Demokratlar ve Cumhuriyetçiler - Hangi Beyin Daha İyi?: İngilizce çalışma notları
AsapSCIENCE
Video özeti: Beyin taramaları, bilişsel tarzlar, algı yanlılığı, genler ve deneyimler siyasi grupların dünyayı neden farklı gördüğünü açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. "it turns out that" — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: beklenmedik bir bulguyu açıklayan yapıyı tanıyın ve kanıttan sonuca geçerken kullanın. 2. "bleeding heart liberal" — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: aşırı merhametli görülen biri için kullanılan, yargı yüklü ABD siyasi stereotipini anlayın; kelimesi kelimesine ya da tarafsız okumayın. 3. "account for" — Öbek fiiller: istatistikte “sonucu açıklamak veya belirli bir oranı oluşturmak” anlamını kavrayın ve bir etkenin katkısını doğru belirtin.
Bu derste
Derece zarfı olarak pretty
Bu cümlede pretty, divided sıfatını niteler. “Oldukça” ya da “epey” anlamına gelir; yani konuşan kişi dünyanın belirgin ölçüde bölünmüş olduğunu söylüyor. Derece zarfı olarak pretty genellikle bir sıfatın veya zarfın hemen önüne gelir. Buradaki kullanım görünüşü değil, derecenin gücünü anlatır.
Alıştırma
"The two teams seem pretty evenly matched" cümlesinde pretty ne anlama gelir?
- yalnızca çok az
- oldukça veya epey
- güzel bir şekilde
Cevabı göster
oldukça veya epey
Currently, 81% of both liberals and conservatives
0:02Şu anda hem liberallerin hem de muhafazakârların %81'i
have unfavorable views towards those on the other side. Kalıp ifadeler
0:04karşı taraftakiler hakkında olumsuz düşünüyor.
Have unfavorable views towards ile olumsuz görüş bildirmek
Özne + have unfavorable views towards + hedef kalıbı, öznenin hedef hakkında olumsuz görüşlere sahip olduğu anlamına gelir. Bu cümlede hedef, diğer siyasi taraftaki insanlardır. Burada views “görüşler” anlamındadır; towards ise bu görüşlerin ilgili olduğu kişiyi veya şeyi tanıtır.
Alıştırma
Halkın tutumlarıyla ilgili resmî bir anket raporuna en uygun cümle hangisidir?
- Many respondents think the new policy is popular.
- Many respondents have unfavorable views towards the new policy.
- Many respondents have not viewed the new policy yet.
Cevabı göster
Many respondents have unfavorable views towards the new policy.
But is there actually a fundamental biological difference
0:07Peki liberallerle muhafazakârlar arasında gerçekten
On the surface, we can see some funny differences
0:12İlk bakışta bazı eğlenceli farklar görebiliriz;
like conservatives like meat and potatoes more
0:14örneğin muhafazakârlar et ve patatesi daha çok severken,
while liberals tend to like trying food from other cultures more. Dilbilgisi
0:17liberaller başka kültürlere ait yemekleri denemeye daha yatkındır.
Genel eğilimleri anlatan tend to + fiil
tend to + fiilin yalın hâli, bir şeyin genellikle olduğunu veya olma ihtimalinin yüksek olduğunu belirtir; her durumda mutlaka olduğunu söylemez. Buradaki liberals tend to like ... ifadesi, farklı davranan bireylere yer bırakarak bir grup eğilimini anlatır. Bu yapıyı tekrarlanan davranışlar veya yaygın özellikler hakkında dikkatli bir genelleme yapmak için kullanın. Bilinçli bir planı değil, bir eğilimi anlatır.
Alıştırma
Cümleyi “genellikle bir şeyi yapma eğiliminde olmak” anlamındaki iki sözcüklü İngilizce ifadeyle tamamlayın: On warm evenings, people here ____ sit outside.
Cevabı göster
tend to
purebred dogs ve mixed breeds: safkan ve melez köpekler
Purebred dogs, soyu tek bir tanınmış ırka ait olan köpekler demektir. Buradaki mixed breeds, mixed-breed dogs anlamına gelir; yani soyunda birden fazla ırk bulunan köpekleri belirtir. dogs sözcüğü konuyu köpekler olarak belirledikten sonra mixed breeds, dogs tekrarlanmadan tek başına kullanılabilir. Burada breed, köpek türü veya soyu anlamındaki sayılabilir bir isimdir; hayvanları çoğaltmak anlamındaki fiil değildir.
Alıştırma
Soyunda birden fazla ırk bulunan bir köpeği doğru biçimde anlatan cümle hangisidir?
- It is a purebred dog.
- It is a dog from one recognized breed.
- It is a mixed-breed dog.
Cevabı göster
It is a mixed-breed dog.
Serbest şiir ve uyak
Free verse poetry, sabit bir ölçüye veya düzenli bir uyak düzenine uymayan şiir demektir. Burada free, “ücretsiz” değil, “bu biçimsel kurallardan bağımsız” anlamındadır. prefer it to rhyme ifadesinde it, poetry sözcüğünü gösterir; rhyme ise dize sonlarının birbiriyle uyumlu sesler taşıması anlamında bir fiildir. Yapı prefer + nesne + to-infinitive şeklindedir: muhafazakârlar şiirin kafiyeli olmasını ister. Bu, prefer A to B karşılaştırma yapısı değildir.
Alıştırma
Hangi açıklama free verse poetry ifadesini en iyi açıklar?
- Ücretsiz olarak sunulan şiir
- Her dizenin sonunda uyak bulunması gereken şiir
- Düzenli ölçüsü veya zorunlu uyak düzeni olmayan şiir
Cevabı göster
Düzenli ölçüsü veya zorunlu uyak düzeni olmayan şiir
But as we study more, we realize that: daha derin bir sonuca geçiş
But, konuşmacının önceki yüzeysel gözlemleri geride bırakıp onları değiştiren veya derinleştiren bir bulguya geçtiğini gösterir. Basit bir ilk görüş ile daha önemli bir sonuç arasında karşıtlık kurar. As we study more aşamalı bir süreç sunar: araştırma arttıkça anlayış değişir. Ana cümle we realize that ... yeni sonucu verir, that ise bu sonucun içeriğini başlatır. Burada deeper mecazidir; fiziksel olarak daha aşağıda değil, “daha temel veya önemli” demektir.
Alıştırma
İlk görüşten daha derin bir bulguya geçmek için bu yapıyı en iyi hangi seçenek kullanıyor?
- At first, the birds seem silent. But we observe them for longer because they communicate with small movements.
- At first, the birds seem silent. But as we observe them for longer, we realize that they communicate with small movements.
- At first, the birds seem silent. As we realize the birds, but they communicate with small movements.
Cevabı göster
At first, the birds seem silent. But as we observe them for longer, we realize that they communicate with small movements.
it turns out that liberals are more likely to have a larger anterior cingulate cortex, Notlar
0:34liberallerin ön singulat korteksinin genellikle daha büyük olduğu ortaya çıkıyor;
it turns out that: sonradan öğrenilen bir sonucu sunmak
it turns out that yapısındaki it biçimsel bir öznedir; belirli bir kişiye ya da şeye gönderme yapmaz. Yapının bütünü, bir şeyi kontrol ettikten veya daha fazla bilgi edindikten sonra bir gerçeğin ortaya çıktığını belirtir. Bu yapı, bir soru, beklenti veya araştırmadan sonunda ortaya çıkan gerçeğe geçiş yapar. Hafif bir şaşkınlık duygusu katabilir, ancak sonucun mutlaka çok şaşırtıcı olması gerekmez.
Alıştırma
Kontrol sonrasında öğrenilen bir sonucu sunan ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: We assumed the library was open late, but ____ it closes at six.
Cevabı göster
it turns out that
more likely to: daha yüksek bir olasılığı ifade etmek
be more likely to + fiilin yalın hâli yapısı olasılıkları karşılaştırır. Buradaki are more likely to have, liberallerin muhafazakârlarla karşılaştırıldığında daha büyük bir ön singulat kortekse sahip olma olasılığının daha yüksek olduğunu belirtir. Bu, bir kesinlik değil grup eğilimidir. Her liberalin bu özelliğe sahip olduğu anlamına gelmez ve tek bir kişi hakkında kesin bir yargıda bulunmak için kullanılamaz.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki karşılaştırmalı olasılık ifadesiyle tamamlayın: People who sleep well are ____ stay focused the next day than people who stay up all night.
Cevabı göster
more likely to
which is associated with understanding and monitoring conflict, Kalıp ifadeler
0:39bu bölge, çatışmaları anlamak ve izlemekle ilişkilendiriliyor.
is associated with: nedensellik ileri sürmeden bağlantı belirtmek
Be associated with, “bir şeyle ilişki veya bağlantı içinde olmak” anlamına gelir. Bu ilgi cümleciğinde is associated with, anterior cingulate cortex ile çatışmayı anlama ve izleme arasında bağlantı kurar. Bu, ilişkiyi temkinli biçimde ifade eden bir kalıptır; tek başına bir şeyin diğerine neden olduğunu söylemez. Yeniden kullanılabilir yapı X is associated with Y biçimindedir; X çoğul olduğunda are kullanılır.
Alıştırma
Nedensellik iddiasında bulunmadan bağlantı bildirmek için cümleyi be associated with ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: In the study, daily screen time ____ poorer sleep, but the researchers did not claim causation.
Cevabı göster
was associated with
while conservatives have a larger right amygdala,
0:42Muhafazakârların ise sağ amigdalası daha büyük;
anterior cingulate cortex ... right amygdala: iki beyin bölgesi terimi
Anterior cingulate cortex, singulat korteksin ön tarafına yakın bir bölgenin adıdır. Right amygdala, beynin sağ tarafındaki amigdala demektir. Bu cümlede ilki çatışmayı anlama ve izlemeyle, ikincisi ise korku ve kaygıyı işlemeyle ilişkilendirilir. Bu iki isim öbeği, konuşmacının belirli beyin bölgelerini gruplar arasında karşılaştırmasını sağlar. Larger yalnızca göreli büyüklüğü anlatır; daha iyi anlamına gelmez ve herhangi bir bölgenin siyasi eğilime yol açtığını kanıtlamaz.
Alıştırma
Hangi seçenek, cümlede her beyin bölgesini bağlantılı olduğu işlevle doğru eşleştiriyor?
- anterior cingulate cortex: çatışmayı anlama ve izleme; right amygdala: korku ve kaygıyı işleme
- Her iki bölgenin de kişinin siyasi eğilimine neden olduğu anlatılıyor.
- anterior cingulate cortex: korku ve kaygıyı işleme; right amygdala: çatışmayı anlama ve izleme
Cevabı göster
anterior cingulate cortex: çatışmayı anlama ve izleme; right amygdala: korku ve kaygıyı işleme
And that makes sense given the years of research Kalıp ifadeler
0:47Yıllardır yapılan araştırmalar düşünüldüğünde bu gayet mantıklı;
that have shown people tend to become more conservative
0:50çünkü bu araştırmalar insanların, kendilerini tehdit altında hissettiklerinde ya da korktuklarında,
when they feel threatened or afraid.
0:52daha muhafazakâr olma eğilimi gösterdiğini ortaya koyuyor.
makes sense given: bir yargıyı kanıta bağlamak
Bu cümlede makes sense, “mantıklıdır veya anlaşılabilir” anlamına; given ise “göz önüne alındığında” anlamına gelir. Araştırmalar, önceki bulgunun makul sayılmasının dayanağı olarak sunulur. Yeniden kullanılabilir kalıp [gözlem veya iddia] makes sense given [destekleyici gerçek veya kanıt] şeklindedir. Burada given, the years of research isim grubundan önce gelen bir edattır; makes sense given that + yan cümle yapısı da kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi “göz önüne alındığında anlaşılabilir” anlamındaki üç kelimelik hedef ifadeyle tamamlayın: The cancellation ____ the severe storm.
Cevabı göster
makes sense given
with studies showing increased support for issues
0:58araştırmalar da bazı alanlara verilen desteğin arttığını gösterdi,
After 9/11: 11 Eylül saldırılarına gönderme
Burada 9/11, 11 Eylül 2001’de Amerika Birleşik Devletleri’nde gerçekleştirilen terör saldırılarının yerleşik kısa adıdır. Yılı belirtilmemiş sıradan bir ay-gün tarihi değildir. After 9/11, siyasi değişimi bu saldırılardan sonraki döneme yerleştirir. O dönemde ulusal güvenlik ve askerî politika özellikle öne çıkmıştır. Bu arka plan, ifadeyi daha sonra geçen ulusal güvenlik ve askerî harcamalarla doğrudan ilişkilendirir.
Alıştırma
Örnekte “After 9/11” ne anlama geliyor?
- Normal bir tarih yazımında 9 Kasım’dan sonra
- 9/11 numaralı siyasi bir araştırmadan sonra
- 11 Eylül 2001’de ABD’de gerçekleşen terör saldırılarından sonra
Cevabı göster
11 Eylül 2001’de ABD’de gerçekleşen terör saldırılarından sonra
that conservatives and liberals employ different cognitive styles. Kelime
1:04Muhafazakârlar ve liberaller farklı bilişsel tarzlar kullanıyor.
Cognitive styles: bilgiyi işlemenin alışılmış yolları
Cognitive styles, insanların bilgiyi alma, düzenleme, değerlendirme ve bilgiye yanıt verme konusundaki alışılmış yollarıdır. Bu cümlede terim, muhafazakârlarla liberallerin görevler üzerinde düşünme biçimlerindeki farklılıkları anlatır; yalnızca neye inandıkları arasındaki farkları anlatmaz. Buradaki styles, tekrar eden kalıplar veya yaklaşımlar anlamına gelir. Moda, görünüş ya da geçici bir ruh hâliyle ilgili değildir.
Alıştırma
Cümlede cognitive styles neyi ifade ediyor?
- Sahip oldukları belirli siyasi görüşler
- Bilgiyi işleme ve bilgiye yanıt verme konusundaki alışılmış yollar
- Fikirlerinin ne kadar şık veya çekici göründüğü
Cevabı göster
Bilgiyi işleme ve bilgiye yanıt verme konusundaki alışılmış yollar
Conservatives excel when it comes to more structured Kalıp ifadeler
1:08Muhafazakârlar daha yapılandırılmış
and organized problems or questions,
1:10ve düzenli sorunlar ya da sorular söz konusu olduğunda daha başarılıdır.
whereas liberals tend to be more flexible and less likely to commit errors
1:12Liberaller ise daha esnektir ve hata yapma olasılıkları daha düşüktür;
with questions involving conflicting information Dilbilgisi
1:15özellikle çelişkili bilgiler içeren
Excel when it comes to: belirli bir güçlü yönü belirtmek
Excel, son derece iyi performans göstermek anlamına gelir. When it comes to, konuşulan alanı veya görev türünü tanıtır. Birlikte, someone excels when it comes to X, kişinin X alanında özellikle başarılı olduğu anlamına gelir. Yapı subject + excel/excels + when it comes to + noun or -ing form şeklindedir. Altyazıda ifade, başarı iddiasını yapılandırılmış ve düzenli problemlerle sınırlar; herhangi bir şeyin gerçek anlamda bir yere “gelmesi” demek değildir.
Alıştırma
Cümleyi excel when it comes to ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Priya ____ solving complex puzzles under time pressure.
Cevabı göster
excels when it comes to
questions involving ... and requiring ... içindeki paralel -ing niteleyicileri
Vurgulanan isim öbeğinde involving conflicting information ve requiring fast reaction times, questions sözcüğünden sonra gelen paralel -ing ortaç öbekleridir. İkisi de aynı ismi, yani questions sözcüğünü niteler. Requiring, çekimli fiil içeren yeni bir yan cümle başlatmaz. Bu kısa yapı questions that involve conflicting information and that require fast reaction times anlamına gelir. İsim + -ing öbeği + and + -ing öbeği kalıbıyla aynı isme birbiriyle ilişkili iki özellik eklenebilir.
Alıştırma
Paralel iki niteleyiciyi tamamlamak için involve ve require fiillerinin -ing biçimlerini kullanın: The test includes questions ____ conflicting evidence and ____ quick responses.
Cevabı göster
involving · requiring
One study looking at dorm rooms even found that, on average, Kalıp ifadeler
1:20Yurt odalarını inceleyen bir araştırma, ortalama olarak
conservative students' rooms were less messy than liberals.
1:23muhafazakâr öğrencilerin odalarının liberallerinkinden daha az dağınık olduğunu bile ortaya koydu.
İstatistiksel bir niteleyici olarak on average
On average, bir ifadenin bir grup ya da gözlem kümesi birlikte ele alındığında elde edilen sonucu anlattığını gösterir. Burada odaların dağınıklığıyla ilgili iddiayı grubun genel eğilimiyle sınırlar; her muhafazakâr öğrencinin odasının daha az dağınık olduğunu söylemez. Bu ifade, istatistiksel bir eğilimi her bir durum için geçerli bir iddiaya dönüştürmeden aktarmaya yardımcı olur. Cümlenin başında veya cümle içinde ara ifade olarak kullanılabilir.
Alıştırma
Her durumun aynı olduğunu iddia etmeden grup ortalamasını bildiren iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____, commuters saved twelve minutes per trip.
Cevabı göster
On average
But they also experienced pain in different ways.
1:26Ancak iki grup acıyı da farklı şekillerde deneyimliyordu.
So much so that one study was able to predict who was liberal or conservative Anlatım akışı
1:29Öyle ki bir araştırma, kimin liberal kimin muhafazakâr olduğunu tahmin edebildi
looking at graphic photos containing mutilations. Kelime
1:35bu taramalar, katılımcılar parçalanmış bedenlerin yer aldığı dehşet verici fotoğrafları incelerken yapılmıştı.
So much so that: bir dereceden sonuca geçiş
So much so that, önceki cümledeki durumun derecesine gönderme yapar. Burada insanların acıyı deneyimleme biçimleri arasındaki farkın, bir araştırmanın beyin taramalarından tahminde bulunabilmesine yol açacak kadar büyük olduğunu anlatır. Önceki bir ifadeyi çarpıcı bir sonucun veya kanıtın dayanağına dönüştürmek için kullanılır. Önceki ifade durumu ya da dereceyi verir; that'ten sonraki yan cümle ise bunun sonucunda ne olduğunu gösterir.
Alıştırma
Aşırı soğuk ile sonucunu birbirine bağlayan dört sözcüklü ifadeyle ikinci cümleyi tamamlayın: The lake froze unusually hard overnight. ____ local officials canceled the morning ferry.
Cevabı göster
So much so that
graphic photos ifadesinde graphic'in anlamı
Graphic, şiddet veya yaralanmayla ilgili görüntüleri, fotoğrafları, video kayıtlarını ya da ayrıntıları nitelediğinde içeriğin rahatsız edici fiziksel ayrıntıları çok doğrudan gösterdiği anlamına gelir. Bu cümlede fotoğraflar uzuv yaralanmalarını açıkça gösterdiği için graphic bir içerik uyarısıdır; grafiklere, tasarıma veya sıradan resimlere gönderme yapmaz. Bu anlam, çok az şey gizlendiği veya yumuşatıldığı için izleyicilerin içeriği rahatsız edici bulabileceğini belirtir.
Alıştırma
Bu cümlede graphic ne anlama geliyor? The documentary contains graphic footage of the surgery.
- Parlak renkli ve süslü
- Yalnızca grafik ve diyagramlarla yapılmış
- Açık ve görülmesi rahatsız edici olabilecek
Cevabı göster
Açık ve görülmesi rahatsız edici olabilecek
In this instance, liberal brains were more active
1:38Bu durumda liberal beyinlerde daha fazla etkinlik görüldü
which is normally activated when you're in pain,
1:43Bu bölge normalde acı çektiğinizde etkinleşir,
but also when you see someone else suffering.
1:46ama başka birinin acı çektiğini gördüğünüzde de etkinleşir.
which doesn't mean conservatives are uncaring, Anlatım akışı
1:52Bu, muhafazakârların duyarsız olduğu anlamına gelmez;
Yüklü siyasi etiket bleeding heart liberal
ABD siyasi söyleminde bleeding heart liberal, eleştirenlerin aşırı duygusal veya dezavantajlı görülen insanlara gereğinden fazla merhametli diye sunduğu bir liberali ifade eder. Bu imge mecazidir; tıbbi bir durumu veya gerçekten kanayan bir kalbi anlatmaz. Bu cümlede stereotype sözcüğü, ifadenin değerlendirme yüklü bir genelleme olduğunu gösterir. Konuşmacı araştırmayı çerçevelemek için bu klişeye başvurur, ardından kanıtın gerçekte neyi gösterdiğine dair iddiasını hemen sınırlar.
Alıştırma
Bu cümlede bleeding heart liberal ne ifade ediyor?
- Bir liberali aşırı merhametli gösteren, siyasi açıdan yüklü bir klişe
- Liberal bir partiyi destekleyen herkes için tarafsız bir terim
- Gerçek anlamda kalp yaralanması yaşayan biri
Cevabı göster
Bir liberali aşırı merhametli gösteren, siyasi açıdan yüklü bir klişe
Sonucu daraltmak için which doesn't mean ... but that ...
which doesn't mean X, but that Y kalıbı, kapsamlı X çıkarımını engeller ve onun yerine konuşmacının kabul ettiği daha dar Y iddiasını koyar. Burada X, muhafazakârların duyarsız olmasıdır; Y ise yalnızca zihinlerinin çarpıcı görüntülere farklı tepki vermesidir. Dilbilgisel olarak hem X hem de Y, mean fiilinin tümleci olarak işlev görür: it doesn't mean X, but [it means] that Y. but sonrasında mean fiilini tekrarlamak gerekmez, çünkü anlamca tamamlanır. Bu yapı, kanıtların aşırı genellemeye yol açabileceği durumlarda kullanışlıdır.
Alıştırma
Geniş sonucu reddeden ve daha dar olanı sunan iki bölümü kullanarak cümleyi tamamlayın: The survey found lower trust, ____ the team is dishonest, ____ participants want more transparency.
Cevabı göster
which doesn't mean · but that
In America, this can explain how Democrats and Republicans
1:57Amerika'da bu, Demokratlarla Cumhuriyetçilerin neden
perceive the world in fundamentally different ways.
2:00dünyayı temelden farklı şekillerde algıladığını açıklayabilir.
because we tend to overestimate the extent Dilbilgisi
2:06çünkü kendi görüşlerimizin, inançlarımızın ve değerlerimizin
to which our opinions, beliefs, and values are normal.
2:09ne kadar normal olduğunu genellikle abartırız.
On the other side of politics: siyasetin karşı tarafında olmak
On the other side of politics, siyasi farklılığı anlatmak için mekânsal bir eğretileme kullanır. On the other side konumundaki biri, konuşanın veya referans alınan grubun siyasi tutumuna karşıt ya da ondan belirgin biçimde farklı bir tutuma sahiptir. Referans noktası konuşana göre değişir; dolayısıyla ifade belirli bir partiyi göstermez. Tartışma amacıyla siyaseti karşıt kamplar şeklinde basitleştirir, ancak yalnızca iki siyasi görüş bulunduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümlede someone on the other side of politics ne anlama geliyor?
- Hiçbir siyasi inancı olmayan biri
- Referans alınan tarafa karşıt veya ondan belirgin biçimde farklı bir siyasi konuma sahip biri
- Bir hükümet binasının başka bir bölümünde bulunan biri
Cevabı göster
Referans alınan tarafa karşıt veya ondan belirgin biçimde farklı bir siyasi konuma sahip biri
Overestimate the extent to which: ne ölçüde olduğunu abartmak
Overestimate, bir şeyi gerçekte olduğundan daha büyük veya daha yüksek değerlendirmek demektir. Burada nesnesi, the extent to which our opinions, beliefs, and values are normal isim öbeğinin tamamıdır; insanlar bu dereceyi fazla yüksek değerlendirir. The extent to which + yan cümle, yan cümlenin ne ölçüde doğru olduğunu belirtir. Which bu derece yapısının bir parçasıdır ve önceki bir isme bağımsız olarak gönderme yapmaz. Overestimate the extent to which + yan cümle kalıbı, gerçek derecenin birinin varsaydığından daha düşük olduğunu söylemek için kullanışlıdır.
Alıştırma
Analitik cümleyi vurgulanan derece yapısıyla tamamlayın: We may ____ customer loyalty affects repeat purchases.
Cevabı göster
overestimate the extent to which
Psychologists refer to this as false consensus bias. Notlar
2:12Psikologlar buna yanlış fikir birliği etkisi der.
false consensus bias: görüş birliğini abartmak
Yanlış uzlaşma yanlılığı, başka insanların kendi görüşlerimizi, inançlarımızı, değerlerimizi veya davranışlarımızı ne ölçüde paylaştığını abartma eğilimidir. Kendi konumumuzun gerçekte olduğundan daha yaygın veya “normal” görünmesine yol açar. Bu cümlede terim, siyasetin karşı tarafındaki insanları anlamanın neden zor olabileceğini açıklar: kişi kendi bakış açısının geniş ölçüde paylaşıldığını varsayabilir. Terim, gerçekten var olan bir uzlaşmayı değil, uzlaşma düzeyine ilişkin hatalı bir tahmini adlandırır.
Alıştırma
Hangi durum yanlış uzlaşma yanlılığını en iyi örnekler?
- Bir öğrenci güçlü kanıtlar gördükten sonra görüşünü değiştirir.
- Bir öğrenci yalnızca zaten sahip olduğu görüşü destekleyen yazıları okur.
- Bir öğrenci, yakın arkadaşlarının hepsi aynı okul kuralını desteklediği için neredeyse herkesin bu kuralı desteklediğini varsayar.
Cevabı göster
Bir öğrenci, yakın arkadaşlarının hepsi aynı okul kuralını desteklediği için neredeyse herkesin bu kuralı desteklediğini varsayar.
Bir şeyi refer to A as B ile adlandırma
refer to this as false consensus bias ifadesindeki refer to A as B kalıbı, “A'ya B adını vermek” veya “A'yı B adıyla tanımlamak” anlamına gelir. this adlandırılan olgudur; false consensus bias ise as'ten sonra gelen etikettir. Bir kişinin veya şeyin nasıl adlandırıldığını belirtmek için refer to + kişi ya da şey + as + ad, terim veya kategori yapısını kullanın. Burada refer, bir kaynağa “başvurmak” anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümlede bir olguyu adlandırmak için refer to A as B kullanılmıştır?
- Researchers refer to the article for more details.
- Researchers refer to this pattern as confirmation bias.
- Researchers refer the patient to a specialist.
Cevabı göster
Researchers refer to this pattern as confirmation bias.
it may have felt that you were the normal one Dilbilgisi
2:18normal olanın siz olduğunuzu düşünmüş olabilirsiniz
and it was insane that anyone could be hearing Laurel.
2:20ve birinin Laurel'ı duyabilmesi size delilik gibi gelmiş olabilir.
Yanni-Laurel dinleme tartışması
Yanni-Laurel tartışması, net olmayan tek bir ses kaydına dayanan ve internette hızla yayılan bir olaydı. Herkes aynı kaydı dinlediği hâlde bazı kişiler Yanni adını, bazılarıysa Laurel adını duydu. Buradaki debate, iki kişi arasındaki resmî bir münazara değil, kayıtta ne söylendiğine ilişkin kamuya açık bir görüş ayrılığıdır. Bu gönderme, başka biri aynı sesi gerçekten farklı algılasa bile insanların kendi algılarını normal kabul edebileceğini gösterir.
Alıştırma
Bu cümlede Yanni-Laurel tartışması neyi ifade ediyor?
- Farklı dinleyicilerin aynı belirsiz kayıtta farklı adlar duyması
- Hangi müzisyenin daha popüler olduğuna ilişkin bir oylama
- Yanni ve Laurel adlı iki konuşmacı arasındaki resmî bir münazara
Cevabı göster
Farklı dinleyicilerin aynı belirsiz kayıtta farklı adlar duyması
may have felt: geçmişteki bir deneyim hakkında temkinli tahmin
May have felt, may + have + geçmiş zaman ortacı kalıbını izler. Felt, feel fiilinin geçmiş zaman ortacıdır; dolayısıyla bu ifade geçmişteki bir deneyim hakkında temkinli bir çıkarım yapar. It may have felt that... yapısında kişisel olmayan it, durumun dinleyiciye nasıl göründüğünü anlatır: normal olanın siz olduğu izlenimine kapılmış olabilirsiniz. Konuşmacı herkesin kesinlikle böyle tepki verdiğini iddia etmez. Buradaki may izin değil, olasılık bildirir.
Alıştırma
Hangi cümle birinin geçmişteki duygusu hakkında temkinli ve belirsiz bir tahminde bulunuyor?
- Rina may feel left out during the conversation.
- Rina must have felt left out during the conversation.
- Rina may have felt left out during the conversation.
Cevabı göster
Rina may have felt left out during the conversation.
and you can see why people have such polarizing ideas
2:25insanların neden böylesine kutuplaşmış görüşlere sahip olduğunu görebilirsiniz;
on issues like immigration, abortion, gun rights, etc.
2:27göç, kürtaj, silah sahibi olma hakkı gibi konularda.
Apply this logic to... ile benzetmeye dayalı geçiş
Apply this logic to politics, söylem içinde verilen bir yönergedir: Az önce açıklanan ilkeyi alıp yeni bir alanı yorumlamak için kullanır. Burada apply “uygulamak”, this logic önceki akıl yürütme ve to politics yeni alan anlamına gelir. Bu kalıp, benzetmeye dayalı geçişi açıkça gösterir: Apply this logic to X, and you can see why Y. Dinleyiciyi önceki akıl yürütmeyi X alanında sınamaya çağırır; ancak bu ilkenin Y’nin tek nedeni olduğunu kendi başına kanıtlamaz.
Alıştırma
Önceki bir açıklamayı yeni bir alana taşıyan ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____ workplace communication, and you can see why the same email may sound polite to one reader and cold to another.
Cevabı göster
Apply this logic to
But where do these differences come from? ile nedenlere geçiş
But where do these differences come from? sorusu, bir sorun ortaya koyarak geçiş yapar. But, farklılıkları gözlemleme veya örneklendirme aşamasından uzaklaşıldığını gösterir; soru ise sonraki aşamayı, yani nedenlerin analizini başlatır. Burada where soyut anlamda kaynağı sorar; come from ise coğrafi bir yerden gelmek değil, “kaynaklanmak” veya “bir şeyden doğmak” anlamındadır. Tekrar kullanılabilen Where does/do X come from? kalıbı, açıklamayı X’in nasıl göründüğünden X’in neden var olduğuna taşıyabilir.
Alıştırma
Tartışmayı farklılıkları betimlemekten nedenlerini araştırmaya taşıyan soruyu tamamlayın: But where do these differences ____?
Cevabı göster
come from
One study revealed that genetics can account Öbek fiiller
2:33Bir araştırma, genetiğin bir kişinin siyasi eğilimlerinin
which play massive roles in your politics. Kalıp ifadeler
2:45siyasi görüşlerinizin şekillenmesinde çok büyük rol oynar.
Bir oranı açıklayan account for
Bu istatistiksel bağlamda account for, “bir sonucun veya değişimin belirtilen bir oranını açıklamak ya da o orandan sorumlu olmak” anlamına gelir. Genetik, söz konusu siyasi eğilimlerin yaklaşık %30–40'ını açıklayan bir etken olarak sunulur; kişinin bütün siyasi bakış açısını belirleyen bir etken olarak değil. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp X accounts for Y% of Z şeklindedir. Araştırmacılar ve analistler, bir etkenin gözlemlenen sonuca ne kadar katkıda bulunduğunu belirtmek için bu kalıbı kullanır.
Alıştırma
Araştırma özetini “belirtilen bir oranı açıklamak” anlamındaki öbek fiille tamamlayın: Sleep quality may ____ 20% of the variation in test performance.
Cevabı göster
account for
Bir ödünleme kalıbı olarak may seem like a lot, but
may seem like a lot, but kalıbı iddiayı iki aşamada düzenler: önce %30–40 oranının yüksek gelebileceğini kabul eder, ardından but ile çevre ve kişisel deneyimlerin de önemli olduğu sınırlayıcı bağlamı sunar. İkinci bölüm genetik katkıyı ortadan kaldırmaz; dikkat çekici oranın bütün sonuçmuş gibi ele alınmasını önler. Buradaki may izin değil, “belki öyle görünür” anlamında temkinli bir değerlendirme ifade eder. Başka durumlarda kullanılabilen X may seem + adjective / like + noun, but Y kalıbı, ilk izlenimi kabul ettikten sonra ona bir sınırlama getirir.
Alıştırma
Hangi cümle may seem like a lot, but yapısını bir izlenimi kabul edip ardından gerçek bir sınırlama eklemek için kullanıyor?
- The percentage may seem like a lot, so no other factors can matter.
- The percentage may seem like a lot, but I gave the percentage yesterday.
- The percentage may seem like a lot, but several other factors also shape the result.
Cevabı göster
The percentage may seem like a lot, but several other factors also shape the result.
play massive roles in: büyük katkısı olan etkenleri vurgulamak
“Play a role in”, bir sonucun ortaya çıkmasına, şekillenmesine veya değişmesine katkıda bulunmak anlamına gelir. Bu cümlede “your environment and personal experiences”, “your politics” üzerinde güçlü etkisi olan iki etkendir; “roles” burada oyuncuların canlandırdığı karakterler anlamına gelmez. “Massive”, çoğul “roles” ismini güçlendirir. Bu nedenle “play massive roles in”, bu etkenleri sonuca çok büyük katkıda bulunan unsurlar olarak sunar. Etkinin büyüklüğünü daha gündelik bir şekilde vurgular, ancak kesin bir ölçüm vermez ve bunların tek neden olduğunu iddia etmez.
Alıştırma
Vurgulanan yapıyı kullanarak cümleyi tamamlayın: Family background and local culture ____ how people vote.
Cevabı göster
play massive roles in
Siyasal sinirbilim: beyin, biliş ve siyasi davranış
Political neuroscience, beyin etkinliği ve bilişsel süreçlerin siyasi tutumlar, kararlar ve davranışlarla nasıl ilişkili olduğunu inceleyen disiplinler arası bir alandır. Bu cümlede terim, çalışmaları “fascinating results” ortaya koymuş olan alanın adıdır. Terim, siyasi soruları sinirbilim kanıtları ve yöntemleriyle birleştirir. Siyasi amaçlarla yapılan beyin ameliyatı anlamına gelmez ve beynin bir kişinin siyasi görüşlerini bütünüyle belirlediğini tek başına iddia etmez.
Alıştırma
Political neuroscience terimine en uygun açıklama hangisidir?
- Her siyasi inancın doğumda sabitlendiği iddiası
- Siyasi liderlere uygulanan beyin ameliyatı
- Beyin ve bilişsel süreçlerin siyasi tutum ve davranışlarla nasıl ilişkili olduğuna dair araştırma
Cevabı göster
Beyin ve bilişsel süreçlerin siyasi tutum ve davranışlarla nasıl ilişkili olduğuna dair araştırma
And in a world that's being increasingly characterized by its divisions, Kalıp ifadeler
2:51Bölünmelerin giderek daha belirleyici olduğu bir dünyada,
perhaps an important aspect of unity involves using neuroscience
2:55birliğin önemli unsurlarından biri belki de nörobilimi kullanarak
to better understand each other's differences.
2:59birbirimizin farklılıklarını daha iyi anlamaktır.
being increasingly characterized by: giderek daha belirgin bir özellik
Be characterized by, bir şeyin tipik veya dikkat çekici bir özellik olarak bulunması anlamına gelir. Buradaki edilgen yapı, bölünmüşlüklerin dünyayı tanımlayan giderek daha belirgin bir özellik hâline geldiğini anlatır. Being increasingly devam eden bir eğilimi gösterir: bu özellik zamanla güçlenmektedir. be increasingly characterized by + isim kalıbı; bir dönemin, yerin, grubun veya durumun gelişmekte olan bir özelliğini anlatmanın resmî bir yoludur.
Alıştırma
Giderek güçlenen belirleyici bir özelliği gösteren hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: As more teams work across countries, the modern workplace is ____ remote collaboration.
Cevabı göster
being increasingly characterized by
On a lighter note, space is a place where liberals and conservatives Anlatım akışı
3:01Daha keyifli bir konuya geçersek, uzay liberallerle muhafazakârların
and nations all over the world come together. Öbek fiiller
3:04ve dünyanın dört bir yanındaki ulusların bir araya geldiği bir yer.
On a lighter note, ile daha az ciddi bir konuya geçişi belirtmek
On a lighter note, dinleyicilere sıradaki konunun veya yorumun öncekinden daha az ciddi olacağını bildiren bir geçiş ifadesidir. Burada konuşmayı siyasi bölünmelerden daha olumlu bir iş birliği örneğine taşıyarak düzenler. Bu ifadede note, yazılı bir not değil, konuşmanın tonu veya yönü anlamına gelir. Dinleyiciyi ton değişikliğine hazırlamak için ifadeyi yeni bir konunun başına, genellikle ardından virgül gelecek şekilde yerleştirin.
Alıştırma
Bir sunumcu ciddi bir güvenlik sorununu tartışmayı bitirdi ve şimdi sevindirici bir haber vermek istiyor. Hangi geçiş ifadesi tonun hafifleyeceğini açıkça belirtir?
- On another note,
- On a lighter note,
- On a technical note,
Cevabı göster
On a lighter note,
Come together: farklılıkları aşarak birleşmek
Bu cümlede come together, “ortak çıkarlar etrafında birleşmek veya iş birliği yapmak” demektir. Siyasi gruplar ve ülkeler farklı kalmaya devam eder, ancak uzay onlara ortak bir zemin sağlar. Daha genel olarak come together, insanların veya grupların birlikte hareket etmek, birbirlerini desteklemek ya da ortak bir amaç izlemek için ayrılıkları veya anlaşmazlıkları aşmasını anlatır. İfade aynı yerde fiziksel olarak toplanmayı da anlatabilir, fakat burada mecazi olarak birlik anlamındadır.
Alıştırma
Cümleyi come together ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After the flood, local businesses ____ to support displaced families.
Cevabı göster
came together