Bastırılmış Duygular Bizi Nasıl Hasta Eder?: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
607 kelime 150 kel/dk

Video özeti: Deneme, bastırılan duyguların bedensel sıkıntı olarak dönebileceğini savunuyor ve inkâr edilen kaygılarla yüzleşmek için bedeni dinlemeyi öneriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “that we are so,” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: “so”, “angry or sad” sıfatlarının yerini alır, anlamı korur ve resmî anlatımda tekrarı önler. 2. “end up as” — Deyimsel fiiller: bir sürecin çoğu zaman istenmeyen sonucunu anlatır; gerçek anlamdaki bitiş ya da konumu belirtmez. 3. “has had enough of pretending” — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: “have had enough of + -ing” ile birikmiş bıkkınlığı, sabır sınırını ve bir davranışı sürdürmek ya da ona katlanmak istememeyi ifade edin.

Bu derste

The most curious and hazardous feature of the way we're built

0:04

Yaratılış şeklimizin en tuhaf ve en tehlikeli özelliği,

lies in the difficulty we have registering Kalıp ifadeler

0:07

gerçekte ne hissettiğimizi idrak etmekte

what we actually feel.

0:10

çektiğimiz zorlukta yatar.

Kalıp ifadeler

lies in: temel kaynağın yerini belirtmek

“the feature ... lies in the difficulty” ifadesinde lie in, “temel kaynağı veya belirleyici noktası … içinde olmak” anlamına gelir. in sonrasındaki isim öbeği, temel özelliğin nerede bulunduğunu gösterir: gerçek duygularımızı tanımakta yaşadığımız zorlukta. Buradaki lie fiziksel olarak uzanmayı anlatmaz ve “yalan söylemek” anlamına gelmez. X lies in Y yapısını, X'in özünün, nedeninin, değerinin veya zorluğunun Y'de bulunduğunu açıklamak için kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Derste geçen ve “temel zorluğu … içinde olmak” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The hardest part of the job ____ explaining the results clearly.

Cevabı göster

lies in

Our vast and strange minds

0:13

Uçsuz bucaksız ve tuhaf zihinlerimiz,

get filled with thoughts that go unsifted Dilbilgisi

0:15

filtrelenmemiş düşüncelerle

and with feelings we don't have the courage to look at. Kalıp ifadeler

0:17

ve yüzleşmeye cesaret edemediğimiz duygularla dolar.

Dilbilgisi

go unsifted: incelenmeden kalmak

thoughts that go unsifted ifadesinde go, bağlayıcı fiil gibi çalışarak thoughts sözcüğünü unsifted durumuna bağlar. İfade, düşüncelerin dikkatle ayıklanmak yerine incelenmeden ve düzenlenmeden kaldığını anlatır. Unsifted burada mecazidir. Sifting, bir malzemeyi ayırıp kontrol etmek demektir; bu nedenle go unsifted olan fikirler eleştirel incelemeden geçmeden bırakılır. Başka durumlarda da kullanılabilen go + sıfat veya geçmiş zaman ortacı yapısı, çoğunlukla istenmeyen bir durumun sürmesini ya da sonuç olarak ortaya çıkmasını gösterir.

Alıştırma

Derste geçen ve “ayıklanmadan veya eleştirel olarak incelenmeden kalmak” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: In a rushed analysis, the raw responses may ____.

Cevabı göster

go unsifted

Kalıp ifadeler

have the courage to look at: duygularla yüzleşme cesaretine sahip olmak

have the courage to + fiilin yalın hâli kalıbı, zor, korkutucu veya duygusal açıdan acı veren bir şeyi yapacak kadar cesur olmak anlamına gelir. Burada have sözcüğünden sonra courage ismi gelir; to look ise mastar yapısıdır. Bu cümlede look at ifadesinin açıkça belirtilmeyen nesnesi feelings sözcüğüdür. İfade, bu duygulara yalnızca gözle bakmayı değil, onlarla dürüstçe yüzleşmeyi veya onları incelemeyi anlatır.

Alıştırma

Duygusal açıdan zor bir şeyle yüzleşmeyi anlatırken have the courage to ifadesini doğal biçimde kullanan cümle hangisidir?

  1. She finally had the courage looking at the painful memory honestly.
  2. She finally had courage that she looked at the painful memory honestly.
  3. She finally had the courage to look at the painful memory honestly.
Cevabı göster

She finally had the courage to look at the painful memory honestly.

We might be angry or sad

0:21

Öfkeli ya da üzgün olabiliriz,

while lacking any active awareness that we are so, Dilbilgisi

0:23

ama öyle olduğumuza dair aktif bir farkındalıktan yoksunuzdur;

Dilbilgisi

that we are so: so sözcüğünün angry or sad yerine kullanılması

that we are so ifadesinde so, daha önce geçen angry or sad özne tamamlayıcısının yerine kullanılır. Yan cümle that we are angry or sad anlamındadır; ancak so, aynı sıfat grubunun tekrarlanmasını önler. Bu, so sözcüğünün be sonrasında bir artgönderim sözcüğü olarak kullanılmasıdır. Daha önce belirtilmiş bir duruma veya betimlemeye gönderme yapar; therefore anlamına gelmez ve so angry içindeki derece bildiren so da değildir.

Alıştırma

They were upset but did not realize that they were so cümlesinde so ne işlev görür?

  1. Daha önceki upset betimlemesinin yerine geçer.
  2. Çok yüksek bir derece anlamına gelir.
  3. Therefore anlamına gelir.
Cevabı göster

Daha önceki upset betimlemesinin yerine geçer.

or guilty or envious without any grasp of what's at play Deyimler

0:26

ya da suçlu veya kıskanç hissederiz ama,

behind a thin psychological curtain. Deyimler

0:30

ince bir psikolojik perdenin ardında dönen dolapları hiç anlamayız.

Deyimler

what's at play: bir durumu şekillendiren etkenler

Burada what's at play, “durumu hangi etkenlerin, güdülerin veya mekanizmaların etkilediği” anlamına gelir. Play bir oyundan söz etmez; at play etkin olan veya etki yaratan güçleri anlatır. Bu ifade, karmaşık nedenler tartışılırken understand, consider veya ask gibi fiillerle sıkça kullanılır. Bu cümlede duyguları şekillendiren gizli psikolojik etkileri gösterir.

Alıştırma

“Before blaming anyone, ask what's at play in the conflict,” cümlesinde “what's at play” ne anlama gelir?

  1. performans sergileyen oyuncular
  2. çatışmayı etkileyen etkenler
  3. oynanmakta olan oyun
Cevabı göster

çatışmayı etkileyen etkenler

Deyimler

behind a thin psychological curtain: gizli duygular için bir metafor

Behind a thin psychological curtain bir metafordur. Farkındalığı bir perde gibi düşünür ve kişinin açıkça göremediği duygu veya güdüleri bu perdenin arkasına yerleştirir. Thin, engelin hafif olduğunu belirtir: gizli nedenler farkındalığa yakındır ama hâlâ örtülüdür. Bu ifade, yazarın yarattığı bir imgedir; teknik bir psikolojik nesne veya kabul edilmiş bir tanı değildir.

Alıştırma

“behind a thin psychological curtain,” ifadesinde curtain neyi temsil eder?

  1. Duyguları veya güdüleri kısmen gizleyen hafif bir engel
  2. Zihnin içinde bulunan fiziksel bir nesne
  3. Duyguların sahnelendiği bir sahne
Cevabı göster

Duyguları veya güdüleri kısmen gizleyen hafif bir engel

And so we remain unconscious always

0:34

Ve böylece her zaman bilinçsiz kalırız;

because we are resistant to ideas Kalıp ifadeler

0:36

çünkü huzur duygumuzu,

that threaten our sense of calm,

0:39

benlik imajımızı

our self-image,

0:41

ve kim olduğumuza dair bizi tatmin eden illüzyonları

and our gratifying illusions about who we are.

0:43

tehdit eden fikirlere direnç gösteririz.

Kalıp ifadeler

Be resistant to ideas: fikirlere direnç göstermek

Be resistant to + isim veya -ing biçimi, bir şeye karşı koymak ya da onu kolayca kabul etmeye istekli olmamak demektir. Burada fiziksel dayanıklılığı değil, belirli fikirlere yönelik zihinsel bir tutumu anlatır. Tamamlayıcı bölüm neye direnildiğini açıkça belirtir: konuşanların huzurunu, benlik algısını ve kendileriyle ilgili rahatlatıcı inançlarını tehdit eden fikirlere. Bu, her fikre direndikleri anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi be resistant to ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: At first, the committee ____ the proposed change.

Cevabı göster

is resistant to

We surely can't be angry because we're kind people

0:46

"Biz kesinlikle öfkeli olamayız, çünkü nazik insanlarız,

who couldn't feel negatively about a beloved elderly relative,

0:49

sevilen yaşlı bir akrabaya karşı olumsuz hisler besleyemeyiz," deriz.

or we can't be sad at not being invited to the party Dilbilgisi

0:52

Ya da "Partiye davet edilmediğimiz için üzülmüş olamayız,

because we don't care about trivial social matters.

0:56

çünkü önemsiz sosyal meseleleri umursamayız."

Dilbilgisi

Sad at not being invited: davet edilmemeye üzülmek

Sad at + isim veya fiilin -ing biçiminde at, üzüntüye neden olan olguyu ya da olayı tanıtır. Sad about da özellikle konuşma dilinde yaygındır. Not being invited, olumsuz ve edilgen bir -ing grubudur. Not, being invited bölümünü olumsuz yapar; edilgen yapı ise başka birinin o kişiyi davet etmediğini gösterir. Kişinin üzgün olmadığı anlamına gelmez. Cümlenin tamamında, önemsiz sosyal meseleleri umursamama iddiası üzüntüyü reddetmenin nedeni olarak sunulur; ancak duyguyu tetikleyen şey davet almamaktır.

Alıştırma

Cümleyi invite fiilinin olumsuz edilgen -ing biçimiyle tamamlayın: Maya was sad at ____ to the reunion.

Cevabı göster

not being invited

And it is impossible that we're envious

0:59

Ayrıca "Kıskanç olmamız imkansızdır,

because we aren't people to covet others' advantages.

1:01

çünkü başkalarının avantajlarına göz dikecek insanlar değiliz."

While the greatest share of our mental apparatus

1:05

Zihinsel aygıtımızın en büyük payı

privileges forgetting over understanding, Kelime

1:07

unutmayı anlamaya tercih etse de,

we do nevertheless have a conscience. Dilbilgisi

1:11

yine de bir vicdanımız vardır.

Kelime

privilege A over B: A'ya B'den fazla öncelik vermek

privilege A over B fiil kalıbı, A'yı B'den daha önemli, yararlı veya etkili saymak anlamına gelir. Burada zihin, anlamaya değil unutmaya öncelik veren bir sistem olarak anlatılır; birine yasal ayrıcalık verilmesinden söz edilmez. over karşılaştırmayı kurar: A daha üst konuma yerleştirilirken B'ye daha az ağırlık verilir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için privilege A over B kalıbını doğru biçimde kullanın: The scoring system ____ speed ____ accuracy.

Cevabı göster

privileges · over

Dilbilgisi

do nevertheless + yalın fiil

while ... do nevertheless ... yapısında while bir ödünleme kurar: Normalde karşıt sonuca götürecek bir olguyu kabul eder. Ardından nevertheless, ana cümleyi beklenmedik bir karşıtlık olarak işaretler. Do, yalın fiil have önünde kullanılan vurgulu bir yardımcı fiildir. İkinci bir eylem eklemez veya soru oluşturmaz; 'we have a conscience' savını daha güçlü hâle getirir.

Alıştırma

Cümleyi vurgulu do ve nevertheless ile tamamlayın: While the risks are real, we ____ have a workable solution.

Cevabı göster

do nevertheless

There's a part of us that wants the truth,

1:15

İçimizde ne kadar acı olursa olsun

however bitter it might be. Dilbilgisi

1:17

gerçeği isteyen bir taraf bulunur.

Dilbilgisi

however + sıfat + özne + might be ile ödünleme

Burada however, “ancak” anlamına gelmez. however + sıfat + özne + might be yapısı, “özne ne kadar ... olursa olsun” anlamındadır. Bu yapı bir ödünleme bildirir: Niteliğin derecesi ne olursa olsun ana cümledeki yargı geçerli kalır. however bitter it might be ifadesinde bitter, gerçeğin acı verici veya kabul edilmesi zor olduğunu mecazi biçimde anlatır. Konuşmacı, gerçek son derece acı verici olsa bile içimizdeki bir parçanın onu hâlâ istediğini söylüyor.

Alıştırma

Cümleyi however + difficult + it + might be ile tamamlayın: We will solve the problem, ____.

Cevabı göster

however difficult it might be

A minor part,

1:19

Küçük bir taraftır,

but a notoriously insistent and ingenious part

1:21

ama nam salmış derecede ısrarcı ve marifetli bir taraftır;

that won't leave us in peace until its case has been heard. Notlar

1:24

derdini dinletene kadar bizi rahat bırakmaz.

Kalıp ifadeler

Leave us in peace: bizi rahat bırakmak

Leave someone in peace, bir kişinin sakin kalabilmesi için onu rahatsız etmeyi, baskı altına almayı veya sözünü kesmeyi bırakmak demektir. Burada leave, “bir durumda kalmasına izin vermek” anlamındadır; “bir yerden ayrılmak” anlamına gelmez. İçimizdeki bu yan, ısrarcı bir varlık gibi kişileştirilir: Derdi dinlenene kadar bizi rahatsız etmeyi bırakmayacaktır. Bu nedenle ifade, fiziksel bir ayrılışı değil, devam eden zihinsel huzursuzluğu anlatır.

Alıştırma

Cümleyi leave + him + in peace ile tamamlayın: He needs quiet, so please ____.

Cevabı göster

leave him in peace

Deyimler

its case has been heard: ciddiye alınmayı anlatan hukuki bir mecaz

its case has been heard ifadesinde case, mahkemede olduğu gibi değerlendirilmek üzere sunulan bir iddia veya sav anlamına gelir. Bu nedenle heard yalnızca bir sesin duyulması değil, “resmî olarak ele alınmak veya ciddi biçimde değerlendirilmek” demektir. Edilgen present perfect yapısı has been heard, bu değerlendirme sürecinin tamamlanıp tamamlanmadığına odaklanır. Cümle, içimizdeki ısrarcı bir parçayı iddiasını sunan bir taraf gibi kişileştirir. Taşıdığı psikolojik gerçek ciddiye alınıp ele alınana kadar “bizi” rahat bırakmaz.

Alıştırma

Bu cümlede “until its case has been heard” neyi ima ediyor?

  1. Birisi bir mahkeme davasının çıkardığı sesi dinlemelidir.
  2. İç ses gerçek bir davayı çoktan kazanmıştır.
  3. İç sesin iddiası ciddi biçimde değerlendirilmelidir.
Cevabı göster

İç sesin iddiası ciddi biçimde değerlendirilmelidir.

It will, in order to stir us from our reverie, Kelime

1:29

Bizi hülyalarımızdan uyandırmak için

give us all manner of problems, Kalıp ifadeler

1:32

bize her türlü problemi,

breakdowns, illnesses, twitches, compulsions,

1:34

sinir krizlerini, hastalıkları, seğirmeleri, takıntıları verecektir;

Kelime

stir us from our reverie: birini dalmış olduğu düşüncelerden uyandırmak

Burada stir, “karıştırmak” değil, “uyandırmak veya farkındalığa yöneltmek” anlamına gelir. Reverie, hayale ya da derin düşünceye dalmış olma hâlidir; dolayısıyla stir us from our reverie, bu içe dönük ve gerçeklikten kopuk durumdan çıkıp gerçeği yeniden fark etmemizi sağlamak demektir. Yapı stir + kişi + from + durum şeklindedir. Bir kişinin veya grubun zihinsel bir durumdan çıkıp uyanık ya da tepki vermeye hazır hâle gelmesini anlatır.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için stir fiilini geçmiş zamanda us ve reverie ile kullanın: The sudden alarm ____.

Cevabı göster

stirred us from our reverie

Kalıp ifadeler

all manner of + isim

all manner of problems ifadesinde all manner of, «birçok farklı türde» anlamına gelir. Ardından gelen liste, bu farklı sorunlardan bazılarını sıralar; manner burada «tür» demektir, «nezaket» ya da «bir şeyi yapma biçimi» değil. Kalıp all manner of + isim şeklindedir. Geniş ve çeşitli bir grubu tek bir başlık altında toplamanın özlü bir yoludur.

Alıştırma

Cümleyi, manner ile kurulan ve «birçok farklı türde» anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The storm caused ____ problems across the city.

Cevabı göster

all manner of

in the hope of letting us know that there is something

1:37

sırf yüzleşmekten fayda göreceğimiz bir şeyin olduğunu

we would benefit from reckoning with. Öbek fiiller

1:40

bilmemizi sağlama umuduyla.

Öbek fiiller

reckon with: zor bir gerçekle yüzleşmek

there is something we would benefit from reckoning with cümlesinde reckon with, zor veya kaçınılmaz bir şeyle yüzleşmek, onu ciddi biçimde değerlendirmek ve zihinsel ya da pratik olarak ele almak anlamına gelir. with sözcüğünün nesnesi something'dir; ancak something daha önce, ilgi cümleciğinin önünde yer alır. Bu ifade genellikle bir gerçeği, sonucu, sorunu veya güçlü etkeni göz ardı edilemeyecek kadar önemli gösterir. Burada, gizli sorunu kabul etmenin bize yardımcı olabileceğini anlatır.

Alıştırma

«Yüzleşmek ve ciddi biçimde hesaba katmak» anlamına gelen ifadeyi seçin: Any realistic plan must ___ the possibility of delays.

  1. reckon with
  2. reckon up
  3. reckon on
Cevabı göster

reckon with

When our conscience has done everything it can to alert our minds,

1:44

Vicdanımız zihnimizi uyarmak için elinden geleni yaptığında,

it has a tendency to set to work on our bodies. Öbek fiiller

1:48

işe bedenimizde devam etme eğilimi gösterir.

Öbek fiiller

set to work on: bir hedef üzerinde çalışmaya başlamak

Set to work on, belirli bir hedef üzerinde etkin biçimde çalışmaya, onunla ilgilenmeye veya onu etkilemeye başlamak demektir. Bu cümlede on our bodies eylemin hedefini belirtir; bedenin üzerindeki fiziksel bir konumu anlatmaz. Cümle vicdanı kişileştirir: Vicdan zihni uyarmaya çalıştıktan sonra, bedeni etkileyen yeni bir eyleme başlıyor gibi sunulur. Genel olarak set to work on + isim yapısı, o ismin gösterdiği hedefe yönelmiş amaçlı bir eylemin başladığını anlatır.

Alıştırma

Mühendislerin köprü üzerinde etkin biçimde çalışmaya başladığını göstermek için cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? After the inspection, the engineers ___ the bridge.

  1. worked on
  2. set to work on
  3. set to work
Cevabı göster

set to work on

More specifically, Anlatım akışı

1:52

Daha spesifik olarak,

Anlatım akışı

More specifically, ... ile genel bir ifadeyi daraltmak

More specifically, geniş kapsamlı bir ifadeyi daha kesin bir noktaya daraltan bir söylem belirtecidir. Dinleyiciye, sıradaki bilginin az önce söylenen şeyin ardındaki işleyişi, ayrıntıyı veya örneği açıklayacağını bildirir. Miktarın daha fazla olduğunu belirtmek yerine bilgiyi düzenler. Bu cümlede ifade, vücut üzerindeki genel etkinin nasıl ortaya çıktığını açıklayan daha kesin bir anlatıma hazırlık yapar.

Alıştırma

Doğru mu yanlış mı? Genel bir ifadeden sonra More specifically, daha dar kapsamlı bir ayrıntıyı veya daha kesin bir açıklamayı sunabilir.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Doğru

it forces us to feel in the form of a symptom

1:53

bizi bir fikir veya içgörü olarak doğrudan hissetmediğimiz şeyi

what we haven't felt outright as an idea or insight.

1:57

bir semptom şeklinde hissetmeye zorlar.

Lack of awareness returns to haunt us Deyimler

2:02

Farkındalık eksikliği,

as physical ailments.

2:05

fiziksel rahatsızlıklar olarak dönüp bizi rahatsız eder.

Deyimler

returns to haunt us: geçmişteki sorunların sonradan sıkıntı yaratması

Bu cümlede returns to haunt us, bir şeyin daha sonra geri gelerek bize sorun çıkarması anlamına gelir. Farkındalık eksikliği, insanları takip edip rahatsız edebilen bir varlıkmış gibi anlatılır; ancak gerçek anlamda bir hayaletten söz edilmez. Kalıp something returns to haunt someone şeklindedir. Geçmişteki bir eylemi, seçimi, anıyı veya çözülmemiş sorunu daha sonra ortaya çıkan zararlı bir sonuçla ilişkilendirir.

Alıştırma

Cümleyi daha sonra yeniden sorun yaratmak anlamındaki ifadeyle tamamlayın: A careless promise can ____ years later.

Cevabı göster

return to haunt us

If our intellect won't look at our anger,

2:07

Eğer zihnimiz öfkemize bakmak istemezse,

the feeling may be sent to dwell in our lower back.

2:10

bu duygu alt sırtımıza yerleşmesi için gönderilebilir.

If our anxiety isn't being dealt with psychologically, Dilbilgisi

2:14

Eğer anksiyetemiz psikolojik olarak ele alınmıyorsa,

it may be relegated to our gut.

2:17

bağırsağımıza sürülebilir.

Dilbilgisi

isn't being dealt with: olumsuz şimdiki zaman devam eden edilgen yapı

Isn't being dealt with, deal with ifadesinin olumsuz şimdiki zaman devam eden edilgen biçimidir. Kaygı eylemden etkilenen ögedir: insanlar şu anda kaygıyı psikolojik olarak ele almamaktadır. Yapı am/is/are + not + being + past participle şeklindedir. Being, bir eylem ya da sürecin şu anda devam ettiğini gösterir; dealt with ise ele almak anlamındaki öbek fiil olarak birlikte kalır.

Alıştırma

Cümleyi deal with ifadesinin olumsuz şimdiki zaman devam eden edilgen biçimiyle tamamlayın: The complaint ____ right now.

Cevabı göster

isn't being dealt with

Romantic frustration that is denied

2:21

İnkar edilen romantik hüsran,

may literally begin to wreck our hearts.

2:23

kelimenin tam anlamıyla kalbimizi mahvetmeye başlayabilir.

Our unfelt feelings end up as back pain, Öbek fiiller

2:27

Hissedilmeyen duygularımız en nihayetinde sırt ağrısı,

constipation, insomnia,

2:30

kabızlık, uykusuzluk,

migraines, and arrhythmias.

2:33

migren ve aritmi olarak son bulur.

Öbek fiiller

end up as: sonunda bir şeye dönüşmek

End up as, bir süreçten sonra genellikle planlanmamış biçimde belirli bir şekle veya role dönüşmek ya da o şekilde ortaya çıkmak demektir. as ile başlayan bölüm nihai şekli veya rolü belirtir; neden bildirmez. Bu cümlede konuşmacı, hissedilmeyen duyguların sonunda fiziksel belirtiler olarak ortaya çıktığını öne sürüyor. Bu, videoda sunulan bir iddiadır; dil bilgisi yapısı tek başına bu tıbbi iddiayı kanıtlamaz.

Alıştırma

Cümleyi nihai bir rolü gösteren end up biçimiyle tamamlayın: After the renovation, the warehouse ____ a public library.

Cevabı göster

ended up as

However well-meaning they might be, Dilbilgisi

2:35

Ne kadar iyi niyetli olurlarsa olsunlar,

doctors seldom know to ask the right questions. Dilbilgisi

2:37

doktorlar nadiren doğru soruları sormayı bilirler.

Dilbilgisi

However well-meaning they might be: ne kadar iyi niyetli olurlarsa olsunlar

However + sıfat + özne + may/might be yapısı, özne ne kadar ... olursa olsun anlamında bir ödünleme bildirir. Burada however, well-meaning sıfatının derecesini belirtir; nevertheless anlamındaki bağımsız cümle bağlayıcısı değildir. Konuşmacı, doktorların çok iyi niyetli olabileceğini kabul eder ancak onların hangi soruları soracaklarını nadiren bildikleri yönündeki karşıt iddiasını sürdürür. Might be, ödünlemeye temkinli ve varsayımsal bir ton verir; well-meaning etkililiği değil, niyeti anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle, ne kadar sabırlı olursa olsun anlamındaki ödünleme yapısını doğru kullanır?

  1. However patient he might be, the long delay will frustrate him.
  2. However he might be patient, the long delay will frustrate him.
  3. However patient might he be, the long delay will frustrate him.
  4. However, patient he might be, the long delay will frustrate him.
Cevabı göster

However patient he might be, the long delay will frustrate him.

Dilbilgisi

know to ask the right questions: doğru soruları sormak gerektiğini bilmek

Know to + fiil, bir durumun belirli bir eylemi gerektirdiğinin farkında olmak demektir. know to ask the right questions ifadesinde önemli olan, uygun soruları sorma tekniğini bilmek değil, bu soruları sormak gerektiğini fark etmektir. Seldom, know fiilini niteler; dolayısıyla cümle bu farkındalığın seyrek görüldüğünü söyler. Doktorların soru sormaktan tamamen aciz olduğunu söylemez.

Alıştırma

Hangi cümle Maya'nın bir şeyi yapma becerisine sahip olduğunu değil, kimlik getirmesi gerektiğini fark ettiğini anlatır?

  1. Maya knew to bring an ID.
  2. Maya knew how to bring an ID.
  3. Maya knew that bringing an ID was difficult.
Cevabı göster

Maya knew to bring an ID.

They picture themselves fixing material problems Dilbilgisi

2:41

Kendilerini maddi arızaların neden olduğu

caused by material malfunctions,

2:45

maddi problemleri çözerken hayal ederler;

Dilbilgisi

picture themselves fixing: kendilerini onarırken hayal etmek

Burada picture, zihinde bir görüntü oluşturmak anlamına gelen bir fiildir. Kalıp picture + dönüşlülük zamiri + -ing biçimidir: picture themselves fixing. Eylemi, zihinlerinde görebildikleri bir sahne olarak sunar. Bu cümlede kalıp, doktorların kendi rollerini nasıl hayal ettiklerini anlatır. Canlı anlatım, yazarın şu eleştirisini de güçlendirir: onların zihinsel modeli yalnızca fiziksel arızaları onarmaya dar biçimde odaklanmıştır.

Alıştırma

Cümleyi picture oneself doing kalıbının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın. Before her first presentation, Maya ____ speaking calmly to the audience.

Cevabı göster

pictured herself

not that it might be an ex-partner who has broken our kidney

2:47

böbreğimizi mahvedenin eski bir partner

or a stifled rage against our father

2:51

veya babamıza duyduğumuz bastırılmış bir öfkenin

that's freezing up our vertebrae. Öbek fiiller

2:54

omurlarımızı dondurduğu akıllarına gelmez.

Öbek fiiller

freezing up: kasılmak veya tepki veremez hâle gelmek

Burada freezing up, duygusal baskı altında omurların ve dolayısıyla bedenin katılaşmasına yol açmak anlamındadır. İfade mecazidir: bastırılmış öfke, bedeni geren bir güç gibi sunulur; soğuğun bir şeyi gerçekten buza çevirmesi kastedilmez. Freeze up, normal biçimde hareket edemez, konuşamaz, düşünemez veya çalışamaz hâle gelmek anlamında bir phrasal verb’dür. Bir kişi korku veya baskı yüzünden freeze up olabilir, bir vücut bölgesi katılaşabilir ve bir cihaz yanıt vermeyi bıraktığında freeze up olabilir.

Alıştırma

Bu cümlede “freezing up our vertebrae” neyi düşündürüyor?

  1. Beden egzersiz yoluyla güçleniyor.
  2. Duygusal baskı bedeni katılaştırıyor.
  3. Soğuk hava kemikleri gerçekten buza çeviriyor.
Cevabı göster

Duygusal baskı bedeni katılaştırıyor.

We need to do the work ourselves.

2:57

Bu işi bizim kendimiz yapmamız gerekir.

In order to spare our bodies some of their mute agonies, Deyimler

2:59

Bedenlerimizi çektikleri dilsiz ıstırapların bir kısmından kurtarmak için,

we should submit them to a curious-sounding exercise.

3:03

onları kulağa tuhaf gelen bir egzersize tabi tutmalıyız.

Deyimler

mute agonies: sözcüklere dökülemeyen acı

Mute agonies ifadesinde mute, kendisini sözcüklerle ifade edemeyen anlamındadır. Yazar, bedenin ağrılarını sesi olmayan yoğun bir acı gibi kişileştirir; mute, birinin sesi kapatma düğmesine bastığı veya bilinçli olarak sessiz kalmayı seçtiği anlamına gelmez. Bu imge, bedeni sıra dışı bir egzersize katma yönündeki sonraki düşünceyi destekler: normalde konuşamayan bir şey, iletişim kurabiliyormuş gibi ele alınacaktır. Daha genel olarak edebî İngilizcede mute, sözcüklerle iletişim kurmayan duygular, nesneler veya işaretler için kullanılabilir.

Alıştırma

Bu cümlede mute, “mute agonies” ifadesine hangi anlamı katar?

  1. Acının sesi kapatılmış bir elektronik cihazdan geldiğini söyler.
  2. Bedenin bilinçli olarak şikâyet etmemeye karar verdiğini söyler.
  3. Acıyı kendisini sözcüklerle ifade edemeyen yoğun bir ıstırap olarak sunar.
Cevabı göster

Acıyı kendisini sözcüklerle ifade edemeyen yoğun bir ıstırap olarak sunar.

With our eyes closed,

3:07

Gözlerimiz kapalıyken,

probably while we're lying in bed,

3:09

muhtemelen yatakta uzanırken,

we should pass over our different organs and zones and ask,

3:11

farklı organlarımızın ve bölgelerimizin üzerinden geçmeli ve sormalıyız:

"If this could speak, Dilbilgisi

3:15

"Eğer burası konuşabilseydi,

what might it want to tell me?

3:17

bana ne söylemek isterdi?

Dilbilgisi

Bu konuşabilseydi… bana ne söylemek isterdi acaba?

If this could speak, gerçek olmayan hayalî bir koşul kurar: söz konusu vücut bölümü gerçekten konuşamaz, ancak konuşan kişi onu geçici olarak bir insan gibi ele alır. Buradaki could geçmiş zamanı değil, varsayımsal bir yeteneği belirtir. What might it want to tell me? bu hayalî durumdaki olası mesajı sorar. Might, kesinlikle ne söylemek istediğini öngörmek yerine cevabı açık ve belirsiz tutar.

Alıştırma

Hayalî koşulu ve ihtimali temkinli biçimde soran cümleyi tamamlayın: '____ this statue could speak, what ____ it want to tell us?'

Cevabı göster

If · might

What might the heart ask for?

3:19

Kalp ne isterdi?

The legs?

3:22

Bacaklar?

The shoulders?

3:23

Omuzlar?

The stomach?"

3:23

Mide?"

Our minds are probably better able to think of answers than we might presume. Dilbilgisi

3:25

Zihinlerimiz muhtemelen cevapları düşünme konusunda tahmin ettiğimizden çok daha yeteneklidir.

Dilbilgisi

Sandığımızdan daha iyi cevap düşünebilme yeteneği

better able to think of answers ifadesinde better, able sözcüğünü niteler: anlatılan şey daha kaliteli cevaplar değil, daha yüksek bir yetenek düzeyidir. Than we might presume, aşılan beklenti düzeyini belirtir. Presume, tüm kanıtlara sahip olmadan önce bir şeyi muhtemel kabul etmek demektir; dolayısıyla cümle, zihnimizin kendi önceki tahminimizden daha yetenekli olabileceğini söyler.

Alıştırma

Hangi cümle, çözümlerin kendisinin daha iyi olduğunu söylemeden, takımın çözüm bulma yeteneğinin insanların varsayabileceğinden daha yüksek olduğu anlamına gelir?

  1. The team is better able to find solutions than people might presume.
  2. People presume that the team has already found the best solution.
  3. The team can find solutions that are better than the earlier ones.
Cevabı göster

The team is better able to find solutions than people might presume.

It could be surprisingly clear,

3:29

Soruyu sorduğumuzda şu gerçekler

once we ask the question,

3:31

şaşırtıcı derecede netleşebilir:

that our shoulders are desperate for the relationship to end, Dilbilgisi

3:33

Omuzlarımızın ilişkinin bitmesini umutsuzca istediği,

Dilbilgisi

be desperate for + noun + to do kalıbı

be desperate for + isim + to do kalıbı, belirli bir kişinin veya şeyin bir eylemi gerçekleştirmesini ya da değişmesini çok güçlü biçimde istemek anlamına gelir. for sonrasındaki isim, mastarın mantıksal öznesidir: bu cümlede bitmesi gereken şey the relationship ifadesidir. Omuzlar, bir istekleri varmış gibi kişileştirilmiştir. Bu, ilişkiyi omuzların kendisinin bitireceği anlamına gelmez. Bu kalıp, güçlü isteği hisseden taraf ile harekete geçmesi veya değişmesi beklenen kişi ya da şeyi birbirinden ayırır.

Alıştırma

Komşuların gürültülü onarım çalışmalarının bitmesini çok istediğini göstermek için cümleyi iki sözcükle tamamlayın: The neighbors are desperate ____ the repairs ____ end.

Cevabı göster

for · to

that our stomachs want us to take on less responsibility, Öbek fiiller

3:37

midemizin daha az sorumluluk almamızı istediği,

Öbek fiiller

take on less responsibility: daha az sorumluluk üstlenmek

Take on responsibility, görev kabul etmek veya bu görevlerden sorumlu olmayı kabul etmek anlamına gelir. Less, sayılamayan responsibility ismini niteler; dolayısıyla take on less responsibility daha az miktarda veya daha hafif düzeyde sorumluluk kabul etmek demektir. Take on, sorumluluğu çoğu zaman kişinin iş yüküne eklenen bir şey olarak sunar. Burada mideler kişileştirilmiş ve kişiyi bu yükü azaltmaya çağırıyormuş gibi anlatılmıştır.

Alıştırma

Maya’nın daha az görev kabul edeceğini göstermek için vurgulanan ifadeyi kullanın: Maya already has a full schedule, so next term she plans to ____.

Cevabı göster

take on less responsibility

that our hearts want a chance to say sorry,

3:40

kalbimizin özür dilemek için bir şans istediği,

that our ribcage has had enough of pretending it's happy, Kalıp ifadeler

3:43

göğüs kafesimizin mutluymuş gibi davranmaktan bıktığı

Kalıp ifadeler

has had enough of pretending: tahammül sınırına gelmek

have/has had enough of + isim veya -ing biçimi, birinin bir şeye şimdiye kadar katlandığını ancak artık sınırına ulaştığını ve bunun devam etmesini istemediğini belirtir. Burada has, tekil özne our ribcage ile uyumludur; pretending ise of sonrasında kullanılan -ing biçimidir. Şimdiki tamamlanmış zaman yapısı has had, rahatsızlığın zaman içinde birikerek şu ana ulaştığını gösterir. Bu duygu göğüs kafesine verilerek beden kişileştirilir; beden, mutluymuş gibi davranmayı sürdürmeyi reddedebilirmiş gibi anlatılır.

Alıştırma

Cümleyi have had enough of yapısının doğru biçimiyle tamamlayın: After three noisy nights, Leo ____ trying to sleep beside the construction site.

Cevabı göster

has had enough of

and that our lungs need an opportunity to scream.

3:46

ve akciğerlerimizin çığlık atmak için bir fırsata ihtiyacı olduğu.

Many of our bodily ailments

3:50

Bedensel rahatsızlıklarımızın birçoğu,

are ultimately mute forms of revenge Deyimler

3:52

sonuç olarak özenle ağırlamayı reddettiğimiz

for all the thoughts and feelings

3:55

tüm o düşünce ve duygular için

we have so carefully been refusing to entertain. Kelime

3:58

sessiz intikam biçimleridir.

Deyimler

Bir metafor olarak mute forms of revenge

“Mute forms of revenge” bir metafordur. Mute, “sesi olmayan” anlamına gelir; revenge ise karşılık veren bir gücü çağrıştırır. Bu sözcükler birlikte, bedensel rahatsızlıkları bastırılmış düşünce ve duyguların sözsüz sonuçları olarak sunar. Beden, misilleme yapabilirmiş gibi kişileştirilir; ancak ifade bedenin gerçekten düşündüğünü ya da intikam planladığını iddia etmez. Bu, ifade edilmemiş iç deneyimle bedensel acıyı bağlayan retorik bir anlatımdır; tıbbi bir terim veya tıbbi mekanizma kanıtı değildir.

Alıştırma

“Years of ignored problems returned as mute forms of revenge,” cümlesinde mute forms of revenge en olası olarak ne anlama gelir?

  1. Dikkatle planlanmış gerçek bir cezalandırma eylemi
  2. Sessizce misilleme yapıyor gibi görünen sonuçlar
  3. Birkaç kişinin yüksek sesle dile getirdiği şikâyetler
Cevabı göster

Sessizce misilleme yapıyor gibi görünen sonuçlar

Kelime

“değerlendirmek” anlamındaki entertain

Bu cümlede entertain, “bir şeyi değerlendirmeye izin vermek veya onun üzerinde ciddi biçimde düşünmek” anlamına gelir. Nesnesi daha önce geçen thoughts and feelings ifadesidir; dolayısıyla refusing to entertain them, bu düşünce ve duyguların bilince tam olarak girmesine izin vermeyi reddetmek demektir. Bu anlam genellikle idea, possibility, suggestion, thought veya doubt gibi isimlerle kullanılır. Burada eğlendirmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede entertain “değerlendirmeye istekli olmak” anlamında kullanılmıştır?

  1. The committee refused to entertain the proposal without new evidence.
  2. She entertained the guests in her living room.
  3. The band entertained the crowd with three new songs.
Cevabı göster

The committee refused to entertain the proposal without new evidence.

We will feel so much better in our bodies

4:01

Endişelerimizi ait oldukları zihnimize iade ettiğimizde,

once we have repatriated our concerns to our minds, Notlar

4:04

unutma sürecini tersine çevirdiğimizde

once we have reversed the process of forgetting

4:08

ve çok uzun zamandır kaçtığımız şeyleri

and dared to see and endure

4:11

görmeye ve bunlara katlanmaya cesaret ettiğimizde

what we've been in flight from for too long. Deyimler

4:13

bedenlerimizde çok daha iyi hissedeceğiz.

Anlatım akışı

paralel koşullar olarak once we have ... once we have ...

Burada once, “bir koşul yerine geldiğinde” veya “gelir gelmez” anlamındadır. İki once yan cümlesi de aynı ana öngörüye, We will feel so much better in our bodies ifadesine bağlanır. İki ayrı sonuç ortaya koymazlar. once tekrarlandığında aynı sonuca yönelen paralel adımlar oluşur. Adımlardan biri kaygıları bilinçli düşünceye geri getirir, diğeri ise unutma alışkanlığını tersine çevirir. Present perfect biçimleri have repatriated ve have reversed, iyileşme gerçekleşmeden önce her adımın tamamlanmış olduğunu gösterir.

Alıştırma

“The team can publish the report once we have checked the facts, once we have corrected the figures,” cümlesinde tekrarlanan once yapısı ne yapar?

  1. İki eylemin de geçmişte bir kez gerçekleştiğini söyler.
  2. Aynı ana sonuç için iki koşul verir.
  3. Her koşuldan sonra farklı bir sonuç verir.
Cevabı göster

Aynı ana sonuç için iki koşul verir.

Deyimler

repatriated our concerns to our minds mecazı

Repatriate sözcüğü gerçek anlamıyla bir kişiyi, nesneyi veya parayı ait olduğu ülkeye geri göndermek demektir. Burada bilinçli olarak mecaz anlamda kullanılır: Kaygıların zihinden ayrılıp bedene yerleştiği düşünülür; bu yüzden repatriated our concerns to our minds, kaygıları bilinçli olarak fark edilebilecekleri zihne geri getirmek anlamına gelir. Bu imge, zihinden bedene doğru gerçekleşen önceki hareketi tersine çevirir. Kaygılar zihinsel olarak tanınıp onlarla yüzleşildiğinde beden artık onları aynı şekilde taşımak zorunda kalmaz.

Alıştırma

Bu cümlede repatriated our concerns to our minds ne anlama geliyor?

  1. Kaygılı insanları kendi ülkelerine geri göndermek
  2. Kaygıları yeniden bilinçli zihinsel farkındalığa getirmek
  3. Fiziksel belirtileri zihinden bedene taşımak
Cevabı göster

Kaygıları yeniden bilinçli zihinsel farkındalığa getirmek

Deyimler

kaçınma mecazı olarak in flight from

In flight from ifadesindeki flight, kaçış veya uzaklaşma anlamındadır. What we've been in flight from, konuşanın sürekli kaçındığı düşünce ya da duygulara gönderme yapar; uçakla ulaşılan bir yeri anlatmaz. Be in flight from, kaçınmayı devam eden bir kaçış durumu olarak sunar. Bu imge, kaçınmayı sıradan avoid fiiline göre daha acil ve uzun süreli gösterir; for too long ise ne kadar süredir devam ettiğini belirtir.

Alıştırma

Hangi cümlede in flight from uzun süreli kaçınma anlamında kullanılmıştır?

  1. She was on a flight from Madrid to Rome.
  2. For years, he was in flight from the truth about his choices.
  3. The bird was in sight of the river.
Cevabı göster

For years, he was in flight from the truth about his choices.