Zenginler Daha Mı Kötü İnsanlar?: İngilizce çalışma notları
AsapSCIENCE
Video özeti: Araştırmalar zenginlik ile gücün başkalarına gösterilen ilgiyi ve empatiyi nasıl azaltabildiğini inceler; bunu zenginler için genellemez. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. the more expensive your car is, the more likely you are: Dil bilgisi ve cümle kalıpları. the more..., the more... iki derece değişimini bağlar; nedenselliği kanıtlamadan eğilim anlatır. 2. cut a bigger check, deyim ve mecazi ifade olarak daha yüksek bir ödeme yapmak demektir; tutarı bağışlanan gelir oranından ayırın. 3. the power paradox. Sözcük anlamı ve kullanım düzeyinde bu sosyal terim, empatinin etki kazanmaya yardım etmesi ile gücün daha sonra kişiyi kendine odaklaması arasındaki gerilimi anlatır.
Bu derste
Do you ever get the sense that rich people are more likely to be rude or self-centered? Kalıp ifadeler
0:00Zengin insanların kaba ya da benmerkezci olma ihtimalinin daha yüksek olduğu hissine hiç kapıldınız mı?
get the sense that: kesin olmayan bir izlenim
“Get the sense that”, bir şeyin doğru olabileceğine dair izlenim veya sezgi edinmek anlamına gelir. Bu soruda ifade, olası bir eğilimi kanıtlanmış bir gerçek gibi sunmak yerine dinleyeni bu ihtimali düşünmeye davet eder. İşaretler, deneyim veya sezgi bir şeyi düşündürdüğü hâlde kesinlik sınırlıysa get the sense that + yan cümle yapısını kullanın. Do you ever get the sense that...? soru biçimi, bu izlenimin herhangi bir zamanda oluşup oluşmadığını sorar.
Alıştırma
Cümleyi kesin olmayan bir izlenim bildiren hedef ifadeyle tamamlayın: “After reading her brief replies, I ____ she would rather postpone the meeting.”
Cevabı göster
get the sense that
Well, we decided it was time to find out whether or not rich people are actually more likely to be jerks. Notlar
0:05Biz de zengin insanların gerçekten pislik olma ihtimalinin daha yüksek olup olmadığını öğrenmenin zamanının geldiğine karar verdik.
it was time to + fiil: harekete geçme anı gelmişti
“It was time to + fiil”, bir eylem için uygun veya gerekli anın gelmiş olduğu anlamına gelir. Burada araştırma kararı, o sırada atılması gereken bir sonraki adım olarak sunulur. Geçmiş biçim was, decided ile uyumludur ve anlatımı geçmiş zamanda tutar. Yeniden kullanılabilen kalıp it is/was time to + fiilin yalın hâlidir: it is time to leave; it was time to find out.
Alıştırma
Cümleyi dört sözcüklük hedef kalıpla tamamlayın: “The warning signs were impossible to ignore, so we agreed ____ act.”
Cevabı göster
it was time to
find out: kontrol ederek cevabı öğrenmek
Bu cümlede find out, “araştırarak, kontrol ederek veya test ederek cevabı öğrenmek ya da keşfetmek” anlamına gelir. Ardından gelen whether or not yan cümlesi, araştırılan soruyu belirtir. Başka durumlara aktarılabilen kalıp find out + soru sözcüğü, if yan cümlesi veya whether yan cümlesidir: find out why..., find out if... ya da find out whether....
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The lab will ____ whether the water is safe.
Cevabı göster
find out
whether or not ile dolaylı evet-hayır sorusu
Bu cümlede whether or not, find out ifadesinin nesnesi olarak dolaylı bir evet-hayır sorusu başlatır. Her iki sonucun da araştırılması gerektiğini belirtir: zengin insanların sevimsiz olma ihtimali daha yüksektir ya da değildir. Or not üçüncü bir seçenek eklemez. Başka durumlara aktarılabilen yapı fiil + whether or not + yan cümledir. Sonucun evet veya hayır olabildiği öğrenme, kontrol etme, karar verme ya da belirleme eylemlerinden sonra yaygın olarak kullanılır.
Alıştırma
Dolaylı soruyu bu dersteki üç sözcüklü bağlayıcıyla tamamlayın: The school will decide ____ classes should continue tomorrow.
Cevabı göster
whether or not
Have you ever been ...? ifadesinin kısaltılmış biçimi Ever been ...?
Gündelik bir sorunun başında Ever been ...?, Have you ever been ...? biçiminin kısaltılmış hâlidir. Atılan Have you bağlamdan anlaşılır; been ise tam yapının present perfect kullandığını gösterir. Bu kalıp, bir deneyimin şu ana kadarki herhangi bir zamanda yaşanıp yaşanmadığını sorar; ne zaman yaşandığını sormaz. been sonrasındaki sözcükler deneyimin içeriğini tamamlar; Ever been cut off while driving? buna bir örnektir.
Alıştırma
Have you ifadesini atan iki kelimelik gündelik başlangıçla tamamlayın: '____ on a night train?'
Cevabı göster
Ever been
Sürüş bağlamında cut off
Sürüş bağlamında cut someone off, bir aracı başka birinin yoluna fazla ani veya fazla yakın biçimde sokarak o kişiyi yavaşlamaya, fren yapmaya ya da yön değiştirmeye zorlamak demektir. Yalnızca başka bir aracı geçmeyi değil, güvenli olmayan bir engellemeyi anlatır. Burada been cut off edilgen yapıdadır: önüne kıran sürücü belirtilmemiştir ve sorunun yöneltildiği kişi bu hareketten etkilenmiştir.
Alıştırma
Bir minibüs Leo'nun hemen önünde şerit değiştirdiği için Leo sert fren yapmak zorunda kaldı. 'The van cut Leo off,' cümlesinde cut off ne anlama gelir?
- Leo'yu etkilemeden güvenli biçimde geçti.
- Leo ile yaptığı telefon görüşmesini bitirdi.
- Leo'nun yoluna fazla yakın girdi ve onu tepki vermeye zorladı.
Cevabı göster
Leo'nun yoluna fazla yakın girdi ve onu tepki vermeye zorladı.
It was more likely by a Mercedes than a 20-year-old junker.
0:12Bunu yapanın, 20 yıllık bir külüstür sürücüsünden çok bir Mercedes sürücüsü olma ihtimali daha yüksekti.
Multiple studies have found that the more expensive your car is, Dilbilgisi
0:16Birçok araştırma, arabanız ne kadar pahalıysa,
the more likely you are to not only cut in front of other vehicles, Notlar
0:19yalnızca diğer araçların önüne kırma olasılığınızın değil,
cut in front of: aniden birinin önüne geçmek
Bu cümlede cut in front of, başka bir aracın önündeki konuma aniden geçmek anlamına gelir; bu geçiş genellikle fazla yakın veya yeterli alan bırakılmadan yapılır. of sonrasındaki nesne, etkilenen tarafı belirtir: other vehicles. Bu ifade kesici bir araç kullanmayı değil, hareket etmeyi anlatır. Ayrıca sırada haksız biçimde birinin önüne geçmeyi de anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi “öndeki alana aniden geçti” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: A van ____ our car just before the turn.
Cevabı göster
cut in front of
but also drive through crosswalks when a pedestrian is waiting to cross.
0:22bir yaya karşıya geçmek için beklerken yaya geçidinden geçip gitme olasılığınızın da o kadar yüksek olduğunu ortaya koydu.
The more ..., the more ...: değişen iki değişkeni ilişkilendirmek
the + comparative ..., the + comparative ... bağıntılı kalıbı, değişen iki değişkeni birbirine bağlar. Bu cümlede değişkenlerden biri arabanın fiyatı, diğeri ise likely to ile sunulan davranışların gerçekleşme olasılığıdır. İki değişken birlikte artabilir veya the more ..., the less ... örneğindeki gibi zıt yönlerde değişebilir. Bu kalıp derece ya da eğilim bakımından bir ilişki anlatır; tek başına ilk değişkenin ikinciye neden olduğunu kanıtlamaz.
Alıştırma
İki değişkenin birbiriyle bağlantılı olarak değiştiğini göstermek için the + comparative ..., the + comparative ... kalıbını doğru kullanan cümle hangisidir?
- The most carefully you plan, the easiest the project becomes.
- The more carefully you plan, the easier the project becomes.
- The more carefully you plan, the project becomes easiest.
Cevabı göster
The more carefully you plan, the easier the project becomes.
not only ... but also ...: paralel eylemler eklemek
Bu cümlede not only ... but also ..., ortak likely to yapısı altında iki fiil öbeğini bağlar: cut in front of other vehicles ve drive through crosswalks. Her iki eylem de anlatıma dâhildir; buradaki not ilk eylemi olumsuz yapmaz. Bu ikili yapı, ikinci öğeyi ek ve çoğu zaman daha güçlü ya da şaşırtıcı bir nokta olarak sunar. Nelerin bağlandığı hemen anlaşılsın diye iki taraftaki dil bilgisi yapısını paralel tutun.
Alıştırma
not only ... but also yapısının iki bölümünü boşluklara yerleştirerek cümleyi tamamlayın: The new schedule will ____ reduce delays ____ lower costs.
Cevabı göster
not only · but also
those with the most expensive cars cut pedestrians off 42% of the time.
0:27en pahalı araç sahipleri, vakaların %42'sinde yayalara yol vermedi.
Now, imagine you waited in a line for 10 minutes to buy a coffee and a muffin at Starbucks, Notlar
0:32Şimdi, Starbucks'ta bir kahve ve bir muffin almak için 10 dakika kuyrukta beklediğinizi düşünün,
Now, imagine: varsayımsal bir durum sunmak
Now burada dinleyiciyi açıklamanın bir sonraki adımına taşıyan bir söylem belirleyicisi olarak çalışır; mutlaka “tam şu anda” anlamına gelmez. Imagine, dinleyicileri zihinlerinde varsayımsal bir sahne oluşturmaya davet eden emir biçimidir. Now, imagine birlikte soyut bir düşünceyi somut bir duruma dönüştürür ve dinleyiciyi sonrasında gelecek içeriğe hazırlar. Açıklamalarda, derslerde, konuşmalarda ve hikâyelerde yaygın olan, dinleyiciyle doğrudan etkileşim kuran bir işarettir.
Alıştırma
Dinleyiciyi varsayımsal bir duruma yönlendiren geçişi tamamlayın: ____, ____ you must explain the plan without any slides.
Cevabı göster
Now · imagine
waited in a line: sıranın gelmesini beklemek
Waited in a line ifadesinde wait, sıra size gelene kadar beklemek anlamındadır; in a line ise insanların hizmet almak için belirli bir sıraya girdiğini gösterir. Buradaki waited, geçmişte tamamlanmış bir bekleme süresini belirtir. Wait in a line ifadesini mağaza, gişe, havaalanı ve benzeri yerlerde sırada beklemeyi anlatmak için kullanabilirsiniz. Ardından gelen for ifadesi, for 10 minutes örneğindeki gibi süreyi belirtebilir.
Alıştırma
Ders ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle cümleyi tamamlayın: At the ticket office, we ____ for twenty minutes before reaching the counter.
Cevabı göster
waited in a line
you realize that the clerk gave you change for $20 rather than for the $10 you gave him. Notlar
0:38kasiyerin, verdiğiniz 10 dolar yerine 20 dolar üzerinden para üstü verdiğini fark ediyorsunuz.
a couple of blocks away: yaklaşık iki blok ötede
A couple of blocks away ifadesindeki block, şehirde iki kavşak arasında kalan sokak bölümüdür. İfade, bir kişi veya nesnenin referans noktasından kısa bir mesafede, genellikle yaklaşık iki blok ötede olduğunu belirtir. Sayı konuşma diline özgü ve yaklaşıktır; dolayısıyla konuşan kişi kesin bir ölçüm değil, kolay anlaşılan bir şehir mesafesi verir. Away, söz konusu yerden olan uzaklığı vurgular.
Alıştırma
Bu cümle büyük olasılıkla ne anlama gelir? The pharmacy is a couple of blocks away.
- Aynı binada, hemen yan taraftadır.
- Kısa bir şehir mesafesindedir, yaklaşık iki blok uzaktadır.
- Tam olarak iki kilometre uzaktadır.
Cevabı göster
Kısa bir şehir mesafesindedir, yaklaşık iki blok uzaktadır.
gave you change for $20: para üstünü hesaplamada esas alınan ödeme tutarı
give someone change for an amount yapısında change, ödeme sonrasında geri verilen para üstünü; for ise hesaplamada esas alınan ödeme tutarını belirtir. Burada gave you change for $20, tezgâhtarın müşterinin 20 dolar ödediğini varsayarak para üstünü hesapladığı anlamına gelir. Tezgâhtarın tam olarak 20 dolar geri verdiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Örnekte gave you change for $20 ne anlama geliyor?
- Tezgâhtara hâlâ 20 dolar ödemeniz gerekiyordu.
- Tezgâhtar size tam olarak 20 dolar geri verdi.
- Tezgâhtar, 20 dolar ödemişsiniz gibi para üstünü hesapladı.
Cevabı göster
Tezgâhtar, 20 dolar ödemişsiniz gibi para üstünü hesapladı.
rather than: ikinci seçeneği reddetme
Rather than iki seçeneği karşı karşıya getirir: birincisi doğrulanır veya seçilirken ikincisi reddedilir, değiştirilir ya da düzeltilir. Burada iki paralel edat öbeğini bağlar: for $20 rather than for the $10 you gave him. gave you change sözlerini tekrarlamak gerekmez. Bu ifade zaman sırası değil, karşıtlık bildirir.
Alıştırma
İkinci paralel eylemi reddeden, dersteki iki sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: We chose to walk ____ wait for the delayed bus.
Cevabı göster
rather than
Do you A, savor your coffee and the free $10,
0:43A seçeneği: Kahvenizin ve bedavadan gelen 10 doların keyfini mi çıkarırsınız,
or B, go back and return the change?
0:47yoksa B seçeneği: Geri dönüp fazla para üstünü iade mi edersiniz?
It turns out those with more money are more likely to respond that they would keep it. Notlar
0:50Görünen o ki daha çok parası olanların, fazla parayı kendilerine saklayacaklarını söyleme ihtimali daha yüksek.
It turns out: sonradan öğrenilen bir sonucu sunmak
Bu cümlede It turns out, ardından gelen bilgiyi araştırmadan sonra ortaya çıkan bir sonuç olarak sunar. Genellikle sonucun başta açık olmadığını veya biraz şaşırtıcı olduğunu ima eder. Burada that kullanılmamıştır; tam yapı It turns out that ... olabilir. Bu kalıp, sonucu kimin keşfettiğine değil, sonunda ortaya çıkan sonuca odaklanır. Tartışmadaki bilgiyi düzenler; dönmek veya dışarı çıkmak gibi gerçek bir hareketi anlatmaz.
Alıştırma
Sonradan öğrenilen ve biraz şaşırtıcı olan bir sonucu sunan şimdiki zaman kalıbıyla İngilizce cümleyi tamamlayın: ____ the small shop had the lowest prices.
Cevabı göster
It turns out
would keep it: varsayımsal bir seçim
Bu araştırma raporunda would keep it, katılımcıların hayalî bir durumda yapacaklarını söyledikleri seçimi ifade eder. Would, eylemin bu varsayımsal duruma bağlı olduğunu gösterir. Burada geçmişteki bir alışkanlığı anlatmaz ve genellikle gerçek ya da beklenen bir gelecek eylemini sunan will keep it ile aynı değildir. Bağlam, söylenmeyen koşulu sağlar: Böyle bir şey olsaydı, fazladan verilen parayı ellerinde tutarlardı.
Alıştırma
Hangi cümle eylemi gerçek bir gelecek eylemi veya geçmiş alışkanlık yerine varsayımsal bir seçim olarak sunuyor?
- If I found ten dollars on the floor, I would take it to the front desk.
- When I was in primary school, I would take lost money to the front desk.
- I found ten dollars on the floor, so I will take it to the front desk.
Cevabı göster
If I found ten dollars on the floor, I would take it to the front desk.
And the amount of money you have also affects how much you look at people. Dilbilgisi
0:54Ayrıca sahip olduğunuz para miktarı, insanlara ne kadar baktığınızı da etkiliyor.
affects how much ...: gömülü yan cümlenin sözcük sırası
affects how much you look at people ifadesinde affects fiilinden sonra how much ile başlayan gömülü bir soru yan cümlesi gelir. Bu yan cümle, değişen bakma derecesini belirtir: Bir kişinin sahip olduğu para, başkalarına ne ölçüde baktığını etkiler. how much daha büyük bir bildirme cümlesinin içinde bulunduğu için yan cümle how much you look biçimindeki bildirme sırasını korur; how much do you look kullanılmaz. Bu kalıp affect how much/how often/how strongly + özne + fiil şeklinde başka durumlara aktarılabilir.
Alıştırma
Hangi cümle aydınlatmanın ziyaretçilerin resimleri fark etme derecesini değiştirdiğini anlatır ve gömülü yan cümlede doğru sözcük sırasını kullanır?
- The lighting affects how much do visitors notice the paintings.
- The lighting affects how much visitors notice the paintings.
- The lighting affects how many visitors notice the paintings.
Cevabı göster
The lighting affects how much visitors notice the paintings.
Using Google Glass to track eye movements of people in a study walking around the block, Notlar
0:58Bir araştırmada, mahallede bir tur atan katılımcıların göz hareketleri Google Glass ile takip edildiğinde,
track eye movements: gözlerin nereye hareket ettiğini sürekli kaydetmek
Bu araştırma cümlesinde track, “sürekli olarak tespit edip kaydetmek” anlamına gelen geçişli bir fiildir. Nesnesi olan eye movements, katılımcıların baktığı yerdeki değişiklikleri ifade eder; Google Glass ise ölçüm cihazıdır. Aktarılabilir kalıp, track + ölçülen davranış veya sinyal biçimindedir. Örneğin araştırmacılar zaman içinde göz hareketlerini, tıklamaları veya dikkatteki değişiklikleri takip edebilir.
Alıştırma
Cümleyi track ile başlayan ve “gözlerin nereye hareket ettiğini sürekli kaydetmek” anlamına gelen hedef araştırma kalıbıyla tamamlayın: During the reading test, the camera was used to ____.
Cevabı göster
track eye movements
wealthy people spend significantly less time in social gazes. Kelime
1:02varlıklı insanların diğer insanlara bakmaya çok daha az zaman ayırdığı görüldü.
Giyilebilir bir araştırma cihazı olarak Google Glass
Google Glass, giyilebilir bir akıllı gözlük ürününün adıdır; bu nedenle Glass özel adın bir parçasıdır ve sıradan cam malzemeyi ifade etmez. Bu çalışmada katılımcılar yürürken cihazı takar ve araştırmacılar cihazı, katılımcıların bakışlarını nereye yönelttiklerini ve diğer insanlara ne kadar süre baktıklarını kaydetmeye yardımcı olması için kullanır. Dolayısıyla ürün adı ölçüm yöntemini açıklar: Katılımcılar gerçek bir ortamda hareket ederken bakış davranışları izlenebilir.
Alıştırma
Bu cümlede Google Glass neyi ifade ediyor?
- Katılımcıların nereye baktığını kaydetmeye yardımcı olan giyilebilir bir akıllı gözlük cihazı.
- Katılımcıları listeleyen çevrim içi bir hesap tablosu.
- Çalışma alanını yapmak için kullanılan sıradan cam.
Cevabı göster
Katılımcıların nereye baktığını kaydetmeye yardımcı olan giyilebilir bir akıllı gözlük cihazı.
social gazes: diğer insanlara yönelik ölçülebilir görsel dikkat
Bu çalışmada social gazes, kişinin gözlerini sosyal hedefler olarak diğer insanlara yönelttiği durumları ifade eder. Çoğul gazes, bu eylemleri ölçülebilir gözlemler olarak ele alır; toplum hakkındaki görüşler anlamına gelmez. Bir social gaze, mutlaka karşılıklı veya uzun süreli göz teması kurulmadan da başka bir kişiye dikkat yöneltmeyi içerebilir. Cümlede less time in social gazes, insanlara daha az görsel dikkat yöneltmek anlamındadır.
Alıştırma
Bir araştırma raporunda “participants spent less time in social gazes” ifadesi büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Diğer insanlara görsel dikkat yöneltmeye daha az zaman ayırdılar.
- Social gaze yalnızca karşılıklı olabileceği için karşılıklı göz temasına daha az zaman ayırdılar.
- Toplum hakkında düşünmeye daha az zaman ayırdılar.
Cevabı göster
Diğer insanlara görsel dikkat yöneltmeye daha az zaman ayırdılar.
they're more likely to straight up ignore other people. Kelime
1:07başkalarını düpedüz görmezden gelme ihtimalleri daha yüksek.
Açık bir yeniden ifade için In other words,
In other words, hemen önce söylenen şeyi daha açık veya daha basit biçimde yeniden ifade eder. Burada insanları görmezden gelmekle ilgili gündelik ifade, önceki araştırma anlatımını açıklar; ayrı bir araştırma bulgusu eklemez. Yeniden ifadenin önüne gelir ve ardından genellikle virgül konur. Dinleyiciye, sıradaki sözlerin aynı ana fikri daha sade bir dille anlattığını gösterir.
Alıştırma
İkinci cümlenin birinci cümleyi yeniden ifade ettiğini hangi bağlayıcı gösterir? This pass is valid only on weekdays. Sonraki cümle şudur: You cannot use it on Saturday or Sunday.
- For example,
- In other words,
- In addition,
Cevabı göster
In other words,
Sert bir vurgu olarak straight up ignore
straight up ignore ifadesinde straight up, ignore fiilinden önce gelen gayriresmî bir güçlendiricidir. Eylemi açık, doğrudan ve yumuşatılmamış biçimde sunar; yaklaşık olarak düpedüz ya da tamamen görmezden gelmek anlamına gelir. Yukarı doğru hareketi anlatmaz. Bu ifade, yorumu sert ve oldukça yargılayıcı gösterir. Konuşmacı daha teknik bir gözlemi canlı bir gündelik anlatıma dönüştürür.
Alıştırma
Resmî bir araştırma makalesinde şu cümle yer alıyor: Participants straight up ignored the signal. straight up bu üsluba uygun mudur?
- Evet, resmî araştırma yazımına uygundur.
- Hayır, fazla gayriresmî ve serttir.
Cevabı göster
Hayır, fazla gayriresmî ve serttir.
But certainly the rich are more generous than the poor, right? Ton ve niyet
1:10Ama zenginler elbette yoksullardan daha cömerttir, değil mi?
more generous than the poor, right?: sorgulanacak bir varsayımı hazırlayan right?
Bu cümlede right? yalnızca nesnel bir evet ya da hayır cevabı istemez. certainly the rich are more generous biçimindeki kendinden emin giriş, yaygın olarak varsayılan bir sonucu ortaya koyar ve dinleyiciyi bu görüşü tanımaya yöneltir. Tartışma birazdan bu sonuca karşı çıkacağı için right? retorik bir hazırlık işlevi görür: konuşmacı varsayımı ortaya atar, ancak ona bağlı olduğunu göstermez. Başka bağlamlarda cümle sonundaki right? gerçek bir doğrulama isteği olabilir; bu nedenle devamındaki söylem belirleyicidir.
Alıştırma
Bir konuşmacının "The expensive option must be better, right?" dediğini ve ardından daha ucuz seçeneğin daha iyi çalıştığını gösterdiğini düşünün. Burada right? ne yapıyor?
- Konuşmacının birazdan sorgulayacağı tanıdık bir varsayımı ortaya koyar.
- Konuşmacının iddiayı zaten doğru kabul ettiğini gösterir.
- Konuşmacının hiçbir tutumu olmadığı için tarafsız bir doğrulama ister.
Cevabı göster
Konuşmacının birazdan sorgulayacağı tanıdık bir varsayımı ortaya koyar.
Though the rich may cut a bigger check, Notlar
1:14Zenginler daha yüksek meblağlı çekler yazabilse de,
cut a bigger check: daha yüksek bir ödeme yapmak
Bu cümlede cut a check, “ödeme yapmak için çek yazmak veya düzenlemek” anlamına gelen bir deyimdir. Kâğıdı gerçekten kesmek anlamına gelmez. A bigger check, fiziksel olarak daha büyük bir kâğıdı değil, daha yüksek tutarlı bir çeki anlatır. Bigger, çekin üzerinde yazan tutarı niteler. Bu nedenle ifade, ödemenin bir kişinin gelirindeki yüzdesini değil, ödenen toplam tutarı karşılaştırır.
Alıştırma
Hangi cümle şirketin bu yıl daha yüksek bir ödeme yapacağı anlamına gelir?
- The company will cut the check in half before throwing it away.
- The company will cash a bigger check this year.
- The company will cut a bigger check this year.
Cevabı göster
The company will cut a bigger check this year.
in the US nationwide survey data shows that the wealthy contribute a lower percentage of their household income. Kalıp ifadeler
1:16ABD genelindeki anket verileri, varlıklıların hane gelirlerinin daha düşük bir yüzdesini bağışladığını gösteriyor.
Though the rich may cut a bigger check: ödünleme bildiren bir giriş
Though, ödünleme bildiren bir yan cümle başlatır. Konuşmacı, zenginlerin mutlak miktar olarak daha çok bağış yapabileceğini kabul eder; ancak bu gerçeğin genel sonucu belirlemek için yeterli olmadığını gösterir. Buradaki may, bir şeyin mümkün olduğu anlamına gelir ve kabul edilen noktaya yer bırakır; izin bildirmez. Ana cümle, tartışmayı yönlendiren karşıtlığı sunar: varlıklı kişiler hane gelirlerinin daha düşük bir payını bağışlar.
Alıştırma
Cümleyi tam olarak Though ... may ... ödünleme kalıbıyla tamamlayın: ____ the new route ____ save ten minutes, it is much less reliable.
Cevabı göster
Though · may
contribute a lower percentage of their household income: hane gelirinin daha düşük bir yüzdesini bağışlamak
Burada contribute, para bağışlamak veya vermek anlamına gelir. A lower percentage of their household income nesnesi bir oranı ifade eder: bağışlanan tutarın hanenin toplam gelirine bölünmesiyle elde edilen oran. Lower, bu oranı başka bir grubun oranıyla karşılaştırır. Tek başına varlıklı kişilerin daha az para bağışladığını söylemez; daha yüksek bir tutar bağışlayıp yine de gelirlerinin daha küçük bir bölümünü vermiş olabilirler.
Alıştırma
Bir anket, bir grubun daha fazla para verdiğini ancak gelirinin daha küçük bir payını bağışladığını gösteriyor. Bu küçük payı hangi cümle doğru biçimde bildirir?
- A lower percentage of households contribute.
- They contribute a lower percentage of their household income.
- They contribute less money overall.
Cevabı göster
They contribute a lower percentage of their household income.
For example, a household that makes under $25,000 in the US donate around 4.2% of their earnings, Kelime
1:22Örneğin, ABD'de geliri 25.000 doların altında olan bir hane kazancının yaklaşık %4,2'sini bağışlarken,
makes under $25,000: bir eşiğin altındaki gelir
Gelir bağlamında makes, “kazanır” veya “şu kadar geliri vardır” anlamına gelir. Özne bir hanedir; bu nedenle miktar harcamayı veya bağışı değil, hane gelirini ifade eder. Under $25,000, “25.000 dolardan az” demektir. makes under $25,000 ifadesi bir bütün olarak haneyi bir gelir eşiğinin altına yerleştirir; bu kalıp anketlerde, maaş konuşmalarında ve istatistiklerde yaygındır.
Alıştırma
Cümlede “a household that makes under $25,000” ne anlama gelir?
- Geliri 25.000 doların altında olan bir hane
- 25.000 dolardan fazla harcayan bir hane
- Tam olarak 25.000 dolar bağışlayan bir hane
Cevabı göster
Geliri 25.000 doların altında olan bir hane
but those making $100,000 or more only contribute 2.7%. Dilbilgisi
1:29100.000 dolar veya daha fazla kazananlar yalnızca %2,7'sini bağışlıyor.
those making $100,000 or more: kısaltılmış bir ilgi yan cümlesi
Those, “o gruptaki kişiler veya haneler” anlamına gelir. Making $100,000 or more, those sözcüğünü niteleyen bir -ing yan cümlesidir; burada making para kazanmak anlamındadır. İfade, those who make $100,000 or more yapısının kısa hâlidir. Or more hem eşik tutarını hem de daha yüksek tüm tutarları içerir; dolayısıyla bu grup en az 100.000 dolar kazanır.
Alıştırma
Cümleyi those ve make fiilinin -ing biçimini kullanan kısaltılmış yapıyla tamamlayın: Among the employees, ____ $80,000 or more were placed in the highest income band.
Cevabı göster
those making
Even when: sonucu değiştirmeyen şaşırtıcı bir koşul
Even when, sonucu değiştirmesi beklenebilecek, gerçek kabul edilen, gerçekleşmesi beklenen ya da tekrarlanan bir durumu anlatır. Even sözcüğü ödünleme anlamı katar: bu duruma rağmen sonuç yine gerçekleşir. Burada gücün keyfî biçimde verilmesi geçici veya kişilikten bağımsız görünebilir; ancak cümle bencilliğin yine de arttığını ileri sürer. Even çıkarılırsa when yalnızca sonucun gerçekleştiği zamanı veya koşulu belirtir ve bu beklenmedik devamlılığı vurgulamaz.
Alıştırma
Sonucun gerçekten gerçekleşen şaşırtıcı bir durumda da geçerli kaldığını en iyi hangi cümle vurgular?
- Even if the rules were clear, people would make mistakes.
- Even when the rules are clear, people sometimes make mistakes.
- When the rules are clear, people sometimes make mistakes.
Cevabı göster
Even when the rules are clear, people sometimes make mistakes.
Put someone in charge: sorumluluk veya yetki vermek
Put someone in charge, bir kişiye bir grup, görev veya durum üzerinde sorumluluk ve yetki vermek anlamına gelir. Kalıp put + kişi + in charge şeklindedir ve ardından çoğu zaman sorumluluk alanını belirten of + alan gelir. Cümledeki people are put in charge edilgen yapıdadır: onlara gücü başka biri verir. Buradaki charge fiyat veya suçlama değil, yönetim yetkisi ya da sorumluluk anlamındadır.
Alıştırma
Sorumluluk verildiği anlamına gelen hedef ifadeyle tamamlayın: The principal selected Ms. Lee to lead the event, so she was ____ of the event.
Cevabı göster
put in charge
Imagine you're put into a group of three people to make some important policy recommendations Kalıp ifadeler
1:39Önemli politika önerileri hazırlamak üzere üç kişilik bir gruba yerleştirildiğinizi
Bazı önemli politika önerileri hazırlamak
Bu cümlede make some important policy recommendations, bir politikanın nasıl oluşturulması veya değiştirilmesi gerektiğine ilişkin önemli tavsiyeler hazırlayıp sunmak anlamına gelir. Buradaki recommendations, karar vericilere yönelik önerilerdir; ürün tavsiyesi değildir. İngilizcede make + recommendation yaygın bir eşdizimdir. Make tavsiyenin oluşturulmasını veya sunulmasını, policy ise tavsiyenin ilgili olduğu alanı belirtir.
Alıştırma
Kamu politikası kararlarına yön verebilecek tavsiyeler hazırlamak anlamını hangi ifade doğal biçimde verir?
- make policy recommendations
- do policy recommendations
- perform policy recommendations
Cevabı göster
make policy recommendations
and you're told you're in charge of the group.
1:44ve size grubun lideri olduğunuzun söylendiğini hayal edin.
A plate of five yummy cookies gets put in front of you, Dilbilgisi
1:46Önünüze beş nefis kurabiyenin bulunduğu bir tabak konuyor
Gets put: get + geçmiş zaman ortacıyla edilgen yapı
Gets put ifadesinde get + geçmiş zaman ortacı edilgen bir yapı oluşturur: tabak eylemi yapmaz, put eylemine maruz kalır. Burada put geçmiş zaman ortacıdır ve biçimi değişmez. Get ile kurulan edilgen yapı, çoğunlukla öznenin başına gelen veya onu yeni bir duruma ya da konuma getiren bir olayı anlatır. Tabağı kimin koyduğu belirtilmez; çünkü önemli olan yerleştirme eylemidir, eylemi yapan kişi değil.
Alıştırma
Get + geçmiş zaman ortacını edilgen yapı olarak doğru kullanan cümleyi seçin.
- Your photo gets upload after you tap Save.
- Your photo gets uploaded after you tap Save.
- Your photo gets uploading after you tap Save.
Cevabı göster
Your photo gets uploaded after you tap Save.
It turns out in studies, the person in charge is most likely to take the fourth cookie
1:53Araştırmalar, dördüncü kurabiyeyi alma ihtimali en yüksek kişinin grubun lideri olduğunu gösteriyor,
while everybody leaves the last one on the plate to be polite.
1:57oysa herkes son kurabiyeyi kibarlık olsun diye tabakta bırakıyor.
So, are rude people just more likely to become rich, Anlatım akışı
2:00Peki, kaba insanların mı zengin olma ihtimali daha yüksek,
Are rude people more likely...? yoksa does being rich make you worse?: iki nedensellik yönü
or ile kurulan seçenekli soru, iki olası nedensellik yönünü yan yana koyar. İlk bölüm, zaten kaba olan insanların daha sonra zengin olma ihtimalinin daha yüksek olup olmadığını; ikinci bölüm ise zengin olmanın insanları değiştirip davranışlarını kötüleştirip kötüleştirmediğini sorar. Bu yapı, gözlemlenen bir bağlantıyı kanıt olarak kabul etmek yerine araştırma sorusuna dönüştürür. İki olasılık zıt yönleri gösterir ve kanıtlar ikisini birden, hiçbirini ya da başka bir açıklamayı destekleyebilir.
Alıştırma
Cümle esas olarak ne yapıyor?
- Kaba insanların her zaman zengin olduğunu iddia etmek
- Zenginlik ile kabalık arasında ilişki olmadığını göstermek
- Neden ve sonucun iki olası zıt yönünü karşılaştırmak
Cevabı göster
Neden ve sonucun iki olası zıt yönünü karşılaştırmak
Counter to what we might believe: şaşırtıcı bir geçişi haber vermek
Counter to what we might believe, ardından gelecek iddia için bir giriş çerçevesi oluşturur. Dinleyiciye, gelecek kanıtın veya sonucun yaygın bir beklentiyle çeliştiğini bildirir. What we might believe temkinli ve kapsayıcı bir tını taşır: Konuşan kişi, doğrudan “sen yanılıyorsun” demek yerine beklentiyi herkesin paylaşabileceği bir düşünce gibi sunar. Böylece geçiş daha az çatışmacı olur.
Alıştırma
Sonucun ortak bir beklentiye ters olduğunu belirten dersteki tam ifadeyle cümleyi tamamlayın: ____, the simplest design was the hardest to use.
Cevabı göster
Counter to what we might believe
people who are the most likely to gain power in a group are actually the emotionally intelligent ones Notlar
2:08bir grupta güç kazanma ihtimali en yüksek kişiler aslında duygusal zekâsı yüksek olanlar;
Gain power: yetki veya etki elde etmek
To gain power, daha fazla yetki, etki veya kontrol elde etmek anlamına gelir. Bu cümlede, insanların bir grup içinde etkili hâle gelmesini anlatır; elektrik gücü elde etmekten söz etmez. Gain fiili, gücü elde etme sürecine veya sonucuna odaklanır. Bu gücün daha sonra nasıl kullanıldığını belirtmez.
Alıştırma
Yetkiyi elinde bulundurmayı veya kullanmayı değil, yetki elde etme sürecini özellikle hangi ifade anlatır?
- gain power
- exercise power
- hold power
Cevabı göster
gain power
Emotionally intelligent: duyguları anlamak ve yönetmek
Emotionally intelligent, kişinin hem kendisindeki hem de başkalarındaki duyguları fark edip anlayabilmesini, kendi duygusal tepkilerini yönetebilmesini ve uygun şekilde karşılık verebilmesini anlatır. Burada sosyal ve duygusal beceriye ilişkin olumlu bir değerlendirmedir. Yalnızca akademik anlamda zeki olmak ya da çok duygusal olmak demek değildir. -ly ile biten emotionally zarfı intelligent sözcüğünü niteler ve kişinin zekâyı hangi alanda gösterdiğini belirtir.
Alıştırma
Lina bir sınıf arkadaşının utandığını fark eder, konuyu nazikçe değiştirir ve daha sonra nasıl olduğunu sorar. Lina’nın becerisini en iyi hangi ifade tanımlar?
- intelligent
- emotionally intelligent
- emotional
Cevabı göster
emotionally intelligent
who focus on others, practice generosity, and aren't the bullies. Kalıp ifadeler
2:13yani başkalarına odaklanan, cömert davranan ve zorbalık etmeyen kişiler.
Bir değeri sürekli davranışa dönüştüren “practice generosity”
Practice generosity ifadesinde practice, bir değeri düzenli olarak davranışa dönüştürmek anlamına gelir. Generosity burada sınav ya da gösteri için çalışılan bir beceri değil, yaşamda sürdürülen bir alışkanlık olarak ele alınır. Cümlede bu ifade, insanların başkalarına nasıl davrandığını anlatan birkaç davranıştan biridir. Practice + değer kalıbı, practice kindness veya practice patience gibi bilinçli alışkanlıkları da anlatabilir.
Alıştırma
Cömert davranmayı düzenli bir alışkanlık hâline getirmek anlamındaki iki kelimelik ders ifadesiyle cümleyi tamamlayın: Our class tries to ____ by sharing books and helping new students.
Cevabı göster
practice generosity
tend to be the most prosocial and compassionate versus selfish. Notlar
2:21bencil olmaktan ziyade en yardımsever ve şefkatli kişiler olma eğiliminde olduklarını gösteriyor.
“At the top of the social hierarchy” ifadesindeki mecazi konum
At the top of burada mecaz anlamdadır: fiziksel bir yeri değil, bir sıralamadaki en yüksek konumu belirtir. Social hierarchy, insanları bir grup içindeki göreli statülerine, etkilerine veya konumlarına göre sıralayan yapıdır. Bu cümlede ifade, akranları arasında sosyal konumu en yüksek olan üniversite öğrencilerini belirtir. İnsanların fiziksel olarak başkalarının üstünde bulunduğunu söylemez ve tek başına en zengin oldukları anlamına gelmez.
Alıştırma
“Jordan is at the top of the social hierarchy in her club,” cümlesinde vurgulanan ifade ne anlama gelir?
- Jordan'ın diğer bütün kulüp üyelerinden daha fazla parası vardır.
- Jordan kulüp binasının en üst katında durmaktadır.
- Jordan kulüpte en yüksek göreli statüye veya etkiye sahiptir.
Cevabı göster
Jordan kulüpte en yüksek göreli statüye veya etkiye sahiptir.
tend to be: genel bir eğilim ifade etmek
Bu cümlede tend to be genel bir eğilimi belirtir: Anlatılan gruptaki öğrenciler çoğunlukla toplum yanlısı ve şefkatlidir, ancak bunun istisnasız her birey için doğru olduğu ileri sürülmez. Özne + tend to + fiilin yalın hâli yapısı, bir iddiayı uygun ölçüde temkinli tutarak olası veya tekrarlanan bir örüntüyü aktarmaya yarar. Burada be, to sonrasında yalın hâlde kalır.
Alıştırma
Cümleyi “genellikle, ama her zaman değil” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: With clear instructions, new users ____ less anxious.
Cevabı göster
tend to be
prosocial: başkalarına yarar sağlayan davranış
Prosocial, başka insanlara yardım eden veya iş birliğini ve grubun esenliğini destekleyen davranışı tanımlar. Burada öğrencilerin başkalarına yarar sağlayan biçimlerde davrandığını belirtir ve selfish ile karşıtlık kurar. Davranışın yönelimine veya etkisine odaklanan bir sosyal bilim terimidir. Yalnızca sosyal iletişimden hoşlanmak anlamına gelmez ve prosocial bir davranışın tamamen özverili olması gerekmez.
Alıştırma
Yalnızca sosyal iletişimden hoşlanmayı değil, diğer insanları veya grubun esenliğini destekleyen davranışı en iyi hangi kelime tanımlar? Bir öğrenci notlarını derse gelmeyen sınıf arkadaşlarıyla paylaşır ve herkesin grup projesini tamamlamasına yardım eder.
- polite
- sociable
- prosocial
- selfish
Cevabı göster
prosocial
where individuals who share their food and resources rise in ranks.
2:27yiyeceklerini ve kaynaklarını paylaşan bireyler daha üst sıralara yükseliyordu.
goes back to: bir kökenin izini sürmek
Bu cümlede goes back to, “kökeni … dayanır” ya da “… ile açıklanabilir” anlamındadır. Günümüzdeki fikri çok daha eski avcı-toplayıcı toplumla ilişkilendirir; kimse gerçek anlamda geçmişe gitmez. Bir düşüncenin, geleneğin veya durumun nerede başladığını izlemek için go back to + daha eski bir dönem, olay, kaynak veya neden yapısını kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Cümleyi go back to ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: This school tradition ____ a celebration held fifty years ago.
Cevabı göster
goes back to
hunter-gatherer roots: insanlığın erken dönem toplumsal kökenleri
Avcı-toplayıcılar, yiyeceklerinin büyük bölümünü tarım yerine avlanarak, balık tutarak ve yabani bitkiler toplayarak elde eden toplumlardaki insanlardır. Burada hunter-gatherer roots, insanlığın bu toplumlardaki derin toplumsal ve evrimsel kökenlerini ifade eder. Roots sözcüğü mecazidir: daha sonraki davranışların geliştiği kaynak anlamına gelir. İfade, konuşanın kişisel aile geçmişini veya bitki köklerini değil, insanlığın ortak geçmişini anlatır.
Alıştırma
Cümlede hunter-gatherer roots ne anlama geliyor?
- Konuşanın kendi aile geçmişi.
- Avcı-toplayıcı toplumlarla bağlantılı ortak erken insan kökenleri.
- Yiyecek olarak toplanan bitki kökleri.
Cevabı göster
Avcı-toplayıcı toplumlarla bağlantılı ortak erken insan kökenleri.
but once you feel powerful, you become more self-focused.
2:35ama kendinizi güçlü hissettiğiniz anda daha fazla kendinize odaklanıyorsunuz.
the power paradox: açıklanabilir, kendi kendini baltalayan bir örüntü
the power paradox ifadesi, sonraki cümlede anlatılan gerilime verilen addır: empati bir kişinin etki kazanmasına yardımcı olur, ancak kendini güçlü hissetmek dikkati kişinin kendisine yöneltebilir ve bu empatiyi zayıflatabilir. Burada paradox, mantıksal olarak imkânsız bir çelişki anlamına gelmez. Altta yatan davranış değişikliğiyle açıklanana kadar kendi amacını baltalıyor gibi görünen bir sonucu ifade eder. Bu adlandırma, iki aşamayı tek bir kavram altında toplar.
Alıştırma
Buradaki kullanımıyla the power paradox ifadesini en iyi hangi yorum açıklar?
- İnsanlar yalnızca kendilerine odaklanarak güç kazanırlar.
- Empati bir kişinin etki kazanmasına yardımcı olur, ancak kendini güçlü hissetmek daha sonra bu empatiyi azaltabilir.
- Güç ve empati aynı kişide asla bir arada bulunamaz.
Cevabı göster
Empati bir kişinin etki kazanmasına yardımcı olur, ancak kendini güçlü hissetmek daha sonra bu empatiyi azaltabilir.
Güç kazanmak için... ama kendinizi güçlü hissettiğinizde...
Cümle, hedefi To gain power ifadesiyle en başa yerleştirir. Cümle başındaki bu to’lu mastar, you need empathy gerekliliğinin hangi sonucu elde etmeyi amaçladığını gösterir. Ardından but once, bilgiyi sonraki aşamaya taşır ve karşıt bir değişikliği sunar: kişi kendini güçlü hissetmeye başladıktan sonra kendisine daha fazla odaklanır. Burada once, bir şeyin kaç kez olduğunu değil, “o duruma ulaşıldığında” anlamını veren bir bağlaçtır. To ..., but once ... kalıbı, önce ve sonra arasındaki karşıtlığı tek bir cümlede özlü biçimde anlatmaya yarar.
Alıştırma
Cümleyi To ... but once ... kalıbıyla tamamlayın: ____ earn trust, you need to listen, but ____ people begin relying on you, you must set clear boundaries.
Cevabı göster
To · once
You can even see this in the brain when using fMRI scans. Kültür
2:39Bunu fMRI taramalarıyla beyinde bile görebilirsiniz.
fMRI taramaları
fMRI, functional magnetic resonance imaging, yani işlevsel manyetik rezonans görüntüleme ifadesinin İngilizce kısaltmasıdır. Bu cümlede fMRI taramaları, kan akışıyla ilişkili değişiklikleri saptayarak hangi beyin bölgelerinin daha fazla veya daha az etkin olduğunu tahmin etmek için kullanılan beyin görüntüleme taramalarıdır. Bu kanıt dolaylıdır: tarama, düşüncelerin fotoğrafını çekmez veya içeriklerini okumaz. Burada yazarın davranış gözlemlerinden beyin bölgelerindeki etkinliğe ilişkin kanıtlara geçmesini sağlar.
Alıştırma
Bu bilimsel bağlamda fMRI taramaları ne sağlar?
- Yalnızca kafatasının dış biçimini ölçerler.
- Beyin etkinliğiyle ilişkili kan akışı değişikliklerini gösterirler.
- Bir kişinin özel düşüncelerini doğrudan kaydederler.
Cevabı göster
Beyin etkinliğiyle ilişkili kan akışı değişikliklerini gösterirler.
or considering the thoughts of others show less activity in those with a higher social class.
2:47veya başkalarının düşüncelerini değerlendirirken sosyal sınıfı daha yüksek kişilerde daha az etkinlik gösteriyor.
Prefrontal korteks
The prefrontal cortex, prefrontal korteks anlamına gelir ve beyin korteksinin yaklaşık olarak alnın arkasında bulunan ön kısmıdır. Bu cümlede zihinsel durumları anlama ve başkalarının düşüncelerini değerlendirme süreçleriyle ilişkili bir beyin bölgesini adlandırır. areas like the prefrontal cortex ifadesi, onu sürece katılan tek bölge olarak değil, bir örnek olarak sunar. Cümle, tanımlanan grupta bu tür alanların daha düşük etkinlik gösterdiğini bildirir; bu tek alanın yalnız başına çalıştığını veya tüm beyin olduğunu ileri sürmez.
Alıştırma
Cümlede areas like the prefrontal cortex ifadesi ne anlatır?
- Prefrontal cortex tüm beyin anlamına gelir.
- Prefrontal korteks, sürece katılan tek beyin alanıdır.
- Prefrontal korteks, ilgili beyin alanlarından bir örnektir.
Cevabı göster
Prefrontal korteks, ilgili beyin alanlarından bir örnektir.
when understanding ... or considering: paralel ve kısaltılmış when yan cümlesi
Bu cümlede when, beyin bölgelerinin etkinleştiği durumu tanıtır. understanding mental states ve considering the thoughts of others, or ile bağlanan paralel iki -ing öbeğidir; or iki olası etkinliği sıralar, bunlardan yalnızca birinin gerçekleşebileceğini söylemez. Bu kullanım, when a person understands mental states or considers other people's thoughts gibi daha tam bir yan cümleyi kısaltır. Katılımcı bağlamdan anlaşılır; bu nedenle özne atılır ve iki etkinlik de -ing biçimiyle ifade edilir.
Alıştırma
Bu cümleyi paralel ve kısaltılmış bir when yan cümlesiyle doğru biçimde hangi seçenek tamamlar? Analysts should remain cautious when interpreting limited data or ... alternative explanations.
- to consider
- considered
- considering
- they consider
Cevabı göster
considering
Poor people also have a greater ability to assess the emotional states of others, Kalıp ifadeler
2:52Yoksul insanlar ayrıca başkalarının duygusal durumlarını değerlendirmede daha başarılı oluyor,
have a greater ability to assess: resmî yetenek karşılaştırması
have + a/an + sıfat + ability + to-mastar kalıbı, bir kapasiteyi isim öbeği olarak sunar. Burada to assess, yeteneğin uygulandığı eylemi belirtir; greater ise bu yeteneğin derecesini başka bir grupla karşılaştırır. Bu biçim, yeteneğin kendisini konu yaptığı için resmî analizlerde yaygındır. Yalnızca can assess demekten daha açık ve isim odaklıdır; greater daha güçlü bir kapasiteyi ifade eder, daha fazla sayıda insanı değil.
Alıştırma
Cümleyi hedef resmî yetenek karşılaştırma ifadesiyle tamamlayın: Researchers with specialist training ____ subtle risks than novices.
Cevabı göster
have a greater ability to assess
have more interpersonal interactions, greater eye contact, head nodding, and laughing
2:56kişiler arası etkileşimleri daha fazla; daha çok göz teması kuruyor, başlarını sallıyor ve gülüyorlar.
compared to richer people who are more likely to self-groom, fidget, or doodle. Kelime
3:01Buna karşılık daha zengin kişiler saçlarını ya da kıyafetlerini düzeltmeye, kıpırdanmaya veya bir şeyler karalamaya daha yatkın oluyor.
self-groom, fidget ve doodle arasında seçim yapmak
Bu sıralamada self-groom, fidget ve doodle, başkalarıyla etkileşime yönelmeyen üç gözlemlenebilir davranışı adlandırır. Self-groom kişinin kendi görünümünü düzeltmesi veya temizlemesi; fidget küçük ve huzursuz hareketler yapması; doodle ise dalgın biçimde basit şekiller ya da resimler çizmesi demektir. Üç fiil de more likely to yapısının kapsamındadır ve alternatif davranışlar olarak or ile bağlanır. Göz teması, baş sallama ve gülmeyle karşıtlık oluştururlar, ancak eş anlamlı değildirler.
Alıştırma
Bir öğrenci huzursuz olduğu için sandalyesinde sürekli yer değiştiriyor ve ayağını yere vuruyor. Bu davranışı en iyi hangi fiil anlatır?
- doodle
- fidget
- self-groom
Cevabı göster
fidget
One possible explanation for this is that people with less materials, resources, and privilege Anlatım akışı
3:05Bunun olası bir açıklaması, maddi imkânları, kaynakları ve ayrıcalıkları daha az olan insanların
rely more on others to meet their needs, Kalıp ifadeler
3:10ihtiyaçlarını karşılamak için başkalarına daha çok bel bağlaması
One possible explanation for this is that: geçici bir neden sunmak
Bu kalıp önce this ile az önce belirtilen gözleme gönderme yapar, ardından önerilen bir nedeni that yan cümlesiyle sunar. Açıklamayı gözlemlenen bir sonuçtan olası bir nedene doğru düzenler: One possible explanation for this is that + yan cümle. One ve possible iddianın kesinliğini azaltır. Konuşmacı makul bir mekanizma önerir; bunun kanıtlandığını veya tek açıklama olduğunu söylemez.
Alıştırma
Cümleyi dersteki ihtiyatlı açıklama kalıbının aynısıyla tamamlayın: The café has been quieter since the road closed. ____ customers can no longer park nearby.
Cevabı göster
One possible explanation for this is that
rely on others to meet their needs yapısında bağımlılık ve amaç
Burada rely more on others, başka insanlara daha büyük ölçüde bağımlı olmak anlamına gelir. More, rely fiilini niteler; dolayısıyla başvurulan insan sayısını değil, bağımlılığın derecesini karşılaştırır. Rely on someone to do something kalıbı hem yardımı kimin sağlayacağını hem de o kişiden hangi eylemin beklendiğini belirtir. Meet their needs, bu insanların ihtiyaç duyduğu şeyleri karşılamak veya sağlamak demektir; meet burada gerçek anlamıyla “buluşmak” değildir. Bu bağlamda their, başkalarına güvenen insanları ifade eder.
Alıştırma
Cümleyi rely on someone to meet needs kalıbıyla tamamlayın: The shelter ____ local volunteers ____ residents' basic needs.
Cevabı göster
relies on · to meet
and this creates a pressure to be more emotionally intelligent.
3:12ve bunun onları duygusal açıdan daha zeki olmaya zorlamasıdır.
but in general, as your wealth increases, your empathy decreases, Dilbilgisi
3:19ama genel olarak servetiniz arttıkça empatiniz azalıyor;
as your wealth increases, your empathy decreases: as ile değişen iki eğilimi bağlama
Burada as, değişen iki durumu birbirine bağlar: servet artarken empati azalır. Paralel as + özne + fiil, özne + fiil kalıbı, bir değişkenin diğeriyle birlikte nasıl değiştiğini göstermek için kullanışlıdır. Buradaki your belirli bir dinleyiciyi değil, genel olarak insanları anlatır. in general ile birlikte cümlenin herkeste olan bir durumu ya da otomatik bir neden-sonuç kanıtını değil, genel bir eğilimi anlattığını gösterir.
Alıştırma
'the temperature falls' ipucunu kullanarak eğilim cümlesini bir as yan cümlesiyle tamamlayın: ____, the need for heating increases.
Cevabı göster
As the temperature falls
making rich people statistically more likely to be jerks. Dilbilgisi
3:23bu da zengin insanların istatistiksel olarak pislik olma ihtimalini artırıyor.
of course, not all ... ile genellemeyi sınırlandırma
Of course, not all rich people are jerks ifadesinde of course, bu sınırlamayı konuşanın dinleyicilerce kabul edilmesini beklediği bir şey olarak sunar. Not all, her zengin kişinin bu tanıma uyduğu yönündeki mutlak iddiayı reddeder; en azından bazılarının bu etiketin dışında kaldığını belirtir, hiç kimsenin uymadığını değil. Bu giriş, konuşan istatistiksel bir eğilim sunmadan önce grup hakkındaki ifadeyi sınırlar. Genel olarak neyin daha olası olduğuna ilişkin bir iddianın her birey için geçerli bir iddia gibi anlaşılmasını önlemeye yardımcı olur.
Alıştırma
İstatistiksel eğilimden önce gelen “Of course, not all rich people are jerks” ifadesinin söylem işlevi nedir?
- Konuşan genel bir eğilim belirtmeden önce, bunun her kişi için geçerli olduğu iddiasını dışlar.
- Konuşanın genel eğilimi tamamen geri çektiğini söyler.
- Hiçbir zengin kişinin asla kötü davranamayacağını söyler.
Cevabı göster
Konuşan genel bir eğilim belirtmeden önce, bunun her kişi için geçerli olduğu iddiasını dışlar.
making rich people statistically more likely: sonuç bildiren bir -ing ifadesi
Virgülden sonraki making ifadesi, önceki cümlenin tamamının sonucunu verir. which makes ... biçiminde açılabilir: daha önce anlatılan servet ve empati eğilimi, zengin insanların istatistiksel olarak kaba olma ihtimalini artıran bir sonuç doğurur. Buradaki making, şimdiki zaman ortacı biçimidir; sürekli zamanın parçası değildir. İfadenin içinde make, make + isim + sıfat ifadesi kalıbını izler: making + rich people + statistically more likely. Statistically, iddiayı bir grupta ölçülen eğilimle sınırlar; more likely ise kesinliği değil, olasılığın arttığını anlatır.
Alıştırma
'make delays more likely' ipucunu kullanarak cümleyi virgül + -ing sonuç ifadesiyle tamamlayın: Heavy snow covered the tracks, ____.
Cevabı göster
making delays more likely
For today's video, we've teamed up with Audible, Öbek fiiller
3:27Bugünkü video için Audible ile iş birliği yaptık;
teamed up with: bir iş birliğini duyurmak
Bu cümlede “we've teamed up with Audible”, videoyu hazırlayanlarla Audible'ın bu video için bir iş birliği kurduğu anlamına gelir. Team burada fiildir ve up öbek fiilin bir parçasıdır; yukarı doğru hareket anlatmaz. “We've teamed up” biçimindeki present perfect, ortaklığı yeni kurulmuş ve şu anla ilgili olarak sunar. Bu yüzden mevcut bir sponsoru veya proje ortağını duyururken doğal kullanılır. Aktarılabilir kalıp team up with + kişi veya kuruluştur.
Alıştırma
İş birliği duyurusunu dersteki öbek fiille tamamlayın: For our school podcast, we've ____ with the local library to record a history series.
Cevabı göster
teamed up
who's offering everybody who's watching this video a chance to try them out for free for 30 days. Öbek fiiller
3:29Audible, bu videoyu izleyen herkese hizmetini 30 gün boyunca ücretsiz deneme fırsatı sunuyor.
try them out: karar vermeden önce denemek
“Try them out” ifadesindeki try out, devam edip etmemeye karar vermeden önce hizmetlerin size uygun olup olmadığını görmek için onları sınırlı bir süre kullanmak veya deneyimlemek anlamına gelir. Out, ayrılabilen öbek fiilin bir parçasıdır; dışarı çıkmayı anlatmaz. Nesne zamiri them, try ile out arasına gelmelidir: try them out. Nesne bir isim olduğunda hem try the service out hem de try out the service mümkündür. Aktarılabilir kalıp try + zamir + out biçimindedir.
Alıştırma
Try out ve them zamirini kullanarak cümleyi tamamlayın: Before we buy the tablets for the class, let's ____.
Cevabı göster
try them out
All you have to do is go to audible.com/asap or text asap to 500-500, Dilbilgisi
3:34Yapmanız gereken tek şey audible.com/asap adresine gitmek veya 500-500'e asap yazıp mesaj atmak,
download your first title, and start listening.
3:39ilk sesli kitabınızı indirmek ve dinlemeye başlamak.
All you have to do is + fiilin yalın hâli
All you have to do is, bir sonuca ulaşmak için tek gereklilik olarak sunulan eylemi ya da eylemler dizisini tanıtır. Yeni bir yükümlülük eklemek yerine yönergeleri basit ve yapılabilir gösterir. all yan cümlesinde do bulunduğunda, is sonrasındaki tamamlayıcı is go örneğindeki gibi doğrudan fiilin yalın hâliyle başlayabilir. download ve start gibi sıralı fiiller de aynı yapıya bağlanabilir. Örnekte is sonrasında birkaç eylem bulunur, ancak tüm dizi gerekenlerin tamamı olarak sunulur.
Alıştırma
Hedef all + have to do + be yapısıyla tamamlayın: To open the file, ____ double-click its name.
Cevabı göster
all you have to do is
Listening is the best way to finish the content that you love while doing the things you love. Dilbilgisi
3:41Dinlemek, sevdiğiniz şeyleri yaparken sevdiğiniz içerikleri sonuna kadar takip etmenin en iyi yoludur.
while doing...: while + -ing ile eş zamanlı eylemler
While doing the things you love, kısaltılmış bir zaman yan cümlesidir. Burada while aynı zaman içinde anlamına gelir; dolayısıyla doing, içeriği bitirme eylemiyle aynı anda gerçekleşen arka plan etkinliğini anlatır. Buradaki while, whereas karşılığındaki zıtlık anlamını taşımaz. doing eyleminin örtük yapanı, içeriği bitiren genel you ile aynıdır. Yapan ortak ve açık olduğunda while + -ing, while you are doing gibi tam bir yan cümlenin yerine geçerek cümleyi daha kısa hâle getirebilir.
Alıştırma
Bilgileri kısaltılmış bir while yan cümlesiyle birleştirin: Mia checked her email. Mia was waiting for the train. Mia checked her email ____ for the train.
Cevabı göster
while waiting
And Audible has the largest selection of audiobooks on this here said planet, Kalıp ifadeler
3:45Üstelik Audible, şu gezegendeki en geniş sesli kitap seçkisine sahip;
the largest selection of audiobooks: seçenek çeşitliliği ve en üstünlük iddiası
Bu cümlede the selection of audiobooks, aralarından seçim yapılabilecek sesli kitap başlıklarının çeşitliliği veya bütünü anlamına gelir. Burada selection, tek bir öğeyi seçme eylemini değil, mevcut seçenekler grubunu adlandırır. Largest, large sıfatının en üstünlük biçimidir. Bu ifade, Audible'ın örtük karşılaştırma grubundaki diğer tüm hizmetlerden daha fazla sesli kitap seçeneğine sahip olduğunu iddia eder. Bu tanıtım bağlamında bir ürün iddiası işlevi görür.
Alıştırma
Cümlede the largest selection of audiobooks ne iddia ediyor?
- Yalnızca en uzun sesli kitapları satar.
- Bir sesli kitabı diğer hizmetlerden daha dikkatli seçer.
- İlgili karşılaştırmadaki diğer tüm hizmetlerden daha fazla sesli kitap başlığı arasından seçim yapma olanağı sunar.
Cevabı göster
İlgili karşılaştırmadaki diğer tüm hizmetlerden daha fazla sesli kitap başlığı arasından seçim yapma olanağı sunar.
like our recommendation for today, which is The Influential Mind by Tali Sharot.
3:49bunlar arasında bugünkü önerimiz Tali Sharot'nun The Influential Mind adlı kitabı da var.
And she looks into how data isn't always the best way to change somebody's mind, Notlar
3:53Sharot, birinin fikrini değiştirmek için verileri kullanmanın neden her zaman en iyi yol olmadığını inceliyor
looks into: bir soruyu araştırır
Looks into, bir şeyi anlamak amacıyla araştırmak veya dikkatle incelemek anlamına gelir. Burada verilerin ikna üzerindeki etkisi meselesini inceliyor; ifade fiziksel olarak bir şeyin içine bakmayı anlatmaz. Look into yapısından sonra bir isim öbeği veya wh-sözcüğüyle başlayan yan cümle gelebilir. looks into how data isn't always the best way to change somebody's mind ifadesinde how ile başlayan yan cümle araştırılan konudur.
Alıştırma
Cümleyi araştırmak anlamına gelen iki sözcüklü phrasal verb ile tamamlayın: The safety team will ____ the cause of the alarm.
Cevabı göster
look into
change somebody's mind: birinin fikrini değiştirmek
Change somebody's mind, bir kişinin farklı bir görüşü, inancı veya kararı benimsemesini sağlamak demektir. İyelik biçimi, etkilenen kişiye göre değişir: change my mind, change her mind veya change the voters' minds. Bu ifade ettirgendir: dil bilgisel özne değişimi meydana getiren kişi, kanıt veya deneyimdir; somebody ise kimin görüşünün değiştiğini belirtir. Bir görüşü değiştirmeyi anlatır, beyni fiziksel olarak değiştirmeyi değil.
Alıştırma
İngilizce cümleyi change somebody's mind ifadesinin uygun biçimiyle tamamlayın: Lena rejected the proposal at first, but the new evidence may ____.
Cevabı göster
change her mind
and instead looks at how our minds actually operate when we're forming opinions or trying to make arguments. Kalıp ifadeler
3:57ve bunun yerine, fikir oluştururken ya da savlar ortaya koymaya çalışırken zihnimizin gerçekte nasıl işlediğine bakıyor.
forming opinions ... make arguments: görüş oluşturmak ve savlar sunmak
Form an opinion, bir görüş geliştirmek veya bir görüşe varmak demektir. Form, görüşü şekillenmekte olan bir şey olarak sunar; yalnızca önceden var olan bir görüşü sesli olarak söylemek anlamına gelmez. Make an argument, bir iddiayı destekleyen gerekçeler kurmak veya sunmak demektir. Burada argument, gerekçeli bir sav anlamındadır; mutlaka öfkeli bir tartışma demek değildir. Cümle, görüş geliştirmek ile onu destekleyen nedenler sunmayı karşılaştırır.
Alıştırma
İngilizce cümleyi iki hedef eşdizimle tamamlayın: People often ____ from limited information and then ____ to defend them.
Cevabı göster
form opinions · make arguments
Audible allows you to switch seamlessly between devices, Kalıp ifadeler
4:02Audible, kullandığınız cihazlar arasında sorunsuzca geçiş yapmanızı sağlıyor;
whether it's your car, your tablet, or your phone. Dilbilgisi
4:05ister arabanızda, ister tabletinizde, ister telefonunuzda dinleyin.
switch seamlessly between devices: cihazlar arasında kesintisiz geçiş yapmak
Switch seamlessly between devices, fark edilir bir kesinti olmadan veya çok az kesintiyle bir cihazdan diğerine geçmek demektir. Seamlessly, deneyimin akıcı biçimde devam ettiğini belirtir: hizmet, sizi baştan başlatmak yerine kaldığınız yeri veya mevcut durumu korur. Burada between, cihaz seçeneklerini tanıtır. Seçenekler tek tek ve açıkça belirtilmişse between üç ya da daha fazla alternatifle kullanılabilir; bu nedenle araba, tablet ve telefon sayılması doğaldır.
Alıştırma
Cihazlar arasında fark edilir bir kesinti olmadan geçiş yapabilme anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: This account lets you ____ without losing your place.
Cevabı göster
switch seamlessly between devices
whether it's A, B, or C: ister A, ister B, ister C olsun
Whether it's A, B, or C birkaç olası durumu tanıtır ve ana ifadenin bunların her birinde geçerli olduğunu belirtir. Bu cümlede Audible listelenen bütün ortamlarda çalışır; konuşan kişi dinleyiciden bunlardan birini belirlemesini istemez. Bu yan cümle genellikle genel bir ifadenin ardından gelir ve örnekler vererek kapsamı somutlaştırır. Anlamı no matter whether it is A, B, or C yapısına yakındır; kısa biçim konuşmada ve genel açıklamalarda doğal duyulur.
Alıştırma
“Hangi koşul geçerli olursa olsun” anlamındaki iki sözcüklü yapıyla cümleyi tamamlayın: The picnic will go ahead, ____ sunny, cloudy, or cool.
Cevabı göster
whether it's
It will always keep you up to date on where you last left off. Notlar
4:07En son kaldığınız yeri her zaman kaydediyor.
keep you up to date on: sürekli güncellemeler
Keep someone up to date on something, bir konu hakkındaki en yeni bilgileri birine vermeye devam ederek o kişinin sürekli bilgi sahibi olmasını sağlamak demektir. Bu cümlede sistem, dinleyiciye en son dinlemeyi bıraktığı kesin noktayı bildirmeye devam eder. Yapı keep + kişi + up to date + on + konu veya soru sözcüklü yan cümle şeklindedir. Keep, bilgi sahibi olma durumunun sürdüğünü gösterir; on ise güncellemelerin hangi konuyla ilgili olduğunu belirtir. Up to date güncel bilgi anlamına gelir, takvimdeki bir son tarihi değil.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki “sana en yeni bilgileri vermeye devam etmek” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: This app will ____ your delivery status.
Cevabı göster
keep you up to date on
left off: bir etkinliğin durduğu nokta
Burada left off, leave off fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve “bir etkinliğin belirli bir noktasında durdu” anlamına gelir. Bu nedenle where you last left off, dinleyicinin daha önce durduğu konumu veya aşamayı belirtir. Bu kullanım okuma, izleme, konuşma veya çalışma gibi daha sonra sürdürülebilecek etkinliklerde yaygındır. Aktarılabilir yapı where + özne + left off şeklindedir ve önünde sık sık continue, resume, start veya pick up bulunur.
Alıştırma
Cümleyi, dersteki “daha önce belirli bir noktada durdu” anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: After lunch, we'll continue the discussion from where we ____.
Cevabı göster
left off
That's audible.com/asap or text asap to 500-500.
4:10Yani audible.com/asap adresine gidin veya 500-500'e asap yazıp mesaj atın.
Thank you again, as always, for watching,
4:16Her zamanki gibi izlediğiniz için tekrar teşekkür ederiz,
and we will see you next Thursday for a new science video.
4:18yeni bir bilim videosuyla gelecek perşembe görüşürüz.