğiniz düşünceyi, hikâyeyi veya görüşü belirtir. Bu söz, kendini ifade etmeyi başka birine katkı sağlayabilecek bir eylem olarak sunar.

Alıştırma

Bu cümlede has to hear en çok neyi anlatıyor?

  1. Mesaj, tanınmayan bir dinleyici için gerçekten önemli olabilir.
  2. Herkesin konuşana kesinlikle katılacağı söylenmektedir.
  3. Belirli bir dinleyiciye konuşanı dinlemesi emredilmiştir.
Cevabı göster

Mesaj, tanınmayan bir dinleyici için gerçekten önemli olabilir.

We're all on a rock in space anyway. Deyimler

5:48

Nasıl olsa hepimiz uzayda bir kayanın üzerindeyiz.

Deyimler

a rock in space anyway: kozmik bir bakışla rahatlatmak

Burada a rock in space, Dünya'yı bilerek sade ve komik bir biçimde tanımlar. Hayata birden kozmik ölçekte bakmak, sıradan bir korkuyu veya utancı daha küçük gösterir; amaç astronomi dersi vermek değil, kişiyi rahatlatmaktır. Anyway, “sonuçta” tavrını ekler ve düşünceyi tamamlamaya yardım eder. İfade bir bütün olarak, bu riskin bu kadar fazla endişeyi hak etmeyebileceğini söyler.

Alıştırma

We're all on a rock in space anyway. cümlesinin konuşmadaki temel etkisi nedir?

  1. Dünya'nın kaya katmanlarını bilimsel olarak açıklar.
  2. Bir endişeyi daha önemsiz göstermek için büyük ve mizahi bir bakış açısı kullanır.
  3. Uzayda yaşamanın fiziksel açıdan tehlikeli olduğu konusunda uyarır.
Cevabı göster

Bir endişeyi daha önemsiz göstermek için büyük ve mizahi bir bakış açısı kullanır.

So do the thing. Ton ve niyet

5:51

O yüzden yapın şu işi.

Give yourself permission.

5:52

Kendinize izin verin.

Get out of your own way. Deyimler

5:53

Kendi yolunuzdan çekilin.

Ton ve niyet

So do the thing: samimi bir harekete geçme çağrısı

So do the thing. cümlesinde do emir kipinde kullanılır: konuşan kişi dinleyene harekete geçmesini söyler. Burada the thing fiziksel bir nesne anlamına gelmez. Daha önce konuşulan eylemi, yani dinleyenin denemek istediği yaratıcı adımı veya fikri temsil eder. So, bu harekete geçme çağrısını önceki cesaretlendirmenin pratik sonucu olarak sunar. Eylemin özellikle belirtilmemesi mesajı hafif tutar ve her dinleyenin bunu kendi hedefiyle ilişkilendirmesini sağlar.

Alıştırma

So do the thing ifadesindeki the thing neyi belirtir?

  1. Konuşan kişinin elinde tuttuğu fiziksel bir nesneyi
  2. Dinleyenin yapmak istediği ancak yapma konusunda tereddüt ettiği eylemi
  3. Konuyla ilgisi olmayan herhangi bir görevi
Cevabı göster

Dinleyenin yapmak istediği ancak yapma konusunda tereddüt ettiği eylemi

Deyimler

Get out of your own way: kendi kendine engel olmayı bırak

Get out of your own way, “kendi kendine engel olmayı bırak” anlamına gelen deyimsel bir emir ifadesidir. Burada gerçek bir yol veya fiziksel bir engelleme yoktur; engel dinleyenin kendi korkusu, ertelemesi, aşırı düşünmesi veya kendinden şüphe etmesidir. İfade, bir kişinin gitmesi gereken yolun üzerinde kendisinin durduğu görüntüsüne dayanır. Tavsiye olarak dinleyeni kendi oluşturduğu engeli kaldırmaya ve bir hedefe doğru ilerlemeye başlamaya yönlendirir.

Alıştırma

Tavsiyeyi bu dersteki kalıplaşmış ifadeyle tamamlayın: You have a good plan. Now ____.

Cevabı göster

get out of your own way

And don't deny the world of your contribution. Ton ve niyet

5:55

Ve dünyayı kendi katkınızdan mahrum bırakmayın.

Ton ve niyet

don't deny the world of your contribution ifadesinin amaçlanan anlamı ve standart fiil kalıpları

Bu cümlede don't deny the world of your contribution motive edici bir öğüttür: sunabileceğin çalışmayı, fikirleri veya ifadeyi kendine saklama. Burada deny, “bir şeyin doğru olmadığını söylemek” değil, “birinin bir şeyi alamamasına yol açmak” anlamında kullanılmak istenmiştir. Standart İngilizcede genellikle deny the world your contribution veya deprive the world of your contribution denir. Özgün deny ... of ifadesi bu iki kalıbı karıştırır; bu yüzden teşvik edici niyetini anlayın, ancak onu standart bir dil bilgisi modeli olarak kullanmayın.

Alıştırma

Amaçlanan öğüdü standart İngilizceyle ifade ederken alıcı + of + şey kalıbını koruyan cümle hangisidir?

  1. Don't deny your contribution to the world.
  2. Don't deprive the world of your contribution.
  3. Don't deny the world of your contribution.
Cevabı göster

Don't deprive the world of your contribution.

I end up discussing this topic a lot on this channel Öbek fiiller

6:03

Sonuç olarak bu konuyu bu kanalda çokça tartışıyorum

Öbek fiiller

end up discussing: nihai sonucu anlatmak için end up + -ing

end up + -ing, bir eylemin durumun nihai sonucu olduğunu anlatır. Bazen durum farklı bir şekilde başlamış veya kesin bir plan yapılmamış olabilir. Burada end up discussing, bu konunun konuşmacının kanalda ele aldığı konular arasına tekrar tekrar girdiğini anlatır; tartışmanın sona erdiği anlamına gelmez. Bir eylemi anlatırken end up sonrasında -ing biçimini kullanın: end up discussing denir, end up to discuss denmez. a lot, bu sonucun sık sık ortaya çıktığını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi end up ve talk fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: Even when we start with homework, we ____ about video games.

Cevabı göster

end up talking

and with my friends in real life

6:06

ve gerçek hayatta arkadaşlarımla

because I don't think it's something

6:08

çünkü bence bu

that we truly get over. Öbek fiiller

6:11

gerçekten atlatabileceğimiz bir şey değil.

Öbek fiiller

truly get over: bir zorluğu gerçekten aşmak

Bu cümlede get over deyimsel olarak kullanılır: direncin üstesinden gelmek ya da artık sizi güçlü biçimde etkilemediği bir noktaya ulaşmak anlamındadır. Bir şeyin üzerinden fiziksel olarak geçmeyi anlatmaz. Truly, sadece öyle görünmeyi değil, bu duruma gerçekten ulaşmayı vurgular. Konuşan kişi I don't think dediği için, dirençle başa çıkmayı öğrenebilsek bile onun üzerimizdeki etkisinin hiçbir zaman tamamen kaybolmayabileceğini anlatır.

Alıştırma

Cümlede truly get over the resistance ne anlama geliyor?

  1. direncin tamamen üstesinden gelmek veya etkilerini geride bırakmak
  2. direncin üzerinden fiziksel olarak tırmanıp geçmek
  3. direnci geçici olarak görmezden gelmek
Cevabı göster

direncin tamamen üstesinden gelmek veya etkilerini geride bırakmak

I think that resistance is just something

6:13

Bence direnç sadece

that we get better at dealing with Kalıp ifadeler

6:16

başa çıkmada daha iyi hale geldiğimiz bir şey

as we get more experienced Dilbilgisi

6:17

biz daha deneyimli oldukça

and as time goes on.

6:20

ve zaman geçtikçe.

Kalıp ifadeler

get better at dealing with: bir şeyle başa çıkmada zamanla gelişmek

Get better at + isim veya -ing biçimi, bir beceri ya da etkinlikte zamanla gelişmek anlamına gelir. Burada dealing with bir sorunla başa çıkmak demektir; dolayısıyla we get better at dealing with, insanların direnci yönetme konusunda giderek daha becerikli hâle geldiğini anlatır. At bir edattır, bu nedenle deal yalın hâlde kalmak yerine dealing biçimine dönüşür. something that we get better at dealing with yapısında something, with sözcüğünden sonra gelen nesne olarak anlaşılır.

Alıştırma

Cümleyi deal with ifadesinin -ing biçimiyle tamamlayın: With practice, you'll get better at ____ difficult conversations.

Cevabı göster

dealing with

Dilbilgisi

as we get more experienced ... as time goes on: birlikte gelişen değişimler

Buradaki iki as kullanımı da “bir değişim geliştikçe” veya “bir süreç ilerledikçe” anlamına gelir. İlk yan cümle deneyimin artışını, ikincisi ise zamanın geçişini izler. İkisi birlikte, dirençle başa çıkma becerisinin bu iki değişimle beraber yavaş yavaş geliştiğini gösterir. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp as + özne + değişim bildiren fiil öbeğidir. Bu kalıp, birlikte gelişen iki süreci birbirine bağlar. Burada as tam yan cümleler başlatır; as a teacher örneğindeki gibi “... olarak” anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede as, bir değişimin başka bir değişimle birlikte geliştiğini gösterir?

  1. As a captain, Lena checks the equipment.
  2. As the days get longer, the garden receives more sunlight.
  3. As the door was locked, we waited outside.
Cevabı göster

As the days get longer, the garden receives more sunlight.

But the good thing about it is that

6:21

Ama bunun iyi yanı şu ki

I feel like confidence builds up every time you do get through it. Notlar

6:22

onu her aştığınızda özgüvenin arttığını hissediyorum.

Öbek fiiller

confidence builds up: öz güvenin zamanla giderek artması

Confidence builds up ifadesinde build up, “giderek artmak” veya “birikmek” anlamına gelir. Artan şey confidence olduğu için build up burada nesne almadan kullanılır. Bir kişi zorluğu her atlattığında öz güvenine biraz daha eklenir. Bu kalıpta pressure builds up, tension builds up veya strength builds up örneklerinde olduğu gibi soyut bir kavram sıkça özne olur. Fiziksel bir nesnenin gerçekten inşa edilmesini değil, zaman içinde gelişen bir süreci anlatır.

Alıştırma

Cümleyi, bu derste öğrendiğiniz ve “giderek artar” anlamına gelen öbek fiille tamamlayın: With each successful presentation, Maya's confidence ____.

Cevabı göster

builds up

Dilbilgisi

do get through içindeki vurgulu do

Bu olumlu yan cümlede do vurgu katar: kişi zorluğu gerçekten aşar. Buradaki do, soru oluşturmak için kullanılan yardımcı fiil değildir. Get through it, zor bir döneme veya engele dayanıp onu başarıyla atlatmak demektir. do get through it bütünü, bu direncin gerçekten aşılabildiğini vurgulayarak dinleyene güven verir.

Alıştırma

Cümleyi get through ifadesinin vurgulu biçimiyle tamamlayın: The training is exhausting, but we ____ it every week.

Cevabı göster

do get through

But if this is something that you relate to and you want to learn more about it, Öbek fiiller

6:26

Ama eğer bu sizin de bağ kurduğunuz ve hakkında daha fazla bilgi edinmek istediğiniz bir şeyse,

Öbek fiiller

Kişisel bağ kurma anlamındaki relate to

Burada relate to, anlatılan şeyde kendi deneyim veya duygularını görmek ve onunla kişisel bir bağ kurmak anlamına gelir. Dinleyen kişi benzer bir yaratıcı direnç yaşamış olabilir; bu nedenle ifade, konunun ona kişisel olarak tanıdık gelip gelmediğini sorar. Bu anlam, bir kişi bir deneyim, duygu, kişi, karakter veya hikâyeyle bağ kurduğunda sık görülür. İki konu arasındaki tarafsız bir bağlantıdan daha fazlasını anlatır.

Alıştırma

Hangi cümlede relate to, “aynı duyguyu veya deneyimi kendinde de görmek” anlamında kullanılmıştır?

  1. This document relates to the new safety rules.
  2. I can relate to her nervousness because I felt the same way.
  3. The repair cost is related to the age of the car.
Cevabı göster

I can relate to her nervousness because I felt the same way.

I highly, highly recommend the book Kalıp ifadeler

6:29

kesinlikle ve kesinlikle tavsiye ediyorum

The War of Art by Steven Pressfield.

6:32

Steven Pressfield'in The War of Art kitabını.

Kalıp ifadeler

I highly, highly recommend: tekrarla daha güçlü vurgu

I highly recommend, konuşanın bir şeyi çok güçlü biçimde tavsiye ettiğini belirtir. highly sözcüğünü tekrarlamak tavsiyeyi daha da vurgulu yapar; ek bir coşku ve samimiyet aktarır. İkinci highly, bilinçli bir konuşma vurgusudur; dil bilgisi açısından zorunlu değildir ve mutlaka bir hata sayılmaz. Temel anlam aynı kalır, yalnızca tutumun gücü artar.

Alıştırma

Bu cümlede highly sözcüğünün tekrarlanması ne sağlar?

  1. Tavsiyeyi daha güçlü ve coşkulu yapar.
  2. Konuşanın tavsiye konusunda kararsız olduğunu gösterir.
  3. recommend fiilini geçmiş zamana dönüştürür.
Cevabı göster

Tavsiyeyi daha güçlü ve coşkulu yapar.

I wish that somebody told me to read this book earlier.

6:35

Keşke biri bana bu kitabı daha erken okumamı söyleseydi.

It would have just saved me so much stress and anxiety. Dilbilgisi

6:39

Beni bir sürü stres ve endişeden kurtarırdı.

Dilbilgisi

would have saved: gerçekleşmemiş bir geçmiş sonucu

would have + fiilin üçüncü hâli, geçmişte mümkün olan ancak gerçekleşmeyen bir sonucu anlatır. Burada would have saved, kitabın daha önce tavsiye edilmesinin büyük miktarda stres ve kaygıyı önleyebileceği anlamına gelir. Geçmiş koşul açıkça söylenmez ancak bağlamdan if someone had recommended the book earlier olarak anlaşılır. Just burada yaklaşık olarak simply anlamında vurgu ekler; sonucu gerçek hâle getirmez.

Alıştırma

Hangi cümle şu kaçırılmış geçmiş sonucunu ifade eder: daha erken yardım alınmadı, ancak alınsaydı gereken süreyi azaltabilirdi?

  1. Getting help earlier would have saved me a lot of time.
  2. Getting help tomorrow will save me a lot of time.
  3. Getting help earlier saved me a lot of time.
Cevabı göster

Getting help earlier would have saved me a lot of time.

It's quite the popular book, Kelime

6:43

Oldukça popüler bir kitap,

Kelime

quite the popular book: vurgulu değerlendirme

quite the + isim öbeği kalıbı, konuşanın güçlü değerlendirmesini ifade eder. quite the popular book ifadesinde popular sıfatı isim öbeğinin içinde kalır; dolayısıyla konuşan kitabın özellikle ya da dikkat çekici derecede popüler olduğunu belirtir. Bu kullanım, yalnızca It's quite popular demekten daha vurgulu ve kişisel bir yorum gibi duyulur. Buradaki the, quite the kalıbının bir parçasıdır; yalnızca daha önce sözü edilen belirli bir popüler kitabı göstermez.

Alıştırma

Hangi cümlede quite the, kişisel ve vurgulu bir değerlendirme yapmak için kullanılmıştır?

  1. The neighborhood library has become quite the popular spot after school.
  2. The neighborhood library is popular after school.
  3. The neighborhood library has become a popular spot after school.
Cevabı göster

The neighborhood library has become quite the popular spot after school.

so I'm not going to say too much about it. Ton ve niyet

6:44

bu yüzden hakkında çok fazla şey söylemeyeceğim.

Ton ve niyet

I'm not going to say too much about: bir konunun ayrıntılarını sınırlamak

I'm not going to, konuşanın şu anki planını belirtir. Say too much about + konu, o konu hakkında çok sayıda ayrıntı vermek demektir. Bu nedenle olumsuz biçim, konuşanın konudan kısaca söz edebileceğini ancak onu uzun uzun ele almayacağını gösterir. Bir videoda, konuşmada veya toplantıda bu cümle konunun kapsamını yönetir: ek ayrıntıları kapatır ve dikkati yeniden ana konuya yöneltir. Konuşmayı tamamen reddetmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Bütçeden bugün yalnızca kısaca söz edileceğini göstermek için cümleyi dersteki ifadeyle tamamlayın: I'm not going to ____ the budget today; we only have five minutes.

Cevabı göster

say too much about

But if you are interested, Dilbilgisi

6:46

Ama eğer ilgilenirseniz,

then I will leave a link in the description below.

6:48

o zaman aşağıdaki açıklama kısmına bir bağlantı bırakacağım.

Dilbilgisi

if you are interested ... then I will leave a link: ilgiyi bir eyleme bağlamak

if yan cümlesi dinleyicinin ilgisini koşul olarak verir, then I will leave... ise konuşan kişinin bu koşulda yapmayı planladığı eylemi belirtir. Then, koşul ile sonuç arasındaki bağlantıyı daha belirgin hâle getirir; will ise gelecekteki bir eylemi gösterir. Çevrim içi video dilinde leave a link, tıklanabilir bir bağlantı koymak veya sunmak anlamına gelir. The description below, video sayfasının daha aşağısındaki açıklama bölümünü ifade eder. Konuşan kişi, daha fazla bilgi isteyen izleyicilere ek bir kaynak sunmaktadır.

Alıştırma

Hangi cümle, ilgilenen izleyicilere bir kaynak sağlanacağını doğal biçimde anlatır?

  1. If you are interesting, then I will leave a link under the table.
  2. If you are interested, then I will leave a link in the description below.
  3. Because you are interested, I left a link in the description below.
Cevabı göster

If you are interested, then I will leave a link in the description below.

I doubt this would be the last time that Ton ve niyet

6:50

Bunun son kez olacağından şüpheliyim

I ever talk about this subject on this channel

6:52

bu kanalda bu konu hakkında konuşmamın

seeing as though it truly is part of the creative process. Kalıp ifadeler

6:54

bunun gerçekten yaratıcı sürecin bir parçası olduğunu düşünürsek.

Ton ve niyet

I doubt this would be the last time: tekrar yaşanacağını yumuşak bir dille tahmin etmek

Konuşan kişi, bunun son kez olacağı iddiasından şüphe ediyor. Başka bir deyişle, bunun son olay olduğuna inanmıyor ve konunun büyük olasılıkla yeniden gündeme geleceğini ima ediyor. Bu ifade kesin bir söz değil, yumuşatılmış bir tahmindir. Tekrar kullanılabilen I doubt this will/would be the last time... kalıbı, belirsizliğe yer bırakarak bir şeyin yeniden gerçekleşmesinin olası olduğunu anlatır.

Alıştırma

I doubt this would be the last time ifadesi büyük olasılıkla neyi ima eder?

  1. Konu büyük olasılıkla yeniden gündeme gelecektir.
  2. Konuşan kişi konuyu bir daha asla anmayacağına söz verir.
  3. Konuşan kişi bir sonraki olayın tam zamanından emindir.
Cevabı göster

Konu büyük olasılıkla yeniden gündeme gelecektir.

Kalıp ifadeler

seeing as though: neden belirtmek

Seeing as though, it truly is part of the creative process yan cümlesini konuşanın önceki yargısını destekleyen neden olarak sunar. Burada because veya given that anlamındadır; though bir karşıtlık oluşturmaz. Aktarılabilir kalıp şudur: yargı veya karar + seeing as though + destekleyici neden. Neden, önceki ifadeyi anlaşılır kılan bir gerçek olarak sunulur.

Alıştırma

Örnek cümlede seeing as though hangi ilişkiyi ifade ediyor?

  1. Önceki yargıyı destekleyen bir neden verir.
  2. Önceki yargıyla çelişen bir gerçeği sunar.
  3. Öznenin nasıl göründüğünü anlatır.
Cevabı göster

Önceki yargıyı destekleyen bir neden verir.

I will assume that as I grow as a person and as a creator, Dilbilgisi

6:58

Tahmin ediyorum ki bir insan ve bir yaratıcı olarak geliştikçe,

my understanding and questions of it

7:01

bu konudaki anlayışım ve sorularım da

will evolve as well.

7:04

aynı şekilde evrim geçirecektir.

Dilbilgisi

As I grow ... will evolve as well: zaman içinde bağlantılı değişim

as I grow as a person and as a creator ifadesinde ilk as, “geliştikçe” veya “süreç boyunca” anlamındadır. Gelişimi devam eden bir süreç olarak sunar. Sonraki as ifadeleri, konuşanın geliştiği iki yönü veya konumu belirtir: bir insan olarak ve bir yaratıcı olarak. Will evolve as well, buna bağlı ikinci bir değişim ekler. Burada as well, “aynı derecede iyi” değil, “de” anlamındadır. Aktarılabilir kalıp As X develops, Y will change as well. biçimindedir.

Alıştırma

Bir değişimin başka bir değişimle birlikte geliştiğini göstermek için cümleyi As ve as well ile tamamlayın: ____ Omar gains experience as a coach, his feedback will become clearer ____.

Cevabı göster

As · as well

I would love to hear your own thoughts on this in the comments below Ton ve niyet

7:06

Aşağıdaki yorumlarda bu konudaki kendi düşüncelerinizi duymayı çok isterim

Ton ve niyet

I would love to hear your own thoughts: fikir paylaşmaya yönelik nazik bir davet

Bu cümlede I would love to hear..., izleyicileri fikirlerini paylaşmaya sıcak ve nazik bir şekilde davet eder. Buradaki love romantik aşk değil, “çok istemek” anlamındadır; would ise bu isteği daha yumuşak gösterir. Hear your own thoughts on this, “bu konu hakkında şahsen ne düşündüğünü öğrenmek” demektir; in the comments below ise yanıtın nereye yazılacağını belirtir. Yeniden kullanılabilecek kalıp I would love to hear your thoughts on + konu şeklindedir.

Alıştırma

Davet cümlesini dersteki nazik ifadeyle tam olarak tamamlayın: After you read my proposal, I ____ your thoughts on it.

Cevabı göster

would love to hear

and in the meantime, Kalıp ifadeler

7:09

ve bu arada,

you can find me on Instagram, TikTok, and Twitter @LifeofRiza

7:10

beni Instagram, TikTok ve Twitter'da @LifeofRiza adresinde bulabilirsiniz.

Kalıp ifadeler

and in the meantime: şimdi yapılabilecek şeye geçiş yapmak

In the meantime, “beklenen bir sonraki olay veya aşamadan önceki zaman aralığında” demektir. Bu kapanışta kesin bir bitiş noktası belirtilmez; ifade, ana konudan izleyicilerin şimdi yapabileceği bir şeye, yani içerik üreticisini sosyal medyada bulmaya yumuşak bir geçiş yapar. And, bu ek bilgiyi önceki kapanış düşüncesine bağlar. In the meantime ifadesini “ortalama zaman” göndermesi olarak değil, sabit bir zaman geçiş kalıbı olarak düşünün.

Alıştırma

Geçişi dersteki ifadeyle tam olarak tamamlayın: The next update will arrive tomorrow, ____, you can read the guide.

Cevabı göster

and in the meantime

And I will see you soon.

7:14

Ve yakında görüşmek üzere.

Thanks for watching.

7:16

İzlediğiniz için teşekkürler.