Milyarderlerin Hayatı Nasıl Daha Farklıdır?: İngilizce çalışma notları
The Infographics Show
Video özeti: Bu video ev, iş, güvenlik, yemek ve lüks tüketim üzerinden milyarderleri karşılaştırıyor; servetin tek tip bir hayat sağlamadığını gösteriyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. "that's a bridge too far" — Deyimler ve mecazlı ifadeler: köprü imgesini gerçek anlamda okumadan, aşırı veya ulaşılamaz bir sınırı anlattığını kavrayın. 2. "admitted to being" — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: bir durum veya davranış kabul edilirken admit to sonrasında gerund kullanıp fiili -ing biçimine getirin. 3. "commissioned by" — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: commission fiilini özel bir eserin yapımını sipariş etmek olarak anlayın; satış komisyonu veya resmî görev anlamından ayırın.
Bu derste
Forbes reports that in 2017, there was a record number of billionaires in the world, Kalıp ifadeler
0:00Forbes'un bildirdiğine göre 2017'de dünyada rekor sayıda milyarder vardı,
a record number of + çoğul sayılabilen isim
“A record number of”, bir sayının daha önce kaydedilmiş tüm seviyelerden yüksek olduğunu belirtir. Bu cümlede, milyarder sayısının 2017'de yeni bir zirveye ulaştığı anlatılır; record burada kayıt anlamındaki isim değil, “şimdiye kadarki en yüksek” anlamında bir sıfattır. Yapı a record number of + çoğul sayılabilen isim şeklindedir: a record number of billionaires. Bu isim öbeğinin tamamı cümlede özne veya nesne olabilir.
Alıştırma
Haberi “şimdiye kadarki en yüksek sayı” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The museum welcomed ____ visitors last year.
Cevabı göster
a record number of
To be exact: kesin bir ayrıntı eklemek
“To be exact”, konuşanın genel bir tanımı kesin bir sayı veya ayrıntıyla değiştirdiğini gösterir. Burada 2.043, daha önceki “record number” ifadesinin tam sayısını verir. Bu ifade bilgiyi düzenleyen ara bir açıklamadır; “doğru olmak amacıyla” şeklinde bir amaç bildirmez. Kesin ayrıntıdan önce veya sonra gelebilir ve genellikle cümlenin kalanından virgül ya da kısa çizgiyle ayrılır.
Alıştırma
Cümleyi kesin sayıyı tanıtan ara ifadeyle tamamlayın: We invited about fifty people—forty-seven, ____.
Cevabı göster
to be exact
when we consider that there are over 13 million millionaires in the world,
0:07bazen yüksek net değerli bireyler olarak adlandırılan insanların bulunduğunu göz önüne aldığımızda
Be referred to as: bir ad veya etiket sunmak
Bu cümlede are sometimes referred to as, “bazen ... olarak adlandırılır” anlamına gelir. Edilgen kalıp özne + be + referred to as + ad veya etiket şeklindedir. Burada high net worth individuals, bazı kişilere verilen etikettir. As ile kullanıldığında refer, yalnızca bir şeyden söz etmeyi değil, bir ad vermeyi veya kullanılan adı aktarmayı ifade eder. Sometimes, iddiayı sınırlar: bu etiket tek olası ad olmak zorunda değildir; yalnızca bazı durumlarda veya bazı konuşmacılar tarafından kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi “belirli bir adla anılmak” anlamındaki resmî ifadeyle tamamlayın: Customers above the asset threshold are ____ priority clients.
Cevabı göster
referred to as
High net worth individual: resmî bir servet kategorisi
High net worth individuals, high net worth individual ifadesinin çoğuludur. Bankacılık, yatırım ve varlık yönetiminde yüksek servetli müşteri kategorisine alınan kişiler için kullanılan resmî bir terimdir. Net worth, bir kişinin varlıklarının değerinden borçlarının çıkarılmasıyla bulunur; bu nedenle maaş, gelir veya eldeki nakitle aynı değildir. Bu kategorinin tek ve evrensel bir eşiği yoktur: kurumlar ve raporlar farklı sınırlar belirleyebilir ve varlıkları farklı şekillerde hesaplayabilir. Ayrıca otomatik olarak billionaire anlamına gelmez. Billionaire, söz konusu para biriminde net serveti en az bir milyar olan kişiye bağlı, çok daha dar bir etikettir.
Alıştırma
Hangi açıklama high net worth individual ifadesine en uygun karşılıktır?
- Varlıkları eksi borçları sonucunda yüksek net servete sahip olan kişi
- Evinde büyük miktarda nakit bulunduran kişi
- Her ay yüksek maaş alan kişi
Cevabı göster
Varlıkları eksi borçları sonucunda yüksek net servete sahip olan kişi
Although it is unlikely that any of us will become billionaires,
0:14Herhangi birimizin milyarder olma ihtimali düşük olsa da,
if you are a White American with a good education,
0:17eğer iyi bir eğitime sahip beyaz bir Amerikalıysanız,
reports suggest that you can have as high as a 1 in 5 chance Dilbilgisi
0:19raporlar, ölmeden önce milyoner olma ihtimalinizin
As high as a 1 in 5 chance: olasılığın üst sınırı
As high as, ulaşılması mümkün bir üst sınırı belirtir ve rakamın dikkat çekecek kadar yüksek olduğunu vurgular. Rakamın her zaman bu kadar yüksek olduğu anlamına gelmez. A 1 in 5 chance, beşte bir yani %20 olasılık demektir. Bu ifade bir olasılığı anlatır; her beş vakanın tam olarak birinde mutlaka başarı olacağını garanti etmez.
Alıştırma
Olasılığın üçte bire kadar çıkabileceğini belirten ifadeyle cümleyi tamamlayın: The forecast says there may be ____ chance of thunderstorms.
Cevabı göster
as high as a 1 in 3
of becoming a millionaire by the time you die, Dilbilgisi
0:225'te 1 kadar yüksek olabileceğini öne sürüyor,
By the time + yan cümle: son tarih belirtme
By the time, you die zamanını son nokta olarak tanıtır. Milyoner olmanın bu noktadan önce veya en geç bu noktaya kadar gerçekleştiği anlaşılır; özellikle ölüm anında gerçekleştiği anlamına gelmez. İfadenin ardından kendi öznesi ve fiili olan bir yan cümle gelir: you die. Genel olarak by the time + yan cümle, bir olayı başka bir olay için son tarih hâline getirir.
Alıştırma
Varışınızı son tarih yapan ifadeyle cümleyi tamamlayın: I will have finished dinner ____ you arrive.
Cevabı göster
by the time
That's a bridge too far: kabul edilebilir sınırı aşmak
Bu cümlede that's a bridge too far, “bu, makul, kabul edilebilir veya ulaşılabilir bir sınırın ötesine geçiyor” anlamındadır. Konuşan kişi gerçek bir köprüden söz etmez ve yalnızca hedefin uzakta olduğunu söylemez. Daha az iddialı bir şey mümkün görünse bile bir sonraki adımı aşırı olarak değerlendirir. Ayrıca bir talebin kişinin kendi sınırlarını aştığını göstererek reddedişi biraz yumuşatabilir.
Alıştırma
“Kabul edilebilir bir sınırın ötesinde” anlamına gelen deyimle cümleyi tamamlayın: I can lend you my notes, but doing the whole assignment for you is ____.
Cevabı göster
a bridge too far
The psychological theory known as the happiness paradox
0:28Mutluluk paradoksu olarak bilinen psikolojik teori
tells us wealth might not even make us happy, Dilbilgisi
0:31zenginliğin bizi mutlu bile etmeyebileceğini söylüyor,
Make + nesne + sıfat: make us happy
Make + nesne + sıfat, “birinin veya bir şeyin bir duruma girmesine ya da o durumu yaşamasına neden olmak” anlamına gelir. make us happy ifadesinde us nesnedir; happy ise ortaya çıkan durumu anlatan sıfattır. Nesneden sonra sıfat doğrudan kullanılır: make us happy denir, make us to be happy denmez. might gibi sözcükler tüm cümlenin kesinlik derecesini değiştirebilir, ancak bu kalıbı değiştirmez.
Alıştırma
Parantezdeki sıfatı kullanarak cümleyi make + nesne + sıfat kalıbının geçmiş zamanıyla tamamlayın: The surprise ____ the children ____. (excited)
Cevabı göster
made · excited
but you can judge that for yourself Kalıp ifadeler
0:33ancak Infographics Show'un bu bölümünü izledikten sonra
judge that for yourself: bağımsız bir görüş oluşturmak
Bu cümlede judge that for yourself, gördüklerinize veya öğrendiklerinize dayanarak o konu hakkında kendi görüşünüzü oluşturmak anlamına gelir. That, konuşulan konuya gönderme yapar; for yourself ise başkasının sonucunu kabul etmek yerine bağımsız değerlendirme yapmayı anlatır. judge + nesne + for yourself kalıbı, konuşan kişi bilgi sunduktan sonra son değerlendirmeyi dinleyiciye bıraktığında kullanışlıdır. Nesne bağlamdan belliyse atılabilir: You can judge for yourself.
Alıştırma
Cümleyi judge that for yourself hedef ifadesiyle tamamlayın: I have shown you both versions, so you can ____.
Cevabı göster
judge that for yourself
Don't forget to subscribe and click the bell button
0:39Bildirim ekibimizin bir parçası olabilmek için
so that you can be part of our notification squad.
0:41abone olmayı ve zil düğmesine tıklamayı unutmayın.
we can't exactly say how all billionaires live.
0:43bütün milyarderlerin nasıl yaşadığını tam olarak söyleyemeyiz.
and perhaps see if there are recurring traits for many of them.
0:48ve belki birçoğu için tekrarlanan özellikler olup olmadığını görebiliriz.
For instance, Bill Gates is said to live quite frugally, Dilbilgisi
0:51Örneğin, Bill Gates'in gezegendeki en zengin adam olmasına rağmen
is said to live: be said to ile edilgen bilgi aktarma
Is said to live, özne + be + said + to-infinitive kalıbını izler. İnsanların veya kaynakların özne hakkında ileri sürdüğü bilgiyi aktarır. Bill Gates is said to live quite frugally, insanların onun bu şekilde yaşadığını söylediği anlamına gelir. Bu yapı, ona belirli bir şekilde yaşamasının söylendiği anlamına gelmez. Konuşanın kaynağı belirtmeden ve aktarılan bilginin doğru olduğunu bizzat garanti etmeden bilgi vermesini sağlar.
Alıştırma
Cümleyi is said to live edilgen aktarma yapısıyla tamamlayın: The actor ____ in a small apartment.
Cevabı göster
is said to live
even though he's the richest man on the planet, Dilbilgisi
0:54oldukça tutumlu yaşadığı söyleniyor,
even though: karşıtlık oluşturan bir gerçek
Even though bir ödünleme ilişkisi kurar: kendisinden sonraki yan cümle bir gerçeği belirtir, ancak ana cümlenin sonucu bu gerçek düşünüldüğünde şaşırtıcıdır. Burada onun dünyanın en zengin adamı olduğu gerçektir, fakat bu durum tutumlu yaşadığı ifadesiyle karşıtlık oluşturur. even though + özne + fiil yapısını ‘bu gerçek olmasına rağmen’ anlamında kullanın. Ödünleme cümlesi önce veya sonra gelebilir: Even though X, Y / Y even though X.
Alıştırma
Hangi cümle mağazanın kapalı olmasını gerçek bir durum olarak sunar ve doğru bağlacı kullanır?
- Even if the store is closed tomorrow, Maya will wait outside.
- Because the store was closed, Maya waited outside.
- Even though the store was closed, Maya waited outside.
Cevabı göster
Even though the store was closed, Maya waited outside.
is the most lavish abode one could buy. Kelime
1:00satın alınabilecek en gösterişli konut olduğunu söyleyebilir.
lavish abode: resmî anlatımda lüks bir konut
Lavish abode, çok lüks ve pahalı görünen bir yaşam alanı demektir. Lavish aşırı lüks olma fikrini katar; abode ise yalnızca birinin yaşadığı yer anlamına gelir. Bu sözcük birleşimi seçkin ve dramatik bir tınıya sahiptir. Bu betimlemede özel bir bina türü belirtmek yerine konutun ne kadar gösterişli olduğunu vurgular.
Alıştırma
Cümlede lavish abode en doğal olarak ne anlama gelir?
- Birinin yaşadığı herhangi sıradan bir yer
- Çok lüks bir konut
- Lüks olsun ya da olmasın çok büyük bir ev
Cevabı göster
Çok lüks bir konut
give or take a few billion: birkaç milyarlık sapma payı
Give or take a few billion, daha önce belirtilen tahminin birkaç milyar daha yüksek ya da düşük olabileceğini anlatır. Kalıp “tahmin + give or take + sapma miktarı” şeklindedir; give ve take burada gerçekten bir şey vermek veya almak anlamına gelmez. Birkaç milyar çok büyük bir sapmadır, ancak konuşmacı bunu rahat bir tavırla sunar. Bu karşıtlık, ifadeye bilerek hafife alan mizahi bir ton verir.
Alıştırma
Günlük bir tahmin için en uygun ifadeyi seçin: The drive takes about forty-five minutes, _____ five minutes.
- approximately
- depending on
- give or take
Cevabı göster
give or take
depending on which source you read: kaynağa göre değişen koşul
Depending on, önceki tahmini değiştiren koşulu belirtir: başvurduğunuz kaynağa göre sayı değişebilir. Which source you read yan cümlesi, değişebilen seçeneğin ne olduğunu gösterir. Buradaki depending on, tüm ifadeye eklenen çekimsiz bir -ing yapısıdır. Fiziksel olarak bir şeye dayanmayı anlatmaz; ifadenin hangi koşullarda doğru olduğunu kısa ve etkili biçimde sınırlar.
Alıştırma
Tamamlanmış bir cümleye doğru biçimde koşul ekleyen yapıyı seçin: Delivery takes two to five days, _____ where you live.
- depend on
- depends on
- depending on
Cevabı göster
depending on
this might give you an idea Kalıp ifadeler
1:23bu size bu milyarderlerin nasıl farklı yaşam tarzlarına sahip olduğu
give you an idea of: genel bir izlenim oluşturmak
Give someone an idea of something, birinin bir konu hakkında genel bir izlenim veya yaklaşık bir anlayış edinmesini sağlamak demektir. Bu cümlede karşılaştırma, izleyicinin milyarderlerin yaşam tarzlarının ne kadar farklı olduğunu genel hatlarıyla anlamasına yardımcı olur. give + person + an idea of + topic yapısında of, izlenimin hangi konuyla ilgili olduğunu gösterir. Buradaki idea, bir öneri veya yeni plan değil, “genel bir fikir” anlamındadır.
Alıştırma
Hangi cümle, fotoğrafların daire hakkında genel bir izlenim edinmenize yardımcı olduğu anlamına gelir?
- The photos give you the idea that the apartment is already rented.
- The photos give you an idea of what the apartment is like.
- The photos give you an idea for decorating the apartment.
Cevabı göster
The photos give you an idea of what the apartment is like.
and no doubt their lives have many similarities Ton ve niyet
1:28ve büyük servetleri nedeniyle hayatlarının birçok benzerliği olduğuna
güçlü kesinlik bildiren no doubt
No doubt, konuşanın ardından gelen ifadenin doğru olduğundan çok emin olduğunu gösterir. Bu cümlede benzerlikler, konuşanın güçlü ve makul bulduğu bir beklenti olarak sunulur. Bu bir tutum belirtecidir: konuşanın ne kadar emin olduğunu bildirir, ancak iddiayı tek başına kanıtlamaz. Bağlama göre daha temkinli bir karşılığı almost certainly veya I strongly believe olabilir.
Alıştırma
“No doubt Leo will remember the key.” cümlesinde no doubt ne anlatır?
- Konuşan, Leo’nun hatırlayacağını kanıtlarla ispatladı.
- Konuşan, Leo’nun hatırlayacağından çok emin.
- Konuşan, Leo’nun hatırlayıp hatırlamayacağını soruyor.
Cevabı göster
Konuşan, Leo’nun hatırlayacağından çok emin.
But not all billionaires live in mansions, estates,
1:32Ancak tüm milyarderler konaklarda, malikanelerde
That would be about $250,000 in today's money, Kalıp ifadeler
1:49Bu, bugünün parasıyla yaklaşık 250.000 dolar olurdu,
in today's money: geçmiş bir tutarı bugünkü değere uyarlamak
in today's money ifadesi, geçmiş bir döneme ait tutarı bugün benzer değere veya satın alma gücüne sahip yaklaşık bir tutara çevirir. Burada 250.000 dolar, tahmin edilen güncel eşdeğerdir; asıl fiyat değildir. Bu karşılaştırma genellikle enflasyonu veya başka bir fiyat endeksini yansıtır. Böylece eski rakamı bugünkü aynı rakama doğrudan eşit saymak yerine farklı yıllardaki paranın değeri karşılaştırılır.
Alıştırma
Tarihî bir tutarı güncel değere uyarlayan ifadeyle cümleyi tamamlayın: The theater ticket cost 50 cents in 1940, or about $11 ____.
Cevabı göster
in today's money
according to Realtor.com,
1:56şu anda mülkünün yaklaşık 650.000 dolar değerinde olduğu söylense de,
that is only slightly more than their average 3.3 bedroom, 2.6 bathroom house
1:58bu onların sitesinde 2016'nın sonunda
I'd move if I thought I'd be happier someplace else." Dilbilgisi
2:10Başka bir yerde daha mutlu olacağımı düşünseydim taşınırdım." dedi.
I'd move if I thought I'd be happier: ikinci tip koşul cümlesi
Bu, gerçek dışı veya belirsiz bir şimdiki zaman seçimini anlatan ikinci tip koşul cümlesidir. I'd move, I would move demektir; if I thought içindeki geçmiş biçim thought ise düşünmenin geçmişte olduğunu değil, varsayımsal bir koşulu gösterir. İkinci I'd da I would demektir: I'd be happier. Cümle, ancak başka bir yerin konuşanı daha mutlu edeceği düşünülse taşınmanın gerçekleşeceğini söyler. Ayrıca konuşanın şu anda bu koşulun doğru olduğuna inanmadığını ima eder.
Alıştırma
Hangi cümle ucu açık bir gelecek planı veya gerçek dışı bir geçmiş olay yerine varsayımsal bir şimdiki zaman seçimini anlatır?
- I'll change schools if I think I'll be happier there.
- I'd have changed schools if I'd thought I'd be happier there.
- I'd change schools if I thought I'd be happier there.
Cevabı göster
I'd change schools if I thought I'd be happier there.
not too fond on: not too fond of kullanın
Bu altyazıda not too fond on standart bir eşdizim değildir. be fond of + isim veya -ing biçimi kullanılır: not too fond of being extravagant. Not too fond of, hoşlanmama anlamını yumuşatır. Güçlü bir nefret değil, “pek hoşlanmamak” anlamına gelir. Başka durumlara aktarılabilen kalıp be fond of something veya be fond of doing something şeklindedir.
Alıştırma
Cümleyi fond sözcüğünden sonra gelen standart edatla tamamlayın: Leo is not too fond ____ crowded places.
Cevabı göster
of
While his net worth has fallen sharply over the recent years, Kalıp ifadeler
2:21Net serveti son yıllarda keskin bir şekilde düşmüş olsa da,
fallen sharply: büyük ve hızlı bir azalma
Fallen sharply, “nispeten kısa bir sürede büyük ölçüde azalmış” demektir. Sharply, değişimin keskin veya ani olduğunu belirtir; fallen tek başına yalnızca değerin düştüğünü söyler. Has fallen sharply yapısında fallen, has sözcüğünden sonra gelen fall fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. Burada fall; net servet, fiyat, satışlar veya oran gibi ölçülen bir değerdeki değişimi anlatır, bir kişinin yere düşmesini değil.
Alıştırma
Hangi cümle bilet satışlarındaki büyük ve hızlı bir düşüşü en iyi anlatır?
- Ticket sales stayed level after the price increase.
- Ticket sales fell slightly after the price increase.
- Ticket sales fell sharply after the price increase.
Cevabı göster
Ticket sales fell sharply after the price increase.
Stingy: harcama veya paylaşma konusunda olumsuz bir yargı
Stingy olumsuz bir yargıdır: Birinin, makul olduğu durumlarda bile para harcamaya veya kaynaklarını paylaşmaya isteksiz olduğunu belirtir. Bu cümlede bazı insanlar, onun az harcama alışkanlığını eleştirmek için bu kelimeyi kullanıyor. Yalnızca para konusunda dikkatli olmak anlamına gelmez. Birine stingy dediğinizde, tutumlu davranışının aşırıya kaçtığını veya başkalarını haksız biçimde etkilediğini ima edersiniz.
Alıştırma
Makul miktarda harcama yapmayı veya paylaşmayı reddeden birine yönelik hoşnutsuzluğu en iyi hangi kelime ifade eder?
- frugal
- economical
- stingy
Cevabı göster
stingy
others just say he doesn't enjoy living the lavish lifestyle.
2:30diğerleri sadece lüks yaşam tarzından hoşlanmadığını söylüyor.
Flies economy: uçaktaki kabin sınıfını belirtme
Flies economy ifadesinde economy, economy class ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Seçtiği kabin sınıfını belirtmek için flies fiilinin hemen ardından gelir; dolayısıyla ifade, ekonomi sınıfında uçtuğu anlamına gelir. İngilizcede kabin sınıfı, by olmadan fly + kabin sınıfı yapısıyla sıkça kullanılır: fly economy, fly business class ve fly first class. Fiil özneye ve zamana göre yine çekimlenir: she flies economy; they flew economy.
Alıştırma
Cümleyi derste öğrenilen doğal kabin sınıfı ifadesiyle tamamlayın: Although he can afford business class, he usually ____ on short trips.
Cevabı göster
flies economy
decades-old: çoğul zaman birimli yaş bileşiği
Decades-old, 'onlarca yıllık' anlamına gelen bir birleşik sıfattır. Burada Volvo sözcüğünü niteler ve kesin bir yaş vermeden otomobilin uzun süredir var olduğunu veya kullanıldığını vurgular. Bu yapıda decades gibi belirsiz bir süre belirten çoğul zaman birimi çoğul kalır. Kısa çizgiler sözcükleri birleştirerek isimden önce gelen tek bir niteleyici oluşturur.
Alıştırma
'Onlarca yıllık' anlamındaki birleşik sıfatla cümleyi tamamlayın: The museum displays a ____ machine.
Cevabı göster
decades-old
work their socks off: çok çalışmayı vurgulayan deyim
Work their socks off, 'son derece sıkı veya uzun süre çalışmak' anlamına gelen, bilerek abartılı bir deyimdir. Kimsenin çorabına gerçekten bir şey olmaz; bu imge anlatıma enerji ve vurgu katar. İyelik sözcüğü çalışan kişiye göre değişir: I work my socks off, she works her socks off ve they work their socks off. Yeniden kullanılabilen kalıp work + iyelik + socks off biçimindedir.
Alıştırma
'Son derece sıkı çalıştık' anlamındaki socks deyimiyle cümleyi tamamlayın: To meet the deadline, we ____.
Cevabı göster
worked our socks off
work around the clock: gece gündüz çalışmak
Work around the clock, gündüz ve gece boyunca çok az ara vererek ya da hiç ara vermeden çalışmayı sürdürmek anlamına gelen bir deyimdir. Bu cümlede son derece uzun ve kesintisiz çalışma dönemlerini anlatır; bir saatin çevresinde hareket etmek demek değildir. Bu ifade, tek bir kişinin yoğun çabasını da vardiyalar hâlinde çalışan birkaç kişinin sürdürdüğü bir faaliyeti de anlatabilir. Temel fikir, aynı kişinin tam 24 saat çalışması değil, faaliyetin gün boyu kesintisiz sürmesidir.
Alıştırma
Burada around the clock ne anlama gelir? The repair team worked around the clock after the storm.
- Yalnızca normal gündüz mesai saatlerinde çalıştılar.
- Gündüz ve gece boyunca kesintisiz çalıştılar.
- Birkaç yerde saat tamir ettiler.
Cevabı göster
Gündüz ve gece boyunca kesintisiz çalıştılar.
says you need to be putting in around 100 hours a week Öbek fiiller
3:02diğerlerinin önüne geçmek için
putting in around 100 hours a week: haftada yaklaşık 100 saat ayırmak
Put in around 100 hours a week ifadesindeki put in, belirtilen miktarda zamanı işe harcamak veya ayırmak anlamına gelir. Yaygın kalıp put in + süre miktarıdır; dolayısıyla put in 100 hours toplam 100 saat çalışmak demektir. Around sayının yaklaşık olduğunu, a week ise oranın haftalık olduğunu belirtir: her hafta yaklaşık 100 saat. Be putting in bunu tek seferlik bir çalışma değil, devam eden veya düzenli olarak tekrarlanan bir çaba düzeyi olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi put in ifadesinin -ing biçimiyle tamamlayın: During the busy season, Maya was ____ around 60 hours a week.
Cevabı göster
putting in
just to get ahead of the rest. Kalıp ifadeler
3:05haftada yaklaşık 100 saat çalışmanız gerektiğini söylüyor.
get ahead of the rest: diğer herkesin önüne geçmek
Get ahead of the rest, aynı yarışma veya gruptaki diğer insanların hepsinden daha fazla ilerlemek ya da daha iyi performans göstermek demektir. The rest, o gruptaki diğer herkes anlamına gelir. Burada ahead, fiziksel olarak ileri gitmeyi değil, göreceli bir üstünlüğü anlatır. get ahead of + kişi veya grup yapısı; ilerlemeyi, sonuçları ya da başarıyı karşılaştırmak için kullanılabilir.
Alıştırma
Diğer bütün rakiplerden daha başarılı olmak anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Priya studied the market early to ____.
Cevabı göster
get ahead of the rest
if we look at what Elon Musk does on average,
3:07Elon Musk'ın ortalama olarak ne yaptığına bakarsak,
Not all billionaires are still at the forefront of their industry, Deyimler
3:10Tüm milyarderler hala kendi sektörlerinin ön saflarında değil,
at the forefront of their industry: kendi sektörünün ön saflarında
At the forefront of their industry, çalıştıkları alanda lider, çok ileri veya etkili bir konumda olmak demektir. Forefront burada mecazdır; bir yerin fiziksel ön kısmını anlatmaz. Not all billionaires are still... ifadesinde still, bu lider konumun günümüzde devam edip etmediğini sorgular. Their, herkesin paylaştığı tek bir sektörü değil, her bir kişiyle ilişkili farklı sektörü gösterebilir.
Alıştırma
Bir alanda lider konumda olmak anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: The research team is ____ climate modeling.
Cevabı göster
at the forefront of
but let's take a look at the average day in the life of Elon Musk. Kalıp ifadeler
3:13ama Elon Musk'ın hayatındaki ortalama bir güne bir göz atalım.
day in the life of: tipik bir günlük düzen
Day in the life of, birinin olağan günlük düzenini temsil eden bir bakış sunar. Buradaki average day, konuşmacının belirli bir takvim gününü değil, Elon Musk'ın genellikle neler yaptığını özetleyeceğini gösterir. Yaygın kalıp a day in the life of + kişi, meslek veya grup şeklindedir. Bilgileri uyanma, çalışma, yemek yeme ve dinlenme gibi zaman sırasıyla düzenlemek için sık kullanılır.
Alıştırma
Bir itfaiyecinin tipik günlük düzenini anlatan video için kullanılan yaygın başlık kalıbını tamamlayın: A ____ a firefighter.
Cevabı göster
day in the life of
give someone a rundown: kısa bir özet sunmak
Give someone a rundown, birine ana noktaların kısa ve düzenli bir özetini vermek anlamına gelir. Bu cümlede you bilgiyi alan kişidir ve konuşmacı devamında gelecek bilgilere hızlı bir genel bakış sunmaktadır. Yaygın kalıp give + someone + a rundown of + konu şeklindedir. Buradaki rundown, tek kelime olarak yazılan sayılabilir bir isimdir.
Alıştırma
Cümleyi “benim için kısaca özetle” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: Before the meeting, can you ____ the schedule changes?
Cevabı göster
give me a rundown of
forgo a shower: never kapsamında kullanılan resmî forgo
Forgo, bir şeyden bilerek vazgeçmeyi veya onsuz kalmayı seçmek anlamına gelen resmî bir geçişli fiildir. Nesnesini doğrudan alır; bu nedenle forgo a shower, “duş almamayı seçmek” anlamına gelir. Burada never, forgo a shower ifadesinin tamamını olumsuzlar. Dolayısıyla cümle, onun hiçbir zaman duşu atlamadığını söyler; duş almaktan vazgeçtiğini söylemez.
Alıştırma
“Sahip olmamayı seçmek” anlamındaki resmî fiille cümleyi tamamlayın: To travel light, Maya decided to ____ the usual checked bag.
Cevabı göster
forgo
which adds up to about 82 hours at work. Öbek fiiller
3:28bu da işteki saatini yaklaşık 82 saate çıkarıyor.
adds up to: birleşik bir toplama ulaşmak
Adds up to, çeşitli parçaları veya miktarları bunların birleşik toplamına bağlar. To'dan sonraki miktar sonuçtur: yaklaşık 82 saat. Özne ayrı ayrı unsurları adlandırabilir ya da this veya which gibi bir sözcük bunlara gönderme yapabilir. Bu cümlede which, bir araya getirilen çalışma programlarına gönderme yapar.
Alıştırma
“Toplamı ... olmak” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: The three delivery charges ____ twenty-five dollars.
Cevabı göster
add up to
He even sometimes puts in more hours on the weekend,
3:30Hatta bazen hafta sonları daha fazla saat çalışıyor,
but also enjoys spending time with his sons.
3:32ama aynı zamanda oğullarıyla vakit geçirmeyi de seviyor.
and instead travels or hangs out at his Bel Air mansion.
3:36ve bunun yerine seyahat ediyor veya Bel Air malikanesinde takılıyor.
but will sometimes go crazy during business meals.
3:40ancak iş yemeklerinde bazen çılgınca yiyebilir.
He also admitted to being kind of addicted to Diet Coke, Notlar
3:42Ayrıca, Diet Coke'a biraz bağımlı olduğunu
admitted to being: admit to + -ing biçimi
Admitted to being ifadesinde to, admit to + isim veya -ing biçimi kalıbındaki bir edattır. Being, yapılması planlanan bir eylemi değil, kabul edilen durumu ifade eder. Bu kalıp çoğu zaman rahatsız edici olabilecek veya isteksizce yapılan bir kabulü aktarır. Birinin bir eylem, alışkanlık veya durumla ilgili gerçeği kabul ettiğini bildirmek için kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi admit to ifadesinin geçmiş zaman biçimi ve doğru -ing biçimiyle tamamlayın: After denying it for weeks, Maya finally ____ the confidential file with a friend.
Cevabı göster
admitted to sharing
Yumuşatma ifadesi olarak kind of
Burada kind of, biraz veya bir dereceye kadar anlamına gelen gündelik bir yumuşatma ifadesidir. Addicted sözcüğünü niteler ve böylece konuşmacı bu tanımı daha az kesin biçimde sunar. Bu, kind sözcüğünün sınıflandırma anlamı değil, söylemdeki bir kullanımıdır. Bu yumuşatma ifadesini tanımak belirsizliği, yaklaşıklığı veya güçlü bir iddiayı hafifletme çabasını duymaya yardımcı olur.
Alıştırma
“I'm kind of nervous about the interview,” cümlesinde kind of ne işe yarar?
- Nervous sözcüğünü yumuşatarak biraz gergin anlamı verir.
- İfadeyi tamamen kesin ve mutlak hâle getirir.
- Nervous sözcüğünün bir interview türü olduğunu söyler.
Cevabı göster
Nervous sözcüğünü yumuşatarak biraz gergin anlamı verir.
He says he also finds time to go to the gym twice a week,
3:46Haftada iki kez spor salonuna gitmek için de zaman bulduğunu söylüyor,
you won't find Musk just wandering around any old high street. Kelime
3:55Musk'ı sıradan bir ana caddede öylece dolaşırken bulamazsınız.
any old + isim: rastgele veya sıradan bir seçim
any old high street ifadesinde any old, tekil high street isminden önce gelen günlük bir belirleyicidir. “Rastgele seçilmiş herhangi sıradan bir alışveriş caddesi” anlamına gelir; eski bir cadde demek değildir. Bu ifade, tam olarak hangisinin seçildiğinin önemli olmadığını gösterir ve hafif küçümseyici bir ton da katabilir. Burada mekânı özel olarak seçilmiş bir yer değil, halka açık sıradan bir alışveriş caddesi olarak sunar.
Alıştırma
Hangi cümle tam olarak hangi sandalyenin seçildiğinin önemli olmadığını anlatır ve hafif küçümseyici gelebilir?
- You can take the oldest chair by the door.
- You can take an old chair by the door.
- You can take any old chair by the door.
Cevabı göster
You can take any old chair by the door.
Britanya İngilizcesinde high street
Britanya İngilizcesinde the high street, bir kasaba veya şehirde çok sayıda mağaza, banka ve başka işletmenin bulunduğu ana alışveriş caddesi ya da merkezî bölgedir. high-street shops örneğindeki gibi daha geniş anlamda fiziksel perakende sektörünü de belirtebilir. Bu cümlede high street, halka açık sıradan bir alışveriş caddesini adlandırır. High, yerleşmiş ifadenin bir parçasıdır; caddenin yüksek bir yerde veya daha üstün olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir Britanya haberinde "shops on the high street" büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- pahalı lüks ürünler satan mağazalar
- yüksek rakımlı bir caddedeki mağazalar
- kasaba veya şehrin ana alışveriş caddesindeki mağazalar
Cevabı göster
kasaba veya şehrin ana alışveriş caddesindeki mağazalar
In fact, according to an article in the British media,
3:58Aslında, İngiliz medyasındaki bir makaleye göre,
even London's multi-millionaires won't go out without a bodyguard,
4:00Londra'nın multi-milyonerleri bile koruma olmadan dışarı çıkmıyor,
which apparently costs around $500 for one man for one day.
4:03ki bunun bir kişi için günlük maliyeti görünüşe göre 500 dolar civarında.
and do not take public transport anywhere. Kalıp ifadeler
4:09ve hiçbir yere toplu taşıma araçlarıyla gitmiyor.
take public transport: genel bir seyahat yöntemini anlatan take
take public transport ifadesindeki take, bir şeyi almak veya götürmek değil, bir aracı kullanarak seyahat etmek anlamındadır. Public transport; otobüs, tren ve metro gibi ortak ulaşım hizmetlerini genel olarak ifade eder. Tekrar kullanılabilen yapı take + bir ulaşım seçeneğidir. Genel ve sayılamayan public transport adından önce artikel kullanılmaz; sayılabilen bir araçla ise take a bus veya take the train denir.
Alıştırma
Cümleyi otobüs, tren veya benzer ortak ulaşım hizmetlerini kullanarak seyahat etmek anlamındaki üç kelimelik tam ifadeyle tamamlayın: When parking is expensive, we usually ____ downtown.
Cevabı göster
take public transport
Other media reported that Facebook's Mark Zuckerberg
4:11Diğer medya kuruluşları, Facebook'un kurucusu Mark Zuckerberg'in
working shifts at his home in Silicon Valley. Kalıp ifadeler
4:15vardiyalı çalışan yaklaşık 16 koruması olduğunu bildirdi.
working shifts: planlanmış dönemlerde vardiyalı çalışmak
Working shifts, farklı çalışanların farklı saatleri karşılaması için birbirinden ayrı planlanmış dönemlerde çalışmak anlamına gelir. Burada shifts, bu çalışma dönemlerini adlandıran çoğul bir isimdir; working ise work fiilinin -ing biçimidir. Tekrar kullanılabilen kalıp work shifts ifadesidir. Bu, vardiyalı çalışma düzenini genel olarak anlatır; work a shift ise planlanmış belirli bir çalışma dönemini ifade eder.
Alıştırma
Güvenlik görevlileri binayı her gün farklı planlanmış dönemlerde koruyor. Genel çalışma düzenlerini en iyi hangi cümle anlatır?
- They work a shift.
- They work shifts.
- They change shifts.
Cevabı göster
They work shifts.
it's reported that his neighbors have even complained
4:18komşularının, tüm bu güvenlik görevlilerinin mahalledeki park yerlerini
about all those guards illegally taking up parking spots Öbek fiiller
4:20yasadışı bir şekilde işgal etmesinden
taking up: sınırlı alanı kaplamak
take up ifadesinde take ve up birlikte, “sınırlı bir miktarın bir bölümünü kaplamak veya kullanmak” anlamına gelen bir öbek fiil oluşturur. Burada sınırlı alan parking spots, yani park yerleridir; korumaların araçları bu yerleri kullandığı için başkaları kullanamaz. Bu anlam alan, zaman veya kapasite için de geçerlidir: bir şey bir koltuğu kaplayabilir, iki saat sürebilir ya da telefonun depolama alanının çoğunu kullanabilir. Anlamı seçmek için nesneye bakın: take up tennis o etkinliğe başlamak, take up parking spots ise park yerlerini işgal etmek demektir.
Alıştırma
Dersimizde geçen ve “işgal etmek” anlamına gelen iki sözcüklü öbek fiille cümleyi tamamlayın: The boxes ____ too much space in the hallway.
Cevabı göster
take up
who told them that 98% of people with over just $25 million
4:30ki o da onlara, sadece 25 milyon doların üzerinde serveti olan kişilerin %98'inin
have spent money on special security services.
4:33özel güvenlik hizmetlerine para harcadığını söyledi.
that can take down home intruders. Öbek fiiller
4:40yüksek teknolojili güvenlik robotları kullanmak bile olabilir.
take down: bir tehdidi etkisiz hâle getirmek
Burada take down, birini artık saldırıya devam edemeyecek veya kaçamayacak şekilde alt etmek ya da etkisiz hâle getirmek demektir. home intruders nesnesi, ifadenin fiziksel kontrol anlamında kullanıldığını gösterir. Bu öbek fiilin anlamı bağlama göre değişir. Bu yapıda bir kişi, hayvan veya tehlikeli hedef yenilir ya da kontrol altına alınır; bir şeyi not etmek, sökmek veya çevrim içi içeriği kaldırmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Derste geçen ve “bir tehdidi alt edip durdurmak” anlamına gelen öbek fiille cümleyi tamamlayın: The guards worked together to ____ the attacker.
Cevabı göster
take down
Maybe they counter this by eating loads of amazing food. Dilbilgisi
4:50Belki de bunu bolca harika yiyecekler yiyerek dengeliyorlardır.
by eating: by + fiil-ing ile yöntem belirtmek
Bu cümlede by eating, daha önce söz edilen mutsuzluğu dengelemek için kullanılan yöntemi belirtir. Buradaki by, “bir eylem yoluyla” anlamına gelir; eating ise edattan sonra kullanılan fiilin -ing biçimidir. Birinin bir sonucu nasıl elde ettiğini açıklamak için by + fiil-ing kullanılır: ana eylem veya sonuç + by + yöntem. Maybe, konuşanın bir tahminde bulunduğunu gösterir.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için by ve walk fiilinin doğru -ing biçimini kullanın: Leo stayed healthy ____ every day.
Cevabı göster
by walking
who famously said he lives on fast food and Coca-Cola. Öbek fiiller
4:54ki kendisi fast food ve Coca-Cola ile yaşadığını meşhur bir şekilde söyledi.
lives on: çoğunlukla yiyecek, para veya kaynaklarla geçinmek
Burada lives on, fast food ve Coca-Cola’nın onun düzenli olarak bel bağladığı yiyecek ve içecek olarak sunulduğu anlamına gelir. Bu kalıplaşmış bir ifadedir; fiziksel olarak bunların üzerinde yaşadığı anlamına gelmez. live on + yiyecek, birinin beslenmek için esas olarak ne yediğini belirtir. Para veya kaynaklarla kullanıldığında live on, live on a small salary örneğinde olduğu gibi, o miktar veya kaynakla geçinmek anlamına gelir. Burada ifade, onun başka hiçbir şey tüketmediğini ileri sürmek yerine bir alışkanlığı mizahi biçimde abartır.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için live on ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimini kullanın: During college, Maya ____ rice and beans to save money.
Cevabı göster
lived on
He's apparently been eating McDonald's for breakfast for many years,
4:56Görünüşe göre uzun yıllardır kahvaltıda McDonald's yiyor,
but being a big shareholder in the fast food company,
4:59ama o fast food şirketinde büyük bir hissedar olduğu için,
Richard Branson once said he drinks 20 cups of tea a day,
5:03Richard Branson bir keresinde günde 20 fincan çay içtiğini söylemişti,
But this surely is all talk for the media.
5:08Ancak bu kesinlikle medya için yapılmış bir konuşma.
many reports suggest a lot of the world's billionaires hire chefs,
5:13birçok rapor dünyadaki milyarderlerin birçoğunun, bazen Michelin yıldızlı
Michelin-starred ve Michelin Rehberi'nin yıldızları
Michelin-starred, Michelin Rehberi'nin üst düzey restoranlara verdiği bir, iki veya üç yıldızla bağlantılı olmayı ifade eder. Bu cümlede üst düzey profesyonel aşçılık standartlarını gösterir; Michelin lastik şirketinin şefe sponsor olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
The hotel hired a Michelin-starred chef cümlesinde Michelin-starred en doğal olarak ne anlama gelir?
- Michelin lastik şirketi reklam yapması için şefe para ödüyordur.
- Şefin Michelin yıldızı verilmiş bir restoranla bağlantılı profesyonel deneyimi vardır.
- Şef yalnızca pahalı Fransız yemekleri yapıyordur.
Cevabı göster
Şefin Michelin yıldızı verilmiş bir restoranla bağlantılı profesyonel deneyimi vardır.
was commissioned by: işi kimin sipariş ettiğini belirtmek
Was commissioned by, bir kişinin bir şeyi üretmesi veya yaratması için resmen görevlendirildiğini ve genellikle kendisine ödeme yapıldığını anlatan resmî bir edilgen yapıdır. by sonrasındaki isim öbeği, işi sipariş eden müşteriyi veya kuruluşu belirtir. Bu anlam özel bir projenin üretilmesini anlatır; commission sözcüğünün satıştan alınan ödeme anlamı değildir.
Alıştırma
Hedef ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: The new library mural was ____ the city council.
Cevabı göster
commissioned by
the yacht cost him around a third of his net worth. Dilbilgisi
5:49yat ona net servetinin yaklaşık üçte birine mal oldu.
a third of his net worth: net servetinin üçte biri
“A third of”, üç eşit parçadan biri demektir. Burada bölünen bütün “his net worth” ifadesidir; yani yatın fiyatı, borçları çıkarıldıktan sonra sahip olduğu varlıkların değerinin yaklaşık %33'üne eşittir. Yapı a third of + isim öbeği şeklindedir. Kesir üçte bir olduğu için third tekil biçimde kullanılır. “Around”, miktarın kesin değil yaklaşık olduğunu gösterir. “Net worth”, yıllık gelir değil, toplam varlıklardan borçların çıkarılmasıyla bulunan değerdir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki kesir ifadesiyle tamamlayın: About ____ the class chose the science project.
Cevabı göster
a third of
what would you do with a billion dollars or more? Dilbilgisi
5:52bir milyar dolar veya daha fazlasıyla siz ne yapardınız?
What would you do with ...?: ... olsa ne yapardın?
“What would you do with ...?”, birinden bir kaynağa sahip olduğunu veya onu kontrol ettiğini hayal edip bu kaynağı nasıl kullanacağını söylemesini ister. Altyazıdaki kaynak “a billion dollars or more” ifadesidir. Yapı What would you do with + kaynak? şeklindedir. Burada would varsayımsal bir durumu gösterir, with ise kullanılabilecek kaynağı tanıtır. “Biriyle birlikte” anlamına gelmez.
Alıştırma
Arkadaşınızın bir milyon doları yok. Bu hayali durumu doğal biçimde soran soru hangisidir?
- What would you do with a million dollars?
- What did you do with a million dollars?
- What will you do with a million dollars?
Cevabı göster
What would you do with a million dollars?
Would you live similar to the way you do now
5:54Şimdi yaşadığınıza benzer bir şekilde mi yaşardınız
be sure to check out our other video called "What If the World Was One Country?"
5:59"Dünya Tek Bir Ülke Olsaydı Ne Olurdu?" adlı diğer videomuzu da mutlaka izleyin.