Bulaşıkçı Bandit! | Masal - 3. Sezon | Bluey: İngilizce çalışma notları

Bluey - Official Channel

Öğrenme zorluğu
315 kelime 192 kel/dk

Video özeti: 1980’lerde geçen karmaşık bir aile tatilinde bir çocuk, biri adını söyleyene kadar konuşmasını engelleyen bir uğursuzluğa yakalanır. Ailesi onu kurtarmayı reddeder; bu ceza da sonunda küçük kardeşine kötü davrandığını kabul etmesini sağlar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. The only thing that could break the curse was if — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Tek bir koşulu bir sorunun yegâne çözümü olarak öne çıkaran yapıyı öğrenin. Bu kalıbı, yalnızca bir eylemin sonucu değiştirebildiği kuralları, engelleri veya hayalî durumları anlatmak için uyarlayabilirsiniz. 2. You know what I call this? I call it — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Konuşanın soru sorup cevabını kendisinin verdiği ve değerlendirmeden önce bilinçli bir duraklama yarattığı çerçeveyi tanıyın. Bu yapı, görüşü hemen söylemek yerine vurgu, komik zamanlama ya da takılma havasıyla sunmanıza yardımcı olur. 3. have a good think about it. — Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler: Britanya ve Avustralya İngilizcesindeki bu doğal ifadeyi, bir konuyu ciddi ve dikkatli biçimde düşünme tavsiyesi olarak anlayın. Kötü bir davranıştan sonra veya karar öncesinde, think about it yeterince derin bir değerlendirme anlatmadığında kullanabilirsiniz.

Bu derste

The only thing that could break the curse was if someone said your name. Notlar

0:00

Laneti bozabilecek tek şey birinin adını söylemesiydi.

Dilbilgisi

The only thing that could ... was if ...: tek gerekli koşul

The only thing that could break the curse ad öbeği, was fiilinin öznesidir. Önce olası bir çözümü tek etkili çözüm olarak sunar. Was sonrasındaki if yan cümlesi de bu çözümün ne olduğunu açıklar: Birinin o kişinin adını söylemesi gerekiyordu. Burada if, ayrı ve tamamlanmamış bir koşul cümlesi başlatmaz. Tam kalıp The only thing that could + fiil ... was if + yan cümle şeklindedir ve dikkati tek bir gerekli koşula yöneltir.

Alıştırma

Hangi cümle bir koşulu tek çözüm olarak sunmak için bu kalıbı doğal biçimde kullanır?

  1. The only thing that could restart the system if someone entered the backup code.
  2. The only thing that could restart the system was if someone entered the backup code.
  3. If someone entered the backup code was the only thing could restart the system.
Cevabı göster

The only thing that could restart the system was if someone entered the backup code.

Kalıp ifadeler

break the curse: laneti bozmak

Break the curse, büyülü bir lanetin etkisini sona erdirmek demektir. Fantastik öykülerde, oyunlarda ve filmlerde sık kullanılan bir fiil-ad birleşimidir. Burada break gerçek anlamda kullanılmaz; fiziksel bir nesne parçalanmaz. Bu cümlede curse, kaba sözleri değil, bir büyüyü veya büyülü durumu ifade eder.

Alıştırma

Bu fantastik öykü cümlesini tamamlayan olağan fiili seçin: The hero discovered how to _____ the curse.

  1. break
  2. crack
  3. smash
Cevabı göster

break

Do you want me to say your name? Dilbilgisi

0:04

Adını söylememi ister misin?

Dilbilgisi

want me to say: want + nesne + to-infinitive

want + nesne + to-infinitive yapısında nesne, sonraki eylemi yapan kişiyi belirtir. want me to say ifadesinde me, want fiilinin nesnesi ve anlam bakımından say fiilinin öznesidir. Do you want me to...? sorusu, karşıdaki kişinin konuşanın bir şey yapmasını isteyip istemediğini sorar. Genellikle yardım teklif etmek veya harekete geçmeden önce isteği doğrulamak için kullanılır; yalnızca karşıdaki kişinin konuşanı bir kişi olarak istediği anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu yardım teklifini want + nesne + to-infinitive kullanarak tamamlayın: Do you ____ the boxes upstairs?

Cevabı göster

want me to carry

Okay,

0:07

Pekâlâ,

Ban... diddums. Kelime

0:08

Ban... bebek.

Kelime

diddums: çocuksu acıma veya takılma

Diddums, özellikle Britanya İngilizcesinde kullanılan ve Avustralya İngilizcesinde de duyulan, çok gayriresmî ve çocuksu bir ünlemdir. Acıma belirtebilir, ancak yetişkinler bunu sık sık mizahi veya alaycı biçimde kullanır; bu nedenle “yazık küçüğe” ya da “ah, ne kötü” gibi duyulabilir. Burada yarıda kesilmiş bir isim parçasından sonra gelir. Bu yüzden resmî bir isim veya unvan değil, ismin yerine kullanılan saçma ve takılmacı bir sözdür.

Alıştırma

Yargı: "Ban... diddums." cümlesinde diddums resmî bir kişi adı olarak kullanılmıştır.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

Can't you just say your own name? Ton ve niyet

0:11

Kendi adını kendin söyleyemez misin?

Ton ve niyet

Can't you just...?: birini bariz bir çözüme yönelmeye zorlama

Can't you just + fiilin yalın hâli biçimindeki olumsuz soru, çoğu zaman birinin bir şeyi yapma yeteneği olup olmadığını sormaktan fazlasını ifade eder. Burada dinleyiciyi, konuşanın basit ve bariz bir çözüm olarak gördüğü şeyi yapmaya iter. Just, eylemi “yalnızca bunu yapmak” şeklinde sınırlar ve “Neden bu kadar kolay bir şeyi yapmıyorsun?” anlamını sezdirebilir. Cümle, ses tonuna ve ilişkiye bağlı olarak sabırsız, bezgin veya hafif eleştirel duyulabilir.

Alıştırma

İfadeyi değerlendirin: "Can't you just wait here?" cümlesindeki just, beklemeyi çoğu zaman kolay ve bariz bir çözüm gibi sunar; bu yüzden cümle "Can you wait here?" cümlesinden daha sabırsız duyulabilir.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Doğru

Nope, you're not allowed to speak. Dilbilgisi

0:13

Hayır, konuşmana izin yok.

Dilbilgisi

you're not allowed to speak: yetersizlik değil, yasak

Be allowed to + fiilin yalın hâli, bir kuralın, kişinin veya durumun bir eylem için izin verdiğini belirtir. Olumsuz yapı olan özne + be + not allowed to + fiilin yalın hâli ise eylemin yasak olduğunu belirtir. you're not allowed to speak ifadesinde konu fiziksel yetenek değil, izindir. be biçimi özneye veya zamana göre değişir: you are not allowed, she is not allowed ve we were not allowed.

Alıştırma

Kuralı be allowed to yapısının tam ve kısaltılmamış olumsuz biçimiyle tamamlayın: Visitors ____ take photos in this room.

Cevabı göster

are not allowed to

What happens if you do speak? Dilbilgisi

0:15

Konuşursan ne olur?

Dilbilgisi

“What happens if you do speak?” cümlesindeki vurgulu do

What happens if ...? kalıbı, bir koşul gerçekleştiğinde ortaya çıkacak sonucu sorar. Kurallar, uyarılar ve varsayımsal durumlar hakkında konuşurken kullanılabilir. if you do speak ifadesindeki do vurgu amaçlıdır. “Gerçekten konuşursan” veya “konuşmama talimatına rağmen konuşursan” anlamına gelir. Bu olumlu yan cümlede karşıtlığı do taşır ve speak yalın fiil biçiminde kalır.

Alıştırma

Birisi “Don't send the message.” dedi. Soruyu vurgulu do ve send fiiliyle tamamlayın: What happens if you ____ the message?

Cevabı göster

do send

Uh well,

0:17

Şey,

look, I shouldn't tell you but I tell you this is Ton ve niyet

0:18

bak, sana söylememeliyim ama sana şunu söyleyeyim bu

Ton ve niyet

Hassas bilgiye giriş olarak Look, I shouldn't tell you, but ...

Bir konuşma sırasının başındaki Look bir söylem belirleyicisidir. “Dinle” veya “söyleyeceğim şeye dikkat et” anlamına gelir; bir şeyi görme eylemini anlatmaz. I shouldn't tell you, but ... sonraki bilgiyi özel, riskli veya paylaşılmaması gereken bir şey olarak sunar. But, konuşanın yine de bu bilgiyi açıklayacağını gösterir ve çoğu zaman isteksiz bir tonla birlikte gizlilik ya da merak duygusu yaratır.

Alıştırma

“Look, I shouldn't tell you, but the spare key is in the kitchen,” cümlesinde konuşan kişi bu girişle ne yapıyor?

  1. Konuşmayı kibarca bitirmek
  2. Dikkati çekmek ve sonraki bilgiyi hassas bir şey olarak sunmak
  3. Dinleyenden bir anahtara bakmasını istemek
Cevabı göster

Dikkati çekmek ve sonraki bilgiyi hassas bir şey olarak sunmak

What?

0:21

Ne?

That's terrible.

0:22

Bu korkunç.

I told you the '80s was a wild place. Notlar

0:23

Sana 80'lerin vahşi bir yer olduğunu söylemiştim.

Kültür

the '80s: 1980'lerin kısaltılmış biçimi

The '80s, the 1980s ifadesinin kısaltılmış biçimidir ve 1980 ile 1989 arasındaki yılları belirtir. Kesme işareti 19'un çıkarıldığını, sondaki s ise on yılın tamamını gösterir. Burada on yılın adını söylemek yalnızca tarih vermekle kalmaz. Konuşanın o dönemdeki davranışların ve ölçütlerin daha serbest veya aşırı görünebildiği yönündeki esprili iddiasına kültürel bir zaman çerçevesi sağlar.

Alıştırma

Bu cümlede the '80s hangi dönemi ifade ediyor? My parents still listen to music from the '80s.

  1. 80 şarkıdan oluşan bir grup
  2. 1980 ile 1989 arasındaki yıllar
  3. 80 yaşındaki insanlar
Cevabı göster

1980 ile 1989 arasındaki yıllar

Deyimler

a wild place: kaotik bir dönem için kullanılan benzetme

A wild place ifadesindeki place mecazidir: cümlenin öznesi bir yer değil, bir dönemdir. Cümle, o dönemi insanların içinde bulunup deneyimleyebileceği bir yer gibi hayal ederek anlatımı canlı ve esprili hâle getirir. Buradaki wild, vahşi hayvanlarla dolu anlamına gelmez; kaotik, sınır tanımayan veya daha az kurala bağlı anlamındadır. İfade geniş ve abartılı bir izlenim verir; tarafsız bir tarih değerlendirmesi değildir.

Alıştırma

Bu cümlede a wild place ne anlama geliyor? The early internet was a wild place with few clear rules.

  1. Kaotikti ve denetim gevşekti.
  2. Haritadaki belirli bir yerdi.
  3. Vahşi hayvanlarla dolu bir ormandı.
Cevabı göster

Kaotikti ve denetim gevşekti.

Anyway,

0:26

Her neyse,

being cursed was not a lot of fun when you're on holiday. Notlar

0:27

tatildeyken lanetlenmek pek de eğlenceli değildi.

Dilbilgisi

being cursed: özne olarak being + geçmiş zaman ortacı

being cursed, being + geçmiş zaman ortacı yapısında edilgen bir isim-fiil öbeğidir. “Lanetlenme deneyimi veya durumu” anlamına gelir; yani kişi eylemi yapan değil, eyleme maruz kalan taraftır. Öbeğin tamamı was fiilinin dil bilgisel öznesidir. Buradaki being, sürekli zamanı oluşturmaz; isim gibi kullanılan öbek konuyu sunarken temel zamanı was belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle, edilgen bir deneyimi adlandırmak için being + geçmiş zaman ortacını doğal biçimde özne olarak kullanır?

  1. Being ignored can feel painful.
  2. Being ignore can feel painful.
  3. Being ignored it can feel painful.
Cevabı göster

Being ignored can feel painful.

Kalıp ifadeler

not a lot of fun: konuşma dilinde hafifleterek anlatım

not a lot of fun, konuşma dilinde durumu olduğundan hafif söyleyen bir ifadedir. Bu cümlede deneyimin tatsız veya sıkıntılı olduğu anlamına gelir; eğlence miktarının az olduğunun hesaplandığı anlamına gelmez. Konuşan kişi terrible gibi daha güçlü bir sözcük yerine bu hafif ifadeyi seçerek açıkça olumsuz bir değerlendirme yaparken kuru veya mizahi bir ton yaratabilir.

Alıştırma

Cümleyi “tatsız veya sıkıntılı” anlamına gelen vurgulanmış konuşma ifadesiyle tamamlayın: Losing our luggage was ____.

Cevabı göster

not a lot of fun

Kelime

on holiday: İngiliz İngilizcesinde “tatilde olmak” ifadesi

Bu cümlede on holiday, “işe veya okula ara verip dinlenmek ya da seyahat etmek” anlamına gelir. Buradaki holiday, belirli bir resmî tatili değil, izin veya tatil dönemini belirtir. İngiliz İngilizcesinde kalıplaşmış ifade on holiday şeklindedir ve normalde a ya da the almaz. Bir kişinin o anda tatilde olduğunu anlatır: when you're on holiday, “tatildeyken” demektir.

Alıştırma

Cümleyi burada öğretilen iki kelimelik İngiliz İngilizcesi ifadesiyle tamamlayın: My family is ____ in Cornwall this week.

Cevabı göster

on holiday

Kids, do you want your fish battered or crumbed? Kelime

0:29

Çocuklar, balığınızı hamurlu mu istersiniz yoksa galeta unlu mu?

Kelime

battered or crumbed: balığı kaplamanın iki yolu

Burada battered ve crumbed, balığın nasıl hazırlanacağını anlatan betimleyici sözcükler olarak kullanılan fiil biçimleridir. want + food + past participle yapısında hazırlama biçimini belirten sözcük yemekten sonra gelir: Do you want your fish battered or crumbed? Bu yemek bağlamında battered bir aşçılık terimidir. Balığın dövüldüğü veya ağır hasar gördüğü anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir müşteri crumbed fish istiyor. Hangi açıklama siparişle eşleşir?

  1. Balık sıvı hamura batırılmıştır.
  2. Balık fiziksel olarak dövülmüştür.
  3. Balık galeta unuyla kaplanmıştır.
Cevabı göster

Balık galeta unuyla kaplanmıştır.

Battered.

0:32

Hamurlu.

Battered.

0:32

Hamurlu.

What about you, come on, speak up? Notlar

0:33

Peki ya sen, hadi ama, konuşsana?

Ton ve niyet

What about you?: aynı soruyu başka birine yöneltmek

Bu cümlede What about you?, aynı soruyu veya konuyu konuşulan kişiye yöneltir. “Peki senin cevabın, tercihin veya durumun ne?” anlamına gelir; “Seninle ilgili mesele nedir?” anlamına gelmez. Önceki soru anlaşıldığı için konuşan kişi sorunun tamamını tekrarlamaz. Bu ifade aynı zamanda konuşma sırasını diğer kişiye verir ve onu cevap vermeye davet eder.

Alıştırma

Ava, “I take the bus to school. What about you?” diyor. Ava son soruyla ne yapıyor?

  1. Diğer kişinin Ava’yı tanıyıp tanımadığını soruyor.
  2. Konuyu diğer kişinin karakterine çeviriyor.
  3. Diğer kişiye okula nasıl gittiğini soruyor.
Cevabı göster

Diğer kişiye okula nasıl gittiğini soruyor.

Öbek fiiller

speak up: cevap vermek veya daha yüksek sesle konuşmak

Speak up bir öbek fiildir. Burada “bir şey söylemek” veya “cevap vermek” anlamındadır: konuşan kişi sessiz kalan birini cevap vermeye teşvik ediyor. Up yön bildirmez. Başka bir yaygın bağlamda speak up, “insanların duyabilmesi için daha yüksek sesle konuşmak” anlamına gelir. Sorunun sessizlik mi yoksa düşük ses mi olduğunu bağlam gösterir.

Alıştırma

Cümleyi “daha yüksek sesle konuşmak” anlamındaki öbek fiille tamamlayın: I can't hear you from here. Could you ____ a little, please?

Cevabı göster

speak up

He wants crumbed.

0:35

O galeta unlu istiyor.

Okay.

0:36

Peki.

He loves crumbed.

0:37

Galeta ununa bayılır.

Don't you Ban dishwasher?

0:39

Öyle değil mi, Ban bulaşık makinesi?

Uh

0:42

Şey

I hated crumbed.

0:43

Galeta unlusundan nefret ederdim.

Who ate all the mini cereals?

0:45

Bütün mini mısır gevreklerini kim yedi?

He did.

0:47

O yedi.

Right, you, get over here. Ton ve niyet

0:48

Pekâlâ, sen, buraya gel.

Ton ve niyet

Right, you, get over here: kesin bir emir

Burada Right, “doğru” anlamına gelmez. Söz sırasının başında bir söylem belirleyicisi olarak konuşanın kontrolü ele aldığını ve harekete geçtiğini gösterir. Tek başına söylenen you, belirli bir kişiyi seçip işaret eder; emir biçimindeki get over here ise o kişiye konuşanın yanına gelmesini söyler. Bu kısa parçalar birlikte, kibar bir rica yerine kesin ve otoriter bir ton yaratır.

Alıştırma

Kullanımı değerlendirin: Bir müşteri, mağaza çalışanından kibarca yardım isterken “Right, you, get over here.” diyor.

  1. Uygun değil
  2. Uygun
Cevabı göster

Uygun değil

Gee.

0:51

Vay canına.

Nana was a bit mean. Ton ve niyet

0:51

Büyükanne biraz acımasızdı.

Ton ve niyet

a bit mean: eleştiriyi yumuşatmak

a bit mean ifadesinde a bit, mean sıfatını niteler ve kelimesi kelimesine kötülüğün sınırlı bir düzeyde olduğunu, yani “biraz kötü” olduğunu anlatır. Konuşmada düşük derece bildiren bu ifade, olumsuz bir değerlendirmeyi yumuşatmak için de kullanılabilir. Eleştiriyi daha az doğrudan yapar; bu yüzden bağlam ve ses tonu, davranışın kelimelerin düz anlamından daha kötü olduğunu düşündürebilir.

Alıştırma

“The reply was a bit rude,” cümlesinde a bit esas olarak ne yapar?

  1. Yanıtın iki kez gerçekleştiğini gösterir.
  2. Olumsuz değerlendirmeyi tamamen ortadan kaldırır.
  3. Eleştiriyi daha az doğrudan hâle getirir.
Cevabı göster

Eleştiriyi daha az doğrudan hâle getirir.

Yeah, it was the '80s.

0:53

Evet, 80'lerdi.

Mums were allowed to be mean. Kültür

0:54

Annelerin acımasız olmasına izin verilirdi.

Kültür

were allowed to be mean ile mizahi toplumsal izin anlatımı

Burada were allowed to be mean, birinin resmî olarak izin verdiği anlamına gelmez. Önceki 1980’ler göndermesiyle birlikte allowed, toplumun annelerin sert veya kaba davranışlarını o zamanlar bugüne göre daha fazla hoş gördüğünü mizahi biçimde anlatır. Be allowed to ifadesinin bu kullanımı, resmî olmayan bir toplumsal alışkanlığı komik bir etki yaratmak için hayalî bir izne dönüştürür. Geçmişle ilgili benzer yorumlarda kimin resmî izin verdiğine değil, hangi davranışın kabul gördüğünün düşünüldüğüne odaklanın.

Alıştırma

Bu bağlamda Mums were allowed to be mean. büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Konuşmacı, annelerin kaba davranışlarının o dönemde daha fazla hoş görüldüğünü mizahi biçimde anlatıyor.
  2. Anneler kaba hâle gelebilecek fiziksel yeteneğe sahipti.
  3. Resmî bir kural annelere kaba olma izni veriyordu.
Cevabı göster

Konuşmacı, annelerin kaba davranışlarının o dönemde daha fazla hoş görüldüğünü mizahi biçimde anlatıyor.

And dads weren't much help either. Kalıp ifadeler

0:56

Ve babaların da pek yardımı dokunmazdı.

Kalıp ifadeler

weren't much help either ile başka bir olumsuz gerçek eklemek

weren't much help, “çok az yararlı yardım sağladılar” yani “pek yardımcı olmadılar” demektir. Help, were fiilinden sonra isim tamamlayıcısıdır; not much ise yardım miktarının az olduğunu gösterir. Olumsuz bir cümlenin sonundaki either, “o da değil” veya “o da yapmadı” anlamını katar. Önceki şikâyetten sonra babaları da başka bir olumsuz durum olarak ekler; burada either iki olasılık arasında seçim sunmaz.

Alıştırma

Yol tarifleri açık değildi. Haritanın da pek yardımcı olmadığını doğal biçimde ekleyen cümle hangisidir?

  1. The map was much help either.
  2. The map wasn't much help either.
  3. The map wasn't much help too.
Cevabı göster

The map wasn't much help either.

Let's see who can shout the loudest. Dilbilgisi

0:58

Bakalım en yüksek sesle kim bağırabilecek.

Dilbilgisi

Let's see who can + fiilin yalın hâli: dostça bir meydan okuma başlatmak

“Let’s see who can + fiilin yalın hâli” bir deneme, karşılaştırma veya eğlenceli meydan okuma başlatır. Burada yalnızca “birine bakalım” değil, “deneyip en yüksek sesle kimin bağırabildiğini görelim” anlamındadır. Sonraki eylemi doğrudan “Shout.” diye emretmek yerine ortak bir oyun veya yarış hâline getirir. can sözcüğünden sonraki bölüm, karşılaştırılan eylemi belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle emir vermek veya görülen bir şeyi anlatmak yerine dostça bir meydan okuma başlatır?

  1. Let's see who can build the tallest tower.
  2. Please build the tallest tower now.
  3. I can see the tallest tower.
Cevabı göster

Let's see who can build the tallest tower.

Okay.

0:59

Peki.

Ah!

1:00

Ah!

Kids, keep it down. Deyimler

1:01

Çocuklar, sessiz olun.

Deyimler

keep it down: daha az gürültü yapılmasını istemek

“Keep it down”, “gürültü seviyesini düşürün” veya “daha sessiz olun” anlamına gelen kalıplaşmış bir konuşma ifadesidir. Bu cümlede it, fiziksel bir nesneyi değil, genel olarak çocukların seslerini veya çıkardıkları gürültüyü belirtir. Yumuşatıcı bir ifade içermeyen emir biçimi, ses seviyesini kontrol etmeye yönelik doğrudan bir rica veya emirdir. İnsanlardan hemen sessizleşmelerini ve daha sessiz kalmalarını isteyebilir.

Alıştırma

Ev arkadaşlarınız gece yarısından sonra yüksek sesle konuşuyor. Seslerini kısmalarını istemek için en uygun rica hangisidir?

  1. Could you write it down, please?
  2. Could you keep it down, please?
  3. Could you put it down, please?
Cevabı göster

Could you keep it down, please?

What do you want, Stripe?

1:04

Ne istiyorsun, Stripe?

Uh Rad,

1:05

Şey Rad,

uh Gerald,

1:07

şey Gerald,

uh whatever your name is. Ton ve niyet

1:08

şey adın her neyse.

Ton ve niyet

Küçümseyici bir hitap olarak “whatever your name is”

Burada whatever your name is, konuşanın karşısındaki kişinin adını bilmediğini veya adını doğrulayacak kadar önemsemediğini gösterir. Bu kullanımda whatever tarafsız bir “herhangi bir” anlamına gelmez. Normalde bir adın ya da hitabın geleceği yerde kullanılan bu ifade, kişinin kimliğini önemsizmiş gibi gösterir. Bu nedenle küçümseyici, sabırsız veya bilerek kaba bir tını taşır.

Alıştırma

Yargı: Yeni bir iş arkadaşınızla henüz tanıştınız. “whatever your name is” demek, adını sormanın kibar bir yoludur.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

What are you on about? Kelime

1:10

Neden bahsediyorsun?

Kelime

Gündelik Britanya İngilizcesinde “What are you on about?”

Gündelik Britanya İngilizcesinde be on about, “bir şey hakkında konuşmak” veya “söyledikleriyle bir şeyi kastetmek” anlamına gelir. on, deyimsel fiil öbeğinin bir parçasıdır; fiziksel konum belirtmez. What are you on about? karşı taraftan kafa karıştırıcı veya anlamsız görünen sözlerini açıklamasını ister. Tonlamaya göre yalnızca şaşkınlık ya da sabırsız bir inanmama hâli gösterebilir.

Alıştırma

Gündelik Britanya İngilizcesindeki be on about ifadesini tamamlayın: What are you ____?

Cevabı göster

on about

What's he on about?

1:11

O neden bahsediyor?

Rad jinxed him. Kelime

1:12

Rad onu lanetledi.

Kelime

jinxed him: jinx oyunu kuralını devreye sokmak

Bu cümlede jinxed him, Rad'in onu jinx oyununun kurallarına tabi hâle getirdiği anlamına gelir. Buradaki sonuç, biri onun adını söyleyene kadar sessiz kalmak zorunda olmasıdır. Kalıp jinx + kişi şeklindedir: Jinx'i Rad başlatır, etkilenen kişi ise him'dir. Bu ifade yalnızca onun tesadüfen şanssız olduğunu söylemez.

Alıştırma

Bu sahnede “Rad jinxed him.” ne anlama gelir?

  1. Çocuğa kendi adını söylemeyi öğretti.
  2. Çocuğun genel olarak şanssız olduğunu fark etti.
  3. Çocuğun konuşmasını engelleyen bir oyun kuralını devreye soktu.
Cevabı göster

Çocuğun konuşmasını engelleyen bir oyun kuralını devreye soktu.

He can't talk until someone says his name. Dilbilgisi

1:13

Biri onun adını söyleyene kadar konuşamaz.

Dilbilgisi

can't ... until ...: daha sonra sona eren bir kısıtlama

can’t + eylem + until + olay kalıbı, o olay gerçekleşmeden önce eylemin mümkün veya izinli olmadığını gösterir. Until, kısıtlamanın sona erebileceği noktayı belirtir. Burada can’t talk kısıtlamadır; someone says his name ise kısıtlamayı sona erdiren olaydır. Önce sessiz kalmalıdır; biri adını söyledikten sonra konuşabilir.

Alıştırma

Kuralı can't ... until ve leave fiilini kullanarak tamamlayın: You ____ the bell rings.

Cevabı göster

can't leave until

Oh right, Ton ve niyet

1:16

Ah doğru,

Ton ve niyet

Oh right: anladığını veya hatırladığını belirtmek

Oh right, yeni bir bilginin anlaşıldığını veya konuşana bir şeyi hatırlattığını gösteren kısa bir sözlü tepkidir. Burada “anladım” ya da “şimdi anlıyorum” anlamındadır; bir şeyin doğru olduğuna hükmetmek anlamına gelmez. Bu ifade, konuşanın açıklamayı kabul edip yanıtına devam etmesini sağlar. Başka bağlamlarda bir şeyin aniden hatırlandığını da gösterebilir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız bugün kütüphanenin erken kapandığını hatırlatıyor. “Oh right” en doğal olarak neyi gösterir?

  1. Konuşan arkadaşının haklı olduğunu resmî olarak kanıtlıyordur.
  2. Konuşan arkadaşına sağa dönmesini söylüyordur.
  3. Konuşan bilgiyi yeni anlamış veya hatırlamıştır.
Cevabı göster

Konuşan bilgiyi yeni anlamış veya hatırlamıştır.

so you want me to say your name so you can talk again. Anlatım akışı

1:17

yani tekrar konuşabilmen için adını söylememi istiyorsun.

Anlatım akışı

so ... so: önce sonuç, sonra amaçlanan netice

İlk so, konuşanın önceki bilgilerden çıkardığı sonucu sunar; “Yani istediğin bu mu?” diye kontrol eder. Tüm cümleyi önceki açıklamaya bağlar. İkinci so, istenen eylemi amaçlanan sonuca bağlar. Adın söylenmesi diğer kişinin yeniden konuşabilmesini sağlamalıdır; bu nedenle bu kullanım so that yapısına yakındır.

Alıştırma

“So you want me to stay so you can finish the report,” cümlesindeki iki so hangi görevleri görür?

  1. İlki önceki bilgilerden yapılan bir çıkarımı, ikincisi amaçlanan bir sonucu sunar.
  2. İlki bir amaç belirtir, ikincisi konuyu değiştirir.
  3. İkisi de “çok” anlamına gelir.
Cevabı göster

İlki önceki bilgilerden yapılan bir çıkarımı, ikincisi amaçlanan bir sonucu sunar.

Well, you're dreaming, mate. Notlar

1:20

Rüyanda görürsün dostum.

Deyimler

you're dreaming: gerçekçi olmayan bir fikri reddetmek

Bu cümlede you're dreaming, karşıdaki kişinin fikrini reddeder. Fikrin veya beklentinin gerçekçi olmadığını anlatan kalıplaşmış bir ifadedir: Konuşan kişi bunun gerçekleşmeyeceğini düşünür ya da sunulan öneriyi reddeder. Bu ifade, birinin gerçekten uyuyup rüya gördüğü anlamına gelmez. Sadece no demeye göre daha alaycı, küçümseyici veya tersleyici duyulabilir.

Alıştırma

Örnekte you're dreaming ne anlatıyor?

  1. Konuşan kişi karşısındakinin beklentisini gerçekçi bulmaz ve reddeder.
  2. Konuşan kişi karşısındakinin uyuduğunu düşünür.
  3. Konuşan kişi karşısındakinden bir rüyayı anlatmasını ister.
Cevabı göster

Konuşan kişi karşısındakinin beklentisini gerçekçi bulmaz ve reddeder.

Kelime

samimi bir hitap biçimi olarak mate

Burada mate, karşıdaki kişiye doğrudan hitap etmek için kullanılan bir sözcüktür. Samimi Britanya ve Avustralya İngilizcesinde friend, pal veya man sözcüklerine benzeyebilir; ancak konuşanların gerçekten arkadaş olduğunu kanıtlamaz. you're dreaming ifadesinden sonra geldiği için reddedişe samimi ama sert bir son verir. Ses tonuna ve ilişkiye bağlı olarak mate dostça, şakacı, sabırsız veya meydan okuyucu duyulabilir.

Alıştırma

Doğru mu, yanlış mı? Well, you're dreaming, mate. cümlesindeki mate, konuşanın mutlaka sıcak ve dostça davrandığını gösterir.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

You know what I call this? Anlatım akışı

1:21

Buna ne derim biliyor musun?

I call it a good start. Ton ve niyet

1:22

Buna iyi bir başlangıç derim.

Anlatım akışı

You know what I call this? I call it ...: bir değerlendirmeye zemin hazırlama

Burada You know what I call this? retorik bir sorudur: konuşmacı, dinleyicinin bir ad önermesini beklemez. Hemen I call it ... diyerek kendi sorusunu yanıtlar. Buradaki call, bir şeyi belirli bir şekilde tanımlamak veya adlandırmak anlamındadır. Soruyu yanıttan önce kullanmak kısa bir hazırlık oluşturur ve ardından gelen yarguyu daha belirgin hâle getirir. Başka durumlara aktarılabilecek bilgi düzeni şöyledir: önce soruyla zemin hazırlanır, sonra konuşmacının değerlendirmesi verilir.

Alıştırma

Örnekte You know what I call this? I call it ... yapısının bilgiyi düzenlemedeki temel işlevi nedir?

  1. Önce zemin hazırlayıp sonra konuşmacının kendi değerlendirmesini vurgulamak.
  2. Başka bir kişinin genellikle ne söylediğini aktarmak.
  3. Dinleyiciden resmî adı söylemesini istemek.
Cevabı göster

Önce zemin hazırlayıp sonra konuşmacının kendi değerlendirmesini vurgulamak.

Ton ve niyet

a good start: bağlamda alaycı bir övgü

Kelime anlamıyla a good start, iyi başlayan bir şey için kullanılan olumlu bir övgüdür. Ancak burada konuşmacı, çocuğun konuşamaması sonucunda oluşan sessizlik kendi işine geldiği için bu durumu good diye nitelendirir. Bu yüzden övgü alaycıdır: samimi şekilde bir başarıyı övmek yerine, başka birinin sorununu memnuniyet verici bir ilk adım gibi gösterir. Olumlu sözler her zaman samimi onay anlamına gelmez. Sözleri durumla karşılaştırın ve kimin yarar sağladığına bakın; uyumsuzluk ironiye veya alaya işaret edebilir.

Alıştırma

Sahnede konuşmacı, bir çocuğun konuşamamasının yol açtığı sessizlikten hoşlanıyor. a good start ne anlatıyor?

  1. Çocuğun sorununun memnuniyet verici bir gelişme olduğunu söyleyen alaycı bir iddia
  2. Bir olayın henüz başladığını belirten tarafsız bir ifade
  3. Çocuğun başarısına yönelik samimi bir övgü
Cevabı göster

Çocuğun sorununun memnuniyet verici bir gelişme olduğunu söyleyen alaycı bir iddia

How do I jinx it so none of you can talk? Dilbilgisi

1:24

Hiçbiriniz konuşamasın diye nasıl lanetleyebilirim?

Dilbilgisi

so none of you can talk: tüm grubu olumsuzlayan bir sonuç

Burada so, konuşanın istediği sonucu anlatır: lanet, gruptaki herkesin konuşmasını imkânsız hâle getirmelidir. None of you, “aranızdan tek bir kişi bile değil” anlamına gelir. Bu yüzden none of you can talk tüm grubu kapsayan bir olumsuzluktur; yalnızca bazı kişilerin konuşamadığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Gruptaki tek bir kişinin bile odaya girmesine izin verilmediğini açıkça belirten cümle hangisidir?

  1. Not all of you may enter the room.
  2. None of you may enter the room.
  3. One of you may enter the room.
Cevabı göster

None of you may enter the room.

Dad!

1:26

Baba!

Is it like this?

1:27

Böyle mi?

Ooh.

1:28

Ooh.

I was never going to talk again. Dilbilgisi

1:30

Bir daha asla konuşamayacaktım.

Dilbilgisi

was never going to talk again: geçmişten bakılan gelecek

Was going to + fiil, geçmişteki bir andan ileriye bakar. Never ve again ile birlikte was never going to talk again, kişinin o anda bir daha hiç konuşmayacağına inandığı anlamına gelir. Bu anıda ifade, kişinin o zamanki umutsuz inancını aktarır. Şu anki bir plan değildir ve kişinin sonrasında gerçekten hiç konuşmadığını tek başına kanıtlamaz.

Alıştırma

Geçmiş zamanda anlatılan bir hikâyede I was never going to see it again ne anlama gelir?

  1. Ondan sonra onu kesinlikle bir daha hiç görmedim.
  2. Şimdi onu bir daha görmemeye karar veriyorum.
  3. Geçmişteki o anda, onu bir daha asla göremeyeceğime inanıyordum.
Cevabı göster

Geçmişteki o anda, onu bir daha asla göremeyeceğime inanıyordum.

No one was going to say my name.

1:32

Kimse adımı söylemeyecekti.

I'm not going to say your name. Ton ve niyet

1:34

Senin adını söylemeyeceğim.

Ton ve niyet

I'm not going to ...: kesin bir karar veya ret

Bu cümlede I'm not going to + fiilin yalın hâli, konuşanın bir şeyi yapmamaya yönelik şu anki kararını belirtir. Konuşan, diğer kişinin adını söylemeyi reddediyor; gelecek hakkında tarafsız bir tahminde bulunmuyor. Be going to, tahminin yanı sıra niyet de ifade edebilir. Özne + be + not going to + fiilin yalın hâli şeklindeki olumsuz yapıda karar genellikle çoktan verilmiş gibi duyulur. I won't da reddetme anlamı verebilir, ancak I'm not going to konuşanın mevcut planına veya niyetine daha belirgin biçimde odaklanır.

Alıştırma

Bu kesin kararı tamamlamak için be going to yapısının olumsuz biçimini kullanın: I've made my decision: I ____ share my password.

Cevabı göster

am not going to

I think this will do you some good. Deyimler

1:37

Bence bu sana biraz iyi gelecek.

Deyimler

do you some good: bir şeyin yararlı olacağını söylemek

Do someone some good, birine fayda sağlamak veya o kişinin nasıl hissettiğini ya da davrandığını iyileştirmek anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Burada do, biri için bir görev yapmak değil, yararlı bir etki oluşturmak anlamındadır. Will do you some good ifadesinde will beklenen yararı, you bu yarardan etkilenen kişiyi, some good ise büyük bir sonuç vadetmeden gerçek bir faydayı belirtir. Bu cümlede konuşan, hoş olmayan bir kısıtlamayı dinleyiciye yardımcı olabilecek bir şey olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi do someone some good ifadesiyle tamamlayın: Some fresh air will ____.

Cevabı göster

do you some good

All holiday you've been mean to your little brother. Dilbilgisi

1:39

Bütün tatil boyunca küçük kardeşine kötü davrandın.

Dilbilgisi

All holiday you've been mean: hâlâ süren bir zaman aralığında present perfect kullanımı

All holiday, tatilin başlangıcından şu ana kadar uzanan bir zaman aralığını belirtir. You've been mean, present perfect biçimi olan have been ile bu süre boyunca devam eden veya tekrarlanan kaba davranışları özetler. Cümle tek bir kötü davranıştan söz etmez. Aktarılabilir kalıp, söz konusu süre şimdiki zamanı da içerdiğinde kullanılan all + zaman aralığı + have/has been ... yapısıdır.

Alıştırma

Tatil henüz bitmedi. Cümleyi present perfect ile tamamlayın: All holiday, you ____ mean to your cousin.

Cevabı göster

have been

You can't tick-tack Stripe.

1:43

Stripe ile uğraşamazsın.

It's my turn now. Kalıp ifadeler

1:46

Şimdi sıra bende.

Kalıp ifadeler

my turn now: sıranın size geldiğini söylemek

My turn, insanların bir şeyi sırayla yaptığı durumlarda kullanılan kalıplaşmış bir isim öbeğidir. It's my turn now cümlesinde turn, yön değiştirmek değil, konuşanın sıradaki fırsatı anlamına gelir. Now, önceki kişinin sırasının bittiğini ve konuşanın sırasının başladığını vurgular.

Alıştırma

Herkesin sırayla oynadığı bir oyunda kullanılan kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: You went first, so now ____.

Cevabı göster

it's my turn

No, it isn't.

1:47

Hayır, değil.

Nice stack.

1:49

Güzel düşüş.

This is a chance for you to have a good think about it. Notlar

1:50

Bu, biraz iyi düşünmen için bir fırsat.

Dilbilgisi

This is a chance for you to ...: birine bir şey yapma fırsatı vermek

This is a chance for you to + fiilin yalın hâli yapısında chance, bir olayın gerçekleşme olasılığını değil, bir fırsatı ifade eder. for you fırsatı kimin elde ettiğini, to ile başlayan mastar yapısı ise yapılabilecek eylemi gösterir. Bu kalıp, planlanmış bir etkinliği veya hoş olmayan bir durumu bir şey yapmak için yararlı bir zaman olarak da sunabilir. Bu olumlu çerçeveleme samimi bir teşvik olabileceği gibi bir sonucun amacını açıklama yolu da olabilir.

Alıştırma

Fırsatın you kişisine ait olduğunu göstermek için cümleyi tam hedef yapıyla tamamlayın: This is ____ ask questions before the meeting ends.

Cevabı göster

a chance for you to

Kalıp ifadeler

have a good think about it: Britanya İngilizcesinde dikkatlice düşünmek

Have a good think about it, bir konuyu dikkatlice değerlendirmek için biraz zaman ayırmak demektir. Burada think, have ve a good ifadelerinden sonra gelen sayılabilir bir isimdir; cümlenin ana fiili değildir. Good, kapsamlı ve acele etmeden düşünme anlamı katar. İfade çoğu zaman kişiye hemen cevap vermemesini öğütler ve onu düşünmeye yönelten hafif bir teşvik taşıyabilir.

Alıştırma

Britanya İngilizcesindeki günlük ifadeyi tamamlayın: Before you decide, have a good ____ about the offer.

Cevabı göster

think

Nana was right.

1:54

Büyükanne haklıydı.

Not about her perm, but about me. Anlatım akışı

1:55

Onun permasıyla ilgili değil, benimle ilgili.

Anlatım akışı

Not about X, but about Y: odağı düzeltme

Burada Not about her perm, Nana'nın ne konuda haklı olduğuna dair ilk yorumu reddeder; but about me ise asıl odağı verir: Nana, konuşan kişi hakkında haklıdır. Önceki cümleden zaten anlaşılan sözler çıkarılmıştır; tam anlam yaklaşık olarak She was right—not about her perm, but about me. şeklindedir. Not about X, but about Y, yanlış anlaşılan odağı kaldırıp yerine amaçlanan odağı getirerek bilgiyi düzenler. Bu, önceki konudan bağımsız ve eksiksiz bir olumsuzlama değildir; az önce söylenen düşünceye veya sözlere dayanır.

Alıştırma

Konuşan kişi Not about her perm, but about me. ifadesiyle ne yapıyor?

  1. Önceki cümlenin oluşturabileceği olası odağı düzeltmek
  2. Permanın en önemli mesele olduğunu söylemek
  3. Önceki cümleyle bağlantısız yeni bir konu başlatmak
Cevabı göster

Önceki cümlenin oluşturabileceği olası odağı düzeltmek

I hadn't been a very good brother to Stripe. Dilbilgisi

1:57

Stripe için pek iyi bir ağabey olmamıştım.

Dilbilgisi

hadn't been a very good brother: olumsuz past perfect

Hadn't been, had not been ifadesinin kısaltılmış biçimi ve past perfect'in olumsuz hâlidir. Konuşan kişi geçmişteki daha sonraki bir noktadan önceki döneme bakar ve o zamana kadar Stripe'a karşı pek iyi bir ağabey gibi davranmadığını değerlendirir. Past perfect ikinci bir zaman katmanı ekler. Wasn't a very good brother yalnızca geçmişteki bir durumu anlatırken hadn't been bu durumu hikâyedeki başka bir geçmiş andan daha önceye yerleştirir. A good brother to someone yalnızca aile içinde kardeş konumunda olmak değil, o kişiye özenli davranmak ve destek olmak demektir.

Alıştırma

Düşünceyi olumsuz past perfect ile tamamlayın: By the time I apologised, I realised I ____ a very supportive friend.

Cevabı göster

hadn't been

I deserved to be cursed. Dilbilgisi

2:01

Lanetlenmeyi hak etmiştim.

Dilbilgisi

deserved to be cursed: deserve + to be + geçmiş zaman ortacı

deserved to be cursed ifadesinde deserve fiilini edilgen mastar yapısı to be cursed izler. I, başkasını lanetleyen değil, lanete uğrayan kişidir. Deserve, sonucun adil ya da hak edilmiş olduğu yargısını ekler. Burada konuşan kişi geçmişteki davranışını değerlendirip hatasını kabul eder: lanetlenmenin hak ettiği bir sonuç olduğunu düşünür; nesnel veya hukuki bir karar bildirmez.

Alıştırma

Cümleyi deserve fiilinden sonra gelen edilgen mastarla tamamlayın: After hiding the truth, I deserved ____ criticized.

Cevabı göster

to be