Müzik kırık bir kalbi onarabilir mi? - 6 Minute English: İngilizce çalışma notları

BBC Learning English

Öğrenme zorluğu
945 kelime 167 kel/dk

Video özeti: Bir şarkıcı ve söz yazarı, âşık olma deneyimini ve ayrılık acısını müziğe dönüştürüyor. Sunucular ise gençlerin aşkına değer verirken ilişkilerin bitebileceğini gerçekçi biçimde kabul etmenin ve duygusal acının ardından iyileşmenin mümkün olduğunu bilmenin önemini ele alıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. only to die tragically young. — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: only to + fiil yapısının önceki olayların ardından gelen beklenmedik ve çoğunlukla olumsuz bir sonucu nasıl anlattığını kavrayın; bu yapıyı öykü, biyografi veya haberlerde belirgin bir dönüm noktası oluşturmak için kullanın. 2. pouring her feelings of lost love into the songs — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Duyguların yaratıcı bir eserin içine dökülen bir madde gibi sunulduğu mecazı tanıyın; kederin, sevginin ya da başka yoğun duyguların şarkılara, yazılara veya sanat eserlerine nasıl aktarıldığını doğal biçimde anlatın. 3. you're going to get over it." — Phrasal verb’ler: get over something ifadesinin fiziksel olarak bir şeyin üzerinden geçmek değil, duygusal açıdan iyileşmek anlamına geldiğini öğrenin ve ayrılık acısının ya da başka zor bir deneyimin zamanla hafifleyeceğini söylerken doğal biçimde kullanın.

Bu derste

6 Minute English from bbclearningenglish.com.

0:01

bbclearningenglish.com'dan 6 Dakika İngilizce.

Hello, this is 6 Minute English from BBC Learning English.

0:07

Merhaba, ben BBC Learning English'ten 6 Dakika İngilizce programı.

I'm Sam.

0:10

Ben Sam.

And I'm Neil.

0:11

Ve ben Neil.

There are a million songs about falling in love and just as many about being broken-hearted. Notlar

0:12

Aşık olmak hakkında milyonlarca şarkı var ve kalbi kırık olmak hakkında da bir o kadar şarkı var.

Kalıp ifadeler

falling in love: birine âşık olmaya başlamak

Fall in love, birine karşı romantik sevgi duymaya başlamak, yani yeni bir duygusal duruma girmek demektir. Buradaki fall mecazidir; fiziksel olarak düşmeyi anlatmaz. Örnekte falling, about sözcüğünden sonra geldiği için -ing biçimindedir. İfade, âşık olma deneyimini genel olarak anlatmak için tek başına kullanılabilir; kişi with ile eklenebilir: fall in love with someone.

Alıştırma

Hangi cümle Maya'nın yaz boyunca Leo'ya karşı romantik sevgi duymaya başladığını anlatır?

  1. Maya fell in love with Leo over the summer.
  2. Maya fell over while walking with Leo during the summer.
  3. Maya was in love with Leo before the summer.
Cevabı göster

Maya fell in love with Leo over the summer.

Dilbilgisi

just as many: öncekiyle aynı sayıda

Just as many, daha önce sözü edilen sayı ile tam olarak aynı sayı demektir. Burada many, sayılabilen çoğul isim songs yerine kullanılır; bu nedenle isim tekrarlanmadan just as many songs anlamı verilir. Bu ifade, âşık olmakla ilgili şarkılar ile kalbi kırılmakla ilgili şarkıların sayıları arasında paralel bir karşılaştırma kurar. Just eşitliği güçlendirir; burada az önce anlamına gelmez.

Alıştırma

Tam olarak aynı sayı anlamındaki hedef ifade just as many ile cümleyi tamamlayın: The morning workshop had 18 participants, and ____ attended in the afternoon.

Cevabı göster

just as many

Kelime

being broken-hearted: kayıp sonrası derin duygusal acı

Broken-hearted, romantik bir kayıp veya başka büyük bir kişisel kayıp yüzünden son derece üzgün olmak demektir. Bu mecazi bir ifadedir; kalbin fiziksel olarak kırıldığı anlamına gelmez. Burada being broken-hearted, about sözcüğünden sonra gelen bir ulaç öbeğidir ve bir durumu ya da deneyimi adlandırır. Falling in love ile dengeli bir karşıtlık kurar: şarkılar hem aşkın başlangıcını hem de aşk başarısız olduğunda yaşanan acıyı ele alır.

Alıştırma

'The song is about being broken-hearted,' İngilizce cümlesinde broken-hearted ne anlama gelir?

  1. Duygusal bir kayıptan sonra derinden üzülmek
  2. Biraz sıkılmak
  3. Kalbin fiziksel olarak hasar görmesi
Cevabı göster

Duygusal bir kayıptan sonra derinden üzülmek

Do you remember the first time you fell in love, Sam?

0:18

İlk kez aşık olduğun zamanı hatırlıyor musun, Sam?

Ah, yes.

0:21

Ah, evet.

I was 14 and it seemed like every word of every love song had been written just for me. Notlar

0:22

14 yaşındaydım ve her aşk şarkısındaki her kelime sadece benim için yazılmış gibi geliyordu.

Dilbilgisi

14 and it seemed like: yaştan geçmişteki bir izlenime geçiş

14 and it sözcükleri anının iki bölümünü birbirine bağlar. I was 14 konuşanın o zamanki yaşını verir; and bağlacı da cümleyi ardından gelen duyguya taşır. It seemed like yapısındaki it biçimsel öznedir ve belirli bir kişiye ya da nesneye gönderme yapmaz. It seemed like + yan cümle kalıbının tamamı, bir şeyin o anda konuşana doğruymuş gibi geldiğini anlatır. Kanıtlanmış bir gerçek yerine öznel bir izlenimi belirtir; bu nedenle kişisel anılarda ve hikâyelerde kullanışlıdır.

Alıştırma

'I was 14 and it seemed like every song was about me,' cümlesinde it seemed like neyi gösterir?

  1. Şarkı yazma planı
  2. Her şarkı yazarının kanıtladığı bir gerçek
  3. O zamanki öznel bir duygu
Cevabı göster

O zamanki öznel bir duygu

Kalıp ifadeler

written just for someone: özellikle biri için yazılma ve kişisel bağ kurma

had been written just for me ifadesindeki had been written, geçmişte başka bir noktadan önce tamamlanmış bir eylemi edilgen biçimde anlatır. Sözler, konuşan kişi için yazılmış gibi sunulur. Just for me, “özellikle benim için” demektir ve konuşan kişiyi özel olarak amaçlanan kişi şeklinde öne çıkarır. Konuşan kişi, şarkı yazarlarının kendisini gerçekten tanıdığını iddia etmiyor. Seemed like kişisel bir izlenim bildirir: şarkı sözleri duygularına o kadar uygundur ki özellikle onun için yazılmış gibi gelir. Bu kalıp bir şarkı, kitap veya başka bir eserle kurulan güçlü kişisel bağı anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi bu derste geçen ve “özellikle ... için” anlamına gelen iki sözcükle tamamlayın: I made this playlist ____ you.

Cevabı göster

just for

Well, there's a strong connection between music and love. Kalıp ifadeler

0:28

Müzik ve aşk arasında güçlü bir bağlantı var.

Kalıp ifadeler

a strong connection between A and B: A ile B arasındaki güçlü bağlantı

a strong connection between A and B kalıbı, iki şeyin birbiriyle yakından ilişkili olduğunu belirtir. Strong, ilişkinin zayıf veya rastlantısal değil, belirgin ya da önemli olduğunu anlatır. İlk öğeden önce between, ikinci öğeden önce and kullanılır: a strong connection between music and love. Bu iki öğe konu, olay, alışkanlık veya düşünce olabilir.

Alıştırma

a strong connection between A and B kalıbını tamamlayın: There is a strong connection ____ sleep ____ memory.

Cevabı göster

between · and

As Shakespeare famously wrote,

0:31

Shakespeare'in o ünlü sözünde yazdığı gibi,

"If music be the food of love, Notlar

0:33

"Eğer müzik aşkın gıdasıysa,

play on."

0:35

çalmaya devam et."

Dilbilgisi

“If music be”: Shakespeare alıntısındaki edebî be

“If music be...” ifadesindeki be, present subjunctive denen eski ve edebî bir biçimdir. Burada modern İngilizcedeki “if music is” ile yaklaşık aynı anlama gelir: Konuşan kişi varsayımsal bir düşünce ortaya koyar, müziğe emir vermez. Bu bir Shakespeare alıntısı olduğu için be, Erken Modern İngilizce özgün üslubun bir parçasıdır. Bu biçimi tanımak, eski tiyatro eserlerini ve şiirleri modern dil bilgisi hatası sanmadan okumayı sağlar.

Alıştırma

“If music be the food of love...” alıntısındaki be ne işlev görür?

  1. Müziğe aşkın gıdası olmasını emreder.
  2. Yaklaşık olarak “if music is” anlamına gelen eski ve edebî bir subjunctive biçimini gösterir.
  3. Her if sözcüğünden sonra kullanılan normal modern fiil biçimidir.
Cevabı göster

Yaklaşık olarak “if music is” anlamına gelen eski ve edebî bir subjunctive biçimini gösterir.

Deyimler

“music be the food of love”: beslenme üzerinden kurulan bir mecaz

“music be the food of love” ifadesindeki food mecaz anlamlıdır. Aşk, iştahı olan bir şey; müzik ise bu duyguyu besleyebilen veya sürdürebilen bir gıda olarak tasvir edilir. “play on” emri bu imgeyi devam ettirir: Müzisyenlerden, sanki bu duygusal gıdadan daha fazla sunuyorlarmış gibi çalmayı sürdürmeleri istenir. Dize gerçek yiyecekten değil, müziğin aşk üzerindeki etkisinden söz eder.

Alıştırma

“music be the food of love” ifadesinde food ne anlama gelir?

  1. Müzisyenlerin yemesi beklenen bir öğün.
  2. Adını bir yiyecekten alan müzik tarzı.
  3. Mecaz içinde aşkı besleyen veya sürdüren bir şey.
Cevabı göster

Mecaz içinde aşkı besleyen veya sürdüren bir şey.

In this program,

0:36

Bu programda,

we'll be meeting a singer-songwriter who used music to express her feelings of falling in love Notlar

0:37

aşık olma hislerini ifade etmek için müziği kullanan bir şarkıcı-söz yazarıyla tanışacağız,

Dilbilgisi

we'll be meeting: planlanmış program içeriğini önceden tanıtma

We'll be meeting, will be + fiilin -ing biçimiyle kurulan future continuous yapısıdır. Bu program girişinde, izleyici ya da dinleyicinin daha sonra karşılaşacağı içeriği haber verir: sunucular şarkı yazıp söyleyen sanatçıyla buluşacak veya onu tanıtacaktır. Bu yapı, buluşmayı önceden düzenlenmiş program akışının bir parçası olarak sunar. Konuşma anında buluşmanın gerçekleştiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Program girişini meet fiilinin future continuous biçimiyle tamamlayın: In the next segment, we ____ a local artist.

Cevabı göster

will be meeting

Kelime

singer-songwriter: şarkı yazan ve seslendiren kişi

Singer-songwriter, şarkı yazan ve onları şarkıcı olarak seslendiren kişidir. Yazma işi şarkı sözlerini, müziği veya her ikisini içerebilir. Kısa çizgi, singer ve songwriter rollerini tek bir kişiye ait birleşik bir meslek adında birleştirir.

Alıştırma

Şarkı yazıp seslendiren bir kişinin birleşik meslek adıyla cümleyi tamamlayın: Maya writes her own songs and sings them on stage, so she is a ____.

Cevabı göster

singer-songwriter

Kalıp ifadeler

used music to express: bir yöntemi amacına bağlamak

Buradaki used, use fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Kalıp use + araç veya yöntem + to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Music kullanılan yöntemdir; to express ise amacı belirtir. Birinin bir eylemi gerçekleştirmek veya bir sonuca ulaşmak için bir şeyi kullandığını göstermek üzere bu kalıbı kullanın.

Alıştırma

Amaç kalıbını tek sözcükle tamamlayın: The presenter used a chart ____ explain the results.

Cevabı göster

to

and later to mend her broken heart when the relationship ended. Deyimler

0:43

ve daha sonra ilişkisi bittiğinde kırık kalbini onarmak için müziği nasıl kullandığını göreceğiz.

Deyimler

to mend her broken heart: duygusal acıdan kurtulmak

to mend her broken heart, ilişki sona erdikten sonra yaşadığı derin üzüntüden kurtulmasına yardım etmek anlamına gelen bir mecazdır. A broken heart fiziksel olarak hasar görmüş bir organı değil, duygusal acıyı ifade eder; mend ise iyileşmeyi kırılmış bir şeyi onarmaya benzetir. Bu ifade duygusal iyileşme sürecini anlatır ve toparlanmanın bir anda değil, genellikle zamanla gerçekleştiğini düşündürür.

Alıştırma

Bu cümlede to mend her broken heart ne anlama geliyor?

  1. İlişkinin devam etmesini sağlamak
  2. Fiziksel olarak hasar görmüş bir organı onarmak
  3. Ayrılıktan sonra duygusal olarak toparlanmasına yardım etmek
Cevabı göster

Ayrılıktan sonra duygusal olarak toparlanmasına yardım etmek

And as usual,

0:47

Ve her zamanki gibi,

we'll be learning some new vocabulary as well.

0:48

yeni kelimeler de öğreneceğiz.

But first,

0:51

Ama önce,

I have a question for you, Neil.

0:51

Sana bir sorum var, Neil.

Your mention of Shakespeare reminds me of Romeo and Juliet, Kalıp ifadeler

0:54

Shakespeare'den bahsetmen bana Romeo ve Juliet'i hatırlattı,

Kalıp ifadeler

Your mention of X reminds me of Y: bir sözü ilgili bir çağrışıma bağlamak

Your mention of X reminds me of Y, karşıdaki kişinin X'ten söz etmesini duymanın konuşana Y'yi düşündürdüğü anlamına gelir. Burada Shakespeare'den söz edilmesi Romeo ve Juliet ile bağlantı kurar. Bu kalıp konuşmada bir geçiş görevi de görür: az önce söyleneni karşılar ve ilgili bir kişiye, anıya ya da konuya doğal biçimde geçer. Dil bilgisi bakımından Your mention of X öznedir; reminds me of ise kurulan çağrışımı belirtir.

Alıştırma

Cümleyi reminds me of ile tamamlayın: Your mention of the new library ____ the bookshop I visited in Oxford.

Cevabı göster

reminds me of

his famous lovers who fall in love despite their fighting families, Dilbilgisi

0:57

kavgalı ailelerine rağmen aşık olan,

only to die tragically young. Dilbilgisi

1:01

ama sonunda trajik bir şekilde genç yaşta ölen o ünlü aşıklar.

Dilbilgisi

despite their fighting families: despite + isim öbeği

Despite, “bir şey var olsa bile” ya da “-e rağmen” anlamına gelir ve ana olayı engelleyebilecek olsa da gerçekte engellememiş bir durumu belirtir. Aileleri çatışıyordu, ancak âşıklar yine de birbirlerine âşık oldular. Despite bir edattır; bu yüzden burada ardından their fighting families isim öbeği gelir. Ardından bir zamir veya -ing biçimi de gelebilir, ancak özne ve çekimli fiil içeren tam bir yan cümle doğrudan gelemez.

Alıştırma

Hangi cümlede despite doğru kullanılmıştır?

  1. They finished the match despite of the heavy rain.
  2. They finished the match despite the heavy rain.
  3. They finished the match despite it was raining heavily.
Cevabı göster

They finished the match despite the heavy rain.

Dilbilgisi

only to die: beklenmedik ve trajik bir sonucu anlatmak

Bu cümlede only to die, önceki olayın sonucunu anlatır: Âşıklar birbirlerine âşık olur, ancak sonunda genç yaşta ölürler. Only, sonucun beklenmedik, hayal kırıklığı yaratıcı veya trajik olduğu anlamını ekler. Buradaki to die amaç değil, sonuç bildiren bir mastardır. Başka bağlamlarda da kullanılabilen yapı, cümlecik + only to + fiilin yalın hâli şeklindedir: Bir olayı, çoğunlukla olumsuz olan şaşırtıcı bir sonuç izler.

Alıştırma

Bu cümlede only to find ne anlama gelir? Mia hurried to the café, only to find it closed.

  1. Mia'nın acele etme amacını belirtir.
  2. Mia acele ettikten sonra ortaya çıkan beklenmedik sonucu belirtir.
  3. Kafeyi bulmanın Mia'nın yapabileceği tek eylem olduğu anlamına gelir.
Cevabı göster

Mia acele ettikten sonra ortaya çıkan beklenmedik sonucu belirtir.

But in which Italian city was Romeo and Juliet set? Kelime

1:04

Peki Romeo ve Juliet İtalya'nın hangi şehrinde geçiyordu?

Kelime

was Romeo and Juliet set?: bir hikâyenin geçtiği yeri sormak

Bir hikâye, film, tiyatro oyunu veya roman bir yerde ya da dönemde is set olarak anlatıldığında, o yer veya dönem eserin arka planıdır. was Romeo and Juliet set? sorusunda set, edilgen be set yapısındaki geçmiş zaman ortacıdır; fiziksel bir nesnenin bir yere konduğu anlamına gelmez. Düz cümlenin sırası Romeo and Juliet was set in an Italian city şeklindedir. Soruda was başlıktan önce gelir, in which Italian city ise eksik olan yeri sorar.

Alıştırma

Cümleyi be set yapısıyla tamamlayın: The novel ____ London in 1890.

Cevabı göster

is set in

Was it A, Florence,

1:08

A) Floransa,

B, Venice,

1:10

B) Venedik,

or C, Verona?

1:12

yoksa C) Verona mıydı?

I think it must be one of the world's most romantic cities,

1:13

Bence dünyanın en romantik şehirlerinden biri olmalı,

Florence.

1:17

Floransa.

Okay, Neil.

1:18

Tamam, Neil.

I'll reveal the answer later in the program. Anlatım akışı

1:18

Cevabı programın ilerleyen kısımlarında açıklayacağım.

Anlatım akışı

I'll reveal the answer: cevabın açıklanmasını ertelemek

I'll reveal the answer ifadesi, o anda saklı tutulan bilgiyi daha sonra açıklama sözüdür. Reveal, cevabın yalnızca söylenmediğini, şimdilik özellikle gizli tutulduğunu anlatır. later in the program eklendiğinde sunucu programın sırasını belirtir: soru şimdi gelir, cevap ise daha sonraki bir bölümde açıklanır. Bu, merak yaratır ve izleyiciye ya da dinleyiciye programın devamındaki akışı gösterir.

Alıştırma

Bir bilgi yarışmasında I'll reveal the answer later ifadesinin temel işlevi nedir?

  1. İzleyiciden soru hakkında düşünmeyi bırakmasını ister.
  2. Cevabın programın daha sonraki bir bölümünde açıklanacağını izleyiciye bildirir.
  3. Sunucunun cevabı bilmediğini söyler.
Cevabı göster

Cevabın programın daha sonraki bir bölümünde açıklanacağını izleyiciye bildirir.

Julia Jacklin is an Australian singer-songwriter whose song Don't Know How to Keep Loving You reached number eight in the Australian pop charts. Kelime

1:21

Julia Jacklin, Don't Know How to Keep Loving You adlı şarkısı Avustralya pop listelerinde sekiz numaraya kadar yükselen Avustralyalı bir şarkıcı-söz yazarı.

Kelime

reached number eight in the Australian pop charts: Avustralya pop listelerinde sekizinci sıraya ulaşmak

Burada reached, “belirli bir sıraya ulaştı” anlamındadır; number eight ise bir miktarı değil, şarkının listedeki sırasını belirtir. the Australian pop charts, popüler müziğin sıralandığı Avustralya listeleridir. Başka durumlarda da kullanılabilen reach number + sıra + in the charts yapısı, bir şarkı veya albümün ulaştığı liste sırasını bildirir.

Alıştırma

Bir haber yalnızca şarkının sekizinci sıraya ulaştığını söyleyecek, giriş veya en yüksek sırasını belirtmeyecek. Hangi cümle uygundur?

  1. The song peaked at number eight in the charts.
  2. The song entered the charts at number eight.
  3. The song reached number eight in the charts.
Cevabı göster

The song reached number eight in the charts.

Her song lyrics explore feelings of falling in love as well as the pain of breaking up. Notlar

1:31

Şarkı sözleri aşık olma hislerinin yanı sıra ayrılık acısını da işliyor.

Kalıp ifadeler

as well as: A’ya B’yi eklemek

A as well as B yapısında as well as, B’yi A’ya bağlar ve “A’ya ek olarak B de” anlamına gelir. Burada explore fiilinin iki nesnesini bağlar: feelings of falling in love ve the pain of breaking up. Bu yapı genellikle A’yı ana odak olarak tutar ve B’yi ek bilgi olarak sunar. İki tarafın dil bilgisi bakımından paralel olması gerekir.

Alıştırma

Öğrendiğiniz bağlayıcıyı kullanarak cümleyi tamamlayın: The club welcomes beginners ____ experienced players.

Cevabı göster

as well as

Öbek fiiller

of breaking up: romantik bir ilişkinin sona ermesi

Romantik bir bağlamda break up, “romantik bir ilişkiyi bitirmek” anlamına gelir. Bu bir öbek fiildir; bu nedenle break sözcüğünün gerçek anlamına göre ayrılmamalı, tek bir birim olarak anlaşılmalıdır. the pain of breaking up ifadesinde of edatından sonra -ing biçimi olan breaking gelir. İfadenin tamamı, bir ilişkinin sona ermesinden kaynaklanan acıyı anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede break up ne anlama gelir? After a difficult year, Nina and Sam decided to break up.

  1. Bir nesneye zarar vermek
  2. Romantik ilişkilerini bitirmek
  3. Konuşmalarına ara vermek
Cevabı göster

Romantik ilişkilerini bitirmek

Julia's songs are written from experience. Kalıp ifadeler

1:37

Julia'nın şarkıları deneyimlerden yola çıkılarak yazılmış.

Kalıp ifadeler

be written from experience: kişisel deneyimlerden yola çıkarak yazılmak

Be written from experience, bir eserin malzemesini, ayrıntılarını veya duygusal gerçekliğini yaratıcısının bizzat yaşadığı olaylardan aldığını belirtir. Bu cümlede from, şarkıların içeriğinin kaynağını gösterir. Edilgen be + written kalıbı odağı eserin üzerinde tutar. Zamana ve tekil-çoğul durumuna göre is, was, are veya were written from experience kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümle şarkının içeriğinin söz yazarının gerçek yaşamından geldiğini söyler?

  1. The song was written during a rehearsal.
  2. The song was written with an experienced editor.
  3. The song was written from experience.
Cevabı göster

The song was written from experience.

Several years ago,

1:40

Birkaç yıl önce,

she quit her band in Australia and bought a one-way ticket to London to be with her boyfriend and soulmate, Kelime

1:41

Avustralya'daki müzik grubunu bırakıp erkek arkadaşı ve ruh eşiyle birlikte olmak için Londra'ya tek yön bir bilet aldı,

Kelime

buy a one-way ticket to + yer: bir yere tek yönlü bilet almak

Buy a one-way ticket to + yer, o varış noktasına gidişi kapsayan ancak dönüşü kapsamayan bir bilet satın almak demektir. Altyazıda bought, buy fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve to London varış noktasını belirtir. Bir yaşam öyküsünde a one-way ticket, dönüş ayarlanmadığı için ayrılma veya yeni bir hayata başlama konusunda güçlü bir kararı da ima edebilir. Kişinin bir daha asla dönmeyeceğini kesin olarak göstermez.

Alıştırma

Hangi cümle Elena'nın dönüş yolculuğu olmadan Roma'ya gitmek için ödeme yaptığını belirtir?

  1. Elena bought a one-way ticket to Rome.
  2. Elena bought a return ticket to Rome.
  3. Elena bought a ticket for one person to Rome.
Cevabı göster

Elena bought a one-way ticket to Rome.

the person who she felt a special romantic connection with. Kalıp ifadeler

1:47

yani özel bir romantik bağ hissettiği kişiyle.

Kelime

and soulmate: derinden bağlı bir eş

Bu cümlede soulmate, kişinin derin bir duygusal ve romantik bağ hissettiği insan anlamına gelir. Boyfriend sözcüğünden sonra and ile eklenmesi, aynı erkeğin hem onun erkek arkadaşı hem de ona göre ideal ve son derece uyumlu eşi olduğunu anlatır. Bu sözcük genellikle olağanüstü güçlü, bazen de kaderde varmış gibi hissedilen bir bağ çağrıştırır. Birine yalnızca boyfriend veya partner demekten daha güçlü ve idealize edilmiş bir duygu taşır.

Alıştırma

Soulmate, erkek arkadaşın tanımına nasıl bir anlam ekliyor?

  1. Ona tek yönlü bileti satan seyahat acentesi çalışanı.
  2. Onunla olağanüstü derin bir bağ paylaştığına inandığı romantik partneri.
  3. Tesadüfen Londra'da yaşayan eski bir grup arkadaşı.
Cevabı göster

Onunla olağanüstü derin bir bağ paylaştığına inandığı romantik partneri.

Kalıp ifadeler

felt a special romantic connection with: romantik bir bağ hissetmek

Feel a connection with someone, bir kişiye karşı duygusal yakınlık, karşılıklı anlayış veya çekim hissetmek anlamına gelir. Burada special romantic, bu bağın yalnızca sosyal ya da mesleki değil, özellikle kişisel ve romantik olduğunu belirtir. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı feel + a/an + sıfat(lar) + connection + with + kişi şeklindedir. İlgi cümleciğinde who o kişinin yerini tutar ve with sonda kalır: the person who she felt ... with. Edatın bu konumu günlük İngilizcede doğaldır.

Alıştırma

Cümleyi feel a connection with kalıbındaki isim ve edatla tamamlayın: After their long conversation, Nina felt a strong ____ Sam.

Cevabı göster

connection with

But things didn't work out as she'd hoped, Notlar

1:51

Ancak işler umduğu gibi gitmedi,

Öbek fiiller

things didn't work out: işler yolunda gitmedi

Bu cümlede things didn't work out, ilişkinin ya da genel durumun iyi ilerlemediğini ve umulan sonuca ulaşmadığını anlatır. Buradaki work out, “başarıyla sonuçlanmak” anlamında bir öbek fiildir; “egzersiz yapmak” anlamında değildir. Things sözcüğü bilerek genel bırakılmıştır: her sorunu tek tek söylemeden bir ilişkiyi, planı veya düzenlemeyi özetleyebilir. things did or didn't work out kalıbı genel sonucu bildirir.

Alıştırma

Genel durumun başarısız olduğunu anlatan hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: We tried to keep the club open, but ____.

Cevabı göster

things didn't work out

Dilbilgisi

as she'd hoped: onun umduğu gibi

As she'd hoped, “onun umduğu şekilde” demektir. Burada as, gerçek sonucun karşılaştırıldığı beklenen ölçüyü getirir. Ana cümle olumsuz olduğu için sonuç bu beklentiyle uyuşmamıştır. Burada she'd, she would değil she had kısaltmasıdır. Had hoped past perfect yapısındadır ve umudun sonraki sonuçtan önce var olduğunu gösterir. as + özne + had hoped kalıbı gerçek sonucu daha önceki beklentiyle karşılaştırır.

Alıştırma

Lena'nın önceki beklentisinin gerçekleşmediğini göstermek için cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: Lena prepared carefully, but the interview didn't go ____.

Cevabı göster

as she'd hoped

and she found herself alone and working in a depressing job. Dilbilgisi

1:54

ve kendini yapayalnız, iç karartıcı bir işte çalışırken buldu.

Dilbilgisi

found herself alone and working: kendini yalnız ve çalışır durumda buldu

Find oneself + tümleç, kişinin belirli bir durumda olduğunu fark etmesi ya da çoğu zaman planlamadan o duruma düşmesi anlamına gelir. Burada kastedilen, kişinin kendisini kelimenin gerçek anlamıyla bulması değildir. Bu cümlede herself sözcüğünü iki eş görevli tümleç izler: alone sıfatı ve working in a depressing job -ing grubu. Bu ikisi, onun sonunda içinde bulunduğu durumu birlikte anlatır.

Alıştırma

Cümleyi find oneself yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After everyone else left, Maya ____ alone in the office.

Cevabı göster

found herself

Julia turned to music, Öbek fiiller

1:58

Julia müziğe yöneldi,

pouring her feelings of lost love into the songs which later became her first album as a successful musician. Deyimler

2:00

kaybettiği aşkına dair hislerini, daha sonra başarılı bir müzisyen olarak ilk albümüne dönüşecek olan şarkılara döktü.

Öbek fiiller

turned to music: müziğe yöneldi

Turn to + kişi ya da şey, özellikle bir sorun karşısında yardım, teselli, yol gösterme veya duygusal bir çıkış yolu için o kişiye ya da şeye başvurmak demektir. Fiziksel olarak yön değiştirmek anlamına gelmez. Bu cümlede Julia turned to music, Julia'nın kaybettiği aşkın ardından müziği duygusal bir çıkış yolu olarak kullandığını anlatır; ardından gelen -ing yan cümlesi bunu nasıl yaptığını açıklar.

Alıştırma

Hangi cümlede turn to, örnektekiyle aynı anlamda kullanılmıştır?

  1. Please turn to page ten.
  2. He turned to the left at the corner.
  3. When she felt overwhelmed, she turned to painting for comfort.
Cevabı göster

When she felt overwhelmed, she turned to painting for comfort.

Deyimler

pouring her feelings ... into the songs: duygularını şarkılara dökmek

Pour ... into ... sıvı metaforu kullanır. Burada Julia, kaybettiği aşka ilişkin duygularını şarkılarına dökülebilen bir şey gibi ele alır; bu duyguları müziğinin duygusal malzemesine ve yaratıcı enerjisine dönüştürür. Pour + duygu veya çaba + into + eser veya etkinlik yapısı, bir duygudan yalnızca söz etmeyi değil, ona derin ve yoğun biçimde yatırım yapmayı vurgular.

Alıştırma

Eksik edatı yazarak metaforu tamamlayın: After the breakup, Lena poured her grief ____ her paintings.

Cevabı göster

into

So when BBC World Service program The Conversation spoke with her,

2:07

Böylece, BBC World Service programı The Conversation onunla konuştuğunda,

they asked Julia what she would tell her younger self. Kalıp ifadeler

2:12

Julia'ya gençlik haline ne söyleyeceğini sordular.

Kalıp ifadeler

what she would tell her younger self: daha genç hâline ne söyleyeceği

Her younger self, başka bir genç kişiyi değil, aynı kişinin daha genç olduğu dönemdeki hâlini anlatır. Soru, Julia’dan bugünkü bakış açısıyla geçmişteki kendisine hangi öğüdü veya güven verici sözü söyleyeceğini hayal etmesini ister. Bu, edinilen dersler üzerine düşünmeye çağıran yaygın bir sorudur. Asked dolaylı bir soru başlattığı için İngilizcede düz cümle sırası kullanılır: what she would tell ..., what would she tell ... değil. Buradaki would, geçmişten görülen basit bir geleceği değil, hayal edilen durumu belirtir.

Alıştırma

Bu röportaj sorusunda “what she would tell her younger self” ne anlama gelir?

  1. Daha genç yaştaki kendisine hangi öğüdü veya güven verici sözü vereceği.
  2. Daha genç bir kişinin ona daha önce ne söylediği.
  3. Genç bir yabancıya ne söylemeyi planladığı.
Cevabı göster

Daha genç yaştaki kendisine hangi öğüdü veya güven verici sözü vereceği.

The one thing that was just very heartbreaking for me at that age was kind of adult cynicism, Notlar

2:16

O yaşlarda benim için çok kalp kırıcı olan şeylerden biri, yetişkinlerin kinikliğiydi,

Dilbilgisi

The one thing that ... was ... ile tek bir ana noktayı öne çıkarma

The one thing that ... was ... kalıbı bir deneyimi, sorunu veya duyguyu ana odak olarak öne çıkarır. Burada that was just very heartbreaking for me at that age ilgi cümleciği, cümle onun ne olduğunu söylemeden önce bu şeyin konuşmacı üzerindeki etkisini anlatır. İkinci was, odaklanan öğeyi tanımlayan kind of adult cynicism tamamlayıcısını getirir. Anahtar bilgiyi sona bırakmak, dinleyiciyi konuşmacının tepkisinden ana noktaya yönlendirir.

Alıştırma

Hangi cümle tek bir ana sorunu öne çıkarmak için bu kalıbı doğru kullanıyor?

  1. The meeting was disrupted by the unreliable internet.
  2. The one thing that disrupted the meeting was the unreliable internet.
  3. Several things disrupted the meeting, including the unreliable internet.
Cevabı göster

The one thing that disrupted the meeting was the unreliable internet.

Ton ve niyet

Gündelik bir yumuşatma ifadesi olarak kind of

kind of adult cynicism ifadesinde kind of, “tür” anlamındaki kind ismi değil, gündelik bir yumuşatma ifadesidir. Adult cynicism sözünün, konuşmacının yürek parçalayıcı bulduğu şeye yaklaşık olarak verdiği bir ad olduğunu gösterir. Bu yumuşatma ifadesi yargıyı daha az kesin kılar: konuşmacı tanımı kesin ve mutlak bir teşhis olarak değil, kabaca doğru bir açıklama olarak sunar. Bağlama göre en uygun sözleri seçerken yaşanan tereddüdü de yansıtabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede kind of, bir türü adlandırmak için değil, “biraz” anlamında yumuşatma ifadesi olarak kullanılıyor?

  1. What kind of music do you like?
  2. The ending was kind of confusing.
  3. This is a kind of traditional bread.
Cevabı göster

The ending was kind of confusing.

Kelime

adult cynicism: gençlik aşkına kuşkuyla bakan yetişkin tavrı

Cynicism, insanların samimiyetini sorgulayan veya umut veren şeylerin muhtemelen başarısız olacağını varsayan güvensiz bir tutumdur. Burada adult cynicism, yetişkinlerin ergenlik çağındaki aşka kuşkuyla ve heves kırıcı biçimde bakmasını, özellikle de ilişkinin muhtemelen yürümeyeceğini varsaymasını anlatır. Bu ifade yalnızca eleştiriyi ya da üzüntüyü değil, olaylara bakış biçimini adlandırır. Konuşanın yetişkinlerin bu tepkisini neden yürek parçalayıcı bulduğunu açıklar.

Alıştırma

Bu bağlamda adult cynicism nasıl bir tutumu anlatıyor?

  1. Yetişkinlerin bir ergenin aşkının muhtemelen uzun sürmeyeceğini varsayması.
  2. Yetişkinlerin kendi ilk aşklarını heyecanla hatırlaması.
  3. Yetişkinlerin gençlere okul hakkında pratik tavsiyeler vermesi.
Cevabı göster

Yetişkinlerin bir ergenin aşkının muhtemelen uzun sürmeyeceğini varsayması.

I guess, about love.

2:23

sanırım, aşk hakkında olanlar.

I found that really difficult.

2:24

Bunu gerçekten zor buluyordum.

You know,

2:27

Bilirsiniz,

now and when I like a young person is like really in love at 14,

2:27

şimdi ve eskiden benim olduğum gibi 14 yaşında bir genç gerçekten aşık olduğunda,

I know that as an adult, Kalıp ifadeler

2:31

bir yetişkin olarak biliyorum ki,

I all your instincts are telling them to like,

2:32

tüm içgüdüleriniz onlara şöyle demenizi söylüyor,

you know,

2:36

bilirsiniz,

that it's probably not going to work, Kelime

2:36

bunun muhtemelen işe yaramayacağını,

Kalıp ifadeler

as an adult: yetişkin bakış açısından konuşmak

As an adult, “yetişkin kimliğiyle” veya “bir yetişkinin bakış açısından” demektir. Burada as, konuşanın tepkisini şekillendiren kimliği gösterir: yetişkinlik deneyimi ilişkinin muhtemelen yürümeyeceğini düşündürür. Aktarılabilir as + rol veya kimlik kalıbı bir değerlendirmeye bakış açısı kazandırabilir: as a parent, as a teacher veya as a teenager. Dinleyiciye sonraki ifadenin hangi bakış açısından geldiğini bildirir.

Alıştırma

Cümleyi, yetişkin bakış açısını belirten ders ifadesiyle tamamlayın: ____, I can see why that decision was difficult.

Cevabı göster

As an adult

Kelime

it's probably not going to work: work fiilinin “başarılı olmak” anlamı

Burada work, “çalışmak” değil, “başarılı olmak” veya “amaçlanan sonucu vermek” anlamındadır. it öznesi bir planı, düzenlemeyi, yöntemi ya da ilişkiyi anlatabilir; bu yüzden it's probably not going to work, durumun başarısız olacağını veya umulduğu gibi sonuçlanmayacağını öngörür. Probably bunun kesinlik değil, olası bir değerlendirme olduğunu gösterir. Not going to, konuşanın şu anki görüşüne dayanarak gelecekteki beklenen sonuca bakar.

Alıştırma

Hangi cümlede work, “başarılı olmak veya amaçlanan sonucu vermek” anlamında kullanılmıştır?

  1. They worked until midnight.
  2. She works at the library.
  3. This plan probably won't work.
Cevabı göster

This plan probably won't work.

you know?

2:38

anlıyor musunuz?

And that it's like,

2:38

Ve şöyle oluyorsunuz,

just relax or whatever. Ton ve niyet

2:39

sadece rahatla ya da her neyse.

Ton ve niyet

just relax or whatever: belirsiz ve baştan savıcı gelebilen bir bitiş

Burada or whatever, konuşanın adını vermek istemediği benzer başka sözlerin yerini belirsiz biçimde tutar. Kelimesi kelimesine “ne olursa olsun” anlamına gelmez. Just, rahatlamayı basit bir çözüm gibi gösterirken or whatever özenli bir destek vermek yerine sözü geçiştirerek bitirir. Ses tonuna ve bağlama göre bütün ifade, ayrıntıların veya karşıdaki kişinin duygularının önemsiz olduğunu düşündürebilir; bu yüzden baştan savıcı gelebilir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız panik atağını ciddi biçimde anlatıyor. Şu yanıtı değerlendirin: Just relax or whatever.

  1. Baştan savıcı ve uygunsuz gelebilir
  2. Uygun ve düşünceli
Cevabı göster

Baştan savıcı ve uygunsuz gelebilir

But I remember at the time just desperately wanting to be validated by adults and not be told that I was being stupid. Kelime

2:40

Ama o zamanlar yetişkinler tarafından onaylanmayı ve bana aptalca davrandığımın söylenmemesini umutsuzca istediğimi hatırlıyorum.

Kelime

just desperately wanting to be validated by adults: yetişkinler tarafından kabul görmeyi umutsuzca istemek

Bu duygusal bağlamda be validated by adults, yetişkinlerin duygularınızın ve yaşadıklarınızın gerçek olduğunu ve ciddiye alınmaya değer olduğunu kabul etmesi demektir. Yetişkinlerin olguları kontrol etmesi veya teknik bir doğrulama yapması anlamına gelmez. Desperately, wanting ifadesinin gücünü artırır: kabul görme ihtiyacı çok yoğundur. Birinin duygularını kabul etmek, her seçimine katılmayı da gerektirmez; duygusuna saygı duyarken bir davranışına karşı çıkabilirsiniz.

Alıştırma

Bu cümlede be validated by adults en doğal olarak ne anlama gelir?

  1. Yetişkinlerin duyguların gerçek olduğunu ve ciddiye alınmaya değer olduğunu kabul etmesi.
  2. Yetişkinlerin bilgileri teknik bir sistemde kontrol etmesi.
  3. Yetişkinlerin her kararı resmî olarak onaylaması.
Cevabı göster

Yetişkinlerin duyguların gerçek olduğunu ve ciddiye alınmaya değer olduğunu kabul etmesi.

I don't know.

2:47

Bilmiyorum.

I'd probably just be like, Kelime

2:48

Muhtemelen sadece şöyle derdim,

"Yeah, go for it." Ton ve niyet

2:49

"Evet, peşinden git."

Kelime

I'd probably just be like: olası bir yanıtı aktarmak

Burada be like, konuşma dilinde alıntı işlevi görür: birinin muhtemelen söyleyeceği sözleri veya vereceği tepkiyi aktarır. I'd, I would anlamına gelir; bu nedenle I'd probably just be like yaklaşık olarak “muhtemelen şöyle tepki verirdim” demektir. Bu kullanım, kelimesi kelimesine bir alıntı yerine yaklaşık bir tepkiyi aktarabilir. Be like ifadesinin benzerlik bildiren kullanımı değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede be like, sözlü bir tepkiyi aktarmak için kullanılmıştır?

  1. This fabric feels like silk.
  2. I was like, “Are you serious?”
  3. She is like her older sister in many ways.
Cevabı göster

I was like, “Are you serious?”

Ton ve niyet

Yeah, go for it: harekete geçmek için doğrudan teşvik

Yeah, go for it, “Evet, dene” veya “bu fırsatı değerlendir” anlamına gelen samimi ve destekleyici bir yanıttır. Birine kelimesi kelimesine belirli bir yere doğru gitmesini söylemez. It, daha önce konuşulan durumu veya eylemi ifade eder. Yeah onay bildirirken go for it kişiyi harekete geçmesi için güçlü biçimde teşvik eder.

Alıştırma

Bir arkadaşınız bir tiyatro oyunu için seçmelere katılıp katılmaması gerektiğini soruyor. Hangi yanıt açık ve coşkulu bir teşvik sunar?

  1. Yeah, go for it.
  2. I'd think twice about it.
  3. It's entirely up to you.
Cevabı göster

Yeah, go for it.

Many teenagers have a romantic ideal of everlasting love, Kalıp ifadeler

2:50

Pek çok ergen, sonsuz aşk gibi romantik bir ideale sahiptir,

often in contrast to the beliefs of adults, Kalıp ifadeler

2:54

bu durum genellikle yetişkinlerin inançlarıyla zıtlık gösterir,

Kalıp ifadeler

a romantic ideal of everlasting love: idealleştirilmiş bir inanç

A romantic ideal of everlasting love ifadesinde ideal, ideal sıfatı değil, kusursuz görülen veya çok değer verilen bir inancı ya da tasavvuru belirten isimdir. Of edatı idealin konusunu tanıtır; everlasting ise love sözcüğünü niteleyerek sonsuza kadar sürme anlamı verir. İsim öbeğinin bütünü genel olarak aşka dair idealleştirilmiş bir bakışı anlatır; belirli bir ilişkinin gerçekten sonsuza kadar süreceğinin kanıtı değildir. Bu cümlede birçok gençle ilişkilendirilen genel bir inancı sunar.

Alıştırma

A romantic ideal of everlasting love ifadesinin en doğal anlamı hangisidir?

  1. İlişkileri hızla bitirmeye yönelik pratik bir kural.
  2. Aşkın sonsuza kadar sürebileceğine dair idealleştirilmiş bir inanç.
  3. Zaten sonsuza kadar sürmüş belirli bir ilişkinin açıklaması.
Cevabı göster

Aşkın sonsuza kadar sürebileceğine dair idealleştirilmiş bir inanç.

which Julia calls cynicism,

2:57

buna Julia kiniklik (cynicism) diyor,

Kalıp ifadeler

often in contrast to the beliefs of adults: çoğu zaman yetişkinlerin inançlarının aksine

In contrast to the beliefs of adults, yetişkinlerin inançlarını karşılaştırma noktası olarak sunar ve söz konusu görüşün bunlardan belirgin biçimde farklı olduğunu gösterir. Often, bu karşıtlığın sık görüldüğünü ancak her zaman geçerli olmadığını belirtir. Kalıp in contrast to + isim öbeği, zamir veya -ing biçimidir. Bir neden bildirmek yerine iki düşünceyi karşı karşıya getirerek bilgiyi düzenler.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrendiğiniz üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Her calm response was ____ his angry reaction.

Cevabı göster

in contrast to

the belief that something will not be successful or that the people involved are not sincere. Dilbilgisi

2:59

yani bir şeyin başarılı olmayacağına veya olaya dahil olan kişilerin samimi olmadığına inanmak.

Dilbilgisi

the belief that ... or that ...: that… ya da that… biçimindeki inanç

Belief isminden sonra that ile başlayan bir içerik yan cümlesi gelir. Bu yan cümle inancın ne olduğunu belirtir: bir şey başarılı olmayacaktır. Or that ikinci ve paralel bir içerik yan cümlesini başlatır: ilgili kişiler samimi değildir. That sözcüğünün tekrarlanması, iki yan cümlenin belief tarafından yönetilen ayrı seçenekler olduğunu açıkça gösterir; bu kullanım özellikle uzun veya resmî cümlelerde yararlıdır.

Alıştırma

Belief sözcüğünün iki içeriğini paralel yapmak için yan cümle bağlayıcısını tekrarlayın: The belief ____ the plan would fail or ____ the team was dishonest spread quickly.

Cevabı göster

that · that

The young Julia wanted to feel validated,

3:05

Genç Julia onaylanmış (validated) hissetmek istiyordu,

to get confirmation that her feelings were worthwhile and valued. Kalıp ifadeler

3:08

duygularının değerli olduğuna ve kıymet verildiğine dair bir teyit almak istiyordu.

Kalıp ifadeler

get confirmation that ...: duygularının anlamlı ve değerli görüldüğünün onayını almak

Get confirmation that ... yapısı, that yan cümlesindeki ifadenin doğru ya da kabul edilmiş olduğuna dair dışarıdan güvence almak demektir. Burada yalnızca pratik bir bilgiyi kontrol etmekten değil, duygusal olarak onaylanmaktan söz edilir. Her feelings isim öbeği, were worthwhile and valued bölümünün öznesidir. Bu ifadede worthwhile, bu duyguları hissetmenin veya dile getirmenin anlamsız olmadığını; valued ise duyguların önemli kabul edildiğini anlatır. İki sıfat birlikte, onun duygularının ciddiye alınmayı hak ettiğini belirtir.

Alıştırma

“She wanted confirmation that her feelings were worthwhile and valued” ne anlama gelir?

  1. Duygularını saklamak için talimat istiyordu.
  2. Duygularının para kazandıracağına dair kanıt istiyordu.
  3. Duygularının önemli ve saygıyı hak ettiğine dair güvence ve onay istiyordu.
Cevabı göster

Duygularının önemli ve saygıyı hak ettiğine dair güvence ve onay istiyordu.

She wanted someone to tell her,

3:12

Birinin ona şöyle demesini istiyordu,

"Go for it,"

3:14

"Peşinden git (Go for it),"

a phrase used to encourage a person to do whatever it takes to make something work. Kalıp ifadeler

3:15

bu ifade, bir kişiyi bir şeyi başarmak için ne gerekiyorsa yapması konusunda cesaretlendirmek için kullanılır.

Kalıp ifadeler

whatever it takes to make something work: bir şeyi başarmak için gereken her şeyi yapmak

Whatever it takes, bir hedefe ulaşmak için gerekli olan her türlü çaba ya da eylem demektir. Bu kalıplaşmış yan cümle do fiilinin nesnesidir: do whatever it takes. To make something work hedefi belirtir: bir planın, ilişkinin, sistemin veya başka bir durumun işlemesini ya da başarılı olmasını sağlamak. Bu cümlede ifadenin bütünü güçlü bir teşvik ve kararlılık anlatır; her türlü sınırı görmezden gelmek için kelimesi kelimesine izin vermez.

Alıştırma

“Gerekli tüm çaba” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: We will do ____ to make the plan work.

Cevabı göster

whatever it takes

Young love is delicate and it's easy to be pessimistic. Deyimler

3:21

Gençlik aşkı kırılgandır ve karamsar olmak kolaydır.

Deyimler

Young love is delicate: özen gerektiren kırılganlık

Young love is delicate ifadesinde delicate mecaz anlamda kullanılır. Gençler arasındaki romantik duyguları kolayca incinebilen veya sarsılabilen ve bu nedenle özenle ele alınması gereken bir şey olarak gösterir. Cümle, gençlik aşkını sahte ya da değersiz diye reddetmez. Bu mecaz, söz konusu duyguların gerçek olabileceğini kabul ederken kırılganlıklarını vurgular.

Alıştırma

Bu cümlede Young love is delicate ne anlama geliyor?

  1. Kolayca incinebilir ve özenle ele alınması gerekir.
  2. Pahalıdır ve karşılanması zordur.
  3. Önemsizdir ve saygıyı hak etmez.
Cevabı göster

Kolayca incinebilir ve özenle ele alınması gerekir.

I mean, how many couples do you know, Sam, Dilbilgisi

3:24

Yani, Sam, ergenlikte tanışıp

who met as teenagers and stayed together for the rest of their lives? Kalıp ifadeler

3:27

hayatlarının geri kalanını birlikte geçiren kaç çift tanıyorsun?

Dilbilgisi

How many couples do you know who ...?: bir koşula uyanların sayısını sormak

Soru, How many + plural noun + do you know + who + verb ...? kalıbını kullanır. How many bir sayı sorar, çoğul isim grubu belirtir ve who yan cümlesi bu gruptaki hangi üyelerin sayılacağını açıklar. who met ... and stayed ... bölümünde hem met hem de stayed, couples sözcüğünü açıklar. Sam soruya eklenen bir hitaptır ve bu nedenle dil bilgisi yapısını değiştirmez. Bu kalıp, birinin belirli bir koşula uyan kaç kişi tanıdığını doğal biçimde sormayı sağlar.

Alıştırma

people ipucunu kullanarak bu How many ... do you know who ...? sorusunu tamamlayın: ____ who can repair a bicycle?

Cevabı göster

How many people do you know

Kalıp ifadeler

stay together for the rest of their lives: hayatlarının sonuna kadar birlikte olmak

Bir ilişki bağlamında stay together, ayrılmak yerine çift olarak ilişkiyi sürdürmek anlamına gelir. Burada, soru ilişkinin tamamına geçmişten bakıldığı için stayed geçmiş zaman biçimi kullanılmıştır. For the rest of their lives zaman sınırını belirler: o andan hayatlarının sonuna kadar. İfadenin bütünü, ortaklıklarının ömür boyu sürdüğünü anlatır; her zaman aynı fiziksel yerde olduklarını anlatmaz.

Alıştırma

"Maya and Luis stayed together for the rest of their lives," cümlesindeki ifade ne anlama gelir?

  1. Tanıştıktan kısa süre sonra ilişkilerini bitirdiler.
  2. Aynı binada yaşadılar ama çift değillerdi.
  3. Hayatlarının sonuna kadar çift olarak kaldılar.
Cevabı göster

Hayatlarının sonuna kadar çift olarak kaldılar.

I don't know many,

3:31

Çok fazla tanımıyorum,

it's true.

3:32

bu doğru.

Neuroscientist Dr. Lucy Brown is co-creator of The Anatomy of Love, Kelime

3:33

Nörobilimci Dr. Lucy Brown, The Anatomy of Love'ın ortak yaratıcılarından biri,

a website exploring the science of romance.

3:38

bu, romantizmin bilimini araştıran bir web sitesi.

Kelime

co-creator of The Anatomy of Love: The Anatomy of Love’ın ortak yaratıcısı

co- ön eki “ortaklaşa” veya “başka biriyle birlikte” anlamına gelir. Bir co-creator, bir eseri, projeyi ya da ürünü yaratan iki veya daha fazla kişiden biridir. co-creator of The Anatomy of Love ifadesinde of, Lucy Brown’ın yaratılmasına yardımcı olduğu şeyi tanıtır. Bu rol ortak yaratımı anlatır; onun tek yaratıcı olduğunu söylemez.

Alıştırma

Cümleyi “ortak yaratıcı” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: Priya helped build the game from the beginning. She is a ____ the game.

Cevabı göster

co-creator of

She thinks we need to be more realistic about falling in love, Kalıp ifadeler

3:42

O, aşık olmak konusunda daha gerçekçi olmamız gerektiğini düşünüyor,

as she explains here to BBC World Service's The Conversation.

3:46

tıpkı burada BBC World Service'in The Conversation programına açıkladığı gibi.

Kalıp ifadeler

need to be more realistic about falling in love: aşka daha gerçekçi bakmak

Be realistic about something, bir konuyu yalnızca umutlara veya ideal bir görüntüye göre değil, gerçek koşullara ve muhtemel sonuçlara göre değerlendirmek demektir. Buradaki need to be more realistic about falling in love, aşkı reddetmek değil, aşka daha az idealize edilmiş bir şekilde bakmak gerektiğini anlatır. about sonrasında bir isim veya -ing biçimi kullanılabilir. Falling in love, değerlendirilen deneyimin adını verir; more ise konuşanın mevcut tutumdan daha pratik bir tutuma geçilmesini istediğini gösterir.

Alıştırma

Cümleyi be, realistic sözcüğünün karşılaştırma biçimi ve about ile tamamlayın: We want to visit five cities in two days, but we need to ____ what we can actually do.

Cevabı göster

be more realistic about

I wish someone had said, Dilbilgisi

3:50

Keşke birisi bana şöyle deseydi,

Dilbilgisi

I wish someone had said: geçmişle ilgili pişmanlık

I wish + özne + had + geçmiş zaman ortacı, geçmişte gerçekleşmemiş bir durumla ilgili pişmanlığı ifade eder. I wish someone had said ... cümlesinde konuşan kişi geçmişe bakar ve o sırada gerekli sözleri kimsenin söylemediğini anlatır. Had said, past perfect biçimidir. Gerçekleşmemiş dileği şimdiki andan önceye yerleştirir; konuşan kişinin bunu daha sonra birinin söylemesini beklediği anlamına gelmez.

Alıştırma

Geçmişle ilgili pişmanlık ifade etmek için cümleyi warn fiilinin past perfect biçimiyle tamamlayın: I wish someone ____ me before I paid the fee.

Cevabı göster

had warned

"You know,

3:51

"Biliyor musun,

love is wonderful.

3:52

aşk harika bir şey.

Yes, go for it.

3:53

Evet, peşinden git.

But heartbreak happens,

3:54

Ama kalp kırıklığı da olur,

you know, and maybe this isn't going to last. Kelime

3:56

bilirsin, ve belki de bu sürmeyecek.

Kelime

maybe this isn't going to last ifadesindeki last fiili

Bu cümlede last, “belirli bir süre devam etmek” anlamına gelen bir fiildir. Maybe this isn't going to last, mevcut durumun ya da ilişkinin devam etmek yerine sona erebileceğini anlatır. be going to + fiilin yalın hâli kalıbı, last sözcüğünün ana fiil olduğunu gösterir. Burada “son” anlamına gelmez; bu sıfat kullanımı normalde the last day örneğindeki gibi bir ismin önünde yer alır.

Alıştırma

Maybe this isn't going to last cümlesinde last ne anlama gelir?

  1. belirli bir süre devam etmek
  2. geç varmak
  3. bir listenin sonunda yer almak
Cevabı göster

belirli bir süre devam etmek

Um,

3:58

Hımm,

um,

3:59

hımm,

maybe it is, Anlatım akışı

3:59

belki sürer,

but maybe it isn't.

4:00

ama belki sürmez.

Anlatım akışı

maybe it is, but maybe it isn't: iki olasılığı dengelemek

Tekrarlanan maybe + olumlu cümle, but maybe + olumsuz cümle kalıbı, iki sonucun da mümkün olduğunu gösterir. Maybe sözcüğünün tekrarı iki olasılığa benzer ağırlık verirken but karşıtlığı belirtir. Burada it is ve it isn't, daha uzun olan it is going to last ve it isn't going to last cümlelerinin yerine geçer. Bu eksiltme, tüm fikri tekrarlamaktan kaçınır ve bir sonucu garanti etmek ya da reddetmek yerine değerlendirmeyi açık bırakır.

Alıştırma

Bir arkadaşınız “The new schedule will solve everything.” diyor. Hangi cevap, iki olasılığı da açık bırakmak için hedef kalıbı kullanır?

  1. Maybe it will, but maybe it won't.
  2. It definitely will.
  3. It definitely won't.
Cevabı göster

Maybe it will, but maybe it won't.

And just realize that it can be one of the most devastating experiences in your life. Dilbilgisi

4:01

Ve bunun hayatındaki en yıkıcı deneyimlerden biri olabileceğini fark et.

Dilbilgisi

one of the most devastating experiences in your life: hayatındaki en yıkıcı deneyimlerden biri

one of the most + sıfat + çoğul isim kalıbı, bir öğeyi bir ölçeğin en üst ucundaki grubun içine yerleştirir. Buradaki it can be one of the most devastating experiences, bu deneyimin duygusal açıdan en büyük zararı veren deneyimler arasında olabileceği anlamına gelir; can be kesinlik değil, olasılık bildirir. one of ifadesinden sonra grubu adlandıran isim çoğul olur: one of the most devastating experiences denir, experience denmez. Bu kalıp güçlü değerlendirmeler yapmak için yeniden kullanılabilir ve kapsam çoğu zaman in your life ya da of my career gibi ifadelerle sınırlandırılır.

Alıştırma

Cümleyi one of the most ve challenging sıfatıyla tamamlayın: Moving abroad alone was ____ experiences of her life.

Cevabı göster

one of the most challenging

But you're going to get over it." Öbek fiiller

4:07

Ama bunu atlatacaksın."

Öbek fiiller

you're going to get over it: bu acıyı atlatacaksın

Get over something, acı verici bir olayın, hayal kırıklığının, hastalığın ya da başka bir zorluğun etkilerinden kurtulmak anlamına gelen bir öbek fiildir. Burada duygusal acıyı geride bırakmak anlamındadır; fiziksel olarak bir nesnenin üzerinden geçmeyi anlatmaz. You're going to gelecek hakkında kendinden emin bir tahmin yapar. you're going to get over it ifadesi bir bütün olarak dinleyiciye acının geçici olduğunu ve iyileşeceğini söyleyerek güven verir.

Alıştırma

“I know the breakup hurts, but you're going to get over it,” cümlesinde get over it ne anlama gelir?

  1. Fiziksel olarak bir şeyin üzerinden tırmanacaksın.
  2. Ayrılık hakkında konuşmaktan kaçınacaksın.
  3. Duygusal acıdan kurtulacaksın.
Cevabı göster

Duygusal acıdan kurtulacaksın.

Dr. Brown thinks it's important to know that relationships can end in heartbreak, Deyimler

4:09

Dr. Brown, ilişkilerin kalp kırıklığıyla (heartbreak) bitebileceğini bilmenin önemli olduğunu düşünüyor,

feelings of great sadness,

4:14

yani büyük bir üzüntü hissi,

as if your heart is broken,

4:16

sanki kalbiniz kırılmış gibi,

especially after the end of a romantic affair.

4:18

özellikle romantik bir ilişkinin bitmesinden sonra.

Deyimler

heartbreak: kalbin kırılmış gibi hissettiren yoğun üzüntü

Heartbreak, özellikle yakın bir ilişkinin kaybedilmesinden veya sona ermesinden sonra hissedilen çok yoğun duygusal üzüntüyü ifade eder. end in heartbreak ifadesinde end in, “nihai sonucu … olmak” anlamına gelir. Ardından gelen feelings of great sadness anlamı doğrudan açıklar; as if your heart is broken ise kelimenin arkasındaki benzetmeyi gösterir. Kalp fiziksel olarak kırılmaz; kırılmış bir nesne görüntüsü duygusal acıyı canlı ve şiddetli biçimde anlatır.

Alıştırma

Bu cümlede heartbreak ne anlama geliyor?

  1. Yoğun duygusal üzüntü
  2. Kısa süreli hafif bir rahatsızlık
  3. Kalp organının fiziksel olarak kırılması
Cevabı göster

Yoğun duygusal üzüntü

But she also wants young people to know that whatever happens, Dilbilgisi

4:21

Ama aynı zamanda gençlerin ne olursa olsun,

they can get over it,

4:25

bunu atlatabileceklerini (get over it) bilmelerini istiyor,

feel better again after something has made them unhappy.

4:27

bir şey onları mutsuz ettikten sonra tekrar daha iyi hissedebileceklerini.

Dilbilgisi

whatever happens ... they can get over it: ne olursa olsun üstesinden gelebilirler

That, gençlerin bilmesini istediği içeriği tanıtır. Bu yan cümlede whatever happens, “ne olursa olsun” anlamına gelir. Bir ödünleme koşulu oluşturur: olası tüm olaylar veya sonuçlar kapsanır, ancak ana cümledeki ifade geçerliliğini korur. Yeniden kullanılabilir kalıp Whatever happens, + ana cümle biçimindedir. Burada ana cümle they can get over it ifadesidir ve it zor deneyimi belirtir. Bu yapı, koşullar değişse bile belirtilen sonucun veya desteğin ortadan kalkmayacağını söyleyerek birini rahatlatır.

Alıştırma

“Ne olursa olsun” anlamındaki iki kelimelik İngilizce ifadeyle güven veren cümleyi tamamlayın: ____, I will stay and help you.

Cevabı göster

Whatever happens

Falling in love is one of the great experiences in life,

4:30

Aşık olmak hayattaki büyük deneyimlerden biridir,

and developing the strength to face whatever happens makes it more likely that the story ends happily, Notlar

4:34

ve ne olursa olsun bununla yüzleşme gücünü geliştirmek, hikayenin mutlu sonla bitme ihtimalini artırır,

unlike the tale of Romeo and Juliet.

4:40

Romeo ve Juliet'in hikayesinin aksine.

Kalıp ifadeler

developing the strength to face whatever happens: her sonuca göğüs gerecek içsel dayanıklılığı geliştirmek

Bu cümlede developing the strength to face whatever happens, özellikle zor veya beklenmedik olanlar dâhil her türlü sonuçla başa çıkmak için gereken içsel dayanıklılığı zamanla geliştirmek demektir. Buradaki strength fiziksel güç değil, duygusal kapasite anlamındadır. develop the strength to + fiil kalıbı, bu yeteneği zaman içinde gelişen bir şey olarak sunar. Face, bir şeyden kaçmak yerine onu kabul edip onunla başa çıkmak anlamına gelen bir fiildir; whatever happens ise meydana gelebilecek her türlü olayı veya sonucu kapsar.

Alıştırma

“Her türlü sonuçla başa çıkacak içsel dayanıklılığı zamanla geliştirmek” anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: It takes time to ____.

Cevabı göster

develop the strength to face whatever happens

Dilbilgisi

makes it more likely that + yan cümle: bir sonucun olasılığını artırmak

Burada makes it more likely that the story ends happily, önceki etkenin mutlu son olasılığını artırdığı anlamına gelir. Mutlu sonun kesin olduğunu söylemez. Kalıp make + it + more likely + that yan cümlesi şeklindedir. It, sonraki içeriği önceden temsil eden bir nesnedir; that yan cümlesi olasılığı değişen sonucu belirtir. More, başka bir durum veya koşulla karşılaştırıldığında olasılığın arttığını gösterir.

Alıştırma

“... olasılığını artırır” anlamındaki hedef yapıyla cümleyi tamamlayın: Leaving early ____ we'll arrive before the gates close.

Cevabı göster

makes it more likely that

I think it's time to reveal the answer to my question, Neil.

4:43

Sanırım sorumun cevabını açıklamanın vakti geldi, Neil.

In which Italian city does the story of Romeo and Juliet take place? Öbek fiiller

4:46

Romeo ve Juliet'in hikayesi İtalya'nın hangi şehrinde geçiyor?

Öbek fiiller

take place: bir hikâyenin geçtiği yeri söylemek

Bu soruda take place, “gerçekleşmek” ya da “bir yerde geçmek” anlamına gelir. Özne the story of Romeo and Juliet ifadesidir ve cümle hikâyenin hangi şehirde geçtiğini sorar. take place ifadesini take ve place sözcüklerinin gerçek anlamlarına ayırmadan tek bir fiil öbeği olarak düşünün. Aynı kalıpla bir olayın, hikâyenin veya etkinliğin nerede ya da ne zaman gerçekleştiği sorulabilir.

Alıştırma

Soruyu “gerçekleşmek” veya “bir yerde geçmek” anlamındaki kalıpla tamamlayın: Where does the film ____?

Cevabı göster

take place

I said it was Florence.

4:50

Floransa demiştim.

So, was I right?

4:52

Peki, haklı mıydım?

Well, Florence is a romantic city,

4:53

Şey, Floransa romantik bir şehir,

but the correct answer is Verona.

4:55

ama doğru cevap Verona.

Verona was little known in Shakespeare's time, Kelime

4:58

Verona Shakespeare'in zamanında çok az biliniyordu,

Kelime

was little known: düşük toplumsal bilinirliği ifade etmek

was little known yapısında little, “neredeyse hiç” ya da “yaygın biçimde değil” anlamına gelen bir derece zarfıdır ve known sözcüğünü niteler. Bu nedenle ifade Verona'yı çok az kişinin bildiğini söyler; little şehrin fiziksel büyüklüğünü anlatmaz. Was ve in Shakespeare's time, bu düşük tanınırlığı geçmişteki tarihî bir döneme yerleştirir.

Alıştırma

Cümleyi little sözcüğünün “yaygın biçimde değil” anlamına geldiği iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Although the artist later became famous, she was ____ during her lifetime.

Cevabı göster

little known

but nowadays thousands of tourists visit the sites connected with the story, Kalıp ifadeler

5:01

ancak günümüzde binlerce turist hikayeyle bağlantılı yerleri ziyaret ediyor,

including the famous balcony where Romeo declared his eternal love. Kalıp ifadeler

5:05

buna Romeo'nun sonsuz aşkını ilan ettiği ünlü balkon da dahil.

Kalıp ifadeler

sites connected with the story: hikâyeyle bağlantılı yerler

Burada sites, turistlerin ziyaret edebileceği fiziksel yerler anlamına gelir; internet siteleri anlamında değildir. connected with the story, “hikâyeyle bağlantılı” demektir ve yerlerin fiziksel olarak birbirine bağlandığını anlatmaz. connected with the story ifadesi sites sözcüğünden sonra gelerek hangi yerlerin kastedildiğini belirtir. sites that are connected with the story yapısının kısaltılmış biçimidir. Aynı yapı insanları, nesneleri, yerleri veya olayları bir konuyla ilişkilendirmek için kullanılabilir.

Alıştırma

Bu cümlede “ile bağlantılı” anlamına gelen ifadeyi seçin: The museum displays objects ___ the city's history.

  1. connected from
  2. connected with
  3. connected by
Cevabı göster

connected with

Kalıp ifadeler

Romeo declared his eternal love: ciddi ve dramatik bir ifade

Romeo declared his eternal love ifadesinde declared, sevgisini açıkça ve ciddi bir biçimde ifade ettiğini; eternal love ise sonsuza kadar süreceği söylenen bir aşkı anlatır. Bu sözcükler birlikte yüksek ve dramatik bir ton oluşturur. Anlatıcı yalnızca Romeo'nun aşktan söz ettiğini değil, güçlü ve akılda kalıcı bir ilan yaptığını belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle “Romeo declared his eternal love” ifadesinin anlamına ve tonuna en iyi uyar?

  1. Aşkının sonsuza kadar süreceğini ciddi bir biçimde ifade etti.
  2. Birinden hoşlandığını gelişigüzel söyledi.
  3. Aşkın sonsuza kadar sürüp süremeyeceğini sordu.
Cevabı göster

Aşkının sonsuza kadar süreceğini ciddi bir biçimde ifade etti.

Okay, let's recap the vocabulary we've learned, Anlatım akışı

5:11

Pekala, öğrendiğimiz kelimeleri tekrarlayalım,

Anlatım akışı

let's recap the vocabulary we've learned: tekrar bölümüne geçmek

Okay, let's recap... ana açıklamadan daha önce işlenen konuların kısa bir tekrarına geçildiğini gösterir. Dinleyiciye yeni bir konu yerine önemli kelimelerin yeniden ele alınacağını bildirir. let's recap yapısında let's + fiilin yalın hâli, birlikte bir şey yapma daveti oluşturur. Recap ana noktaları kısaca yeniden ele almak demektir; we've learned ise daha önce öğrenilen vocabulary ifadesini sınırlar.

Alıştırma

Okay, let's recap... ifadesini duyduğunuzda konuşmacı büyük olasılıkla sırada ne yapmak istiyordur?

  1. Dinleyicilerden her cümleyi kelimesi kelimesine tekrar etmelerini ister.
  2. Tamamen ilgisiz yeni bir konu başlatır.
  3. Daha önceki önemli noktaların kısaca gözden geçirileceğini gösterir.
Cevabı göster

Daha önceki önemli noktaların kısaca gözden geçirileceğini gösterir.

starting with soulmate,

5:13

ruh eşi (soulmate) ile başlayalım,

the special person who you feel a strong romantic bond to.

5:15

güçlü bir romantik bağ hissettiğiniz özel kişi.

Cynicism describes the belief that something will not work out successfully.

5:19

Kiniklik/kötümserlik (cynicism), bir şeyin başarıyla sonuçlanmayacağına dair inancı tanımlar.

If you are validated, Kelime

5:24

Eğer onaylanmışsanız (validated),

you get external confirmation that your actions are ideas or feelings are worthwhile and valued.

5:26

eylemlerinizin, fikirlerinizin veya duygularınızın değerli ve kıymetli olduğuna dair dışarıdan bir teyit alırsınız.

Kelime

are validated ... external confirmation: dışarıdan gelen kabul

Buradaki are validated edilgen yapıdadır ve kişiler arası bağlamda kabul ya da takdir görmek anlamına gelir. External confirmation kaynağı açıkça belirtir: başka bir kişi, grup, geri bildirim veya kişinin dışındaki başka bir kanıt; duygularının, fikirlerinin ya da eylemlerinin önemli olduğunu doğrular. Bu anlamdaki validation, her eylemin nesnel olarak doğru olduğunu kanıtlamaz. Kişinin deneyiminin gerçek, anlaşılabilir veya ilgiye değer olduğunun kabul edilmesi demektir.

Alıştırma

Bu bağlamda hangi durum birinin external confirmation yoluyla validation gördüğünü en iyi gösterir?

  1. Bir program, dosyanın teknik gereksinimleri karşılayıp karşılamadığını kontrol eder.
  2. Başkalarından hiçbir yanıt almadan kendinizi rahatlatırsınız.
  3. Başka biri duygularınızın gerçek ve anlaşılır olduğunu kabul eder.
Cevabı göster

Başka biri duygularınızın gerçek ve anlaşılır olduğunu kabul eder.

You can use the phrase go for it to encourage someone to make whatever efforts are necessary to get something done. Kalıp ifadeler

5:32

Peşinden git (go for it) ifadesini, birisini bir işi başarmak için gerekli tüm çabayı göstermesi için cesaretlendirmek amacıyla kullanabilirsiniz.

Kalıp ifadeler

bir işi tamamlamak için gereken her türlü çabayı göstermek

Make whatever efforts are necessary, durumun gerektirdiği bütün çabayı göstermek demektir. Whatever sözcüğü efforts sözcüğünü niteler; dikkatsizce veya rastgele çabalamayı değil, gerekli olduğu ortaya çıkan her türlü çabayı kapsar. To get something done çabanın amacını belirtir. get + nesne + geçmiş zaman ortacı yapısı, tamamlanmış bir sonuca ulaşmaya odaklanır. Bu nedenle tüm ifade, bir görevi tamamlamak için gereken her şeyi yapmak anlamına gelir.

Alıştırma

Hedef yapıyı “gerekli olanların tümü” anlamına gelen sözcükle tamamlayın: We will make ____ efforts are necessary to meet the deadline.

Cevabı göster

whatever

Heartbreak describes feelings of great sadness as if your heart is broken.

5:39

Kalp kırıklığı (heartbreak), sanki kalbiniz kırılmış gibi büyük bir üzüntü hissini tanımlar.

And finally,

5:43

Ve son olarak,

to get over something means to feel better again after something has made you unhappy. Öbek fiiller

5:44

bir şeyi atlatmak (to get over something), bir şey sizi mutsuz ettikten sonra tekrar daha iyi hissetmek anlamına gelir.

Öbek fiiller

get over something: mutsuzluktan sonra yeniden daha iyi hissetmek

Get over something burada, seni mutsuz eden bir olayın veya deneyimin duygusal etkisinden kurtulmak anlamına gelir. Something, get over ifadesinin nesnesidir ve ayrılık, hayal kırıklığı veya kötü haber gibi nedeni belirtir. Feel better again sonucu açıklar: kişi artık eskisi kadar üzgün değildir. İfade çoğu zaman iyileşmenin zaman içinde gerçekleştiğini düşündürür; yaşananları mutlaka unutmak anlamına gelmez.

Alıştırma

“Maya finally got over the disappointment,” cümlesinde got over ne anlama gelir?

  1. Hayal kırıklığı yaratan olay sırasında devam etmeyi başardı.
  2. Bu olay onu üzdükten sonra kendini daha iyi hissetmeye başladı.
  3. Hayal kırıklığı gerçekleşmeden önce onu önledi.
Cevabı göster

Bu olay onu üzdükten sonra kendini daha iyi hissetmeye başladı.

Once again,

5:50

Bir kez daha,

our 6 minutes are up, Anlatım akışı

5:51

6 dakikamızın sonuna geldik,

but there's time for one more famous saying and I think it's good advice,

5:52

ama ünlü bir söz için daha vaktimiz var ve bence bu iyi bir tavsiye,

Anlatım akışı

our 6 minutes are up: ayrılan sürenin bittiğini söylemek

our 6 minutes are up ifadesinde be up, belirlenmiş bir sürenin sona erdiğini anlatır. Dakikaların yukarı hareket ettiği anlamına gelmez. Bu ifade bir kapanış sinyali olarak dinleyicilere süreli ana bölümün bittiğini bildirir. Ardından gelen but there's time for... ise son bir öğeye yer açan bir geçiş oluşturur.

Alıştırma

Bu cümlede our 6 minutes are up ne anlama gelir?

  1. Program altı dakika sonra başlayacak.
  2. Altı dakika daha eklendi.
  3. Ayrılan altı dakika sona erdi.
Cevabı göster

Ayrılan altı dakika sona erdi.

better to have loved and lost than never to have loved at all. Kültür

5:56

sevip de kaybetmek, hiç sevmemiş olmaktan daha iyidir.

Kültür

Sevip kaybetmiş olmak, hiç sevmemiş olmaktan iyidir

Bu söz, aşk kayıpla sonuçlansa bile aşkı deneyimlemenin hâlâ değerli olabileceğini anlatır. better to have done... than never to have done... at all kalıbı geçmiş bir deneyimi, o deneyimi hiç yaşamamış olmakla karşılaştırır; at all, never ifadesini güçlendirir. Bu tanınmış dize genellikle Alfred, Lord Tennyson'ın In Memoriam A.H.H. adlı şiirinden alıntılanır. Aşk ve kalp kırıklığı üzerine düşünceli bir sonuç sunar; herkesin kabul etmesi gereken gerçek anlamlı bir kural değildir.

Alıştırma

Hangi yorum better to have loved and lost than never to have loved at all sözüne en uygundur?

  1. Aşk, kayıpla sonuçlansa bile değerli bir deneyim olarak kalabilir.
  2. Yalnızca sonsuza kadar süren ilişkiler değerlidir.
  3. Üzüntü riski olduğunda aşktan her zaman kaçınmak gerekir.
Cevabı göster

Aşk, kayıpla sonuçlansa bile değerli bir deneyim olarak kalabilir.

Bye for now.

6:01

Şimdilik hoşça kalın.

Goodbye.

6:02

Hoşça kalın.

6 Minute English from bbclearningenglish.com.

6:04

bbclearningenglish.com'dan 6 Dakika İngilizce.