Zenginler Daha Mı Kötü İnsanlar?: İngilizce çalışma notları

AsapSCIENCE

Öğrenme zorluğu
790 kelime 194 kel/dk

Video özeti: Araştırmalar zenginlik ile gücün başkalarına gösterilen ilgiyi ve empatiyi nasıl azaltabildiğini inceler; bunu zenginler için genellemez. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. the more expensive your car is, the more likely you are: Dil bilgisi ve cümle kalıpları. the more..., the more... iki derece değişimini bağlar; nedenselliği kanıtlamadan eğilim anlatır. 2. cut a bigger check, deyim ve mecazi ifade olarak daha yüksek bir ödeme yapmak demektir; tutarı bağışlanan gelir oranından ayırın. 3. the power paradox. Sözcük anlamı ve kullanım düzeyinde bu sosyal terim, empatinin etki kazanmaya yardım etmesi ile gücün daha sonra kişiyi kendine odaklaması arasındaki gerilimi anlatır.

Bu derste

Do you ever get the sense that rich people are more likely to be rude or self-centered? Kalıp ifadeler

0:00

Zengin insanların kaba ya da benmerkezci olma ihtimalinin daha yüksek olduğu hissine hiç kapıldınız mı?

Kalıp ifadeler

get the sense that: kesin olmayan bir izlenim

“Get the sense that”, bir şeyin doğru olabileceğine dair izlenim veya sezgi edinmek anlamına gelir. Bu soruda ifade, olası bir eğilimi kanıtlanmış bir gerçek gibi sunmak yerine dinleyeni bu ihtimali düşünmeye davet eder. İşaretler, deneyim veya sezgi bir şeyi düşündürdüğü hâlde kesinlik sınırlıysa get the sense that + yan cümle yapısını kullanın. Do you ever get the sense that...? soru biçimi, bu izlenimin herhangi bir zamanda oluşup oluşmadığını sorar.

Alıştırma

Cümleyi kesin olmayan bir izlenim bildiren hedef ifadeyle tamamlayın: “After reading her brief replies, I ____ she would rather postpone the meeting.”

Cevabı göster

get the sense that

Well, we decided it was time to find out whether or not rich people are actually more likely to be jerks. Notlar

0:05

Biz de zengin insanların gerçekten pislik olma ihtimalinin daha yüksek olup olmadığını öğrenmenin zamanının geldiğine karar verdik.

Dilbilgisi

it was time to + fiil: harekete geçme anı gelmişti

“It was time to + fiil”, bir eylem için uygun veya gerekli anın gelmiş olduğu anlamına gelir. Burada araştırma kararı, o sırada atılması gereken bir sonraki adım olarak sunulur. Geçmiş biçim was, decided ile uyumludur ve anlatımı geçmiş zamanda tutar. Yeniden kullanılabilen kalıp it is/was time to + fiilin yalın hâlidir: it is time to leave; it was time to find out.

Alıştırma

Cümleyi dört sözcüklük hedef kalıpla tamamlayın: “The warning signs were impossible to ignore, so we agreed ____ act.”

Cevabı göster

it was time to

Öbek fiiller

find out: kontrol ederek cevabı öğrenmek

Bu cümlede find out, “araştırarak, kontrol ederek veya test ederek cevabı öğrenmek ya da keşfetmek” anlamına gelir. Ardından gelen whether or not yan cümlesi, araştırılan soruyu belirtir. Başka durumlara aktarılabilen kalıp find out + soru sözcüğü, if yan cümlesi veya whether yan cümlesidir: find out why..., find out if... ya da find out whether....

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The lab will ____ whether the water is safe.

Cevabı göster

find out

Dilbilgisi

whether or not ile dolaylı evet-hayır sorusu

Bu cümlede whether or not, find out ifadesinin nesnesi olarak dolaylı bir evet-hayır sorusu başlatır. Her iki sonucun da araştırılması gerektiğini belirtir: zengin insanların sevimsiz olma ihtimali daha yüksektir ya da değildir. Or not üçüncü bir seçenek eklemez. Başka durumlara aktarılabilen yapı fiil + whether or not + yan cümledir. Sonucun evet veya hayır olabildiği öğrenme, kontrol etme, karar verme ya da belirleme eylemlerinden sonra yaygın olarak kullanılır.

Alıştırma

Dolaylı soruyu bu dersteki üç sözcüklü bağlayıcıyla tamamlayın: The school will decide ____ classes should continue tomorrow.

Cevabı göster

whether or not

Ever been cut off while driving? Notlar

0:10

Araba kullanırken hiç önünüze kıran oldu mu?

Dilbilgisi

Have you ever been ...? ifadesinin kısaltılmış biçimi Ever been ...?

Gündelik bir sorunun başında Ever been ...?, Have you ever been ...? biçiminin kısaltılmış hâlidir. Atılan Have you bağlamdan anlaşılır; been ise tam yapının present perfect kullandığını gösterir. Bu kalıp, bir deneyimin şu ana kadarki herhangi bir zamanda yaşanıp yaşanmadığını sorar; ne zaman yaşandığını sormaz. been sonrasındaki sözcükler deneyimin içeriğini tamamlar; Ever been cut off while driving? buna bir örnektir.

Alıştırma

Have you ifadesini atan iki kelimelik gündelik başlangıçla tamamlayın: '____ on a night train?'

Cevabı göster

Ever been

Öbek fiiller

Sürüş bağlamında cut off

Sürüş bağlamında cut someone off, bir aracı başka birinin yoluna fazla ani veya fazla yakın biçimde sokarak o kişiyi yavaşlamaya, fren yapmaya ya da yön değiştirmeye zorlamak demektir. Yalnızca başka bir aracı geçmeyi değil, güvenli olmayan bir engellemeyi anlatır. Burada been cut off edilgen yapıdadır: önüne kıran sürücü belirtilmemiştir ve sorunun yöneltildiği kişi bu hareketten etkilenmiştir.

Alıştırma

Bir minibüs Leo'nun hemen önünde şerit değiştirdiği için Leo sert fren yapmak zorunda kaldı. 'The van cut Leo off,' cümlesinde cut off ne anlama gelir?

  1. Leo'yu etkilemeden güvenli biçimde geçti.
  2. Leo ile yaptığı telefon görüşmesini bitirdi.
  3. Leo'nun yoluna fazla yakın girdi ve onu tepki vermeye zorladı.
Cevabı göster

Leo'nun yoluna fazla yakın girdi ve onu tepki vermeye zorladı.

It was more likely by a Mercedes than a 20-year-old junker.

0:12

Bunu yapanın, 20 yıllık bir külüstür sürücüsünden çok bir Mercedes sürücüsü olma ihtimali daha yüksekti.

Multiple studies have found that the more expensive your car is, Dilbilgisi

0:16

Birçok araştırma, arabanız ne kadar pahalıysa,

the more likely you are to not only cut in front of other vehicles, Notlar

0:19

yalnızca diğer araçların önüne kırma olasılığınızın değil,

Öbek fiiller

cut in front of: aniden birinin önüne geçmek

Bu cümlede cut in front of, başka bir aracın önündeki konuma aniden geçmek anlamına gelir; bu geçiş genellikle fazla yakın veya yeterli alan bırakılmadan yapılır. of sonrasındaki nesne, etkilenen tarafı belirtir: other vehicles. Bu ifade kesici bir araç kullanmayı değil, hareket etmeyi anlatır. Ayrıca sırada haksız biçimde birinin önüne geçmeyi de anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi “öndeki alana aniden geçti” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: A van ____ our car just before the turn.

Cevabı göster

cut in front of

but also drive through crosswalks when a pedestrian is waiting to cross.

0:22

bir yaya karşıya geçmek için beklerken yaya geçidinden geçip gitme olasılığınızın da o kadar yüksek olduğunu ortaya koydu.

Dilbilgisi

The more ..., the more ...: değişen iki değişkeni ilişkilendirmek

the + comparative ..., the + comparative ... bağıntılı kalıbı, değişen iki değişkeni birbirine bağlar. Bu cümlede değişkenlerden biri arabanın fiyatı, diğeri ise likely to ile sunulan davranışların gerçekleşme olasılığıdır. İki değişken birlikte artabilir veya the more ..., the less ... örneğindeki gibi zıt yönlerde değişebilir. Bu kalıp derece ya da eğilim bakımından bir ilişki anlatır; tek başına ilk değişkenin ikinciye neden olduğunu kanıtlamaz.

Alıştırma

İki değişkenin birbiriyle bağlantılı olarak değiştiğini göstermek için the + comparative ..., the + comparative ... kalıbını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The most carefully you plan, the easiest the project becomes.
  2. The more carefully you plan, the easier the project becomes.
  3. The more carefully you plan, the project becomes easiest.
Cevabı göster

The more carefully you plan, the easier the project becomes.

Dilbilgisi

not only ... but also ...: paralel eylemler eklemek

Bu cümlede not only ... but also ..., ortak likely to yapısı altında iki fiil öbeğini bağlar: cut in front of other vehicles ve drive through crosswalks. Her iki eylem de anlatıma dâhildir; buradaki not ilk eylemi olumsuz yapmaz. Bu ikili yapı, ikinci öğeyi ek ve çoğu zaman daha güçlü ya da şaşırtıcı bir nokta olarak sunar. Nelerin bağlandığı hemen anlaşılsın diye iki taraftaki dil bilgisi yapısını paralel tutun.

Alıştırma

not only ... but also yapısının iki bölümünü boşluklara yerleştirerek cümleyi tamamlayın: The new schedule will ____ reduce delays ____ lower costs.

Cevabı göster

not only · but also

In one study,

0:26

Bir araştırmada,

those with the most expensive cars cut pedestrians off 42% of the time.

0:27

en pahalı araç sahipleri, vakaların %42'sinde yayalara yol vermedi.

Now, imagine you waited in a line for 10 minutes to buy a coffee and a muffin at Starbucks, Notlar

0:32

Şimdi, Starbucks'ta bir kahve ve bir muffin almak için 10 dakika kuyrukta beklediğinizi düşünün,

Anlatım akışı

Now, imagine: varsayımsal bir durum sunmak

Now burada dinleyiciyi açıklamanın bir sonraki adımına taşıyan bir söylem belirleyicisi olarak çalışır; mutlaka “tam şu anda” anlamına gelmez. Imagine, dinleyicileri zihinlerinde varsayımsal bir sahne oluşturmaya davet eden emir biçimidir. Now, imagine birlikte soyut bir düşünceyi somut bir duruma dönüştürür ve dinleyiciyi sonrasında gelecek içeriğe hazırlar. Açıklamalarda, derslerde, konuşmalarda ve hikâyelerde yaygın olan, dinleyiciyle doğrudan etkileşim kuran bir işarettir.

Alıştırma

Dinleyiciyi varsayımsal bir duruma yönlendiren geçişi tamamlayın: ____, ____ you must explain the plan without any slides.

Cevabı göster

Now · imagine

Kalıp ifadeler

waited in a line: sıranın gelmesini beklemek

Waited in a line ifadesinde wait, sıra size gelene kadar beklemek anlamındadır; in a line ise insanların hizmet almak için belirli bir sıraya girdiğini gösterir. Buradaki waited, geçmişte tamamlanmış bir bekleme süresini belirtir. Wait in a line ifadesini mağaza, gişe, havaalanı ve benzeri yerlerde sırada beklemeyi anlatmak için kullanabilirsiniz. Ardından gelen for ifadesi, for 10 minutes örneğindeki gibi süreyi belirtebilir.

Alıştırma

Ders ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle cümleyi tamamlayın: At the ticket office, we ____ for twenty minutes before reaching the counter.

Cevabı göster

waited in a line

but when you're a couple of blocks away, Kalıp ifadeler

0:36

ama birkaç sokak öteye gittiğinizde,

you realize that the clerk gave you change for $20 rather than for the $10 you gave him. Notlar

0:38

kasiyerin, verdiğiniz 10 dolar yerine 20 dolar üzerinden para üstü verdiğini fark ediyorsunuz.

Kalıp ifadeler

a couple of blocks away: yaklaşık iki blok ötede

A couple of blocks away ifadesindeki block, şehirde iki kavşak arasında kalan sokak bölümüdür. İfade, bir kişi veya nesnenin referans noktasından kısa bir mesafede, genellikle yaklaşık iki blok ötede olduğunu belirtir. Sayı konuşma diline özgü ve yaklaşıktır; dolayısıyla konuşan kişi kesin bir ölçüm değil, kolay anlaşılan bir şehir mesafesi verir. Away, söz konusu yerden olan uzaklığı vurgular.

Alıştırma

Bu cümle büyük olasılıkla ne anlama gelir? The pharmacy is a couple of blocks away.

  1. Aynı binada, hemen yan taraftadır.
  2. Kısa bir şehir mesafesindedir, yaklaşık iki blok uzaktadır.
  3. Tam olarak iki kilometre uzaktadır.
Cevabı göster

Kısa bir şehir mesafesindedir, yaklaşık iki blok uzaktadır.

Kalıp ifadeler

gave you change for $20: para üstünü hesaplamada esas alınan ödeme tutarı

give someone change for an amount yapısında change, ödeme sonrasında geri verilen para üstünü; for ise hesaplamada esas alınan ödeme tutarını belirtir. Burada gave you change for $20, tezgâhtarın müşterinin 20 dolar ödediğini varsayarak para üstünü hesapladığı anlamına gelir. Tezgâhtarın tam olarak 20 dolar geri verdiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Örnekte gave you change for $20 ne anlama geliyor?

  1. Tezgâhtara hâlâ 20 dolar ödemeniz gerekiyordu.
  2. Tezgâhtar size tam olarak 20 dolar geri verdi.
  3. Tezgâhtar, 20 dolar ödemişsiniz gibi para üstünü hesapladı.
Cevabı göster

Tezgâhtar, 20 dolar ödemişsiniz gibi para üstünü hesapladı.

Dilbilgisi

rather than: ikinci seçeneği reddetme

Rather than iki seçeneği karşı karşıya getirir: birincisi doğrulanır veya seçilirken ikincisi reddedilir, değiştirilir ya da düzeltilir. Burada iki paralel edat öbeğini bağlar: for $20 rather than for the $10 you gave him. gave you change sözlerini tekrarlamak gerekmez. Bu ifade zaman sırası değil, karşıtlık bildirir.

Alıştırma

İkinci paralel eylemi reddeden, dersteki iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: We chose to walk ____ wait for the delayed bus.

Cevabı göster

rather than

Do you A, savor your coffee and the free $10,

0:43

A seçeneği: Kahvenizin ve bedavadan gelen 10 doların keyfini mi çıkarırsınız,

or B, go back and return the change?

0:47

yoksa B seçeneği: Geri dönüp fazla para üstünü iade mi edersiniz?

It turns out those with more money are more likely to respond that they would keep it. Notlar

0:50

Görünen o ki daha çok parası olanların, fazla parayı kendilerine saklayacaklarını söyleme ihtimali daha yüksek.

Anlatım akışı

It turns out: sonradan öğrenilen bir sonucu sunmak

Bu cümlede It turns out, ardından gelen bilgiyi araştırmadan sonra ortaya çıkan bir sonuç olarak sunar. Genellikle sonucun başta açık olmadığını veya biraz şaşırtıcı olduğunu ima eder. Burada that kullanılmamıştır; tam yapı It turns out that ... olabilir. Bu kalıp, sonucu kimin keşfettiğine değil, sonunda ortaya çıkan sonuca odaklanır. Tartışmadaki bilgiyi düzenler; dönmek veya dışarı çıkmak gibi gerçek bir hareketi anlatmaz.

Alıştırma

Sonradan öğrenilen ve biraz şaşırtıcı olan bir sonucu sunan şimdiki zaman kalıbıyla İngilizce cümleyi tamamlayın: ____ the small shop had the lowest prices.

Cevabı göster

It turns out

Dilbilgisi

would keep it: varsayımsal bir seçim

Bu araştırma raporunda would keep it, katılımcıların hayalî bir durumda yapacaklarını söyledikleri seçimi ifade eder. Would, eylemin bu varsayımsal duruma bağlı olduğunu gösterir. Burada geçmişteki bir alışkanlığı anlatmaz ve genellikle gerçek ya da beklenen bir gelecek eylemini sunan will keep it ile aynı değildir. Bağlam, söylenmeyen koşulu sağlar: Böyle bir şey olsaydı, fazladan verilen parayı ellerinde tutarlardı.

Alıştırma

Hangi cümle eylemi gerçek bir gelecek eylemi veya geçmiş alışkanlık yerine varsayımsal bir seçim olarak sunuyor?

  1. If I found ten dollars on the floor, I would take it to the front desk.
  2. When I was in primary school, I would take lost money to the front desk.
  3. I found ten dollars on the floor, so I will take it to the front desk.
Cevabı göster

If I found ten dollars on the floor, I would take it to the front desk.

And the amount of money you have also affects how much you look at people. Dilbilgisi

0:54

Ayrıca sahip olduğunuz para miktarı, insanlara ne kadar baktığınızı da etkiliyor.

Dilbilgisi

affects how much ...: gömülü yan cümlenin sözcük sırası

affects how much you look at people ifadesinde affects fiilinden sonra how much ile başlayan gömülü bir soru yan cümlesi gelir. Bu yan cümle, değişen bakma derecesini belirtir: Bir kişinin sahip olduğu para, başkalarına ne ölçüde baktığını etkiler. how much daha büyük bir bildirme cümlesinin içinde bulunduğu için yan cümle how much you look biçimindeki bildirme sırasını korur; how much do you look kullanılmaz. Bu kalıp affect how much/how often/how strongly + özne + fiil şeklinde başka durumlara aktarılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle aydınlatmanın ziyaretçilerin resimleri fark etme derecesini değiştirdiğini anlatır ve gömülü yan cümlede doğru sözcük sırasını kullanır?

  1. The lighting affects how much do visitors notice the paintings.
  2. The lighting affects how much visitors notice the paintings.
  3. The lighting affects how many visitors notice the paintings.
Cevabı göster

The lighting affects how much visitors notice the paintings.

Using Google Glass to track eye movements of people in a study walking around the block, Notlar

0:58

Bir araştırmada, mahallede bir tur atan katılımcıların göz hareketleri Google Glass ile takip edildiğinde,

Kalıp ifadeler

track eye movements: gözlerin nereye hareket ettiğini sürekli kaydetmek

Bu araştırma cümlesinde track, “sürekli olarak tespit edip kaydetmek” anlamına gelen geçişli bir fiildir. Nesnesi olan eye movements, katılımcıların baktığı yerdeki değişiklikleri ifade eder; Google Glass ise ölçüm cihazıdır. Aktarılabilir kalıp, track + ölçülen davranış veya sinyal biçimindedir. Örneğin araştırmacılar zaman içinde göz hareketlerini, tıklamaları veya dikkatteki değişiklikleri takip edebilir.

Alıştırma

Cümleyi track ile başlayan ve “gözlerin nereye hareket ettiğini sürekli kaydetmek” anlamına gelen hedef araştırma kalıbıyla tamamlayın: During the reading test, the camera was used to ____.

Cevabı göster

track eye movements

wealthy people spend significantly less time in social gazes. Kelime

1:02

varlıklı insanların diğer insanlara bakmaya çok daha az zaman ayırdığı görüldü.

Kültür

Giyilebilir bir araştırma cihazı olarak Google Glass

Google Glass, giyilebilir bir akıllı gözlük ürününün adıdır; bu nedenle Glass özel adın bir parçasıdır ve sıradan cam malzemeyi ifade etmez. Bu çalışmada katılımcılar yürürken cihazı takar ve araştırmacılar cihazı, katılımcıların bakışlarını nereye yönelttiklerini ve diğer insanlara ne kadar süre baktıklarını kaydetmeye yardımcı olması için kullanır. Dolayısıyla ürün adı ölçüm yöntemini açıklar: Katılımcılar gerçek bir ortamda hareket ederken bakış davranışları izlenebilir.

Alıştırma

Bu cümlede Google Glass neyi ifade ediyor?

  1. Katılımcıların nereye baktığını kaydetmeye yardımcı olan giyilebilir bir akıllı gözlük cihazı.
  2. Katılımcıları listeleyen çevrim içi bir hesap tablosu.
  3. Çalışma alanını yapmak için kullanılan sıradan cam.
Cevabı göster

Katılımcıların nereye baktığını kaydetmeye yardımcı olan giyilebilir bir akıllı gözlük cihazı.

Kelime

social gazes: diğer insanlara yönelik ölçülebilir görsel dikkat

Bu çalışmada social gazes, kişinin gözlerini sosyal hedefler olarak diğer insanlara yönelttiği durumları ifade eder. Çoğul gazes, bu eylemleri ölçülebilir gözlemler olarak ele alır; toplum hakkındaki görüşler anlamına gelmez. Bir social gaze, mutlaka karşılıklı veya uzun süreli göz teması kurulmadan da başka bir kişiye dikkat yöneltmeyi içerebilir. Cümlede less time in social gazes, insanlara daha az görsel dikkat yöneltmek anlamındadır.

Alıştırma

Bir araştırma raporunda “participants spent less time in social gazes” ifadesi büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Diğer insanlara görsel dikkat yöneltmeye daha az zaman ayırdılar.
  2. Social gaze yalnızca karşılıklı olabileceği için karşılıklı göz temasına daha az zaman ayırdılar.
  3. Toplum hakkında düşünmeye daha az zaman ayırdılar.
Cevabı göster

Diğer insanlara görsel dikkat yöneltmeye daha az zaman ayırdılar.

In other words, Anlatım akışı

1:06

Başka bir deyişle,

they're more likely to straight up ignore other people. Kelime

1:07

başkalarını düpedüz görmezden gelme ihtimalleri daha yüksek.

Anlatım akışı

Açık bir yeniden ifade için In other words,

In other words, hemen önce söylenen şeyi daha açık veya daha basit biçimde yeniden ifade eder. Burada insanları görmezden gelmekle ilgili gündelik ifade, önceki araştırma anlatımını açıklar; ayrı bir araştırma bulgusu eklemez. Yeniden ifadenin önüne gelir ve ardından genellikle virgül konur. Dinleyiciye, sıradaki sözlerin aynı ana fikri daha sade bir dille anlattığını gösterir.

Alıştırma

İkinci cümlenin birinci cümleyi yeniden ifade ettiğini hangi bağlayıcı gösterir? This pass is valid only on weekdays. Sonraki cümle şudur: You cannot use it on Saturday or Sunday.

  1. For example,
  2. In other words,
  3. In addition,
Cevabı göster

In other words,

Kelime

Sert bir vurgu olarak straight up ignore

straight up ignore ifadesinde straight up, ignore fiilinden önce gelen gayriresmî bir güçlendiricidir. Eylemi açık, doğrudan ve yumuşatılmamış biçimde sunar; yaklaşık olarak düpedüz ya da tamamen görmezden gelmek anlamına gelir. Yukarı doğru hareketi anlatmaz. Bu ifade, yorumu sert ve oldukça yargılayıcı gösterir. Konuşmacı daha teknik bir gözlemi canlı bir gündelik anlatıma dönüştürür.

Alıştırma

Resmî bir araştırma makalesinde şu cümle yer alıyor: Participants straight up ignored the signal. straight up bu üsluba uygun mudur?

  1. Evet, resmî araştırma yazımına uygundur.
  2. Hayır, fazla gayriresmî ve serttir.
Cevabı göster

Hayır, fazla gayriresmî ve serttir.

But certainly the rich are more generous than the poor, right? Ton ve niyet

1:10

Ama zenginler elbette yoksullardan daha cömerttir, değil mi?

Ton ve niyet

more generous than the poor, right?: sorgulanacak bir varsayımı hazırlayan right?

Bu cümlede right? yalnızca nesnel bir evet ya da hayır cevabı istemez. certainly the rich are more generous biçimindeki kendinden emin giriş, yaygın olarak varsayılan bir sonucu ortaya koyar ve dinleyiciyi bu görüşü tanımaya yöneltir. Tartışma birazdan bu sonuca karşı çıkacağı için right? retorik bir hazırlık işlevi görür: konuşmacı varsayımı ortaya atar, ancak ona bağlı olduğunu göstermez. Başka bağlamlarda cümle sonundaki right? gerçek bir doğrulama isteği olabilir; bu nedenle devamındaki söylem belirleyicidir.

Alıştırma

Bir konuşmacının "The expensive option must be better, right?" dediğini ve ardından daha ucuz seçeneğin daha iyi çalıştığını gösterdiğini düşünün. Burada right? ne yapıyor?

  1. Konuşmacının birazdan sorgulayacağı tanıdık bir varsayımı ortaya koyar.
  2. Konuşmacının iddiayı zaten doğru kabul ettiğini gösterir.
  3. Konuşmacının hiçbir tutumu olmadığı için tarafsız bir doğrulama ister.
Cevabı göster

Konuşmacının birazdan sorgulayacağı tanıdık bir varsayımı ortaya koyar.

Though the rich may cut a bigger check, Notlar

1:14

Zenginler daha yüksek meblağlı çekler yazabilse de,

Deyimler

cut a bigger check: daha yüksek bir ödeme yapmak

Bu cümlede cut a check, “ödeme yapmak için çek yazmak veya düzenlemek” anlamına gelen bir deyimdir. Kâğıdı gerçekten kesmek anlamına gelmez. A bigger check, fiziksel olarak daha büyük bir kâğıdı değil, daha yüksek tutarlı bir çeki anlatır. Bigger, çekin üzerinde yazan tutarı niteler. Bu nedenle ifade, ödemenin bir kişinin gelirindeki yüzdesini değil, ödenen toplam tutarı karşılaştırır.

Alıştırma

Hangi cümle şirketin bu yıl daha yüksek bir ödeme yapacağı anlamına gelir?

  1. The company will cut the check in half before throwing it away.
  2. The company will cash a bigger check this year.
  3. The company will cut a bigger check this year.
Cevabı göster

The company will cut a bigger check this year.

in the US nationwide survey data shows that the wealthy contribute a lower percentage of their household income. Kalıp ifadeler

1:16

ABD genelindeki anket verileri, varlıklıların hane gelirlerinin daha düşük bir yüzdesini bağışladığını gösteriyor.

Dilbilgisi

Though the rich may cut a bigger check: ödünleme bildiren bir giriş

Though, ödünleme bildiren bir yan cümle başlatır. Konuşmacı, zenginlerin mutlak miktar olarak daha çok bağış yapabileceğini kabul eder; ancak bu gerçeğin genel sonucu belirlemek için yeterli olmadığını gösterir. Buradaki may, bir şeyin mümkün olduğu anlamına gelir ve kabul edilen noktaya yer bırakır; izin bildirmez. Ana cümle, tartışmayı yönlendiren karşıtlığı sunar: varlıklı kişiler hane gelirlerinin daha düşük bir payını bağışlar.

Alıştırma

Cümleyi tam olarak Though ... may ... ödünleme kalıbıyla tamamlayın: ____ the new route ____ save ten minutes, it is much less reliable.

Cevabı göster

Though · may

Kalıp ifadeler

contribute a lower percentage of their household income: hane gelirinin daha düşük bir yüzdesini bağışlamak

Burada contribute, para bağışlamak veya vermek anlamına gelir. A lower percentage of their household income nesnesi bir oranı ifade eder: bağışlanan tutarın hanenin toplam gelirine bölünmesiyle elde edilen oran. Lower, bu oranı başka bir grubun oranıyla karşılaştırır. Tek başına varlıklı kişilerin daha az para bağışladığını söylemez; daha yüksek bir tutar bağışlayıp yine de gelirlerinin daha küçük bir bölümünü vermiş olabilirler.

Alıştırma

Bir anket, bir grubun daha fazla para verdiğini ancak gelirinin daha küçük bir payını bağışladığını gösteriyor. Bu küçük payı hangi cümle doğru biçimde bildirir?

  1. A lower percentage of households contribute.
  2. They contribute a lower percentage of their household income.
  3. They contribute less money overall.
Cevabı göster

They contribute a lower percentage of their household income.

For example, a household that makes under $25,000 in the US donate around 4.2% of their earnings, Kelime

1:22

Örneğin, ABD'de geliri 25.000 doların altında olan bir hane kazancının yaklaşık %4,2'sini bağışlarken,

Kelime

makes under $25,000: bir eşiğin altındaki gelir

Gelir bağlamında makes, “kazanır” veya “şu kadar geliri vardır” anlamına gelir. Özne bir hanedir; bu nedenle miktar harcamayı veya bağışı değil, hane gelirini ifade eder. Under $25,000, “25.000 dolardan az” demektir. makes under $25,000 ifadesi bir bütün olarak haneyi bir gelir eşiğinin altına yerleştirir; bu kalıp anketlerde, maaş konuşmalarında ve istatistiklerde yaygındır.

Alıştırma

Cümlede “a household that makes under $25,000” ne anlama gelir?

  1. Geliri 25.000 doların altında olan bir hane
  2. 25.000 dolardan fazla harcayan bir hane
  3. Tam olarak 25.000 dolar bağışlayan bir hane
Cevabı göster

Geliri 25.000 doların altında olan bir hane

but those making $100,000 or more only contribute 2.7%. Dilbilgisi

1:29

100.000 dolar veya daha fazla kazananlar yalnızca %2,7'sini bağışlıyor.

Dilbilgisi

those making $100,000 or more: kısaltılmış bir ilgi yan cümlesi

Those, “o gruptaki kişiler veya haneler” anlamına gelir. Making $100,000 or more, those sözcüğünü niteleyen bir -ing yan cümlesidir; burada making para kazanmak anlamındadır. İfade, those who make $100,000 or more yapısının kısa hâlidir. Or more hem eşik tutarını hem de daha yüksek tüm tutarları içerir; dolayısıyla bu grup en az 100.000 dolar kazanır.

Alıştırma

Cümleyi those ve make fiilinin -ing biçimini kullanan kısaltılmış yapıyla tamamlayın: Among the employees, ____ $80,000 or more were placed in the highest income band.

Cevabı göster

those making

Even when people are arbitrarily put in charge or given power, Notlar

1:33

İnsanlar rastgele biçimde başa getirildiğinde ya da onlara güç verildiğinde bile,

it makes them more selfish.

1:37

bu onları daha bencil yapıyor.

Dilbilgisi

Even when: sonucu değiştirmeyen şaşırtıcı bir koşul

Even when, sonucu değiştirmesi beklenebilecek, gerçek kabul edilen, gerçekleşmesi beklenen ya da tekrarlanan bir durumu anlatır. Even sözcüğü ödünleme anlamı katar: bu duruma rağmen sonuç yine gerçekleşir. Burada gücün keyfî biçimde verilmesi geçici veya kişilikten bağımsız görünebilir; ancak cümle bencilliğin yine de arttığını ileri sürer. Even çıkarılırsa when yalnızca sonucun gerçekleştiği zamanı veya koşulu belirtir ve bu beklenmedik devamlılığı vurgulamaz.

Alıştırma

Sonucun gerçekten gerçekleşen şaşırtıcı bir durumda da geçerli kaldığını en iyi hangi cümle vurgular?

  1. Even if the rules were clear, people would make mistakes.
  2. Even when the rules are clear, people sometimes make mistakes.
  3. When the rules are clear, people sometimes make mistakes.
Cevabı göster

Even when the rules are clear, people sometimes make mistakes.

Kalıp ifadeler

Put someone in charge: sorumluluk veya yetki vermek

Put someone in charge, bir kişiye bir grup, görev veya durum üzerinde sorumluluk ve yetki vermek anlamına gelir. Kalıp put + kişi + in charge şeklindedir ve ardından çoğu zaman sorumluluk alanını belirten of + alan gelir. Cümledeki people are put in charge edilgen yapıdadır: onlara gücü başka biri verir. Buradaki charge fiyat veya suçlama değil, yönetim yetkisi ya da sorumluluk anlamındadır.

Alıştırma

Sorumluluk verildiği anlamına gelen hedef ifadeyle tamamlayın: The principal selected Ms. Lee to lead the event, so she was ____ of the event.

Cevabı göster

put in charge

Imagine you're put into a group of three people to make some important policy recommendations Kalıp ifadeler

1:39

Önemli politika önerileri hazırlamak üzere üç kişilik bir gruba yerleştirildiğinizi

Kalıp ifadeler

Bazı önemli politika önerileri hazırlamak

Bu cümlede make some important policy recommendations, bir politikanın nasıl oluşturulması veya değiştirilmesi gerektiğine ilişkin önemli tavsiyeler hazırlayıp sunmak anlamına gelir. Buradaki recommendations, karar vericilere yönelik önerilerdir; ürün tavsiyesi değildir. İngilizcede make + recommendation yaygın bir eşdizimdir. Make tavsiyenin oluşturulmasını veya sunulmasını, policy ise tavsiyenin ilgili olduğu alanı belirtir.

Alıştırma

Kamu politikası kararlarına yön verebilecek tavsiyeler hazırlamak anlamını hangi ifade doğal biçimde verir?

  1. make policy recommendations
  2. do policy recommendations
  3. perform policy recommendations
Cevabı göster

make policy recommendations

and you're told you're in charge of the group.

1:44

ve size grubun lideri olduğunuzun söylendiğini hayal edin.

A plate of five yummy cookies gets put in front of you, Dilbilgisi

1:46

Önünüze beş nefis kurabiyenin bulunduğu bir tabak konuyor

Dilbilgisi

Gets put: get + geçmiş zaman ortacıyla edilgen yapı

Gets put ifadesinde get + geçmiş zaman ortacı edilgen bir yapı oluşturur: tabak eylemi yapmaz, put eylemine maruz kalır. Burada put geçmiş zaman ortacıdır ve biçimi değişmez. Get ile kurulan edilgen yapı, çoğunlukla öznenin başına gelen veya onu yeni bir duruma ya da konuma getiren bir olayı anlatır. Tabağı kimin koyduğu belirtilmez; çünkü önemli olan yerleştirme eylemidir, eylemi yapan kişi değil.

Alıştırma

Get + geçmiş zaman ortacını edilgen yapı olarak doğru kullanan cümleyi seçin.

  1. Your photo gets upload after you tap Save.
  2. Your photo gets uploaded after you tap Save.
  3. Your photo gets uploading after you tap Save.
Cevabı göster

Your photo gets uploaded after you tap Save.

and naturally everybody takes one.

1:49

ve doğal olarak herkes bir tane alıyor.

Do you take another?

1:51

Siz bir tane daha alır mıydınız?

It turns out in studies, the person in charge is most likely to take the fourth cookie

1:53

Araştırmalar, dördüncü kurabiyeyi alma ihtimali en yüksek kişinin grubun lideri olduğunu gösteriyor,

while everybody leaves the last one on the plate to be polite.

1:57

oysa herkes son kurabiyeyi kibarlık olsun diye tabakta bırakıyor.

So, are rude people just more likely to become rich, Anlatım akışı

2:00

Peki, kaba insanların mı zengin olma ihtimali daha yüksek,

or does being rich make you worse?

2:03

yoksa zengin olmak mı sizi daha kötü biri yapıyor?

Anlatım akışı

Are rude people more likely...? yoksa does being rich make you worse?: iki nedensellik yönü

or ile kurulan seçenekli soru, iki olası nedensellik yönünü yan yana koyar. İlk bölüm, zaten kaba olan insanların daha sonra zengin olma ihtimalinin daha yüksek olup olmadığını; ikinci bölüm ise zengin olmanın insanları değiştirip davranışlarını kötüleştirip kötüleştirmediğini sorar. Bu yapı, gözlemlenen bir bağlantıyı kanıt olarak kabul etmek yerine araştırma sorusuna dönüştürür. İki olasılık zıt yönleri gösterir ve kanıtlar ikisini birden, hiçbirini ya da başka bir açıklamayı destekleyebilir.

Alıştırma

Cümle esas olarak ne yapıyor?

  1. Kaba insanların her zaman zengin olduğunu iddia etmek
  2. Zenginlik ile kabalık arasında ilişki olmadığını göstermek
  3. Neden ve sonucun iki olası zıt yönünü karşılaştırmak
Cevabı göster

Neden ve sonucun iki olası zıt yönünü karşılaştırmak

Counter to what we might believe, Anlatım akışı

2:06

Düşündüğümüzün aksine,

Anlatım akışı

Counter to what we might believe: şaşırtıcı bir geçişi haber vermek

Counter to what we might believe, ardından gelecek iddia için bir giriş çerçevesi oluşturur. Dinleyiciye, gelecek kanıtın veya sonucun yaygın bir beklentiyle çeliştiğini bildirir. What we might believe temkinli ve kapsayıcı bir tını taşır: Konuşan kişi, doğrudan “sen yanılıyorsun” demek yerine beklentiyi herkesin paylaşabileceği bir düşünce gibi sunar. Böylece geçiş daha az çatışmacı olur.

Alıştırma

Sonucun ortak bir beklentiye ters olduğunu belirten dersteki tam ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____, the simplest design was the hardest to use.

Cevabı göster

Counter to what we might believe

people who are the most likely to gain power in a group are actually the emotionally intelligent ones Notlar

2:08

bir grupta güç kazanma ihtimali en yüksek kişiler aslında duygusal zekâsı yüksek olanlar;

Kalıp ifadeler

Gain power: yetki veya etki elde etmek

To gain power, daha fazla yetki, etki veya kontrol elde etmek anlamına gelir. Bu cümlede, insanların bir grup içinde etkili hâle gelmesini anlatır; elektrik gücü elde etmekten söz etmez. Gain fiili, gücü elde etme sürecine veya sonucuna odaklanır. Bu gücün daha sonra nasıl kullanıldığını belirtmez.

Alıştırma

Yetkiyi elinde bulundurmayı veya kullanmayı değil, yetki elde etme sürecini özellikle hangi ifade anlatır?

  1. gain power
  2. exercise power
  3. hold power
Cevabı göster

gain power

Kelime

Emotionally intelligent: duyguları anlamak ve yönetmek

Emotionally intelligent, kişinin hem kendisindeki hem de başkalarındaki duyguları fark edip anlayabilmesini, kendi duygusal tepkilerini yönetebilmesini ve uygun şekilde karşılık verebilmesini anlatır. Burada sosyal ve duygusal beceriye ilişkin olumlu bir değerlendirmedir. Yalnızca akademik anlamda zeki olmak ya da çok duygusal olmak demek değildir. -ly ile biten emotionally zarfı intelligent sözcüğünü niteler ve kişinin zekâyı hangi alanda gösterdiğini belirtir.

Alıştırma

Lina bir sınıf arkadaşının utandığını fark eder, konuyu nazikçe değiştirir ve daha sonra nasıl olduğunu sorar. Lina’nın becerisini en iyi hangi ifade tanımlar?

  1. intelligent
  2. emotionally intelligent
  3. emotional
Cevabı göster

emotionally intelligent

who focus on others, practice generosity, and aren't the bullies. Kalıp ifadeler

2:13

yani başkalarına odaklanan, cömert davranan ve zorbalık etmeyen kişiler.

Kalıp ifadeler

Bir değeri sürekli davranışa dönüştüren “practice generosity”

Practice generosity ifadesinde practice, bir değeri düzenli olarak davranışa dönüştürmek anlamına gelir. Generosity burada sınav ya da gösteri için çalışılan bir beceri değil, yaşamda sürdürülen bir alışkanlık olarak ele alınır. Cümlede bu ifade, insanların başkalarına nasıl davrandığını anlatan birkaç davranıştan biridir. Practice + değer kalıbı, practice kindness veya practice patience gibi bilinçli alışkanlıkları da anlatabilir.

Alıştırma

Cömert davranmayı düzenli bir alışkanlık hâline getirmek anlamındaki iki kelimelik ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: Our class tries to ____ by sharing books and helping new students.

Cevabı göster

practice generosity

Studies even find that college students at the top of the social hierarchy Kelime

2:18

Araştırmalar, sosyal hiyerarşinin tepesindeki üniversite öğrencilerinin bile

tend to be the most prosocial and compassionate versus selfish. Notlar

2:21

bencil olmaktan ziyade en yardımsever ve şefkatli kişiler olma eğiliminde olduklarını gösteriyor.

Kelime

“At the top of the social hierarchy” ifadesindeki mecazi konum

At the top of burada mecaz anlamdadır: fiziksel bir yeri değil, bir sıralamadaki en yüksek konumu belirtir. Social hierarchy, insanları bir grup içindeki göreli statülerine, etkilerine veya konumlarına göre sıralayan yapıdır. Bu cümlede ifade, akranları arasında sosyal konumu en yüksek olan üniversite öğrencilerini belirtir. İnsanların fiziksel olarak başkalarının üstünde bulunduğunu söylemez ve tek başına en zengin oldukları anlamına gelmez.

Alıştırma

“Jordan is at the top of the social hierarchy in her club,” cümlesinde vurgulanan ifade ne anlama gelir?

  1. Jordan'ın diğer bütün kulüp üyelerinden daha fazla parası vardır.
  2. Jordan kulüp binasının en üst katında durmaktadır.
  3. Jordan kulüpte en yüksek göreli statüye veya etkiye sahiptir.
Cevabı göster

Jordan kulüpte en yüksek göreli statüye veya etkiye sahiptir.

Dilbilgisi

tend to be: genel bir eğilim ifade etmek

Bu cümlede tend to be genel bir eğilimi belirtir: Anlatılan gruptaki öğrenciler çoğunlukla toplum yanlısı ve şefkatlidir, ancak bunun istisnasız her birey için doğru olduğu ileri sürülmez. Özne + tend to + fiilin yalın hâli yapısı, bir iddiayı uygun ölçüde temkinli tutarak olası veya tekrarlanan bir örüntüyü aktarmaya yarar. Burada be, to sonrasında yalın hâlde kalır.

Alıştırma

Cümleyi “genellikle, ama her zaman değil” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: With clear instructions, new users ____ less anxious.

Cevabı göster

tend to be

Kelime

prosocial: başkalarına yarar sağlayan davranış

Prosocial, başka insanlara yardım eden veya iş birliğini ve grubun esenliğini destekleyen davranışı tanımlar. Burada öğrencilerin başkalarına yarar sağlayan biçimlerde davrandığını belirtir ve selfish ile karşıtlık kurar. Davranışın yönelimine veya etkisine odaklanan bir sosyal bilim terimidir. Yalnızca sosyal iletişimden hoşlanmak anlamına gelmez ve prosocial bir davranışın tamamen özverili olması gerekmez.

Alıştırma

Yalnızca sosyal iletişimden hoşlanmayı değil, diğer insanları veya grubun esenliğini destekleyen davranışı en iyi hangi kelime tanımlar? Bir öğrenci notlarını derse gelmeyen sınıf arkadaşlarıyla paylaşır ve herkesin grup projesini tamamlamasına yardım eder.

  1. polite
  2. sociable
  3. prosocial
  4. selfish
Cevabı göster

prosocial

It all goes back to our hunter-gatherer roots, Notlar

2:25

Her şey avcı-toplayıcı köklerimize dayanıyor;

where individuals who share their food and resources rise in ranks.

2:27

yiyeceklerini ve kaynaklarını paylaşan bireyler daha üst sıralara yükseliyordu.

Öbek fiiller

goes back to: bir kökenin izini sürmek

Bu cümlede goes back to, “kökeni … dayanır” ya da “… ile açıklanabilir” anlamındadır. Günümüzdeki fikri çok daha eski avcı-toplayıcı toplumla ilişkilendirir; kimse gerçek anlamda geçmişe gitmez. Bir düşüncenin, geleneğin veya durumun nerede başladığını izlemek için go back to + daha eski bir dönem, olay, kaynak veya neden yapısını kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Cümleyi go back to ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: This school tradition ____ a celebration held fifty years ago.

Cevabı göster

goes back to

Kültür

hunter-gatherer roots: insanlığın erken dönem toplumsal kökenleri

Avcı-toplayıcılar, yiyeceklerinin büyük bölümünü tarım yerine avlanarak, balık tutarak ve yabani bitkiler toplayarak elde eden toplumlardaki insanlardır. Burada hunter-gatherer roots, insanlığın bu toplumlardaki derin toplumsal ve evrimsel kökenlerini ifade eder. Roots sözcüğü mecazidir: daha sonraki davranışların geliştiği kaynak anlamına gelir. İfade, konuşanın kişisel aile geçmişini veya bitki köklerini değil, insanlığın ortak geçmişini anlatır.

Alıştırma

Cümlede hunter-gatherer roots ne anlama geliyor?

  1. Konuşanın kendi aile geçmişi.
  2. Avcı-toplayıcı toplumlarla bağlantılı ortak erken insan kökenleri.
  3. Yiyecek olarak toplanan bitki kökleri.
Cevabı göster

Avcı-toplayıcı toplumlarla bağlantılı ortak erken insan kökenleri.

But this leads to the power paradox. Kelime

2:31

Ancak bu durum, güç paradoksuna yol açıyor.

To gain power, you need empathy, Anlatım akışı

2:33

Güç kazanmak için empatiye ihtiyacınız var,

but once you feel powerful, you become more self-focused.

2:35

ama kendinizi güçlü hissettiğiniz anda daha fazla kendinize odaklanıyorsunuz.

Kelime

the power paradox: açıklanabilir, kendi kendini baltalayan bir örüntü

the power paradox ifadesi, sonraki cümlede anlatılan gerilime verilen addır: empati bir kişinin etki kazanmasına yardımcı olur, ancak kendini güçlü hissetmek dikkati kişinin kendisine yöneltebilir ve bu empatiyi zayıflatabilir. Burada paradox, mantıksal olarak imkânsız bir çelişki anlamına gelmez. Altta yatan davranış değişikliğiyle açıklanana kadar kendi amacını baltalıyor gibi görünen bir sonucu ifade eder. Bu adlandırma, iki aşamayı tek bir kavram altında toplar.

Alıştırma

Buradaki kullanımıyla the power paradox ifadesini en iyi hangi yorum açıklar?

  1. İnsanlar yalnızca kendilerine odaklanarak güç kazanırlar.
  2. Empati bir kişinin etki kazanmasına yardımcı olur, ancak kendini güçlü hissetmek daha sonra bu empatiyi azaltabilir.
  3. Güç ve empati aynı kişide asla bir arada bulunamaz.
Cevabı göster

Empati bir kişinin etki kazanmasına yardımcı olur, ancak kendini güçlü hissetmek daha sonra bu empatiyi azaltabilir.

Anlatım akışı

Güç kazanmak için... ama kendinizi güçlü hissettiğinizde...

Cümle, hedefi To gain power ifadesiyle en başa yerleştirir. Cümle başındaki bu to’lu mastar, you need empathy gerekliliğinin hangi sonucu elde etmeyi amaçladığını gösterir. Ardından but once, bilgiyi sonraki aşamaya taşır ve karşıt bir değişikliği sunar: kişi kendini güçlü hissetmeye başladıktan sonra kendisine daha fazla odaklanır. Burada once, bir şeyin kaç kez olduğunu değil, “o duruma ulaşıldığında” anlamını veren bir bağlaçtır. To ..., but once ... kalıbı, önce ve sonra arasındaki karşıtlığı tek bir cümlede özlü biçimde anlatmaya yarar.

Alıştırma

Cümleyi To ... but once ... kalıbıyla tamamlayın: ____ earn trust, you need to listen, but ____ people begin relying on you, you must set clear boundaries.

Cevabı göster

To · once

You can even see this in the brain when using fMRI scans. Kültür

2:39

Bunu fMRI taramalarıyla beyinde bile görebilirsiniz.

Kültür

fMRI taramaları

fMRI, functional magnetic resonance imaging, yani işlevsel manyetik rezonans görüntüleme ifadesinin İngilizce kısaltmasıdır. Bu cümlede fMRI taramaları, kan akışıyla ilişkili değişiklikleri saptayarak hangi beyin bölgelerinin daha fazla veya daha az etkin olduğunu tahmin etmek için kullanılan beyin görüntüleme taramalarıdır. Bu kanıt dolaylıdır: tarama, düşüncelerin fotoğrafını çekmez veya içeriklerini okumaz. Burada yazarın davranış gözlemlerinden beyin bölgelerindeki etkinliğe ilişkin kanıtlara geçmesini sağlar.

Alıştırma

Bu bilimsel bağlamda fMRI taramaları ne sağlar?

  1. Yalnızca kafatasının dış biçimini ölçerler.
  2. Beyin etkinliğiyle ilişkili kan akışı değişikliklerini gösterirler.
  3. Bir kişinin özel düşüncelerini doğrudan kaydederler.
Cevabı göster

Beyin etkinliğiyle ilişkili kan akışı değişikliklerini gösterirler.

Areas like the prefrontal cortex that activate when understanding mental states Notlar

2:43

Prefrontal korteks gibi bölgeler, zihinsel durumları anlamaya çalışırken

or considering the thoughts of others show less activity in those with a higher social class.

2:47

veya başkalarının düşüncelerini değerlendirirken sosyal sınıfı daha yüksek kişilerde daha az etkinlik gösteriyor.

Kelime

Prefrontal korteks

The prefrontal cortex, prefrontal korteks anlamına gelir ve beyin korteksinin yaklaşık olarak alnın arkasında bulunan ön kısmıdır. Bu cümlede zihinsel durumları anlama ve başkalarının düşüncelerini değerlendirme süreçleriyle ilişkili bir beyin bölgesini adlandırır. areas like the prefrontal cortex ifadesi, onu sürece katılan tek bölge olarak değil, bir örnek olarak sunar. Cümle, tanımlanan grupta bu tür alanların daha düşük etkinlik gösterdiğini bildirir; bu tek alanın yalnız başına çalıştığını veya tüm beyin olduğunu ileri sürmez.

Alıştırma

Cümlede areas like the prefrontal cortex ifadesi ne anlatır?

  1. Prefrontal cortex tüm beyin anlamına gelir.
  2. Prefrontal korteks, sürece katılan tek beyin alanıdır.
  3. Prefrontal korteks, ilgili beyin alanlarından bir örnektir.
Cevabı göster

Prefrontal korteks, ilgili beyin alanlarından bir örnektir.

Dilbilgisi

when understanding ... or considering: paralel ve kısaltılmış when yan cümlesi

Bu cümlede when, beyin bölgelerinin etkinleştiği durumu tanıtır. understanding mental states ve considering the thoughts of others, or ile bağlanan paralel iki -ing öbeğidir; or iki olası etkinliği sıralar, bunlardan yalnızca birinin gerçekleşebileceğini söylemez. Bu kullanım, when a person understands mental states or considers other people's thoughts gibi daha tam bir yan cümleyi kısaltır. Katılımcı bağlamdan anlaşılır; bu nedenle özne atılır ve iki etkinlik de -ing biçimiyle ifade edilir.

Alıştırma

Bu cümleyi paralel ve kısaltılmış bir when yan cümlesiyle doğru biçimde hangi seçenek tamamlar? Analysts should remain cautious when interpreting limited data or ... alternative explanations.

  1. to consider
  2. considered
  3. considering
  4. they consider
Cevabı göster

considering

Poor people also have a greater ability to assess the emotional states of others, Kalıp ifadeler

2:52

Yoksul insanlar ayrıca başkalarının duygusal durumlarını değerlendirmede daha başarılı oluyor,

Kalıp ifadeler

have a greater ability to assess: resmî yetenek karşılaştırması

have + a/an + sıfat + ability + to-mastar kalıbı, bir kapasiteyi isim öbeği olarak sunar. Burada to assess, yeteneğin uygulandığı eylemi belirtir; greater ise bu yeteneğin derecesini başka bir grupla karşılaştırır. Bu biçim, yeteneğin kendisini konu yaptığı için resmî analizlerde yaygındır. Yalnızca can assess demekten daha açık ve isim odaklıdır; greater daha güçlü bir kapasiteyi ifade eder, daha fazla sayıda insanı değil.

Alıştırma

Cümleyi hedef resmî yetenek karşılaştırma ifadesiyle tamamlayın: Researchers with specialist training ____ subtle risks than novices.

Cevabı göster

have a greater ability to assess

have more interpersonal interactions, greater eye contact, head nodding, and laughing

2:56

kişiler arası etkileşimleri daha fazla; daha çok göz teması kuruyor, başlarını sallıyor ve gülüyorlar.

compared to richer people who are more likely to self-groom, fidget, or doodle. Kelime

3:01

Buna karşılık daha zengin kişiler saçlarını ya da kıyafetlerini düzeltmeye, kıpırdanmaya veya bir şeyler karalamaya daha yatkın oluyor.

Kelime

self-groom, fidget ve doodle arasında seçim yapmak

Bu sıralamada self-groom, fidget ve doodle, başkalarıyla etkileşime yönelmeyen üç gözlemlenebilir davranışı adlandırır. Self-groom kişinin kendi görünümünü düzeltmesi veya temizlemesi; fidget küçük ve huzursuz hareketler yapması; doodle ise dalgın biçimde basit şekiller ya da resimler çizmesi demektir. Üç fiil de more likely to yapısının kapsamındadır ve alternatif davranışlar olarak or ile bağlanır. Göz teması, baş sallama ve gülmeyle karşıtlık oluştururlar, ancak eş anlamlı değildirler.

Alıştırma

Bir öğrenci huzursuz olduğu için sandalyesinde sürekli yer değiştiriyor ve ayağını yere vuruyor. Bu davranışı en iyi hangi fiil anlatır?

  1. doodle
  2. fidget
  3. self-groom
Cevabı göster

fidget

One possible explanation for this is that people with less materials, resources, and privilege Anlatım akışı

3:05

Bunun olası bir açıklaması, maddi imkânları, kaynakları ve ayrıcalıkları daha az olan insanların

rely more on others to meet their needs, Kalıp ifadeler

3:10

ihtiyaçlarını karşılamak için başkalarına daha çok bel bağlaması

Anlatım akışı

One possible explanation for this is that: geçici bir neden sunmak

Bu kalıp önce this ile az önce belirtilen gözleme gönderme yapar, ardından önerilen bir nedeni that yan cümlesiyle sunar. Açıklamayı gözlemlenen bir sonuçtan olası bir nedene doğru düzenler: One possible explanation for this is that + yan cümle. One ve possible iddianın kesinliğini azaltır. Konuşmacı makul bir mekanizma önerir; bunun kanıtlandığını veya tek açıklama olduğunu söylemez.

Alıştırma

Cümleyi dersteki ihtiyatlı açıklama kalıbının aynısıyla tamamlayın: The café has been quieter since the road closed. ____ customers can no longer park nearby.

Cevabı göster

One possible explanation for this is that

Kalıp ifadeler

rely on others to meet their needs yapısında bağımlılık ve amaç

Burada rely more on others, başka insanlara daha büyük ölçüde bağımlı olmak anlamına gelir. More, rely fiilini niteler; dolayısıyla başvurulan insan sayısını değil, bağımlılığın derecesini karşılaştırır. Rely on someone to do something kalıbı hem yardımı kimin sağlayacağını hem de o kişiden hangi eylemin beklendiğini belirtir. Meet their needs, bu insanların ihtiyaç duyduğu şeyleri karşılamak veya sağlamak demektir; meet burada gerçek anlamıyla “buluşmak” değildir. Bu bağlamda their, başkalarına güvenen insanları ifade eder.

Alıştırma

Cümleyi rely on someone to meet needs kalıbıyla tamamlayın: The shelter ____ local volunteers ____ residents' basic needs.

Cevabı göster

relies on · to meet

and this creates a pressure to be more emotionally intelligent.

3:12

ve bunun onları duygusal açıdan daha zeki olmaya zorlamasıdır.

So, of course, not all rich people are jerks, Ton ve niyet

3:16

Elbette her zengin pislik değil,

but in general, as your wealth increases, your empathy decreases, Dilbilgisi

3:19

ama genel olarak servetiniz arttıkça empatiniz azalıyor;

Dilbilgisi

as your wealth increases, your empathy decreases: as ile değişen iki eğilimi bağlama

Burada as, değişen iki durumu birbirine bağlar: servet artarken empati azalır. Paralel as + özne + fiil, özne + fiil kalıbı, bir değişkenin diğeriyle birlikte nasıl değiştiğini göstermek için kullanışlıdır. Buradaki your belirli bir dinleyiciyi değil, genel olarak insanları anlatır. in general ile birlikte cümlenin herkeste olan bir durumu ya da otomatik bir neden-sonuç kanıtını değil, genel bir eğilimi anlattığını gösterir.

Alıştırma

'the temperature falls' ipucunu kullanarak eğilim cümlesini bir as yan cümlesiyle tamamlayın: ____, the need for heating increases.

Cevabı göster

As the temperature falls

making rich people statistically more likely to be jerks. Dilbilgisi

3:23

bu da zengin insanların istatistiksel olarak pislik olma ihtimalini artırıyor.

Ton ve niyet

of course, not all ... ile genellemeyi sınırlandırma

Of course, not all rich people are jerks ifadesinde of course, bu sınırlamayı konuşanın dinleyicilerce kabul edilmesini beklediği bir şey olarak sunar. Not all, her zengin kişinin bu tanıma uyduğu yönündeki mutlak iddiayı reddeder; en azından bazılarının bu etiketin dışında kaldığını belirtir, hiç kimsenin uymadığını değil. Bu giriş, konuşan istatistiksel bir eğilim sunmadan önce grup hakkındaki ifadeyi sınırlar. Genel olarak neyin daha olası olduğuna ilişkin bir iddianın her birey için geçerli bir iddia gibi anlaşılmasını önlemeye yardımcı olur.

Alıştırma

İstatistiksel eğilimden önce gelen “Of course, not all rich people are jerks” ifadesinin söylem işlevi nedir?

  1. Konuşan genel bir eğilim belirtmeden önce, bunun her kişi için geçerli olduğu iddiasını dışlar.
  2. Konuşanın genel eğilimi tamamen geri çektiğini söyler.
  3. Hiçbir zengin kişinin asla kötü davranamayacağını söyler.
Cevabı göster

Konuşan genel bir eğilim belirtmeden önce, bunun her kişi için geçerli olduğu iddiasını dışlar.

Dilbilgisi

making rich people statistically more likely: sonuç bildiren bir -ing ifadesi

Virgülden sonraki making ifadesi, önceki cümlenin tamamının sonucunu verir. which makes ... biçiminde açılabilir: daha önce anlatılan servet ve empati eğilimi, zengin insanların istatistiksel olarak kaba olma ihtimalini artıran bir sonuç doğurur. Buradaki making, şimdiki zaman ortacı biçimidir; sürekli zamanın parçası değildir. İfadenin içinde make, make + isim + sıfat ifadesi kalıbını izler: making + rich people + statistically more likely. Statistically, iddiayı bir grupta ölçülen eğilimle sınırlar; more likely ise kesinliği değil, olasılığın arttığını anlatır.

Alıştırma

'make delays more likely' ipucunu kullanarak cümleyi virgül + -ing sonuç ifadesiyle tamamlayın: Heavy snow covered the tracks, ____.

Cevabı göster

making delays more likely

For today's video, we've teamed up with Audible, Öbek fiiller

3:27

Bugünkü video için Audible ile iş birliği yaptık;

Öbek fiiller

teamed up with: bir iş birliğini duyurmak

Bu cümlede “we've teamed up with Audible”, videoyu hazırlayanlarla Audible'ın bu video için bir iş birliği kurduğu anlamına gelir. Team burada fiildir ve up öbek fiilin bir parçasıdır; yukarı doğru hareket anlatmaz. “We've teamed up” biçimindeki present perfect, ortaklığı yeni kurulmuş ve şu anla ilgili olarak sunar. Bu yüzden mevcut bir sponsoru veya proje ortağını duyururken doğal kullanılır. Aktarılabilir kalıp team up with + kişi veya kuruluştur.

Alıştırma

İş birliği duyurusunu dersteki öbek fiille tamamlayın: For our school podcast, we've ____ with the local library to record a history series.

Cevabı göster

teamed up

who's offering everybody who's watching this video a chance to try them out for free for 30 days. Öbek fiiller

3:29

Audible, bu videoyu izleyen herkese hizmetini 30 gün boyunca ücretsiz deneme fırsatı sunuyor.

Öbek fiiller

try them out: karar vermeden önce denemek

“Try them out” ifadesindeki try out, devam edip etmemeye karar vermeden önce hizmetlerin size uygun olup olmadığını görmek için onları sınırlı bir süre kullanmak veya deneyimlemek anlamına gelir. Out, ayrılabilen öbek fiilin bir parçasıdır; dışarı çıkmayı anlatmaz. Nesne zamiri them, try ile out arasına gelmelidir: try them out. Nesne bir isim olduğunda hem try the service out hem de try out the service mümkündür. Aktarılabilir kalıp try + zamir + out biçimindedir.

Alıştırma

Try out ve them zamirini kullanarak cümleyi tamamlayın: Before we buy the tablets for the class, let's ____.

Cevabı göster

try them out

All you have to do is go to audible.com/asap or text asap to 500-500, Dilbilgisi

3:34

Yapmanız gereken tek şey audible.com/asap adresine gitmek veya 500-500'e asap yazıp mesaj atmak,

download your first title, and start listening.

3:39

ilk sesli kitabınızı indirmek ve dinlemeye başlamak.

Dilbilgisi

All you have to do is + fiilin yalın hâli

All you have to do is, bir sonuca ulaşmak için tek gereklilik olarak sunulan eylemi ya da eylemler dizisini tanıtır. Yeni bir yükümlülük eklemek yerine yönergeleri basit ve yapılabilir gösterir. all yan cümlesinde do bulunduğunda, is sonrasındaki tamamlayıcı is go örneğindeki gibi doğrudan fiilin yalın hâliyle başlayabilir. download ve start gibi sıralı fiiller de aynı yapıya bağlanabilir. Örnekte is sonrasında birkaç eylem bulunur, ancak tüm dizi gerekenlerin tamamı olarak sunulur.

Alıştırma

Hedef all + have to do + be yapısıyla tamamlayın: To open the file, ____ double-click its name.

Cevabı göster

all you have to do is

Listening is the best way to finish the content that you love while doing the things you love. Dilbilgisi

3:41

Dinlemek, sevdiğiniz şeyleri yaparken sevdiğiniz içerikleri sonuna kadar takip etmenin en iyi yoludur.

Dilbilgisi

while doing...: while + -ing ile eş zamanlı eylemler

While doing the things you love, kısaltılmış bir zaman yan cümlesidir. Burada while aynı zaman içinde anlamına gelir; dolayısıyla doing, içeriği bitirme eylemiyle aynı anda gerçekleşen arka plan etkinliğini anlatır. Buradaki while, whereas karşılığındaki zıtlık anlamını taşımaz. doing eyleminin örtük yapanı, içeriği bitiren genel you ile aynıdır. Yapan ortak ve açık olduğunda while + -ing, while you are doing gibi tam bir yan cümlenin yerine geçerek cümleyi daha kısa hâle getirebilir.

Alıştırma

Bilgileri kısaltılmış bir while yan cümlesiyle birleştirin: Mia checked her email. Mia was waiting for the train. Mia checked her email ____ for the train.

Cevabı göster

while waiting

And Audible has the largest selection of audiobooks on this here said planet, Kalıp ifadeler

3:45

Üstelik Audible, şu gezegendeki en geniş sesli kitap seçkisine sahip;

Kalıp ifadeler

the largest selection of audiobooks: seçenek çeşitliliği ve en üstünlük iddiası

Bu cümlede the selection of audiobooks, aralarından seçim yapılabilecek sesli kitap başlıklarının çeşitliliği veya bütünü anlamına gelir. Burada selection, tek bir öğeyi seçme eylemini değil, mevcut seçenekler grubunu adlandırır. Largest, large sıfatının en üstünlük biçimidir. Bu ifade, Audible'ın örtük karşılaştırma grubundaki diğer tüm hizmetlerden daha fazla sesli kitap seçeneğine sahip olduğunu iddia eder. Bu tanıtım bağlamında bir ürün iddiası işlevi görür.

Alıştırma

Cümlede the largest selection of audiobooks ne iddia ediyor?

  1. Yalnızca en uzun sesli kitapları satar.
  2. Bir sesli kitabı diğer hizmetlerden daha dikkatli seçer.
  3. İlgili karşılaştırmadaki diğer tüm hizmetlerden daha fazla sesli kitap başlığı arasından seçim yapma olanağı sunar.
Cevabı göster

İlgili karşılaştırmadaki diğer tüm hizmetlerden daha fazla sesli kitap başlığı arasından seçim yapma olanağı sunar.

like our recommendation for today, which is The Influential Mind by Tali Sharot.

3:49

bunlar arasında bugünkü önerimiz Tali Sharot'nun The Influential Mind adlı kitabı da var.

And she looks into how data isn't always the best way to change somebody's mind, Notlar

3:53

Sharot, birinin fikrini değiştirmek için verileri kullanmanın neden her zaman en iyi yol olmadığını inceliyor

Öbek fiiller

looks into: bir soruyu araştırır

Looks into, bir şeyi anlamak amacıyla araştırmak veya dikkatle incelemek anlamına gelir. Burada verilerin ikna üzerindeki etkisi meselesini inceliyor; ifade fiziksel olarak bir şeyin içine bakmayı anlatmaz. Look into yapısından sonra bir isim öbeği veya wh-sözcüğüyle başlayan yan cümle gelebilir. looks into how data isn't always the best way to change somebody's mind ifadesinde how ile başlayan yan cümle araştırılan konudur.

Alıştırma

Cümleyi araştırmak anlamına gelen iki sözcüklü phrasal verb ile tamamlayın: The safety team will ____ the cause of the alarm.

Cevabı göster

look into

Kalıp ifadeler

change somebody's mind: birinin fikrini değiştirmek

Change somebody's mind, bir kişinin farklı bir görüşü, inancı veya kararı benimsemesini sağlamak demektir. İyelik biçimi, etkilenen kişiye göre değişir: change my mind, change her mind veya change the voters' minds. Bu ifade ettirgendir: dil bilgisel özne değişimi meydana getiren kişi, kanıt veya deneyimdir; somebody ise kimin görüşünün değiştiğini belirtir. Bir görüşü değiştirmeyi anlatır, beyni fiziksel olarak değiştirmeyi değil.

Alıştırma

İngilizce cümleyi change somebody's mind ifadesinin uygun biçimiyle tamamlayın: Lena rejected the proposal at first, but the new evidence may ____.

Cevabı göster

change her mind

and instead looks at how our minds actually operate when we're forming opinions or trying to make arguments. Kalıp ifadeler

3:57

ve bunun yerine, fikir oluştururken ya da savlar ortaya koymaya çalışırken zihnimizin gerçekte nasıl işlediğine bakıyor.

Kalıp ifadeler

forming opinions ... make arguments: görüş oluşturmak ve savlar sunmak

Form an opinion, bir görüş geliştirmek veya bir görüşe varmak demektir. Form, görüşü şekillenmekte olan bir şey olarak sunar; yalnızca önceden var olan bir görüşü sesli olarak söylemek anlamına gelmez. Make an argument, bir iddiayı destekleyen gerekçeler kurmak veya sunmak demektir. Burada argument, gerekçeli bir sav anlamındadır; mutlaka öfkeli bir tartışma demek değildir. Cümle, görüş geliştirmek ile onu destekleyen nedenler sunmayı karşılaştırır.

Alıştırma

İngilizce cümleyi iki hedef eşdizimle tamamlayın: People often ____ from limited information and then ____ to defend them.

Cevabı göster

form opinions · make arguments

Audible allows you to switch seamlessly between devices, Kalıp ifadeler

4:02

Audible, kullandığınız cihazlar arasında sorunsuzca geçiş yapmanızı sağlıyor;

whether it's your car, your tablet, or your phone. Dilbilgisi

4:05

ister arabanızda, ister tabletinizde, ister telefonunuzda dinleyin.

Kalıp ifadeler

switch seamlessly between devices: cihazlar arasında kesintisiz geçiş yapmak

Switch seamlessly between devices, fark edilir bir kesinti olmadan veya çok az kesintiyle bir cihazdan diğerine geçmek demektir. Seamlessly, deneyimin akıcı biçimde devam ettiğini belirtir: hizmet, sizi baştan başlatmak yerine kaldığınız yeri veya mevcut durumu korur. Burada between, cihaz seçeneklerini tanıtır. Seçenekler tek tek ve açıkça belirtilmişse between üç ya da daha fazla alternatifle kullanılabilir; bu nedenle araba, tablet ve telefon sayılması doğaldır.

Alıştırma

Cihazlar arasında fark edilir bir kesinti olmadan geçiş yapabilme anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: This account lets you ____ without losing your place.

Cevabı göster

switch seamlessly between devices

Dilbilgisi

whether it's A, B, or C: ister A, ister B, ister C olsun

Whether it's A, B, or C birkaç olası durumu tanıtır ve ana ifadenin bunların her birinde geçerli olduğunu belirtir. Bu cümlede Audible listelenen bütün ortamlarda çalışır; konuşan kişi dinleyiciden bunlardan birini belirlemesini istemez. Bu yan cümle genellikle genel bir ifadenin ardından gelir ve örnekler vererek kapsamı somutlaştırır. Anlamı no matter whether it is A, B, or C yapısına yakındır; kısa biçim konuşmada ve genel açıklamalarda doğal duyulur.

Alıştırma

“Hangi koşul geçerli olursa olsun” anlamındaki iki sözcüklü yapıyla cümleyi tamamlayın: The picnic will go ahead, ____ sunny, cloudy, or cool.

Cevabı göster

whether it's

It will always keep you up to date on where you last left off. Notlar

4:07

En son kaldığınız yeri her zaman kaydediyor.

Kalıp ifadeler

keep you up to date on: sürekli güncellemeler

Keep someone up to date on something, bir konu hakkındaki en yeni bilgileri birine vermeye devam ederek o kişinin sürekli bilgi sahibi olmasını sağlamak demektir. Bu cümlede sistem, dinleyiciye en son dinlemeyi bıraktığı kesin noktayı bildirmeye devam eder. Yapı keep + kişi + up to date + on + konu veya soru sözcüklü yan cümle şeklindedir. Keep, bilgi sahibi olma durumunun sürdüğünü gösterir; on ise güncellemelerin hangi konuyla ilgili olduğunu belirtir. Up to date güncel bilgi anlamına gelir, takvimdeki bir son tarihi değil.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “sana en yeni bilgileri vermeye devam etmek” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: This app will ____ your delivery status.

Cevabı göster

keep you up to date on

Öbek fiiller

left off: bir etkinliğin durduğu nokta

Burada left off, leave off fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve “bir etkinliğin belirli bir noktasında durdu” anlamına gelir. Bu nedenle where you last left off, dinleyicinin daha önce durduğu konumu veya aşamayı belirtir. Bu kullanım okuma, izleme, konuşma veya çalışma gibi daha sonra sürdürülebilecek etkinliklerde yaygındır. Aktarılabilir yapı where + özne + left off şeklindedir ve önünde sık sık continue, resume, start veya pick up bulunur.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “daha önce belirli bir noktada durdu” anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: After lunch, we'll continue the discussion from where we ____.

Cevabı göster

left off

That's audible.com/asap or text asap to 500-500.

4:10

Yani audible.com/asap adresine gidin veya 500-500'e asap yazıp mesaj atın.

Thank you again, as always, for watching,

4:16

Her zamanki gibi izlediğiniz için tekrar teşekkür ederiz,

and we will see you next Thursday for a new science video.

4:18

yeni bir bilim videosuyla gelecek perşembe görüşürüz.