Milyarderlerin Hayatı Nasıl Daha Farklıdır?: İngilizce çalışma notları

The Infographics Show

Öğrenme zorluğu
1.215 kelime 212 kel/dk

Video özeti: Bu video ev, iş, güvenlik, yemek ve lüks tüketim üzerinden milyarderleri karşılaştırıyor; servetin tek tip bir hayat sağlamadığını gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. "that's a bridge too far" — Deyimler ve mecazlı ifadeler: köprü imgesini gerçek anlamda okumadan, aşırı veya ulaşılamaz bir sınırı anlattığını kavrayın. 2. "admitted to being" — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: bir durum veya davranış kabul edilirken admit to sonrasında gerund kullanıp fiili -ing biçimine getirin. 3. "commissioned by" — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: commission fiilini özel bir eserin yapımını sipariş etmek olarak anlayın; satış komisyonu veya resmî görev anlamından ayırın.

Bu derste

Forbes reports that in 2017, there was a record number of billionaires in the world, Kalıp ifadeler

0:00

Forbes'un bildirdiğine göre 2017'de dünyada rekor sayıda milyarder vardı,

Kalıp ifadeler

a record number of + çoğul sayılabilen isim

“A record number of”, bir sayının daha önce kaydedilmiş tüm seviyelerden yüksek olduğunu belirtir. Bu cümlede, milyarder sayısının 2017'de yeni bir zirveye ulaştığı anlatılır; record burada kayıt anlamındaki isim değil, “şimdiye kadarki en yüksek” anlamında bir sıfattır. Yapı a record number of + çoğul sayılabilen isim şeklindedir: a record number of billionaires. Bu isim öbeğinin tamamı cümlede özne veya nesne olabilir.

Alıştırma

Haberi “şimdiye kadarki en yüksek sayı” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The museum welcomed ____ visitors last year.

Cevabı göster

a record number of

2,043 to be exact. Kalıp ifadeler

0:04

kesin konuşmak gerekirse 2.043.

Kalıp ifadeler

To be exact: kesin bir ayrıntı eklemek

“To be exact”, konuşanın genel bir tanımı kesin bir sayı veya ayrıntıyla değiştirdiğini gösterir. Burada 2.043, daha önceki “record number” ifadesinin tam sayısını verir. Bu ifade bilgiyi düzenleyen ara bir açıklamadır; “doğru olmak amacıyla” şeklinde bir amaç bildirmez. Kesin ayrıntıdan önce veya sonra gelebilir ve genellikle cümlenin kalanından virgül ya da kısa çizgiyle ayrılır.

Alıştırma

Cümleyi kesin sayıyı tanıtan ara ifadeyle tamamlayın: We invited about fifty people—forty-seven, ____.

Cevabı göster

to be exact

This number is quite small

0:06

Bu sayı, dünyada 13 milyondan fazla milyoner olduğunu,

when we consider that there are over 13 million millionaires in the world,

0:07

bazen yüksek net değerli bireyler olarak adlandırılan insanların bulunduğunu göz önüne aldığımızda

people that are sometimes referred to as high net worth individuals. Notlar

0:10

oldukça küçüktür.

Kalıp ifadeler

Be referred to as: bir ad veya etiket sunmak

Bu cümlede are sometimes referred to as, “bazen ... olarak adlandırılır” anlamına gelir. Edilgen kalıp özne + be + referred to as + ad veya etiket şeklindedir. Burada high net worth individuals, bazı kişilere verilen etikettir. As ile kullanıldığında refer, yalnızca bir şeyden söz etmeyi değil, bir ad vermeyi veya kullanılan adı aktarmayı ifade eder. Sometimes, iddiayı sınırlar: bu etiket tek olası ad olmak zorunda değildir; yalnızca bazı durumlarda veya bazı konuşmacılar tarafından kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi “belirli bir adla anılmak” anlamındaki resmî ifadeyle tamamlayın: Customers above the asset threshold are ____ priority clients.

Cevabı göster

referred to as

Kelime

High net worth individual: resmî bir servet kategorisi

High net worth individuals, high net worth individual ifadesinin çoğuludur. Bankacılık, yatırım ve varlık yönetiminde yüksek servetli müşteri kategorisine alınan kişiler için kullanılan resmî bir terimdir. Net worth, bir kişinin varlıklarının değerinden borçlarının çıkarılmasıyla bulunur; bu nedenle maaş, gelir veya eldeki nakitle aynı değildir. Bu kategorinin tek ve evrensel bir eşiği yoktur: kurumlar ve raporlar farklı sınırlar belirleyebilir ve varlıkları farklı şekillerde hesaplayabilir. Ayrıca otomatik olarak billionaire anlamına gelmez. Billionaire, söz konusu para biriminde net serveti en az bir milyar olan kişiye bağlı, çok daha dar bir etikettir.

Alıştırma

Hangi açıklama high net worth individual ifadesine en uygun karşılıktır?

  1. Varlıkları eksi borçları sonucunda yüksek net servete sahip olan kişi
  2. Evinde büyük miktarda nakit bulunduran kişi
  3. Her ay yüksek maaş alan kişi
Cevabı göster

Varlıkları eksi borçları sonucunda yüksek net servete sahip olan kişi

Although it is unlikely that any of us will become billionaires,

0:14

Herhangi birimizin milyarder olma ihtimali düşük olsa da,

if you are a White American with a good education,

0:17

eğer iyi bir eğitime sahip beyaz bir Amerikalıysanız,

reports suggest that you can have as high as a 1 in 5 chance Dilbilgisi

0:19

raporlar, ölmeden önce milyoner olma ihtimalinizin

Dilbilgisi

As high as a 1 in 5 chance: olasılığın üst sınırı

As high as, ulaşılması mümkün bir üst sınırı belirtir ve rakamın dikkat çekecek kadar yüksek olduğunu vurgular. Rakamın her zaman bu kadar yüksek olduğu anlamına gelmez. A 1 in 5 chance, beşte bir yani %20 olasılık demektir. Bu ifade bir olasılığı anlatır; her beş vakanın tam olarak birinde mutlaka başarı olacağını garanti etmez.

Alıştırma

Olasılığın üçte bire kadar çıkabileceğini belirten ifadeyle cümleyi tamamlayın: The forecast says there may be ____ chance of thunderstorms.

Cevabı göster

as high as a 1 in 3

of becoming a millionaire by the time you die, Dilbilgisi

0:22

5'te 1 kadar yüksek olabileceğini öne sürüyor,

Dilbilgisi

By the time + yan cümle: son tarih belirtme

By the time, you die zamanını son nokta olarak tanıtır. Milyoner olmanın bu noktadan önce veya en geç bu noktaya kadar gerçekleştiği anlaşılır; özellikle ölüm anında gerçekleştiği anlamına gelmez. İfadenin ardından kendi öznesi ve fiili olan bir yan cümle gelir: you die. Genel olarak by the time + yan cümle, bir olayı başka bir olay için son tarih hâline getirir.

Alıştırma

Varışınızı son tarih yapan ifadeyle cümleyi tamamlayın: I will have finished dinner ____ you arrive.

Cevabı göster

by the time

but billionaire, that's a bridge too far Deyimler

0:24

ancak milyarderlik, bu çok uzak bir ihtimal

Deyimler

That's a bridge too far: kabul edilebilir sınırı aşmak

Bu cümlede that's a bridge too far, “bu, makul, kabul edilebilir veya ulaşılabilir bir sınırın ötesine geçiyor” anlamındadır. Konuşan kişi gerçek bir köprüden söz etmez ve yalnızca hedefin uzakta olduğunu söylemez. Daha az iddialı bir şey mümkün görünse bile bir sonraki adımı aşırı olarak değerlendirir. Ayrıca bir talebin kişinin kendi sınırlarını aştığını göstererek reddedişi biraz yumuşatabilir.

Alıştırma

“Kabul edilebilir bir sınırın ötesinde” anlamına gelen deyimle cümleyi tamamlayın: I can lend you my notes, but doing the whole assignment for you is ____.

Cevabı göster

a bridge too far

for most but the extremely fortunate.

0:26

son derece şanslı olanlar hariç çoğu kişi için.

The psychological theory known as the happiness paradox

0:28

Mutluluk paradoksu olarak bilinen psikolojik teori

tells us wealth might not even make us happy, Dilbilgisi

0:31

zenginliğin bizi mutlu bile etmeyebileceğini söylüyor,

Dilbilgisi

Make + nesne + sıfat: make us happy

Make + nesne + sıfat, “birinin veya bir şeyin bir duruma girmesine ya da o durumu yaşamasına neden olmak” anlamına gelir. make us happy ifadesinde us nesnedir; happy ise ortaya çıkan durumu anlatan sıfattır. Nesneden sonra sıfat doğrudan kullanılır: make us happy denir, make us to be happy denmez. might gibi sözcükler tüm cümlenin kesinlik derecesini değiştirebilir, ancak bu kalıbı değiştirmez.

Alıştırma

Parantezdeki sıfatı kullanarak cümleyi make + nesne + sıfat kalıbının geçmiş zamanıyla tamamlayın: The surprise ____ the children ____. (excited)

Cevabı göster

made · excited

but you can judge that for yourself Kalıp ifadeler

0:33

ancak Infographics Show'un bu bölümünü izledikten sonra

Kalıp ifadeler

judge that for yourself: bağımsız bir görüş oluşturmak

Bu cümlede judge that for yourself, gördüklerinize veya öğrendiklerinize dayanarak o konu hakkında kendi görüşünüzü oluşturmak anlamına gelir. That, konuşulan konuya gönderme yapar; for yourself ise başkasının sonucunu kabul etmek yerine bağımsız değerlendirme yapmayı anlatır. judge + nesne + for yourself kalıbı, konuşan kişi bilgi sunduktan sonra son değerlendirmeyi dinleyiciye bıraktığında kullanışlıdır. Nesne bağlamdan belliyse atılabilir: You can judge for yourself.

Alıştırma

Cümleyi judge that for yourself hedef ifadesiyle tamamlayın: I have shown you both versions, so you can ____.

Cevabı göster

judge that for yourself

after watching this episode of the Infographics Show,

0:35

buna kendiniz karar verebilirsiniz:

"How Is Life Different for Billionaires?"

0:37

"Milyarderler İçin Hayat Nasıl Farklı?"

Don't forget to subscribe and click the bell button

0:39

Bildirim ekibimizin bir parçası olabilmek için

so that you can be part of our notification squad.

0:41

abone olmayı ve zil düğmesine tıklamayı unutmayın.

First of all,

0:43

Öncelikle,

we can't exactly say how all billionaires live.

0:43

bütün milyarderlerin nasıl yaşadığını tam olarak söyleyemeyiz.

We can, however,

0:46

Ancak,

take a look at some billionaires

0:47

bazı milyarderlere bir göz atabilir

and perhaps see if there are recurring traits for many of them.

0:48

ve belki birçoğu için tekrarlanan özellikler olup olmadığını görebiliriz.

For instance, Bill Gates is said to live quite frugally, Dilbilgisi

0:51

Örneğin, Bill Gates'in gezegendeki en zengin adam olmasına rağmen

Dilbilgisi

is said to live: be said to ile edilgen bilgi aktarma

Is said to live, özne + be + said + to-infinitive kalıbını izler. İnsanların veya kaynakların özne hakkında ileri sürdüğü bilgiyi aktarır. Bill Gates is said to live quite frugally, insanların onun bu şekilde yaşadığını söylediği anlamına gelir. Bu yapı, ona belirli bir şekilde yaşamasının söylendiği anlamına gelmez. Konuşanın kaynağı belirtmeden ve aktarılan bilginin doğru olduğunu bizzat garanti etmeden bilgi vermesini sağlar.

Alıştırma

Cümleyi is said to live edilgen aktarma yapısıyla tamamlayın: The actor ____ in a small apartment.

Cevabı göster

is said to live

even though he's the richest man on the planet, Dilbilgisi

0:54

oldukça tutumlu yaşadığı söyleniyor,

Dilbilgisi

even though: karşıtlık oluşturan bir gerçek

Even though bir ödünleme ilişkisi kurar: kendisinden sonraki yan cümle bir gerçeği belirtir, ancak ana cümlenin sonucu bu gerçek düşünüldüğünde şaşırtıcıdır. Burada onun dünyanın en zengin adamı olduğu gerçektir, fakat bu durum tutumlu yaşadığı ifadesiyle karşıtlık oluşturur. even though + özne + fiil yapısını ‘bu gerçek olmasına rağmen’ anlamında kullanın. Ödünleme cümlesi önce veya sonra gelebilir: Even though X, Y / Y even though X.

Alıştırma

Hangi cümle mağazanın kapalı olmasını gerçek bir durum olarak sunar ve doğru bağlacı kullanır?

  1. Even if the store is closed tomorrow, Maya will wait outside.
  2. Because the store was closed, Maya waited outside.
  3. Even though the store was closed, Maya waited outside.
Cevabı göster

Even though the store was closed, Maya waited outside.

while Indian billionaire Mukesh Ambani,

0:56

Hintli milyarder Mukesh Ambani ise,

born in a home,

0:58

bir eve sahiptir ve

which many people might say

0:59

birçok kişi bunun

is the most lavish abode one could buy. Kelime

1:00

satın alınabilecek en gösterişli konut olduğunu söyleyebilir.

Kelime

lavish abode: resmî anlatımda lüks bir konut

Lavish abode, çok lüks ve pahalı görünen bir yaşam alanı demektir. Lavish aşırı lüks olma fikrini katar; abode ise yalnızca birinin yaşadığı yer anlamına gelir. Bu sözcük birleşimi seçkin ve dramatik bir tınıya sahiptir. Bu betimlemede özel bir bina türü belirtmek yerine konutun ne kadar gösterişli olduğunu vurgular.

Alıştırma

Cümlede lavish abode en doğal olarak ne anlama gelir?

  1. Birinin yaşadığı herhangi sıradan bir yer
  2. Çok lüks bir konut
  3. Lüks olsun ya da olmasın çok büyük bir ev
Cevabı göster

Çok lüks bir konut

His skyscraper, called Antilia,

1:02

Antilia adlı gökdeleni

is 27 stories high

1:04

27 katlı

and cost him around $1 billion.

1:06

ve ona yaklaşık 1 milyar dolara mal oldu.

He's worth around $23 billion,

1:08

Serveti yaklaşık 23 milyar dolar,

give or take a few billion, Kalıp ifadeler

1:10

hangi kaynağı okuduğunuza bağlı olarak,

Kalıp ifadeler

give or take a few billion: birkaç milyarlık sapma payı

Give or take a few billion, daha önce belirtilen tahminin birkaç milyar daha yüksek ya da düşük olabileceğini anlatır. Kalıp “tahmin + give or take + sapma miktarı” şeklindedir; give ve take burada gerçekten bir şey vermek veya almak anlamına gelmez. Birkaç milyar çok büyük bir sapmadır, ancak konuşmacı bunu rahat bir tavırla sunar. Bu karşıtlık, ifadeye bilerek hafife alan mizahi bir ton verir.

Alıştırma

Günlük bir tahmin için en uygun ifadeyi seçin: The drive takes about forty-five minutes, _____ five minutes.

  1. approximately
  2. depending on
  3. give or take
Cevabı göster

give or take

depending on which source you read. Dilbilgisi

1:11

birkaç milyar aşağı veya yukarı olabilir.

Dilbilgisi

depending on which source you read: kaynağa göre değişen koşul

Depending on, önceki tahmini değiştiren koşulu belirtir: başvurduğunuz kaynağa göre sayı değişebilir. Which source you read yan cümlesi, değişebilen seçeneğin ne olduğunu gösterir. Buradaki depending on, tüm ifadeye eklenen çekimsiz bir -ing yapısıdır. Fiziksel olarak bir şeye dayanmayı anlatmaz; ifadenin hangi koşullarda doğru olduğunu kısa ve etkili biçimde sınırlar.

Alıştırma

Tamamlanmış bir cümleye doğru biçimde koşul ekleyen yapıyı seçin: Delivery takes two to five days, _____ where you live.

  1. depend on
  2. depends on
  3. depending on
Cevabı göster

depending on

We used Forbes real-time rankings.

1:13

Biz Forbes'un gerçek zamanlı sıralamalarını kullandık.

Bill Gates is worth around $86 billion,

1:15

Bill Gates'in serveti yaklaşık 86 milyar dolar,

and his Medina, Washington estate

1:17

ve Medina, Washington'daki malikanesini inşa etmek

cost him just $63 million to build.

1:19

ona sadece 63 milyon dolara mal oldu.

While still lavish,

1:21

Hala gösterişli olsa da,

this might give you an idea Kalıp ifadeler

1:23

bu size bu milyarderlerin nasıl farklı yaşam tarzlarına sahip olduğu

of how these billionaires have dissimilar lifestyles.

1:24

hakkında bir fikir verebilir.

Kalıp ifadeler

give you an idea of: genel bir izlenim oluşturmak

Give someone an idea of something, birinin bir konu hakkında genel bir izlenim veya yaklaşık bir anlayış edinmesini sağlamak demektir. Bu cümlede karşılaştırma, izleyicinin milyarderlerin yaşam tarzlarının ne kadar farklı olduğunu genel hatlarıyla anlamasına yardımcı olur. give + person + an idea of + topic yapısında of, izlenimin hangi konuyla ilgili olduğunu gösterir. Buradaki idea, bir öneri veya yeni plan değil, “genel bir fikir” anlamındadır.

Alıştırma

Hangi cümle, fotoğrafların daire hakkında genel bir izlenim edinmenize yardımcı olduğu anlamına gelir?

  1. The photos give you the idea that the apartment is already rented.
  2. The photos give you an idea of what the apartment is like.
  3. The photos give you an idea for decorating the apartment.
Cevabı göster

The photos give you an idea of what the apartment is like.

Nonetheless, they both have huge houses

1:26

Yine de, ikisinin de devasa evleri var

and no doubt their lives have many similarities Ton ve niyet

1:28

ve büyük servetleri nedeniyle hayatlarının birçok benzerliği olduğuna

Ton ve niyet

güçlü kesinlik bildiren no doubt

No doubt, konuşanın ardından gelen ifadenin doğru olduğundan çok emin olduğunu gösterir. Bu cümlede benzerlikler, konuşanın güçlü ve makul bulduğu bir beklenti olarak sunulur. Bu bir tutum belirtecidir: konuşanın ne kadar emin olduğunu bildirir, ancak iddiayı tek başına kanıtlamaz. Bağlama göre daha temkinli bir karşılığı almost certainly veya I strongly believe olabilir.

Alıştırma

“No doubt Leo will remember the key.” cümlesinde no doubt ne anlatır?

  1. Konuşan, Leo’nun hatırlayacağını kanıtlarla ispatladı.
  2. Konuşan, Leo’nun hatırlayacağından çok emin.
  3. Konuşan, Leo’nun hatırlayıp hatırlamayacağını soruyor.
Cevabı göster

Konuşan, Leo’nun hatırlayacağından çok emin.

because of their great wealth.

1:30

şüphe yok.

But not all billionaires live in mansions, estates,

1:32

Ancak tüm milyarderler konaklarda, malikanelerde

or luxurious high-rises.

1:34

veya lüks yüksek binalarda yaşamaz.

In 2017,

1:35

2017'de,

Forbes put Warren Buffett

1:36

Forbes, Warren Buffett'ı

in the top five of richest people in the world

1:38

75,6 milyar dolarla

at $75.6 billion,

1:40

dünyanın en zengin insanlarının ilk beşine yerleştirdi,

but he lives in a house

1:42

ancak o, Omaha, Nebraska'nın küçük bir mahallesinde

in a small neighborhood of Omaha, Nebraska

1:44

1958'de 31.500 dolara satın aldığı

that he bought for $31,500 in 1958.

1:46

bir evde yaşıyor.

That would be about $250,000 in today's money, Kalıp ifadeler

1:49

Bu, bugünün parasıyla yaklaşık 250.000 dolar olurdu,

Kalıp ifadeler

in today's money: geçmiş bir tutarı bugünkü değere uyarlamak

in today's money ifadesi, geçmiş bir döneme ait tutarı bugün benzer değere veya satın alma gücüne sahip yaklaşık bir tutara çevirir. Burada 250.000 dolar, tahmin edilen güncel eşdeğerdir; asıl fiyat değildir. Bu karşılaştırma genellikle enflasyonu veya başka bir fiyat endeksini yansıtır. Böylece eski rakamı bugünkü aynı rakama doğrudan eşit saymak yerine farklı yıllardaki paranın değeri karşılaştırılır.

Alıştırma

Tarihî bir tutarı güncel değere uyarlayan ifadeyle cümleyi tamamlayın: The theater ticket cost 50 cents in 1940, or about $11 ____.

Cevabı göster

in today's money

although it's said his property is currently worth about $650,000,

1:52

gerçi Realtor.com'a göre,

according to Realtor.com,

1:56

şu anda mülkünün yaklaşık 650.000 dolar değerinde olduğu söylense de,

that is only slightly more than their average 3.3 bedroom, 2.6 bathroom house

1:58

bu onların sitesinde 2016'nın sonunda

listed on their site

2:02

listelenen 3,3 yatak odalı, 2,6 banyolu ortalama bir evden

at the end of 2016.

2:03

sadece biraz daha fazladır.

That cost was a little over $400,000.

2:04

Bu maliyet 400.000 doların biraz üzerindeydi.

Talking about the house,

2:07

Ev hakkında konuşan

Buffett said, "I'm happy there.

2:08

Buffett, "Orada mutluyum.

I'd move if I thought I'd be happier someplace else." Dilbilgisi

2:10

Başka bir yerde daha mutlu olacağımı düşünseydim taşınırdım." dedi.

Dilbilgisi

I'd move if I thought I'd be happier: ikinci tip koşul cümlesi

Bu, gerçek dışı veya belirsiz bir şimdiki zaman seçimini anlatan ikinci tip koşul cümlesidir. I'd move, I would move demektir; if I thought içindeki geçmiş biçim thought ise düşünmenin geçmişte olduğunu değil, varsayımsal bir koşulu gösterir. İkinci I'd da I would demektir: I'd be happier. Cümle, ancak başka bir yerin konuşanı daha mutlu edeceği düşünülse taşınmanın gerçekleşeceğini söyler. Ayrıca konuşanın şu anda bu koşulun doğru olduğuna inanmadığını ima eder.

Alıştırma

Hangi cümle ucu açık bir gelecek planı veya gerçek dışı bir geçmiş olay yerine varsayımsal bir şimdiki zaman seçimini anlatır?

  1. I'll change schools if I think I'll be happier there.
  2. I'd have changed schools if I'd thought I'd be happier there.
  3. I'd change schools if I thought I'd be happier there.
Cevabı göster

I'd change schools if I thought I'd be happier there.

Still, the house is guarded

2:12

Yine de ev korunuyor

and there are plenty of security cameras.

2:14

ve çok sayıda güvenlik kamerası var.

Ingvar Kamprad,

2:15

IKEA'nın İsveçli kurucusu

the Swedish founder of IKEA,

2:17

Ingvar Kamprad da

is also not too fond on being extravagant. Dilbilgisi

2:18

savurgan olmaya pek düşkün değil.

Dilbilgisi

not too fond on: not too fond of kullanın

Bu altyazıda not too fond on standart bir eşdizim değildir. be fond of + isim veya -ing biçimi kullanılır: not too fond of being extravagant. Not too fond of, hoşlanmama anlamını yumuşatır. Güçlü bir nefret değil, “pek hoşlanmamak” anlamına gelir. Başka durumlara aktarılabilen kalıp be fond of something veya be fond of doing something şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi fond sözcüğünden sonra gelen standart edatla tamamlayın: Leo is not too fond ____ crowded places.

Cevabı göster

of

While his net worth has fallen sharply over the recent years, Kalıp ifadeler

2:21

Net serveti son yıllarda keskin bir şekilde düşmüş olsa da,

Kalıp ifadeler

fallen sharply: büyük ve hızlı bir azalma

Fallen sharply, “nispeten kısa bir sürede büyük ölçüde azalmış” demektir. Sharply, değişimin keskin veya ani olduğunu belirtir; fallen tek başına yalnızca değerin düştüğünü söyler. Has fallen sharply yapısında fallen, has sözcüğünden sonra gelen fall fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. Burada fall; net servet, fiyat, satışlar veya oran gibi ölçülen bir değerdeki değişimi anlatır, bir kişinin yere düşmesini değil.

Alıştırma

Hangi cümle bilet satışlarındaki büyük ve hızlı bir düşüşü en iyi anlatır?

  1. Ticket sales stayed level after the price increase.
  2. Ticket sales fell slightly after the price increase.
  3. Ticket sales fell sharply after the price increase.
Cevabı göster

Ticket sales fell sharply after the price increase.

and he's now said to be worth just $6 billion,

2:23

ve şimdi sadece 6 milyar dolar serveti olduğu,

down many billions,

2:26

birçok milyar değer kaybettiği söylense de,

he might not need the cash.

2:27

nakite ihtiyacı olmayabilir.

While some people say he's stingy, Kelime

2:29

Bazı insanlar onun cimri olduğunu söylerken,

Kelime

Stingy: harcama veya paylaşma konusunda olumsuz bir yargı

Stingy olumsuz bir yargıdır: Birinin, makul olduğu durumlarda bile para harcamaya veya kaynaklarını paylaşmaya isteksiz olduğunu belirtir. Bu cümlede bazı insanlar, onun az harcama alışkanlığını eleştirmek için bu kelimeyi kullanıyor. Yalnızca para konusunda dikkatli olmak anlamına gelmez. Birine stingy dediğinizde, tutumlu davranışının aşırıya kaçtığını veya başkalarını haksız biçimde etkilediğini ima edersiniz.

Alıştırma

Makul miktarda harcama yapmayı veya paylaşmayı reddeden birine yönelik hoşnutsuzluğu en iyi hangi kelime ifade eder?

  1. frugal
  2. economical
  3. stingy
Cevabı göster

stingy

others just say he doesn't enjoy living the lavish lifestyle.

2:30

diğerleri sadece lüks yaşam tarzından hoşlanmadığını söylüyor.

Business Insider wrote in 2016

2:33

Business Insider 2016'da

that he lives in a one-story home,

2:35

tek katlı bir evde yaşadığını,

sometimes takes the bus,

2:37

bazen otobüse bindiğini,

flies economy, Kalıp ifadeler

2:38

ekonomi sınıfında uçtuğunu

Kalıp ifadeler

Flies economy: uçaktaki kabin sınıfını belirtme

Flies economy ifadesinde economy, economy class ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Seçtiği kabin sınıfını belirtmek için flies fiilinin hemen ardından gelir; dolayısıyla ifade, ekonomi sınıfında uçtuğu anlamına gelir. İngilizcede kabin sınıfı, by olmadan fly + kabin sınıfı yapısıyla sıkça kullanılır: fly economy, fly business class ve fly first class. Fiil özneye ve zamana göre yine çekimlenir: she flies economy; they flew economy.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrenilen doğal kabin sınıfı ifadesiyle tamamlayın: Although he can afford business class, he usually ____ on short trips.

Cevabı göster

flies economy

and drives a decades-old Volvo. Dilbilgisi

2:39

ve on yıllık bir Volvo sürdüğünü yazdı.

Dilbilgisi

decades-old: çoğul zaman birimli yaş bileşiği

Decades-old, 'onlarca yıllık' anlamına gelen bir birleşik sıfattır. Burada Volvo sözcüğünü niteler ve kesin bir yaş vermeden otomobilin uzun süredir var olduğunu veya kullanıldığını vurgular. Bu yapıda decades gibi belirsiz bir süre belirten çoğul zaman birimi çoğul kalır. Kısa çizgiler sözcükleri birleştirerek isimden önce gelen tek bir niteleyici oluşturur.

Alıştırma

'Onlarca yıllık' anlamındaki birleşik sıfatla cümleyi tamamlayın: The museum displays a ____ machine.

Cevabı göster

decades-old

So it's not all glamour and decadence

2:41

Yani milyarderlerimiz için her şey

for our billionaires.

2:42

ihtişam ve çöküşten ibaret değil.

But one thing is certain for most,

2:43

Ancak çoğu için kesin olan bir şey var ki,

many of them just don't go out in the street

2:45

birçoğu bizim yaptığımız gibi sokağa çıkıp

and walk around as we do.

2:47

etrafta dolaşmıyor.

In fact, according to some sources,

2:48

Aslında, bazı kaynaklara göre,

billionaires work their socks off Deyimler

2:50

milyarderler çok sıkı çalışıyor

Deyimler

work their socks off: çok çalışmayı vurgulayan deyim

Work their socks off, 'son derece sıkı veya uzun süre çalışmak' anlamına gelen, bilerek abartılı bir deyimdir. Kimsenin çorabına gerçekten bir şey olmaz; bu imge anlatıma enerji ve vurgu katar. İyelik sözcüğü çalışan kişiye göre değişir: I work my socks off, she works her socks off ve they work their socks off. Yeniden kullanılabilen kalıp work + iyelik + socks off biçimindedir.

Alıştırma

'Son derece sıkı çalıştık' anlamındaki socks deyimiyle cümleyi tamamlayın: To meet the deadline, we ____.

Cevabı göster

worked our socks off

and don't have very much free time.

2:52

ve pek fazla boş zamanları yok.

Co-founder of Google,

2:53

Google'ın kurucu ortağı

Larry Page,

2:55

Larry Page,

said he would sometimes work around the clock, Deyimler

2:55

bazen gece gündüz çalışacağını,

Deyimler

work around the clock: gece gündüz çalışmak

Work around the clock, gündüz ve gece boyunca çok az ara vererek ya da hiç ara vermeden çalışmayı sürdürmek anlamına gelen bir deyimdir. Bu cümlede son derece uzun ve kesintisiz çalışma dönemlerini anlatır; bir saatin çevresinde hareket etmek demek değildir. Bu ifade, tek bir kişinin yoğun çabasını da vardiyalar hâlinde çalışan birkaç kişinin sürdürdüğü bir faaliyeti de anlatabilir. Temel fikir, aynı kişinin tam 24 saat çalışması değil, faaliyetin gün boyu kesintisiz sürmesidir.

Alıştırma

Burada around the clock ne anlama gelir? The repair team worked around the clock after the storm.

  1. Yalnızca normal gündüz mesai saatlerinde çalıştılar.
  2. Gündüz ve gece boyunca kesintisiz çalıştılar.
  3. Birkaç yerde saat tamir ettiler.
Cevabı göster

Gündüz ve gece boyunca kesintisiz çalıştılar.

literally 24 hours a day.

2:57

kelimenin tam anlamıyla günün 24 saati çalışacağını söyledi.

Elon Musk,

3:00

Tesla ve SpaceX'in arkasındaki adam olan

the man behind Tesla and SpaceX,

3:00

Elon Musk,

says you need to be putting in around 100 hours a week Öbek fiiller

3:02

diğerlerinin önüne geçmek için

Öbek fiiller

putting in around 100 hours a week: haftada yaklaşık 100 saat ayırmak

Put in around 100 hours a week ifadesindeki put in, belirtilen miktarda zamanı işe harcamak veya ayırmak anlamına gelir. Yaygın kalıp put in + süre miktarıdır; dolayısıyla put in 100 hours toplam 100 saat çalışmak demektir. Around sayının yaklaşık olduğunu, a week ise oranın haftalık olduğunu belirtir: her hafta yaklaşık 100 saat. Be putting in bunu tek seferlik bir çalışma değil, devam eden veya düzenli olarak tekrarlanan bir çaba düzeyi olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi put in ifadesinin -ing biçimiyle tamamlayın: During the busy season, Maya was ____ around 60 hours a week.

Cevabı göster

putting in

just to get ahead of the rest. Kalıp ifadeler

3:05

haftada yaklaşık 100 saat çalışmanız gerektiğini söylüyor.

Kalıp ifadeler

get ahead of the rest: diğer herkesin önüne geçmek

Get ahead of the rest, aynı yarışma veya gruptaki diğer insanların hepsinden daha fazla ilerlemek ya da daha iyi performans göstermek demektir. The rest, o gruptaki diğer herkes anlamına gelir. Burada ahead, fiziksel olarak ileri gitmeyi değil, göreceli bir üstünlüğü anlatır. get ahead of + kişi veya grup yapısı; ilerlemeyi, sonuçları ya da başarıyı karşılaştırmak için kullanılabilir.

Alıştırma

Diğer bütün rakiplerden daha başarılı olmak anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Priya studied the market early to ____.

Cevabı göster

get ahead of the rest

In fact,

3:06

Aslında,

if we look at what Elon Musk does on average,

3:07

Elon Musk'ın ortalama olarak ne yaptığına bakarsak,

the man seems to be pretty busy.

3:09

adam oldukça meşgul görünüyor.

Not all billionaires are still at the forefront of their industry, Deyimler

3:10

Tüm milyarderler hala kendi sektörlerinin ön saflarında değil,

Deyimler

at the forefront of their industry: kendi sektörünün ön saflarında

At the forefront of their industry, çalıştıkları alanda lider, çok ileri veya etkili bir konumda olmak demektir. Forefront burada mecazdır; bir yerin fiziksel ön kısmını anlatmaz. Not all billionaires are still... ifadesinde still, bu lider konumun günümüzde devam edip etmediğini sorgular. Their, herkesin paylaştığı tek bir sektörü değil, her bir kişiyle ilişkili farklı sektörü gösterebilir.

Alıştırma

Bir alanda lider konumda olmak anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: The research team is ____ climate modeling.

Cevabı göster

at the forefront of

but let's take a look at the average day in the life of Elon Musk. Kalıp ifadeler

3:13

ama Elon Musk'ın hayatındaki ortalama bir güne bir göz atalım.

Kalıp ifadeler

day in the life of: tipik bir günlük düzen

Day in the life of, birinin olağan günlük düzenini temsil eden bir bakış sunar. Buradaki average day, konuşmacının belirli bir takvim gününü değil, Elon Musk'ın genellikle neler yaptığını özetleyeceğini gösterir. Yaygın kalıp a day in the life of + kişi, meslek veya grup şeklindedir. Bilgileri uyanma, çalışma, yemek yeme ve dinlenme gibi zaman sırasıyla düzenlemek için sık kullanılır.

Alıştırma

Bir itfaiyecinin tipik günlük düzenini anlatan video için kullanılan yaygın başlık kalıbını tamamlayın: A ____ a firefighter.

Cevabı göster

day in the life of

Fortunately, Musk has let this be known,

3:16

Neyse ki Musk bunun bilinmesine izin verdi,

so we can give you a rundown. Kalıp ifadeler

3:18

böylece size bir özet verebiliriz.

Kalıp ifadeler

give someone a rundown: kısa bir özet sunmak

Give someone a rundown, birine ana noktaların kısa ve düzenli bir özetini vermek anlamına gelir. Bu cümlede you bilgiyi alan kişidir ve konuşmacı devamında gelecek bilgilere hızlı bir genel bakış sunmaktadır. Yaygın kalıp give + someone + a rundown of + konu şeklindedir. Buradaki rundown, tek kelime olarak yazılan sayılabilir bir isimdir.

Alıştırma

Cümleyi “benim için kısaca özetle” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: Before the meeting, can you ____ the schedule changes?

Cevabı göster

give me a rundown of

He gets up at 7:00 a.m.

3:20

6 saatlik uykunun ardından

after 6 hours of sleep.

3:21

sabah 7:00'de uyanıyor.

He often skips breakfast,

3:22

Genellikle kahvaltıyı atlar,

but never forgo a shower. Kelime

3:23

ama asla duş almaktan vazgeçmez.

Kelime

forgo a shower: never kapsamında kullanılan resmî forgo

Forgo, bir şeyden bilerek vazgeçmeyi veya onsuz kalmayı seçmek anlamına gelen resmî bir geçişli fiildir. Nesnesini doğrudan alır; bu nedenle forgo a shower, “duş almamayı seçmek” anlamına gelir. Burada never, forgo a shower ifadesinin tamamını olumsuzlar. Dolayısıyla cümle, onun hiçbir zaman duşu atlamadığını söyler; duş almaktan vazgeçtiğini söylemez.

Alıştırma

“Sahip olmamayı seçmek” anlamındaki resmî fiille cümleyi tamamlayın: To travel light, Maya decided to ____ the usual checked bag.

Cevabı göster

forgo

He divides his work between Tesla and SpaceX,

3:25

İşini Tesla ve SpaceX arasında paylaştırıyor,

which adds up to about 82 hours at work. Öbek fiiller

3:28

bu da işteki saatini yaklaşık 82 saate çıkarıyor.

Öbek fiiller

adds up to: birleşik bir toplama ulaşmak

Adds up to, çeşitli parçaları veya miktarları bunların birleşik toplamına bağlar. To'dan sonraki miktar sonuçtur: yaklaşık 82 saat. Özne ayrı ayrı unsurları adlandırabilir ya da this veya which gibi bir sözcük bunlara gönderme yapabilir. Bu cümlede which, bir araya getirilen çalışma programlarına gönderme yapar.

Alıştırma

“Toplamı ... olmak” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The three delivery charges ____ twenty-five dollars.

Cevabı göster

add up to

He even sometimes puts in more hours on the weekend,

3:30

Hatta bazen hafta sonları daha fazla saat çalışıyor,

but also enjoys spending time with his sons.

3:32

ama aynı zamanda oğullarıyla vakit geçirmeyi de seviyor.

He tries to never work on Sundays

3:35

Pazarları hiç çalışmamaya çalışıyor

and instead travels or hangs out at his Bel Air mansion.

3:36

ve bunun yerine seyahat ediyor veya Bel Air malikanesinde takılıyor.

He doesn't eat much,

3:39

Fazla yemek yemez,

but will sometimes go crazy during business meals.

3:40

ancak iş yemeklerinde bazen çılgınca yiyebilir.

He also admitted to being kind of addicted to Diet Coke, Notlar

3:42

Ayrıca, Diet Coke'a biraz bağımlı olduğunu

Dilbilgisi

admitted to being: admit to + -ing biçimi

Admitted to being ifadesinde to, admit to + isim veya -ing biçimi kalıbındaki bir edattır. Being, yapılması planlanan bir eylemi değil, kabul edilen durumu ifade eder. Bu kalıp çoğu zaman rahatsız edici olabilecek veya isteksizce yapılan bir kabulü aktarır. Birinin bir eylem, alışkanlık veya durumla ilgili gerçeği kabul ettiğini bildirmek için kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi admit to ifadesinin geçmiş zaman biçimi ve doğru -ing biçimiyle tamamlayın: After denying it for weeks, Maya finally ____ the confidential file with a friend.

Cevabı göster

admitted to sharing

Ton ve niyet

Yumuşatma ifadesi olarak kind of

Burada kind of, biraz veya bir dereceye kadar anlamına gelen gündelik bir yumuşatma ifadesidir. Addicted sözcüğünü niteler ve böylece konuşmacı bu tanımı daha az kesin biçimde sunar. Bu, kind sözcüğünün sınıflandırma anlamı değil, söylemdeki bir kullanımıdır. Bu yumuşatma ifadesini tanımak belirsizliği, yaklaşıklığı veya güçlü bir iddiayı hafifletme çabasını duymaya yardımcı olur.

Alıştırma

“I'm kind of nervous about the interview,” cümlesinde kind of ne işe yarar?

  1. Nervous sözcüğünü yumuşatarak biraz gergin anlamı verir.
  2. İfadeyi tamamen kesin ve mutlak hâle getirir.
  3. Nervous sözcüğünün bir interview türü olduğunu söyler.
Cevabı göster

Nervous sözcüğünü yumuşatarak biraz gergin anlamı verir.

something he isn't too proud of.

3:45

ve bunun pek gurur duymadığı bir şey olduğunu itiraf etti.

He says he also finds time to go to the gym twice a week,

3:46

Haftada iki kez spor salonuna gitmek için de zaman bulduğunu söylüyor,

and he says he is a passionate reader of novels

3:49

ve romanların ve

and non-fiction books.

3:52

kurgu dışı kitapların tutkulu bir okuyucusu olduğunu söylüyor.

But, like most billionaires,

3:53

Ancak, çoğu milyarder gibi,

you won't find Musk just wandering around any old high street. Kelime

3:55

Musk'ı sıradan bir ana caddede öylece dolaşırken bulamazsınız.

Kelime

any old + isim: rastgele veya sıradan bir seçim

any old high street ifadesinde any old, tekil high street isminden önce gelen günlük bir belirleyicidir. “Rastgele seçilmiş herhangi sıradan bir alışveriş caddesi” anlamına gelir; eski bir cadde demek değildir. Bu ifade, tam olarak hangisinin seçildiğinin önemli olmadığını gösterir ve hafif küçümseyici bir ton da katabilir. Burada mekânı özel olarak seçilmiş bir yer değil, halka açık sıradan bir alışveriş caddesi olarak sunar.

Alıştırma

Hangi cümle tam olarak hangi sandalyenin seçildiğinin önemli olmadığını anlatır ve hafif küçümseyici gelebilir?

  1. You can take the oldest chair by the door.
  2. You can take an old chair by the door.
  3. You can take any old chair by the door.
Cevabı göster

You can take any old chair by the door.

Kelime

Britanya İngilizcesinde high street

Britanya İngilizcesinde the high street, bir kasaba veya şehirde çok sayıda mağaza, banka ve başka işletmenin bulunduğu ana alışveriş caddesi ya da merkezî bölgedir. high-street shops örneğindeki gibi daha geniş anlamda fiziksel perakende sektörünü de belirtebilir. Bu cümlede high street, halka açık sıradan bir alışveriş caddesini adlandırır. High, yerleşmiş ifadenin bir parçasıdır; caddenin yüksek bir yerde veya daha üstün olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir Britanya haberinde "shops on the high street" büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. pahalı lüks ürünler satan mağazalar
  2. yüksek rakımlı bir caddedeki mağazalar
  3. kasaba veya şehrin ana alışveriş caddesindeki mağazalar
Cevabı göster

kasaba veya şehrin ana alışveriş caddesindeki mağazalar

In fact, according to an article in the British media,

3:58

Aslında, İngiliz medyasındaki bir makaleye göre,

even London's multi-millionaires won't go out without a bodyguard,

4:00

Londra'nın multi-milyonerleri bile koruma olmadan dışarı çıkmıyor,

which apparently costs around $500 for one man for one day.

4:03

ki bunun bir kişi için günlük maliyeti görünüşe göre 500 dolar civarında.

Many of them travel by private helicopter

4:07

Birçoğu özel helikopterle seyahat ediyor

and do not take public transport anywhere. Kalıp ifadeler

4:09

ve hiçbir yere toplu taşıma araçlarıyla gitmiyor.

Kalıp ifadeler

take public transport: genel bir seyahat yöntemini anlatan take

take public transport ifadesindeki take, bir şeyi almak veya götürmek değil, bir aracı kullanarak seyahat etmek anlamındadır. Public transport; otobüs, tren ve metro gibi ortak ulaşım hizmetlerini genel olarak ifade eder. Tekrar kullanılabilen yapı take + bir ulaşım seçeneğidir. Genel ve sayılamayan public transport adından önce artikel kullanılmaz; sayılabilen bir araçla ise take a bus veya take the train denir.

Alıştırma

Cümleyi otobüs, tren veya benzer ortak ulaşım hizmetlerini kullanarak seyahat etmek anlamındaki üç kelimelik tam ifadeyle tamamlayın: When parking is expensive, we usually ____ downtown.

Cevabı göster

take public transport

Other media reported that Facebook's Mark Zuckerberg

4:11

Diğer medya kuruluşları, Facebook'un kurucusu Mark Zuckerberg'in

has around 16 bodyguards

4:13

Silikon Vadisi'ndeki evinde

working shifts at his home in Silicon Valley. Kalıp ifadeler

4:15

vardiyalı çalışan yaklaşık 16 koruması olduğunu bildirdi.

Kalıp ifadeler

working shifts: planlanmış dönemlerde vardiyalı çalışmak

Working shifts, farklı çalışanların farklı saatleri karşılaması için birbirinden ayrı planlanmış dönemlerde çalışmak anlamına gelir. Burada shifts, bu çalışma dönemlerini adlandıran çoğul bir isimdir; working ise work fiilinin -ing biçimidir. Tekrar kullanılabilen kalıp work shifts ifadesidir. Bu, vardiyalı çalışma düzenini genel olarak anlatır; work a shift ise planlanmış belirli bir çalışma dönemini ifade eder.

Alıştırma

Güvenlik görevlileri binayı her gün farklı planlanmış dönemlerde koruyor. Genel çalışma düzenlerini en iyi hangi cümle anlatır?

  1. They work a shift.
  2. They work shifts.
  3. They change shifts.
Cevabı göster

They work shifts.

In fact,

4:17

Aslında,

it's reported that his neighbors have even complained

4:18

komşularının, tüm bu güvenlik görevlilerinin mahalledeki park yerlerini

about all those guards illegally taking up parking spots Öbek fiiller

4:20

yasadışı bir şekilde işgal etmesinden

Öbek fiiller

taking up: sınırlı alanı kaplamak

take up ifadesinde take ve up birlikte, “sınırlı bir miktarın bir bölümünü kaplamak veya kullanmak” anlamına gelen bir öbek fiil oluşturur. Burada sınırlı alan parking spots, yani park yerleridir; korumaların araçları bu yerleri kullandığı için başkaları kullanamaz. Bu anlam alan, zaman veya kapasite için de geçerlidir: bir şey bir koltuğu kaplayabilir, iki saat sürebilir ya da telefonun depolama alanının çoğunu kullanabilir. Anlamı seçmek için nesneye bakın: take up tennis o etkinliğe başlamak, take up parking spots ise park yerlerini işgal etmek demektir.

Alıştırma

Dersimizde geçen ve “işgal etmek” anlamına gelen iki sözcüklü öbek fiille cümleyi tamamlayın: The boxes ____ too much space in the hallway.

Cevabı göster

take up

in the neighborhood.

4:23

şikayet bile ettikleri bildirildi.

In fact, way back in 2008,

4:24

Aslında, ta 2008'de,

Forbes interviewed Russ Alan Prince,

4:25

Forbes, özel servet araştırma firması

president of the private wealth research firm

4:27

Prince and Associates'in başkanı

Prince and Associates,

4:29

Russ Alan Prince ile röportaj yaptı,

who told them that 98% of people with over just $25 million

4:30

ki o da onlara, sadece 25 milyon doların üzerinde serveti olan kişilerin %98'inin

have spent money on special security services.

4:33

özel güvenlik hizmetlerine para harcadığını söyledi.

This might be hiring Navy SEALs

4:36

Bu, Donanma SEAL'lerini işe almak

or even employing high-tech security robots

4:38

veya hatta eve girenleri alt edebilecek

that can take down home intruders. Öbek fiiller

4:40

yüksek teknolojili güvenlik robotları kullanmak bile olabilir.

Öbek fiiller

take down: bir tehdidi etkisiz hâle getirmek

Burada take down, birini artık saldırıya devam edemeyecek veya kaçamayacak şekilde alt etmek ya da etkisiz hâle getirmek demektir. home intruders nesnesi, ifadenin fiziksel kontrol anlamında kullanıldığını gösterir. Bu öbek fiilin anlamı bağlama göre değişir. Bu yapıda bir kişi, hayvan veya tehlikeli hedef yenilir ya da kontrol altına alınır; bir şeyi not etmek, sökmek veya çevrim içi içeriği kaldırmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Derste geçen ve “bir tehdidi alt edip durdurmak” anlamına gelen öbek fiille cümleyi tamamlayın: The guards worked together to ____ the attacker.

Cevabı göster

take down

So, even with all that wealth,

4:42

Yani, bunca zenginliğe rağmen,

you could say a billionaire's life is somewhat made unhappy at times

4:43

bir milyarderin hayatı,

from fear of being a victim of robbery

4:47

soygun veya adam kaçırma kurbanı olma korkusu nedeniyle

or kidnapping.

4:49

bazen biraz mutsuz diyebilirsiniz.

Maybe they counter this by eating loads of amazing food. Dilbilgisi

4:50

Belki de bunu bolca harika yiyecekler yiyerek dengeliyorlardır.

Dilbilgisi

by eating: by + fiil-ing ile yöntem belirtmek

Bu cümlede by eating, daha önce söz edilen mutsuzluğu dengelemek için kullanılan yöntemi belirtir. Buradaki by, “bir eylem yoluyla” anlamına gelir; eating ise edattan sonra kullanılan fiilin -ing biçimidir. Birinin bir sonucu nasıl elde ettiğini açıklamak için by + fiil-ing kullanılır: ana eylem veya sonuç + by + yöntem. Maybe, konuşanın bir tahminde bulunduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için by ve walk fiilinin doğru -ing biçimini kullanın: Leo stayed healthy ____ every day.

Cevabı göster

by walking

Well, not Warren Buffett,

4:52

Eh, Warren Buffett değil,

who famously said he lives on fast food and Coca-Cola. Öbek fiiller

4:54

ki kendisi fast food ve Coca-Cola ile yaşadığını meşhur bir şekilde söyledi.

Öbek fiiller

lives on: çoğunlukla yiyecek, para veya kaynaklarla geçinmek

Burada lives on, fast food ve Coca-Cola’nın onun düzenli olarak bel bağladığı yiyecek ve içecek olarak sunulduğu anlamına gelir. Bu kalıplaşmış bir ifadedir; fiziksel olarak bunların üzerinde yaşadığı anlamına gelmez. live on + yiyecek, birinin beslenmek için esas olarak ne yediğini belirtir. Para veya kaynaklarla kullanıldığında live on, live on a small salary örneğinde olduğu gibi, o miktar veya kaynakla geçinmek anlamına gelir. Burada ifade, onun başka hiçbir şey tüketmediğini ileri sürmek yerine bir alışkanlığı mizahi biçimde abartır.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için live on ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimini kullanın: During college, Maya ____ rice and beans to save money.

Cevabı göster

lived on

He's apparently been eating McDonald's for breakfast for many years,

4:56

Görünüşe göre uzun yıllardır kahvaltıda McDonald's yiyor,

but being a big shareholder in the fast food company,

4:59

ama o fast food şirketinde büyük bir hissedar olduğu için,

maybe he's just advertising.

5:01

belki de sadece reklam yapıyordur.

Richard Branson once said he drinks 20 cups of tea a day,

5:03

Richard Branson bir keresinde günde 20 fincan çay içtiğini söylemişti,

while Donald Trump also loves his junk food.

5:06

Donald Trump da abur cuburunu çok seviyor.

But this surely is all talk for the media.

5:08

Ancak bu kesinlikle medya için yapılmış bir konuşma.

Some of these people must eat well.

5:11

Bu insanlardan bazıları iyi yiyor olmalı.

In fact,

5:12

Aslında,

many reports suggest a lot of the world's billionaires hire chefs,

5:13

birçok rapor dünyadaki milyarderlerin birçoğunun, bazen Michelin yıldızlı

sometimes Michelin-starred. Kültür

5:16

şefler tuttuğunu gösteriyor.

Kültür

Michelin-starred ve Michelin Rehberi'nin yıldızları

Michelin-starred, Michelin Rehberi'nin üst düzey restoranlara verdiği bir, iki veya üç yıldızla bağlantılı olmayı ifade eder. Bu cümlede üst düzey profesyonel aşçılık standartlarını gösterir; Michelin lastik şirketinin şefe sponsor olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

The hotel hired a Michelin-starred chef cümlesinde Michelin-starred en doğal olarak ne anlama gelir?

  1. Michelin lastik şirketi reklam yapması için şefe para ödüyordur.
  2. Şefin Michelin yıldızı verilmiş bir restoranla bağlantılı profesyonel deneyimi vardır.
  3. Şef yalnızca pahalı Fransız yemekleri yapıyordur.
Cevabı göster

Şefin Michelin yıldızı verilmiş bir restoranla bağlantılı profesyonel deneyimi vardır.

These might work in the house

5:17

Bunlar evde

or even on a private yacht.

5:19

hatta özel bir yatta çalışabilir.

Many billionaires own private yachts.

5:20

Birçok milyarder özel yatlara sahiptir.

The Sheikh of Dubai

5:22

Dubai Şeyhi

apparently owns a $350 million yacht.

5:23

görünüşe göre 350 milyon dolarlık bir yata sahip.

Chelsea soccer club owner Roman Abramovich

5:25

Chelsea futbol kulübü sahibi Roman Abramovich,

owns a yacht called the Eclipse,

5:28

tahmini değeri 450 milyon ila 1,2 milyar dolar arasında olan

which has an estimated value of $450 million to $1.2 billion.

5:29

Eclipse adlı bir yata sahip.

It even has a submarine attached to it.

5:34

Üzerinde bir denizaltı bile var.

One of the world's most expensive yachts,

5:36

Dünyanın en pahalı yatlarından biri,

with a value of $1 billion plus,

5:38

1 milyar doların üzerinde bir değere sahip,

doesn't seem to have an owner yet.

5:40

ancak henüz bir sahibi yok gibi görünüyor.

That's called The Streets of Monaco.

5:41

Onun adı The Streets of Monaco.

The most expensive yacht,

5:43

En pahalı yat olan

The History Supreme,

5:44

The History Supreme,

was commissioned by a Malaysian businessman Kelime

5:45

Malezyalı bir iş adamı tarafından

Kelime

was commissioned by: işi kimin sipariş ettiğini belirtmek

Was commissioned by, bir kişinin bir şeyi üretmesi veya yaratması için resmen görevlendirildiğini ve genellikle kendisine ödeme yapıldığını anlatan resmî bir edilgen yapıdır. by sonrasındaki isim öbeği, işi sipariş eden müşteriyi veya kuruluşu belirtir. Bu anlam özel bir projenin üretilmesini anlatır; commission sözcüğünün satıştan alınan ödeme anlamı değildir.

Alıştırma

Hedef ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: The new library mural was ____ the city council.

Cevabı göster

commissioned by

for $4.8 billion.

5:47

4,8 milyar dolara yaptırıldı.

Apparently,

5:49

Görünüşe göre,

the yacht cost him around a third of his net worth. Dilbilgisi

5:49

yat ona net servetinin yaklaşık üçte birine mal oldu.

Dilbilgisi

a third of his net worth: net servetinin üçte biri

“A third of”, üç eşit parçadan biri demektir. Burada bölünen bütün “his net worth” ifadesidir; yani yatın fiyatı, borçları çıkarıldıktan sonra sahip olduğu varlıkların değerinin yaklaşık %33'üne eşittir. Yapı a third of + isim öbeği şeklindedir. Kesir üçte bir olduğu için third tekil biçimde kullanılır. “Around”, miktarın kesin değil yaklaşık olduğunu gösterir. “Net worth”, yıllık gelir değil, toplam varlıklardan borçların çıkarılmasıyla bulunan değerdir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki kesir ifadesiyle tamamlayın: About ____ the class chose the science project.

Cevabı göster

a third of

So,

5:52

Peki,

what would you do with a billion dollars or more? Dilbilgisi

5:52

bir milyar dolar veya daha fazlasıyla siz ne yapardınız?

Dilbilgisi

What would you do with ...?: ... olsa ne yapardın?

“What would you do with ...?”, birinden bir kaynağa sahip olduğunu veya onu kontrol ettiğini hayal edip bu kaynağı nasıl kullanacağını söylemesini ister. Altyazıdaki kaynak “a billion dollars or more” ifadesidir. Yapı What would you do with + kaynak? şeklindedir. Burada would varsayımsal bir durumu gösterir, with ise kullanılabilecek kaynağı tanıtır. “Biriyle birlikte” anlamına gelmez.

Alıştırma

Arkadaşınızın bir milyon doları yok. Bu hayali durumu doğal biçimde soran soru hangisidir?

  1. What would you do with a million dollars?
  2. What did you do with a million dollars?
  3. What will you do with a million dollars?
Cevabı göster

What would you do with a million dollars?

Would you live similar to the way you do now

5:54

Şimdi yaşadığınıza benzer bir şekilde mi yaşardınız

or would you become very extravagant?

5:56

yoksa çok müsrif mi olurdunuz?

Let us know in the comments.

5:58

Yorumlarda bize bildirin.

Also,

5:59

Ayrıca,

be sure to check out our other video called "What If the World Was One Country?"

5:59

"Dünya Tek Bir Ülke Olsaydı Ne Olurdu?" adlı diğer videomuzu da mutlaka izleyin.

Thanks for watching,

6:02

İzlediğiniz için teşekkürler,

and as always,

6:03

ve her zamanki gibi,

don't forget to like, share, and subscribe.

6:03

beğenmeyi, paylaşmayı ve abone olmayı unutmayın.

See you next time.

6:05

Bir dahaki sefere görüşmek üzere.