"Onun Kıçını Tekmeleyeceğim": Aryna Sabalenka, Nick Kyrgios ile Oynayacağı Cinsiyetler Savaşı Maçını Anlatıyor: İngilizce çalışma notları
The Tonight Show Starring Jimmy Fallon
Video özeti: Tenis şampiyonu Aryna Sabalenka, Madison Square Garden’da oynamasını, maç sırasında aklının akşam yemeği planlarına kaymasını, viral olan isabetli vuruşunu ve istemsiz çıkardığı sesleri anlatıyor. Ayrıca Nick Kyrgios karşılaşmasında iki taraf için neyin söz konusu olduğunu açıklayıp imza üzerine kurulu eğlenceli bir şakaya katılıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. a blowout — Sözcük anlamı ve dil düzeyi: Spor bağlamında bunun patlama veya lastik patlaması değil, son derece tek taraflı ve açık farkla kazanılan bir karşılaşma olduğunu anlayın; bir oyuncı ya da takım çok büyük farkla kazandığında doğal biçimde kullanın. 2. it's a lose-lose. / the win-win, — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Bu kısa ve karşıt yapıların rekabetteki çıkarları nasıl özetlediğini fark edin: sonuç ne olursa olsun bir taraf zarar görürken diğer taraf her senaryoda avantajlıdır. Bunları müzakere, seçim veya asimetrik riskleri tartışırken uygulayın. 3. You can catch Aryna / live on the Tennis Channel, — Sözcük anlamı ve dil düzeyi: Medya duyurusunda catch sözcüğünü “izlemek”, live on ifadesini ise canlı yayını veren kanalı belirtmek olarak yorumlayın. Bir kişinin, programın veya spor etkinliğinin nerede izlenebileceğini bildirmek için bu kalıbı kullanın.
Bu derste
Uh you did me a favor last time after you won the US Open. You came out in my monologue and surprised everybody. Notlar
0:02En son ABD Açık'ı kazandıktan sonra bana bir iyilik yapmıştın. Monoloğumda çıkıp herkesi şaşırtmıştın.
did me a favor: do someone a favor kalıbı
Did me a favor, do someone a favor kalıbının geçmiş zaman biçimidir. Konuşanın, diğer kişiden belirli ve yararlı bir davranış gördüğü anlamına gelir. İyiliği gören kişi do sözcüğünün hemen ardından gelir: do me a favor, do her a favor veya do us a favor. Burada konuşan, diğer kişinin daha önce yaptığı bir şeyi hatırlayıp bunun kendisine yardımcı olduğunu söylüyor. Aynı kalıp geçmişteki bir yardımdan söz ederken, teşekkür ederken veya küçük bir ricada bulunurken kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi “belirli bir davranışla bana yardım ettin” anlamındaki sabit ifadeyle tamamlayın: Yesterday, you ____ by picking up my package.
Cevabı göster
did me a favor
came out: bir gösteride seyircinin önüne çıkmak
Burada came out, kişinin sahne arkasından veya görünmeyen başka bir yerden, gösterinin seyircinin görebildiği bölümüne geçtiği anlamına gelir. İnsanların önüne çıkmayı veya görünmeyi anlatır. Come out farklı anlamlara gelebildiği için yorum, sahne ve gösteri bağlamına göre yapılır. Monolog, sahne, seyirci veya perde bulunan bağlamlarda bir sanatçının ya da konuğun ortaya çıkıp görünmesini anlatabilir.
Alıştırma
“The comedian came out from behind the curtain and waved to the crowd,” cümlesinde came out ne anlama gelir?
- satışa sunuldu
- kişisel bir kimliğini halka açıkladı
- ortaya çıkıp seyircinin önünde göründü
Cevabı göster
ortaya çıkıp seyircinin önünde göründü
Thank you for having me: davet için teşekkür
Thank you for having me, bir konuğun, röportaj verilen kişinin veya başka bir davetlinin kullandığı kibar ve kalıplaşmış bir ifadedir. Buradaki having, birine sahip olmak değil, onu konuk olarak davet edip ağırlamak anlamına gelir. Bu ifade, davet veya misafirperverlik için ev sahibine teşekkür eder ve karşılamanın ardından verilen açılış cevabı olarak doğal durur.
Alıştırma
Bir röportajın başında davetli konuksunuz. Sunucunun davetine en doğal şekilde teşekkür eden cevap hangisidir?
- Thank you for owning me.
- Thank you for coming.
- Thank you for having me.
Cevabı göster
Thank you for having me.
That was the fun part of winning the US Open. Dilbilgisi
0:09ABD Açık'ı kazanmanın eğlenceli tarafı buydu.
the fun part of winning: kazanmanın eğlenceli yanı
the fun part of winning ifadesinde part, deneyimin bir yönünü adlandırır ve fun bu yönü niteler. Winning bir isim-fiildir: -ing biçimi, of edatından sonra isim gibi görev yapar. Bir etkinlik veya deneyimin bir yönünü değerlendirmek için the + sıfat + part of + isim ya da -ing biçimi kalıbını kullanabilirsiniz; örneğin the hardest part of learning.
Alıştırma
Cümleyi of ve plan fiilinin -ing biçimini kullanarak tamamlayın: The difficult part ____ the trip is choosing the dates.
Cevabı göster
of planning
Spor bağlamında an exhibition
Bu tenis bağlamında an exhibition, gösteri maçı anlamına gelir: temel amacı seyirciyi eğlendirmek, sporu tanıtmak veya oyuncuların becerilerini sergilemek olan bir karşılaşmadır. Normal rekabetçi turnuva takviminden ayrıdır ve genellikle resmî sıralamayı etkilemez. Bağlamdaki beat Naomi ve Madison Square Garden ipuçları bunun bir spor etkinliği olduğunu gösterir. Burada exhibition, sanat eserlerinin veya nesnelerin halka açık sergisi anlamına gelmez.
Alıştırma
Tenis oyuncularıyla ilgili bir haberde exhibition büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Resmî sıralamayı belirleyen bir turnuva
- Sanat eserleri veya nesnelerin halka açık sergisi
- Normal resmî rekabetin dışında, temel olarak eğlence veya gösteri amacıyla düzenlenen bir spor maçı
Cevabı göster
Normal resmî rekabetin dışında, temel olarak eğlence veya gösteri amacıyla düzenlenen bir spor maçı
Is that the thing? ile temel sebebi kontrol etme
Bu konuşmada that, hemen önce öne sürülen fikre, yani New York'u sevmeye gönderme yapar; the thing ise temel açıklama anlamına gelir. Bu nedenle Is that the thing? yaklaşık olarak “Bunu açıklayan şey bu mu?” diye sorar. Fiziksel bir nesne hakkında soru sormaz. İfade, önceki fikri olası cevap veya ana nokta olarak sunar. Dinleyen kişi that ve the thing ifadelerinin neye gönderme yaptığını hemen önceki cümleden anlar.
Alıştırma
Maya her gün erken trene biner. Arkadaşı “You like how quiet it is. Is that the thing?” der. Arkadaşı neyi kontrol ediyor?
- Maya'nın belirli bir nesneye sahip olup olmadığı
- Sessizliğin temel sebep olup olmadığı
- Trenin zamanında olup olmadığı
Cevabı göster
Sessizliğin temel sebep olup olmadığı
playing in front of everybody: seyircilerin önünde oynamak
Bu spor bağlamında playing yarışmak veya maç yapmak, in front of everybody ise büyük bir grup izlerken anlamına gelir. İfade, yalnızca birinin fiziksel olarak diğer insanların önünde bulunmasını değil, seyirci önünde oynamanın herkese açık deneyimini anlatır. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp, fiilin -ing biçimi + in front of + people/a crowd/an audience şeklindedir: speaking in front of the class, performing in front of a crowd veya playing in front of fans.
Alıştırma
Cümleyi playing ve in front of yapısını kullanarak tamamlayın: Amir enjoys ____ a big crowd because the energy helps him focus.
Cevabı göster
playing in front of
What does it feel like to play Madison Square Garden? Dilbilgisi
0:36Madison Square Garden'da oynamak nasıl bir his?
What does it feel like to play ...?: bir deneyimin nasıl hissettirdiğini sormak
What does it feel like to play ...? sorusunda konuşan kişi bir şeyi yapmanın öznel deneyimini sorar. Kalıp, What does it feel like to + fiilin yalın biçimi ...? şeklindedir. Bu soru basit bir olgu yerine duyguları, hisleri veya genel bir izlenimi anlatmaya davet eder. Buradaki it biçimsel öznedir; to ile kurulan mastar deneyimin ne olduğunu belirtir.
Alıştırma
Soruyu kişisel bir deneyimi soran dört sözcüklü kalıpla tamamlayın: What ____ to perform on a huge stage?
Cevabı göster
does it feel like
in line with: başkalarıyla aynı düzeyde sayılmak
Başarıların konuşulduğu bu bağlamda be in line with those people, “o insanlarla birlikte sayılmak” veya “onlarla aynı gruba ya da düzeye yerleştirilmek” anlamına gelir. Those people, daha önce sözü edilen tanınmış sanatçı ve sporcuları ifade eder. Burada ifade fiziksel bir sırayı anlatmaz. İlişkiyi bağlam belirler: başarıların karşılaştırıldığı bir durumda with sonrasında insanlar gelirse benzer bir statü anlatılabilir; bir kural, plan veya standart gelirse in line with genellikle “uyumlu” anlamına gelir.
Alıştırma
Videodaki cümlede be in line with those people ne anlama geliyor?
- O insanların talimatlarına uymak
- Başarılı o insanlarla aynı düzeyde sayılmak
- O insanlarla fiziksel bir sırada beklemek
Cevabı göster
Başarılı o insanlarla aynı düzeyde sayılmak
I'll definitely remember that moment for the rest of my life. Kalıp ifadeler
0:49O anı hayatımın sonuna kadar kesinlikle hatırlayacağım.
for the rest of my life: şimdiden hayatın sonuna kadar
For the rest of my life, “hayatımda kalan bütün süre boyunca”, yani şimdiden hayatım sona erene kadar demektir. Burada remember fiilini niteler ve o anın asla unutulmayacağını vurgular. İyelik sözcüğü kişiye göre değişir: for the rest of her life, for the rest of our lives ve for the rest of their lives. İyelik birden fazla kişiyi ifade ettiğinde lives kullanılır.
Alıştırma
“Onun kalan bütün hayatı boyunca” anlamını vermek için for the rest of ... kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: She will treasure this letter ____.
Cevabı göster
for the rest of her life
That was my first time, by the way, playing. Anlatım akışı
0:52Bu arada, bu benim orada ilk oynayışımdı.
by the way: yan bir yorum eklemek
By the way, bir bilgiyi ana nokta olarak değil, ek bir yorum olarak sunan söylem belirtecidir. Burada konuşanın ilk kez oynamış olmasını yan bilgi olarak gösterir. Cümlenin ortasına yerleştirildiğinde ana bilgi akışını kısa süreliğine keser; yazıda genellikle virgüllerle ayrılır. Ardından konuşma aynı konuya geri döner.
Alıştırma
Cümleyi, bu derste geçen ve “yan bir yorum eklemek” anlamına gelen üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: ____, your package arrived this morning.
Cevabı göster
By the way
So, I was going to I I watch you and I'm just in awe Kelime
0:58Yani, şunu, seni izliyorum ve sadece hayranlık duyuyorum
in awe: yoğun hayret ve hayranlık
In awe, biri veya bir şey olağanüstü göründüğü için yoğun hayret, hayranlık ya da saygı duymak anlamına gelir. Burada konuşan kişi, karşısındakini izlemenin kendisini derinden etkilediğini ve hayran bıraktığını söylüyor. Nedenini belirtmeden be in awe kullanılabilir; bu duyguyu oluşturan kişiyi veya şeyi belirtmek için be in awe of + kişi ya da şey kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi in awe ve nesnesinden önce kullanılan edatla tamamlayın: The young musicians were ____ the violinist's skill.
Cevabı göster
in awe of
if you're in the big lead and you're like, okay, this is a blowout kind of, Notlar
1:08açık ara öndeysen ve tamam bu farka giden bir maç diyorsan,
“in the big lead”: anlamı ve daha doğal alternatifleri
Bu cümlede in the big lead, bir oyun veya yarışmada büyük farkla önde olmak anlamına gelir. Buradaki lead, önde olan kişi ya da takımın sahip olduğu avantajı belirten bir isimdir. Önde olma durumunu anlatan yaygın kalıp be in the lead şeklindedir. in the big lead ifadesi doğaçlama konuşmada anlaşılabilir, ancak farkın büyüklüğünü vurgulamanın standart yolu değildir.
Alıştırma
Bir takımın büyük farkla önde olduğunu en doğal şekilde hangi cümle ifade eder?
- Our team has a big lead at halftime.
- Our team leads the halftime.
- Our team is in the lead at halftime.
Cevabı göster
Our team has a big lead at halftime.
“a blowout”: tek taraflı bir spor karşılaşması
Sporda a blowout, skor farkının çok büyük olduğu, bir tarafın kolayca kazandığı ve sonucun neredeyse kesin göründüğü maç ya da sonuçtur. Burada konuşmacı, büyük bir farkın yarışmayı tek taraflı gösterebileceğini söylüyor. Bu sözcük tek başına kazanan mı yoksa kaybeden mi olduğunuzu belirtmez; bakış açısı bağlamdan veya a blowout win ve a blowout loss gibi birleşimlerden anlaşılır. Burada gerçek anlamıyla bir patlama veya lastik patlaması değildir.
Alıştırma
Hangi sonuç en iyi a blowout olarak tanımlanır?
- Daha alt sıradaki takım bir sayı farkla kazanır.
- Bir takım maçı baştan sona kontrol ederek 92–61 kazanır.
- Takımlar son saniyeye kadar berabere kalır.
Cevabı göster
Bir takım maçı baştan sona kontrol ederek 92–61 kazanır.
does your brain ever wander and you start thinking about other things besides tennis? Deyimler
1:11beynin hiç başka yerlere gidip tenis dışında başka şeyler düşünmeye başlıyor mu?
your brain ever wander: dikkatin başka yere kayması
Does your brain ever wander...? sorusunda wander mecaz anlamda kullanılır: kişinin dikkati tenisten uzaklaşıp ilgisiz düşüncelere kayıyor mu diye sorulur. Beynin fiziksel olarak hareket etmesi kastedilmez. Günlük İngilizcede your mind wanders daha yaygın ve doğal bir eşleşmedir. Özellikle odaklanmaya çalışırken düşüncelerin belirli bir yönü olmadan başka yerlere kaymasını anlatır.
Alıştırma
Hangi cümle bir kişinin ders sırasında dikkatinin başka yere kaydığını doğal biçimde anlatır?
- She walked around during the lecture.
- She wondered what the lecture would cover.
- Her mind wandered during the lecture.
Cevabı göster
Her mind wandered during the lecture.
did my team make the reservation in my favorite place, Kalıp ifadeler
1:20ekibim en sevdiğim yerde rezervasyon yaptırdı mı diye
make the reservation: belirli bir rezervasyonu yapmak
Make a reservation, özellikle restoran, otel veya başka bir hizmet için rezervasyon oluşturmayı anlatan standart fiil ve isim eşleşmesidir. Örnekte konuşan kişi, ekibin o rezervasyonu tamamlayıp tamamlamadığını sorar. The tanımlığı, bağlamdan zaten bilinen belirli bir rezervasyonu gösterir. Belirsiz bir rezervasyondan ilk kez söz ederken make a reservation denir.
Alıştırma
Cümleyi make ve reservation sözcüklerinin standart eşleşmesiyle tamamlayın: We need to ____ for six people at eight.
Cevabı göster
make a reservation
and then I have to bring myself back every time, like, Öbek fiiller
1:29ve sonra her seferinde kendimi geri getirmem gerekiyor, şöyle,
bring myself back: dikkatimi yeniden toplamak
Bu cümlede bring myself back, dikkatim dağıldıktan sonra “kendimi yeniden mevcut göreve veya ana yöneltmek” anlamına gelir. Kendini fiziksel olarak başka bir yere götürmeyi değil, zihinsel bir dönüşü anlatır. Kullanılabilir kalıp bring oneself back şeklindedir ve çoğu zaman ardından odağı belirten to gelir: bring myself back to the task. Dönüşlülük zamiri özneye göre değişir; örneğin she brought herself back to the conversation.
Alıştırma
Cümleyi bring oneself back ifadesinin uygun biçimiyle tamamlayın: After I get distracted, I pause and ____ the task.
Cevabı göster
bring myself back to
not finished yet: şu ana kadar tamamlanmamış
Not finished yet, bir şeyin şu ana kadar tamamlanmamış durumda olduğunu belirtir. Yet zaman açısından bir bakış ekler: tamamlanma şu ana kadar gerçekleşmemiştir, ancak daha sonra gerçekleşebilir. Yaygın kalıp be + not + finished + yet şeklindedir ve yet genellikle sonda yer alır: The report is not finished yet. Etken bir fiille have not + geçmiş zaman ortacı + yet yapısı da kullanılabilir: I have not finished yet.
Alıştırma
Cümleyi “şu ana kadar” anlamına gelen ve işin daha sonra tamamlanabileceğini düşündüren sözcükle tamamlayın: The design is not finished ____.
Cevabı göster
yet
to finish the job: bir görevi sonuna kadar tamamlamak
Bu cümlede to finish the job, görevi tamamlayıp sonuna kadar götürmek anlamına gelir. Job, mutlaka ücretli bir meslek değil, yapılması gereken işi ifade eder. have to finish the job yapısının tamamında have to zorunluluk bildirir, finish the job ise gerekli eylemi belirtir. Bu ifade çoğu zaman biraz ilerleme sağlandığını, ancak nihai sonucun hâlâ güvenceye alınması gerektiğini düşündürür.
Alıştırma
“Kalan görevi tamamlamak” anlamındaki ifadeyle hatırlatmayı tamamlayın: Only the final safety check remains, so we need ____.
Cevabı göster
to finish the job
got to make sure: çok gündelik bir zorunluluk ifadesi
Bu cümlede got to make sure, “kontrol etmeli veya emin olmalısın” anlamına gelir. Make sure, doğrulanması gereken olguyu ya da sonucu tanıtır; burada bu bölüm it's right ifadesidir. Standart tam biçimler You've got to make sure ve You have to make sure şeklindedir. You got to oldukça gündeliktir ve rahat konuşmalarda ya da diyaloglarda yaygındır, ancak özenli yazıda genellikle kullanılmaz.
Alıştırma
Hatırlatmayı standart ve tam have got to biçimiyle tamamlayın: You ____ every name is spelled correctly before you publish the list.
Cevabı göster
have got to make sure
I also say uh you're really great follow on socials, Kelime
1:55Ayrıca hani sosyal medyada seni takip etmek gerçekten harika,
a great follow on socials: takip edilmeye değer bir hesap
Burada follow, insanların internette takip ettiği bir kişi veya hesabı belirten sayılabilen bir isimdir. Birine a great follow demek, o kişinin paylaşımlarının eğlenceli, yararlı veya düzenli olarak takip edilmeye değer olduğunu ifade eder. Socials, sosyal medya platformları veya hesapları için kullanılan gündelik bir sözcüktür. A great follow on socials ifadesi bir kişinin sosyal medya içeriğinin kalitesini veya değerini över.
Alıştırma
Konuşmacı birine a great follow on socials derken neyi kastediyor?
- Başkalarının talimatlarına uymakta becerikli.
- Follow düğmesine hızlıca basıyor.
- Sosyal medya içeriği takip edilmeye değer.
Cevabı göster
Sosyal medya içeriği takip edilmeye değer.
You you put your phone on the baseline of the court Kültür
2:06Sen, sen telefonunu kortun arka çizgisine koydun
the baseline of the court: teniste kortun arka çizgisi
Teniste baseline, kortun iki uzak ucundaki ve fileye paralel uzanan sınır çizgisidir. Oyun alanının arka kenarını belirler. Burada telefonu baseline üzerine koymak, onu filenin yanına veya bir yan çizgiye değil, tenis kortunun arkasındaki bu çizgiye yerleştirmek demektir.
Alıştırma
Teniste baseline nerededir?
- Kortun iki yanından biri boyunca uzanan, fileye dik çizgi
- Kortun ortasından geçen file
- Kortun iki arka ucundan birindeki, fileye paralel çizgi
Cevabı göster
Kortun iki arka ucundan birindeki, fileye paralel çizgi
returned a serve: return fiilinin tenisteki anlamı
Teniste returned a serve, rakibin servisini karşılayıp topu geri vurmak anlamına gelir. Buradaki return, “bir şeyi sahibine geri vermek” değil, sporda “geri vurmak” anlamında kullanılan bir fiildir. Nesne konumundaki serve, rakibin puanı başlatan servis vuruşunu belirtir. Geçmiş zaman biçimi returned, servisi karşılayan oyuncunun bu karşılığı tamamladığını gösterir.
Alıştırma
“She returned a serve,” tenis cümlesinde kadın ne yaptı?
- Servis atarak puanı başlattı.
- Rakibin servisini geri vurdu.
- Topu sahibine geri verdi.
Cevabı göster
Rakibin servisini geri vurdu.
How many How many how many takes did it take for you to do that? Kelime
2:23Bunu yapmak için kaç, kaç, kaç çekim gerekti?
how many takes did it take: take sözcüğünün isim ve fiil kullanımları
Film veya ses kaydında takes, bir sahneyi ya da performansı kaydetmek için yapılan ayrı denemeleri belirten çoğul ve sayılabilen bir isimdir. How many takes, deneme sayısını sorar. did it take yapısındaki take ise “gerektirmek” anlamında bir fiildir. Sözcüğün tekrarlanması doğaldır: bütün yapı, istenen sonucu elde etmek için kaç kayıt denemesi gerektiğini sorar.
Alıştırma
“How many takes did it take to record the scene?” cümlesinde takes ve take sırasıyla ne anlama gelir?
- zaman dilimleri; filme çekmek
- taşınan nesneler; kaldırmak
- kayıt denemeleri; gerektirmek
Cevabı göster
kayıt denemeleri; gerektirmek
make sure that my team does some silly stuff after that
2:40ondan sonra ekibimin aptalca şeyler yapmasını sağlayacağım
I mean, did everyone freak out and just jump up and down and go Notlar
2:44Yani, herkes çıldırdı ve zıplayıp şöyle mi yaptı
freak out: yoğun duyguyla tepki vermek
Bu cümlede freak out, duyguların kontrolünü neredeyse kaybedecek kadar güçlü tepki vermek demektir. Bu tepki şok, heyecan, korku veya stresten kaynaklanabilir; burada hemen yanındaki jump up and down ifadesi korkudan çok heyecanlı bir şaşkınlığa işaret eder. Duygunun tam olarak ne olduğu bağlamdan anlaşılır. Freak out tepkinin şiddetini gösterir, ancak tek başına belirli bir duyguyu adlandırmaz.
Alıştırma
Cümleyi freak out ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The crowd ____ when the surprise guest walked onstage.
Cevabı göster
freaked out
jump up and down: heyecanı göstermek için tekrar tekrar zıplamak
Jump up and down, dikey olarak tekrar tekrar zıplamak demektir. Bu cümlede hareket, insanların yalnızca çok heyecanlı olduğunu söylemek yerine, heyecan veya kutlama tepkisini gözle görülür bir biçimde gösterir. Bu ifade herhangi bir duygu olmadan yalnızca fiziksel hareketi de anlatabilir. Zıplamanın kutlama, sabırsızlık, oyun veya sadece egzersiz anlamına gelip gelmediğini bağlam belirler.
Alıştırma
Cümleyi jump up and down ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The children ____ when their team won.
Cevabı göster
jumped up and down
and the the the crazy thing that we actually record that.
2:48ve en, en, en çılgınca şey bunu gerçekten kaydetmiş olmamızdı.
Uh you've also become known for, kind of, you're grunting on the court. Kalıp ifadeler
2:56Aynı zamanda, bir bakıma kortta bağırmanla da tanınır oldun.
become known for: zamanla tanınır hâle gelmek
Become known for, belirli bir özellik, davranış veya başarı nedeniyle tanınır hâle gelmek demektir. Become bir değişimi, known bunun sonucunda oluşan itibarı, for ise bu itibarı yaratan şeyi gösterir. For'dan sonra genellikle bir isim öbeği veya -ing biçimi gelir. Bu doğaçlama cümlede konuşmacı for'dan sonra duraklıyor ve ardından kortta homurdanmayı bu itibarla bağlantılı davranış olarak belirtiyor. Başka durumlarda kullanılabilecek yapı özne + become + known for + isim/-ing biçimidir.
Alıştırma
Vurgulanan ifadeyle cümleyi tamamlayın: Over time, the small museum has ____ its hands-on science exhibits.
Cevabı göster
become known for
Let's just say: dolaylı veya ölçülü bir giriş
Let's just say, bilerek sınırlı veya dolaylı bir ifadeyi başlatan konuşma kalıbıdır. Çoğu zaman “daha fazlasını söyleyebilirim ama böyle ifade etmek yeterli” anlamını taşır; bu nedenle eleştiriyi yumuşatabilir, rahatsız edici bir sonucu ima edebilir veya kuru bir mizaha zemin hazırlayabilir. Genellikle insanların hep birlikte konuşmasına yönelik gerçek bir davet değildir. Buradaki gibi tek başına kullanıldığında bile konuşmacının sıradaki sonucuna veya açıklamasına işaret eder.
Alıştırma
Birisi "Let's just say the dinner did not look like the photo." diyor. Burada Let's just say ne işe yarıyor?
- Yemeğin fotoğrafla tamamen aynı olduğunu söyler.
- Dinleyicilerden cümleyi birlikte tekrar etmelerini ister.
- Dolaylı ve ölçülü bir yorumu başlatır ve daha fazla şeyin ters gittiğini ima eder.
Cevabı göster
Dolaylı ve ölçülü bir yorumu başlatır ve daha fazla şeyin ters gittiğini ima eder.
This has nothing to do with ...: bunun … ile hiçbir ilgisi yok
X has nothing to do with Y, X'in Y ile bağlantılı veya ilgili olmadığı anlamına gelir. Bu cümlede This şu anda sözü edilen noktayı belirtir; with ise bağlantısı reddedilen grunting unsurunu tanıtır. Bu kalıp yanlış bir varsayımı düzeltmek, olası bir nedeni elemek veya tartışmanın kapsamını belirlemek için kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi have nothing to do with ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The cancellation ____ the weather; a broken pipe forced the venue to close.
Cevabı göster
has nothing to do with
Uh do you know that you're making that noise in the moment?
3:16O anda o sesi çıkardığının farkında mısın?
zero control over it: bunun üzerinde hiçbir kontrolü olmamak
control over something isim öbeği, bir şeyi etkileme yeteneği veya yetkisi anlamına gelir. zero control over it ifadesinde zero, kontrolün yalnızca sınırlı olduğunu değil, hiç olmadığını vurgular. Başka durumlara aktarılabilen kalıp have zero control over + isim veya zamirdir. Buradaki it, konuşanın etkileyemediği şeyi belirtir.
Alıştırma
Tam bir kontrol eksikliğini vurgulamak için zero kullanın ve doğru edatı ekleyin: I have ____ the final schedule.
Cevabı göster
zero control over
one time we played an exhibition with uh Novak,
3:21bir keresinde hani Novak ile bir gösteri maçı yaptık,
put the mic on someone: birine mikrofon takmak
they put the mic on me ifadesinde put + nesne + on + kişi kalıbı, nesneyi o kişinin vücuduna takmak veya yerleştirmek anlamına gelir. Ekip, sesini alabilmek için konuşmacıya bir mikrofon taktı. Bu kalıp vücuda takılan ekipmanlar için kullanışlıdır: on sözcüğünden sonra gelen kişi, nesnenin takıldığı veya onu taşıyan kişidir. Mic, microphone sözcüğünün gündelik ve kısa biçimidir.
Alıştırma
they put the mic on me dendiğinde ne oldu?
- Konuşmacının vücuduna bir mikrofon taktılar.
- Konuşmacıya ait bir mikrofonu açtılar.
- Yere bir mikrofon koydular.
Cevabı göster
Konuşmacının vücuduna bir mikrofon taktılar.
I'm like, we need to offer earplugs to them,
3:30Ben, onlara kulak tıkacı sunmamız lazım falan oldum,
I was like I was like, I don't want to annoy people.
3:33Ben böyle, ben böyle, insanları rahatsız etmek istemiyorum.
take off the mic: takılı mikrofonu fiziksel olarak çıkarmak
take off the mic ifadesinde take off, vücuda takılı veya kişinin üzerinde bulunan mikrofonu çıkarmak anlamına gelir. Ekipmanın kişiden fiziksel olarak ayrılmasını anlatır. Burada take off geçişli kullanılır: konuşmacı bir şeyi çıkarır. Bu kullanım, The plane took off cümlesindeki nesnesiz “havalanmak” anlamından farklıdır. Nesne bir zamirse fiil ile parçacığın arasına gelir: take it off.
Alıştırma
Bir sunucu vücuduna takılı mikrofonu fiziksel olarak çıkarıyor ancak cihazın gücü hakkında bir şey söylemiyor. Bu eylemi hangi cümle anlatır?
- The host took off the mic.
- The host put the mic on.
- The host turned off the mic.
Cevabı göster
The host took off the mic.
but I think I think they shut the sound on my mic when I was hitting the ball.
3:37ama sanırım, sanırım topa vururken mikrofonumun sesini kapattılar.
come on: hareket değil, hafif itiraz
Burada come on, birinden yaklaşmasını istemez. “Biraz mantıklı ol” veya “hadi ama” anlamlarına yakın, konuşma içinde verilen bir tepkidir. Hafif bir itirazı veya inanmamayı gösterir. I mean ve you know ile birlikte kullanıldığı için gerçek bir emirden çok samimi, biraz takılan ya da bezgin bir tonda duyulur.
Alıştırma
Bu cümlede come on ne işe yarıyor?
- Hafif bir itirazı veya inanmamayı ifade eder.
- Birinden yaklaşmasını ister.
- Yeni bir konu açar.
Cevabı göster
Hafif bir itirazı veya inanmamayı ifade eder.
Does that mean like you're you're more focused,
3:44Bu, daha, daha fazla odaklandığın anlamına mı geliyor,
What are you thinking about when you're when you are making that noise?
3:48O sesi çıkarırken, çıkarırken ne düşünüyorsun?
almost the only thing in my head when I'm playing the match,
3:54maçı oynarken kafamdaki neredeyse tek şey bu,
makes you win: make + nesne + yalın fiil
makes you win yapısında makes fiilinden sonra nesne olan you ve yalın fiil win gelir: make + nesne + yalın fiil. Bu yapı, bir şeyin bir kişiye bir eylem yaptırdığını veya bir sonuca neden olduğunu belirtir. Etken cümlede ikinci fiilden önce to kullanılmaz: it makes you win denir, it makes you to win denmez. makes, üçüncü tekil kişi eki olan -s'yi alsa da nesneden sonraki fiil yalın hâlde kalır.
Alıştırma
Cümleyi win fiilinin doğru biçimiyle tamamlayın: This power-up makes you ____.
Cevabı göster
win
Here are you uh holding the 24 and 25 US Open women's singles championship trophies. Kültür
4:05İşte buradasın hani 24 ve 25 ABD Açık tek kadınlar şampiyonluk kupalarını tutuyorsun.
women's singles championship: teniste kadınlar tekler kategorisi ve şampiyonluk unvanı
Teniste women's singles, her tarafta bir kadın oyuncunun yarıştığı kategoridir. Singles, her tarafta bir oyuncunun bulunduğu tekler formatını; championship ise şampiyonluk için yapılan yarışmayı veya bu kategoride kazanılan şampiyonluk unvanını belirtir. trophies sözcüğünden önce tüm ifade bir kategori etiketi görevi görür: bunlar ABD Açık kadınlar tekler kategorisini kazanma karşılığında alınan kupalardır. Burada singles, evli olmayan kişiler anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir tenis turnuvasında women's singles championship neyi belirtir?
- Her tarafta iki kadın oyuncudan oluşan takımların yarıştığı bir müsabaka
- Her tarafta bir kadın oyuncunun bulunduğu kategorinin şampiyonası veya şampiyonluk unvanı
- Evli olmayan sporculara yönelik bir yarışma
Cevabı göster
Her tarafta bir kadın oyuncunun bulunduğu kategorinin şampiyonası veya şampiyonluk unvanı
Uh you have a big battle of the sexes match coming up later this month Notlar
4:14Hani bu ayın ilerleyen günlerinde büyük bir cinsiyetler savaşı (battle of the sexes) maçın var
big battle of the sexes match: kadın-erkek karşılaşması olarak tanıtılan müsabaka
Sporda battle of the sexes match, erkek ve kadın sporcular arasında doğrudan bir karşılaşma olarak sunulan müsabakadır. Buradaki battle mecazidir: match, bunun gerçek bir savaş veya yalnızca bir tartışma değil, spor müsabakası olduğunu gösterir. Bu etiket, özellikle Billie Jean King ile Bobby Riggs arasındaki 1973 tenis maçı nedeniyle medya ve tarih çağrışımları taşır. Bu cümlede big, tanıtım etkisi ve önem katar; ifadeyi resmî bir spor kategorisine dönüştürmez.
Alıştırma
Hangi durum en doğal biçimde battle of the sexes match olarak tanımlanır?
- Her tarafta iki oyuncunun bulunduğu kadınlar çiftler finali
- Bir erkek ve bir kadın oyuncunun doğrudan karşılaşması olarak tanıtılan gösteri tenis maçı
- Herhangi bir spor müsabakası içermeyen iş yerinde eşitlik konulu resmî tartışma
Cevabı göster
Bir erkek ve bir kadın oyuncunun doğrudan karşılaşması olarak tanıtılan gösteri tenis maçı
coming up: yakında gerçekleşmesi planlanan
Bu cümlede coming up, “yakında gerçekleşmesi planlanan veya beklenen” anlamına gelir. match sözcüğünü niteler; later this month ise zamanı belirtir. Yaklaşan gelecekteki bir olayı göstermek için “olay + coming up” yapısını kullanabilirsiniz: We have a test coming up. Bu ifade, takvimdeki bir olayı tanıtmak veya hatırlatmak için kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi “yakında gerçekleşmesi planlanan” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Our school concert is ____ this Friday.
Cevabı göster
coming up
bring this back?: eski bir etkinliği veya biçimi yeniden canlandırmak
Burada bring this back, “bunun yeniden gerçekleşmesini veya var olmasını sağlamak” demektir. this, daha önce sözü edilen kadınlar-erkekler karşılaşmasına gönderme yapar; yani konuşmacı bu tür bir karşılaşmanın neden yeniden canlandırılmak istendiğini sorar. bring + something + back yapısı mecaz anlamda kullanılabilir. Nesne bir etkinlik, gelenek, program, özellik, tarz veya ürünse genellikle onu geri getirmek, yeniden sunmak ya da yeniden düzenlemek anlamına gelir.
Alıştırma
Cümleyi “daha önce var olan bir şeyi yeniden sunmak” anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The library plans to ____ its weekend workshops next month.
Cevabı göster
bring back
I mean, I like to challenge myself and playing against the men male athlete. Kalıp ifadeler
4:25Yani, kendime meydan okumayı ve erkek erkek sporculara karşı oynamayı seviyorum.
like to challenge myself: kendini geliştirmek için zor hedefler seçmek
like to challenge myself ifadesinde challenge geçişli bir fiildir ve myself, I öznesine gönderme yapar. İfade, kendi yeteneğini sınamak veya geliştirmek için zor bir şeyi seçmek anlamına gelir; başka birini konuşan kişiyle yarışmaya davet etmek anlamına gelmez. Yeniden kullanılabilen yapı özne + challenge + özneyle uyumlu dönüşlülük zamiridir: I challenge myself, she challenges herself, they challenge themselves. Like to, bunun konuşan kişinin genellikle yapmaktan hoşlandığı veya yapmayı seçtiği bir şey olduğunu belirtir.
Alıştırma
Cümleyi challenge ve I ile uyumlu dönüşlülük zamiriyle tamamlayın: I like to ____ by solving more difficult problems.
Cevabı göster
challenge myself
And also, I think we're kind of like bringing tennis to the next level Deyimler
4:35Ayrıca, sanırım tenisi bir sonraki seviyeye taşıyoruz
bringing tennis to the next level: sporun ilerlemesine yardımcı olmak
Bring something to the next level, bir şeyi önemli ölçüde geliştirmek veya daha ileri bir aşamaya taşımak anlamına gelen mecazi bir yapıdır. Burada bringing tennis to the next level, sporun gelişmesine, daha iyi performans göstermesine veya etkisinin artmasına yardımcı olmak demektir; fiziksel bir taşıma kastedilmez. Yapı bring + nesne + to the next level şeklindedir. -ing biçimindeki bringing, bu cümledeki we're ... bringing yapısına uyar. Başka bağlamlarda take something to the next level da yaygındır ve neredeyse aynı anlama gelir.
Alıştırma
Bu cümlede bringing tennis to the next level ne anlama gelir?
- Tenisin gelişmesine veya daha ileri bir aşamaya geçmesine yardımcı olmak
- Tenis ekipmanını daha yüksek bir kata taşımak
- Tenisi daha kolay bir yarışma kategorisine dönüştürmek
Cevabı göster
Tenisin gelişmesine veya daha ileri bir aşamaya geçmesine yardımcı olmak
visibility: kamuoyu ilgisi ve görünürlük
Burada visibility, bir şeyin halktan ve medyadan ne kadar ilgi gördüğünü ifade eder. “The visibility that it got”, etkinliğin zaten geniş ölçüde görüldüğünü, konuşulduğunu veya haber yapıldığını anlatır; görme yetisinden ya da görüş mesafesinden söz etmez. Bu anlam kampanyalar, markalar, spor ve kamusal konular hakkında konuşurken yaygındır. To gain visibility veya to increase visibility, daha geniş bir kitlenin dikkatini çeker hâle gelmek demektir.
Alıştırma
Özgün cümlede visibility en yakın olarak ne anlama gelir?
- Bir kişinin görme yetisi
- Kötü havada insanların görebildiği mesafe
- Bir video görüntüsünün netliği
- Kamuoyu ilgisi ve görünürlük
Cevabı göster
Kamuoyu ilgisi ve görünürlük
and But I remember the other battle of the sexes was like Billie Jean King.
4:44Ve, Ama hatırlıyorum diğer cinsiyetler savaşı Billie Jean King gibiydi.
historical moment: tarihsel öneme sahip bir an
Bu cümlede a historical moment, tarihin bir parçası olarak hatırlanacak kadar önemli görülen bir an demektir. Konuşan kişi yalnızca bunun geçmişte gerçekleştiğini söylemiyor; anın önemini değerlendiriyor. Historical geniş anlamda “tarihle ilgili”, historic ise daha özel olarak “tarihte önemli” anlamına gelebilir. Gerçek kullanımda historical moment da burada amaçlanan önemli tarihsel anlamla sıkça kullanılır.
Alıştırma
Özgün cümlede a historical moment ne anlama gelir?
- Tarihin bir parçası olarak hatırlanacak kadar önemli görülen bir an
- Günümüzde önemi olmayan eski bir an
- Bugünden önce gerçekleşmiş herhangi bir an
- Tarih dersi sırasında kısa bir ara
Cevabı göster
Tarihin bir parçası olarak hatırlanacak kadar önemli görülen bir an
but I think we're we're doing doing it for uh fun reason,
4:49ama sanırım biz, biz bunu eğlence amacıyla yapıyoruz,
to help tennis grow: help + nesne + fiilin yalın hâli
to help tennis grow ifadesinde to help, eylemin amacını belirtir: amaç, tenisin gelişmesini ve daha fazla kişiye ulaşmasını desteklemektir. Yapı help + nesne + fiilin yalın hâli şeklindedir: help + tennis + grow. Burada grow, bir kişinin yaşça büyümesi değil, sporun gelişmesi, daha fazla kişiye ulaşması veya daha popüler olması anlamına gelir.
Alıştırma
Cümleyi hedef fiilin yalın hâli grow ile tamamlayın: New volunteers can help the club ____.
Cevabı göster
grow
already got a lot of attention: get attention ile ilgi görmek
Get attention, “insanlar, kamuoyu veya medya tarafından fark edilmek” anlamına gelir. A lot of, ilgi miktarının çok olduğunu belirtir. Already, bu sonucun şu ana kadar gerçekleşmiş olduğunu ve belki de beklenenden daha erken ortaya çıktığını gösterir. it's already got ifadesinde it's, it has anlamına gelir; bu nedenle got, present perfect yapısının bir parçasıdır.
Alıştırma
Uygulamanın kamuoyunun ilgisini gördüğünü söylemek için get attention kullanan cümle hangisidir?
- The new app has already drawn attention to a security problem.
- The new app has already got a lot of attention.
- Users have already paid close attention to the new app.
Cevabı göster
The new app has already got a lot of attention.
It's going to be great, high level match for sure, Kalıp ifadeler
4:58Kesinlikle harika, üst düzey bir maç olacak,
for sure: konuşmada güçlü kesinlik belirtmek
Bu cümlede for sure, “kesinlikle” veya “hiç şüphesiz” anlamına gelir. Cümlenin sonunda kullanıldığında, konuşanın maçın harika ve üst düzey olacağı yönündeki tahminine güçlü bir kesinlik katar. Anlatılan olayı değiştirmez; konuşanın ne kadar emin olduğunu gösterir. İfade tek başına da güçlü bir olumlu cevap olarak kullanılabilir.
Alıştırma
for sure, “The roads will be busy tonight” ifadesine ne katar?
- Daha fazla bilgi için kibar bir rica
- Tahmin konusunda güçlü bir kesinlik
- Bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği konusunda şüphe
Cevabı göster
Tahmin konusunda güçlü bir kesinlik
kick his ass: kazanmakla ilgili kaba bir meydan okuma
Burada kick his ass, kelimenin tam anlamıyla tekme atmayı anlatmaz. Bu yarışma bağlamında onu ağır veya kesin bir şekilde yenmek anlamına gelir. Bu ifade, iddiayı saldırgan bir meydan okuma gibi gösterir. Nötr I’m going to beat him cümlesine göre çok daha fazla düşmanlık ve küstahlık taşır.
Alıştırma
Değerlendirin: Resmî bir iş sunumunda “We’re going to kick their ass” demek, başarı tahmininde bulunmanın kibar ve profesyonel bir yoludur.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
Vurgulu bir giriş olarak You don't understand
Bu cümlede You don't understand ifadesinin asıl amacı, dinleyicinin anlama yeteneği olmadığını kelimesi kelimesine iddia etmek değildir. how ile başlayan yan cümleyi, dinleyicinin fark ettiğinden daha şaşırtıcı veya ciddi bir bilgi olarak sunar; asıl mesaj onun stresinin ne kadar yoğun olduğudur. You don't understand how + adjective + subject + be kalıbı, dinleyicinin bir duygu ya da durumun derecesini hafife aldığını güçlü biçimde söyleyen bir konuşma kalıbıdır.
Alıştırma
Bu cümlede You don't understand ifadesinin temel işlevi nedir?
- Dinleyicinin onun ne kadar stresli olduğunu hafife alıyor olabileceğini vurgular.
- Dinleyicinin stressed sözcüğünün tanımını bilip bilmediğini sorar.
- Konuşmayı nazikçe bitirir.
- Dinleyicinin İngilizce anlayamadığını söyler.
Cevabı göster
Dinleyicinin onun ne kadar stresli olduğunu hafife alıyor olabileceğini vurgular.
Zıt sonuçlar için it's a lose-lose ... the win-win
Lose-lose ve win-win, bir durumun tamamını adlandıran tekrarlı birleşik sözcüklerdir. A lose-lose, mevcut her seçeneğin veya sonucun kötü olduğu anlamına gelir; a win-win ise genellikle ilgili bütün tarafların yarar sağladığı anlamına gelir. Buradaki karşıtlık kişiseldir: o, sonuç ne olursa olsun kötü sonuçlarla karşılaşırken konuşan kişi her sonucun kendisine yarayacağını düşünür. Bu bağlamda win-win, en yaygın ortak yarar anlamı yerine “her iki durumda da o kazanır” anlamına genişletilmiştir.
Alıştırma
İki cümleyi vurgulanan ifadelerle ve doğal artikelle tamamlayın. Önce bütün sonuçların kötü olduğunu, sonra ortak yararı anlatan ifadeyi kullanın: When every option hurts both teams, it is ____. When both teams benefit, it is ____.
Cevabı göster
a lose-lose · a win-win
I feel like it's going to help tennis to grow,
5:24Tenisin büyümesine yardımcı olacağını hissediyorum,
I thought it was interesting that I don't know if you still do this, Ton ve niyet
5:30İlginç olduğunu düşündüm, bunu hala yapıyor musun bilmiyorum,
Kibar bir yumuşatma ifadesi olarak I don't know if you still do this
Burada I don't know if you still do this, konuşmacının geçmişteki bir alışkanlıktan söz etmeden önce kullandığı kibar bir yumuşatma ifadesidir. Kişinin bu davranışı sürdürüp sürdürmediğini açık bırakır ve bunu güncel bir gerçekmiş gibi sunmaz. Aktarılabilir kalıp I don't know if you still + fiil şeklindedir. Dinleyicinin eskiden yaptığı bir şeyle ilgili soru veya yoruma giriş yapabilir. Bu cümlede this, hemen ardından anlatılan davranışa ileriye dönük olarak işaret eder.
Alıştırma
Bir kişinin eski alışkanlığından söz etmeden önce I don't know if you still do this demenin temel amacı nedir?
- Konuşmacının bütün hikâyeyi unuttuğunu duyurmak
- Alışkanlığını değiştirdiği için kişiyi eleştirmek
- Alışkanlığın devam ettiğini varsaymaktan kaçınmak
Cevabı göster
Alışkanlığın devam ettiğini varsaymaktan kaçınmak
would bring you good luck: bring someone good luck kalıbı
Bring someone good luck, birine iyi şans getirmek anlamına gelir. Kalıp bring + kişi + good luck şeklindedir: you, bundan yararlanabilecek kişiyi; good luck ise eylemin getirdiğine inanılan sonucu belirtir. Burada would, beklenen bu sonucu geçmişteki bir ritüelin anlatımı içine yerleştirir. İfadeyi kibar bir rica hâline getirmez.
Alıştırma
Bir nesnenin bir kişiye iyi şans getirebileceğini doğal biçimde anlatan cümleyi seçin.
- This bracelet may bring him good luck.
- This bracelet may wish him good luck.
- He may bring this bracelet good luck.
Cevabı göster
This bracelet may bring him good luck.
I know I mean, people know how silly our team is, Dilbilgisi
5:45Biliyorum, yani, insanlar ekibimizin ne kadar şapşal olduğunu biliyor,
know how silly our team is: cümle içine yerleştirilmiş how yan cümlesinde sözcük sırası
people know how silly our team is ifadesinde how silly our team is, insanların bildiği şeyi anlatır. How, silly sözcüğünün derecesini belirtir: insanlar ekibin ne ölçüde şapşalca davrandığını bilir. Bu, cümle içine yerleştirilmiş bir how yan cümlesi olduğu için düz cümle sırasını kullanır: how + sıfat + özne + fiil. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp know how busy the office is biçimindedir; doğrudan sorudaki devrik sıra kullanılmaz.
Alıştırma
Knows fiilinden sonra yer alan how yan cümlesinde doğru sözcük sırasını kullanan cümle hangisidir?
- Everyone knows how busy is the library.
- Everyone knows how is the library busy.
- Everyone knows how busy the library is.
Cevabı göster
Everyone knows how busy the library is.
and sometimes we just like to do silly things.
5:49ve bazen sadece aptalca şeyler yapmayı seviyoruz.
And then he was just saying like, oh, sign my head.
5:52Ve sonra o sadece şöyle dedi, ah, kafamı imzala.
And it's actually been a while since I've done that. Dilbilgisi
6:01Ve aslında bunu yapmayalı epey oldu.
it's actually been a while since I've done that: bugüne kadar uzanan zaman aralığı
It's actually been a while since I've done that, konuşan kişinin bunu son yapışından bu yana fark edilir bir süre geçtiği anlamına gelir. Günlük konuşmada “bunu son zamanlarda yapmadım” anlamını taşır. It's been present perfect yapıdadır; bu nedenle zaman aralığı bugüne kadar uzanır. since yan cümlesi, zamanın başlangıç noktası olarak kullanılan etkinliği belirtir. Özgün cümlede I've done that kullanılır; since I did that biçimi de çok yaygındır. Actually, birinin beklediği şeye karşı hafif bir düzeltme veya karşıtlık belirtir.
Alıştırma
Sizin ve başka bir kişinin uzun zamandır konuşmadığını ifade etmek için cümleyi tamamlayın: It's been a while ____ we talked.
Cevabı göster
since
I'm not I mean, I'm not I don't have a beautiful bald head like he does,
6:04Ben, yani ben, onunki gibi güzel bir kel kafam yok,
is quite big: fark edilir bir derece için quite kullanımı
is quite big ifadesinde quite, big sözcüğünü niteleyen bir derece zarfıdır. İmzanın yalnızca biraz büyük değil, fark edilir ölçüde veya oldukça büyük olduğunu anlatır. Bu ifade kesin bir ölçü vermek yerine bir değerlendirme yapar. Quite, big sözcüğünü güçlendirir; ancak tek başına 'en büyük' anlamına gelmez ve boyutun sorun yarattığını belirtmez.
Alıştırma
Bir arkadaşınız The apartment is quite big. diyor. Burada quite big en doğal olarak ne anlama gelir?
- Daire fark edilir ölçüde veya oldukça büyük.
- Daire yalnızca biraz büyük.
- Daire kullanılamayacak kadar büyük.
- Daire mümkün olan en büyük daire.
Cevabı göster
Daire fark edilir ölçüde veya oldukça büyük.
But I cannot All I have is a all I have is a Sharpie, Dilbilgisi
6:21Ama yapamam, tek sahip olduğum, tek sahip olduğum bir Sharpie,
all I have is a Sharpie: eldeki tek eşyaya odaklanma
All I have is a Sharpie, all + özne + fiil + be + odaklanan bilgi kalıbını kullanır. Burada all I have cümlenin öznesi olarak işlev görür ve 'elimde bulunan tek şey' anlamına gelir; is sonrasındaki a Sharpie ise odaklanan ögedir. I have a Sharpie ile karşılaştırıldığında bu kalıp bir sınırlamayı öne çıkarır: konuşanın başka uygun bir aracı veya seçeneği yoktur. Yeniden kullanılabilen kalıp All I have is + isim öbeğidir.
Alıştırma
Cümleyi tam olarak All I have is odak kalıbıyla tamamlayın: ____ a phone charger, so I cannot fix the laptop.
Cevabı göster
All I have is
not going to come off: yüzeye yapışık kalmak
Bu cümlede come off, “bir yüzeyden ayrılmak veya yüzeyden çıkarılmak” anlamına gelir. Özne olan this, onu çıkarmaya çalışan kişiyi değil, yüzeye yapışık kalan veya görünmeye devam eden şeyi belirtir. Not going to, çoğu zaman nesne, iz veya kaplamanın çıkarılması zor olduğu için çıkarmanın gerçekleşmeyeceğini öngörür. İfade, come ve off sözcüklerinin ayrı ayrı gerçek anlamlarından değil, ayrılma veya çıkarılmadan söz eder.
Alıştırma
Örnekteki not going to come off ne anlama geliyor?
- Konuşan kişiye doğru hareket etmeyecek.
- Zamanında başlamayacak.
- Yüzeyden çıkarılmayacak.
- Kapatılmayacak.
Cevabı göster
Yüzeyden çıkarılmayacak.
I cannot be that rude to you: derece ve sosyal sınır
that rude ifadesinde that, derece bildiren bir zarftır; “o derece” veya “o kadar kaba” anlamına gelir. Derecenin ne olduğu, düşünülen davranıştan anlaşılır. Burada cannot, yeteneksizliği değil kişisel veya sosyal bir sınırı ifade eder. Konuşan kişi, karşısındakine o kadar kaba davranmanın kabul edilemez olduğunu ve bu nedenle bunu yapmayacağını söylüyor.
Alıştırma
I cannot be that rude to you diyen kişi esas olarak ne anlatıyor?
- Fiziksel olarak kaba konuşamıyorum.
- Rude kelimesini anlamıyorum.
- Sana o kadar kaba davranmak sosyal bir sınırı aşar, bu yüzden bunu yapmayacağım.
- Sen bana kaba davrandın.
Cevabı göster
Sana o kadar kaba davranmak sosyal bir sınırı aşar, bu yüzden bunu yapmayacağım.
leave ... alone: nesneyi leave ile alone arasına koymak
leave + nesne + alone, söz konusu kişiye ya da şeye dokunmamak, onu değiştirmemek, rahatsız etmemek veya onunla uğraşmamak demektir. Burada konuşan kişi, diğer kişinin alnına dokunmayacağını veya orada bir işlem yapmayacağını anlatır. Altyazıda alışılmadık leave alone your forehead sırası kullanılıyor. Standart İngilizcede nesneyi leave ile alone arasına koyun: leave your forehead alone. Bu yapı, bir sınır koyarken veya karışmamaya karar verirken kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi “rahatsız etmemek” anlamındaki leave ... alone ile tamamlayın: Please ____ the sleeping dog ____.
Cevabı göster
leave · alone
go for it: gündelik izin ve teşvik
go for it, birine düşündüğü eylemi gerçekleştirmesini söyleyen gayriresmî bir yanıttır. Burada, eğer eylemi yapan bu kişi olacaksa konuşanın izin verdiği ve bu eylemden rahatsız olmadığı anlamına gelir. Bağlama göre bu ifade “Tabii, yap” gibi izin veya “Dene, seni destekliyorum” gibi teşvik bildirebilir. it, konuşmada zaten bilinen bir eylemi veya fırsatı gösterir.
Alıştırma
Bir arkadaşınız “I want to audition, but I'm nervous.” diyor. Hangi yanıt onu samimi bir şekilde harekete geçmeye teşvik eder?
- Leave it alone.
- Go for it.
- You already missed it.
- That is out of the question.
Cevabı göster
Go for it.
But I'm going to make it I'm going to make it look fancy. Dilbilgisi
6:38Ama bunu, bunu havalı göstereceğim.
make it look fancy: bir şeyi şık göstermek
make it look fancy ifadesinde make ettirgen anlamdadır ve yapı make + nesne + fiilin yalın biçimi şeklindedir. Nesne olan it sözcüğünden sonra look gelir; fancy ise ortaya çıkan görünümü anlatan bir sıfattır. Bu yapı “bir şeyin belirli bir biçimde görünmesini sağlamak” anlamına gelir. Look, anlatılanı görünüş veya izlenimle sınırlar; nesnenin gerçekte ne olduğu mutlaka değişmiş değildir.
Alıştırma
Cümleyi make + nesne + look + sıfat yapısıyla tamamlayın: Good lighting can ____ this small room ____ bigger.
Cevabı göster
make · look
You're going to you're going to look I mean, this is real.
6:41Şöyle görüneceksin, şöyle görüneceksin, yani bu gerçek.
I but I don't know how you how do you get Sharpie off my face? Kalıp ifadeler
6:43Ben, ama yüzümdeki Sharpie'yi nasıl, nasıl çıkaracaksın?
get Sharpie off my face: bir şeyi yüzeyden çıkarmak
Burada get Sharpie off my face, konuşanın yüzündeki Sharpie mürekkebini veya izlerini yüzeyden çıkarmak anlamına gelir. get + şey + off + yüzey yapısında get, “bir şekilde çıkarmayı başarmak” anlamındadır; off ise bir yüzeyden ayrılmayı gösterir. Fiil, çıkarma işleminin nasıl yapıldığını belirtmez. Duruma göre maddeyi yıkayarak, silerek veya ovalayarak çıkarabilirsiniz.
Alıştırma
Cümleyi get + şey + off + yüzey yapısıyla tamamlayın: How can I ____ this ink ____ the desk?
Cevabı göster
get · off
“I'll help you out”: pratik yardım teklif etmek
Help someone out, birinin bir sorunu, fazla işi veya zor bir durumu olduğunda ona pratik yardım vermek demektir. Burada I'll, ifadeyi dostça bir teklife dönüştürür: konuşan kişi işleri kolaylaştırmak için gönüllü olur. Bu phrasal verb içinde out, dışarıya doğru hareket anlamına gelmez. Acil bir ihtiyaca yardımcı olma veya birinin zorluğu aşmasını sağlama anlamı katar. Yaygın yapı help + kişi + out şeklindedir; yapılacak iş with ile eklenebilir: help someone out with something.
Alıştırma
Cümleyi dersteki tam ifadeyle tamamla: The printer setup is confusing, but ____.
Cevabı göster
I'll help you out
“I'm pretty sure”: biraz belirsizlik içeren yüksek güven
I'm pretty sure, konuşan kişinin bir şeyin büyük olasılıkla doğru olduğuna inandığını, ancak yanılma ihtimalini biraz açık bıraktığını ifade eder. Buradaki pretty, attractive anlamındaki sıfat değildir; quite veya fairly gibi derece bildiren bir zarftır. Bu cümlede ifade, iddiayı yeterince yumuşatarak teşvikin kendinden emin duyulmasını sağlar, ancak onu kesin bir garantiye dönüştürmez. Tekrar kullanılabilecek yapı I'm pretty sure + yan cümle şeklindedir.
Alıştırma
Hangi cümle yüksek güven belirtirken yine de biraz şüphe payı bırakır?
- I guarantee the train leaves at six.
- I'm pretty sure the train leaves at six.
- I have no idea when the train leaves.
Cevabı göster
I'm pretty sure the train leaves at six.
catch Aryna ... live on the Tennis Channel: Aryna’yı bir kanalda canlı izlemek
Bu medya tanıtımında catch Aryna, Aryna’yı fiziksel olarak yakalamak değil, “etkinlikte yer alan Aryna’yı izlemek veya görmek” anlamına gelir. Catch, bir yayını, performansı ya da maçı çoğu zaman kaçırılmaması gereken bir izleme fırsatı olarak sunar. Live on the Tennis Channel, nasıl ve nereden izlenebileceğini belirtir. Live, etkinliğin gerçekleştiği anda yayımlandığını gösterir; on ise televizyon kanalını veya yayın platformunu tanıtır. Yeniden kullanılabilen kalıp catch + kişi/program/maç + live on + kanal/platform şeklindedir.
Alıştırma
Hangi cümle catch ... live on ... yapısını kullanarak bir yayını doğal biçimde tanıtıyor?
- You can catch the match live in the sports channel tonight.
- You can catch the match live on the sports channel tonight.
- You can catch the match on live the sports channel tonight.
Cevabı göster
You can catch the match live on the sports channel tonight.