Bill Gates'in Çöküşü: İngilizce çalışma notları

Newsthink

Öğrenme zorluğu
1.159 kelime 180 kel/dk

Video özeti: Boşanma ve Epstein bağlantılı iddialar Gates'in imajını sarsar; özel seçimler de kamusal mirası biçimlendirir. İngilizce noktaları: 1. Few if any — Dil bilgisi ve kalıplar: if any, few ifadesine “belki hiç yok” anlamı katar ve kanıtsız kesinliği önler. 2. a reckoning — Sözcük anlamı ve kullanım: kamusal tartışmada zararla yüzleşmek ve hesap sormaktır; hesaplama değildir. 3. reputations aren't built only on what a person creates. They're shaped by the choices they make — Söylem, hikâye ve retorik: paralel edilgen yapılar ile yaratılanlar/seçimler karşıtlığı biyografiyi ahlaki sonuca dönüştürür.

Bu derste

For nearly 20 years,

0:00

Neredeyse 20 yıl boyunca,

Bill Gates was the richest person in the world.

0:01

Bill Gates dünyanın en zengin insanıydı.

He pledged to give away nearly all of his vast fortune Notlar

0:04

Geniş servetinin neredeyse tamamını bağışlayacağına söz verdi

Kalıp ifadeler

pledged to: resmî bir taahhütte bulunmak

Pledged to, bir kişinin bir eylemi gerçekleştirme konusunda ciddi ve çoğu zaman kamuya açık bir taahhütte bulunduğunu gösterir. Buradaki eylem give away nearly all of his vast fortune olduğundan, ifade sıradan bir niyetten daha güçlüdür. Yapı pledge to + fiilin yalın hâlidir; pledge to donate ve pledge to act gibi kullanılır. Pledged geçmiş zamandadır ve taahhüdün geçmişte verildiğini gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle resmî ve kamuya açık bir taahhüdü en iyi biçimde ifade eder?

  1. The organization might fund the program for five years.
  2. The organization pledged to fund the program for five years.
  3. The organization happened to fund the program for five years.
Cevabı göster

The organization pledged to fund the program for five years.

Öbek fiiller

give away: bir şeyi ücretsiz vermek

Bu cümlede give away, karşılığında ödeme almadan bir şeyi başka bir kişiye veya kuruluşa vermek anlamına gelir. Nesne olan nearly all of his vast fortune, burada bağış anlamının kastedildiğini açıkça gösterir. Give away ayrılabilen bir öbek fiildir: give the money away ve give away the money kullanımlarının ikisi de doğaldır. Nesne bir zamirse ortaya yerleştirilir: give it away.

Alıştırma

Hangi cümlede give away, bir şeyi başka birine ücretsiz vermek anlamında kullanılmıştır?

  1. Before moving, Lena gave away her extra chairs.
  2. Lena gave the chairs back to their owner.
  3. The detective refused to give away the suspect's name.
Cevabı göster

Before moving, Lena gave away her extra chairs.

through the Bill and Melinda Gates Foundation,

0:06

Bill ve Melinda Gates Vakfı aracılığıyla,

one of the largest philanthropies ever created.

0:09

bu şimdiye kadar kurulmuş en büyük hayır kurumlarından biriydi.

He received an honorary knighthood from the Queen, Kültür

0:11

Kraliçe'den onursal şövalye unvanı,

Kültür

honorary knighthood: onursal şövalyelik unvanı

Burada honorary knighthood, bir kişinin başarılarını veya hizmetlerini takdir etmek için Britanya Kraliyeti tarafından verilen bir onurdur. Genellikle nişan düzenine asli üye olarak kabul edilmeyen yabancı bir kişiye verilir. Honorary sözcüğü çok önemlidir: bu ödül gerçek bir saygınlık taşır, ancak alıcının normalde adının önünde Sir veya Dame kullanmasına izin vermez. Buradaki knighthood, bir onuru ve statüyü belirtir; Orta Çağ şövalyeliğini bir meslek olarak anlatmaz.

Alıştırma

Honorary knighthood ifadesindeki honorary neyi belirtir?

  1. Alıcının Orta Çağ şövalyesi olarak çalıştığı geçici bir görevdir.
  2. Britanya onur sistemiyle bağlantısı olmayan gayriresmî bir övgüdür.
  3. Gerçek bir onurdur, ancak alıcı asli bir şövalye değildir ve normalde Sir veya Dame kullanamaz.
Cevabı göster

Gerçek bir onurdur, ancak alıcı asli bir şövalye değildir ve normalde Sir veya Dame kullanamaz.

the Presidential Medal of Freedom from Barack Obama,

0:14

Barack Obama'dan Başkanlık Özgürlük Madalyası aldı,

and in 2005,

0:17

ve 2005 yılında,

Time Magazine put him on its cover Kalıp ifadeler

0:18

Time Dergisi onu kapağına taşıdı

Kalıp ifadeler

put him on its cover: onu kapağına taşımak

Put him on its cover ifadesinde put + kişi + on + bir yayının kapağı yapısı, o kişinin görüntüsünü ön kapak görseli olarak seçmek veya kullanmak anlamına gelir. Its, Time Magazine ifadesine gönderme yapar. Bu ifade, durumu derginin editoryal seçimi olarak sunar. Kişinin fiziksel olarak bir kapağın üzerine taşındığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle, derginin o kişiyi ön kapak görseli olarak seçtiğini açıkça belirtir?

  1. The magazine put his article in the issue.
  2. The magazine put him on its cover.
  3. The magazine covered him.
Cevabı göster

The magazine put him on its cover.

as one of its Good Samaritans Kültür

0:20

İyi Samiriyelilerinden biri

Kültür

Good Samaritans: yabancılara yardım eden merhametli kişiler

Bu kalıplaşmış ifadede Good Samaritan, bir yabancıya veya zor durumda olan başka birine kendi isteğiyle yardım eden kişidir. Good Samaritans çoğuldur; bu nedenle one of its Good Samaritans, kişiyi bu tür yardımları nedeniyle övülen bir grubun içine yerleştirir. Ad, başkaları yanından geçip gittikten sonra yaralı bir yabancıya yardım eden bir Samiriyeliyi anlatan Kutsal Kitap’taki bir meselden gelir. Bu arka plan, ifadenin yalnızca iyi biri olmayı veya Samiriyeli bir etnik kökeni değil, merhametli bir eylemi vurguladığını açıklar.

Alıştırma

Cümledeki Good Samaritans ifadesine en uygun açıklama hangisidir?

  1. Ne yaptıklarına bakılmaksızın belirli bir yerden gelen kişiler
  2. Yalnızca popüler veya başarılı olan kişiler
  3. Zor durumdaki başkalarına gönüllü olarak yardım eden kişiler
Cevabı göster

Zor durumdaki başkalarına gönüllü olarak yardım eden kişiler

and Persons of the Year.

0:22

ve Yılın Kişilerinden biri olarak.

Bill Gates was the model of the Good Billionaire.

0:23

Bill Gates, İyi Milyarder modelinin ta kendisiydi.

Then came the pandemic. Anlatım akışı

0:26

Sonra pandemi geldi.

Anlatım akışı

Then came + isim öbeği: anlatısal devrik yapı

Then came the pandemic, Then + fiil + özne kalıbını kullanır: önce then gelir, onu came izler ve the pandemic öznesi sonda yer alır. Normal sıra Then the pandemic came şeklindedir. Bu devrik yapı bir soru değil, bildirme cümlesidir. Pandemiyi sıradaki büyük gelişme olarak sunup ona ek ağırlık verir ve anlatıda keskin bir dönüş oluşturur. Başka bağlamlarda da kullanılabilen Then came + isim öbeği kalıbı, sonrasında yaşanacakları değiştiren bir olayı, kişiyi veya sorunu tanıtabilir.

Alıştırma

Parantez içindeki sözcükleri ve anlatısal devrik yapıyı kullanarak cümleyi tamamlayın: The launch was going smoothly. ____. (then / came / the power cut)

Cevabı göster

Then came the power cut

Gates had warned of pandemics for years,

0:28

Gates yıllarca pandemilere karşı uyarıda bulunmuştu,

and COVID thrust him into the spotlight Deyimler

0:30

ve COVID onu ilgi odağı haline getirdi

Deyimler

thrust someone into the spotlight: birini aniden kamuoyunun ilgi odağına itmek

Bu cümlede thrust him into the spotlight, COVID'in onun birden yoğun bir kamuoyu ilgisi görmesine yol açtığı anlamına gelir. Spotlight burada mecazdır: Gerçek bir sahne ışığının altında durmadı, önemli bir tartışma odağı hâline geldi. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp thrust + kişi veya şey + into the spotlight şeklindedir. Thrust güç ve anilik hissi verir; dolayısıyla bu ilgi kişinin isteyerek aradığı değil, dışarıdan maruz kaldığı bir ilgi olabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede thrust ... into the spotlight, dışarıdan gelen bir olayın aniden kamuoyu ilgisi yaratması anlamında kullanılmıştır?

  1. Nia gradually built a private reputation among her coworkers.
  2. An unexpected report thrust Nia into the spotlight.
  3. Nia switched on a spotlight during the presentation.
Cevabı göster

An unexpected report thrust Nia into the spotlight.

as a de facto authority on public health. Kelime

0:32

halk sağlığı konusunda fiili bir otorite olarak.

Kelime

de facto authority: resmî atama olmadan fiilen otorite kabul edilen kişi

Buradaki de facto authority, resmî bir makam, hukuki statü veya atama bu rolü vermediği hâlde uygulamada otorite olarak görülen kişiyi ifade eder. De facto, authority sözcüğünü niteler; kişinin belgelenmiş uzmanlığa veya resmî yetkiye sahip olduğunu kanıtlamaz. Bu ifade, gerçekte olanlarla resmî olarak belirlenenleri birbirinden ayırır. Önündeki as a ... yapısı, onun seçimle veya atamayla geldiği bir makamı değil, kamusal tartışmada başkalarının ona verdiği rolü gösterir.

Alıştırma

Resmî olarak atanmadan uygulamada otorite kabul edilen birini anlatan resmî ifadeyle cümleyi tamamlayın: Although no one appointed her, Lena became the ____ on the archive.

Cevabı göster

de facto authority

His critics argued he wasn't an elected official

0:35

Onu eleştirenler seçilmiş bir yetkili olmadığını

and had too much power,

0:37

ve çok fazla güce sahip olduğunu savundu,

and fueled conspiracy theories Kalıp ifadeler

0:39

ve komplo teorilerini körüklediler

Kalıp ifadeler

Fuel conspiracy theories: komplo teorilerini körüklemek

Bu cümlede fueled mecaz anlamdadır: eleştiriler komplo teorilerine daha fazla ilgi veya görünürde destek kazandırarak onların büyümesine ya da yayılmasına yardımcı olmuştur. Gerçek yakıt vermek anlamına gelmez ve eleştirmenlerin bu sonucu amaçladığını da göstermez. fuel + isim kalıbı, nesnenin belirttiği şeyin güçlendiğini anlatır. Yaygın örnekler arasında fuel rumors, fuel fear, fuel suspicion ve fuel debate bulunur.

Alıştırma

The unexplained delay fueled conspiracy theories online cümlesinde fueled ne anlama gelir?

  1. Teorileri tartışan kişilere fiziksel yakıt sağladı.
  2. Teorilerin büyümesini veya yayılmasını daha olası hâle getirdi.
  3. Teorilerin doğru olduğunu kanıtladı.
Cevabı göster

Teorilerin büyümesini veya yayılmasını daha olası hâle getirdi.

accusing him of using vaccines Dilbilgisi

0:40

onu aşıları kontrol veya kâr amacıyla

Dilbilgisi

Accuse someone of doing: birini bir şey yapmakla suçlamak

Sabit kalıp accuse + kişi + of + isim veya -ing biçimidir; accuse him of using vaccines buna örnektir. Him suçlanan kişiyi, using vaccines ise gerçekleştiği iddia edilen eylemi belirtir. Of sözcüğünden sonra to ile mastar değil, -ing biçimi kullanılır. Burada accusing him of using... komplo teorilerinin ne iddia ettiğini ekleyen bir -ing öbeğidir. Accuse bir suçlamayı aktarır; suçlamanın doğru olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

Parantez içindeki fiili ve accuse + person + of + -ing kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: The coach accused Leo ____ during the race. (cheat)

Cevabı göster

of cheating

for control or profit.

0:42

kullanmakla suçlayarak.

And now his reputation has gotten worse.

0:44

Ve şimdi itibarının durumu daha da kötüleşti.

Newly released emails from the Epstein files Kültür

0:46

Epstein dosyalarından yeni yayınlanan e-postalar

Kültür

the Epstein files: birçok kayıt için kullanılan toplu ad

“The Epstein files”, Jeffrey Epstein, onun ceza davaları ve bağlantı ağıyla ilgili kamuya açıklanmış kayıtlar için medyada kullanılan geniş kapsamlı bir addır. Bu derleme e-postaları, mesajları, mahkeme belgelerini ve başka kayıtları içerebilir; bu nedenle “files” çoğuldur ve tek bir belge anlamına gelmez. Bu ad, bilginin geldiği kayıt derlemesini belirtir; içindeki her ifadenin doğru olduğunu göstermez. Bir kişinin adının kayıtlarda geçmesi, tek başına o kişinin suç veya usulsüzlük işlediğini kanıtlamaz.

Alıştırma

Bu bağlamda “the Epstein files” ne anlama gelir?

  1. Epstein’la ilgili davalara ve bağlantı ağına ilişkin yayımlanmış kayıtların toplu adı
  2. Adı geçen herkesin suç işlediğini kanıtlayan doğrulanmış bir liste
  3. Epstein’ın bizzat yazdığı ve yeni yayımlanan tek bir e-posta
Cevabı göster

Epstein’la ilgili davalara ve bağlantı ağına ilişkin yayımlanmış kayıtların toplu adı

allege Gates got a sexually transmitted infection Kelime

0:49

Gates'in Rus kızlarla yattığı için

from sleeping with Russian girls,

0:51

cinsel yolla bulaşan bir enfeksiyon kaptığını

Kelime

allege: kanıtlanmamış bir suçlamayı aktarmak

Burada “allege”, “Gates got a sexually transmitted infection” yan cümlesini başlatır. Dilbilgisel öznesi çoğul “emails” ismidir ve isteğe bağlı “that” bağlacı atılmıştır: “the emails allege (that) Gates got....”. Haber ve hukuk dilinde “allege”, ciddi bir suçlamayı belirli bir kaynağa dayandırırken bunun henüz kanıtlanmadığını da belirtir. Okura, sonraki bilgiyi kesinleşmiş bir gerçek değil, bir iddia olarak değerlendirmesi gerektiğini gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle suçlamayı kanıtlanmamış olarak sunuyor?

  1. The records prove that the company hid safety data.
  2. The investigation confirmed that the company hid safety data.
  3. The complaint alleges that the company hid safety data.
Cevabı göster

The complaint alleges that the company hid safety data.

and that he secretly tried to slip antibiotics Kelime

0:53

ve karısı Melinda'ya gizlice antibiyotik

to his wife Melinda.

0:56

vermeye çalıştığını iddia ediyor.

Kelime

slip antibiotics to: birine gizlice bir şey vermek

slip something to someone kalıbında slip, başkaları fark etmeden bir nesneyi sessizce vermek veya uzatmak anlamına gelir. Antibiotics verilen nesneyi, his wife Melinda ise to ile gösterilen alıcıyı belirtir. Secretly sözcüğü eylemin gizli yapıldığını açıkça gösterir. Buradaki slip, bir şeyi aktarma anlamındadır; kayıp dengesini yitirmek anlamında değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede slip, birine bir şeyi gizlice veya fark ettirmeden vermek anlamında kullanılmıştır?

  1. Leo slid the key across the table in full view of everyone.
  2. Leo slipped on the wet floor while carrying a key.
  3. Leo slipped a key to Nina while no one was looking.
Cevabı göster

Leo slipped a key to Nina while no one was looking.

Sad.

0:57

Üzücü.

just unbelievable sadness.

0:59

sadece inanılmaz bir üzüntü.

Unbelievable sadness, right?

1:02

İnanılmaz bir üzüntü, değil mi?

Um

1:04

Hımm

And again,

1:08

Ve yine,

I'm able to take my own sadness

1:09

kendi hüznümü bir kenara bırakıp

and look at those young girls

1:11

o genç kızlara bakabiliyorum

and say, "My God,

1:13

ve diyorum ki, "Aman Tanrım,

how did they...

1:14

onlar nasıl...

How did that happen to those girls, right?"

1:17

O kızların başına bu nasıl geldi, değil mi?"

And By 2021,

1:19

Ve 2021'e gelindiğinde,

the image Gates had carefully built for decades Deyimler

1:21

Gates'in onlarca yıldır özenle inşa ettiği imajı

was beginning to crack.

1:23

çatlamaya başlamıştı.

Deyimler

the image ... was beginning to crack: kamuoyu itibarının zayıflaması

Burada image, bir fotoğrafı değil, Gates'in uzun yıllar boyunca oluşturduğu toplumsal izlenimi veya itibarı ifade eder. Built, bu itibarı bilinçli olarak inşa edilmiş bir şey gibi sunar. Was beginning to crack aynı metaforu sürdürür: tartışmalar bu imaja zarar vermeye ve zayıf noktalarını açığa çıkarmaya başlıyordu. Beginning, tamamen yıkılmayı değil, hasarın ilk belirtilerini ifade eder.

Alıştırma

Örnekte the image ... was beginning to crack ne anlama gelir?

  1. Tamamen yeni bir kamusal kimlik oluşturmaya başlıyordu.
  2. Özenle koruduğu kamuoyu itibarı zayıflamaya başlıyordu.
  3. Onun bir fotoğrafı fiziksel olarak parçalanmaya başlıyordu.
Cevabı göster

Özenle koruduğu kamuoyu itibarı zayıflamaya başlıyordu.

When he and Melinda announced they were ending their marriage

1:25

O ve Melinda evliliklerini bitirdiklerini duyurduklarında

after 27 years,

1:27

27 yılın ardından,

in a joint statement,

1:30

ortak bir açıklamada,

they wrote,

1:31

şöyle yazdılar,

"We no longer believe we can grow together Ton ve niyet

1:31

"Hayatımızın bu sonraki aşamasında

Ton ve niyet

No longer believe we can grow together: ölçülü bir ayrılık açıklaması

İlişkiyle ilgili bu açıklamada no longer believe bir düşünce değişikliğini gösterir: konuşan kişiler eskiden ilişkinin sürebileceğine inanıyordu, ancak artık buna inanmıyor. We can grow together, fiziksel olarak büyümek veya yalnızca birlikte yaşlanmak değil, bir çift olarak ortak bir hayatı birlikte geliştirip sürdürebilmek anlamına gelir. Bu sözler bir arada, ayrılığı ölçülü bir biçimde ilan eder. Konuşan kişiler evliliklerini bitirdiklerini doğrudan söylemek yerine ortak bir geleceğin artık bulunmadığını anlatır. Bu da kamuya açık bir açıklamada sakin ve temkinli bir ton yaratır.

Alıştırma

Kamuya açık bir açıklamada “We no longer believe we can grow together” en güçlü biçimde ne anlatır?

  1. Konuşan kişilerin eskisi gibi devam etmeden önce kısa bir molaya ihtiyacı var.
  2. Konuşan kişiler ayrı ayrı fiziksel olarak daha uzun olmak istiyor.
  3. Konuşan kişiler ilişkilerinin artık ortak bir geleceği olmadığına inanıyor.
Cevabı göster

Konuşan kişiler ilişkilerinin artık ortak bir geleceği olmadığına inanıyor.

as a couple in this next phase of our lives."

1:33

bir çift olarak birlikte büyüyebileceğimize artık inanmıyoruz."

Melinda eventually walked away from the Bill and Melinda Gates Foundation. Öbek fiiller

1:36

Melinda sonunda Bill ve Melinda Gates Vakfı'ndan ayrıldı.

Öbek fiiller

Walked away from: katılımı bilinçli olarak sona erdirmek

Burada walked away from, bir kişinin bir şeyden ayrılmayı veya onunla olan bağını sona erdirmeyi seçtiği anlamına gelen bir fiil öbeğidir. Nesnesi bir kurum olduğu için bir yerden yürüyerek ayrılmayı değil, vakıftaki görev ve katılımını sonlandırmayı anlatır. Walked away çoğu zaman kişisel tercihi ve net bir kopuşu vurgular. Bağlama göre, devam etmeye çalışmak yerine bir görevden, ilişkiden, anlaşmadan veya daha önce yapılan bir yatırımdan vazgeçildiğini de düşündürebilir.

Alıştırma

Hangi cümle Maya'nın projeyle olan bağını bilinçli olarak sona erdirdiğini en iyi anlatır?

  1. Maya left the project meeting after the final dispute.
  2. Maya walked away from the project after the final dispute.
  3. Maya continued working on the project after the final dispute.
Cevabı göster

Maya walked away from the project after the final dispute.

To the public,

1:40

Halk için,

the split came as a shock. Kalıp ifadeler

1:41

ayrılık bir şok olarak geldi.

Kalıp ifadeler

came as a shock: büyük bir şok olmak

came as a shock kalıbında come hareket bildirmez. Bu ifade, bir olayın ya da haberin ani ve çok şaşırtıcı olarak karşılandığını anlatır. Yaygın yapı something + came as a shock + to someone şeklindedir. Burada the split şaşkınlık yaratan haberdir; açıkça belirtilmeyen kişiler ise bunu öğrenen insanlardır.

Alıştırma

“Çok şaşırtıcı oldu” anlamındaki dört sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The sudden cancellation ____ to the whole team.

Cevabı göster

came as a shock

Few if any could tell there was trouble Dilbilgisi

1:43

Dans pistinde sorun olduğunu çok az kişi

Dilbilgisi

Few if any: varsa bile çok az

Few if any, “çok az ve belki de hiç yok” anlamına gelir. Few çok küçük bir sayı bildirir; if any ise gerçek sayının sıfır olabileceğine dair temkinli bir çekince ekler. Altyazıda ima edilen isim people sözcüğüdür: Few people, if any, could tell.... İngilizcede bağlam açık olduğunda bu isim düşürülebilir. Böylece konuşan kişi kesin olarak none demeden sayının sıfıra çok yakın olduğunu güçlü biçimde ifade eder.

Alıştırma

“Belki hiç yok ve en fazla çok küçük bir sayı var” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyi kullanın: ____ of the applicants had the required experience.

Cevabı göster

Few if any

on the dance floor.

1:45

anlayabilirdi.

For decades,

1:46

Onlarca yıl boyunca,

Gates had been seen as a brilliant software pioneer

1:47

Gates mükemmel bir yazılım öncüsü olarak görüldü

who dropped out of Harvard to co-found Microsoft Öbek fiiller

1:50

Harvard'ı bırakıp Microsoft'u kuran

Öbek fiiller

drop out of: eğitimi tamamlamadan okulu bırakmak

Bu cümlede dropped out of Harvard, Harvard'daki eğitimi tamamlamadan veya oradan diploma almadan ayrılmak anlamına gelir. Drop out of + okul, üniversite veya program yapısı, tamamlanmamış bir eğitim sürecini belirtir. Bu ifade nedeni değil, sonucu bildirir. Tek başına kişinin kendi isteğiyle mi ayrıldığını, koşullar yüzünden mi ayrılmak zorunda kaldığını yoksa okul tarafından mı uzaklaştırıldığını göstermez.

Alıştırma

Cümleyi drop out of ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Lina left college before finishing her degree. She ____ college in her second year.

Cevabı göster

dropped out of

and revolutionized personal computing.

1:52

ve kişisel bilgisayar dünyasında devrim yaratan.

It was at Microsoft that he met Melinda.

1:55

Melinda ile tanıştığı yer de Microsoft'tu.

He was the boss,

1:57

O patrondu,

she was a product manager.

1:58

kadın ise ürün yöneticisiydi.

She initially turned him down, Öbek fiiller

1:59

Kadın başlangıçta onu reddetti,

Öbek fiiller

turn someone down: birinin davetini veya romantik yaklaşımını reddetmek

Bu cümlede turned him down, onun davetini veya romantik yaklaşımını reddettiği anlamına gelir. Aynı öbek fiil, birinin isteğini ya da başvurusunu reddederken de kullanılabilir. Turn down ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne bir zamirse fiil ile down arasına gelmelidir: turn him down denir, turn down him denmez.

Alıştırma

turn someone down ifadesinin geçmiş zamanını kullanarak ve zamiri doğru yere koyarak cümleyi tamamlayın: Nina asked Omar to dinner, but he ____.

Cevabı göster

turned her down

but he kept pursuing her.

2:01

ama adam onun peşinden koşmaya devam etti.

Once the relationship became serious,

2:03

İlişki ciddileştiğinde,

Gates made a pros and cons list Kalıp ifadeler

2:05

Gates bir artı ve eksi listesi yaptı

Kalıp ifadeler

Bir seçeneği tartmak için “pros and cons”

“Pros and cons”, bir seçeneğin avantajlarını ve dezavantajlarını anlatan kalıplaşmış bir ikilidir. Burada Gates, kararı tartabilmek için iki tarafı da bir listede topluyor. Bu ifadeyi dengeli bir karşılaştırma düzenlemek için kullanabilirsin: pros lehteki, cons ise aleyhteki nedenlerdir.

Alıştırma

Pros ile başlayan ve “avantajlar ve dezavantajlar” anlamına gelen yaygın üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamla: “Before choosing a new apartment, we listed the ____.”

Cevabı göster

pros and cons

about whether to propose,

2:06

evlenme teklif edip etmeme konusunda,

as he was unsure if marriage

2:08

çünkü evliliğin

would interfere with running Microsoft. Kalıp ifadeler

2:09

Microsoft'u yönetmesini engelleyip engellemeyeceğinden emin değildi.

Kalıp ifadeler

interfere with + -ing yapısı

Interfere with, bir etkinliği zorlaştırmak veya onun düzgün ilerlemesini engellemek demektir. Burada running Microsoft, “Microsoft'u yönetmek” anlamına gelir ve -ing öbeğinin tamamı etkilenen etkinliği belirtir. Kalıp interfere with + isim/-ing biçimidir: interfere with work; interfere with running a company. With sonrasında mastar kullanma.

Alıştırma

Gürültünün bir etkinliği zorlaştırdığını doğru biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. Construction noise can interfere to study.
  2. Construction noise can interfere with studying.
  3. Construction noise can interfere in studying.
Cevabı göster

Construction noise can interfere with studying.

They ended up tying the knot in Hawaii. Notlar

2:12

Sonunda Hawaii'de dünya evine girdiler.

Öbek fiiller

ended up + -ing: ulaşılan nihai sonuç

End up + -ing, bir eylemi değişiklikler, belirsizlik veya beklendiği gibi gerçekleşmeyen bir plan sonrasında ortaya çıkan nihai sonuç olarak sunar. Burada ended up tying, ardından gelen eylemin sonunda ulaştıkları sonuç olduğunu gösterir. Sonuç bir eylem olduğunda end up sonrasında, ended up tying örneğindeki gibi -ing biçimi kullanılır. Bu ifade tek bir bütün olarak çalışır; sözcüğü sözcüğüne “yukarı doğru bitirmek” anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için end up ifadesinin geçmiş zaman biçimini kullanın: We planned to cook, but the kitchen was closed, so we ____ ordering pizza.

Cevabı göster

ended up

Deyimler

tying the knot: evlenmek

Tie the knot, “evlenmek” anlamına gelen günlük ve deyimsel bir ifadedir. Bu cümlede tying the knot, çiftin Hawaii'de evlendiğini anlatır; gerçekten bir düğüm attıklarını değil. Tie fiili dil bilgisine göre tie, tied veya tying biçimini alır, ancak the knot deyimin değişmeyen kısmıdır.

Alıştırma

Bir haberde “The couple tied the knot last weekend.” deniyor. Ne oldu?

  1. Bir ipe düğüm attılar.
  2. Evlendiler.
  3. Nişanlandılar.
Cevabı göster

Evlendiler.

Melinda left the company two years later

2:16

Melinda iki yıl sonra şirketten ayrıldı

to focus on raising their three kids.

2:17

üç çocuklarını büyütmeye odaklanmak için.

Their divorce shattered Gates's squeaky clean image. Deyimler

2:20

Boşanmaları Gates'in lekesiz imajını paramparça etti.

Deyimler

squeaky clean image: lekesiz bir kamuoyu imajı

Burada squeaky clean, tamamen saygın ve görünür kusur, yanlış davranış ya da skandaldan uzak olmayı vurgulayan bir deyimdir. image sözcüğünü niteler; dolayısıyla squeaky clean image, gerçekten temiz olan veya ses çıkaran bir görüntüyü değil, kusursuz görünen bir kamuoyu itibarını anlatır. shattered fiili, bu itibarı boşanmanın kırıp yok ettiği hassas bir nesne gibi sunar. İfade samimi bir övgü olabilir; ancak image veya reputation gibi sözcüklerle kullanıldığında bu kusursuzluğun özenle oluşturulduğunu ya da inanılmayacak kadar mükemmel göründüğünü de ima edebilir.

Alıştırma

Cümlede Gates's “squeaky clean image” ne anlama geliyor?

  1. tamamen saygın ve skandaldan uzak biri olma imajı
  2. neşeli ama gürültülü bir kamuoyu imajı
  3. gıcırdayan bir ses çıkarana kadar temizlenmiş bir fotoğraf
Cevabı göster

tamamen saygın ve skandaldan uzak biri olma imajı

In an interview with CBS,

2:23

CBS ile yapılan bir röportajda,

Melinda hinted at what led to the split.

2:25

Melinda ayrılığa neyin yol açtığını ima etti.

It wasn't one moment or one specific thing that happened.

2:27

Bu tek bir an ya da meydana gelen belirli bir şey değildi.

There just came a point in time Anlatım akışı

2:31

Sadece öyle bir an geldi ki

where there was enough there that I realized it just wasn't healthy,

2:33

artık sağlıklı olmadığını fark etmeme yetecek kadar çok şey yaşandı,

Anlatım akışı

There just came a point in time where...: bir dönüm noktası tanıtmak

There came a point..., bir durum bir süre geliştikten sonra bir dönüm noktasını tanıtan sunum kalıbıdır. There bir yeri göstermez; dilbilgisel bir görev üstlenir. came ise o noktanın önceki birikimin ardından gelmiş olduğu hissini verir. Where ile başlayan yan cümle, o aşamada neyin gerçek hâle geldiğini açıklar: konuşmacının durumun sağlıklı olmadığını anlamasına yetecek kadar şey birikmiştir. Konuşmada where bir aşama veya duruma gönderme yapabilir; özellikle zamana odaklanıldığında when de doğaldır. Buradaki just konuşma diline özgü bir vurgudur. “Yalnızca bir nokta” anlamına gelmez; fark edişi, biriken her şeyin basit veya kaçınılmaz sonucu olarak sunar.

Alıştırma

Hangi cümle kademeli bir birikimin ardından yeni bir dönüm noktasını en iyi biçimde tanıtır?

  1. After months of small delays, there came a point when we had to redesign the schedule.
  2. After months of small delays, the point is that we redesigned the schedule.
  3. After months of small delays, there was a place where we redesigned the schedule.
Cevabı göster

After months of small delays, there came a point when we had to redesign the schedule.

and I couldn't trust what we had.

2:36

ve sahip olduğumuz şeye güvenemezdim.

In 2019,

2:39

2019'da,

the Wall Street Journal reported that Microsoft

2:40

Wall Street Journal, Microsoft'un

opened an internal investigation Kalıp ifadeler

2:42

şirket içi bir soruşturma başlattığını bildirdi

into an affair Gates allegedly had

2:44

Gates'in yaklaşık 20 yıl önce bir çalışanla

Kalıp ifadeler

Opened an internal investigation into: resmî bir soruşturma başlatmak

Opened an internal investigation into, belirli bir konu hakkında resmen soruşturma başlatıldığı anlamına gelir. Opened resmî başlangıcı vurgularken internal bunun kamuya açık bir kolluk soruşturması değil, kuruluşun kendi soruşturması olduğunu belirtir. Yeniden kullanılabilen yapı open an investigation into + konu veya iddia biçimindedir. Into incelenen konuyu tanıtır; open burada gerçek anlamıyla kullanılmaz.

Alıştırma

Hangi cümle şirketin şikâyet hakkında resmen soruşturma başlattığını en açık biçimde ifade eder?

  1. The company closed an investigation into the complaint.
  2. The company opened an investigation into the complaint.
  3. The company conducted an investigation into the complaint.
Cevabı göster

The company opened an investigation into the complaint.

with an employee nearly 20 years prior.

2:46

ilişkisi olduğu iddiası üzerine.

Gates ended up stepping down from Microsoft's board. Öbek fiiller

2:49

Gates sonunda Microsoft yönetim kurulundan istifa etti.

Öbek fiiller

Stepping down from: resmî bir görevden istifa etmek

Stepping down from, resmî bir görevden istifa etmek veya liderlik ya da yönetim rolünden ayrılmak anlamına gelir. Burada from, Gates’in ayrıldığı kurum olan Microsoft yönetim kurulunu tanıtır; gerçek anlamda aşağı doğru hareket kastedilmez. Yeniden kullanılabilen yapı step down from + görev, makam, kurul veya komite biçimindedir. İfade ended up sonrasında geldiği için step, stepping biçimini alır: ended up stepping down.

Alıştırma

Birinin istifa ederek ayrıldığı kurulu tanıtan edatı yazın: Elena decided to step down ____ the board.

Cevabı göster

from

When CBS's Gayle King asked Melinda

2:52

CBS'ten Gayle King Melinda'ya

whether Gates had cheated more than once,

2:54

Gates'in onu birden fazla kez aldatıp aldatmadığını sorduğunda,

she replied,

2:56

şöyle cevap verdi,

"You know, I think those are questions Ton ve niyet

2:57

"Bilirsiniz, bence bunlar

Bill needs to answer."

2:58

Bill'in cevaplaması gereken sorular."

Ton ve niyet

those are questions Bill needs to answer: yanıt sorumluluğunu Bill’e yönlendirmek

Konuşmacı evet ya da hayır diye yanıt vermek yerine, soruları yanıtlaması gereken kişinin Bill olduğunu söylüyor. Çoğul işaret sözcüğü those az önce sorulan sorulara gönderme yapar; needs to answer ise yanıt verme sorumluluğunun Bill’e ait olduğunu gösterir. Bu, dolaylı biçimde sınır koyan bir yanıttır. İddiayı doğrulamaktan veya reddetmekten kaçınır ve konuşmacının Bill adına konuşmayacağını gösterir. Bu kaçınma, kendi başına temkinli ve mesafeli bir tutum da iletir.

Alıştırma

Bir muhabir Nina’ya iş ortağının kuralları çiğneyip çiğnemediğini soruyor. Nina, “Those are questions Omar needs to answer.” diyor. Nina esas olarak ne yapıyor?

  1. Omar’ın daha sonra yanıt vereceğine söz vermek
  2. Doğrulamayı veya reddetmeyi kabul etmeyip soruyu Omar’a yönlendirmek
  3. Omar’ın kuralları çiğnediğini doğrulamak
Cevabı göster

Doğrulamayı veya reddetmeyi kabul etmeyip soruyu Omar’a yönlendirmek

Okay.

2:59

Tamam.

The New York Times reported Gates pursued women

3:00

New York Times, Gates'in kadınların peşinden

on multiple occasions,

3:02

birden çok kez koştuğunu bildirdi,

including asking out an employee for dinner Öbek fiiller

3:04

bir çalışana e-postada akşam yemeği teklif etmesi

Öbek fiiller

asking out: birini romantik bir buluşmaya davet etmek

asking out ifadesindeki ask out, birini romantik bir buluşmaya davet etmek anlamındaki ask someone out öbek fiilidir. Burada an employee davet edilen kişiyi, for dinner ise davetin akşam yemeği biçiminde olduğunu gösterir. Ask out ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne bir isim öbeğiyse hem ask an employee out hem de ask out an employee mümkündür. Nesne bir zamirse iki parçanın arasına gelmelidir: ask them out denir, ask out them denmez.

Alıştırma

ask, her ve out sözcüklerini doğru sıraya koyarak cümleyi tamamlayın: Leo wants to invite Ana on a date, so he plans to ____.

Cevabı göster

ask her out

in an email, writing,

3:06

ve şunu yazması dahil,

"If this makes you uncomfortable, Ton ve niyet

3:07

"Eğer bu seni rahatsız ediyorsa,

pretend it never happened."

3:09

hiç yaşanmamış gibi davran."

Ton ve niyet

Bu sizi rahatsız ediyorsa... hiç olmamış gibi davranın

if yan cümlesi, diğer kişinin rahatsızlığını olası bir koşul olarak sunar ve ardından gelen emir cümlesinin bir çıkış yolu sunuyormuş gibi duyulmasını sağlar. Burada pretend it never happened, “davet hiç yapılmamış gibi davranın” demektir; “daveti geri çekiyorum” veya “özür diliyorum” demek değildir. Bir patronun çalışanına gönderdiği mesajda bu yüzeysel nezaket güç farkını ortadan kaldırmaz. Rahatsız edici daveti yönetme işini çalışana bırakır; çalışan da sessiz kalma veya durumu zararsız gösterme baskısı hissedebilir.

Alıştırma

Bir yönetici, "If this makes you uncomfortable, pretend it never happened." diyor. Şu iddiayı değerlendirin: Bu cümle, çalışan üzerindeki baskıyı tamamen ortadan kaldıran açık bir özürdür.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

The woman reportedly laughed it off. Öbek fiiller

3:11

Söylenene göre kadın bunu gülüp geçti.

Öbek fiiller

laugh it off: gülüp geçiştirmek

Laugh something off, garip, endişe verici veya eleştiri içeren bir olayın önemsiz görünmesini sağlamak için gülerek ya da rahat bir tavırla karşılık vermek demektir. Bu cümlede it, daha önceki olaya gönderme yapar. Bu ifade kadının o anı nasıl yönettiğini anlatır; gerçekten nasıl hissettiğini göstermek zorunda değildir. Utanmış veya rahatsız olmuş olabilir ve laughing it off onun durumu onayladığı anlamına gelmez. Bu öbek fiil ayrılabilir: laugh off the comment ve laugh the comment off kullanılabilir, ancak zamir ortaya gelmelidir: laugh it off denir, laugh off it denmez.

Alıştırma

Cümleyi “hatayı önemsiz göstermek için gülerek karşılık verdi” anlamındaki öbek fiille tamamlayın: She noticed the typo, ____, and kept speaking.

Cevabı göster

laughed it off

But what appeared to trouble Melinda Gates Dilbilgisi

3:13

Ama görünüşe göre Melinda Gates'i en çok rahatsız eden şey,

the most was his relationship with Jeffrey Epstein,

3:15

onun Jeffrey Epstein ile olan ilişkisiydi,

Dilbilgisi

What ... was ... odak yapısı

Baştaki what yan cümlesi bir soru değildir. What appeared to trouble Melinda Gates the most, “Melinda Gates'i her şeyden daha çok rahatsız ediyor gibi görünen şey” anlamına gelir ve yan cümlenin tamamı özne görevi görür. Ardından was, bu şeyin ne olduğunu açıklar: his relationship with Jeffrey Epstein. What + yan cümle + be + odak bilgisi kalıbı bir pseudo-cleft yapıdır. Henüz belirtilmemiş konuyu önce verir ve kilit bilgiyi sonda açıklar. Appeared to, kesin bir iddia yerine bir izlenim sunduğu için haber dilini temkinli tutar.

Alıştırma

Odaklanan bilgiyi açıklamak için What + yan cümle + be yapısını kullanan cümle hangisidir?

  1. What worried the coach most was the team's lack of focus.
  2. Why did the team's lack of focus worry the coach most?
  3. The coach wondered what worried the team most.
Cevabı göster

What worried the coach most was the team's lack of focus.

a man she said she met only once

3:18

sadece bir kez tanıştığını söylediği

and later described as abhorrent. Kalıp ifadeler

3:20

ve daha sonra iğrenç olarak tanımladığı bir adam.

Kalıp ifadeler

Birini veya bir şeyi abhorrent olarak tanımlamak

Describe someone or something as + sıfat veya isim yapısı, bir kişiyi ya da şeyi belirli bir şekilde nitelemek veya değerlendirmek anlamına gelir. Edilgen biçimde kalıp someone or something is described as + tümleç şeklindedir. Burada described as abhorrent önceki yan cümlenin devamıdır. Bu nedenle betimlenen kişinin Jeffrey Epstein olduğu ve Melinda Gates'in değerlendirmesinin aktarıldığı anlaşılır. Abhorrent yoğun tiksinti ve ahlaki reddediş uyandıran anlamına gelir. Melinda'nın duygusal durumunu değil, değerlendirilen kişiyi anlatır.

Alıştırma

Cümleyi describe fiilinin geçmiş zaman biçimi ve describe something as + adjective kalıbındaki bağlayıcı sözcükle tamamlayın: The committee ____ the practice ____ abhorrent.

Cevabı göster

described · as

He was evil personified. Deyimler

3:22

O, kötülüğün vücut bulmuş haliydi.

Deyimler

evil personified: soyut isim + personified

He was evil personified cümlesinde evil soyut bir niteliği adlandırır; ardından gelen personified ise onun, sanki kötülük insan biçimine bürünmüş gibi, kötülüğü bütünüyle temsil ettiğini anlatır. Bu, yalnızca “kötü bir şey yaptı” demek değil, çok güçlü ve mecazlı bir yargıdır. Aktarılabilir kalıp soyut isim + personified şeklindedir. Bir kişiyi ya da şeyi, o niteliğin özellikle eksiksiz ve çarpıcı bir örneği olarak sunar. Önce niteliği belirten kelime, sonra personified gelir.

Alıştırma

Hangi cümle Marcus'un kibri bütünüyle temsil ediyor gibi göründüğünü doğal biçimde anlatır?

  1. Marcus was an arrogant person.
  2. Marcus was arrogance personified.
  3. Marcus sometimes acted arrogantly.
Cevabı göster

Marcus was arrogance personified.

Melinda was deeply uncomfortable with her husband's

3:24

Melinda, kocasının daha sonra hapiste ölen

association with a convicted sex offender Kültür

3:27

hüküm giymiş bir cinsel suçluyla

Kültür

convicted sex offender: belirlenmiş bir hukuki durum

convicted sex offender ifadesinde convicted hukuki durumu belirten bir niteleyicidir. Bir mahkemenin kişiyi cinsel bir suçtan suçlu bulduğu ya da suçun kabul edilmesinin mahkûmiyetle sonuçlandığı anlamına gelir. Yalnızca şüpheyi değil, ortaya konmuş bir hukuki sonucu belirtir. Bu ifade, kişi hakkındaki diğer her iddianın kanıtlandığını göstermez ve tek başına kişinin cinsel suçlular siciline kayıtlı olduğunu da doğrulamaz. Sonraki iddialar, suçlamalar ve sicil kaydı ayrı olgulardır.

Alıştırma

Bir gazete, mahkemenin geçen yıl bir kişiyi cinsel bir suçtan suçlu bulduğunu doğruluyor. Bu hukuki durumu hangi ifade doğru biçimde belirtir?

  1. a convicted sex offender
  2. a person charged with a sex offence
  3. a person accused of a sex offence
Cevabı göster

a convicted sex offender

who later died in jail.

3:29

olan ilişkisinden son derece rahatsızdı.

A New York Times investigation found that Gates

3:31

Bir New York Times araştırması, Gates'in

had met Epstein multiple times,

3:33

Epstein ile defalarca buluştuğunu ortaya çıkardı,

beginning in 2011,

3:35

2011'den başlayarak,

years after Epstein had been convicted Dilbilgisi

3:37

Epstein'ın reşit olmayan birini fuhşa teşvik etmekten

Dilbilgisi

years after ... had been convicted: daha önceki bir geçmiş olay

Bu cümlede years after, mahkûmiyet ile daha sonraki bir geçmiş referans noktası olan görüşmeler arasındaki süreyi belirtir. had been convicted, past perfect edilgen yapıdır: had + been + past participle. Mahkûmiyeti görüşmelerden önceye yerleştirir ve onu kimin mahkûm ettiğinden çok hukuki sonuca odaklanır. after zaten olayların sırasını gösterir. Past perfect, anlatıdaki daha sonraki bir geçmiş noktadan daha önce tamamlanmış olaya geri bakış açısını güçlendirir. Bu, birden fazla geçmiş olayı sıralayan haberlerde yararlıdır.

Alıştırma

Cümleyi convict fiilinin past perfect edilgen biçimiyle tamamlayın: The interview took place years after the mayor ____ of fraud.

Cevabı göster

had been convicted

of soliciting prostitution from a minor Kelime

3:39

hüküm giymesinden

Kelime

hukuk haberlerinde soliciting prostitution from a minor

Hukuk haberlerinde soliciting özel bir anlama gelir: ücret karşılığı cinsel ilişki aramak, talep etmek veya bunu ayarlamaya çalışmak. prostitution ve from a minor ifadeleri sözcüğü ceza hukuku anlamıyla sınırlar; burada birinden bilgi veya destek istemek şeklindeki gündelik anlam söz konusu değildir. Buradaki from a minor, cinsel ilişkinin talep edildiği kişinin reşit olmadığını belirtir. İfade, genç birine yöneltilmiş zararsız bir isteği değil, mahkûmiyetin dayandığı davranışı anlatır.

Alıştırma

Hukuk haberlerindeki soliciting prostitution from a minor ifadesinde soliciting ne anlama gelir?

  1. Reşit olmayan birinden genel tavsiye istemek
  2. Reşit olmayan birinden ücretli cinsel ilişki talep etmek
  3. Gençlere yönelik bir yardım kuruluşu için bağış istemek
Cevabı göster

Reşit olmayan birinden ücretli cinsel ilişki talep etmek

and had to register as a sex offender. Kültür

3:41

ve cinsel suçlu olarak kaydolmak zorunda kalmasından yıllar sonra.

Kültür

register as a sex offender: cinsel suçlu olarak yasal sicile kaydolmak

Burada register, devlet tarafından tutulan yasal bir sicile resmen kaydedilmek anlamına gelir. Register as a sex offender, bu yükümlülüğü doğuran bir suçtan sonra kişinin bu hukuki statüyle resmen kayda geçirilmesi demektir; sıradan bir internet kaydı değildir. Had to, bunun kişisel bir seçim değil, zorunlu bir hukuki sonuç olduğunu gösterir. Kesin yükümlülükler ve sicilin kamuya açıklığına ilişkin kurallar yargı alanına göre değişir.

Alıştırma

Bir haberde “had to register as a sex offender” ne anlama gelir?

  1. Yasa, kişinin resmî bir cinsel suçlular siciline kaydedilmesini gerektiriyordu.
  2. Kişi kamu güvenliğiyle ilgili bir işe başvurdu.
  3. Kişi bir yetişkin sitesinde kendi isteğiyle hesap açtı.
Cevabı göster

Yasa, kişinin resmî bir cinsel suçlular siciline kaydedilmesini gerektiriyordu.

According to the Times, Anlatım akışı

3:43

Times'a göre,

Anlatım akışı

Kaynak belirten According to the Times

According to, ardından gelen bilginin kaynağını tanıtır. Cümlenin başındaki According to the Times, okuyucuya sıradaki iddiayı anlatıcının kaynaksız bir iddiası olarak değil, Times’a atfedilen bir bilgi olarak değerlendirmesini söyler. Burada the Times, çevredeki bağlamda geçen The New York Times’ı ifade eder. Bu söz öbeği kaynağı belirtir; anlatıcının iddiayı bağımsız olarak doğruladığını veya iddiaya katıldığını göstermez.

Alıştırma

Cümle başındaki “According to the city report,” okuyucuya ne anlatır?

  1. Sıradaki iddia belediye raporuna atfediliyor.
  2. Belediye raporu konuşmacının kendi görüşüdür.
  3. Konuşmacı sıradaki iddiayı bizzat kanıtladı.
Cevabı göster

Sıradaki iddia belediye raporuna atfediliyor.

Epstein even told members of the Gates Foundation

3:45

Epstein Manhattan'daki evindeki toplantılar sırasında

team during meetings at his Manhattan townhouse

3:47

Gates Vakfı ekibinin üyelerine bile

that his crimes were no worse Ton ve niyet

3:49

işlediği suçların bir simit çalmaktan

than stealing a bagel.

3:51

daha kötü olmadığını söyledi.

Ton ve niyet

no worse than stealing a bagel ile ciddiyeti küçültme

Burada no worse than bir üst sınır koyar: suçlarını bir bagel çalmaktan daha ciddi değilmiş gibi sunar. Bagel çalmak hafif bir suç sayıldığı için bu karşılaştırma, suçların yalnızca hâlâ kötü olduğunu söylemekle kalmaz; ciddiyetlerini büyük ölçüde küçültür. Cümle, onun kendi nitelemesini aktarıyor. Karşılaştırma, algılanan sorumluluğu azaltma çabasını gösterir; aktaran kişinin onunla aynı fikirde olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümlede no worse than stealing a bagel suçlar hakkında ne ima ediyor?

  1. Suçlar, hafif bir hırsızlıktan daha ciddiymiş gibi sunuluyordu.
  2. Suçlar, hafif bir hırsızlıktan daha ciddi değilmiş gibi sunuluyordu.
  3. Suçlar bir bagel çalmayı içeriyordu.
Cevabı göster

Suçlar, hafif bir hırsızlıktan daha ciddi değilmiş gibi sunuluyordu.

Gates later admitted meeting with Epstein Dilbilgisi

3:53

Gates daha sonra Epstein ile görüşmenin

was a mistake.

3:55

bir hata olduğunu itiraf etti.

Dilbilgisi

admitted meeting with Epstein: admit ve -ing biçimi

Burada admitted, çoğu zaman isteksizce de olsa bir şeyin doğru olduğunu kabul etmek anlamına gelir. Meeting, meet fiilinin -ing biçimidir ve meeting with Epstein tartışılan önceki eylemi adlandırır. Cümlenin tamamında anlaşılan içerik meeting with Epstein was a mistake şeklindedir: -ing öbeği hata olarak değerlendirilen eylemi belirtir. Daha genel olarak, admit kabul edilen bir eylemi doğrudan adlandırdığında admit doing yapısındaki gibi -ing biçimi kullanılır; admit to do kullanılmaz. Burada admit birinin içeri girmesine izin vermek anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi meet fiilinin basit -ing biçimiyle tamamlayın: Priya admitted ____ the client before the official interview.

Cevabı göster

meeting

And you know, I've said I've regretted Dilbilgisi

3:56

Ve bilirsiniz, bu akşam yemeklerine katıldığım için

having those dinners.

3:58

pişman olduğumu söylemiştim.

Dilbilgisi

regretted having those dinners: regret + -ing yapısı

Bu cümlede regretted sözcüğünü -ing biçimi olan having izler. Regret + -ing, gerçekten gerçekleşmiş bir eylem veya deneyime dönüp bakar ve konuşanın artık bunu kötü bir seçim olarak gördüğünü belirtir. Burada having those dinners, daha önce gerçekleşmiş yemekli toplantılara katılmak anlamındadır. Bu toplantıların gerçekleştiğini inkâr etmez. Kalıp regret + fiil-ing şeklindedir ve pişmanlık şimdiki veya geçmiş zamanda olabilir: I regret saying it; I regretted saying it.

Alıştırma

Hangi cümle, konuşanın hatayı daha önce bildirdiğini ve şimdi bildirdiği için pişman olduğunu anlatır?

  1. I regret to report the mistake.
  2. I regret reporting the mistake.
  3. I plan to report the mistake.
Cevabı göster

I regret reporting the mistake.

Uh and there's nothing,

3:59

Ee ve bu konuda hiçbir şey yok,

absolutely nothing new on that. Ton ve niyet

4:01

kesinlikle yeni hiçbir şey yok.

Ton ve niyet

absolutely nothing new on that: kapsamı daraltılmış güçlü bir inkâr

Absolutely nothing, nothing ifadesinin vurgulu biçimidir. Yeni bilgi olmadığı yönündeki inkârı kesinleştirir: Konuşan, hiçbir yeni ayrıntı olmadığını söyler. Temel sınırı new sözcüğü belirler. Bu ifade, ilgili olayları veya önceki açıklamaları inkâr etmez. On that, iddiayı yalnızca o belirli konuyla sınırlar ve konuşanın bu konudaki yeni soruları kapatmasına yardımcı olur.

Alıştırma

Absolutely nothing new on that ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Konuşan, o konu hakkında ek bilgi olmadığını söylüyor.
  2. Konuşan, yeni bilgi olduğunu ancak bunu daha sonra tartışacağını söylüyor.
  3. Konuşan, konunun veya olayların hiç var olmadığını inkâr ediyor.
Cevabı göster

Konuşan, o konu hakkında ek bilgi olmadığını söylüyor.

Is there a lesson for you,

4:03

Burada sizin için bir ders var mı,

for anyone else looking at this?

4:05

ya da buna bakan başka biri için?

Well, he's dead,

4:09

Eh, o öldü,

so uh you know, in general, Ton ve niyet

4:10

bu yüzden ee bilirsiniz, genel olarak,

you always have to be careful.

4:13

her zaman dikkatli olmak zorundasınız.

Ton ve niyet

in general ... genel anlamdaki you: kişisel bir soruyu genel bir kurala dönüştürmek

Burada in general, ifadeyi belirli bir olayın anlatımı olarak değil, geniş kapsamlı bir ilke olarak çerçeveler. You genel anlamda kullanılır; yalnızca hitap edilen kişiyi değil, “benzer durumdaki insanları” anlatır. Bu röportaj bağlamında ifade, konuşanın kişisel olarak ne öğrendiğinden uzaklaşır. Always have to be careful görünüşte bir öğüttür; ancak yanıtı daha az somut hâle getirir ve doğrudan kişisel sorumluluğu yumuşatabilir ya da bundan kaçınabilir.

Alıştırma

Bir olaydan kişisel olarak ne öğrendiği sorulan kişi, "In general, you always have to be careful." diyor. Bu ifade biçimi ne yapıyor?

  1. Yalnızca röportajı yapan kişinin dikkatli olması gerektiğini söyler.
  2. Yanıtı belirli bir kişisel değerlendirme yerine genel bir kurala dönüştürür.
  3. Konuşanın neyi yanlış yaptığını ayrıntılı biçimde anlatır.
Cevabı göster

Yanıtı belirli bir kişisel değerlendirme yerine genel bir kurala dönüştürür.

Uh

4:15

Ee

He claimed he met with Epstein because of his connections

4:17

Epstein ile küresel sağlık çabalarına bağışta bulunmaya

to wealthy donors who showed interest Kalıp ifadeler

4:20

ilgi gösteren zengin bağışçılarla olan bağlantıları

in donating to global health efforts.

4:22

nedeniyle görüştüğünü iddia etti.

Kalıp ifadeler

showed interest in donating to: interest in + -ing ile donate to yapılarını bağlamak

Show interest in doing something, bir şeyi yapmak isteyebileceğini söz veya davranışla belli etmek demektir. Kalıp show interest in + isim ya da -ing biçimidir; bu yüzden donating, in'den sonra gelen ulaçtır. Donating to global health efforts içinde to edatı, donate to + bağışın alıcısı veya amacı kalıbına aittir. Tüm yapı showed interest in [donating to global health efforts] biçimindedir: in, ilgi duyulan eylemi; to ise bağışın yöneldiği yeri tanıtır.

Alıştırma

Notta verilen kalıpla cümleyi tamamlayın; show sözcüğünü geçmiş zamanda, donate sözcüğünü -ing biçiminde kullanın: Several local businesses ____ the food bank.

Cevabı göster

showed interest in donating to

Bill Gates is now one of many powerful people

4:24

Bill Gates şimdi Epstein'ın kişisel iletişimine ait

named in 3 million newly released pages

4:26

yeni yayınlanan 3 milyon sayfalık belgelerde

of Epstein's personal communications.

4:29

adı geçen birçok güçlü kişiden biri.

In emails that Epstein drafted to himself in July 2013,

4:32

Epstein'ın Temmuz 2013'te kendisine taslak olarak yazdığı e-postalarda,

he claimed he helped Gates get drugs

4:36

Gates'in Rus kızlarla yatmasının sonuçlarıyla başa çıkması için

to deal with the consequences of sleeping with Russian girls,

4:37

ilaç almasına yardım ettiğini,

and also helped facilitate his affairs with married women.

4:41

ve ayrıca evli kadınlarla olan ilişkilerini kolaylaştırmaya yardımcı olduğunu iddia etti.

In another email, Epstein wrote,

4:44

Başka bir e-postada Epstein şunları yazdı,

"To add insult to the injury, Deyimler

4:46

"Yaraya tuz basmak gibi olacak ama,

Deyimler

add insult to the injury ile standart add insult to injury deyimi

Add insult to injury, zaten kötü olan bir durumu yeni bir hakaret, küçük düşürme veya sıkıntı ekleyerek daha da kötüleştirmek demektir. Bu alıntıda add insult to the injury biçiminde standart dışı bir the kullanılmıştır. Kalıplaşmış deyimde normalde artikel bulunmaz: add insult to injury. Alıntıdaki biçimi bu kaynağa özgü bir varyant olarak görün; kendi kullanımınızda kopyalamayın.

Alıştırma

“Kötü bir duruma yeni bir hakaret ekleyerek durumu daha da kötüleştirmek” anlamındaki standart deyimle cümleyi tamamlayın: The hotel lost our reservation, and to ____, it charged us a cancellation fee.

Cevabı göster

add insult to injury

you then implore me to please delete the emails regarding your STD. Kelime

4:48

sonra bana cinsel yolla bulaşan hastalığınla ilgili e-postaları lütfen silmem için yalvarıyorsun.

Kelime

implore me to please delete: implore + kişi + to-infinitive yapısı

Implore me to please delete, bir şeyi silmem için bana acil ve güçlü biçimde yalvarmak demektir. Implore fiili ask sözcüğünden çok daha fazla baskı ve duygu ifade eder; please kullanılması bunu sıradan ve kibar bir rica hâline getirmez. Yapı implore + kişi + to-infinitive şeklindedir: implore me to delete. Yalvarışın yöneltildiği kişi, eylemden önce gelir.

Alıştırma

Hangi cümle doğru yapıyı kullanır ve acil, resmî bir yalvarışı en açık biçimde ifade eder?

  1. I ask you to reconsider the decision.
  2. I implore you to reconsider the decision.
  3. I beg you to reconsider the decision.
Cevabı göster

I implore you to reconsider the decision.

Your request that I provide you antibiotics

4:51

Melinda'ya gizlice verebileceğin

that you can surreptitiously give to Melinda

4:54

antibiyotikleri sağlamam yönündeki talebin

and the description of your penis."

4:56

ve penisinin tarifi."

I think we're having a reckoning Kelime

4:58

Sanırım toplum olarak

as a society, right?

5:01

bir hesaplaşma yaşıyoruz, değil mi?

Kelime

a reckoning: yanlışlarla yüzleşmek ve hesap sormak

Burada a reckoning, bir grubun uzun süre görmezden gelinen zararlarla veya yanlışlarla ciddi biçimde yüzleşmeye ve kimin sorumlu olduğunu sormaya başladığı bir dönem ya da süreçtir. a reckoning as a society ifadesinde konuşmacı bunu kişisel bir hesaplama olarak değil, toplum çapında geniş bir yeniden değerlendirme olarak sunar. A reckoning; kamusal tartışmayı, tutum değişikliklerini, sonuçları veya reformları içerebilir. Bir mahkemenin çoktan karar verdiği ya da hesap verme sürecinin tamamlandığı anlamına gelmez.

Alıştırma

“The investigation led to a reckoning over years of ignored complaints,” cümlesinde “a reckoning” ne anlama gelir?

  1. Geçmişteki yanlışlarla ciddi biçimde yüzleşme ve sorumluluk talep etme süreci
  2. Mali giderlerin kesin olarak hesaplanması
  3. Cezayı garanti eden nihai bir mahkeme kararı
  4. Kısa sürede unutulan hızlı bir anlaşmazlık
Cevabı göster

Geçmişteki yanlışlarla ciddi biçimde yüzleşme ve sorumluluk talep etme süreci

Um

5:03

Hımm

No girl, no girl should ever be put in this situation Ton ve niyet

5:05

Hiçbir kız, hiçbir kız asla Epstein tarafından düşürüldükleri

Ton ve niyet

should ever be put: edilgen yapıyla güçlü ahlaki kınama

should ever be put in this situation ifadesindeki should, hafif bir öneriyi değil, ahlaki açıdan kabul edilebilir olanı anlatır. Ever, No girl ile verilen olumsuz düşünceyi güçlendirir: bu, hiçbir zaman ve hiçbir koşulda yaşanmamalıdır. Be put edilgen yapıdadır. Sorumlu kişiyi belirtmeden dikkati etkilenen kişiye ve kabul edilemez duruma yöneltir. Bu unsurlar birlikte genel ve güçlü bir kınama oluşturur. Vurgulanan bölümden önce No girl ifadesinin tekrarlanması duyguyu artırır, ancak başka durumlarda kullanılabilecek kalıp No person should ever be put in + harmful situation şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için should ever + put fiilinin edilgen biçimini kullanın: No child ____ in danger because an adult ignored a safety warning.

Cevabı göster

should ever be put

that they were put in by Epstein

5:11

bu duruma düşürülmemeliydi

and whatever was going on with all of the various people around him.

5:14

ve onun etrafındaki çeşitli insanlarla ne olup bitiyorsa.

So whatever questions remain there of what I don't, can't even begin to know all of it, Kalıp ifadeler

5:19

Yani, hakkında hiçbir şey bilmediğim, hepsini bilmeye bile başlayamayacağım hangi sorular kalırsa kalsın,

Kalıp ifadeler

“can't even begin to know”: menekankan batas pengetahuan

Bu cümlede “can't even begin to know”, konuşanın her şeyi anlayacak kadar bilgi sahibi olmaktan çok uzak olduğunu belirtir. “Even begin to” sözleri, bilgi eksikliğini basit bir “don't know” ifadesinden çok daha güçlü hâle getirir; öğrenmenin ilk adımını gerçek anlamıyla anlatmaz. Konuşan önce “I don't” der, ardından düşüncesini “can't even begin to know” şeklinde güçlendirir. Bu öz düzeltme, anlayabildiğini iddia edebileceği alanın sınırını dürüstçe çizer.

Alıştırma

Cümleyi büyük bir bilgi boşluğunu belirten tam ve vurgulu ifadeyle tamamlayın: “The evidence is incomplete, so I ____ what happened in every case.”

Cevabı göster

can't even begin to know

those questions are for those people and for even my ex-husband.

5:25

bu sorular o insanlara ve hatta eski kocama sorulmalı.

They need to answer to those things, not me. Ton ve niyet

5:28

Bana değil, bu tür şeylere onların cevap vermesi gerekiyor.

Ton ve niyet

“They need to answer ..., not me”: menetapkan tanggung jawab melalui kontras

Temel karşıtlık “They” ile “not me” arasındadır. Konuşan, çözülmemiş konulara cevap verme veya bunların hesabını verme görevini diğer kişilere yükler ve kendisini açıkça bu rolden çıkarır. “Not me” kısa ve bağımsız bir karşıtlık öğesidir. Eksik sözler ilk cümlecikten anlaşılır: “They need to answer to those things; I do not need to.” Bu tür bir son, cümleciğin tamamını tekrarlamadan sorumluluğu başka birine aktarır.

Alıştırma

“They need to answer to those things, not me,” cümlesinde “not me” ne işe yarar?

  1. Konuşanın “those things” ifadesinin neyi anlattığını anlamadığı anlamına gelir.
  2. Diğer kişilerin cevaplarını doğrudan konuşana vermesi gerektiğini söyler.
  3. Konuşanı cevap vermekten sorumlu kişiler arasından çıkarır.
Cevabı göster

Konuşanı cevap vermekten sorumlu kişiler arasından çıkarır.

Apparently, Jeffrey wrote an email to himself.

5:31

Görünüşe göre Jeffrey kendine bir e-posta yazmış.

Uh that email was never sent.

5:34

Ee o e-posta hiç gönderilmemiş.

The email is uh you know, false.

5:37

E-posta ee bilirsiniz, sahte.

Uh so I don't know what his thinking was there. Ton ve niyet

5:40

Ee yani oradaki düşüncesi neydi bilmiyorum.

Ton ve niyet

I don't know what his thinking was there: bu konuda ne düşündüğünü bilmiyorum

Buradaki I don't know yalnızca bilgi eksikliğini bildirmez. Konuşanın başka bir kişinin düşünce biçimi veya amacı hakkında tahmin yürütmeyeceğini de gösterir. what his thinking was there ifadesinde thinking, eylemin arkasındaki düşünceyi veya niyeti; there ise fiziksel bir yeri değil, ‘o konuda’ ya da ‘o noktada’ anlamını taşır. Bu kalıp, bilinen gerçekleri belirsiz yorumlardan ayırmaya yardımcı olur.

Alıştırma

Hangi cümle kararı aktarırken yöneticinin amacını bildiğini iddia etmekten kaçınır?

  1. The manager rejected the proposal, and her thinking was definitely careless.
  2. The manager rejected the proposal, but I don't know what her thinking was there.
  3. The manager rejected the proposal because she wanted the project to fail.
Cevabı göster

The manager rejected the proposal, but I don't know what her thinking was there.

It just reminds me, you know, every minute I spent with him,

5:43

Bana sadece onunla geçirdiğim her dakikayı hatırlatıyor,

I I regret and I you know, apologize that I did that.

5:45

Ben, pişmanım ve ee bilirsiniz, bunu yaptığım için özür dilerim.

Bill Gates built a reputation on intellect, innovation, and doing good Kalıp ifadeler

5:49

Bill Gates zeka, yenilik ve tarihte çok az kişinin

Kalıp ifadeler

built a reputation on: bir temel üzerine itibar inşa etmek

Built a reputation on, belirli niteliklerin veya tekrarlanan davranışların insanların birini nasıl gördüğünün temelini oluşturduğu anlamına gelir. Burada zekâ, yenilikçilik ve iyilik yapmak, Bill Gates'in kamuoyundaki imajının temelleri olarak sunulur. Yapı build a reputation on + temel şeklindedir. Build mecazidir: itibar kelimenin gerçek anlamıyla inşa edilmez, zaman içinde gelişir.

Alıştırma

Hangi ifade cesur tasarım ve güvenilir hizmeti stüdyonun kamuoyundaki imajını oluşturmak için kullanılan temel olarak sunar? The studio ___ bold design and reliable service.

  1. built a reputation on
  2. had a reputation for
  3. protected its reputation from
Cevabı göster

built a reputation on

at a scale few people in history ever have. Dilbilgisi

5:53

sahip olduğu bir ölçekte iyilik yapma üzerine bir itibar inşa etti.

Dilbilgisi

“few people in history ever have” ifadesinin sonundaki have

Yan tümcenin sonundaki have, bağlamdan tamamlanabilen present perfect bir fiil öbeğinin yerine geçen yardımcı fiildir. Önceki doing good düşüncesi eklendiğinde tam anlam “few people in history ever have done good at that scale” olur. Buradaki have, “sahip olmak” anlamına gelmez. Tekrarlanan sözcüklerin atılması karşılaştırmayı daha kısa ve net yapar. Few people tarih boyunca çok küçük bir karşılaştırma grubu kurar; ever ise zaman aralığını tarihin herhangi bir anına kadar genişletir.

Alıştırma

Have raised yapısının yerine geçen yardımcı fiili yazın: Our volunteers have raised more money this year than most local groups ever ____.

Cevabı göster

have

But reputations aren't built only on what a person creates. Anlatım akışı

5:56

Ancak itibarlar sadece bir kişinin yarattıklarına dayanarak inşa edilmez.

They're shaped by the choices they make

6:00

Onlar, hiç kimsenin izlemediği farz edildiğinde

Anlatım akışı

“aren't built only on ... They're shaped by ...” ile değerlendirmeyi genişletmek

İlk cümle itibarı değerlendirmek için bir ölçüt sunar, ikinci cümle ise başka bir ölçüt ekler. Tekrarlanan edilgen çerçeve—reputations aren't built ... / They're shaped ...—reputations sözcüğünü konu olarak korur ve bir kişinin ortaya koyduklarıyla yaptığı seçimleri yan yana getirir. Only ilk değerlendirme temelini sınırlar; ortaya konan eserlerin önemsiz olduğunu söylemez. Built yerine shaped kullanılması aynı benzetmeyi mekanik bir tekrar oluşturmadan sürdürür ve sonucu başarılardan davranışla ilgili bir değer yargısına taşır.

Alıştırma

Değerlendirmeyi sonuçlardan davranışa doğru genişletmek için aynı paralel edilgen yapıyı en iyi kullanan cümle çifti hangisidir?

  1. A leader's reputation isn't built only on the goals the team reaches. It's also shaped by how people are treated.
  2. A leader reaches the team's goals. People also shape the weekly schedule.
  3. A leader's reputation isn't shaped by conduct because reaching goals is all that matters.
Cevabı göster

A leader's reputation isn't built only on the goals the team reaches. It's also shaped by how people are treated.

when no one is supposed to be watching.

6:01

yaptıkları seçimlerle şekillenirler.

And for Gates, no matter what good his charitable work does, Dilbilgisi

6:03

Ve Gates için, hayır işleri ne kadar iyilik yaparsa yapsın,

Dilbilgisi

Ödünleme kalıbı olarak no matter what

“No matter what” bir ödünleme yan cümlesi başlatır: olası her miktarı, türü veya sonucu kapsar ve bunların hiçbirinin ana sonucu değiştirmediğini belirtir. Burada “what”, “good” sözcüğünü niteler. Bu nedenle “what good his charitable work does”, “hayır işleri ne kadar fayda sağlarsa sağlasın” anlamına gelir. Bu bir soru değildir. Hayır işleri çok büyük fayda sağlasa bile ardından gelen ana iddia geçerliliğini korur.

Alıştırma

Sonucun değişmeyeceğini belirten üç sözcüklü ödünleme ifadesiyle cümleyi tamamlayın: ____ happens, the team will follow the safety plan.

Cevabı göster

no matter what

those choices are now part of his legacy.

6:07

bu seçimler artık mirasının bir parçası.

Stories like this show how tricky it can be

6:11

Bunun gibi hikayeler neye ve kime inanacağınızı

to figure out what to believe and who to believe. Notlar

6:13

anlamanın ne kadar zor olabileceğini gösteriyor.

Öbek fiiller

Figure out: düşünerek bir cevaba ulaşmak

“Figure out”, düşünerek, kanıtları inceleyerek veya bir sorunu çözerek bir şeyi anlamak ya da bir sonuca ulaşmak demektir. Yalnızca bilgiye sahip olmayı değil, cevaba ulaşma sürecini vurgular. Bu cümlede konuşan kişi hangi bilginin doğru ve hangi insanların güvenilir olduğuna karar vermeye çalışıyor. “What to believe” ve “who to believe” ifadeleri çözülmesi gereken iki soruyu belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle düşünme ve analiz yoluyla bir cevaba ulaşmayı en iyi vurgular?

  1. I found out about the new schedule from an email.
  2. I figured out why the schedule kept changing.
  3. I knew the schedule was busy.
Cevabı göster

I figured out why the schedule kept changing.

Dilbilgisi

what to believe ... who to believe: içerik ve kaynak ayrımı

figure out what to believe and who to believe ifadesinde iki bölüm de bir soru sözcüğü + to'lu mastarla kurulan dolaylı sorudur. Birlikte iki kararı belirtirler: hangi iddianın doğru olduğu ve hangi kişi ya da kaynağın doğruyu söylediği. İçerik veya iddia için what to believe, kişi veya kaynak için who to believe kullanılır. Burada believe doğrudan nesne alır: believe a claim veya believe a person.

Alıştırma

Cümleyi iki paralel dolaylı soru ifadesiyle tamamlayın: önce bilgi, sonra kişi. After reading several conflicting reports, Maya needed to figure out ____ and ____.

Cevabı göster

what to believe · who to believe

I'm a big believer in strengthening how we think. Kalıp ifadeler

6:15

Ben düşünme şeklimizi güçlendirmeye çok inanan biriyim.

Kalıp ifadeler

a big believer in: güçlü destek ifade etmek

Burada a big believer in, bir fikri, alışkanlığı veya yaklaşımı güçlü biçimde destekleyen ya da ona çok güvenen kişiyi anlatır. Anlamın dini olması gerekmez; big sözcüğü desteğin gücünü artırır. Yapı be + a big believer in + isim veya -ing biçimidir. strengthening how we think ifadesindeki strengthening, konuşanın desteklediği uygulamayı adlandıran bir ulaçtır.

Alıştırma

Cümleyi güçlü desteği gösteren kalıp ifadeyle tamamlayın. Leo always reviews his notes the same day because he is ____ daily practice.

Cevabı göster

a big believer in

That's why I love using Brilliant,

6:18

Bu yüzden Brilliant'ı kullanmayı seviyorum,

a website and app that helps you build your logic skills

6:20

mantık becerilerinizi geliştirmenize yardımcı olan

while also improving your math and coding skills

6:22

aynı zamanda etkileşimli dersler aracılığıyla

through interactive lessons.

6:25

matematik ve kodlama becerilerinizi de geliştiren bir web sitesi ve uygulama.

One course I really like is Truth and Lies,

6:27

Gerçekten sevdiğim bir kurs Doğru ve Yalanlar,

which sharpens your deductive reasoning so you can think more clearly Kelime

6:29

sadece tepki vermek yerine daha net düşünebilmeniz için

Kelime

deductive reasoning: öncüllerden sonuç çıkarma

Deductive reasoning, genel bir kuraldan veya kabul edilmiş öncüllerden başlayıp bunları belirli bir sonuca ulaşmak için kullanmak demektir. Öncüller doğru ve akıl yürütme geçerliyse sonuç zorunlu olarak ortaya çıkar. Bu cümlede ifade, bilinenlerden başlayarak daha net bir sonuca adım adım ulaşmayı sağlayan bir düşünme becerisini adlandırır. Akıllıca tahmin etmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi durum deductive reasoning için en iyi örnektir?

  1. Üç otobüsün geç kaldığını gördüm, bu yüzden otobüsler genellikle geç kalır.
  2. Bütün memeliler sıcakkanlıdır; balinalar memelidir; dolayısıyla balinalar sıcakkanlıdır.
  3. İçime öyle doğduğu için mavi kapıyı seçtim.
Cevabı göster

Bütün memeliler sıcakkanlıdır; balinalar memelidir; dolayısıyla balinalar sıcakkanlıdır.

instead of just reacting. Dilbilgisi

6:32

tümdengelimli akıl yürütmenizi keskinleştiriyor.

Dilbilgisi

instead of just reacting: instead of + -ing yapısı

Instead of just reacting, bir davranışı daha çok tercih edilen bir alternatifle, yani daha net düşünmekle karşılaştırır. Instead of, bir şeyin yerine veya onu yapmak yerine başka bir şey yapmak anlamına gelir. Bu ifade önceki cümleciği izlediği için tercih edilen eylem bağlamdan anlaşılır. Bir fiil doğrudan instead of ifadesinden sonra gelirse -ing biçimi kullanılır. Buradaki reacting bir gerund biçimidir. Just burada yalnızca veya sadece anlamındadır; az önce anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi instead of ve react fiilinin doğru -ing biçimiyle tamamlayın: Pause and think ____ immediately.

Cevabı göster

instead of reacting

You can also strengthen your math skills

6:34

Ayrıca matematik becerilerinizi de güçlendirebilirsiniz

with lessons that feel more like puzzles than lectures Dilbilgisi

6:35

derslerden çok bulmaca gibi hissettiren derslerle

Dilbilgisi

feel more like A than B: B'den çok A gibi hissettirmek

feel more like A than B yapısındaki feel, ‘… izlenimi vermek’ veya ‘deneyim olarak … gibi gelmek’ anlamındadır. Konuşmacı, derslerin yaşattığı deneyimin geleneksel anlatımlardan çok bulmacalara benzediğini söylüyor. Bu kalıp öznel bir izlenimi karşılaştırır: X feels more like A than B. feel like doing something yapısındaki gibi ‘bir şey yapmak istemek’ anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle bir deneyimi karşılaştırmak için feel more like A than B yapısını kullanıyor?

  1. I feel like joining the workshop after lunch.
  2. The workshop feels more like a game than a lecture.
  3. The workshop has more games than lectures.
Cevabı göster

The workshop feels more like a game than a lecture.

by starting at a level that's comfortable for you

6:38

size uygun olan bir seviyeden başlayarak

and building your way up from there. Öbek fiiller

6:40

ve oradan kendinizi geliştirerek.

Öbek fiiller

building your way up: adım adım ilerlemek

Building your way up, daha kolay veya daha düşük bir başlangıç noktasından daha ileri bir seviyeye doğru yavaş yavaş ilerlemek anlamına gelir. Your way, tekrarlanan çabayla oluşturulan ilerleme yolunu ifade eder; gerçek anlamda bir yol değildir. Buradaki -ing biçimi building, devam eden bir sürece uyar. From there başlangıç seviyesini belirtirken up daha yüksek zorluk, beceri veya konuma doğru ilerlemeyi gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle daha kolay bir başlangıç noktasından kademeli ilerlemeyi anlatmak için building your way up ifadesini en iyi şekilde kullanıyor?

  1. Build the shelf upstairs before lunch.
  2. Begin with the basic exercises, building your way up to the advanced set over time.
  3. Skip the basic exercises and jump straight to the advanced set.
Cevabı göster

Begin with the basic exercises, building your way up to the advanced set over time.

If you're interested in coding,

6:42

Kodlama ile ilgileniyorsanız,

Brilliant lets you learn with step-by-step interactive lessons.

6:44

Brilliant, adım adım etkileşimli derslerle öğrenmenizi sağlar.

You can start learning for free for 30 days

6:47

30 gün boyunca ücretsiz öğrenmeye başlayabilirsiniz

at brilliant.org/newsthink

6:50

brilliant.org/newsthink adresinden

or by scanning the QR code on your screen.

6:52

veya ekranınızdaki QR kodunu okutarak.

Brilliant is also giving you 20% off an annual premium subscription, Kelime

6:54

Brilliant ayrıca size yıllık premium abonelikte %20 indirim veriyor,

Kelime

20% off an annual premium subscription ifadesinin anlamı

20% off, belirtilen fiyatın %20 azaltıldığı anlamına gelir. Son fiyatın ilk fiyatın %20’si olduğu anlamına gelmez; müşteri fiyatın %80’ini öder. An annual premium subscription, bir yıllık faturalandırma dönemine sahip üst düzey bir aboneliktir. Annual abonelik dönemini, premium ise planın seviyesini belirtir.

Alıştırma

Bir yıllık planın normal fiyatı $100’dır. Teklif 20% off the annual subscription diyor. Vergiden önce ne kadar ödersiniz?

  1. $120
  2. $20
  3. $80
Cevabı göster

$80

giving you unlimited access to thousands of lessons. Kalıp ifadeler

6:58

binlerce derse sınırsız erişim sağlıyor.

Kalıp ifadeler

İsim kalıbı unlimited access to

Burada access, bir şeyi kullanabilme veya kullanma izni anlamına gelen bir isimdir. İsim kalıbı access to + isim şeklindedir; bu nedenle unlimited access to thousands of lessons, aboneliğin belirtilmiş bir kullanım sınırı olmadan bu ders koleksiyonunu kullanmaya izin verdiği anlamına gelir. Unlimited, access sözcüğünü niteler; to ise kullanılabilen kaynağı tanıtır.

Alıştırma

İsim kalıbını tek bir sözcükle tamamlayın: Members have unlimited access ____ the full lesson library.

Cevabı göster

to

Thanks for watching.

7:02

İzlediğiniz için teşekkürler.

For NewsThink, I'm Cindy Pom.

7:03

NewsThink'ten ben Cindy Pom.