Tuhaf durumlardan nasıl kurtulursunuz - Mini İngilizce Dersi: İngilizce çalışma notları
British Council | English
Video özeti: Bu video, İngilizce konuşanların üç rahatsız edici sosyal durumda dolaylı dili nasıl kullandığını açıklar: fazla uzayan bir ziyaretin sona ermesi gerektiğini belli etmek, yemeği hazırlayan kişiyi incitmeden daha fazla yemeyi reddetmek ve kişiyi açıkça reddetmeden buluşma davetini geri çevirmek. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. have you seen the time? — Konuşma edimbilimi ve tutum: Bu sorunun her zaman gerçekten saati öğrenmek amacıyla sorulmadığını fark edin. Geç olmuşsa ve misafir uzun süredir evdeyse, ziyaretin bitmesi gerektiğine dair nazik bir işaret olabilir; bağlamı anlamak, ev sahibinin asıl niyetini gözden kaçırmanızı önler. 2. Oh, that was lovely, but — Konuşma edimbilimi ve tutum: Daha fazla yemek istemediğinizde önce olumlu bir yorum yapıp ardından but ile reddetmeye geçmeyi öğrenin. Bu sıralama, sınırınızı belirtmeden önce yemeği yapan kişinin emeğini takdir eder; böylece artık yiyemediğinizi, yemeği eleştiriyormuş gibi duyulmadan söyleyebilirsiniz. 3. already have plans — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: plans sözcüğünün burada yazılı planları değil, önceden belirlenmiş randevu veya etkinlikleri anlattığını kavrayın. Bir daveti, doğrudan buluşmak istemediğinizi söylemek yerine programınıza gönderme yaparak reddetmek ve karşı tarafın duygularını korumak için bu doğal sözcük birleşimini kullanabilirsiniz.
Bu derste
Have you ever wanted somebody to leave your house Dilbilgisi
0:00Hiç birinin evinizden gitmesini istediğiniz oldu mu
Have you ever wanted ...?: bugüne kadar bir isteğin olup olmadığını sormak
Have you ever wanted ...? sorusu, dinleyenin geçmişten bugüne hayatının herhangi bir döneminde belirli bir isteği olup olmadığını sorar. Have wanted, present perfect yapısındadır; ever ise “hiç, herhangi bir zamanda” anlamını verir. yesterday gibi bitmiş ve belirli bir geçmiş zaman belirtilmediğinde bu kalıbı kullanın. Dinleyeni buna uyan herhangi bir deneyimi düşünmeye çağırdığı için bir konuyu açmanın doğal bir yoludur.
Alıştırma
Deneyim sorusunu Have you ever wanted kalıbıyla tamamlayın: ____ to try painting?
Cevabı göster
Have you ever wanted
How about saying ...?: -ing biçimini kullanmak
How about + fiilin -ing biçimi bir eylem önerebilir veya o eylemi sıradaki konu olarak gündeme getirebilir. Burada How about saying no ... buluşma isteğini reddetme durumunu sonraki konu olarak tanıtır; doğrudan emir vermez. About bir edattır, bu yüzden ardından gelen fiil -ing biçimini alır: say değil, saying kullanılır.
Alıştırma
take fiilini How about + fiilin -ing biçimi kalıbında kullanın: ____ the train tomorrow?
Cevabı göster
How about taking
meet up with someone: biriyle buluşmak
Meet up with someone, genellikle önceden kararlaştırılmış, sosyal ve rahat bir buluşma için biriyle buluşmak demektir. Bu ifade, karşılaşmayı değil, birlikte yapılmış bir buluşma planını vurgular. Yapı meet up with + kişi şeklindedir; with buluşacağın kişiyi tanıtır. Orijinal cümlede meet up with you, seninle sosyal bir ortamda buluşmak anlamına gelir; tesadüfen karşılaşmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Rahat bir buluşma planını anlatan doğal ifadeyi tamamla: Let's ____ our friends at the library.
Cevabı göster
meet up with
we don't really say these things directly: bu şeyleri genellikle doğrudan söylemeyiz
Bu cümle, bir şeyi reddetmek veya zor bir istekte bulunmak gibi rahatsız edici durumlarda İngilizce konuşanların mesajı en doğrudan biçimde söylemekten genellikle kaçındığını anlatır. Bu, İngilizce için sürekli geçerli bir kural değil, yaygın bir iletişim stratejisidir. Really, genellemeyi yumuşatır: “asla” değil, “genellikle değil” anlamı verir. Konuşan kişi, karşı tarafa ima ederek, bir neden sunarak veya üzerindeki baskıyı azaltarak dolaylı konuşmayı tanıtmaktadır.
Alıştırma
Şu ifadeyi değerlendir: Bu cümle, İngilizcede insanların doğrudan isteklerde bulunmasına hiçbir zaman izin verilmediği anlamına gelir.
- Yanlış
- Doğru
Cevabı göster
Yanlış
"Hi, is it all right if you leave my house, Ton ve niyet
0:24"Merhaba, evimden gitsen sorun olur mu,
you wouldn't say: normalde ya da uygun biçimde söylenmeyen şey
you wouldn't say ... ifadesindeki wouldn't, geçmişte bir şeyi söylemediğiniz anlamına gelmez. Varsayımsal ya da genel bir durum kurar ve bu sözlerin birinin normalde ya da uygun biçimde söyleyeceği şeyler olmadığını belirtir. Bu kalıp, bir ifadenin doğal olmadığını, uygunsuz ya da kaba olduğunu açıklamak için kullanılır. Doğrudan Don't say that. emrine göre çoğu zaman daha çok bir yönlendirme gibi duyulur.
Alıştırma
Örnekteki you wouldn't say ne anlama gelir?
- Bunun insanların normalde ya da uygun biçimde söyleyeceği bir şey olmadığı
- Bunu daha önce söylemediğiniz
- Herhangi bir şey söylemenizin yasak olduğu
Cevabı göster
Bunun insanların normalde ya da uygun biçimde söyleyeceği bir şey olmadığı
is it all right if: izin kalıbı her isteği kibar yapmaz
Is it all right if ...?, if sözcüğünden sonraki durumun kabul edilebilir olup olmadığını sorar. Is it all right if I sit here? örneğinde olduğu gibi, en doğal biçimde konuşanın kendi eylemi için izin istemesinde kullanılır. Örnekte if sözcüğünden sonraki eylemi dinleyen kişi yapar: you leave my house. Kibar soru kalıbı ve please, karşıdaki kişiden gitmesini isteyen asıl mesajı ortadan kaldırmaz; bu yüzden cümle hâlâ soğuk veya istenmediğini hissettiren bir ifade gibi duyulabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede is it all right if izin istemek için doğal biçimde kullanılmıştır?
- Is it all right if I sit here?
- Is it all right if you stop being annoying?
- Is it all right if you leave now?
Cevabı göster
Is it all right if I sit here?
sounds very rude: sözlerin bıraktığı izlenimi anlatmak
sound + sıfat kalıbı, bir şeyin bıraktığı izlenimi anlatır. Burada sounds very rude, sözlerin dinleyen kişide çok kaba bir izlenim bıraktığı anlamına gelir. it is rude ifadesine göre it sounds rude, kullanılan sözlerin başka birine nasıl gelebileceğine odaklanır. Ton, sözcük seçimi veya nezaket hakkında konuşurken kullanışlıdır.
Alıştırma
Hangi cümle, birinin sözlerinin bıraktığı izlenimi anlatmak için sound + sıfat yapısını kullanır?
- That reply sounds very rude.
- He heard the rude reply.
- I listened carefully to that rude reply.
Cevabı göster
That reply sounds very rude.
and the indirect language that you can use in those situations.
0:36ve o durumlarda kullanabileceğiniz dolaylı dile.
we're going to look at ...: sıradaki konuyu önceden belirtmek
Bu videoda we're going to look at ... ifadesi, sırada hangi konunun ele alınacağını izleyiciye bildirir. Burada look at yalnızca gözlerle bakmak anlamına gelmez; bir konuyu incelemek, tartışmak veya öğrenmek anlamına gelir. Bu ifade bir yönlendirme işareti gibi çalışır: ayrıntılar başlamadan önce konuyu ve kapsamı belirtir. Konuyu look at ifadesinden sonra getirin; look at three situations veya look at two examples gibi.
Alıştırma
Aynı yönlendirme ifadesiyle ders tanıtımını tamamlayın: Today, ____ how animals find food.
Cevabı göster
we're going to look at
start subtly: nazik bir ipucuyla başlamak
Start subtly, nazik ve çok belirgin olmayan bir ipucuyla başlamak demektir. Bu cümlede ev sahibi hemen “Şimdi git” demek yerine, misafire ziyaretin yeterince uzun sürdüğünü anlatan bir işaret vermelidir. Start sözcüğü de önemlidir: üstü kapalı anlatım ilk adımdır, mutlaka tek adım değildir. Karşıdaki kişi ipucunu anlamazsa konuşan kişi daha açık olabilir.
Alıştırma
Bir arkadaşınız geç saate kadar kaldı ama onu utandırmak istemiyorsunuz. “start subtly” ne yapmanızı önerir?
- Hemen yüksek sesle emir vermek.
- Nazik bir ipucuyla başlamak.
- Hiçbir şey söylememek ve daha sonra da açık konuşmamak.
Cevabı göster
Nazik bir ipucuyla başlamak.
Well, it's been lovely.: kibar bir kapanış işareti
Well, it's been lovely. kelime anlamıyla birlikte geçirilen zamanı olumlu biçimde özetler. Bir ziyaretin sona ermek üzere olduğu açıkça belli olduğunda, kibar bir kapanış işareti de olabilir: konuşan kişi ziyaretin veya sohbetin bitmesi gerektiğini ima ediyor olabilir. Well, konuşmayı sonuca doğru yönlendirir; it's been ise şu ana kadarki deneyime dönüp bakar. Dolaylı anlam; söylenme zamanına, ses tonuna ve ayağa kalkmak ya da saate bakmak gibi hareketlere bağlıdır. Bu ipuçları yoksa cümle yalnızca içten bir övgü olabilir.
Alıştırma
Ev sahibi saate bakıyor, ayağa kalkıyor ve “Well, it's been lovely.” diyor. En olası mesaj nedir?
- Ev sahibi misafirin birkaç gün daha kalmasını istiyor.
- Ev sahibi ziyaretin sona erdiğini kibarca belirtiyor.
- Ev sahibi ziyaretin tatsız olduğunu doğrudan söylüyor.
Cevabı göster
Ev sahibi ziyaretin sona erdiğini kibarca belirtiyor.
If that doesn't work: yedek bir adım sunmak
If that doesn't work, “az önce denediğimiz yöntem başarılı olmazsa” anlamına gelir. That önceki adıma gönderme yapar; work ise burada “istenen sonucu vermek” demektir. If yan cümlesi bir yedek plan sunar: önce bir çözüm denenir, yalnızca o çözüm başarısız olursa sonraki adıma geçilir. Bu yapı, talimatları ve önerileri açık bir sıraya koyar.
Alıştırma
Öğrenilen tam ifadeyle öneriyi tamamlayın: Restart the game. ____, ask an adult for help.
Cevabı göster
If that doesn't work
Have you seen the time?: dolaylı bir zaman hatırlatması
Have you seen the time? gerçekten saati soran bir soru olabilir, ancak çoğu zaman bundan fazlasını anlatır. Bu cümlede konuşan kişi yalnızca saati sormaz; geç olduğuna dikkat çeker. Bu soru dolaylı bir hatırlatma görevi görür. Duruma göre “Acele etmeliyiz”, “Artık durmalıyız” veya “Gitme vakti geldi” anlamına gelebilir.
Alıştırma
Bir arkadaşın “Have you seen the time? The film starts in five minutes.” diyor. Büyük olasılıkla ne demek istiyor?
- Saatin olup olmadığını öğrenmek istiyor.
- Filmin haftanın hangi günü başladığını soruyor.
- Acele etmen gerektiğini hatırlatıyor.
Cevabı göster
Acele etmen gerektiğini hatırlatıyor.
getting quite late: vakit ilerlerken yapılan nazik bir ima
Get + sıfat yapısı bir durum değişikliğini anlatabilir. Buradaki is getting late, yalnızca vaktin zaten geç olduğunu değil, zamanın daha erken bir saatten daha geç bir saate doğru ilerlediğini gösterir. Quite, late sözcüğünün derecesini ölçülü biçimde verir; bu Britanya İngilizcesi bağlamında yaklaşık olarak fairly veya rather anlamındadır. Birlikte kullanıldıklarında ifade, doğrudan bir talepten daha yumuşak olur ve bir ziyaretin, telefon konuşmasının veya etkinliğin yakında sona ermesi gerektiğini kibarca ima edebilir.
Alıştırma
Devam eden bir değişikliği göstermek için get fiilinin -ing biçimini kullanın: It's ____ quite late.
Cevabı göster
getting
Time flies when you're having fun: zaman algısıyla ilgili bir deyim
Time flies, zamanın çok hızlı geçiyormuş gibi hissedildiğini anlatan bir deyimdir. Flies mecazidir: zaman gerçekten havada hareket etmez. When you're having fun bu hissin ne zaman ortaya çıktığını açıklar. Sözün tamamı keyifli vakit geçirildiğini sıcak bir şekilde kabul eder ve özellikle bir etkinlik sona yaklaşırken ne kadar zaman geçtiğine de dikkat çekebilir.
Alıştırma
Time flies when you're having fun ne anlama gelir?
- Eğlenmek, saatlerin normalden daha hızlı ilerlemesini sağlar.
- Keyifli anlar, zamanın hızlı geçiyormuş gibi hissedilmesine yol açabilir.
- Yalnızca uçmayı içeren etkinlikler eğlencelidir.
Cevabı göster
Keyifli anlar, zamanın hızlı geçiyormuş gibi hissedilmesine yol açabilir.
the last resort: mecbur kalınca başvurulan son çare
Burada the last resort, diğer yöntemler başarısız olduğunda veya kullanılamadığında denenecek son yöntemi ifade eder. İsteksizlik anlamı taşır: tercih edilen çözüm bu değildir. Bu ifadede resort, zor bir durumda yardım için başvurulan bir yöntemi anlatır. Yaygın kalıplar be the last resort ve as a last resort şeklindedir.
Alıştırma
as a last resort kalıbındaki eksik iki sözcüğü tamamlayın: If no key works, we can call a locksmith as a ____.
Cevabı göster
last resort
Oh, I should probably be getting on with the washing up. Notlar
1:02"Ah, sanırım artık bulaşıkları yıkamaya başlasam iyi olacak."
I should probably: sıradaki adımı nazikçe bildirmek
I should probably ..., konuşanın sıradaki eylemini mantıklı veya artık yapılması gereken bir şey olarak sunar, ancak bunu sert ve ani bir duyuruya dönüştürmez. Should hafif bir gereklilik anlatır; probably ise ifadeyi daha temkinli yapar. Burada konuşan kişi, misafirlere doğrudan gitmelerini söylemek yerine kendi ev işinden söz eder. Bağlama göre bu, ziyaretin sona erdiğini nazikçe gösterebilir; ancak aynı sözler kişinin kendisine yaptığı gerçek bir hatırlatma da olabilir.
Alıştırma
Hangi cümle konuşanın sohbeti bitirip işine dönmesi gerektiğini en nazik biçimde ima eder?
- I will never finish my work.
- You need to leave now.
- I should probably get back to work.
Cevabı göster
I should probably get back to work.
be getting on with: bir işe başlamak veya devam etmek
be getting on with bir işe başlamak ya da o işi yapmaya devam etmek anlamına gelir. Fiziksel olarak ilerlemekten söz etmez; with'ten sonra kişinin ilgisini vermesi gereken iş gelir. Bu cümlede should probably be getting on with, bulaşık yıkamayı konuşanın sırada yapması gereken şey olarak sunar. Ton yumuşak ve biraz dolaylıdır. Bu ifade henüz yapılmamış işler için kullanılabilir.
Alıştırma
Bir işe başlamak veya devam etmek anlamındaki ifadeyi tamamlayın: I need to ____ my homework.
Cevabı göster
get on with
washing up: Britanya İngilizcesinde bulaşık yıkamak
Britanya İngilizcesinde the washing up, yemekten sonra tabakları, kaseleri, fincanları ve çatal bıçakları yıkama işidir. Bu cümlede konuşanın birazdan yapacağı iştir. Banyo yapmak veya vücudu yıkamak anlamına gelmez. İsim öbeği, özellikle do the washing-up içinde washing-up şeklinde de yazılabilir; tire kullanılması anlamı değiştirmez.
Alıştırma
Britanya İngilizcesinde do the washing up genellikle ne anlama gelir?
- Bulaşıkları ve çatal bıçakları yıkamak
- Vücudunu yıkamak
- Çamaşır yıkamak
Cevabı göster
Bulaşıkları ve çatal bıçakları yıkamak
I've got to: yapmanız gereken bir şeyi ifade etmek
I've got to, I have got to ifadesinin kısaltılmış biçimidir. “Yapmalıyım” veya “yapmam gerekiyor” anlamına gelir ve ardından fiilin yalın biçimi gelir: I've got to do. Bu cümlede konuşan kişi yemek yapmasının gerekli olduğunu söylüyor. Bir konuşmada böyle bir işi gerekçe olarak göstermek, gitme veya sohbeti bitirme zamanının geldiğini kibarca ima edebilir.
Alıştırma
Cümleyi “yapmam gerekiyor” anlamındaki vurgulanan günlük ifadeyle tamamlayın: ____ feed the dog before school.
Cevabı göster
I've got to
put the kids to bed: çocukların uyku vaktini düzenlemek
Put someone to bed, birinin yatağa gitmesine ve uykuya hazırlanmasına yardım etmek ya da bunu düzenlemek anlamına gelir. Çocuklar söz konusu olduğunda yıkamak, kıyafetlerini değiştirmek, hikâye okumak ve sakinleşmelerine yardım etmek gibi işleri kapsayabilir. Kalıp put + kişi + to bed şeklindedir. Bu ifadede bed önünde the kullanılmaz; uyku vaktini anlatırken put the kids to bed denir, put the kids to the bed denmez.
Alıştırma
“Bebeğin uykuya hazırlanmasına yardım etmek” anlamındaki kalıbı tamamlayın: Mum needs to put the baby ____ before the film starts.
Cevabı göster
to bed
do the laundry: çamaşır yıkama işi için kullanılan kalıp
do the laundry, çamaşır yıkama işinin tamamını anlatan günlük ve kalıplaşmış bir ifadedir. Buradaki do yalnızca tek bir yıkama hareketini değil, işi “yapmak veya halletmek” anlamını taşır. Çamaşır işinden genel olarak söz ederken bu kalıbın tamamını kullanın. Bu iş çamaşırları ayırmayı, yıkamayı, kurutmayı veya kaldırmayı da içerebilir.
Alıştırma
Ev işi olarak çamaşır yıkamayı anlatan doğal kalıbı kullanan cümle hangisidir?
- I need to wash clothes before dinner.
- I need to make the laundry before dinner.
- I need to do the laundry before dinner.
Cevabı göster
I need to do the laundry before dinner.
When you don't want to eat something that someone has cooked for you,
1:18Birinin sizin için pişirdiği bir şeyi yemek istemediğinizde,
it would be quite rude to say: kabalık konusunda yumuşatılmış varsayımsal uyarı
it would be quite rude to say... olası bir yorumun oldukça kaba duyulacağı konusunda uyarmak için kullanılır. to say, değerlendirilen konuşma eylemini belirtir ve ardından söylenecek kesin sözleri tanıtabilir. Would be, değerlendirmeyi varsayımsal bir duruma yerleştirir. Böylece konuşan kişi dinleyeni doğrudan etiketlemek yerine olası bir sözün yaratacağı etkiyi değerlendirir. İngiliz İngilizcesinde bu bağlamda quite rude genellikle “oldukça” veya “hayli kaba” anlamına gelir; yalnızca önemsiz bir kabalık ifade etmez.
Alıştırma
Olası bir davranışı kaba olarak daha yumuşak biçimde değerlendiren cümle hangisidir?
- You are quite rude to the speaker.
- It would be quite rude to interrupt the speaker.
- Interrupting the speaker was quite rude.
Cevabı göster
It would be quite rude to interrupt the speaker.
a little bit rude: olumsuz bir yargıyı yumuşatmak
a little bit rude ifadesinde a little bit, olumsuz rude sıfatının etkisini azaltır. Konuşan kişi davranışı hâlâ kaba bulur, ancak eleştiri That's rude demeye göre daha az sert duyulur. Bu kalıp a little bit unfair ve a little bit harsh gibi başka olumsuz değerlendirmeleri de yumuşatabilir. İfadeyi yumuşatır, ancak olumsuz yargıyı ortadan kaldırmaz.
Alıştırma
Cümleyi bu dersteki üç sözcüklü yumuşatıcıyla tamamlayın: That comment was ____ rude.
Cevabı göster
a little bit
but I don't think I could eat another bite. Notlar
1:36ama bir lokma daha yiyebileceğimi sanmıyorum."
Oh, that was lovely, but ...: reddetmeden önce övgüde bulunmak
That was lovely önce olumlu bir değerlendirme verir; but ise ardından bir sınır ya da ret geleceğini gösterir. Bu cümlede lovely, yemeğin ve deneyimin çok hoş olduğu anlamına gelir. Burada sıra çok önemlidir: takdir, I don't think I could eat another bite sözünden önce gelir; böylece dinleyicinin reddi yemeğe yönelik bir eleştiri olarak algılama olasılığı azalır. Aynı övgü + but + sınır kalıbı başka retleri de daha düşünceli gösterebilir.
Alıştırma
Bir arkadaşınız size ev yapımı kekten bir parça daha ikram ediyor. Keki beğendiniz ama doydunuz. Hangi yanıt önce keki över, sonra daha fazlasını kibarca reddeder?
- I'm too full for another piece, but the cake was lovely.
- That was lovely, so I'd like another piece.
- That was lovely, but I'm too full for another piece.
Cevabı göster
That was lovely, but I'm too full for another piece.
I don't think I could: nazikçe reddetme
Bu cümlede I don't think I could, “galiba yapamam” mesajını yumuşatır. Olumsuzluk I don't think bölümünde verilir ve could kullanılır; bu yüzden ret, I can't kadar kesin duyulmaz. Bu kalıp çoğu zaman gerçek bir düşünce belirsizliğinden çok nazik bir ret işlevi görür. Konuşan kişi hâlâ daha fazla yemeyi reddediyordur, ancak bunu karşı tarafın duygularını gözeterek söyler.
Alıştırma
Hangi cümle bu akşamki bir daveti en nazik ve en az kesin biçimde reddeder?
- I don't think I could come tonight.
- I won't come tonight.
- I can't come tonight.
Cevabı göster
I don't think I could come tonight.
eat another bite: bir lokma daha yemek
Burada a bite, yalnızca dişlerle ısırma eylemini değil, ağza alınan küçük bir yiyecek miktarını, yani bir lokmayı ifade eder. Eat another bite, “bir lokma daha yemek” demektir. couldn't gibi olumsuz bir ifadeden sonra eat another bite, kişinin tamamen doyduğunu vurgulamak için sıkça kullanılır: bir lokma daha yemek bile imkânsız gelir.
Alıştırma
“Bir lokma daha” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: Leo has tasted the pasta once, so his dad asks him to try ____.
Cevabı göster
another bite
Alternatively: ikinci bir seçenek sunmak
Bu cümlede Alternatively, cevap vermenin ikinci bir yolunu sunar. Bu ifadenin daha önce söylenen seçeneğe ek olarak başka bir seçenek olduğunu, aynı seçeneğin devamı olmadığını gösterir. Cümle başında kullanılan bu geçiş ifadesi tavsiyeyi düzenler ve bir seçimden başka bir seçime geçildiğini açıkça belirtir. Temel anlamı “başka bir seçenek de şu” şeklindedir.
Alıştırma
“Başka bir seçenek de şu” anlamındaki geçiş ifadesini tamamlayın: ____, you can submit the form online.
Cevabı göster
Alternatively
It looks delicious, but: nazikçe reddetmeden önce övmek
Bu cümlede It looks delicious, yemeğin tadını denedikten sonra değil, görünüşünü över. Ardından but, daha fazla yiyememe nedenine geçiş yapar. Böylece reddetme daha nazik hale gelir: sorun yemekte veya yemeği hazırlayan kişide değil, konuşanın o andaki sınırındadır. Bu yapı, bir şeyi reddetmek için kişisel bir neden vermeden önce takdir göstermeyi de sağlar.
Alıştırma
Pastayı henüz tatmadınız, zaten yemek yediniz ve bir dilimi reddetmek istiyorsunuz. Görünüşünü övüp kendi nedeninizi söyleyen cümle hangisidir?
- It looks delicious, and I would love another slice.
- It tastes delicious, but I am already full.
- It looks delicious, but I am already full.
Cevabı göster
It looks delicious, but I am already full.
I've eaten so much today already: bugüne kadar yenen miktarı belirtmek
I've eaten, eat fiilinin present perfect biçimi olan have eaten yapısının kısaltmasıdır. Buradaki today, içinde bulunulan zamanı da kapsar; bu nedenle cümle şu ana kadar olan durumu anlatır. So much miktarın çok fazla olduğunu, already ise eylemin bu ana kadar gerçekleşmiş olduğunu vurgular. Daha önce çok yemek yemek, konuşanın şimdi daha fazla yiyemeyeceğini düşünmesinin nedenidir.
Alıştırma
Bugün şu ana kadar yaptıklarından söz ediyorsun ve sonuç şu anda önemli. Hangi cümle uygundur?
- I'll check the report tomorrow, so we can send it today.
- I've checked the report already, so we can send it.
- I checked the report yesterday, so we can send it today.
Cevabı göster
I've checked the report already, so we can send it.
such a late lunch: çok geç bir öğle yemeğini vurgulamak
such a late lunch, such + a + sıfat + tekil sayılabilir isim yapısını kullanır. Such, sıfatı tek başına değil bütün isim öbeğini vurgular; konuşan kişi öğle yemeğini özellikle geç olmuş bir öğün olarak sunar. Bu yapı çoğu zaman kişisel bir tepki taşır ve bir sonucu anlatan ifadeye bağlanabilir, ancak tek başına “son derece geç” anlamına gelmez. Bir şeyi vurgulayarak tanımlamak için farklı durumlara aktarılabilir.
Alıştırma
Vurgulu such + a + sıfat + tekil isim yapısını kullanarak cümleyi tamamlayın: It was ____ that everyone understood the plan.
Cevabı göster
such a clear explanation
I'll just eat a tiny bit: yalnızca küçük bir miktarı kabul etmek
Burada I'll just eat a tiny bit, konuşanın yemeyi kabul ettiği ancak yalnızca çok küçük bir miktar yiyeceği anlamına gelir. Just eylemi sınırlar, a tiny bit ise miktarı çok aza indirir. Bu, uzlaşmacı bir cevaptır: Tamamen reddetmekten daha yumuşaktır ama yine de açık bir miktar sınırı koyar. Aynı kalıp, daha fazlasını kabul etmeden küçük bir miktarı nazikçe kabul etmek için kullanılabilir.
Alıştırma
Çorbanın tadına bakmayı kabul ediyorsunuz ama yalnızca çok az istiyorsunuz. En uygun cevap hangisidir?
- I'll have a full bowl.
- I'll just have a tiny bit.
- I won't have any.
Cevabı göster
I'll just have a tiny bit.
if you want to say no to someone who wants to meet up with you, Kalıp ifadeler
1:55sizinle buluşmak isteyen birine hayır demek isterseniz,
say no to: bir kişiyi veya isteği geri çevirmek
Say no to, bir kişiyi ya da şeyi reddetmek veya kabul etmemek anlamına gelir. Bu cümlede say no to someone, kişinin buluşma isteğini geri çevirmek demektir. Kalıp say no to + kişi ya da şey şeklindedir. To'dan sonra bir eylem gelirse normalde -ing biçimi kullanılır: say no to working late. Günlük yaşamda sınır koymak için kullanılan yaygın ve doğal bir ifadedir.
Alıştırma
Cümleyi no içeren üç kelimelik günlük ifadeyle tamamlayın: It's okay to ____ an invitation when you're too busy.
Cevabı göster
say no to
Kişisel bir ret olarak 'don't really want to meet'
Burada don't really want to, don't want to ifadesini biraz yumuşatır; güçlü bir ret yerine isteğin az olduğunu veya hiç olmadığını anlatır. Ancak really tek başına mesajı kibar hâle getirmez. Cümle yine de konuşanın bu kişiyle buluşmak istemediğini ve buluşmanın eğlenceli olmayacağını düşündüğünü söyler. Yumuşatıcı bir sözcük bulunsa bile kişiye yönelik bu mesaj incitici olabilir.
Alıştırma
Doğru mu yanlış mı: I don't really want to meet you demek, bir daveti otomatik olarak nazik ve incitmeyen bir şekilde reddetmektir.
- Doğru
- Yanlış
Cevabı göster
Yanlış
hurt their feelings: onların duygularını incitmek
Hurt someone's feelings, birini üzmek, rahatsız etmek veya gücendirmek anlamına gelen yaygın ve kalıplaşmış bir ifadedir. Fiziksel yaralanmayı değil, duygusal incinmeyi anlatır. İyelik sözcüğü kişiye göre değişir: hurt my feelings, hurt his feelings, hurt their feelings. Bu ifadede feelings normalde çoğul kullanılır.
Alıştırma
Leo adını kullanarak kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: Her unkind joke might ____.
Cevabı göster
hurt Leo's feelings
come over: konuşanın bulunduğu yeri ziyaret etmek
Come over, konuşanın evine ya da bulunduğu yere ziyaret için gelmek demektir. Bu cümlede invite my friend to come over, arkadaşı yalnızca yaklaşmaya çağırmak değil, ziyarete davet etmek anlamına gelir. Yaygın kalıplardan biri invite or ask someone to come over şeklindedir. Yer çoğu zaman bağlamdan anlaşılır; come over after school örneğindeki gibi zaman da eklenebilir.
Alıştırma
Hangi cümle birini konuşanın evine doğal biçimde davet eder?
- Can you come out on Sunday?
- Can you come across on Sunday?
- Can you come over on Sunday?
Cevabı göster
Can you come over on Sunday?
Sorry, but ...: reddetmeden önce nazik bir giriş
Sorry, but ..., bir şeyi reddetmeden veya hoş karşılanmayabilecek bir yanıt vermeden önce kullanılan nazik bir giriş kalıbıdır. Sorry, yanıtın karşı tarafı hayal kırıklığına uğratabilmesine üzüldüğünüzü gösterir; mutlaka bir hata yaptığınızı kabul ettiğiniz anlamına gelmez. But, ardından ret ya da sorun geleceğine işaret eder. Örnekte konuşan kişi, daveti I already have plans diyerek reddetmeden önce bu kalıpla tonu yumuşatır.
Alıştırma
Bir arkadaşın seni oyun oynamaya çağırıyor, ancak ödevini bitirmen gerekiyor. Hangi yanıt reddetmeden önce nazik bir giriş kullanır?
- Sorry, but I have to finish my homework.
- You are annoying, so go away.
- I don't care about playing with you.
Cevabı göster
Sorry, but I have to finish my homework.
already have plans: önceden yapılmış bir programın olması
Burada already have plans, konuşanın programında zaten bir etkinlik veya randevu olduğu anlamına gelir. Already, bu programın yeni davetten önce var olduğunu gösterir. Bir davete cevap verirken bu ifade, diğer programın ayrıntılarını açıklamadan kişinin müsait olmadığını belirtir.
Alıştırma
Davetten önce var olan bir programı anlatan hedef ifadeyle ret cümlesini tamamlayın: Thanks for inviting me, but I ____ on Saturday.
Cevabı göster
already have plans
might have plans: kesin bir ret yerine belirsizlik
Burada might have plans, konuşanın başka bir programı olabileceğini düşündüğü ancak bundan emin olmadığı anlamına gelir. Might, ifadeyi I have plans cümlesine göre daha az kesin yapar. Bir davete cevap verirken bu ifade, kesin bir evet veya hayırı erteler. Dinleyen kişi konuşanın programını kontrol edip daha sonra cevap vermesini bekleyebilir; bu yüzden ifade otomatik olarak kesin bir ret sayılmamalıdır.
Alıştırma
Konuşan kişi “I might have plans that evening” dediğinde en açık olarak ne anlatır?
- Konuşan kişi kesinlikle müsaittir ve daveti kabul eder.
- Konuşan kişi kesinlikle meşguldür ve son kez reddetmektedir.
- Konuşan kişi meşgul olabilir ama programını henüz doğrulamamıştır.
Cevabı göster
Konuşan kişi meşgul olabilir ama programını henüz doğrulamamıştır.
Can I get back to you?: Daha sonra yanıt vermek için izin isteme
Can I get back to you? cevap vermeden önce biraz zaman istemenin kibar bir yoludur. Burada get back to someone, o kişiye daha sonra bir yanıt veya yeni bilgi vermek için yeniden ulaşmak demektir; fiziksel olarak onun yanına dönmek anlamına gelmez. Bir davete yanıt olarak kullanıldığında konuşan kişi henüz ne evet ne de hayır demiş olur. Soru, tereddüdü daha yumuşak gösterebilir ama daha sonra yanıt verileceğini de belirtir.
Alıştırma
Bir davete yanıt vermeden önce takviminizi kontrol etmeniz gerekiyor. Hangi yanıt kibarca daha fazla zaman ister?
- I already accepted yesterday.
- Can I get back to you tomorrow?
- Can I get away from you tomorrow?
Cevabı göster
Can I get back to you tomorrow?
get out of ile zor bir durumdan kurtulmak
Bu cümlede get out of, garip bir durumdan kurtulmak veya çıkmak demektir. of'tan sonraki nesne, geride bırakmak istediğiniz sorunu ya da durumu belirtir; fiziksel bir çıkış gerekmez. Aynı yapı, yüzleşmek istemediğiniz bir şeyden kaçınmayı da anlatabilir. Bu yüzden tam anlamı nesne belirler: get out of trouble, get out of a meeting veya get out of answering a question.
Alıştırma
Cümleyi ‘-den kurtulmak’ anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: A quick apology helped us ____ a difficult situation.
Cevabı göster
get out of
I've really gotta go: gitmeniz gerektiğini söylemenin samimi bir yolu
I've really gotta go, “Gerçekten şimdi gitmem gerekiyor” demektir. I've, I have'in kısaltmasıdır; gotta ise have got to içindeki got to'nun söylenişini gösteren oldukça gündelik bir yazımdır. Really vurgu katar: gitmek yalnızca bir olasılık değil, gerekliliktir. Bu ifade genellikle samimi bir sohbeti bitirmek veya ayrılacağını söylemek için kullanılır. Şu anda gitme gereğini anlatır; “çoktan gittim” anlamına gelmez.
Alıştırma
Samimi vedalaşma cümlesini dersteki ifadeyle tamamlayın: My train leaves in five minutes, so ____.
Cevabı göster
I've really gotta go