Ukrayna'daki savaş neden önemli: Kenya | Gıda Güvenliği: İngilizce çalışma notları
Business Insider
Video özeti: Kenyalı bir konuşmacı savaşın buğday ve gübre arzını bozup gıda fiyatlarını artırdığını açıklıyor; ardından Mombasa'daki tahıl merkezini ve barışı ele alıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. net importer of food. | Sözcük ve kullanım: ihraç ettiğinden daha çok gıda ithal eden ülkeyi anlatan terimi ve sınırları kapatmanın arz riskini öğrenin. 2. What we had to do was to look for | Dil bilgisi: gerekli tepkiyi eylemden önce öne çıkarmak için what yan cümleli bu odak yapısını kullanın. 3. a grain basket for the world. | Mecazlı ifade: grain basket sözünü gerçek sepet değil, dünyaya tahıl sağlayan büyük bir üretim bölgesi olarak anlayıp küresel arzla ilişkilendirin.
Bu derste
If people knew that there is a lot of indirect effects that can be attributed to the Russian Ukraine uh war, Notlar
0:00İnsanlar Rusya-Ukrayna savaşına atfedilebilecek pek çok dolaylı etki olduğunu bilseydi,
there is a lot of indirect effects: çoğul effects ile sayı uyumu
There be yapısında be biçimi normalde ardından gelen isim öbeğiyle sayı bakımından uyum gösterir. Ana isim effects çoğuldur ve a lot of onu tekil yapmaz; bu nedenle standart biçim there are a lot of indirect effects olur. Özgün cümledeki there is ... effects, doğaçlama konuşmada yaygın olan bir sayı uyumu hatasıdır ve örnek alınmamalıdır. a lot of gibi miktar ifadelerinden sonra ana ismi kontrol edin: there is a lot of evidence, ancak there are a lot of effects.
Alıştırma
Resmî bir rapor için cümleyi tamamlayın: ____ several indirect effects that the initial study did not measure.
Cevabı göster
There are
can be attributed to: ihtiyatlı nedensel atıf
Can be attributed to edilgen bir neden atfetme kalıbıdır: sonuç veya etki + can be attributed to + öne sürülen neden. Bu cümlede dolaylı etkiler sonuç, Rusya-Ukrayna savaşı ise bunlarla ilişkilendirilen nedendir. Can kipliği iddiayı kesinleştirmek yerine ihtiyatlı hâle getirir. Bu ifade çoğunlukla “makul biçimde bununla açıklanabilir” anlamına gelir; adı geçen etkenin doğrudan veya tek neden olduğunu kanıtlamaz.
Alıştırma
Cümleyi “bir şeyin sonucu olarak açıklanabilir” anlamındaki dört sözcüklü edilgen ifadeyle tamamlayın: The decline ____ several economic factors.
Cevabı göster
can be attributed to
people would be a bit objective in terms of how they evaluate this Kalıp ifadeler
0:07bu durumu değerlendirirken biraz daha nesnel olurlardı
If people knew ... people would be: şimdiki zamana ilişkin bir varsayım
If yan cümlesinde knew geçmiş zaman biçimi, sonuç cümlesinde ise would be içindeki would + fiilin yalın hâli kullanılır. Bu ikisi birlikte şimdiki zamana ilişkin varsayımsal bir durum kurar: dolaylı etkilerin bilinmesi gerçek dışı veya şu anda doğru olmayan bir koşul, daha nesnel olma ise hayal edilen sonuç olarak sunulur. Buradaki knew, bilme eylemini geçmiş zamana yerleştirmez. Geçmiş zaman biçimi, şimdiki gerçeklikle mesafe oluşturur. Gerçek dışı bir şimdiki koşulun sonucu nasıl değiştireceğini düşünürken If + simple past, ... would + fiilin yalın hâli kalıbı başka durumlara aktarılabilir.
Alıştırma
Şimdiki zamana ilişkin varsayımı know ve would sözcüklerinin doğru biçimleriyle tamamlayın: If residents ____ the full cost, they ____ ask for a public review.
Cevabı göster
knew · would
in terms of: ifadeyi tek bir yönle sınırlamak
In terms of, bir ifadeyi belirli bir yön veya ölçütle sınırlayan çerçeveleme kalıbıdır. In terms of how they evaluate this, “bunu değerlendirme biçimleri açısından” anlamına gelir; kalıp terminolojiye gönderme yapmak yerine ifadenin bakış açısını düzenler. Arkasından bir isim öbeği veya how ya da what gibi bir sözcükle başlayan dolaylı soru cümleciği gelebilir. Burada how cümleciği tartışılan belirli boyutu adlandırır.
Alıştırma
Cümleyi belirli karşılaştırma ölçütünü tanıtan üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The two apartments are similar ____ size, but not location.
Cevabı göster
in terms of
um and not thinking that this is a crisis that is far away
0:11ve bunun çok uzakta yaşanan bir kriz olduğunu,
or we don't have to talk to our leaders Dilbilgisi
0:16ya da liderlerimizle konuşmamıza gerek olmadığını,
don't have to: zorunluluk yok, yasak değil
Bu cümlede don't have to, “gerekli değil” anlamına gelir. Konuşmacı, liderlerle konuşmanın isteğe bağlı olabileceği düşüncesini aktarıyor; bunun yasak olduğunu söylemiyor. Bir eylem zorunlu olmadığında don't have to + fiilin yalın hâli yapısını kullanın. Kişi yine de bu eylemi yapmayı seçebilir.
Alıştırma
Bir müze, “You don't have to leave your bag at the desk.” diyor. Bu ne anlama gelir?
- Çantayı danışma masasına bırakmak zorunludur.
- Çantayı danışma masasına bırakmak isteğe bağlıdır.
- Çantayı danışma masasına bırakmak yasaktır.
Cevabı göster
Çantayı danışma masasına bırakmak isteğe bağlıdır.
to think of the position that the country's taking. Kalıp ifadeler
0:18ülkenin benimsediği tutumu değerlendirmemiz gerekmediğini sanmazlardı.
the position that the country's taking: ülkenin benimsediği politik tutum
Burada position bir görüşü ya da politik tutumu ifade eder; take a position ise bu tutumu benimsemek veya açıkça desteklemek anlamına gelir. Fiziksel bir konumu anlatmaz. That the country's taking ilgi cümleciği, hangi tutumun kastedildiğini belirtir. Burada country's, country is ifadesinin kısaltmasıdır; dolayısıyla açık hâli “the position that the country is taking” olur.
Alıştırma
Cümleyi, take ile başlayan ve “bir tutum benimsemek” anlamına gelen üç sözcüklü eşdizimle tamamlayın: After reviewing the proposal, the committee decided to ____ on the issue.
Cevabı göster
take a position
we have actually faced a food security crisis. Notlar
0:31gerçekten de bir gıda güvenliği kriziyle karşı karşıya kaldık.
Over the last two years ... have actually faced: bugüne bağlı bir dönem
Over the last two years, konuşma anından iki yıl önce başlayıp bugüne kadar uzanan bir zaman dilimi kurar. Konuşmacı hâlâ güncel olan bu dönem içindeki deneyimi özetlediği için ifade, present perfect biçimi have faced ile doğal olarak kullanılır. Present perfect, krizi bitmiş bir geçmiş zamana yerleştirmek yerine mevcut tartışmayla ilişkilendirir. Actually, krizin gerçekten yaşandığını vurgular ve bunun tersine yönelik bir varsayımı düzeltiyor olabilir.
Alıştırma
Cümleyi face fiilinin present perfect biçimiyle tamamlayın: Over the last two years, our team ____ several unexpected delays.
Cevabı göster
has faced
face a food security crisis: gıda güvenliği kriziyle karşı karşıya kalmak
Face burada geçişli bir fiildir ve face a crisis ciddi bir sorunla karşılaşmak, onu yaşamak veya onunla uğraşmak zorunda olmak anlamına gelir. Nesnesi a food security crisis olduğundan face ile crisis arasında edat gerekmez. Bu ifade we öznesini krizi yaratan değil, krizden etkilenen grup olarak sunar. Yeniden kullanılabilir yapı özne + face + sorun biçimindedir.
Alıştırma
Hangi cümle hastanenin bir personel krizi yaratmak yerine bu krizle uğraştığını söyler?
- The hospital is causing a staffing crisis.
- The hospital is facing a staffing crisis.
- The hospital is ending a staffing crisis.
Cevabı göster
The hospital is facing a staffing crisis.
food security crisis: düzenli gıda erişimine yönelik tehdit
Burada food security crisis, insanların yeterli, güvenli ve besleyici gıdaya düzenli biçimde erişiminin ciddi şekilde bozulması veya tehdit altında olmasıdır. Kıtlık, yüksek fiyatlar, ithalatın kesintiye uğraması ya da zayıf dağıtım buna yol açabilir. Bu isim grubunda food security tehdit edilen durumu adlandırır, crisis ise durumun ağır olduğunu belirtir. Buradaki security, gıda arzının bulunabilirliği, erişilebilirliği ve istikrarı anlamına gelir; yalnızca belirli bir gıdanın hijyen açısından güvenli olup olmadığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümlede food security crisis ne anlama geliyor?
- Yerel olarak üretilen gıdaların lezzetini iyileştirme kampanyası
- Belirli bir gıdanın yenmesinin güvenli olup olmadığını etkileyen bir kirlenme sorunu
- İnsanların yeterli, güvenli ve besleyici gıdaya düzenli erişimine yönelik ciddi bir tehdit
Cevabı göster
İnsanların yeterli, güvenli ve besleyici gıdaya düzenli erişimine yönelik ciddi bir tehdit
net importer of food: ithalat ihracattan fazladır
Kenya is a net importer of food, Kenya’nın ilgili dönemde değer ya da hacim gibi tutarlı bir ölçüte göre ihraç ettiğinden daha fazla gıda ithal ettiği anlamına gelir. Net, ithalattan ihracat çıkarıldıktan sonra kalan dengeyi belirtir. Kalıp a net importer of + ürün veya kaynak şeklindedir. Bu ifade, ülkenin hiç gıda üretmediği ya da her tür gıdayı ithal ettiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi net importer of + category kalıbıyla tamamlayın: The country imports more food than it exports, so it is a ____.
Cevabı göster
net importer of food
Bir politika ifadesi olarak close our borders
Close our borders bir politika ifadesidir: Bir hükümet, ülkenin ulusal sınırlarından geçişi kısıtlar veya durdurur. Bağlama göre bu hareket insanlar, mallar ya da her ikisini kapsayabilir; ifade fiziksel olarak bir kapıyı kapatmak anlamına gelmez. Bu cümlede ifade özellikle sınır ötesinden gelen gıda akışını kesmeyi anlatır. Close tek başına her tür geçişin sonsuza kadar durduğu anlamına gelmez; kapsam ve süreyi çevredeki bağlam veya politikanın ayrıntıları belirler.
Alıştırma
Bu cümlede closed its borders ne anlama gelir? The government closed its borders to livestock imports.
- Canlı hayvan ithalatının ülkeye girişini yasakladı.
- İnsanların ve malların tüm hareketini kalıcı olarak sona erdirdi.
- Sınırdaki her noktada bulunan bütün kapıları fiziksel olarak kilitledi.
Cevabı göster
Canlı hayvan ithalatının ülkeye girişini yasakladı.
If we were to ... will not be able: karma koşul yapısı
If + özne + were to + fiilin yalın hâli yapısı, gelecekteki olası bir eylemi varsayımsal olarak sunar ve çoğu zaman resmî ya da bilinçli biçimde mesafeli bir ton taşır. Burada If we were to close our borders, sınırların kapatılmasını hâlihazırda gerçekleşen bir olay olarak değil, bir politika senaryosu olarak ele alır. Aynı mesafeli varsayım çerçevesini korumak için ana cümlede would not be able beklenir. Konuşmacı bunun yerine will not be able kullanarak sonucu daha kesin bir gelecek tahminine yaklaştırır. Bu tür bir karışım doğaçlama konuşmada anlaşılabilir, ancak resmî yazıda normalde were to ... would tutarlılığı korunmalıdır.
Alıştırma
Resmî ve mesafeli varsayımı would be able to ifadesinin olumsuz, kısaltılmamış biçimiyle tamamlayın: If the city were to lose power overnight, emergency teams ____ operate normally.
Cevabı göster
would not be able to
for us to be food sufficient: for + nesne hâli + to-infinitive
for + nesne hâli + to-infinitive yapısında, for’dan sonraki nesne biçimi mastarın mantıksal öznesini belirtir. Burada us, to be food sufficient ile anlatılan durumda olacak gruptur. Başa getirilen ifade bir hedef veya koşul belirler; ana cümle de buna ulaşmak için ne olması gerektiğini açıklar. Bu yapı, bir işi kimin yapacağını veya belirli bir duruma kimin geleceğini netleştirmek için kullanışlıdır.
Alıştırma
Cümleyi takımın bakış açısından, we sözcüğünün nesne biçimiyle tamamlayın: For ____ to finish on time, the manager approved extra help.
Cevabı göster
us
we were importing more than 1/3 of the total wheat that we were importing in Kenya. Dilbilgisi
0:46Kenya'nın ithal ettiği toplam buğdayın üçte birinden fazlası bu iki ülkeden geliyordu.
more than 1/3 of the total wheat: bütünün bir kesri
More than + kesir + of + isim yapısı, belirtilen bütünün içindeki payın o kesri aştığını ifade eder. Dolayısıyla more than 1/3 of the total wheat, payın üçte birden büyük olduğunu anlatır; üçte birlik bir artışı anlatmaz. of’tan sonraki isim grubu, ölçülen bütünün ne olduğunu belirtir. Bu bağlamda referans alınan bütün, Kenya’ya ithal edilen toplam buğday miktarıdır. Yapıyı yorumlarken önce kesri, sonra da of’tan sonra belirtilen bütünü belirleyin.
Alıştırma
Payın üçte biri aştığı anlamını verecek şekilde İngilizce cümleyi hedef miktar yapısıyla tamamlayın: ____ the budget went to housing.
Cevabı göster
More than one third of
So, the need for grain was quite significant.
0:56Bu nedenle tahıla duyulan ihtiyaç oldukça fazlaydı.
And Russia invading Ukraine now messed up the supply chain. Notlar
0:59Rusya'nın Ukrayna'yı işgali de tedarik zincirini altüst etti.
Russia invading Ukraine ... messed up: özne görevindeki bir -ing yan cümlesi
Russia invading Ukraine, messed up fiilinin dil bilgisel öznesi olarak görev yapan bir -ing yan cümlesidir. Rusya'nın Ukrayna'yı işgal etmesi olayının tamamını aksamanın nedeni olan tek bir birim hâline getirir. Russia, -ing yan cümlesinin içindeki öznedir; yan cümlenin tamamı ise ana cümlenin öznesidir. Bu nedenle invading, önünde bir be biçimi eksik olan şimdiki zaman sürerlik yapısındaki ana fiil değildir. Bu yapı, bir eylemi veya olayı isim benzeri tek bir birim olarak ele alıp onu tartışmaya, değerlendirmeye ya da neden olarak sunmaya yarar.
Alıştırma
“Russia invading Ukraine now messed up the supply chain.” cümlesinde “Russia invading Ukraine” hangi dil bilgisel görevi üstlenir?
- Yalnızca Russia ismini niteler.
- Bir be biçimi eksik olan şimdiki zaman sürerlik yapısındaki ana fiildir.
- Messed up'ın öznesidir.
Cevabı göster
Messed up'ın öznesidir.
messed up: ciddi biçimde aksatmak
Bu bağlamda messed up, “ciddi biçimde aksattı” veya “normal çalışmasını engelledi” anlamına gelir. Nesnesi the supply chain olduğundan, ifade fiziksel olarak ortalığı dağıtmayı ya da küçük bir karışıklık yaratmayı değil, mevcut bir sistemin işleyişine büyük ölçüde müdahale edilmesini anlatır. Burada messed geçmiş zaman fiili, up ise parçacıktır.
Alıştırma
Cümleyi “ciddi biçimde aksattı” anlamındaki gündelik öbek fiille tamamlayın: The last-minute cancellation ____ our travel plans.
Cevabı göster
messed up
the supply chain: yalnızca taşıma değil, bağlantılı bir sistem
Bu cümlede the supply chain, tahıl ve tarımsal girdileri Rusya ve Ukrayna gibi kaynaklardan üretim, depolama, taşıma ve teslimat aşamaları üzerinden Kenya'daki kullanıcılara ulaştıran bağlantılı ağı ifade eder. Chain burada birbirine bağlı aşamalar ve kuruluşlar için kullanılan bir benzetmedir; fiziksel bir zincir değildir. To mess up the supply chain, bu ağı bozarak malzemelere veya ürünlere ulaşmayı daha zor, yavaş ya da pahalı hâle getirmek demektir. Bu terim yalnızca taşımayı anlatmak yerine tek bir aksaklığı çeşitli aşamalardaki etkilerle ilişkilendirir.
Alıştırma
Cümleyi, tedarikten teslimata kadar uzanan bağlantılı ağı ifade eden iki kelimelik iş terimiyle tamamlayın: A shortage of microchips disrupted the car industry's ____, delaying production.
Cevabı göster
supply chain
Russia and Ukraine play a very big role in the commodity market. Kelime
1:07Rusya ve Ukrayna emtia piyasasında çok büyük rol oynuyor.
commodity market: standartlaştırılmış temel malların ticareti
Bu cümlede the commodity market; buğday, tahıl, gübre, enerji ve metal gibi standartlaştırılmış temel malların, çoğunlukla büyük miktarlarda alınıp satıldığı sistemi ifade eder. Commodity, bir mağazada satılan her ürün anlamına gelmez; genellikle birbirinin yerine geniş ölçüde kullanılabilen ham maddeleri veya birincil ürünleri anlatır. Rusya ve Ukrayna önemli bir rol oynar çünkü büyük üretici veya ihracatçı ülkelerdeki değişiklikler bu ülkelerin ötesindeki arzı ve fiyatları etkileyebilir. Bu ifade, bir bölgedeki olayların temel malların küresel fiyatlarını nasıl etkileyebildiğini açıklamaya yardımcı olur.
Alıştırma
Hangi durum the commodity market ile en doğrudan ilgilidir?
- Arz azaldıktan sonra küresel buğday ve petrol fiyatları yükselir.
- Bir yazılım şirketi giriş ekranını yeniden tasarlar.
- Bir giyim mağazası vitrinlerinin düzenini değiştirir.
Cevabı göster
Arz azaldıktan sonra küresel buğday ve petrol fiyatları yükselir.
Somut bir örnek sunmak için For instance,
For instance, konuşanın genel bir ifadeden somut bir örneğe geçtiğini gösterir. Burada ardından gelen ögeler, emtia piyasasıyla ilgili önceki görüşü destekleyen örneklerdir. Bir söylem belirteci olarak yeni bir olgusal ilişki eklemek yerine bilgiyi düzenler. for example ile benzer işlev görür ve normalde ardından tanıttığı örnek gelir.
Alıştırma
Metindeki 'For instance,' ifadesinin işlevini hangi açıklama doğru verir?
- Önceki iddiayı düzeltip yerine yenisini koymak için 'For instance,' kullanmak.
- Genel bir iddiadan somut bir örneğe geçmek için 'For instance,' kullanmak.
- Bir koşulun nihai sonucunu belirtmek için 'For instance,' kullanmak.
Cevabı göster
Genel bir iddiadan somut bir örneğe geçmek için 'For instance,' kullanmak.
So, whenever there's a problem or there's a challenge, Dilbilgisi
1:15Dolayısıyla ne zaman bir sorun ya da zorluk yaşansa,
then definitely the people on the ground far to the east to the west feel it. Deyimler
1:19dünyanın en doğusundan en batısına kadar sahadaki insanlar bunun etkisini mutlaka hisseder.
Tekrarlanan koşul ve sonucu için whenever ... then
Whenever, tekrar tekrar gerçekleşebilen bir koşulu tanıtır ve her gerçekleştiğinde anlamına gelir. or içeren bölüm, sorun veya zorluk şeklindeki iki alternatif tetikleyiciyi bir araya getirir. Then, dinleyiciyi sonuç cümleciğine yönlendirir. whenever cümleciğinden sonra isteğe bağlıdır; ancak açıklayıcı konuşmada koşuldan sonuca geçişi özellikle belirgin hâle getirebilir. Yapının tamamı tek bir olayı değil, düzenli bir neden-sonuç ilişkisini sunar.
Alıştırma
Hangi cümle tekrarlanan bir koşulu ve ardından gelen düzenli sonucu anlatır?
- When the main server failed yesterday, one branch lost access.
- Whenever the main server fails, then every branch loses access.
- If the main server fails tonight, the technician will restart it.
Cevabı göster
Whenever the main server fails, then every branch loses access.
on the ground: yerel koşulları doğrudan yaşamak
Burada on the ground, etkilenen bölgelerde fiziksel olarak bulunan ve sonuçları doğrudan yaşayan insanları anlatır. Yeryüzünde ayakta durmaya yapılan gerçek anlamlı bir gönderme değildir. Haber ve politika dilinde bu ifade, dikkati uzaktan yapılan planlardan veya genel istatistiklerden yerel ve doğrudan yaşanan gerçeğe çevirir.
Alıştırma
Cümleyi okuyun: The plan sounded effective at headquarters, but on the ground, residents still lacked clean water. Burada on the ground ne anlama geliyor?
- Bir zeminde değil, toprağın üzerinde ayakta durarak.
- Yeryüzünün altında bulunan bir yerde.
- Etkilenen yerde, insanların durumu doğrudan yaşadığı ortamda.
Cevabı göster
Etkilenen yerde, insanların durumu doğrudan yaşadığı ortamda.
broke out: bir olay aniden başladı
broke out ifadesinde break out, «aniden başlamak» anlamına gelen geçişsiz bir öbek fiildir. Düzensiz geçmiş zaman biçimi broke, bu başlangıcın geçmişte olduğunu gösterir. Burada savaşın başlangıcını belirtir. Bu anlamda özne genellikle savaş, çatışma, yangın, hastalık veya şiddet gibi bir olaydır; ifade, bir şeyin fiziksel olarak kırılmasını veya dışarı doğru hareket etmesini anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi «aniden başladı» anlamındaki break out fiilinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After weeks of tension, fighting ____ near the border.
Cevabı göster
broke out
there was a significant decline of the shipments that were coming from Ukraine and Russia. Kalıp ifadeler
1:30Ukrayna ve Rusya'dan gelen sevkiyatlarda ciddi bir düşüş oldu.
a significant decline of the shipments: azalan gösterge için decline in kullanımı
Bu cümlede a significant decline of the shipments ifadesi, Ukrayna ve Rusya’dan gelen sevkiyat faaliyetinin veya miktarının büyük ölçüde azaldığını anlatmak için kullanılmıştır. Decline isim olarak azalmayı belirtir; significant ise azalmanın büyük ya da önemli olduğunu gösterir. Standart rapor İngilizcesinde, azalan miktar veya faaliyetten önce decline in kullanılır: a significant decline in shipments. Özellikle sevkiyat sayısını belirtmek için a significant decline in the number of shipments denir. Özgün decline of the shipments ifadesi hazırlıksız konuşmada anlaşılabilir, ancak ölçülen bir azalma için kullanılan olağan eşdizim değildir.
Alıştırma
Raporu, azalan göstergeden önce kullanılan standart edatla tamamlayın: The company reported a significant decline ____ international shipments.
Cevabı göster
in
a good harvesting: sezonun sonucu için a good harvest kullanımı
Burada a good harvesting, sezonun iyi bir ürün verip vermediğini anlatmak için kullanılmıştır. Bu sonuç için doğal ve standart İngilizcede sayılabilen harvest ismi kullanılır: We didn't have a good harvest. Harvesting genellikle ürünleri toplama faaliyetini veya sürecini ifade eder. Bu anlamda çoğunlukla sayılamaz olduğundan a good harvesting bir sezonun verimini anlatmak için doğal bir ifade değildir.
Alıştırma
Cümleyi a good ve süreci değil bir tarım sezonunun sonucunu belirten isimle tamamlayın: After months of drought, the region did not have ____ this year.
Cevabı göster
a good harvest
So, we had to import from outside the region. Dilbilgisi
1:37Bu yüzden bölge dışından ithalat yapmak zorunda kaldık.
had to import: geçmişteki gereklilik
Had to + fiilin yalın hâli, have to yapısının geçmiş zaman biçimidir. Buradaki had to import, koşulların o anda ithalatı gerekli kıldığını belirtir; bu yalnızca bir tercih değildir. Geçmişteki bir sorun veya koşul yüzünden gerekli olan bir müdahaleyi anlatırken şu yapıyı kullanın: özne + had to + fiilin yalın hâli.
Alıştırma
Hangi cümle, geçmişteki koşulların ithalatı gerekli kıldığını belirtir?
- We had to import the parts.
- We must have imported the parts.
- We might import the parts.
Cevabı göster
We had to import the parts.
Ordinarily: normal durumu temel olarak sunmak
Ordinarily, normal koşullarda veya genellikle anlamına gelir. Bu cümlenin başında, olağan durumda ne olacağını dinleyiciye önceden bildirir. Bu kullanım, sonraki istisnanın anlaşılmasını kolaylaştıran bir temel oluşturur. İleti önce normal düzeni, ardından sıra dışı durumu verecek şekilde düzenlenir.
Alıştırma
Hangi zarf bu cümleyi en iyi tamamlar ve normal durumu temel olarak sunar? ___, the ferry runs every hour, but today it is delayed.
- Fortunately
- Recently
- Ordinarily
Cevabı göster
Ordinarily
and the challenge of course has been that many of the sea service providers
1:43ama elbette asıl sorun, birçok deniz taşımacılığı şirketinin
would not want to take their ships in an area that they are likely to be bombed. Dilbilgisi
1:47gemilerini bombalanma ihtimali olan bir bölgeye göndermek istememesiydi.
likely to be bombed: likely + edilgen mastar
likely to be bombed ifadesinde be likely to + fiilin yalın hâli, bir olayın gerçekleşme olasılığının yüksek olduğunu belirtir; kesin gerçekleşeceğini söylemez. İkinci be, edilgen mastar olan be bombed yapısını kurar. Bombalama eylemini yapan değil, bu eyleme maruz kalabilecek olan gemilerdir. Bir kişi ya da nesneye yönelik olası riski değerlendirirken özne + be likely to be + fiilin üçüncü hâli yapısı kullanılabilir.
Alıştırma
Olası bir edilgen sonucu ifade etmek için likely ve damage sözcüklerinin doğru biçimleriyle cümleyi tamamlayın: During the severe storm, the old roof is ____.
Cevabı göster
likely to be damaged
What we had to do was to look for different sources of markets. Dilbilgisi
1:51Yapmamız gereken, başka tedarik kaynakları bulmaktı.
What we had to do was to look for: odak yapısı
What we had to do, gerekli görevi tek bir bilgi birimi olarak sunan bir what yan cümleciğidir. Ardından was, to look for ile başlayan asıl eylemi tanıtır. Bu bir pseudo-cleft yapısıdır ve odağı was sonrasındaki eyleme verir. Çözümü veya atılması gereken bir sonraki adımı açıklarken What + özne + had to do + was + (to) fiilin yalın hâli yapısı kullanılabilir. What yan cümleciği do ile bittiğinde hem to look hem de look mümkündür; altyazıda to kullanılan biçim dil bilgisi bakımından doğrudur.
Alıştırma
Gerekli çözümü vurgulamak için odak yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?
- What we had to do because we moved the meeting online.
- What we had to do was to move the meeting online.
- We had what to do was move the meeting online.
Cevabı göster
What we had to do was to move the meeting online.
Bakış açısı belirteci olarak the way we look at it
The way we look at it, konuşmacının veya grubunun bir konuya bakışını sunar. Buradaki look at, gözleri fiziksel olarak bir şeye çevirmek değil, “değerlendirmek veya analiz etmek” anlamına gelir. Konuşmacı sonraki iddiayı bu şekilde çerçeveleyerek onu tartışmasız bir gerçek değil, bir yorum veya değerlendirme olarak sunar. Kalıp, bakış açısının sahibine göre the way I look at it ya da the way they look at it biçimine uyarlanabilir.
Alıştırma
Cümleyi hedef ifade the way we look at it ile tamamlayın: "____, the delay is a scheduling issue, not a technical failure."
Cevabı göster
the way we look at it
Vurgulu ekleme için not just ... but also
Not just ... but also ... iki unsurun da kapsandığını belirtir ve ikinci unsura ek vurgu yapar. Bu cümlede hem ithalat tarafı hem de üretim tarafı söz konusudur; ikinci ifade birincinin yerine geçmez, onun kapsamını genişletir. Bağlanan unsurları dil bilgisi açısından paralel tutun: isim öbeğiyle isim öbeği, fiil öbeğiyle fiil öbeği veya yan cümleyle yan cümle. Dolgu sözcüğü like bu yapının parçası değildir.
Alıştırma
Cümleyi not just ... but also ile tamamlayın: "The policy affects ____ new hires ____ experienced staff."
Cevabı göster
not just · but also
ithalat tarafı ... üretim tarafı
Buradaki side ismi fiziksel bir yönü ifade etmez. the import side ve the production side etiketlerinde, konunun bir yönü veya bölümü anlamına gelir: ithalat bir kanal, üretim ise başka bir kanaldır. Paralel X side / Y side kalıbı, tek bir sorunu karşılaştırılabilir alanlara ayırarak düzenler. not just ... but also ... ile kullanıldığında açıklamanın yalnızca ilk alanı değil, her iki alanı da kapsaması gerektiğini gösterir.
Alıştırma
Her bir analiz yönünü etiketleyen ismi yazarak cümleyi tamamlayın: The problem is not just on the demand ____, but also on the supply ____.
Cevabı göster
side · side
We started seeing uh a global shock in fertilizer prices. Kelime
2:03Gübre fiyatlarında küresel bir şok yaşamaya başladık.
gübre fiyatlarında küresel bir şok
Ekonomi dilinde shock, bir piyasayı veya sistemi bozan ani ve önemli bir değişiklik ya da olay anlamına gelir. Burada a global shock in fertilizer prices, gübre fiyatlarındaki ani ve küresel bir bozulmayı, bu bağlamda özellikle keskin bir yükselişi anlatır; bir kişinin şaşırma duygusunu ifade etmez. a shock in + variable kalıbı, bozulmanın ortaya çıktığı alana odaklanır. Daha kısa birleşik ifadelerde etkilenen alan supply shock, demand shock veya price shock örneklerinde olduğu gibi shock sözcüğünden önce gelir. Shock değişimin yönünden çok ani bozulmayı vurgular. Etkilenen değerin yükseldiğini mi yoksa düştüğünü mü çevredeki bağlam gösterir.
Alıştırma
Hangi cümlede shock, bir sistemde ani bozulma anlamındaki ekonomik kullanımıyla yer alıyor?
- The drought created a severe supply shock across the region.
- She got an electric shock from the damaged cable.
- Prices rose slowly by one percent over the year.
Cevabı göster
The drought created a severe supply shock across the region.
Fertilizer plays a major role in increasing the productivity of a given crop or farm at a time. Kalıp ifadeler
2:09Gübre, belirli bir dönemde bir ürünün ya da tarlanın verimini artırmada büyük rol oynar.
plays a major role in + isim veya -ing biçimi
“Plays a major role in”, “en önemli etkenlerden biridir” anlamına gelir. Burada gübre, daha yüksek verimliliğe önemli katkıda bulunan bir unsur olarak sunulur; tek neden olduğu söylenmez. X plays a major role in + isim veya -ing biçimi kalıbını kullanın. “in recovery” ve “in reducing costs” buna örnektir. in edatı, etkilenen süreci, sonucu veya alanı belirtir.
Alıştırma
X plays a major role in + -ing biçimi kalıbını tamamlayın: Trust ____ building a strong team.
Cevabı göster
plays a major role in
more than doubled: başlangıçtaki değerin iki katından fazla
“More than doubled”, nihai miktarın başlangıçtaki miktarın iki katından daha büyük hâle geldiğini belirtir. Bir fiyat $40'tan $95'e çıktıysa it more than doubled denebilir. Burada double geçişsiz bir fiildir: the prices doubled. increased double denmez. Matematiksel olarak more than doubled, %200'den fazla değil, %100'den fazla artış anlamına gelir.
Alıştırma
Bir aboneliğin fiyatı önceden $40, şimdi ise $95. Hangi cümle doğrudur?
- The price doubled exactly.
- The price increased by more than 200%.
- The price more than doubled.
Cevabı göster
The price more than doubled.
What does the farmer do? ile What do the farmers do? yapılarında uyum
Geniş zamanda soru sözcüğüyle kurulan bir soruda yardımcı fiil, öznenin tekil ya da çoğul oluşuna uymalıdır. Özgün What do the farmer do? sorusu, üçüncü tekil şahıs özne the farmer ile do kullanır. Bir çiftçi için What does the farmer do?, çiftçiler bir grup olarak kastedildiğinde ise What do the farmers do? kullanılır. do veya does'tan sonra ana fiil yalın biçimde kalır: does değil do. Bu bağlamda genel olarak çiftçilerden söz edildiği ve sonraki cümlede They kullanıldığı için daha doğal düzeltme What do the farmers do? olur.
Alıştırma
Bir kişi hakkındaki geniş zaman sorusunu tamamlayın: What ____ the new manager ____?
Cevabı göster
does · do
reduce fertilizer use ifadesinde artikel kullanılmaması
fertilizer use, gübre kullanma etkinliğini ya da miktarını genel anlamda ifade ettiğinde sayılamayan ve genel anlamlı bir ad öbeğidir; bu yüzden normalde artikel almaz: reduce fertilizer use. reduce the fertilizer use içindeki the ifadeyi belirli hâle getirir, dolayısıyla önceden tanımlanmış bir kullanım düzeyi, kategori veya sayı gerekir. Burada cümle, fiyat artışına verilen genel bir tepkiyi anlatır; bu nedenle They reduce fertilizer use doğaldır. They use less fertilizer da aynı genel düşünceyi ifade etmenin başka bir doğal yoludur.
Alıştırma
Genel kullanımdan söz edecek şekilde cümleyi fertilizer use ve uygun artikel ile tamamlayın: Farmers are reducing ____ because prices are high.
Cevabı göster
fertilizer use
Azalma ve artış için goes down ... goes up
Go down ve go up; seviye, miktar, sayı veya değerdeki değişimi anlatır. Burada production goes down, üretilen miktarın azaldığı; the price goes up ise fiyatın arttığı anlamına gelir. İki ifade de fiziksel hareket anlatmaz. Bu kullanımda öbek fiiller geçişsizdir: değişen şey cümlenin öznesidir. Production veya price gibi tekil bir özneyle goes, çoğul bir özneyle go kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi iki hedef ifadenin doğru tekil biçimleriyle tamamlayın: When the water level decreases, it ____, and when it increases, it ____.
Cevabı göster
goes down · goes up
Öngörülebilir bir sonuç için When + geniş zaman ... geniş zaman
Burada when, düzenli veya öngörülebilir biçimde bir sonuç doğurduğu düşünülen durumu tanıtır. Cümle, tamamlanmış tek bir geçmiş olaya değil, üretim her düştüğünde fiyatın genellikle yükselmesine işaret eder. Bu tür genel bir ilişki için hem when yan cümlesinde hem de ana cümlede geniş zaman kullanılır: When + özne + geniş zaman, özne + geniş zaman. When yan cümlesi önce geldiğinde ana cümleden virgülle ayrılır.
Alıştırma
Hangi cümle hedef yapıyı kullanarak genel ve öngörülebilir bir ilişkiyi ifade eder?
- When the battery gets low, the warning light will come on tomorrow.
- When the battery gets low, the warning light comes on.
- When the battery got low, the warning light came on.
Cevabı göster
When the battery gets low, the warning light comes on.
One of the ways Kenya can support Ukraine Dilbilgisi
2:36Kenya'nın Ukrayna'yı destekleyebileceği yollardan biri,
is we can agree on strategic interventions. Notlar
2:39stratejik müdahaleler konusunda uzlaşmaktır.
Bir seçenek sunmak için One of the ways ... is ...
One of the ways Kenya can support Ukraine is ... kalıbı, ardından gelen fikri olası birkaç yoldan biri olarak sunar. One of the ways Kenya can support Ukraine isim öbeğinin tamamı öznedir; is sonrasındaki tümleç ise seçilen yöntemi belirtir. Özenli standart İngilizcede yöntem bir eylemse is to + fiilin yalın hâli kullanılır: One of the ways ... is to agree .... Ardından tam bir yan cümle geliyorsa that korunur: One of the ways ... is that we can agree .... Özgün is we can agree dizilişi doğaçlama konuşmada anlaşılır, ancak that sözcüğünü atladığı için resmî yazıda daha az özenli görünür.
Alıştırma
Cümleyi, bir eylemi doğrudan tanıtan standart tümleç kalıbıyla tamamlayın: One of the ways our school can reduce waste ____ install more water refill stations.
Cevabı göster
is to
agree on + bir plan veya eylem
Agree on + bir konu, plan, tarih veya eylem, iki ya da daha fazla tarafın bunu görüşüp ortak bir karara varması anlamına gelir. Bu cümlede agree on strategic interventions, hangi müdahalelerin kullanılacağını birlikte kararlaştırmak demektir. on sonrasındaki nesne, hakkında karar verilen konu veya seçenektir. Bu nedenle agree on özellikle toplantılarda, müzakerelerde ve ortak planlama süreçlerinde kullanışlıdır.
Alıştırma
Komitelerin görüşme sonrasında tarihi birlikte seçtiği anlamını veren edatla cümleyi tamamlayın: After reviewing three possible dates, the committees agreed ____ May 12 for the launch.
Cevabı göster
on
stratejik müdahaleler
Politika dilinde interventions, bir durumu değiştirmek veya bir sonucu etkilemek için bilinçli olarak alınan önlemleri ifade eder. Burada bunlar bir politika sorununa yönelik olarak üzerinde anlaşılmış eylemlerdir; tıbbi tedavi veya gelişigüzel müdahale değildir. Strategic, önlemlerin daha geniş ve uzun vadeli hedefleri desteklemek üzere planlanıp seçildiğini belirtir. Bu nedenle ifade, eylemleri genel bir planın hedefe yönelik parçaları olarak sunar.
Alıştırma
Cümlede strategic interventions ifadesinin en olası anlamı nedir?
- Daha geniş politika hedeflerini ilerletmek için bilinçli olarak planlanan önlemler
- Hiçbir şeyi değiştirmeyi amaçlamayan gelişigüzel yorumlar
- Plansız biçimde uygulanan acil tıbbi işlemler
Cevabı göster
Daha geniş politika hedeflerini ilerletmek için bilinçli olarak planlanan önlemler
There was an initiative that was proposed by Ukraine to establish a grain hub in the port of Mombasa. Notlar
2:43Ukrayna'nın Mombasa Limanı'nda bir tahıl merkezi kurmak üzere önerdiği bir girişim vardı.
bir tahıl merkezi kurmak
To establish a hub, daha geniş bir ağın parçası olarak çalışması amaçlanan bir merkez veya bağlantı noktası oluşturmak demektir. Bu cümledeki öneri, limana geçici bir tesis yerleştirmekten ibaret değil; tahılın depolanması, elleçlenmesi ve dağıtılması için bir nokta oluşturmaktır. Establish resmî ve kurumsal bir fiildir; hub ise bağlantıların ve faaliyetlerin tek yerde yoğunlaşmasını vurgular. to establish a/an + type of hub kalıbı lojistik, araştırma, teknoloji ve kamu hizmetleri bağlamlarına aktarılabilir.
Alıştırma
Cümleyi establish fiilinin uygun biçimi ve hub adıyla tamamlayın: The agency plans ____ for regional vaccine distribution.
Cevabı göster
to establish a hub
Mombasa Limanı'nda bir tahıl lojistik merkezi
Bu cümlede grain hub, tedarikçilerden gelen tahılın teslim alındığı, işlendiği veya depolandığı ve ardından başka yerlere dağıtıldığı bir lojistik merkezi ifade eder. Hub sözcüğü yalnızca tek bir depoyu değil, daha geniş bir ulaşım ağı içindeki bağlantı noktasını anlatır. Mombasa, Kenya'nın önemli bir limanıdır. Bu nedenle böyle bir merkezin orada kurulması, uluslararası tahıl sevkiyatlarını bölgesel dağıtımla birleştirebilir ve yerel istihdam ile gelire katkı sağlayabilir. Cümle, girişimin Ukrayna tarafından önerildiğini söylüyor; merkezin zaten inşa edilmiş veya faaliyette olduğunu söylemiyor.
Alıştırma
Örnekte bir grain hub büyük olasılıkla ne yapardı?
- İnsanlara tahıl satın alma konusunda yasal hak vermek
- Bir ulaşım ağı üzerinden tahılı teslim almak, işlemek, depolamak ve dağıtmak
- Mombasa şehrinin tamamının adı olmak
- Sonraki taşımada rol almadan yalnızca tahıl depolamak
Cevabı göster
Bir ulaşım ağı üzerinden tahılı teslim almak, işlemek, depolamak ve dağıtmak
Satın alma gücü
Purchasing power, bir gelirin veya paranın gerçekte ne kadar mal ve hizmet satın alabildiğini ifade eder. Yasal bir satın alma hakkını veya yalnızca satın alma eylemini değil, gerçek alım kapasitesini anlatır. Burada gelir artışının yerel halkın daha fazla şey alabilmesini sağlaması bekleniyor. Genel olarak satın alma gücü hem kişinin sahip olduğu para miktarına hem de karşılaştığı fiyatlara bağlıdır. Bu yüzden nominal gelir aynı kalsa bile fiyatlar yükseldiğinde satın alma gücü düşebilir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki iki sözcüklü ekonomi terimiyle tamamlayın: Even though Maya's salary stayed the same, lower prices increased her ____.
Cevabı göster
purchasing power
If Kenya were to take an active role in the end of the conflict, Kalıp ifadeler
2:53Kenya çatışmayı sona erdirmede aktif rol alsaydı,
take an active role in: aktif biçimde katılıp katkıda bulunmak
To take an active role in something, yalnızca izlemek veya ismen yer almak yerine bilinçli biçimde katılmak ve gerçek bir katkıda bulunmak demektir. Burada Kenya'nın çatışmanın sona ermesine yardımcı olabileceği anlatılıyor. Yeniden kullanılabilen yapı take an active role in + isim veya -ing biçimidir: take an active role in the project; take an active role in ending the conflict. Role burada bir etkinlikte üstlenilen işlevi belirtir; mutlaka resmî bir görev unvanı değildir.
Alıştırma
Cümleyi take ile başlayan ve active role içeren beş kelimelik ifadeyle tamamlayın: The volunteers decided to ____ organizing the food drive.
Cevabı göster
take an active role in
from a public relations point of view: halkla ilişkiler açısından
Cümle başındaki from a ... point of view kalıbı, dinleyiciye sonraki değerlendirmenin hangi ölçüte göre ele alınacağını gösterir. Burada takip eden iddia, kamu imajı ve iletişim açısından değerlendiriliyor; her açıdan verilmiş eksiksiz bir hüküm olarak sunulmuyor. Kalıba bir alan veya bakış açısı yerleştirilebilir: from a legal point of view, from a technical point of view veya from the customer's point of view. Public relations, bir kuruluşun kamuya dönük imajını ve iletişimini nasıl yönettiğini ifade eder; özel kişisel ilişkiler anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi From ile başlayan ve legal alanını kullanan altı sözcüklük point-of-view kalıbıyla tamamlayın: ____, the contract needs revision.
Cevabı göster
From a legal point of view
I think people will view Kenya more, Anlatım akışı
3:02bence insanlar Kenya'ya daha fazla ilgi gösterirlerdi,
people will probably trade more with Kenya,
3:06Kenya'yla muhtemelen daha fazla ticaret yaparlardı,
people will want to come and visit Kenya and do business with Kenyans. Kalıp ifadeler
3:08Kenya'ya gelip Kenyalılarla iş yapmak isterlerdi.
people will tekrarlarıyla paralel tahminler kurmak
Ardışık yan cümlelerin başında people will ifadesini tekrarlamak, ön yineleme ve paralel yapı oluşturur. Ortak özne ve kip yardımcı fiili, her yan cümlenin yeni bir tahmin olduğunu kolayca gösterir. Liste, farkındalığın artmasından ticarete, ziyaretlere ve iş ilişkilerine doğru adım adım ilerler. Böylece tekrar, konuşmaya ritim ve giderek artan bir vurgu kazandırır. Bu kalıp, aynı kişi ya da grup ve aynı gelecek çerçevesi etrafındaki sonuçları düzenlemek için de kullanılabilir.
Alıştırma
Yan cümlelerin başında people will ifadesini tekrarlamanın temel etkisi nedir?
- Dört ayrı insan grubunun birbiriyle anlaşamadığını gösterir.
- Will'i gelecek bildiren bir kip yardımcı fiilinden emre dönüştürür.
- Her tahmine aynı çerçeveyi verir ve ritmik, birikimli bir liste oluşturur.
Cevabı göster
Her tahmine aynı çerçeveyi verir ve ritmik, birikimli bir liste oluşturur.
do business with Kenyans: bir ortakla ticari ilişki yürütmek
Do business with someone, o kişi, şirket veya grupla ticari ilişkiler kurmak ya da yürütmek demektir. Burada with Kenyans, faaliyetin gerçekleştiği yeri değil, olası ticari ortakları belirtir. Bu ifadede business sayılamayan bir addır. İfade; ticareti, yatırımı, sözleşmeleri veya devam eden bir ticari ilişkiyi kapsayabilir ve yalnızca tek bir satış anlamına gelmez.
Alıştırma
Ticari ilişkiler yürütmek anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: Our firm hopes to ____ local suppliers next year.
Cevabı göster
do business with
If we can attain a just and lasting peace for Ukraine, Kalıp ifadeler
3:14Ukrayna için adil ve kalıcı bir barış sağlayabilirsek,
attain a just and lasting peace: resmî bir diplomatik hedef
Burada attain, “çaba sonucunda başarıyla elde etmek” anlamına gelir. get sözcüğünden daha resmîdir ve diplomasi, müzakere ve politika diline uygundur. Amaç herhangi bir barış değildir: just adil ve hakkaniyetli, lasting ise uzun süre devam edebilen anlamındadır. İfade hem istenen sonucu hem de bu sonucun karşılaması gereken ölçütleri belirtir.
Alıştırma
“Adil ve kalıcı bir barış sağlamak” anlamındaki resmî ifadeyle cümleyi tamamlayın: The negotiations aim to ____.
Cevabı göster
attain a just and lasting peace
ideally then you would expect that Ukraine would return to being a grain basket for the world. Notlar
3:18ideal olarak Ukrayna'nın yeniden dünyanın tahıl ambarı hâline gelmesini beklersiniz.
ideally then you would expect that: koşullu bir tahmini çerçevelemek
Ideally, iddiayı gerçekmiş gibi sunmak yerine en iyi durum senaryosuna yerleştirir. Then, iddiayı daha önce belirtilen koşula bağlar ve beklenen bir sonraki sonuç olarak işaretler. You would expect that, makul bir koşullu çıkarım sunar ve kesinliği azaltır: konuşmacı, uygun koşullar gerçekleşirse bu sonucun ortaya çıkması gerektiğini söyler; sonucun zaten gerçekleştiğini veya garanti olduğunu söylemez.
Alıştırma
Bu cümlede ideally then you would expect that neyi ifade eder?
- Sonucun zaten gerçekleştiğine dair bir bildirim
- İdeal bir duruma dayanan temkinli ve koşullu bir tahmin
- Sonucun kesin olduğuna dair güçlü bir vaat
Cevabı göster
İdeal bir duruma dayanan temkinli ve koşullu bir tahmin
return to being: return to + -ing kalıbı
return to being ifadesinde to bir edattır; mastardan önce gelen belirteç değildir. Bir edattan sonra isim veya -ing biçimi gelebilir, bu yüzden burada doğru biçim being'dir. return to + isim/-ing kalıbı, bir kişinin veya şeyin önceki bir duruma, etkinliğe ya da koşula dönmesini ifade eder. Burada Ukrayna'nın büyük bir tahıl tedarikçisi olarak eski rolünü yeniden üstlenmesi anlamına gelir.
Alıştırma
Kütüphanenin önceki durumuna döndüğünü anlatmak için cümleyi vurgulanan kalıpla tamamlayın: After the repairs, the library will ____ open every day.
Cevabı göster
return to being
a grain basket for the world: tarımsal bir mecaz
Grain basket, büyük miktarda tahıl üreten ve bunu kendi sınırlarının ötesine tedarik eden bir bölge ya da ülke için kullanılan bir mecazdır. Gerçek bir sepet anlamına gelmez. Ukrayna'ya a grain basket for the world denmesi, ülkenin uluslararası gıda piyasaları için önemini vurgular. Return to being ayrıca Ukrayna'nın bu rolü daha önce üstlendiğini ve yeniden kazanabileceğini ima eder.
Alıştırma
Bu cümlede a grain basket for the world ne anlama gelir?
- Uluslararası ölçekte tahıl yetiştirip tedarik eden önemli bir bölge
- Dünya tahılının büyük bölümünü satın alan bir ülke
- İthal tahılı saklamak için kullanılan gerçek bir sepet
Cevabı göster
Uluslararası ölçekte tahıl yetiştirip tedarik eden önemli bir bölge
Although not all the food that they are producing comes to us,
3:24Gerçi ürettikleri gıdanın tamamı bize gelmez,
Everybody should care about the war that is happening in Ukraine and Russia, Ton ve niyet
3:30Ukrayna ile Rusya arasında yaşanan savaşı herkes önemsemeli,
because the implication that it has is far-reaching, Kelime
3:36çünkü bu savaşın etkileri çok geniş kapsamlı
Everybody should care: should ile kamusal sorumluluk çağrısı
Everybody bütün insanları kapsayan evrensel bir öznedir; should care ise konuşanın herkesin ne yapması gerektiğine dair yargısını ifade eder. Herkesin zaten önemsediğini iddia etmez ve gelecekte önemseyeceğini de öngörmez. Kamusal bir tartışmada bu kalıp, konuşanın görüşünü ortak sorumluluk çağrısına dönüştürür. Ardından gelen because yan cümlesi bu çağrının gerekçesini sunar: etkiler doğrudan ilgili ülkelerin ötesine uzanır.
Alıştırma
Bu cümlede 'Everybody should care' ne anlatıyor?
- Bütün insanların gelecekte önemseyeceği kesindir.
- Bütün insanlar kesinlikle şimdiden önemsiyor.
- Bütün insanların önemsemesi ahlaki açıdan önemlidir.
Cevabı göster
Bütün insanların önemsemesi ahlaki açıdan önemlidir.
far-reaching: insanlar, yerler veya alanlar arasında geniş etkiler
Far-reaching, birçok insana, yere, alana veya sonraki kararlara uzanan etki ya da sonuçları tanımlar. Bu cümlede savaşın etkisinin geniş olduğunu ve adı geçen iki ülkeyle sınırlı kalmadığını belirtir. Bu, normalde kısa çizgiyle yazılan birleşik bir sıfattır. far-reaching consequences örneğindeki gibi isimden önce veya the consequences are far-reaching örneğindeki gibi bağlayıcı fiilden sonra gelebilir.
Alıştırma
'Birçok alanı veya grubu etkileyen' anlamındaki hedef birleşik sıfatla cümleyi tamamlayın: The court's ruling may have ____ effects on schools, employers, and local governments.
Cevabı göster
far-reaching
To recover from it would take time: özne görevindeki mastar yan cümlesi
to recover from it mastar yan cümlesi, would take time ifadesinin dilbilgisel öznesidir. Bütün toparlanma sürecini zaman gerektirecek şey olarak sunar. recover from, üstesinden gelinen olay veya durumu belirtir. Buradaki it, yalnızca tek bir olay olarak savaşa değil, savaşın geniş kapsamlı etkilerine gönderme yapar. Would, gereken zamanı basit bir şimdiki zaman gerçeği olarak değil, o koşullara dayalı bir tahmin olarak gösterir.
Alıştırma
Hangi cümlede başa alınmış bir mastar yan cümlesi özne olarak kullanılır ve süre duruma dayalı bir tahmin olarak sunulur?
- To rebuild the bridge after the flood would take time.
- It will take time to rebuild the bridge after the flood.
- Rebuilding the bridge after the flood takes time.
Cevabı göster
To rebuild the bridge after the flood would take time.