Nazik olmak size iyi gelir mi? - 6 Minute English: İngilizce çalışma notları
BBC Learning English
Video özeti: Program, iyiliğin hem yapan hem de alan kişiye neden ödül hissi verdiğini inceliyor ve şefkatin siyasette işe yaramadığı inancını sorguluyor. Araştırmalar nazik davranışları içsel bir sıcaklıkla ilişkilendiriyor; şefkatli liderliğin cesaret gerektirdiği belirtiliyor ve küresel ankette gülümsemek ilk sırada yer alıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. a random act of kindness. — Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler: Bu ifadeyi kelime kelime yorumlamak yerine, birine yardım etmek veya onu sevindirmek amacıyla kendiliğinden yapılan küçük bir iyilik olarak bütün hâlinde anlayın. Günlük cömertlik örneklerini ve bunların etkilerini anlatırken kullanabilirsiniz. 2. because giving can cost something of ourselves — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: cost fiilinin yalnızca para harcamayı değil, zaman, enerji, rahatlık veya duygusal kaynaklardan vermeyi de anlatabildiğini fark edin. Böylece vermenin neden sezgilere aykırı biçimde kayıp gibi görünüp yine de ödüllendirici hissettirdiğine dair soyut açıklamaları izleyebilirsiniz. 3. we have this idea that — Konuşma edimbilimi ve tutum: Bu kalıbı, yaygın bir inancı dile getirirken ona eleştirel mesafe koymak için kullanın. Şefkatin zayıflık olduğu düşüncesi gibi toplumsal bir kalıp yargıyı önce tanıtıp ardından sorgulamak veya düzeltmek için uygundur.
Bu derste
Hello, this is 6 Minute English from BBC learning English.
0:08Merhaba, bu BBC learning English'ten 6 Minute English.
In this program, we're discussing something we've heard a lot about during the pandemic, kindness. Anlatım akışı
0:13Bu programda, pandemi sırasında hakkında çok şey duyduğumuz bir konuyu tartışıyoruz, nezaket.
In this program, we're discussing... ile konuyu tanıtma
In this program kapsamı belirler: konuşmacı içinde bulunulan programı veya bölümü kasteder. Ardından we're discussing konuyu söyler; böylece dinleyici programın devamında neye odaklanılacağını bilir. Yeniden kullanılabilen kalıp In this + bağlam, we're discussing + konu şeklindedir. Açılışı iki adımda düzenler: önce etkinliği veya medya bölümünü belirtir, sonra konuyu duyurur.
Alıştırma
Hangi cümle içinde bulunulan programın konusunu doğal biçimde tanıtır?
- After this program, we played outside.
- This program was recorded on Tuesday.
- In this program, we're discussing kindness.
Cevabı göster
In this program, we're discussing kindness.
When was the last time you did something kind for someone else, Sam? Dilbilgisi
0:18Başka birine en son ne zaman nazik bir şey yaptın, Sam?
When was the last time you did something...? ile en son deneyimi sorma
When was the last time + özne + geçmiş zamanlı fiil...? kalıbı, bir eylemin en son ne zaman gerçekleştiğini sorar. Bu cümlede you did something tamamlanmış bir eylemi belirtir. Bu soru genellikle yalnızca bir tarih istemez; karşıdaki kişiyi yakın zamandaki bir deneyimi hatırlayıp anlatmaya da yöneltir. Başlangıç kalıbını koruyup özneyi ve eylemi değiştirerek başka deneyimleri sorabilirsiniz.
Alıştırma
En son yapılan müze ziyaretini soran cümleyi tamamlayın: ____ you visited a museum?
Cevabı göster
When was the last time
It felt good knowing I'd made...: bir duygunun kaynağını -ing yan cümlesiyle açıklamak
It felt good knowing... yapısı, “Bunu bildiğim ya da fark ettiğim için kendimi iyi hissettim” anlamına gelir. Burada knowing ile başlayan -ing yan cümlesi, duygunun kaynağını kısa biçimde açıklar; knowing ifadesinin örtük öznesi de I zamiridir. I'd made her happy ifadesinde I'd, I had anlamındadır. Past perfect, onu mutlu etme eyleminin iyi hissetmeden veya daha sonra bunu düşünmeden önce gerçekleştiğini gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle iyi hissetmenin nedenini knowing yan cümlesiyle doğal biçimde açıklar ve yardımın önce gerçekleştiğini gösterir?
- It felt good knowing I'd help my neighbour.
- It felt good know I'd helped my neighbour.
- It felt good knowing I'd helped my neighbour.
Cevabı göster
It felt good knowing I'd helped my neighbour.
It's something that psychologists are starting to prove scientifically,
0:30Bu, psikologların bilimsel olarak kanıtlamaya başladığı bir şey,
but that most of us knew all along. Kalıp ifadeler
0:34ama çoğumuzun başından beri bildiği bir şey.
all along: en başından beri doğru olan veya bilinen
All along, “en başından beri böyleydi, ancak insanlar bunu daha sonra fark etmiş veya söylemiş olabilir” anlamına gelir. knew all along ifadesinde, çoğu kişinin psikologlar bunu bilimsel olarak kanıtlamaya başlamadan önce gerçeği zaten bildiğini gösterir. Bu ifade çoğu zaman küçük bir açığa çıkma ya da düzeltme hissi verir: Bir şey yeni görünür, ama aslında zaten biliniyordur, planlanmıştır veya doğrudur.
Alıştırma
Hangi cümle, konuşanın notun en başından beri orada olduğunu ancak daha sonra keşfettiğini en açık biçimde anlatır?
- The missing note was under the book from time to time.
- The missing note was under the book for a long time.
- The missing note was under the book all along.
Cevabı göster
The missing note was under the book all along.
We feel just as good being kind to someone else as when someone is kind to us. Dilbilgisi
0:36Başkalarına karşı nazik olduğumuzda, birinin bize nazik olduğu zamanki kadar iyi hissederiz.
Eşitlik karşılaştırması için just as good ... as
Just as good ... as bir eşitlik karşılaştırmasıdır. İki durumun aynı derecede iyi hissettirdiğini söyler; just, bu eşitliği özellikle vurgular. Cümlede ilk durum olan being kind to someone else, good ile ikinci as arasına girer. İkinci as, karşılaştırılan durum olan when someone is kind to us bölümünü başlatır. Yeniden kullanılabilen kalıp just as + sıfat + as biçimindedir.
Alıştırma
Eşitlik karşılaştırmasını just as ... as ile tamamlayın: The school play was ____ funny ____ the movie.
Cevabı göster
just as · as
It reminds me of something called a random act of kindness. Kalıp ifadeler
0:41Bu bana rastgele nezaket eylemi (random act of kindness) denen bir şeyi hatırlattı.
a random act of kindness: kendiliğinden yapılan küçük bir iyilik
A random act of kindness, genellikle önceden ayarlanmadan veya bir zorunluluk olmadan, bunu beklemeyen birine yapılan küçük ve nazik bir davranıştır. Amaç karşılığında bir şey almak değil, kişiye yardım etmek veya onu sevindirmektir. Sözcükleri tek bir sayılabilen isim öbeği olarak ele alın: one random act of kindness, two random acts of kindness. Burada random, özensiz veya anlamsız değil, kendiliğinden ya da beklenmedik demektir.
Alıştırma
Küçük ve beklenmedik bir iyilik için dersteki ifadeyi kullanın: Holding the door for a stranger can be ____.
Cevabı göster
a random act of kindness
Things like helping a stranger cross the road, Anlatım akışı
0:47Yabancı birinin karşıdan karşıya geçmesine yardım etmek gibi şeyler,
small everyday things people do to help others for no other reason than to make them happy. Dilbilgisi
0:50insanların başkalarına sırf onları mutlu etmekten başka bir neden olmadan yardım etmek için yaptıkları küçük günlük şeyler.
Things like: somut örnekleri tanıtmak
Things like ifadesi, ardından bir veya daha fazla somut örnek geleceğini dinleyiciye bildirir. Genel bir düşüncenin gözde canlandırılmasını kolaylaştırır. Burada helping a stranger cross the road ifadesini küçük bir yardım davranışına örnek olarak sunar. like örnekleri tanıttığı için konuşan kişi bunun eksiksiz bir liste olduğunu söylemez.
Alıştırma
Cümleyi, örnekleri tanıtan ders ifadesiyle tamamlayın: ____ drawing a map and packing water can help you get ready for a hike.
Cevabı göster
Things like
for no other reason than to...: tek nedeni belirtmek
for no other reason than to + fiilin yalın hâli, eylemin tek bir nedeni olduğunu ve ek ya da gizli bir amacı bulunmadığını belirtir. Bu cümlede to make them happy, yardım etmenin tek nedenini verir. Bu kalıp, to... ile kurulan basit bir amaç ifadesinden daha vurguludur çünkü diğer bütün nedenleri açıkça dışlar.
Alıştırma
Cümleyi, yalnızca tek bir neden olduğunu belirten dersin tam ifadesiyle tamamlayın: Everyone thought Maya wanted a favor, but she baked the cookies ____ to cheer up her new neighbor.
Cevabı göster
for no other reason than
Yes, and one of the main benefits of being kind is that we feel the kindness in ourselves. Dilbilgisi
0:55Evet ve nazik olmanın temel faydalarından biri de o nezaketi kendi içimizde hissetmemizdir.
one of the main benefits of ... is that ...: başlıca faydalardan birini sunmak
one of the main benefits of X is that Y kalıbı, X'in önemli faydalarından birini tanıtır. of'tan sonra bir isim veya -ing biçimi; that'ten sonra ise faydayı açıklayan tam bir cümlecik kullanılır. one of, bir fayda grubundan bir tanesini seçtiği için benefits çoğuldur. Cümle tek bir faydadan söz ettiği için are değil, is kullanılır.
Alıştırma
Başlıca faydalardan birini sunan tam kalıpla cümleyi tamamlayın: ____ of regular exercise ____ it can improve your sleep.
Cevabı göster
One of the main benefits · is that
the gift that keeps on giving: faydası devam eden bir şey
The gift that keeps on giving, zaman içinde fayda veya olumlu etki üretmeye devam eden bir şeyi anlatan bir deyimdir. Buradaki gift mecazidir; yani söz konusu şeyin gerçek bir hediye olması gerekmez. Burada nezaket bu şekilde anlatılır çünkü olumlu etkisi yalnızca bir kez ortaya çıkmak yerine devam edebilir veya yeniden hissedilebilir.
Alıştırma
“Fayda sağlamaya devam eder” anlamındaki deyimi tamamlayın: A good education is a gift that ____.
Cevabı göster
keeps on giving
a global survey conducted for the BBC's kindness test
1:08BBC'nin nezaket testi için yürütülen küresel bir anket
asked people to name their top five random acts of kindness.
1:13insanlardan rastgele yaptıkları en iyi beş nezaket eylemini saymalarını istedi.
which kind act came top? — hangi iyiliğin birinci olduğunu sormak
which kind act came top? sorusu, bir anket, yarışma veya liste gibi bir sıralama sonucunda hangi iyiliğin birinci olduğunu sorar. Came top, came in first anlamında kullanılan bir Britanya İngilizcesi ifadesidir. Burada came top, fiziksel olarak yukarı doğru hareket etmeyi değil, sıralama sonucunu anlatır. Tüm ifadeyi birinci olan iyilik türünü soran bir soru olarak anlayın.
Alıştırma
Bu soruda came top ne anlama geliyor?
- fiziksel olarak en yüksek yere ulaştı
- birinci oldu
- diğerlerinden daha geç bitirdi
Cevabı göster
birinci oldu
or C, giving someone your time to just listen?
1:26yoksa C, birine sadece dinlemek için zaman ayırmak mıydı?
but what I'd really like is a nice big hug. Dilbilgisi
1:31ama benim asıl istediğim kocaman güzel bir sarılma.
what I'd really like is — gerçek bir tercihi vurgulamak
what I'd really like is ... yapısında what ile başlayan yan cümle cümlenin öznesi olur. Bu yan cümle konuşanın gerçekten istediği şeyi belirtir ve is, bu isteği ardından gelen nesneye bağlar. Bu yapı önce tercihi hazırlayıp sonra somut seçimi açıkladığı için seçimi öne çıkarır ve doğrudan söylenen I want... ifadesinden daha yumuşak, daha düşünceli duyulur. Buradaki I'd, I would ifadesinin kısaltmasıdır.
Alıştırma
Cümleyi örnekteki odak yapısıyla tamamlayın: I know you have many ideas, but ____ a quiet afternoon.
Cevabı göster
what I'd really like is
We'll find out later if that's the right answer. Öbek fiiller
1:36Bunun doğru cevap olup olmadığını daha sonra öğreneceğiz.
find out: öğrenmek veya ortaya çıkarmak
Find out, daha önce bilinmeyen bir bilgiyi, gerçeği veya sonucu öğrenmek, ortaya çıkarmak ya da doğrulamak anlamına gelen bir phrasal verb'dür. Bu cümlede We'll find out later, cevabın daha sonra, sonuç kontrol edildiğinde veya açıklandığında öğrenileceğini anlatır. Bu ifade fiziksel bir nesnenin yerini bulmayı değil, bilgi edinmeyi anlatır. Ardından gelen if cümleciği, neyin öğrenileceğini, yani bunun doğru cevap olup olmadığını belirtir.
Alıştırma
Cümleyi tamamlayın: We'll ____ the answer later.
Cevabı göster
find out
Now, that good feeling Sam got from giving her mom flowers Dilbilgisi
1:38Şimdi, Sam'in annesine çiçek vermesinden aldığı o iyi his
is something psychologists have become very interested in. Kalıp ifadeler
1:42psikologların çok ilgisini çeken bir şey haline geldi.
got from giving: bir duygunun kaynağını belirtmek
Got from giving, that good feeling Sam got from giving her mom flowers isim öbeğinin bir parçasıdır. Burada got, “elde etti” veya “yaşadı” anlamındadır; from giving her mom flowers ise bu duygunun kaynağını belirtir. From edatından sonra isim gibi kullanılan -ing biçimi gelir. Get something from + -ing yapısı, bir etkinlikten duygu, fayda, ders veya sonuç elde etmeyi anlatır.
Alıştırma
Cümleyi from + listen ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The calm I got ____ music helped me sleep.
Cevabı göster
from listening to
have become very interested in: çok ilgi duymaya başlamış olmak
Have become very interested in, psikologların güçlü bir ilgi geliştirdiğini ve bu ilginin hâlâ sürdüğünü anlatır. Have become, bugüne uzanan bir değişimi gösterir; very ise ilginin derecesini güçlendirir. Interested sözcüğünden sonra ilgi duyulan konudan önce in kullanılır. Burada something cümlenin daha önceki bir bölümüne geldiği için in sonda kalır: something psychologists have become very interested in. in sözcüğünü atlamayın.
Alıştırma
Cümleyi become very interested in ifadesinin tam present perfect biçimiyle tamamlayın: Researchers ____ how children learn through play.
Cevabı göster
have become very interested in
During the past decade: geçtiğimiz on yıl boyunca
During the past decade, mevcut referans noktasına kadar uzanan on yıllık bir zaman çerçevesi belirler. Cümlenin başında kullanıldığında önce zaman aralığını verir; böylece ardından gelen bilgi ya da sayı bu döneme ait olarak anlaşılır. During sözcüğünden sonra the past decade isim öbeği gelir. A decade on yıl demektir.
Alıştırma
During the past decade hangi zaman aralığını belirler?
- On yıl önceki tek bir gün
- Önümüzdeki on yıl
- Bugüne kadar uzanan on yıl
Cevabı göster
Bugüne kadar uzanan on yıl
over a thousand academic papers were written: edilgen yapıyla miktarı öne çıkarma
Makaleler eylemden etkilenen ögedir: onları insanlar yazmıştır. Were written, write fiilinin were + written ile kurulan simple past edilgen biçimidir. Over a thousand academic papers ifadesinin başa getirilmesi, çok sayıdaki makaleyi ana bilgi yapar. Burada yazarların kim olduğu daha az önemli olduğu için cümlede belirtilmezler.
Alıştırma
Bu cümlede edilgen were written biçiminin kullanılması neden doğaldır?
- Makalelerin kendi kendilerine bir şey yazdığını göstermek için
- Tek tek yazarları değil, makale sayısını öne çıkarmak için
- Eylemin daha sonra gerçekleşeceğini anlatmak için
Cevabı göster
Tek tek yazarları değil, makale sayısını öne çıkarmak için
The author of one such paper is Dr. Dan Campbell-Meiklejohn, Kalıp ifadeler
1:51Bu makalelerden birinin yazarı Dr. Dan Campbell-Meiklejohn,
of one such paper: bilinen bir türden tek bir örnek
The author of one such paper ifadesinde one such paper, “daha önce bahsedilen türde bir makale” anlamına gelir. Such bilinen bu türe gönderme yapar, one ise bu gruptan tek bir örnek seçer. Yeniden kullanılabilen kalıp one such + tekil sayılabilir isim şeklindedir. Türün tam açıklamasını tekrarlamadan yeni cümleyi önceki bilgiye bağlar.
Alıştırma
One such paper burada ne anlama gelir?
- özellikle tuhaf bir makale
- az önce bahsedilen türde bir makale
- gruptaki bütün makaleler
Cevabı göster
az önce bahsedilen türde bir makale
with BBC World Service program Health Check.
2:05BBC World Service programı Health Check ile tartışan Dr. Campbell-Meiklejohn.
discussing his findings: araştırma sonuçları anlamındaki findings
Araştırma ve haber bağlamlarında findings, bir çalışma, inceleme veya analiz sonucunda ortaya çıkan bulguları ya da sonuçları ifade eder. Burada discussing his findings, onun fiziksel olarak bulduğu nesneleri değil, araştırmasının ne gösterdiğini konuşması anlamına gelir.
Alıştırma
discussing his findings ifadesinde findings ne anlama gelir?
- Araştırmasından elde edilen bulgular veya sonuçlar
- Yerini belirlemeye çalıştığı kişiler
- Bulup yerden aldığı nesneler
Cevabı göster
Araştırmasından elde edilen bulgular veya sonuçlar
because giving can cost something of ourselves Kelime
2:13çünkü vermek kendimizden bir şeylere mal olabilir
what can seem counterintuitive: sezgilere aykırı görünebilen şey
Bu ifadede counterintuitive, “insanların doğal olarak beklediği şeye aykırı” demektir. “Yanlış” demek değildir: güçlü kanıtlarla desteklenen bir gerçek, sezgiler başka bir cevabı gösterdiği için ilk anda yanlışmış gibi gelebilir. what ile başlayan yan cümlecik bu tanımı “sezgilere aykırı görünebilen şey” hâline getirir. İfade ayrıca dinleyiciyi açıklanması gereken bir fikre hazırlar.
Alıştırma
Burada what can seem counterintuitive ne anlama geliyor?
- açıklanamayacak kadar zor bir şey
- bilimin tamamen yanlış olduğunu gösterdiği bir şey
- insanların doğal olarak beklediği şeye aykırı görünebilen bir şey
Cevabı göster
insanların doğal olarak beklediği şeye aykırı görünebilen bir şey
is that we can experience a sense of reward when we are kind to others. Kalıp ifadeler
2:16başkalarına karşı nazik olduğumuzda bir tür ödül hissi yaşayabilmemizdir.
What we know from the science is ... is that: ana yapıyı bulma
Açık ana kalıp What we know from the science is that + yan cümledir. Baştaki What... bölümü öznedir; is that sonrasındaki yan cümle ise ana sonucu verir: başkalarına nazik davrandığımızda ödüllendirilmiş gibi hissedebiliriz. Bu doğaçlama cümlede konuşmacı önce is der, ardından and what can seem counterintuitive because giving can cost something of ourselves bölümünü ekler ve sonra ana sonucu başlatmak için ilerideki is that ifadesini kullanır. Önce araya giren açıklamayı bir kenara bırakın; bu açıklama sonucun neden şaşırtıcı görünebileceğini anlatır, ancak sonucun yerini almaz.
Alıştırma
Hangi cümle araya giren açıklamayı çıkarırken özgün ana sonucu korur?
- What we know from the science is that giving can cost something of ourselves.
- What can seem counterintuitive is that science rewards people for giving.
- What we know from the science is that we can experience a sense of reward when we are kind to others.
Cevabı göster
What we know from the science is that we can experience a sense of reward when we are kind to others.
giving can cost something of ourselves: para dışındaki bedeller için cost
Burada cost, “bir fiyatı olmak” değil, “bir fedakârlık gerektirmek” anlamındadır. Giving bu bedeli oluşturan eylemdir; something of ourselves ise zaman, çaba, dikkat veya rahatlık gibi kişisel kaynaklarımızın bir kısmını anlatır. because ile başlayan yan cümlecik, daha geniş fikrin neden şaşırtıcı gelebileceğini açıklar: Nezaket bizden bir şey isterken aynı zamanda ödüllendirilmişlik duygusu da verebilir.
Alıştırma
Cümleyi, bu derste öğrendiğiniz ve “mutlaka para olması gerekmeyen kişisel bir fedakârlık gerektirmek” anlamına gelen fiille tamamlayın: Caring for a sick pet can ____ us time and sleep.
Cevabı göster
cost
can experience a sense of reward: içsel tatmin hissetmek
Bu cümlede can experience a sense of reward, “içsel bir tatmin veya ödüllendirilme duygusu hissedebilmek” anlamına gelir. Buradaki reward, kişiyi bir davranışı tekrarlamaya yöneltebilen olumlu bir zihinsel duygudur; gerçek bir ödül veya para olmak zorunda değildir. Yapı can + experience + a sense of + isim şeklindedir. Burada experience “hissetmek veya yaşamak” anlamındaki bir fiildir; can ise bu duyguyu nazik davranmanın olası ya da sık görülen bir sonucu olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi dersteki ifadenin aynısıyla tamamlayın: Children ____ when they master a new skill.
Cevabı göster
can experience a sense of reward
So like when we eat a yummy food or have a pleasant surprise, Anlatım akışı
2:20Tıpkı lezzetli bir yiyecek yediğimizde veya hoş bir sürprizle karşılaştığımızda olduğu gibi,
the parts of our brain that help us remember these nice experiences and motivated us to do them again and again. Kalıp ifadeler
2:23beynimizin bu güzel deneyimleri hatırlamamıza ve bunları tekrar tekrar yapmamız için bizi motive etmeye yardımcı olan kısımları.
So like when: konuşurken örnek vermek
Bu açıklamanın başında So like when, konuşmacının düşüncelerini düzenler. So önceki noktaya bağlanır, like “örneğin” anlamına gelir ve when örnek olarak kullanılacak durumu başlatır. Bu başlangıç, dinleyiciye soyut bir düşüncenin günlük bir durumla açıklanacağını bildirir. Buradaki like, “hoşlanmak” anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu açıklamanın başındaki So like when ne işe yarar?
- Konuşmacının sıradaki şeyi sevdiğini gösterir.
- Önceki düşünceye bağlanır ve somut bir örnek sunar.
- Konunun bittiğini bildirir.
Cevabı göster
Önceki düşünceye bağlanır ve somut bir örnek sunar.
do them again and again: bir şeyi tekrar tekrar yapmak
Again and again, “tekrar tekrar” veya “birçok kez” anlamına gelir. do them again and again ifadesindeki them, daha önce sözü edilen keyifli eylem veya deneyimlere gönderme yapar ve bunların tekrarlandığını belirtir. Tek başına again, “bir kez daha” anlamına gelebilir. again and again kalıbının tamamı tekrarı daha güçlü biçimde vurgular; bu yüzden alışkanlıklar, pratik, tekrarlanan denemeler veya sürekli meydana gelen olaylar için kullanışlıdır.
Alıştırma
Cümleyi again + and + again kalıbıyla tamamlayın: The child asked the same question ____.
Cevabı göster
again and again
They become active when we're kind and we call this feeling a warm glow. Notlar
2:30Nazik olduğumuzda aktif hale gelirler ve biz bu hisse sıcak bir parıltı (warm glow) diyoruz.
we call this feeling a warm ...: call + nesne + ad
Buradaki call, “telefon etmek” değil, “ad vermek” veya “olarak adlandırmak” anlamındadır. Tam ifade we call this feeling a warm glow şeklindedir: this feeling adlandırılan nesne, a warm glow ise ona verilen addır. Yeniden kullanılabilen kalıp call + nesne + ad, yani We call X Y. biçimindedir. Özellikle bir terimi tanıtırken bir kişinin, şeyin, sürecin veya deneyimin adını söylemek için kullanılır.
Alıştırma
Bir süreci adlandırmak için call + nesne + ad yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?
- Scientists call to this process evaporation.
- Scientists call this process as evaporation.
- Scientists call this process evaporation.
Cevabı göster
Scientists call this process evaporation.
a warm ... ifadesinin a warm glow mecazındaki anlamı
Vurgulanan a warm sözcükleri, a warm glow ifadesinin başlangıcıdır. Burada warm fiziksel bir sıcaklığı değil, bir duyguyu anlatır; glow da gerçek ışık değil, mecazdır. A warm glow, nazik davrandıktan veya birine yardım ettikten sonra hissedilebilen hoş bir mutluluk ya da tatmin duygusudur. Benzer bağlamlarda bu ifadeyi olumlu bir duygusal tepki olarak anlayın.
Alıştırma
Cümlede a warm glow ne anlama gelir?
- Isı yayan gerçek bir ışık
- Hoş bir mutluluk ve tatmin duygusu
- Havanın ısındığını gösteren bir işaret
Cevabı göster
Hoş bir mutluluk ve tatmin duygusu
money for example, means we no longer possess it. Kelime
2:37örneğin parayı, artık ona sahip olmadığımız anlamına gelir.
Usually, giving something away: genel bir mülkiyet devri
Giving something away yapısındaki give away, bir eşyayı geri almayı beklemeden başka birine vermek anlamına gelen ayrılabilen bir öbek fiildir. Away, eşyanın sizin mülkiyetinizden çıktığı anlamını ekler. -ing yapısındaki giving something away eylemin adını koyar ve means fiilinin öznesi olur. Usually, bunun kesin ve istisnasız bir kural değil, genel bir durum olduğunu gösterir.
Alıştırma
Cümleyi give away ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın ve zamiri doğru yere koyun: I don't need this game, so I'll ____.
Cevabı göster
give it away
we no longer possess it: mülkiyet değişimini anlatan resmî ifade
No longer, daha önce geçerli olan bir durumun artık sona erdiğini gösterir. we no longer possess it ifadesinde o şey daha önce bize aitti, ancak şimdi artık bize ait değildir. Possess, own veya have gibi “sahip olmak” anlamına gelir, fakat have sözcüğünden daha resmî duyulur. Burada mülkiyeti açıklayan bir ifadeye uygundur.
Alıştırma
Cümleyi vurgulanan resmî ifadeyle tamamlayın: After transferring ownership of the painting, we ____.
Cevabı göster
no longer possess it
experience what Dr. Campbell-Meiklejohn calls a warm glow,
2:45Dr. Campbell-Meiklejohn'un sıcak bir parıltı dediği şeyi deneyimler,
Both the giver of kindness and the receiver: Both A and B yapısı
Both A and B iki kişiyi ya da şeyi birbirine bağlar ve söylenen şeyin ikisi için de geçerli olduğunu belirtir. Burada A, the giver of kindness; B ise the receiver ifadesidir. Bu nedenle iki taraf da kapsanır. Both A and B özne olduğunda normalde çoğul fiil alır. Bu yüzden cümlede experiences değil, experience kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi Both A and B yapısıyla tamamlayın: ____ the coach ____ the players were proud of the result.
Cevabı göster
Both · and
Nevertheless, for some people, giving something away equals losing it. Notlar
2:52Yine de, bazı insanlar için bir şeyi vermek onu kaybetmekle eşdeğerdir.
Nevertheless: karşıt bir noktayı sunmak
Nevertheless, “az önce söylenene rağmen” anlamına gelir. Bu cümlenin başında, sıradaki düşüncenin önceki düşünceyle karşıtlık oluşturduğunu veya onu sınırladığını okuyucuya bildirir. Burada farklı bir bakış açısı sunar: önceki düşünce doğru olabilir, ancak bazı insanlar vermeyi kaybetmek olarak görür. Yalnızca yeni bir bilgi eklemek yerine düşünceler arasındaki ilişkiyi anlamaya yardımcı olur.
Alıştırma
Bu cümlenin başındaki Nevertheless okuyucuya ne bildirir?
- Önceki düşünceyle karşıtlık oluşturan veya onu sınırlayan bir noktayı sunar.
- Önceki düşüncenin nedenini verir.
- Aynı düşünceye başka bir örnek ekler.
Cevabı göster
Önceki düşünceyle karşıtlık oluşturan veya onu sınırlayan bir noktayı sunar.
giving something away equals losing: düşünceleri eşdeğer saymak
giving something away equals losing it ifadesindeki iki -ing grubu birer etkinliği adlandırır. Tekil etkinlik olan giving something away öznedir; bu nedenle fiil equals biçimindedir. Burada equals, “aynı şey olarak görülür” anlamına gelir. Bir hesaplamayı değil, soyut bir yargıyı ifade eder: bazı insanlar bir nesneyi gönüllü olarak vermek ile bir kayıp yaşamak arasında zihinsel olarak eşitlik kurar. Başka durumlarda da kullanılabilen X equals Y kalıbı, iki düşünceyi eşdeğer olarak sunar.
Alıştırma
Hangi cümlede equals matematiksel bir ifade yerine soyut bir yargı belirtmek için kullanılmıştır?
- Please put the blue bag on the table.
- Two plus three equals five.
- For Nina, keeping the secret equals protecting her friend.
Cevabı göster
For Nina, keeping the secret equals protecting her friend.
So for them, being kind seems counterintuitive,
2:56Dolayısıyla onlar için nazik olmak mantığa aykırı görünür,
opposite to the way you expect things should happen.
3:00olayların olmasını beklediğiniz şeklin tersine.
But on a chemical level, the brain doesn't agree. Kalıp ifadeler
3:03Ancak kimyasal düzeyde beyin buna katılmaz.
on a chemical level: analiz düzeyini belirtmek
on a chemical level analizin hangi açıdan yapıldığını gösterir: konuşan kişi duygulardan, ahlaktan ya da başka bir bakış açısından değil, kimyasal süreçlerden söz eder. Bu cümlede ifade, beynin tepkisinin hangi açıdan incelendiğini sınırlar. on a/an + sıfat + level kalıbı, bir şeyi o açıdan ele almak anlamına gelir. Sıfatı değiştirerek on a practical level veya on an emotional level diyebilirsiniz.
Alıştırma
Analizin yönünü tanıtmak için on a/an ... level kullanan cümleyi seçin.
- On a practical level, the new schedule will save us time.
- The new schedule will save us time because it is practical.
- Practically, the new schedule will save us time.
Cevabı göster
On a practical level, the new schedule will save us time.
being kind feels as good as any other pleasurable activity, Dilbilgisi
3:08nazik olmak diğer herhangi bir zevkli aktivite kadar iyi hissettirir,
feels as good as ...: eşit dereceyi ifade etmek
as + sıfat + as yapısı, iki şeyin bir özellik bakımından aynı derecede olduğunu karşılaştırır. Burada nazik olmanın verdiği his, diğer herhangi bir keyifli etkinlik kadar iyidir; cümle bunun daha iyi olduğunu söylemez. any other pleasurable activity, nazik olmayı daha geniş bir keyifli etkinlikler grubunun bir üyesi olarak ele alır ve gruptaki diğer etkinliklerle karşılaştırır. Bu, belirli tek bir etkinlikle değil, geniş kapsamlı bir eşitlik karşılaştırmasıdır.
Alıştırma
İki deneyimin aynı derecede iyi hissettirdiğini gösteren cümleyi seçin.
- Reading a funny book feels better than watching a cartoon.
- Reading a funny book and watching a cartoon are both fun.
- Reading a funny book feels as good as watching a cartoon.
Cevabı göster
Reading a funny book feels as good as watching a cartoon.
for example, eating something yummy, something delicious, which tastes good.
3:12örneğin, lezzetli, tadı güzel olan bir şeyler yemek.
I can see that being kind is great in my personal life,
3:17Kişisel hayatımda nazik olmanın harika olduğunu görebiliyorum,
but what about the ruthless world of business or politics? Notlar
3:21ama iş dünyasının veya politikanın acımasız dünyası ne olacak?
but what about ...?: daha zor bir durumu gündeme getirmek
Bu cümlede but what about ...? yalnızca bilgi istemez. Önceki iddiayı sorgulatabilecek daha zor bir durumu gündeme getirir: Nezaket kişisel hayatta işe yarayabilir, ama iş dünyasında ya da siyasette de işe yarar mı? Bu kalıp, tartışmayı genel bir düşünceden olası bir istisnaya veya düşünceyi sınayan bir örneğe taşır. but what about ...? ifadesini duyduğunuzda, konuşanın gözden kaçtığını düşündüğü bir durumu ortaya atmasını bekleyebilirsiniz.
Alıştırma
Örnekte but what about ...? ne işe yarıyor?
- Business sözcüğünün sözlük tanımını verir.
- Önceki iddiayı sorgulatabilecek daha zor bir durum ortaya koyar.
- Konuşanın tartışmayı bitirdiğini gösterir.
Cevabı göster
Önceki iddiayı sorgulatabilecek daha zor bir durum ortaya koyar.
ruthless world: merhametsiz bir ortam
Ruthless, bir hedefin peşinden giderken başkalarına acımamak ve onlara verilen zararı önemsememek anlamına gelir. İş dünyasını veya siyaseti a ruthless world diye adlandırmak, bu alanları insanların pek merhamet göstermediği sert ve son derece rekabetçi ortamlar olarak sunar. Bu sözcük strict veya difficult sözcüklerinden çok daha güçlüdür. Cümle, bu ortamlarla ilgili olumsuz bir görüşü ya da varsayımı ifade eder; bütün iş dünyasının veya siyasetin her zaman acımasız olduğunu kanıtlamaz.
Alıştırma
Hangi durum en iyi ruthless sözcüğüyle anlatılır?
- Bir lider iktidarda kalmak için başkalarına zarar verir.
- Bir yönetici açık fakat zorlu bir çalışma programına uyar.
- Bir konuşmacı sunumdan önce gergin hisseder.
Cevabı göster
Bir lider iktidarda kalmak için başkalarına zarar verir.
“Surely, there's no place for kindness there.”: mecaz olarak “... için yer yok”
There's no place for + isim burada mecaz anlamdadır. Fiziksel olarak yer olmadığını söylemez; bir niteliğin, davranışın veya düşüncenin belirli bir durumda kabul edilmediğini, uygun olmadığını ya da var olamayacağını anlatır. There, daha önce konuşulan yeri veya durumu gösterir. Surely, konuşanın bu sonucu çok olası ya da açık gördüğünü belirtir. Bazen karşı tarafın da “bunun açıkça böyle” olduğunu kabul etmesini bekleyen retorik bir ton taşır.
Alıştırma
Bu cümlede “there's no place for kindness there” ne anlama gelir?
- Orada iyilik özellikle hoş karşılanıyor
- Orada iyilik için fiziksel alan yok
- O durumda iyilik kabul edilmiyor veya uygun değil
Cevabı göster
O durumda iyilik kabul edilmiyor veya uygun değil
and criticism of anyone who disagrees with you.
3:31ve sizinle aynı fikirde olmayan herkesin eleştirilmesini.
“It's true that”: devam etmeden önce bir noktayı kabul etmek
It's true that + cümle, taviz bildiren bir giriş ifadesidir. Konuşan kişi ardından bir sınırlama, farklı bir bakış açısı veya karşıtlık eklemeden önce sonraki düşüncenin geçerli olduğunu kabul eder. Bu cümlede önce, birçok ülkede siyasetin yoğun tartışmalar ve eleştiriler içerdiği gözlemi kabul edilir. Bu giriş, bir argümanı düzenlemeye yardımcı olur: Bir noktayı kabul etmek, onunla bağlantılı bütün sonuçları kabul etmek anlamına gelmez. Ardından but, however veya karşıtlık bildiren başka bir cümleyle düşünce sürdürülebilir.
Alıştırma
Bir argümanda “It's true that” başlangıcı ne işe yarar?
- Sonraki fikri kabul eder ve ardından başka bir nokta ekler
- Bir soruyu emre dönüştürür
- Sonraki fikri tamamen reddeder
Cevabı göster
Sonraki fikri kabul eder ve ardından başka bir nokta ekler
fierce debate: yoğun görüş ayrılığı
Fierce debate, karşıt görüşlerin çok güçlü biçimde ifade edildiği yoğun bir tartışmayı anlatan doğal bir sözcük birleşimidir. Burada fierce, bir insanın veya hayvanın davranışını değil, anlaşmazlığın şiddetini anlatır. politics involves fierce debate ifadesinde involves, “içerir” veya “bir parçası olarak barındırır” anlamına gelir. Bu ifade, yoğun görüş ayrılıklarını siyasetin normal bir parçası olarak sunar.
Alıştırma
Karşıt görüşlerin yoğun biçimde karşı karşıya gelmesini anlatan bu dersteki iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The proposed ban caused ____ in Parliament.
Cevabı göster
fierce debate
But there are those who believe it doesn't have to be like that. Notlar
3:34Ancak böyle olmak zorunda olmadığına inananlar da var.
there are those who believe: kişileri adlandırmadan bir görüş sunmak
There are those who + fiil, some people + fiil demenin nispeten resmî bir yoludur. Those, kim oldukları belirtilmeyen insanları temsil eden bir zamirdir; who ile başlayan yan cümle de onları düşündükleri veya yaptıkları şeyle tanımlar. Burada But, önceki görüşle bir karşıtlık olduğunu gösterir. There are those who believe, bu görüşü savunan kişilerin adını vermeden başka bir tutumun varlığını belirtir. Bu yapı, bir konunun farklı yönlerini sunarken yararlıdır.
Alıştırma
Bu dersteki resmî yapıyı tamamlayın: There are ____ believe every child deserves a safe place to play.
Cevabı göster
those who
it doesn't have to be like ...: durum kaçınılmaz değil
Buradaki it, az önce sözü edilen duruma gönderme yapar. doesn't have to be like that, durumun sabit ya da kaçınılmaz olmadığını ve başka türlü olabileceğini anlatır. it doesn't have to be like this/that kalıbı, her şeyin olduğu gibi kalması gerektiği düşüncesine karşı çıkar. Genellikle umut, değişim veya başka bir çözüm olasılığını gündeme getirir.
Alıştırma
İstenmeyen bir durumun kaçınılmaz olmadığını ve değişebileceğini en iyi hangi cümle anlatır?
- It isn't like that.
- It mustn't be like that.
- It doesn't have to be like that.
Cevabı göster
It doesn't have to be like that.
Jennifer Nagel for one: bir gruptan bir örnek belirtmek
for one, Jennifer Nagel'ı hemen önce sözü edilen daha büyük grubun bir örneği olarak gösterir. Açık biçimi ‘Jennifer Nagel is one of those people’ düşüncesidir; ancak bağlam açıksa geri kalanı söylenmeyebilir. Bu kısa bağlantı, birkaç kişi hakkındaki genel bir iddiadan adı verilen tek bir üyeye geçiş yapar. Tam bir cümlede for one genellikle ara söz olur: ‘Jennifer Nagel, for one, believes it can change.’
Alıştırma
Birkaç öğretmen yeni okuma kulübünü destekliyor. Patel Hanım'ı bu gruptan bir örnek olarak doğal biçimde belirten cümle hangisidir?
- Ms Patel, for once, supports the club.
- Ms Patel supports only one club.
- Ms Patel, for one, supports the club.
Cevabı göster
Ms Patel, for one, supports the club.
She's co-director of a movement called Compassion in Politics Kültür
3:40Kendisi Siyasette Şefkat adlı bir hareketin eş yöneticisi
a movement called Compassion in Politics: toplumsal bir kampanyanın adı
Bu ifadede called, hareketin adını tanıtır: Compassion in Politics. Buradaki movement, fiziksel hareket değil, örgütlü bir toplumsal kampanya anlamındadır. Bu ad, kampanyanın amacını gösterir: başkalarının acısını önemseyip yardım etme isteği olan compassion kavramını siyasete ve kamusal kararlara taşımak. Bu, konuşmanın nezaket ile siyasi liderliği neden ilişkilendirdiğini anlamak için gereken temel bağlamdır.
Alıştırma
Bu cümlede "a movement called Compassion in Politics" ne anlama geliyor?
- Siyasi bir toplantıda bir kişinin bedensel hareketi
- Birine bir siyasetçiyi aramasını söyleyen emir
- Compassion in Politics adlı örgütlü bir kampanya
Cevabı göster
Compassion in Politics adlı örgütlü bir kampanya
Listen as Jennifer explains her vision to BBC World Service program Health Check.
3:48Jennifer'ın BBC World Service programı Health Check'e vizyonunu açıklamasını dinleyin.
leads to ... which lead to ...: neden-sonuç zinciri kurmak
Bu cümle iki aşamalı bir neden-sonuç zinciri kurar. Şefkatli liderlik önce kapsayıcı ve iş birliğine dayalı sonuçlar üretir. Bu sonuçlar da daha adil toplumların oluşmasına yardımcı olur. Which, outcomes sözcüğüne gönderme yapar ve ikinci sonucu birinci sonuca bağlar. Lead to ifadesinin tekrarlanması mesajı açıkça düzenler: ilk neden bir sonuç doğurur, bu sonuç da sonraki sonucu doğurur.
Alıştırma
İki aşamalı neden-sonuç zincirini lead to ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Clear goals lead to good plans, which ____ better decisions.
Cevabı göster
lead to
lower crime rates, higher levels of health and well-being. Kalıp ifadeler
4:01daha düşük suç oranlarına, daha yüksek sağlık ve esenlik düzeylerine yol açar.
higher levels of health and well-being: kamu raporlarında daha yüksek sağlık ve esenlik düzeyleri
higher levels of health and well-being ifadesinde levels, bir binanın katlarını değil, ölçülebilen ve karşılaştırılabilen dereceleri ya da düzeyleri anlatır. İfade, insanların daha sağlıklı olduğunu ve genel olarak daha iyi yaşadığını söyler. Health fiziksel ve ruhsal duruma odaklanır. Well-being daha geniştir; kişinin kendini güvende, desteklenmiş ve memnun hissetmesini ve iyi yaşayabilmesini içerir. Bu iki sözcük birlikte, raporların gruplar arasında veya zaman içinde karşılaştırabileceği olumlu sonuçları adlandırır.
Alıştırma
Bir kamu raporunda higher levels of health and well-being ne anlama gelir?
- İnsanlar daha yüksek katlarda yaşamaktadır.
- İnsanların daha çok parası vardır ama başka hiçbir şey değişmemiştir.
- İnsanlar daha sağlıklıdır ve genel olarak daha iyi durumdadır.
Cevabı göster
İnsanlar daha sağlıklıdır ve genel olarak daha iyi durumdadır.
And yet, we have this idea that compassion somehow doesn't belong, Notlar
4:05Yine de, şefkatin bir şekilde buraya ait olmadığına dair bir fikrimiz var,
And yet: beklenmedik bir karşıtlığı belirtmek için
And yet, sonraki düşünceyi önce söylenenlere bağlar ve sıradaki sonuç ya da inancın önceki bilgilerin oluşturduğu beklentiye ters düştüğünü gösterir. Bu cümlenin başında, önceki kanıtların bir yönü gösterdiğini ama insanların hâlâ bunun tersini düşündüğünü dinleyiciye bildirir. And tartışmanın bağlantısını korur; yet ise şaşırtıcı karşıtlığı vurgular.
Alıştırma
Hangi cümlede And yet gerçek ve beklenmedik bir karşıtlık sunar?
- The path was difficult. And yet, it had many steep rocks.
- The path was difficult. And yet, Mia reached the top.
- The path was difficult. And yet, it was hard to walk on.
Cevabı göster
The path was difficult. And yet, Mia reached the top.
we have this idea that: bir inancı incelenecek konu olarak sunmak
Bu cümlede we have this idea that, bir grubun paylaştığı inancın içeriğini tanıtır. that ile başlayan yan cümle düşüncenin ne olduğunu söyler: compassion somehow doesn't belong. Konuşmacı bunu bir gerçek olarak doğrudan söylemek yerine this idea diye adlandırarak inancı incelenecek bir konu hâline getirir. Burada bu anlatım inançla biraz mesafe kurar ve onu sorgulamaya yer bırakır; ancak konuşmacının her zaman bu inanca karşı olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle ortak bir inancı incelenecek bir düşünce olarak sunar?
- We have this idea that asking for help is a weakness.
- We have an idea to help people.
- We think that asking for help is a weakness.
Cevabı göster
We have this idea that asking for help is a weakness.
compassion somehow doesn't belong: belong ile “ortama uygun olmak” anlamı
Burada doesn't belong, “birinin mülkiyetinde değildir” değil, “uygun görülmez veya doğru yerde değildir” anlamına gelir. Hangi ortamın kastedildiği söylenmez çünkü dinleyenler bunu çevredeki konuşmadan anlayabilir. Somehow, yargının belirsiz görünmesini sağlar: İnsanlar açık bir neden vermeden şefkatin yersiz olduğunu düşünüyor gibidir. Bu, varsayımın gerekçelendirilmesinin zor olduğunu da düşündürebilir.
Alıştırma
Fear doesn't belong in this discussion? cümlesinde doesn't belong ne anlama gelir?
- Yanlış binada bırakılmıştır.
- Oraya uygun değildir.
- Ona kimse sahip değildir.
Cevabı göster
Oraya uygun değildir.
can be dismissed: önemsiz görülmek
Can be dismissed, can + edilgen be + fiilin üçüncü hâli yapısındadır. Buradaki can yetenek değil, olasılık bildirir: insanlar söz konusu şeyi önemsiz bulup onu ciddiye almayı bırakabilir. Dismissed yalnızca fark edilmemeyi değil, olumsuz bir değerlendirmeyi de anlatır. Ardından gelen as something fluffy and a nice idea, küçümseyici etiketi verir: konu kulağa hoş ya da yumuşak gelen fakat ağırlığı olmayan bir şey gibi görülür.
Alıştırma
İnsanların bir kaygıyı adil biçimde değerlendirmeden önemsiz bulabileceğini hangi cümle doğru ifade eder?
- The concern can be dismissal without a fair hearing.
- The concern can be dismissed without a fair hearing.
- The concern can dismiss without a fair hearing.
Cevabı göster
The concern can be dismissed without a fair hearing.
in the same way as: yapılış biçimini karşılaştırmak
In the same way as iki durumu birbirine bağlar ve bunların gerçekleşme biçiminin ya da örüntüsünün benzer olduğunu belirtir. Bu cümlede, söz konusu şeyin göz ardı edilme biçimini kadınların göz ardı edilme biçimiyle ilişkilendirir. Kullanışlı bir kalıp A happens in the same way as B happens şeklindedir. As sonrasında karşılaştırmayı sağlayan bir isim grubu veya yan cümle gelir. Ana fiil tekrar edecekse does gibi bir yardımcı fiil onun yerini alabilir.
Alıştırma
Cümledeki hedef ifadeyi tamamlayın: She folds the map in the same way ____ her guide does.
Cevabı göster
as
as something fluffy: ciddi veya uygulanabilir değil
as something fluffy ifadesinde fluffy, bir şeyin dokunulduğunda nasıl hissettirdiğini anlatmaz. Kulağa hoş veya yumuşak gelen fakat ciddi, yararlı ya da uygulanabilir olmadığı düşünülen bir fikir için kullanılan olumsuz bir benzetmedir. treat or dismiss something as fluffy yapısı, başkalarının bir şeye taktığı etiketi aktarır. Konuşan kişi bu yargıya katılmadan da onu bildirebilir.
Alıştırma
Bu cümlede fluffy ne anlama geliyor? The presentation was polished, but its main argument felt fluffy.
- Kulağa hoş gelen ama ciddi içerikten yoksun
- Herkese karşı sıcak ve nazik
- Dokununca yumuşak
Cevabı göster
Kulağa hoş gelen ama ciddi içerikten yoksun
But in fact, the science behind compassion Anlatım akışı
4:16Ancak aslında, şefkatin arkasındaki bilim
is that it actually takes courage to act with compassion. Dilbilgisi
4:18şefkatle hareket etmenin aslında cesaret gerektirdiğidir.
But in fact: önceki bir düşünceyi düzeltmek
But in fact, dinleyiciye sıradaki ifadenin önceki bir düşünceyi düzelttiğini veya onun tersini söylediğini bildirir. But değişimi işaret ederken in fact yeni bilginin daha doğru gerçek olduğunu gösterir. Mesajı önce düşünce, sonra düzeltme şeklinde düzenler. Burada şefkatin hoş ama kullanışsız olduğu düşüncesinden, şefkatle hareket etmenin cesaret gerektirdiği iddiasına geçilir.
Alıştırma
Hangi çift, önceki bir düşünceyi düzeltmek için But in fact kullanıyor?
- Many people think the task is simple. For example, it has three short steps.
- Many people think the task is simple. But in fact, it requires careful training.
- Many people think the task is simple. In the same way, the schedule is simple.
Cevabı göster
Many people think the task is simple. But in fact, it requires careful training.
it actually takes courage to act with...: it takes + isim + to + fiil
it takes + isim + to + fiil kalıbı, bir eylemin belirli bir kaynak ya da nitelik gerektirdiğini anlatır. Burada it biçimsel öznedir; asıl eylem to act with compassion, gereken nitelik ise courage sözcüğüyle belirtilir. Actually bunun şaşırtıcı olabileceğini vurgular: şefkatle davranmak kolaylık ya da zayıflık olarak sunulmaz. Bu kalıp time, patience veya skill gibi isimlerle de kullanılabilir.
Alıştırma
courage kullanarak it takes + isim + to + fiil kalıbını tamamlayın: It ____ admit a mistake.
Cevabı göster
takes courage to
Jennifer wants politics to be based on compassion, Kalıp ifadeler
4:22Jennifer, siyasetin şefkate dayanmasını istiyor,
wants politics to be based on compassion: want + nesne + to be based on
Cümle want + nesne + to be based on + ilke yapısını kullanır. Jennifer bu isteğe sahip olan kişidir, politics değişmesini istediği nesnedir ve compassion siyasetin izlemesini istediği ilkedir. Be based on, bir şeyi temel veya yol gösterici dayanak olarak kullanmak anlamına gelir. Bu yapı bir kural, karar, plan veya sistemle ilgili istek ifade edebilir.
Alıştırma
Hangi cümlede want + nesne + to be based on yapısı doğru kullanılmıştır?
- We want the plan to based on facts.
- We want the plan to be based on facts.
- We want the plan be based on facts.
Cevabı göster
We want the plan to be based on facts.
Compassion içindeki başkalarının acısına yönelik güçlü empathy
strong feeling of empathy with the suffering of others ifadesi, başka insanların yaşadığı acıyı derinden anlamak veya paylaşmak demektir. empathy with X yapısında with, empatiyi anlaşılan deneyime veya kişilere bağlar. Burada bu ifade, compassion kavramının tanımının bir parçasıdır. Sonraki a wish to help sözleri, compassion kavramının acıyı anlamanın ötesine geçtiğini ve acıyı azaltma isteğini de içerdiğini gösterir.
Alıştırma
Bir hemşire hastanın korkusunu anlıyor ve bu korkuyu azaltmak da istiyor. Bu birleşimi en iyi hangi kelime anlatır?
- sympathy
- empathy
- compassion
Cevabı göster
compassion
She says kindness is something dismissed as fluffy,
4:31Nezaketin kabarık bir şey olarak reddedildiğini söylüyor,
something not considered serious or important. Kelime
4:36ciddi veya önemli olarak görülmeyen bir şey.
Küçümseyici bir mecaz olarak soft and woolly
Bu cümlede soft and woolly mecazidir; bir dokuyu veya malzemeyi anlatmaz. fluffy ile birlikte nezaketi yumuşak fakat belirsiz, içi boş ve ciddiye alınmaya değmez bir şey gibi gösterir. Bu sözler küçümseyici bir kalıp yargıyı aktarır; nezaketin gerçekten önemsiz olduğunu söylemez. Bu kullanım, fiziksel dokuyu anlatan kelimelerin bir fikir hakkında olumsuz yargılara dönüşebildiğini gösterir.
Alıştırma
The proposal sounded soft and woolly because it offered no clear steps. cümlesinde soft and woolly ne anlama gelir?
- Yumuşak geliyordu ama belirsiz ve uygulanamazdı.
- Yumuşak yünün üzerine yazılmıştı.
- Duyulamayacak kadar alçak sesle söylenmişti.
Cevabı göster
Yumuşak geliyordu ama belirsiz ve uygulanamazdı.
something not considered serious or important: kısaltılmış bir edilgen niteleme
Burada considered, “üzerinde düşünülmüş” değil, “olarak görülmüş” veya “diye değerlendirilmiş” anlamındadır. Bu ifade, başkalarının bir şeyi nasıl gördüğünü anlatır: onu ciddi ya da önemli bulmazlar. Tam biçim something that is not considered serious or important şeklindedir. that is çıkarıldığında, something sözcüğünü niteleyen kısaltılmış bir edilgen ilgi cümleciği oluşur. Serious or important yapılan değerlendirmenin içeriğini gösterir.
Alıştırma
Cümleyi consider fiilinin geçmiş zaman ortacıyla tamamlayın: At first, the new rule was not ____ important by most parents.
Cevabı göster
considered
But in fact, being compassionate is not easy and takes courage. Anlatım akışı
4:39Fakat aslında, şefkatli olmak kolay değildir ve cesaret ister.
in fact: önceki bir izlenimi düzeltmek
In fact, dinleyiciye sıradaki bilginin konuşmacının daha doğru görüşünü verdiğini gösterir. Burada daha önceki küçümseyici izlenimi tersine çevirir: merhametli olmak zordur ve cesaret gerektirir. Bir savın sonuna doğru in fact sonucu öne çıkarabilir. But karşıtlığı sağlar; in fact ise ardından gelen iddiayı konuşmacının hatırlanmasını istediği gerçek olarak işaretler.
Alıştırma
Hangi cümle çifti önceki bir izlenimi düzeltmek için in fact kullanıyor?
- Mia expected the test to be easy. In fact, it was the hardest one all year.
- Mia expected the test to be easy. For example, the first question used simple numbers.
- Mia expected the test to be easy. Meanwhile, her brother waited outside.
Cevabı göster
Mia expected the test to be easy. In fact, it was the hardest one all year.
Jennifer's is a strong voice for a kinder, more compassionate society. Deyimler
4:44Jennifer daha nazik, daha şefkatli bir toplum için güçlü bir ses.
a strong voice for ...: etkili bir savunucu
Bu cümlede a strong voice for ... mecazi bir ifadedir. Bir amacı kamu önünde ve etkili biçimde destekleyen kişi ya da kuruluş anlamına gelir; sesin ne kadar yüksek olduğunu anlatmaz. For edatı desteklenen amacı tanıtır: a kinder, more compassionate society. Cümle, özneyi böyle bir toplum için çalışan etkili bir savunucu olarak gösterir.
Alıştırma
Örnekteki a strong voice for a kinder, more compassionate society ne anlama geliyor?
- konuşma sesi fiziksel olarak yüksek olan biri
- daha nazik ve daha şefkatli bir toplumun etkili bir savunucusu
- toplumla ilgili tartışmaları sessizce dinleyen biri
Cevabı göster
daha nazik ve daha şefkatli bir toplumun etkili bir savunucusu
could use ...: ihtiyacı nazikçe ifade etmek
could use + isim yapısında could use, birinin bir şeye ihtiyaç duyduğunu veya o şeyin ona iyi geleceğini söylemenin konuşma dilindeki yumuşak bir yoludur. Burada she could use a random act of kindness, küçük ve beklenmedik bir iyilik görmenin ona yardımcı olacağı anlamına gelir. Bir nesneyi kullanma yeteneği olduğu anlamına gelmez. I bet kendinden emin ve samimi bir tahmin sunarken even she, onun iyiliğe ihtiyaç duyması beklenmeyen biri gibi görünebileceğini vurgular. Birlikte kullanıldıklarında sözler, kesin bir iddia veya talep yerine nazik bir düşünce gibi gelir.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve nazikçe “ihtiyaç duymak” anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: After the long walk, I ____ a rest.
Cevabı göster
could use
now and again: ara sıra
Now and again, “ara sıra” veya “zaman zaman” anlamına gelir. Bu cümlede, onun da bazen bir iyiliğe ihtiyaç duyabileceğini veya böyle bir davranıştan hoşlanabileceğini gösterir. Bu ifade, could use a random act of kindness düşüncesinin tamamını niteleyen bir zaman zarfı öbeğidir. Burada olduğu gibi çoğu zaman yan cümlenin sonunda yer alır; ardından gelen virgül cümlenin noktalama işaretidir ve ifadenin parçası değildir.
Alıştırma
Bu derste öğrendiğiniz ve “ara sıra” anlamına gelen ifadeyle cümleyi tamamlayın: Even careful drivers make mistakes ____.
Cevabı göster
now and again
A hug was one of the top five random acts of kindness I asked about in my quiz question,
4:55Bir sarılma, bilgi yarışması sorumda sorduğum en iyi beş rastgele nezaket eyleminden biriydi,
came out on top: sonunda kazanan oldu
Come out on top, bir yarışma veya karşılaştırmanın ardından kazanan ya da en başarılı seçenek olmak anlamına gelen bir deyimdir. Came geçmiş zamandadır; bu nedenle Which came out on top? sonuç belli olduktan sonra hangi seçeneğin kazandığını sorar. İfade, bir şeyin fiziksel olarak başka bir şeyin üzerinde olmasına değil, nihai sonuca odaklanır. Which kullanılmasının nedeni, konuşanın bilinen bir seçenek grubu arasından seçim yapmasıdır.
Alıştırma
Bu derste öğrendiğiniz ve “kazanan olarak bitirdi” anlamına gelen deyimle cümleyi tamamlayın: After all the votes were counted, the blue design ____.
Cevabı göster
came out on top
Giving a hug was the wrong answer, I'm afraid. Ton ve niyet
5:09Korkarım birine sarılmak yanlış cevaptı.
I'm afraid: kötü haberi nazikçe yumuşatmak
Burada I'm afraid, konuşanın korktuğu anlamına gelmez. Ne yazık ki veya bunu söylemekten üzgünüm anlamına gelen nazik bir yumuşatma ifadesidir ve cevabın yanlış olduğu şeklindeki hayal kırıklığı yaratan sonucu bildirirken kullanılır. Kötü haberden önce veya buradaki gibi cümlenin sonunda gelebilir. Düzeltme, ret ya da istenmeyen başka bir mesajın daha az sert duyulmasını sağlar.
Alıştırma
Bir resepsiyon görevlisi "I'm afraid we have no rooms left." diyor. Burada I'm afraid ne yapıyor?
- Resepsiyon görevlisinin odalardan korktuğunu söylüyor.
- Resepsiyon görevlisinin boş oda olup olmadığından emin olmadığını gösteriyor.
- Kötü haberi yumuşatıyor.
Cevabı göster
Kötü haberi yumuşatıyor.
The number one random act of kindness was A, giving a smile.
5:12Bir numaralı rastgele nezaket eylemi A idi, gülümsemek.
But don't worry: olumlu bir dönüşten önce karşıdakini rahatlatmak
But don't worry, hayal kırıklığı yaratan veya stresli bir şeyden sonra dinleyeni rahatlatır. But, konuşmanın yönünü sorundan uzaklaştırıp daha rahatlatıcı bir konuya çevirir. Bu ifadenin ardından genellikle endişelenmemek için bir neden, yardımcı bir eylem veya daha iyi bir sonuç gelir. Bu devam, verilen tesellinin boş değil gerçekçi olmasını sağlar.
Alıştırma
Vurgulanan rahatlatma ifadesiyle cümleyi tamamlayın: We missed the first bus. ____; another one arrives in ten minutes.
Cevabı göster
But don't worry
That's so kind: düşünceli bir davranış için teşekkür etmek ve övmek
That's so kind, başka birinin az önce söylediği ya da yaptığı yardımsever veya düşünceli bir şeye karşılık olarak kullanılır. That's o teklife ya da davranışa gönderme yapar; so ise övgüyü güçlendirir. Bu cümle aynı anda iki iş yapar: takdir ve teşekkür ifade eder, ayrıca karşıdaki kişinin davranışını nazik olarak niteler. Yalnızca Thank you demeye göre davranışın arkasındaki düşünceli niyeti daha açık biçimde över.
Alıştırma
Bir arkadaşın kaybettiğin kalemi bulmana yardım etmeyi teklif ediyor. Hangi cevap hem teşekkür eder hem de bu nazik teklifi över?
- That's so loud.
- That's so strange.
- That's so kind.
Cevabı göster
That's so kind.
Okay, let's recap the vocabulary from this discussion about random acts of kindness, Anlatım akışı
5:23Pekala, rastgele nezaket eylemleri hakkındaki bu tartışmadaki kelime dağarcığını tekrarlayalım,
Okay, let's recap: kısa bir gözden geçirmeye geçiş yapmak
Okay, let's recap, dinleyicileri ana tartışmadan kısa bir gözden geçirmeye götüren bir işarettir. Okay geçişi belirtir, let's recap ise herkesi önemli bilgileri birlikte gözden geçirmeye çağırır. Burada recap, ana noktaları gözden geçirmek veya özetlemek anlamına gelir; bütün tartışmayı ayrıntılı biçimde tekrarlamak anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir öğretmen "Okay, let's recap." diyor. Ardından büyük olasılıkla ne olur?
- Öğretmen dersteki her kelimeyi tekrarlayacak.
- Öğretmen tamamen ilgisiz bir konuya başlayacak.
- Öğretmen ana noktaları kısaca gözden geçirecek.
Cevabı göster
Öğretmen ana noktaları kısaca gözden geçirecek.
small things people do to be kind to others.
5:28insanların başkalarına nazik olmak için yaptıkları küçük şeyler.
Something counterintuitive doesn't happen in the way you expect it to.
5:31Mantığa aykırı (counterintuitive) bir şey, beklediğiniz şekilde gerçekleşmez.
Yummy means delicious or tasting very good.
5:36Nefis (yummy), lezzetli veya tadı çok güzel demektir.
A warm glow describes the pleasant inner feeling of happiness at doing something kind.
5:39Sıcak bir parlama (warm glow), nazik bir şey yapmanın verdiği hoş içsel mutluluk hissini tanımlar.
Compassion is a feeling of sympathy for the suffering of others and a wish to help them.
5:45Şefkat (compassion), başkalarının acılarına duyulan sempati ve onlara yardım etme arzusudur.
And finally, something fluffy is soft and woolly,
5:50Ve son olarak, kabarık (fluffy) olan bir şey yumuşak ve yünlüdür,
Our 6 minutes are up: sürenin bittiğini ve kapanışı bildirmek
Burada Our 6 minutes are up, altı dakikalık süre sınırının sona erdiğini belirtir. Be up, izin verilen veya planlanan bir sürenin dolduğu anlamına gelebilir; “yukarı” anlamında değildir. Süreli bir programda bu cümle anlatımı da düzenler: ana bölümün bittiğini ve kapanış sözlerinin başlayacağını bildirir.
Alıştırma
Süre sınırının sona erdiğini belirten yaygın ifadeyi tamamlayın: Your time is ____.
Cevabı göster
up
but if you've enjoyed this program, why not go out and perform your own random act of kindness. Ton ve niyet
5:58ancak bu programı beğendiyseniz, neden dışarı çıkıp kendi rastgele nezaket eyleminizi gerçekleştirmiyorsunuz.
why not go out and perform...: dostça bir öneride bulunmak
Why not + fiilin yalın hâli çoğu zaman gerçek bir neden sorusu değil, bir öneridir. Buradaki why not go out and perform... dinleyicileri kendi iyiliklerini yapmaya nazikçe davet eder. Why not ifadesinden sonra fiilin yalın hâlini kullanın: why not go. Go out and perform ifadesinde and, go ve perform eylemlerini birbirine bağlar. Bu yapı, daveti doğrudan bir emirden daha yumuşak kılar.
Alıştırma
Hangi cümle dostça bir öneri yapmak için Why not yapısını doğru kullanır?
- Why not ask Maya for help?
- Why not to ask Maya for help?
- Why not asking Maya for help?
Cevabı göster
Why not ask Maya for help?