ABD Borçlarını Ödemeyi Bırakırsa Ne Olur?: İngilizce çalışma notları
The Infographics Show
Video özeti: Video ABD borcunun ölçeğini gösteriyor, Hazine borçlanmasını ve devlet temerrüdünü açıklıyor, yurt içi ve küresel etkileri izliyor, Yunanistan'la karşılaştırıyor ve ABD'nin temerrüt riskini değerlendiriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. wrap our heads around — Deyimler ve mecazi ifadeler: birini karmaşık bir sayıyı veya soyut fikri kavramaya davet edin. 2. knock-on effects — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: neden-sonuç açıklamasında başka sonuçları tetikleyen dolaylı sonuçları adlandırın. 3. We're not entirely sure how true that is, — Konuşma edimbilimi ve tutum: güçlü bir iddiayı sertçe reddetmeden veya tartışmayı kapatmadan ölçülü kuşkuyla sorgulayın.
Bu derste
The United States has more than $21 trillion in national debt.
0:00Amerika Birleşik Devletleri'nin 21 trilyon dolardan fazla ulusal borcu var.
Let's try and wrap our heads around just how much money that is. Deyimler
0:05Gelin bunun tam olarak ne kadar para olduğunu anlamaya çalışalım.
wrap our heads around: zor bir şeyi kavramaya çalışmak
Wrap one's head around something, zor, şaşırtıcı veya hayal edilmesi güç bir şeyi anlamak için çaba göstermek anlamına gelen bir deyimdir. Fiziksel bir baş hareketini değil, zihinsel olarak kavramayı anlatır. Buradaki try and wrap our heads around just how much money that is, dinleyiciyi çok büyük bir para miktarının ölçeğini kavramaya davet eder. Yeniden kullanılabilen yapı wrap + iyelik + head around + isim veya soru yan cümlesidir; head ya da heads, sahip olan kişiye göre doğal biçimde uyum sağlar.
Alıştırma
“Anlamak için çaba göstermek” anlamındaki deyimle cümleyi tamamlayın: I still can't ____ how the final bill became so high.
Cevabı göster
wrap my head around
A trillion is 1,000 billion or one followed by 12 zeros.
0:09Bir trilyon 1.000 milyardır, veya 1'in yanına 12 sıfır eklenmiş halidir.
That's a big number, so let's break it down. Öbek fiiller
0:14Bu büyük bir sayı, o yüzden parçalara ayıralım.
break it down: bilgiyi daha küçük parçalar hâlinde açıklamak
Break something down burada karmaşık bilgileri daha kolay açıklanabilmesi veya anlaşılabilmesi için daha küçük parçalara ayırmak anlamına gelir. That's a big number, so let's break it down cümlesinde it, sayıdan söz eder ve ifade adım adım bir açıklamanın geleceğini bildirir. it, ayrılabilen bu öbeksi fiilin zamir nesnesi olduğu için break ile down arasında bulunmalıdır.
Alıştırma
“Daha küçük parçalara ayırarak açıklamak” anlamındaki öbeksi fiille cümleyi tamamlayın: The process is confusing, so let's ____ step by step.
Cevabı göster
break it down
If we assume you are a millionaire and you have all your money in $1,000 bills,
0:16Eğer milyoner olduğunuzu ve tüm paranızı 1.000 dolarlık banknotlar halinde tuttuğunuzu varsayarsak,
that's 1,000 of them to make up your million. Öbek fiiller
0:20bir milyonunuzu oluşturmak için bunlardan 1.000 tanesi gerekir.
make up: parçaların bir bütünü oluşturması
Bu cümlede make up, “birleşerek bir toplam oluşturmak” anlamına gelir. Bin küçük birim parçaları, bir milyon ise bu parçaların oluşturduğu toplamı ifade eder. Yaygın yapı parça veya miktar + make up + bütün şeklindedir. Grupları, malzemeleri, yüzdeleri veya miktarları anlatabilir: X makes up Y, X'in Y'nin bir kısmını veya tamamını oluşturduğu anlamına gelir.
Alıştırma
Hedef fiili doğru parçacıkla tamamlayın: Women make ____ more than half of the research team.
Cevabı göster
up
Now let's say you had a thousand of those stacks making you a billionaire. Anlatım akışı
0:29Şimdi sizi bir milyarder yapan bu yığınlardan bin tane olduğunu varsayalım.
let's say: varsayımsal bir durum sunmak
Let's say, varsayımsal bir durum açarak açıklamanın akışını düzenler. “Varsayalım” veya “hayal edelim” anlamına gelir; “bu sözcükleri söyle” demek değildir. Dinleyiciden ardından gelen bilgiyi geçici ve ortak bir varsayım olarak kabul etmesini ister. Böylece konuşan kişi hesaplama, karşılaştırma yapabilir veya daha sonra ne olacağını sorabilir. Durum gerçek olarak sunulmaz.
Alıştırma
“Let's say the train is an hour late,” cümlesinde “let's say” ne işe yarar?
- Varsayımsal bir durum sunar.
- Dinleyiciden cümleyi tekrarlamasını ister.
- Başka birinin söylediklerini aktarır.
Cevabı göster
Varsayımsal bir durum sunar.
which is roughly the height of a 35-story building.
0:36ki bu da yaklaşık 35 katlı bir binanın yüksekliğine eşittir.
And what if you had a thousand of those stacks making you a trillionaire?
0:39Peki ya sizi bir trilyoner yapacak bu yığınlardan bin tane olsaydı?
Well, then your cash stack would be 67.9 mi high,
0:43O zaman nakit yığınınız 67,9 mil yüksekliğinde olurdu,
which is more than nine times the height that a commercial airline flies. Dilbilgisi
0:47ki bu da ticari bir uçağın uçtuğu yüksekliğin dokuz katından fazladır.
more than nine times the height: yüksekliğin dokuz katından fazla
More than nine times the height, bir yüksekliğin karşılaştırılan yüksekliğin dokuz katından büyük olduğunu belirtir. Bu cümlede nakit para yığınının yüksekliği, ticari bir yolcu uçağının uçtuğu irtifanın dokuz katını aşar. Yapı more than + sayı + times + the height of + isim veya the height that + yan cümle şeklindedir. Son bölüm karşılaştırma ölçütünü verir. Bu, dokuz yüksekliğin üzerine eklenen ayrı bir miktarı değil, bir oranı ifade eder.
Alıştırma
Cümleyi more than + three times + the height of yapısıyla tamamlayın: The new tower is ____ the old library.
Cevabı göster
more than three times the height of
a cool 21 trillion: dev bir sayıya gündelik vurgu
Burada a cool ifadesi, büyük bir sayıdan önce gelen gündelik bir pekiştiricidir. A cool 21 trillion, miktarı canlı ve konuşma diline özgü bir tonla şaşırtıcı derecede büyük gösterir. Cool sıcaklığı anlatmaz ve borcu doğrudan havalı ya da takdire değer olarak övmez. Sayının büyüklüğüne dikkat çeker. a, a cool + miktar kalıbının bir parçasıdır; cool tek başına sayıyı daha kesin hâle getirmez.
Alıştırma
Hangi cümlede cool, örnektekiyle aynı gündelik pekiştirme anlamında kullanılmıştır?
- That jacket looks cool on you.
- The app was downloaded a cool ten million times in one week.
- The soup stayed cool for ten minutes.
Cevabı göster
The app was downloaded a cool ten million times in one week.
we're going to be looking at what would happen if the US defaulted on its debt. Dilbilgisi
0:58ABD borcunu ödeyemezse (temerrüde düşerse) ne olacağına bakacağız.
what would happen if + geçmiş zaman biçimi
what would happen if the US defaulted... ifadesinde what would happen if, varsayılan bir koşulu ortaya koyar ve sonuçlarını sorar. Yan cümlenin tamamı looking at fiilinin içeriğidir; yani videonun neyi inceleyeceğini belirtir. would öngörülen sonucu, defaulted ise varsayımsal uzaklık bildiren geçmiş zaman biçimini gösterir. Bu biçimlerin hiçbiri ABD'nin zaten temerrüde düştüğü anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi soru havalimanının kapanmasını en açık biçimde varsayımsal bir senaryo olarak sunuyor?
- What happened after the airport closed for a week?
- What will happen if the airport closes for a week?
- What would happen if the airport closed for a week?
Cevabı göster
What would happen if the airport closed for a week?
You don't just wake up one day and find yourself owing a stack of money that would stretch to the moon. Dilbilgisi
1:02Bir sabah uyanıp da kendinizi aya kadar uzanacak bir para yığını borçlanmış halde bulmazsınız.
find yourself + -ing biçimi
Find yourself owing, kişinin borçlu durumda olduğunu fark etmesi veya anlaması demektir; kendisini araması anlamına gelmez. Kalıp find + dönüşlülük zamiri + -ing biçimidir. Bu kalıp çoğu zaman bir eylemi ya da durumu plansız, yavaş yavaş gelişmiş veya ancak geliştikten sonra fark edilmiş olarak sunar. Burada büyük bir borcun bir anda ortaya çıkmak yerine birikimin sonucu olduğu fikrini destekler.
Alıştırma
Cümleyi find yourself ve scroll fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: After checking one notification, you may ____ through old posts an hour later.
Cevabı göster
find yourself scrolling
50 years ago, the US national debt was around $350 billion,
1:0850 yıl önce ABD ulusal borcu yaklaşık 350 milyar dolardı,
and the $1 trillion milestone was not reached until the early 1980s. Dilbilgisi
1:13ve 1 trilyon dolarlık kilometre taşına 1980'lerin başlarına kadar ulaşılamadı.
was not reached until: gecikmiş bir zaman sınırını belirtmek
Bu edilgen yapıda was reached bir eşiğe ulaşılmasını bildirirken not ... until bir zaman sınırı koyar. Eşiğe 1980’lerin başından önce ulaşılmamış, ancak o dönemde ulaşılmıştır; cümle bu eşiğe hiçbir zaman ulaşılmadığı anlamına gelmez. be not + geçmiş zaman ortacı + until + zaman kalıbı, bir sonucun nihayet ne zaman gerçekleştiğine odaklanır. Sonuç, onu gerçekleştiren kişi veya kurumdan daha önemli olduğunda özellikle kullanışlıdır.
Alıştırma
Hedefe eylülden önce ulaşılamadığını vurgulamak için cümleyi vurgulanan kalıpla tamamlayın: The enrollment target was ____ September.
Cevabı göster
not reached until
But that's still a big jump to arrive at today's $21 trillion.
1:17Fakat bugünkü 21 trilyon dolara varmak için bu yine de büyük bir sıçramadır.
With big tax cuts, spending on things such as war,
1:20Büyük vergi kesintileri, savaş gibi şeylere yapılan harcamalar,
and then with economic stimulus packages, it all adds up. Öbek fiiller
1:23ve ardından gelen ekonomik teşvik paketleriyle bunların hepsi birikir.
adds up: küçük etkenlerin birikimli sonuç oluşturması
Burada it all adds up, daha önce sözü edilen maliyet ve politikaların birikerek toplamda büyük bir etki oluşturduğu anlamına gelir. İfade aritmetik toplamayı çağrıştırır, ancak konuşan kişi hesap yapılmasını istemek yerine bunların birleşik etkisini özetlemektedir. It all adds up, ayrı ayrı katkılar sıralandıktan sonra kısa bir sonuç sunar. Tek başına küçük görünen unsurların birlikte düşünüldüğünde önemli hâle geldiğini anlatır.
Alıştırma
Each charge is small, but it all adds up. cümlesinde adds up ne anlama gelir?
- Ücretler, belirtilen bir miktarın kesin toplamını oluşturur.
- Küçük ücretler birikerek önemli bir toplam oluşturur.
- Açıklama mantıksal olarak ikna edicidir.
Cevabı göster
Küçük ücretler birikerek önemli bir toplam oluşturur.
The debt rises because if the US government spends more money than it collects in taxes, Dilbilgisi
1:27Borç artar, çünkü eğer ABD hükümeti vergilerle topladığından daha fazla para harcarsa,
then it needs to make up the shortfall by selling US Treasury bonds to investors. Notlar
1:31o zaman açığı kapatmak için yatırımcılara ABD Hazine tahvilleri satması gerekir.
spends more money than it collects: topladığından daha fazla harcar
more + noun + than kalıbı iki miktarı karşılaştırır. Burada spends more money than it collects, hükümetin harcadığı miktarın vergilerden elde ettiği miktardan daha fazla olduğunu belirtir. than yan cümlesinde collects fiilinden sonra money sözcüğü söylenmez ama it collects [money] olarak anlaşılır. Karşılaştırılan şey, hükümetin kaç kez harcama veya tahsilat yaptığı değil, para miktarlarıdır. if...then neden-sonuç zincirinde bu dengesizlik açığı oluşturan koşuldur.
Alıştırma
Hangi cümle bir yardım kuruluşunun harcamasının aldığı paradan fazla olduğunu belirtir?
- The charity collects more money than it spends.
- The charity spends more money than it collects.
- The charity spends as much money as it collects.
Cevabı göster
The charity spends more money than it collects.
make up the shortfall: açığı kapatmak
make up the shortfall ifadesinde make up, açığın kapanması için eksik olan şeyi sağlamak anlamına gelir. shortfall, mevcut para ile ihtiyaç duyulan para arasındaki eksik miktardır. by öbeği yöntemi belirtir: Hazine tahvillerinin satılması eksik fonları sağlar. Açığı kapatma anlamı nesne ve bağlam tarafından belirlenir; make up başka nesnelerle kullanıldığında farklı anlamlara gelebilir.
Alıştırma
Dersi tamamlayan ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: Ticket sales were lower than expected, so a sponsor agreed to ____.
Cevabı göster
make up the shortfall
US Treasury bonds: federal hükümete borç vermek
US Treasury bonds, ABD federal hükümetinin borçlanması için ABD Hazine Bakanlığı tarafından çıkarılan borçlanma araçlarıdır. Bu cümlede bunların satılması, finansman açığını kapatacak parayı sağlar. Hazine tahvili alan yatırımcı hükümete borç verir ve hükümetin alacaklısı olur; hükümetin sahibi olmaz. Hükümet, tahvilin koşullarına göre faiz ödemeyi ve anaparayı geri vermeyi taahhüt eder.
Alıştırma
Bir haberde yatırımcıların ABD federal hükümetine borç verdiği ve geri ödeme sözü aldığı belirtiliyor. Ne satın alıyorlar?
- US Treasury bonds
- Corporate bonds
- Company shares
Cevabı göster
US Treasury bonds
defaults on its debt ... sovereign default: borç temerrüdü ve devlet temerrüdü
To default on debt, faiz veya anapara gibi bir borç sözleşmesinin gerektirdiği ödemeyi vadesinde yapmamak anlamına gelir. Fiil, default on + borç veya yükümlülük yapısını izler. Borçlu bir ülke ya da egemen devlet olduğunda bu olaya sovereign default denir. Sovereign, borçlunun devlet olduğunu belirtir.
Alıştırma
Hangi cümle default sözcüğünün hem finansal anlamını hem de dil bilgisi yapısını doğru kullanır?
- The country defaulted on its debt after missing the required payment.
- The country defaulted its debt after missing the required payment.
- The country used its debt as a default setting after missing the required payment.
Cevabı göster
The country defaulted on its debt after missing the required payment.
it would essentially stop paying the money it owed to the investors of the US Treasury bonds.
1:46ABD Hazine tahvillerinin yatırımcılarına borçlu olduğu parayı ödemeyi esasen durdururdu.
If ... were to ..., ... would ... ile uzak bir varsayım
If + özne + were to + fiilin yalın hâli, özne + would + fiilin yalın hâli kalıbında were to, bir olayı varsayımsal ve bir ölçüde uzak bir olasılık olarak sunar. Geçmiş zamanı göstermez ve her türlü özneyle kullanılabilir. Burada konuşmacı, ABD’nin temerrüde düşmesini gerçekleşen veya beklenen bir olay olarak değil, varsayımsal bir senaryo olarak ele alıyor. would hayal edilen sonucu belirtir.
Alıştırma
Cümleyi resmî varsayım kalıbıyla tamamlayın: If the agency ____ miss the deadline, it ____ delay the launch.
Cevabı göster
were to · would
There's a lot of speculation online about what would happen if the US stopped making these payments,
1:50ABD'nin bu ödemeleri durdurması durumunda ne olacağı konusunda internette çok fazla spekülasyon var,
and though many of the major media outlets have run features exploring this question, Kalıp ifadeler
1:55ve büyük medya kuruluşlarının çoğu bu soruyu araştıran haberler yapmış olsa da,
run features: derinlemesine medya içerikleri yayımlamak
Medya İngilizcesinde run features, özel dosya yazıları yayımlamak veya özel haber bölümleri yayınlamak anlamına gelir. Burada run, içeriği izleyici ya da okuyucuya sunmak demektir; hızlı hareket etmek veya bir şeyi çalıştırmak anlamında değildir. Bir feature genellikle bir konu, soru veya kişi etrafında hazırlanmış ayrıntılı ve derinlemesine bir içeriktir; kısa bir son dakika haberi değildir.
Alıştırma
“The magazine ran a feature on teenage sleep,” cümlesinde dergi ne yaptı?
- Özel bir makineyi çalıştırdı.
- Derinlemesine bir makale yayımladı.
- Makaleyi fiziksel olarak taşıdı.
Cevabı göster
Derinlemesine bir makale yayımladı.
no one really knows exactly what would take place.
1:59tam olarak ne olacağını kimse gerçekten bilmiyor.
The general consensus is that the world markets would plunge Kalıp ifadeler
2:02Genel kanı, dünya piyasalarının çökeceği
general consensus: geniş uzlaşma, oy birliği değil
Bu cümlede general consensus, bilgili kişilerin çoğunun paylaştığı genel görüşü ifade eder: dünya piyasalarının sert biçimde düşmesini bekliyorlar. Sonucun kesin olduğunu ileri sürmek yerine baskın değerlendirmeyi özetler. Consensus herkesin aynı fikirde olmasını gerektirmez. General, genel bir eğilimden söz edildiğini daha da vurgular; dolayısıyla istisnalar ve karşıt görüşler bulunabilir.
Alıştırma
General consensus ifadesine en uygun anlam hangisidir?
- Olası istisnalarla birlikte çoğu kişinin paylaştığı geniş bir görüş
- İstisnasız herkesin sahip olduğu bir görüş
- Tek bir kişinin dayanaksız tahmini
Cevabı göster
Olası istisnalarla birlikte çoğu kişinin paylaştığı geniş bir görüş
and global interest rates would be considerably hitched up.
2:06ve küresel faiz oranlarının önemli ölçüde yükseleceği yönündedir.
And of course, the impact would be felt by the US creditors,
2:09Ve elbette, etki ABD'nin alacaklıları,
those other countries who are owed the money. Dilbilgisi
2:12yani para borçlu olunan o diğer ülkeler tarafından hissedilecektir.
are owed the money: özne olarak alacaklı
Are owed the money, owe fiilinin edilgen biçimidir. Özne olan those other countries alacaklı, yani parayı alacak taraftır: başka bir tarafın bu ülkelere borcu vardır, dolayısıyla bu ülkelerin parayı alma hakkı bulunur. Yeniden kullanılabilen yapı person or organization + be + owed + money or an amount şeklindedir. Maya is owed $200. örneğinde olduğu gibi ödemeyi alması gereken kişi veya kuruma odaklanır.
Alıştırma
Cümleyi owe fiilinin geniş zaman edilgen biçimiyle tamamlayın. The company has not paid Lina the $800 it promised. Lina ____ $800.
Cevabı göster
is owed
that would occur as a result of the US defaulting on its debt. Kalıp ifadeler
2:17beş potansiyel zincirleme etkiye bir göz atalım.
knock-on effects: dolaylı zincirleme sonuçlar
Bu cümlede knock-on effects, ilk olayın ardından gelen dolaylı sonuçlar demektir. Bir sonuç başka sonuçlara yol açar veya onların oluşmasına katkıda bulunur; böylece etkiler ilk sonuçta kalmayıp bir zincir hâlinde yayılır. Bu ifade neden-sonuç analizini düzenlemeye yardımcı olur: önce tetikleyici olayı belirleyin, ardından onun başlattığı sonraki etkileri inceleyin. Burada ABD'nin borcunda temerrüde düşme eyleminin kendisini değil, bu olaydan sonra beklenen sonuçları tanıtır.
Alıştırma
Örnekte knock-on effects ne anlama geliyor?
- Nesnelerin vurmasıyla oluşan fiziksel darbeler
- İlk olayın kendisi
- Önceki bir olayın neden olduğu sonraki dolaylı sonuçlar
Cevabı göster
Önceki bir olayın neden olduğu sonraki dolaylı sonuçlar
as a result of + isim veya -ing biçimi
as a result of ifadesinde of, nedeni tanıtır. İfadeden sonra bir isim öbeği veya -ing biçimi gelir; burada the US defaulting on its debt, etkilerin nedenidir. Tekrar kullanılabilen kalıp sonuç + as a result of + neden şeklindedir. Resmî veya tarafsız neden-sonuç açıklamalarında kullanışlıdır.
Alıştırma
Cümleyi “nedeniyle” anlamına gelen dört kelimelik hedef ifadeyle tamamlayın: The outdoor concert was canceled ____ heavy rain.
Cevabı göster
as a result of
The Treasury and Federal Reserve would make their way through banks
2:22Hazine ve Merkez Bankası bankalar aracılığıyla yolunu bulacak
and eventually blow a hole through the Main Street economy. Deyimler
2:25ve sonunda reel ekonomide büyük bir delik açacaktır.
Ağır zarar metaforu olarak “Blow a hole through the Main Street economy”
Burada blow a hole through, ciddi, sarsıcı ve kapsamlı zarar vermeyi anlatan güçlü bir metafordur. Fiziksel bir patlamadan söz edilmez; bu imge, finansal şokun ekonominin normal işleyişinin bir bölümünü ağır biçimde bozacağını düşündürür. Main Street, ABD ekonomi söyleminde sıradan haneleri, küçük işletmeleri ve günlük ticari faaliyetleri anlatan yaygın bir mecaz-ı mürseldir ve çoğu zaman Wall Street ile karşılaştırılır. Cümle, bankalar üzerinden yayılan zararın sonunda reel ekonomiye ulaşacağını belirtir.
Alıştırma
Bu cümlede “blow a hole through the Main Street economy” ne anlama geliyor?
- Devlet fonlarını doğrudan bankalardan yerel dükkânlara aktarmak
- Bir şehrin ana caddesinin altında fiziksel bir delik açmak
- Hanelerde, küçük işletmelerde ve günlük ekonomik faaliyetlerde ciddi aksamalara yol açmak
Cevabı göster
Hanelerde, küçük işletmelerde ve günlük ekonomik faaliyetlerde ciddi aksamalara yol açmak
The unemployment rate would rise and huge amounts of uncertainty would take center stage. Deyimler
2:28İşsizlik oranı yükselecek ve muazzam miktarda belirsizlik merkez sahneye çıkacaktır.
Ana odak hâline gelmek anlamındaki “Take center stage”
Take center stage, ilginin ana odağı ya da baskın konu hâline gelmek anlamına gelen tiyatro kökenli bir metafordur. Bu cümlede büyük belirsizlik, insanların en çok fark ettiği ve kaygı duyduğu şey hâline gelecektir. take fiili öne çıkmaya yönelik bir değişimi vurgular: Bir şey başrol konumuna geçer. Bu ifade bir kişiyi, konuyu, sorunu veya eğilimi anlatabilir; gerçek bir sahne gerekmez.
Alıştırma
Cümleyi “ana odak hâline geldi” anlamındaki deyimle tamamlayın: After the data breach, cybersecurity ____ at the board meeting.
Cevabı göster
took center stage
The stock market would suffer with stock prices falling
2:32Yatırımcılar daha güvenli hisse senedi veya altın yatırımları için diğer ülkelere kaçarken
as investors fled to other countries for safer stock or gold investments.
2:36hisse fiyatları düşecek ve borsalar zarar görecektir.
Recession would be on the economic horizon. Deyimler
2:40Ekonomik ufukta bir resesyon belirecektir.
on the economic horizon: ekonomik ufukta
Burada on the economic horizon, bir resesyonun gelecekte yaşanabilecek ekonomik bir gelişme olarak görünmeye başladığı anlamına gelir. İfade, ufukta beliren bir şey imgesini kullanır; bu nedenle olay öngörülebilir görünür, ancak kesin değildir ve zamanı tam olarak bilinmez. economic sözcüğü, genel on the horizon deyimini ekonomi ve ekonomik görünümle sınırlar.
Alıştırma
Hangi cümle on the economic horizon ifadesini kesinlik yerine gelecekte yaşanabilecek ekonomik bir gelişmeyi anlatmak için kullanıyor?
- Analysts see a possible recession on the economic horizon.
- Analysts know the exact date when the recession will start.
- Analysts confirm that the recession began yesterday.
Cevabı göster
Analysts see a possible recession on the economic horizon.
There would be no money to pay salaries or benefits
2:44Maaşları veya sosyal hakları ödeyecek para olmaz,
for federal or military personnel and retirees,
2:47federal veya askeri personel ve emekliler için,
Social Security recipients, Medicare bills, student loans,
2:50Sosyal Güvenlik alıcıları, Medicare faturaları, öğrenci kredileri,
tax refunds, and payments to keep government facilities open.
2:54vergi iadeleri ve hükümet tesislerini açık tutacak ödemeler için de.
The result would create a great deal of disruption and unrest across the American public.
2:57Bunun sonucu, Amerikan kamuoyunda büyük bir karmaşa ve huzursuzluk yaratacaktır.
A US debt default would significantly raise the cost of doing business. Kalıp ifadeler
3:03Bir ABD borç temerrüdü, iş yapma maliyetini önemli ölçüde artıracaktır.
the cost of doing business: iş yapma maliyeti
The cost of doing business, bir şirketi işletmenin gerektirdiği giderleri ve mali yükü ifade eder. Finansman, ücretler, kira, enerji, sigorta, vergiler veya mevzuata uyum masrafları buna örnektir. Bu cümlede borç temerrüdü finansmanı pahalılaştıracak ve dolayısıyla bu yükü artıracaktır. Burada doing business, tek bir anlaşmayı veya satın almayı tamamlamak değil, ticari faaliyetleri zaman içinde sürdürmek anlamına gelir.
Alıştırma
Hangi cümlede the cost of doing business, bir şirketi işletmenin sürekli giderlerini ifade ediyor?
- She paid the cost of one online purchase.
- New insurance rules increased the cost of doing business for small shops.
- The broker charged a fee for a single trade.
Cevabı göster
New insurance rules increased the cost of doing business for small shops.
Companies would have to pay higher interest rates on loans and bonds
3:07Şirketler, ABD Hazinesi'nin daha yüksek faiz oranlarıyla rekabet edebilmek için
to compete with the higher interest rates of the US Treasury.
3:10kredi ve tahvillerde daha yüksek faiz oranları ödemek zorunda kalacaktır.
There would be price increases on goods and services and rising inflation.
3:13Mal ve hizmet fiyatlarında artışlar ve yükselen enflasyon olacaktır.
Business would suffer, and as a result, there would be higher unemployment.
3:17İşletmeler zarar görecek ve sonuç olarak işsizlik daha da artacaktır.
an event that would threaten the greenback status as the world's reserve currency. Kelime
3:25bu da doların dünyanın rezerv para birimi olma statüsünü tehdit edecek bir olaydır.
Greenback: ABD dolarının gayriresmî adı
Bu cümlede greenback, ABD dolarının gayriresmî adıdır. Yeşil renkli bir şeyi değil, para biriminin kendisini ifade eder. Bu lakap, ilk ABD kâğıt paralarının yeşil arka yüzlerinden gelir. Finans haberlerinde yazarların yine doları kastederek ifadeyi çeşitlendirmesini sağlar.
Alıştırma
Cümleyi ABD doları için kullanılan gayriresmî haber terimiyle tamamlayın: “After the inflation report, the ____ rose against the yen.”
Cevabı göster
greenback
Dünyanın rezerv para birimi
Burada the world's reserve currency, merkez bankaları ve hükûmetler tarafından büyük miktarda tutulan ve uluslararası ticaret, finans ve ödemelerde yaygın kullanılan başlıca para birimini ifade eder. World's sözcüğü bu rolün küresel olduğunu gösterir. Bu ifade uluslararası bir parasal işlevi anlatır; her ülkede ulusal yasal ödeme aracı olma statüsünü ifade etmez. Bir ülke ABD dolarını uluslararası amaçlarla tutup kullanabilir ancak onu günlük resmî para birimi olarak kabul etmeyebilir.
Alıştırma
Hangi ifade ABD dolarının rezerv para birimi rolünü en iyi açıklar?
- Merkez bankaları onu yaygın biçimde tutar ve uluslararası işlemlerde yoğun olarak kullanılır.
- Her ülke, ülke içi alışverişlerde onu yasal ödeme aracı olarak kullanmak zorundadır.
- Yalnızca acil durum nakdi olarak saklanır ve ticarette kullanılmaz.
Cevabı göster
Merkez bankaları onu yaygın biçimde tutar ve uluslararası işlemlerde yoğun olarak kullanılır.
Our groceries, clothes, and fuel all would rise.
3:31Bakkaliye, giyim ve yakıt fiyatlarımızın hepsi artacaktır.
And we'd be saying goodbye to low mortgage rates. Deyimler
3:35Ve düşük mortgage (ipotek) faizlerine veda ediyor olurduk.
Düşük konut kredisi faiz oranlarına veda etmek
Bu cümlede saying goodbye to low mortgage rates mecazidir: düşük oranlar muhtemelen ortadan kalkacağı için bu oranların avantajından yararlanma imkânını kaybetmek anlamına gelir. say goodbye to + isim kalıbı bir koşulun, fırsatın, kolaylığın veya alışkanlığın sona ermesini ya da kaybedilmesini ifade edebilir. Yalnızca lose demeye kıyasla değişimi, önceki durumdan belirgin bir kopuş gibi hissettirir.
Alıştırma
Cümleyi derste geçen ve “artık sahip olmamak” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: If the rent rises again, we may have to ____ our city-center apartment.
Cevabı göster
say goodbye to
All of this would affect buying patterns, which again would further impact the economy.
3:37Tüm bunlar satın alma alışkanlıklarını etkileyecek, bu da ekonomiyi daha da derinden etkileyecektir.
The US economy has far-reaching impact, Kalıp ifadeler
3:43ABD ekonomisinin etkisi çok geniş kapsamlıdır,
Geniş kapsamlı etki
Far-reaching, etkinin veya sonuçların birçok alana, gruba, yere ya da uzun bir döneme yayıldığını belirten bir sıfattır. Burada impact sözcüğünü niteler; dolayısıyla ifade, ABD ekonomisinin etkilerinin dar bir ortamın çok ötesine yayıldığını anlatır. Buradaki reach fiziksel değil mecazidir; vurgu, sonuçların genişliği ve önemi üzerindedir.
Alıştırma
Cümleyi derste geçen ve “birçok alanı etkileyen” anlamına gelen kısa çizgili sıfatla tamamlayın: The court's decision could have a ____ impact on digital privacy.
Cevabı göster
far-reaching
so it would not only be the homeland where the effects would be felt.
3:45bu nedenle etkilerin hissedildiği tek yer kendi vatanı olmayacaktır.
According to CNN Money, who referenced Treasury numbers in a 2016 feature,
3:492016'daki bir haberde Hazine rakamlarına atıfta bulunan CNN Money'e göre,
foreign nations hold just over 32% of the US debt.
3:54yabancı ülkeler ABD borcunun %32'sinden biraz fazlasını ellerinde tutuyor.
The list is long, but China and Japan stand out with over 50% of the 32%. Öbek fiiller
3:57Liste uzun, ancak Çin ve Japonya bu %32'nin %50'sinden fazlasıyla öne çıkıyor.
stand out: Bir grup içinde özellikle dikkat çekmek
Bu cümlede stand out, “listedeki diğer ülkelere kıyasla özellikle dikkat çekici veya önemli olmak” anlamına gelir. Fiziksel olarak dışarıda durmak anlamına gelmez. Çin ve Japonya, payları alışılmadık derecede büyük olduğu için dikkat çeker. Bu kullanımda stand out, bir ögenin grup içinde daha görünür, ayırt edici veya önemli olduğunu belirtir; karşılaştırılan grup bağlamdan anlaşılabilir.
Alıştırma
Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve “özellikle dikkat çekmek” anlamına gelen phrasal verb ile tamamlayın: In the survey, two findings ____ from the rest.
Cevabı göster
stand out
As an example, Japan owns about $1.14 trillion.
4:03Örnek olarak, Japonya yaklaşık 1,14 trilyon dolara sahiptir.
This is equivalent to 20% of its annual economic output Kalıp ifadeler
4:08Bu, yıllık ekonomik üretiminin %20'sine eşdeğerdir
equivalent to: Belirli bir değere veya etkiye eşdeğer olmak
Bu cümlede equivalent to, Japonya'nın elindeki varlıkların değerini bir ölçütle karşılaştırır: bu miktar, bir yıllık ekonomik üretimin %20'sine büyüklük bakımından eşittir. Bu, elde tutulan varlıklarla ekonomik üretimin aynı tür şeyler olduğu anlamına gelmez. Temel yapı X is equivalent to Y şeklindedir. Karşılaştırma miktara, anlama, etkiye veya işleve dayanabilir; dolayısıyla equivalent tam özdeşlikten ziyade belirli bir karşılığı ifade eder.
Alıştırma
Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve “değer veya miktar bakımından eşit” anlamına gelen iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The energy saved is ____ powering 500 homes for a year.
Cevabı göster
equivalent to
This speculation is all fascinating, we hear you say, but do we have anything to base the assumptions on? Notlar
4:14Tüm bu spekülasyonlar büyüleyici, dediğinizi duyar gibiyiz; peki varsayımlarımızı dayandırabileceğimiz bir şey var mı?
Hayalî bir dinleyici tepkisini aktaran we hear you say
Burada “we hear you say” gerçekten duyulmuş bir sesi aktarmıyor. Anlatıcı, dinleyicilerin ne düşünüyor olabileceğini hayal ediyor ve onların itirazını kısa bir süreliğine onlar adına dile getiriyor. Spekülasyonların ilgi çekici olduğunun söylenmesiyle “but” ile başlayan soru arasına yerleştirilen bu ara söz, savın akışını düzenler: konunun ilginçliğini kabul eder, olası bir kanıt talebini gündeme getirir ve spekülasyondan kanıta yumuşak bir geçiş sağlar.
Alıştırma
Bu cümlede “we hear you say” ne işe yarıyor?
- Dinleyicinin itirazını hayal ederek dile getirir ve kanıta geçişi başlatır.
- Belirli bir dinleyicinin gerçekten söylediği sözleri aktarır.
- Dinleyiciden anlatıcının iddiasını yüksek sesle tekrarlamasını ister.
Cevabı göster
Dinleyicinin itirazını hayal ederek dile getirir ve kanıta geçişi başlatır.
base the assumptions on: base A on B ve sonda kalan edat
Base A on B, B'yi A'nın kanıtı, nedeni veya temeli olarak kullanmak anlamına gelir. Bu cümlede A, “the assumptions”tır; B ise öbeğin önceki kısmında bulunan “anything” ile temsil edilir. Daha tam ifade “base the assumptions on something” biçimindedir. “Anything to base the assumptions on” içinde “anything”, mastar öbeğinden önce görünse de anlam bakımından “on”dan sonra tamamlanan unsurdur. İngilizcede edatın burada sonda bırakılması doğaldır.
Alıştırma
Cümleyi base ... on yapısını doğru biçimde kullanarak tamamlayın: We should ____ our conclusion ____ reliable data.
Cevabı göster
base · on
The most recent debt crisis was in Greece in 2015.
4:22En son borç krizi 2015 yılında Yunanistan'da yaşandı.
The country formally defaulted on a 1.7 billion dollar payment to the International Monetary Fund in Athens.
4:26Ülke, Uluslararası Para Fonu'na Atina'da yapması gereken 1,7 milyar dolarlık ödemeyi resmen yapamadı.
Nowhere near a trillion, but it was still hugely disruptive to this Balkan tourist destination. Kalıp ifadeler
4:33Bir trilyonun yanından bile geçemese de, Balkanlardaki bu turistik yer için yine de son derece yıkıcıydı.
Nowhere near: bir hedefin çok uzağında olmayı vurgulamak
Nowhere near, bir sayı, seviye, standart ya da duruma “yakın bile değil” anlamına gelir. Bu cümlede miktar bir trilyonun çok altındadır; nowhere burada yeri değil, dereceyi belirtir. Kalıp nowhere near + isim, miktar veya sıfat şeklindedir; nowhere near the goal ve nowhere near ready buna örnektir. Güçlü bir karşılaştırma yapar: aradaki fark büyüktür.
Alıştırma
Bir ekip, yarın teslim edilecek bir projenin %15’ini tamamladı. Hangi cümle projenin bitmekten çok uzak olduğunu en iyi vurgular?
- The project is almost finished.
- The project is not quite finished.
- The project is nowhere near finished.
Cevabı göster
The project is nowhere near finished.
The Guardian ran an article last year looking at the effects of the Greek default.
4:38Guardian geçen yıl Yunanistan'ın temerrüdünün etkilerini inceleyen bir makale yayınladı.
They referenced the study by the Dianeosis think tank, Kelime
4:42Dianeosis düşünce kuruluşu tarafından yapılan ve
think tank: kamusal meseleleri araştıran bir kuruluş
Think tank; kamu politikaları, ekonomi, toplumsal meseleler veya benzer konularda araştırma yapan ve analiz ya da öneriler yayımlayan bir kuruluştur. Burada Dianeosis, atıfta bulunulan çalışmanın arkasındaki kuruluştur; think tank fiziksel bir tesisi değil, kaynağın türünü belirtir.
Alıştırma
Bir haber metninde think tank büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Bilim laboratuvarında kullanılan bir kap
- Vergi toplayan bir devlet dairesi
- Kamusal meseleleri araştırıp analiz yayımlayan bir kuruluş
Cevabı göster
Kamusal meseleleri araştırıp analiz yayımlayan bir kuruluş
or 1.6 million people, earned below the extreme poverty threshold,
4:48yani 1,6 milyon kişinin aşırı yoksulluk sınırının altında gelir elde ettiğini bulan araştırmaya atıfta bulundular,
when six years previously in 2009, that number did not exceed 2.2%. Kelime
4:53oysa altı yıl önce 2009'da bu rakam %2,2'yi aşmıyordu.
did not exceed: sınırda veya sınırın altında kalmak
Bu cümlede did not exceed, “aşmadı” veya “daha fazla değildi” anlamına gelir. Oran tam olarak %2,2 olabilir ya da bundan düşük olabilir; ifade oranın kesinlikle %2,2 olduğunu söylemez. Exceed, bir miktarın sayı veya sınırın üzerine çıkmasını anlatan resmî bir fiildir. Özne + did not exceed + miktar yapısı, raporlarda ve veri açıklamalarında bir üst sınırı kesin biçimde belirtir.
Alıştırma
Bir raporda “The cost did not exceed $500.” yazıyor. Doğru yorum hangisidir?
- Maliyet tam olarak 500 dolardı.
- Maliyet 500 dolar veya daha azdı.
- Maliyet 500 dolardan fazlaydı.
Cevabı göster
Maliyet 500 dolar veya daha azdı.
And according to the Bank of Greece, the net wealth of Greek households fell by a staggering 40% in the same period. Notlar
4:59Ve Yunanistan Merkez Bankası'na göre, Yunan hanehalklarının net serveti aynı dönemde %40 gibi şaşırtıcı bir oranda düştü.
net wealth: varlıklar eksi borçlar
Net wealth, bir kişinin veya hanenin sahip olduğu şeylerin toplam değerinden borçlarının çıkarılmasıyla bulunan değerdir. Basitçe: varlıklar − yükümlülükler = net servet. Burada ifade, Yunan hanelerinin genel bilanço durumunu anlatır; maaşlarını, ellerindeki nakdi veya borçlar çıkarılmadan önceki toplam varlık değerini anlatmaz. %40 düşüş, bu net değerin dönem içinde %40 azaldığı anlamına gelir.
Alıştırma
Bir hanenin 300.000 dolarlık varlığı ve 120.000 dolar borcu vardır. Bu hanenin net wealth değeri nedir?
- $420,000
- $180,000
- $300,000
Cevabı göster
$180,000
fell by a staggering 40%: düşüş miktarı ve vurgu
Bu cümlede fell by 40%, düşüşün büyüklüğünü bildirir: Yunan hanelerinin net serveti öncekinden %40 daha düşük hâle gelmiştir. By, nihai seviyeyi değil değişim miktarını belirtir. Staggering, konuşanın bu düşüşü olağanüstü büyük ve sarsıcı bulduğunu gösteren değerlendirme bildiren bir sıfattır. A staggering 40% içinde sayıyı vurgular; fiziksel olarak sendelemeyi anlatmaz.
Alıştırma
Bir şirketin geliri 10 milyon dolardan 6 milyon dolara düştü. Düşüş miktarını doğru bildiren cümle hangisidir?
- Revenue fell to a staggering 40%.
- Revenue fell by a staggering 40%.
- Revenue was a staggering 40%.
Cevabı göster
Revenue fell by a staggering 40%.
it is still the highest in the European Union at 22%.
5:08%22 ile Avrupa Birliği'nde hala en yüksek orandır.
Though ... still: değişimi kabul ederken ana düşünceyi korumak
Though, olumlu bir değişimi kabul eden ödünleyici bir yan cümle başlatır: işsizlik düşmüştür. Bu bilgi, durumun artık o kadar ağır olmayabileceği beklentisini doğurur. Temel mesaj ana cümlededir. Still, iyileşmeye rağmen durumun geçerliliğini sürdürdüğünü gösterir; böylece cümle ilerleme ile devam eden bir sorunu dengeler. Yeniden kullanılabilir kalıp Though + ödün, özne + still + yüklemdir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki ödünleyici sözcük çiftiyle tamamlayın: ____ the repair was expensive, it was ____ cheaper than replacing the machine.
Cevabı göster
Though · still
What did this mean to an everyday Greek person?
5:12Bu, sıradan bir Yunan vatandaşı için ne anlama geliyordu?
One example is Chrisa Christodoulaki, a French-trained hairdresser who had paid into a pension fund for almost 45 years. Öbek fiiller
5:14Bir örnek, neredeyse 45 yıl boyunca emeklilik fonuna para ödemiş olan, Fransa'da eğitim görmüş kuaför Chrisa Christodoulaki'dir.
Pay into a pension fund: emeklilik fonuna para yatırmak
Pay into a pension fund, emeklilikte gelir sağlaması amaçlanan bir fona, genellikle belirli bir süre boyunca para yatırmak demektir. Into edatı, paranın fondan emekli maaşı olarak çıkmasını değil, fonun içine girmesini vurgular. Bu cümlede had paid ve for almost 45 years, ödemelerin sonraki olaylardan önce uzun bir süre devam ettiğini gösterir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp pay into + fon, plan veya hesaptır.
Alıştırma
Cümleyi pay into a pension fund kullanarak tamamlayın: Every month, they ____ through their employer.
Cevabı göster
pay into a pension fund
Her pension started out at 1,750 Euros a month, Öbek fiiller
5:21Emekli maaşı ayda 1.750 avrodan başladı,
Started out at + başlangıç miktarı
Started out at, daha sonra değişen veya sonraki bir değerle karşılaştırılan bir şeyin başlangıç değerini belirtir. At, ifadeyi başlangıç miktarına veya düzeyine bağlar; burada emekli maaşı başlangıçta ayda 1.750 avrodur. X started out at + sayı, fiyat, oran veya düzey kalıbı bir temel değer oluşturur ve dinleyicinin sonraki değişiklikleri anlamasına yardımcı olur.
Alıştırma
Eğilimi anlatan cümleyi started out at kullanarak tamamlayın: The monthly fee ____ $5, but two years later it had risen to $12.
Cevabı göster
started out at
and then cut again to 960 Euros a month.
5:28ve ardından tekrar kesintiye uğrayarak ayda 960 avroya indi.
then it was cut to ... and then cut again to ile indirimleri sıralamak
then ... and then ... again belirteçleri iki indirimi zaman sırasına koyar. İlk then, anlatımı başlangıç tutarından ilk kesintiye taşır; again ise aynı işlemin ikinci kez gerçekleştiğini göstererek birikimli bir düşüş ilerleyişi oluşturur. İkinci yan cümlede, paralel yapı sayesinde anlaşılabildiği için tekrarlanan özne zamiri ile yardımcı fiil atılır. Tam yapı and then [it was] cut again to 960 şeklindedir. Her iki yan cümlede de cut to, indirimin miktarını değil, indirimden sonraki yeni tutarı verir.
Alıştırma
İki ardışık indirimi anlatan paralel yapıyla raporu tamamlayın: The annual budget started at $500,000, ____ $420,000, ____ $350,000.
Cevabı göster
then it was cut to · and then cut again to
It's not a pretty picture, but then how realistic is the prospect of the US defaulting on its debt? Notlar
5:32Pek iç açıcı bir tablo değil, peki ABD'nin borcunu ödeyememesi ihtimali ne kadar gerçekçi?
Not a pretty picture deyimi
Not a pretty picture, genel bir durumun veya görünümün tatsız, ciddi ya da endişe verici olduğunu anlatan bir deyimdir. Picture burada fotoğrafı veya görsel görünümü değil, koşulların bütününü ifade eder. Burada daha önce anlatılan olumsuz gerçekleri kısaca özetler. Hafif ve mecazlı ifade, durumu olduğundan az gösteren ölçülü bir anlatım görevi görür; ardından konuşmacı ABD'nin borcunu ödeyememe ihtimalinin gerçekte ne kadar yüksek olduğunu sormaya geçer.
Alıştırma
Genel durumun endişe verici olduğu anlamına gelen deyimle cümleyi tamamlayın: The audit found missing records, rising costs, and unpaid bills; it was ____.
Cevabı göster
not a pretty picture
the prospect of + isim veya -ing biçimi
The prospect of, üzerinde düşünülen gelecekteki bir olayı veya durumu tanıtır. Bu cümlede the prospect of the US defaulting, ABD'nin borcunu ödeyememe olasılığı anlamına gelir. İfadenin tamamı how realistic is ...? sorusunun öznesidir. of sonrasında the prospect of rain veya the prospect of losing a job örneklerinde olduğu gibi bir isim öbeği ya da -ing biçimi kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi dersteki tam ifadeyle tamamlayın: The committee is discussing ____ a delay.
Cevabı göster
the prospect of
From everything we researched, it certainly seems highly unlikely. Notlar
5:38Araştırdığımız her şeye dayanarak, bu kesinlikle pek olası görünmüyor.
Kanıt kaynağı çerçevesi olarak From everything we researched,
From everything we researched, kanıt kaynağını başta belirten bir çerçevedir. Sonucu vermeden önce, değerlendirmenin hangi bilgi bütününden geldiğini dinleyiciye açıklar. Burada it certainly seems highly unlikely değerlendirmesini konuşmacıların araştırdığı malzemeyle sınırlar ve bunu koşulsuz bir gerçek gibi sunmaz. Everything, araştırmalarının kapsamını özetler; olası bütün kanıtlara sahip oldukları anlamına gelmez. Bu çerçevenin ardından genellikle seems, appears, likely veya unlikely içeren değerlendirmeler gelir.
Alıştırma
Ekibiniz birçok test sonucunu inceledi ve şimdi kendi genel sonucunu sunuyor. Hangi başlangıç bu sonucu en iyi şekilde çerçeveler?
- From everything we researched, the bridge design appears safe.
- According to the manufacturer's brochure, the bridge design appears safe.
- Before we researched the design, the bridge appeared safe.
Cevabı göster
From everything we researched, the bridge design appears safe.
highly unlikely: çok düşük ama sıfır olmayan bir olasılık
Bu cümlede highly unlikely, kanıtların olasılığın çok düşük olduğuna işaret ettiğini anlatır. Highly, unlikely ifadesini güçlendirirken seems, sonucu mutlak bir gerçek değil bir değerlendirme olarak sunar. Impossible anlamına gelmez. Küçük bir olasılığı açık bırakırken güçlü bir olasılık değerlendirmesi yapmak istediğinizde bu ifadeyi kullanın.
Alıştırma
Dikkatli bir araştırmaya dayanan hangi sonuç, olasılığın çok düşük ama sıfır olmadığını söyler?
- It is highly unlikely.
- It is just as likely as not.
- It is impossible.
Cevabı göster
It is highly unlikely.
One reason is that all US government debt is denominated in US dollar assets. Kelime
5:41Bunun bir nedeni, ABD hükümetinin tüm borcunun ABD doları cinsinden varlıklarla ifade edilmesidir.
be denominated in: borcun para birimini belirtmek
Burada is denominated in, borcun değerinin ve ödeme yükümlülüklerinin ABD doları cinsinden ifade edildiğini belirtir. Temel fikir, borcu ölçmek için kullanılan birimdir. Başka durumlara aktarılabilen kalıp be denominated in + para birimi veya birim şeklindedir; örneğin a bond denominated in euros. Bir finansal tutarın hangi birimle ifade edildiğini açıklar; “adlandırılmış” anlamına gelmez ve tek başına döviz çeviriminin ya da ödemenin gerçekleştiğini göstermez.
Alıştırma
Cümleyi be denominated in kalıbının doğru biçimiyle tamamlayın: The bond is ____ euros, so exchange-rate changes affect its dollar value.
Cevabı göster
denominated in
But a more intriguing reason the US would apparently never default,
5:46Ancak ABD'nin görünüşe göre asla temerrüde düşmeyecek olmasının daha ilgi çekici bir nedeni,
Bir alıntıyı atfetmek için in the words of ... kullanımı
“In the words of Alan Greenspan,” başka birinden alınan ifadenin önüne gelen bir atıf kalıbıdır. Dinleyiciye, ardından gelen sözlerin ya da görüşün Greenspan'e ait olarak sunulduğunu bildirir ve mevcut konuşmacının anlatımıyla alıntılanan kaynağı ayırır. Bu kalıp yalnızca kaynağı belirtir; mevcut konuşmacının aynı görüşü desteklediğini göstermez. Çoğu zaman bire bir ya da aslına çok yakın bir alıntıyı başlatsa da sözlerin gerçekten aynen aktarılıp aktarılmadığına karar verirken bağlam ve kaynak önemlidir.
Alıştırma
Vurgulanan atıf kalıbıyla cümleyi tamamlayın: ____ Maya Angelou, 'Nothing will work unless you do.'
Cevabı göster
In the words of
an American economist who served as chairman of the Federal Reserve of the United States from 1987 to 2006,
5:521987'den 2006'ya kadar Amerika Birleşik Devletleri Merkez Bankası başkanı olarak görev yapmış Amerikalı bir ekonomist olan,
is that the United States can pay any debt it has because it can always print money to do that.
5:58Amerika Birleşik Devletleri'nin sahip olduğu herhangi bir borcu ödeyebilmesidir çünkü bunu yapmak için her zaman para basabilir.
We're not entirely sure how true that is, but it's certainly an interesting idea to consider. Ton ve niyet
6:06Bunun ne kadar doğru olduğundan tam olarak emin değiliz, ama kesinlikle üzerinde düşünülmesi gereken ilginç bir fikir.
We're not entirely sure ... ile kibarca çekince belirtmek
“We’re not entirely sure how true that is” önceki iddianın yanlış olduğunu doğrudan ilan etmeden gerçek bir şüphe ifade eder. Not entirely sure sorgulamayı yumuşatırken how true basit bir doğru-yanlış yargısı istemek yerine doğruluk ya da güvenilirlik derecesini sorar. Bu ifade tartışmayı açık ve temkinli tutar. Hiçbir şey bilinmediğinin itirafı veya dolaylı bir onay değildir; konuşmacı gerçek bir çekince belirtiyordur.
Alıştırma
Vurgulanan yumuşatma ifadesiyle yanıtı tamamlayın: 'The early results look promising, but we're ____ how reliable they are yet.'
Cevabı göster
not entirely sure
So, what do you think would happen if the US defaulted on its debt?
6:10Peki sizce ABD borcunu ödeyemezse ne olurdu?
Also, be sure to check out our other video called How is life different for billionaires?
6:18Ayrıca, 'Milyarderler için hayat nasıl daha farklı?' adlı diğer videomuza göz atmayı unutmayın.
Thanks for watching, and as always, don't forget to like, share, and subscribe.
6:22İzlediğiniz için teşekkürler ve her zaman olduğu gibi beğenmeyi, paylaşmayı ve abone olmayı unutmayın.