Bulaşıkçı Bandit! | Masal - 3. Sezon | Bluey: İngilizce çalışma notları
Bluey - Official Channel
Video özeti: 1980’lerde geçen karmaşık bir aile tatilinde bir çocuk, biri adını söyleyene kadar konuşmasını engelleyen bir uğursuzluğa yakalanır. Ailesi onu kurtarmayı reddeder; bu ceza da sonunda küçük kardeşine kötü davrandığını kabul etmesini sağlar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. The only thing that could break the curse was if — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Tek bir koşulu bir sorunun yegâne çözümü olarak öne çıkaran yapıyı öğrenin. Bu kalıbı, yalnızca bir eylemin sonucu değiştirebildiği kuralları, engelleri veya hayalî durumları anlatmak için uyarlayabilirsiniz. 2. You know what I call this? I call it — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Konuşanın soru sorup cevabını kendisinin verdiği ve değerlendirmeden önce bilinçli bir duraklama yarattığı çerçeveyi tanıyın. Bu yapı, görüşü hemen söylemek yerine vurgu, komik zamanlama ya da takılma havasıyla sunmanıza yardımcı olur. 3. have a good think about it. — Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler: Britanya ve Avustralya İngilizcesindeki bu doğal ifadeyi, bir konuyu ciddi ve dikkatli biçimde düşünme tavsiyesi olarak anlayın. Kötü bir davranıştan sonra veya karar öncesinde, think about it yeterince derin bir değerlendirme anlatmadığında kullanabilirsiniz.
Bu derste
The only thing that could break the curse was if someone said your name. Notlar
0:00Laneti bozabilecek tek şey birinin adını söylemesiydi.
The only thing that could ... was if ...: tek gerekli koşul
The only thing that could break the curse ad öbeği, was fiilinin öznesidir. Önce olası bir çözümü tek etkili çözüm olarak sunar. Was sonrasındaki if yan cümlesi de bu çözümün ne olduğunu açıklar: Birinin o kişinin adını söylemesi gerekiyordu. Burada if, ayrı ve tamamlanmamış bir koşul cümlesi başlatmaz. Tam kalıp The only thing that could + fiil ... was if + yan cümle şeklindedir ve dikkati tek bir gerekli koşula yöneltir.
Alıştırma
Hangi cümle bir koşulu tek çözüm olarak sunmak için bu kalıbı doğal biçimde kullanır?
- The only thing that could restart the system if someone entered the backup code.
- The only thing that could restart the system was if someone entered the backup code.
- If someone entered the backup code was the only thing could restart the system.
Cevabı göster
The only thing that could restart the system was if someone entered the backup code.
break the curse: laneti bozmak
Break the curse, büyülü bir lanetin etkisini sona erdirmek demektir. Fantastik öykülerde, oyunlarda ve filmlerde sık kullanılan bir fiil-ad birleşimidir. Burada break gerçek anlamda kullanılmaz; fiziksel bir nesne parçalanmaz. Bu cümlede curse, kaba sözleri değil, bir büyüyü veya büyülü durumu ifade eder.
Alıştırma
Bu fantastik öykü cümlesini tamamlayan olağan fiili seçin: The hero discovered how to _____ the curse.
- break
- crack
- smash
Cevabı göster
break
want me to say: want + nesne + to-infinitive
want + nesne + to-infinitive yapısında nesne, sonraki eylemi yapan kişiyi belirtir. want me to say ifadesinde me, want fiilinin nesnesi ve anlam bakımından say fiilinin öznesidir. Do you want me to...? sorusu, karşıdaki kişinin konuşanın bir şey yapmasını isteyip istemediğini sorar. Genellikle yardım teklif etmek veya harekete geçmeden önce isteği doğrulamak için kullanılır; yalnızca karşıdaki kişinin konuşanı bir kişi olarak istediği anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu yardım teklifini want + nesne + to-infinitive kullanarak tamamlayın: Do you ____ the boxes upstairs?
Cevabı göster
want me to carry
diddums: çocuksu acıma veya takılma
Diddums, özellikle Britanya İngilizcesinde kullanılan ve Avustralya İngilizcesinde de duyulan, çok gayriresmî ve çocuksu bir ünlemdir. Acıma belirtebilir, ancak yetişkinler bunu sık sık mizahi veya alaycı biçimde kullanır; bu nedenle “yazık küçüğe” ya da “ah, ne kötü” gibi duyulabilir. Burada yarıda kesilmiş bir isim parçasından sonra gelir. Bu yüzden resmî bir isim veya unvan değil, ismin yerine kullanılan saçma ve takılmacı bir sözdür.
Alıştırma
Yargı: "Ban... diddums." cümlesinde diddums resmî bir kişi adı olarak kullanılmıştır.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
Can't you just...?: birini bariz bir çözüme yönelmeye zorlama
Can't you just + fiilin yalın hâli biçimindeki olumsuz soru, çoğu zaman birinin bir şeyi yapma yeteneği olup olmadığını sormaktan fazlasını ifade eder. Burada dinleyiciyi, konuşanın basit ve bariz bir çözüm olarak gördüğü şeyi yapmaya iter. Just, eylemi “yalnızca bunu yapmak” şeklinde sınırlar ve “Neden bu kadar kolay bir şeyi yapmıyorsun?” anlamını sezdirebilir. Cümle, ses tonuna ve ilişkiye bağlı olarak sabırsız, bezgin veya hafif eleştirel duyulabilir.
Alıştırma
İfadeyi değerlendirin: "Can't you just wait here?" cümlesindeki just, beklemeyi çoğu zaman kolay ve bariz bir çözüm gibi sunar; bu yüzden cümle "Can you wait here?" cümlesinden daha sabırsız duyulabilir.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Doğru
you're not allowed to speak: yetersizlik değil, yasak
Be allowed to + fiilin yalın hâli, bir kuralın, kişinin veya durumun bir eylem için izin verdiğini belirtir. Olumsuz yapı olan özne + be + not allowed to + fiilin yalın hâli ise eylemin yasak olduğunu belirtir. you're not allowed to speak ifadesinde konu fiziksel yetenek değil, izindir. be biçimi özneye veya zamana göre değişir: you are not allowed, she is not allowed ve we were not allowed.
Alıştırma
Kuralı be allowed to yapısının tam ve kısaltılmamış olumsuz biçimiyle tamamlayın: Visitors ____ take photos in this room.
Cevabı göster
are not allowed to
“What happens if you do speak?” cümlesindeki vurgulu do
What happens if ...? kalıbı, bir koşul gerçekleştiğinde ortaya çıkacak sonucu sorar. Kurallar, uyarılar ve varsayımsal durumlar hakkında konuşurken kullanılabilir. if you do speak ifadesindeki do vurgu amaçlıdır. “Gerçekten konuşursan” veya “konuşmama talimatına rağmen konuşursan” anlamına gelir. Bu olumlu yan cümlede karşıtlığı do taşır ve speak yalın fiil biçiminde kalır.
Alıştırma
Birisi “Don't send the message.” dedi. Soruyu vurgulu do ve send fiiliyle tamamlayın: What happens if you ____ the message?
Cevabı göster
do send
look, I shouldn't tell you but I tell you this is Ton ve niyet
0:18bak, sana söylememeliyim ama sana şunu söyleyeyim bu
Hassas bilgiye giriş olarak Look, I shouldn't tell you, but ...
Bir konuşma sırasının başındaki Look bir söylem belirleyicisidir. “Dinle” veya “söyleyeceğim şeye dikkat et” anlamına gelir; bir şeyi görme eylemini anlatmaz. I shouldn't tell you, but ... sonraki bilgiyi özel, riskli veya paylaşılmaması gereken bir şey olarak sunar. But, konuşanın yine de bu bilgiyi açıklayacağını gösterir ve çoğu zaman isteksiz bir tonla birlikte gizlilik ya da merak duygusu yaratır.
Alıştırma
“Look, I shouldn't tell you, but the spare key is in the kitchen,” cümlesinde konuşan kişi bu girişle ne yapıyor?
- Konuşmayı kibarca bitirmek
- Dikkati çekmek ve sonraki bilgiyi hassas bir şey olarak sunmak
- Dinleyenden bir anahtara bakmasını istemek
Cevabı göster
Dikkati çekmek ve sonraki bilgiyi hassas bir şey olarak sunmak
the '80s: 1980'lerin kısaltılmış biçimi
The '80s, the 1980s ifadesinin kısaltılmış biçimidir ve 1980 ile 1989 arasındaki yılları belirtir. Kesme işareti 19'un çıkarıldığını, sondaki s ise on yılın tamamını gösterir. Burada on yılın adını söylemek yalnızca tarih vermekle kalmaz. Konuşanın o dönemdeki davranışların ve ölçütlerin daha serbest veya aşırı görünebildiği yönündeki esprili iddiasına kültürel bir zaman çerçevesi sağlar.
Alıştırma
Bu cümlede the '80s hangi dönemi ifade ediyor? My parents still listen to music from the '80s.
- 80 şarkıdan oluşan bir grup
- 1980 ile 1989 arasındaki yıllar
- 80 yaşındaki insanlar
Cevabı göster
1980 ile 1989 arasındaki yıllar
a wild place: kaotik bir dönem için kullanılan benzetme
A wild place ifadesindeki place mecazidir: cümlenin öznesi bir yer değil, bir dönemdir. Cümle, o dönemi insanların içinde bulunup deneyimleyebileceği bir yer gibi hayal ederek anlatımı canlı ve esprili hâle getirir. Buradaki wild, vahşi hayvanlarla dolu anlamına gelmez; kaotik, sınır tanımayan veya daha az kurala bağlı anlamındadır. İfade geniş ve abartılı bir izlenim verir; tarafsız bir tarih değerlendirmesi değildir.
Alıştırma
Bu cümlede a wild place ne anlama geliyor? The early internet was a wild place with few clear rules.
- Kaotikti ve denetim gevşekti.
- Haritadaki belirli bir yerdi.
- Vahşi hayvanlarla dolu bir ormandı.
Cevabı göster
Kaotikti ve denetim gevşekti.
being cursed was not a lot of fun when you're on holiday. Notlar
0:27tatildeyken lanetlenmek pek de eğlenceli değildi.
being cursed: özne olarak being + geçmiş zaman ortacı
being cursed, being + geçmiş zaman ortacı yapısında edilgen bir isim-fiil öbeğidir. “Lanetlenme deneyimi veya durumu” anlamına gelir; yani kişi eylemi yapan değil, eyleme maruz kalan taraftır. Öbeğin tamamı was fiilinin dil bilgisel öznesidir. Buradaki being, sürekli zamanı oluşturmaz; isim gibi kullanılan öbek konuyu sunarken temel zamanı was belirtir.
Alıştırma
Hangi cümle, edilgen bir deneyimi adlandırmak için being + geçmiş zaman ortacını doğal biçimde özne olarak kullanır?
- Being ignored can feel painful.
- Being ignore can feel painful.
- Being ignored it can feel painful.
Cevabı göster
Being ignored can feel painful.
not a lot of fun: konuşma dilinde hafifleterek anlatım
not a lot of fun, konuşma dilinde durumu olduğundan hafif söyleyen bir ifadedir. Bu cümlede deneyimin tatsız veya sıkıntılı olduğu anlamına gelir; eğlence miktarının az olduğunun hesaplandığı anlamına gelmez. Konuşan kişi terrible gibi daha güçlü bir sözcük yerine bu hafif ifadeyi seçerek açıkça olumsuz bir değerlendirme yaparken kuru veya mizahi bir ton yaratabilir.
Alıştırma
Cümleyi “tatsız veya sıkıntılı” anlamına gelen vurgulanmış konuşma ifadesiyle tamamlayın: Losing our luggage was ____.
Cevabı göster
not a lot of fun
on holiday: İngiliz İngilizcesinde “tatilde olmak” ifadesi
Bu cümlede on holiday, “işe veya okula ara verip dinlenmek ya da seyahat etmek” anlamına gelir. Buradaki holiday, belirli bir resmî tatili değil, izin veya tatil dönemini belirtir. İngiliz İngilizcesinde kalıplaşmış ifade on holiday şeklindedir ve normalde a ya da the almaz. Bir kişinin o anda tatilde olduğunu anlatır: when you're on holiday, “tatildeyken” demektir.
Alıştırma
Cümleyi burada öğretilen iki kelimelik İngiliz İngilizcesi ifadesiyle tamamlayın: My family is ____ in Cornwall this week.
Cevabı göster
on holiday
Kids, do you want your fish battered or crumbed? Kelime
0:29Çocuklar, balığınızı hamurlu mu istersiniz yoksa galeta unlu mu?
battered or crumbed: balığı kaplamanın iki yolu
Burada battered ve crumbed, balığın nasıl hazırlanacağını anlatan betimleyici sözcükler olarak kullanılan fiil biçimleridir. want + food + past participle yapısında hazırlama biçimini belirten sözcük yemekten sonra gelir: Do you want your fish battered or crumbed? Bu yemek bağlamında battered bir aşçılık terimidir. Balığın dövüldüğü veya ağır hasar gördüğü anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir müşteri crumbed fish istiyor. Hangi açıklama siparişle eşleşir?
- Balık sıvı hamura batırılmıştır.
- Balık fiziksel olarak dövülmüştür.
- Balık galeta unuyla kaplanmıştır.
Cevabı göster
Balık galeta unuyla kaplanmıştır.
What about you?: aynı soruyu başka birine yöneltmek
Bu cümlede What about you?, aynı soruyu veya konuyu konuşulan kişiye yöneltir. “Peki senin cevabın, tercihin veya durumun ne?” anlamına gelir; “Seninle ilgili mesele nedir?” anlamına gelmez. Önceki soru anlaşıldığı için konuşan kişi sorunun tamamını tekrarlamaz. Bu ifade aynı zamanda konuşma sırasını diğer kişiye verir ve onu cevap vermeye davet eder.
Alıştırma
Ava, “I take the bus to school. What about you?” diyor. Ava son soruyla ne yapıyor?
- Diğer kişinin Ava’yı tanıyıp tanımadığını soruyor.
- Konuyu diğer kişinin karakterine çeviriyor.
- Diğer kişiye okula nasıl gittiğini soruyor.
Cevabı göster
Diğer kişiye okula nasıl gittiğini soruyor.
speak up: cevap vermek veya daha yüksek sesle konuşmak
Speak up bir öbek fiildir. Burada “bir şey söylemek” veya “cevap vermek” anlamındadır: konuşan kişi sessiz kalan birini cevap vermeye teşvik ediyor. Up yön bildirmez. Başka bir yaygın bağlamda speak up, “insanların duyabilmesi için daha yüksek sesle konuşmak” anlamına gelir. Sorunun sessizlik mi yoksa düşük ses mi olduğunu bağlam gösterir.
Alıştırma
Cümleyi “daha yüksek sesle konuşmak” anlamındaki öbek fiille tamamlayın: I can't hear you from here. Could you ____ a little, please?
Cevabı göster
speak up
Right, you, get over here: kesin bir emir
Burada Right, “doğru” anlamına gelmez. Söz sırasının başında bir söylem belirleyicisi olarak konuşanın kontrolü ele aldığını ve harekete geçtiğini gösterir. Tek başına söylenen you, belirli bir kişiyi seçip işaret eder; emir biçimindeki get over here ise o kişiye konuşanın yanına gelmesini söyler. Bu kısa parçalar birlikte, kibar bir rica yerine kesin ve otoriter bir ton yaratır.
Alıştırma
Kullanımı değerlendirin: Bir müşteri, mağaza çalışanından kibarca yardım isterken “Right, you, get over here.” diyor.
- Uygun değil
- Uygun
Cevabı göster
Uygun değil
a bit mean: eleştiriyi yumuşatmak
a bit mean ifadesinde a bit, mean sıfatını niteler ve kelimesi kelimesine kötülüğün sınırlı bir düzeyde olduğunu, yani “biraz kötü” olduğunu anlatır. Konuşmada düşük derece bildiren bu ifade, olumsuz bir değerlendirmeyi yumuşatmak için de kullanılabilir. Eleştiriyi daha az doğrudan yapar; bu yüzden bağlam ve ses tonu, davranışın kelimelerin düz anlamından daha kötü olduğunu düşündürebilir.
Alıştırma
“The reply was a bit rude,” cümlesinde a bit esas olarak ne yapar?
- Yanıtın iki kez gerçekleştiğini gösterir.
- Olumsuz değerlendirmeyi tamamen ortadan kaldırır.
- Eleştiriyi daha az doğrudan hâle getirir.
Cevabı göster
Eleştiriyi daha az doğrudan hâle getirir.
were allowed to be mean ile mizahi toplumsal izin anlatımı
Burada were allowed to be mean, birinin resmî olarak izin verdiği anlamına gelmez. Önceki 1980’ler göndermesiyle birlikte allowed, toplumun annelerin sert veya kaba davranışlarını o zamanlar bugüne göre daha fazla hoş gördüğünü mizahi biçimde anlatır. Be allowed to ifadesinin bu kullanımı, resmî olmayan bir toplumsal alışkanlığı komik bir etki yaratmak için hayalî bir izne dönüştürür. Geçmişle ilgili benzer yorumlarda kimin resmî izin verdiğine değil, hangi davranışın kabul gördüğünün düşünüldüğüne odaklanın.
Alıştırma
Bu bağlamda Mums were allowed to be mean. büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Konuşmacı, annelerin kaba davranışlarının o dönemde daha fazla hoş görüldüğünü mizahi biçimde anlatıyor.
- Anneler kaba hâle gelebilecek fiziksel yeteneğe sahipti.
- Resmî bir kural annelere kaba olma izni veriyordu.
Cevabı göster
Konuşmacı, annelerin kaba davranışlarının o dönemde daha fazla hoş görüldüğünü mizahi biçimde anlatıyor.
weren't much help either ile başka bir olumsuz gerçek eklemek
weren't much help, “çok az yararlı yardım sağladılar” yani “pek yardımcı olmadılar” demektir. Help, were fiilinden sonra isim tamamlayıcısıdır; not much ise yardım miktarının az olduğunu gösterir. Olumsuz bir cümlenin sonundaki either, “o da değil” veya “o da yapmadı” anlamını katar. Önceki şikâyetten sonra babaları da başka bir olumsuz durum olarak ekler; burada either iki olasılık arasında seçim sunmaz.
Alıştırma
Yol tarifleri açık değildi. Haritanın da pek yardımcı olmadığını doğal biçimde ekleyen cümle hangisidir?
- The map was much help either.
- The map wasn't much help either.
- The map wasn't much help too.
Cevabı göster
The map wasn't much help either.
Let's see who can + fiilin yalın hâli: dostça bir meydan okuma başlatmak
“Let’s see who can + fiilin yalın hâli” bir deneme, karşılaştırma veya eğlenceli meydan okuma başlatır. Burada yalnızca “birine bakalım” değil, “deneyip en yüksek sesle kimin bağırabildiğini görelim” anlamındadır. Sonraki eylemi doğrudan “Shout.” diye emretmek yerine ortak bir oyun veya yarış hâline getirir. can sözcüğünden sonraki bölüm, karşılaştırılan eylemi belirtir.
Alıştırma
Hangi cümle emir vermek veya görülen bir şeyi anlatmak yerine dostça bir meydan okuma başlatır?
- Let's see who can build the tallest tower.
- Please build the tallest tower now.
- I can see the tallest tower.
Cevabı göster
Let's see who can build the tallest tower.
keep it down: daha az gürültü yapılmasını istemek
“Keep it down”, “gürültü seviyesini düşürün” veya “daha sessiz olun” anlamına gelen kalıplaşmış bir konuşma ifadesidir. Bu cümlede it, fiziksel bir nesneyi değil, genel olarak çocukların seslerini veya çıkardıkları gürültüyü belirtir. Yumuşatıcı bir ifade içermeyen emir biçimi, ses seviyesini kontrol etmeye yönelik doğrudan bir rica veya emirdir. İnsanlardan hemen sessizleşmelerini ve daha sessiz kalmalarını isteyebilir.
Alıştırma
Ev arkadaşlarınız gece yarısından sonra yüksek sesle konuşuyor. Seslerini kısmalarını istemek için en uygun rica hangisidir?
- Could you write it down, please?
- Could you keep it down, please?
- Could you put it down, please?
Cevabı göster
Could you keep it down, please?
Küçümseyici bir hitap olarak “whatever your name is”
Burada whatever your name is, konuşanın karşısındaki kişinin adını bilmediğini veya adını doğrulayacak kadar önemsemediğini gösterir. Bu kullanımda whatever tarafsız bir “herhangi bir” anlamına gelmez. Normalde bir adın ya da hitabın geleceği yerde kullanılan bu ifade, kişinin kimliğini önemsizmiş gibi gösterir. Bu nedenle küçümseyici, sabırsız veya bilerek kaba bir tını taşır.
Alıştırma
Yargı: Yeni bir iş arkadaşınızla henüz tanıştınız. “whatever your name is” demek, adını sormanın kibar bir yoludur.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
Gündelik Britanya İngilizcesinde “What are you on about?”
Gündelik Britanya İngilizcesinde be on about, “bir şey hakkında konuşmak” veya “söyledikleriyle bir şeyi kastetmek” anlamına gelir. on, deyimsel fiil öbeğinin bir parçasıdır; fiziksel konum belirtmez. What are you on about? karşı taraftan kafa karıştırıcı veya anlamsız görünen sözlerini açıklamasını ister. Tonlamaya göre yalnızca şaşkınlık ya da sabırsız bir inanmama hâli gösterebilir.
Alıştırma
Gündelik Britanya İngilizcesindeki be on about ifadesini tamamlayın: What are you ____?
Cevabı göster
on about
jinxed him: jinx oyunu kuralını devreye sokmak
Bu cümlede jinxed him, Rad'in onu jinx oyununun kurallarına tabi hâle getirdiği anlamına gelir. Buradaki sonuç, biri onun adını söyleyene kadar sessiz kalmak zorunda olmasıdır. Kalıp jinx + kişi şeklindedir: Jinx'i Rad başlatır, etkilenen kişi ise him'dir. Bu ifade yalnızca onun tesadüfen şanssız olduğunu söylemez.
Alıştırma
Bu sahnede “Rad jinxed him.” ne anlama gelir?
- Çocuğa kendi adını söylemeyi öğretti.
- Çocuğun genel olarak şanssız olduğunu fark etti.
- Çocuğun konuşmasını engelleyen bir oyun kuralını devreye soktu.
Cevabı göster
Çocuğun konuşmasını engelleyen bir oyun kuralını devreye soktu.
He can't talk until someone says his name. Dilbilgisi
1:13Biri onun adını söyleyene kadar konuşamaz.
can't ... until ...: daha sonra sona eren bir kısıtlama
can’t + eylem + until + olay kalıbı, o olay gerçekleşmeden önce eylemin mümkün veya izinli olmadığını gösterir. Until, kısıtlamanın sona erebileceği noktayı belirtir. Burada can’t talk kısıtlamadır; someone says his name ise kısıtlamayı sona erdiren olaydır. Önce sessiz kalmalıdır; biri adını söyledikten sonra konuşabilir.
Alıştırma
Kuralı can't ... until ve leave fiilini kullanarak tamamlayın: You ____ the bell rings.
Cevabı göster
can't leave until
Oh right: anladığını veya hatırladığını belirtmek
Oh right, yeni bir bilginin anlaşıldığını veya konuşana bir şeyi hatırlattığını gösteren kısa bir sözlü tepkidir. Burada “anladım” ya da “şimdi anlıyorum” anlamındadır; bir şeyin doğru olduğuna hükmetmek anlamına gelmez. Bu ifade, konuşanın açıklamayı kabul edip yanıtına devam etmesini sağlar. Başka bağlamlarda bir şeyin aniden hatırlandığını da gösterebilir.
Alıştırma
Bir arkadaşınız bugün kütüphanenin erken kapandığını hatırlatıyor. “Oh right” en doğal olarak neyi gösterir?
- Konuşan arkadaşının haklı olduğunu resmî olarak kanıtlıyordur.
- Konuşan arkadaşına sağa dönmesini söylüyordur.
- Konuşan bilgiyi yeni anlamış veya hatırlamıştır.
Cevabı göster
Konuşan bilgiyi yeni anlamış veya hatırlamıştır.
so you want me to say your name so you can talk again. Anlatım akışı
1:17yani tekrar konuşabilmen için adını söylememi istiyorsun.
so ... so: önce sonuç, sonra amaçlanan netice
İlk so, konuşanın önceki bilgilerden çıkardığı sonucu sunar; “Yani istediğin bu mu?” diye kontrol eder. Tüm cümleyi önceki açıklamaya bağlar. İkinci so, istenen eylemi amaçlanan sonuca bağlar. Adın söylenmesi diğer kişinin yeniden konuşabilmesini sağlamalıdır; bu nedenle bu kullanım so that yapısına yakındır.
Alıştırma
“So you want me to stay so you can finish the report,” cümlesindeki iki so hangi görevleri görür?
- İlki önceki bilgilerden yapılan bir çıkarımı, ikincisi amaçlanan bir sonucu sunar.
- İlki bir amaç belirtir, ikincisi konuyu değiştirir.
- İkisi de “çok” anlamına gelir.
Cevabı göster
İlki önceki bilgilerden yapılan bir çıkarımı, ikincisi amaçlanan bir sonucu sunar.
you're dreaming: gerçekçi olmayan bir fikri reddetmek
Bu cümlede you're dreaming, karşıdaki kişinin fikrini reddeder. Fikrin veya beklentinin gerçekçi olmadığını anlatan kalıplaşmış bir ifadedir: Konuşan kişi bunun gerçekleşmeyeceğini düşünür ya da sunulan öneriyi reddeder. Bu ifade, birinin gerçekten uyuyup rüya gördüğü anlamına gelmez. Sadece no demeye göre daha alaycı, küçümseyici veya tersleyici duyulabilir.
Alıştırma
Örnekte you're dreaming ne anlatıyor?
- Konuşan kişi karşısındakinin beklentisini gerçekçi bulmaz ve reddeder.
- Konuşan kişi karşısındakinin uyuduğunu düşünür.
- Konuşan kişi karşısındakinden bir rüyayı anlatmasını ister.
Cevabı göster
Konuşan kişi karşısındakinin beklentisini gerçekçi bulmaz ve reddeder.
samimi bir hitap biçimi olarak mate
Burada mate, karşıdaki kişiye doğrudan hitap etmek için kullanılan bir sözcüktür. Samimi Britanya ve Avustralya İngilizcesinde friend, pal veya man sözcüklerine benzeyebilir; ancak konuşanların gerçekten arkadaş olduğunu kanıtlamaz. you're dreaming ifadesinden sonra geldiği için reddedişe samimi ama sert bir son verir. Ses tonuna ve ilişkiye bağlı olarak mate dostça, şakacı, sabırsız veya meydan okuyucu duyulabilir.
Alıştırma
Doğru mu, yanlış mı? Well, you're dreaming, mate. cümlesindeki mate, konuşanın mutlaka sıcak ve dostça davrandığını gösterir.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
You know what I call this? I call it ...: bir değerlendirmeye zemin hazırlama
Burada You know what I call this? retorik bir sorudur: konuşmacı, dinleyicinin bir ad önermesini beklemez. Hemen I call it ... diyerek kendi sorusunu yanıtlar. Buradaki call, bir şeyi belirli bir şekilde tanımlamak veya adlandırmak anlamındadır. Soruyu yanıttan önce kullanmak kısa bir hazırlık oluşturur ve ardından gelen yarguyu daha belirgin hâle getirir. Başka durumlara aktarılabilecek bilgi düzeni şöyledir: önce soruyla zemin hazırlanır, sonra konuşmacının değerlendirmesi verilir.
Alıştırma
Örnekte You know what I call this? I call it ... yapısının bilgiyi düzenlemedeki temel işlevi nedir?
- Önce zemin hazırlayıp sonra konuşmacının kendi değerlendirmesini vurgulamak.
- Başka bir kişinin genellikle ne söylediğini aktarmak.
- Dinleyiciden resmî adı söylemesini istemek.
Cevabı göster
Önce zemin hazırlayıp sonra konuşmacının kendi değerlendirmesini vurgulamak.
a good start: bağlamda alaycı bir övgü
Kelime anlamıyla a good start, iyi başlayan bir şey için kullanılan olumlu bir övgüdür. Ancak burada konuşmacı, çocuğun konuşamaması sonucunda oluşan sessizlik kendi işine geldiği için bu durumu good diye nitelendirir. Bu yüzden övgü alaycıdır: samimi şekilde bir başarıyı övmek yerine, başka birinin sorununu memnuniyet verici bir ilk adım gibi gösterir. Olumlu sözler her zaman samimi onay anlamına gelmez. Sözleri durumla karşılaştırın ve kimin yarar sağladığına bakın; uyumsuzluk ironiye veya alaya işaret edebilir.
Alıştırma
Sahnede konuşmacı, bir çocuğun konuşamamasının yol açtığı sessizlikten hoşlanıyor. a good start ne anlatıyor?
- Çocuğun sorununun memnuniyet verici bir gelişme olduğunu söyleyen alaycı bir iddia
- Bir olayın henüz başladığını belirten tarafsız bir ifade
- Çocuğun başarısına yönelik samimi bir övgü
Cevabı göster
Çocuğun sorununun memnuniyet verici bir gelişme olduğunu söyleyen alaycı bir iddia
How do I jinx it so none of you can talk? Dilbilgisi
1:24Hiçbiriniz konuşamasın diye nasıl lanetleyebilirim?
so none of you can talk: tüm grubu olumsuzlayan bir sonuç
Burada so, konuşanın istediği sonucu anlatır: lanet, gruptaki herkesin konuşmasını imkânsız hâle getirmelidir. None of you, “aranızdan tek bir kişi bile değil” anlamına gelir. Bu yüzden none of you can talk tüm grubu kapsayan bir olumsuzluktur; yalnızca bazı kişilerin konuşamadığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Gruptaki tek bir kişinin bile odaya girmesine izin verilmediğini açıkça belirten cümle hangisidir?
- Not all of you may enter the room.
- None of you may enter the room.
- One of you may enter the room.
Cevabı göster
None of you may enter the room.
was never going to talk again: geçmişten bakılan gelecek
Was going to + fiil, geçmişteki bir andan ileriye bakar. Never ve again ile birlikte was never going to talk again, kişinin o anda bir daha hiç konuşmayacağına inandığı anlamına gelir. Bu anıda ifade, kişinin o zamanki umutsuz inancını aktarır. Şu anki bir plan değildir ve kişinin sonrasında gerçekten hiç konuşmadığını tek başına kanıtlamaz.
Alıştırma
Geçmiş zamanda anlatılan bir hikâyede I was never going to see it again ne anlama gelir?
- Ondan sonra onu kesinlikle bir daha hiç görmedim.
- Şimdi onu bir daha görmemeye karar veriyorum.
- Geçmişteki o anda, onu bir daha asla göremeyeceğime inanıyordum.
Cevabı göster
Geçmişteki o anda, onu bir daha asla göremeyeceğime inanıyordum.
I'm not going to ...: kesin bir karar veya ret
Bu cümlede I'm not going to + fiilin yalın hâli, konuşanın bir şeyi yapmamaya yönelik şu anki kararını belirtir. Konuşan, diğer kişinin adını söylemeyi reddediyor; gelecek hakkında tarafsız bir tahminde bulunmuyor. Be going to, tahminin yanı sıra niyet de ifade edebilir. Özne + be + not going to + fiilin yalın hâli şeklindeki olumsuz yapıda karar genellikle çoktan verilmiş gibi duyulur. I won't da reddetme anlamı verebilir, ancak I'm not going to konuşanın mevcut planına veya niyetine daha belirgin biçimde odaklanır.
Alıştırma
Bu kesin kararı tamamlamak için be going to yapısının olumsuz biçimini kullanın: I've made my decision: I ____ share my password.
Cevabı göster
am not going to
do you some good: bir şeyin yararlı olacağını söylemek
Do someone some good, birine fayda sağlamak veya o kişinin nasıl hissettiğini ya da davrandığını iyileştirmek anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Burada do, biri için bir görev yapmak değil, yararlı bir etki oluşturmak anlamındadır. Will do you some good ifadesinde will beklenen yararı, you bu yarardan etkilenen kişiyi, some good ise büyük bir sonuç vadetmeden gerçek bir faydayı belirtir. Bu cümlede konuşan, hoş olmayan bir kısıtlamayı dinleyiciye yardımcı olabilecek bir şey olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi do someone some good ifadesiyle tamamlayın: Some fresh air will ____.
Cevabı göster
do you some good
All holiday you've been mean to your little brother. Dilbilgisi
1:39Bütün tatil boyunca küçük kardeşine kötü davrandın.
All holiday you've been mean: hâlâ süren bir zaman aralığında present perfect kullanımı
All holiday, tatilin başlangıcından şu ana kadar uzanan bir zaman aralığını belirtir. You've been mean, present perfect biçimi olan have been ile bu süre boyunca devam eden veya tekrarlanan kaba davranışları özetler. Cümle tek bir kötü davranıştan söz etmez. Aktarılabilir kalıp, söz konusu süre şimdiki zamanı da içerdiğinde kullanılan all + zaman aralığı + have/has been ... yapısıdır.
Alıştırma
Tatil henüz bitmedi. Cümleyi present perfect ile tamamlayın: All holiday, you ____ mean to your cousin.
Cevabı göster
have been
my turn now: sıranın size geldiğini söylemek
My turn, insanların bir şeyi sırayla yaptığı durumlarda kullanılan kalıplaşmış bir isim öbeğidir. It's my turn now cümlesinde turn, yön değiştirmek değil, konuşanın sıradaki fırsatı anlamına gelir. Now, önceki kişinin sırasının bittiğini ve konuşanın sırasının başladığını vurgular.
Alıştırma
Herkesin sırayla oynadığı bir oyunda kullanılan kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: You went first, so now ____.
Cevabı göster
it's my turn
This is a chance for you to have a good think about it. Notlar
1:50Bu, biraz iyi düşünmen için bir fırsat.
This is a chance for you to ...: birine bir şey yapma fırsatı vermek
This is a chance for you to + fiilin yalın hâli yapısında chance, bir olayın gerçekleşme olasılığını değil, bir fırsatı ifade eder. for you fırsatı kimin elde ettiğini, to ile başlayan mastar yapısı ise yapılabilecek eylemi gösterir. Bu kalıp, planlanmış bir etkinliği veya hoş olmayan bir durumu bir şey yapmak için yararlı bir zaman olarak da sunabilir. Bu olumlu çerçeveleme samimi bir teşvik olabileceği gibi bir sonucun amacını açıklama yolu da olabilir.
Alıştırma
Fırsatın you kişisine ait olduğunu göstermek için cümleyi tam hedef yapıyla tamamlayın: This is ____ ask questions before the meeting ends.
Cevabı göster
a chance for you to
have a good think about it: Britanya İngilizcesinde dikkatlice düşünmek
Have a good think about it, bir konuyu dikkatlice değerlendirmek için biraz zaman ayırmak demektir. Burada think, have ve a good ifadelerinden sonra gelen sayılabilir bir isimdir; cümlenin ana fiili değildir. Good, kapsamlı ve acele etmeden düşünme anlamı katar. İfade çoğu zaman kişiye hemen cevap vermemesini öğütler ve onu düşünmeye yönelten hafif bir teşvik taşıyabilir.
Alıştırma
Britanya İngilizcesindeki günlük ifadeyi tamamlayın: Before you decide, have a good ____ about the offer.
Cevabı göster
think
Not about X, but about Y: odağı düzeltme
Burada Not about her perm, Nana'nın ne konuda haklı olduğuna dair ilk yorumu reddeder; but about me ise asıl odağı verir: Nana, konuşan kişi hakkında haklıdır. Önceki cümleden zaten anlaşılan sözler çıkarılmıştır; tam anlam yaklaşık olarak She was right—not about her perm, but about me. şeklindedir. Not about X, but about Y, yanlış anlaşılan odağı kaldırıp yerine amaçlanan odağı getirerek bilgiyi düzenler. Bu, önceki konudan bağımsız ve eksiksiz bir olumsuzlama değildir; az önce söylenen düşünceye veya sözlere dayanır.
Alıştırma
Konuşan kişi Not about her perm, but about me. ifadesiyle ne yapıyor?
- Önceki cümlenin oluşturabileceği olası odağı düzeltmek
- Permanın en önemli mesele olduğunu söylemek
- Önceki cümleyle bağlantısız yeni bir konu başlatmak
Cevabı göster
Önceki cümlenin oluşturabileceği olası odağı düzeltmek
I hadn't been a very good brother to Stripe. Dilbilgisi
1:57Stripe için pek iyi bir ağabey olmamıştım.
hadn't been a very good brother: olumsuz past perfect
Hadn't been, had not been ifadesinin kısaltılmış biçimi ve past perfect'in olumsuz hâlidir. Konuşan kişi geçmişteki daha sonraki bir noktadan önceki döneme bakar ve o zamana kadar Stripe'a karşı pek iyi bir ağabey gibi davranmadığını değerlendirir. Past perfect ikinci bir zaman katmanı ekler. Wasn't a very good brother yalnızca geçmişteki bir durumu anlatırken hadn't been bu durumu hikâyedeki başka bir geçmiş andan daha önceye yerleştirir. A good brother to someone yalnızca aile içinde kardeş konumunda olmak değil, o kişiye özenli davranmak ve destek olmak demektir.
Alıştırma
Düşünceyi olumsuz past perfect ile tamamlayın: By the time I apologised, I realised I ____ a very supportive friend.
Cevabı göster
hadn't been
deserved to be cursed: deserve + to be + geçmiş zaman ortacı
deserved to be cursed ifadesinde deserve fiilini edilgen mastar yapısı to be cursed izler. I, başkasını lanetleyen değil, lanete uğrayan kişidir. Deserve, sonucun adil ya da hak edilmiş olduğu yargısını ekler. Burada konuşan kişi geçmişteki davranışını değerlendirip hatasını kabul eder: lanetlenmenin hak ettiği bir sonuç olduğunu düşünür; nesnel veya hukuki bir karar bildirmez.
Alıştırma
Cümleyi deserve fiilinden sonra gelen edilgen mastarla tamamlayın: After hiding the truth, I deserved ____ criticized.
Cevabı göster
to be