Tuhaf durumlardan nasıl kurtulursunuz - Mini İngilizce Dersi: İngilizce çalışma notları

British Council | English

Öğrenme zorluğu
437 kelime 176 kel/dk

Video özeti: Bu video, İngilizce konuşanların üç rahatsız edici sosyal durumda dolaylı dili nasıl kullandığını açıklar: fazla uzayan bir ziyaretin sona ermesi gerektiğini belli etmek, yemeği hazırlayan kişiyi incitmeden daha fazla yemeyi reddetmek ve kişiyi açıkça reddetmeden buluşma davetini geri çevirmek. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. have you seen the time? — Konuşma edimbilimi ve tutum: Bu sorunun her zaman gerçekten saati öğrenmek amacıyla sorulmadığını fark edin. Geç olmuşsa ve misafir uzun süredir evdeyse, ziyaretin bitmesi gerektiğine dair nazik bir işaret olabilir; bağlamı anlamak, ev sahibinin asıl niyetini gözden kaçırmanızı önler. 2. Oh, that was lovely, but — Konuşma edimbilimi ve tutum: Daha fazla yemek istemediğinizde önce olumlu bir yorum yapıp ardından but ile reddetmeye geçmeyi öğrenin. Bu sıralama, sınırınızı belirtmeden önce yemeği yapan kişinin emeğini takdir eder; böylece artık yiyemediğinizi, yemeği eleştiriyormuş gibi duyulmadan söyleyebilirsiniz. 3. already have plans — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: plans sözcüğünün burada yazılı planları değil, önceden belirlenmiş randevu veya etkinlikleri anlattığını kavrayın. Bir daveti, doğrudan buluşmak istemediğinizi söylemek yerine programınıza gönderme yaparak reddetmek ve karşı tarafın duygularını korumak için bu doğal sözcük birleşimini kullanabilirsiniz.

Bu derste

Have you ever wanted somebody to leave your house Dilbilgisi

0:00

Hiç birinin evinizden gitmesini istediğiniz oldu mu

if they've stayed for too long?

0:02

eğer çok uzun süre kaldılarsa?

Dilbilgisi

Have you ever wanted ...?: bugüne kadar bir isteğin olup olmadığını sormak

Have you ever wanted ...? sorusu, dinleyenin geçmişten bugüne hayatının herhangi bir döneminde belirli bir isteği olup olmadığını sorar. Have wanted, present perfect yapısındadır; ever ise “hiç, herhangi bir zamanda” anlamını verir. yesterday gibi bitmiş ve belirli bir geçmiş zaman belirtilmediğinde bu kalıbı kullanın. Dinleyeni buna uyan herhangi bir deneyimi düşünmeye çağırdığı için bir konuyu açmanın doğal bir yoludur.

Alıştırma

Deneyim sorusunu Have you ever wanted kalıbıyla tamamlayın: ____ to try painting?

Cevabı göster

Have you ever wanted

Have you ever not wanted to finish something

0:04

Hiç bitirmek istemediğiniz bir şey oldu mu

that somebody has cooked for you?

0:06

birinin sizin için pişirdiği?

How about saying no to someone Dilbilgisi

0:08

Peki ya birine hayır demeye ne dersiniz

who wants to meet up with you? Öbek fiiller

0:10

sizinle buluşmak isteyen?

Dilbilgisi

How about saying ...?: -ing biçimini kullanmak

How about + fiilin -ing biçimi bir eylem önerebilir veya o eylemi sıradaki konu olarak gündeme getirebilir. Burada How about saying no ... buluşma isteğini reddetme durumunu sonraki konu olarak tanıtır; doğrudan emir vermez. About bir edattır, bu yüzden ardından gelen fiil -ing biçimini alır: say değil, saying kullanılır.

Alıştırma

take fiilini How about + fiilin -ing biçimi kalıbında kullanın: ____ the train tomorrow?

Cevabı göster

How about taking

Öbek fiiller

meet up with someone: biriyle buluşmak

Meet up with someone, genellikle önceden kararlaştırılmış, sosyal ve rahat bir buluşma için biriyle buluşmak demektir. Bu ifade, karşılaşmayı değil, birlikte yapılmış bir buluşma planını vurgular. Yapı meet up with + kişi şeklindedir; with buluşacağın kişiyi tanıtır. Orijinal cümlede meet up with you, seninle sosyal bir ortamda buluşmak anlamına gelir; tesadüfen karşılaşmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Rahat bir buluşma planını anlatan doğal ifadeyi tamamla: Let's ____ our friends at the library.

Cevabı göster

meet up with

In English,

0:16

İngilizcede,

we don't really say these things directly. Ton ve niyet

0:17

bu şeyleri pek doğrudan söylemeyiz.

Instead,

0:19

Bunun yerine,

we use indirect language.

0:20

dolaylı bir dil kullanırız.

Ton ve niyet

we don't really say these things directly: bu şeyleri genellikle doğrudan söylemeyiz

Bu cümle, bir şeyi reddetmek veya zor bir istekte bulunmak gibi rahatsız edici durumlarda İngilizce konuşanların mesajı en doğrudan biçimde söylemekten genellikle kaçındığını anlatır. Bu, İngilizce için sürekli geçerli bir kural değil, yaygın bir iletişim stratejisidir. Really, genellemeyi yumuşatır: “asla” değil, “genellikle değil” anlamı verir. Konuşan kişi, karşı tarafa ima ederek, bir neden sunarak veya üzerindeki baskıyı azaltarak dolaylı konuşmayı tanıtmaktadır.

Alıştırma

Şu ifadeyi değerlendir: Bu cümle, İngilizcede insanların doğrudan isteklerde bulunmasına hiçbir zaman izin verilmediği anlamına gelir.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

For example,

0:22

Örneğin,

you wouldn't say, Dilbilgisi

0:23

şöyle demezdiniz,

"Hi, is it all right if you leave my house, Ton ve niyet

0:24

"Merhaba, evimden gitsen sorun olur mu,

please?"

0:27

lütfen?"

Dilbilgisi

you wouldn't say: normalde ya da uygun biçimde söylenmeyen şey

you wouldn't say ... ifadesindeki wouldn't, geçmişte bir şeyi söylemediğiniz anlamına gelmez. Varsayımsal ya da genel bir durum kurar ve bu sözlerin birinin normalde ya da uygun biçimde söyleyeceği şeyler olmadığını belirtir. Bu kalıp, bir ifadenin doğal olmadığını, uygunsuz ya da kaba olduğunu açıklamak için kullanılır. Doğrudan Don't say that. emrine göre çoğu zaman daha çok bir yönlendirme gibi duyulur.

Alıştırma

Örnekteki you wouldn't say ne anlama gelir?

  1. Bunun insanların normalde ya da uygun biçimde söyleyeceği bir şey olmadığı
  2. Bunu daha önce söylemediğiniz
  3. Herhangi bir şey söylemenizin yasak olduğu
Cevabı göster

Bunun insanların normalde ya da uygun biçimde söyleyeceği bir şey olmadığı

Ton ve niyet

is it all right if: izin kalıbı her isteği kibar yapmaz

Is it all right if ...?, if sözcüğünden sonraki durumun kabul edilebilir olup olmadığını sorar. Is it all right if I sit here? örneğinde olduğu gibi, en doğal biçimde konuşanın kendi eylemi için izin istemesinde kullanılır. Örnekte if sözcüğünden sonraki eylemi dinleyen kişi yapar: you leave my house. Kibar soru kalıbı ve please, karşıdaki kişiden gitmesini isteyen asıl mesajı ortadan kaldırmaz; bu yüzden cümle hâlâ soğuk veya istenmediğini hissettiren bir ifade gibi duyulabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede is it all right if izin istemek için doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. Is it all right if I sit here?
  2. Is it all right if you stop being annoying?
  3. Is it all right if you leave now?
Cevabı göster

Is it all right if I sit here?

because it just sounds very rude Ton ve niyet

0:28

çünkü bu kulağa çok kaba gelir

and you might upset somebody.

0:30

ve birini üzebilirsiniz.

Ton ve niyet

sounds very rude: sözlerin bıraktığı izlenimi anlatmak

sound + sıfat kalıbı, bir şeyin bıraktığı izlenimi anlatır. Burada sounds very rude, sözlerin dinleyen kişide çok kaba bir izlenim bıraktığı anlamına gelir. it is rude ifadesine göre it sounds rude, kullanılan sözlerin başka birine nasıl gelebileceğine odaklanır. Ton, sözcük seçimi veya nezaket hakkında konuşurken kullanışlıdır.

Alıştırma

Hangi cümle, birinin sözlerinin bıraktığı izlenimi anlatmak için sound + sıfat yapısını kullanır?

  1. That reply sounds very rude.
  2. He heard the rude reply.
  3. I listened carefully to that rude reply.
Cevabı göster

That reply sounds very rude.

So, in this video,

0:32

Bu yüzden, bu videoda,

we're going to look at three different situations Anlatım akışı

0:33

üç farklı duruma bakacağız

and the indirect language that you can use in those situations.

0:36

ve o durumlarda kullanabileceğiniz dolaylı dile.

Anlatım akışı

we're going to look at ...: sıradaki konuyu önceden belirtmek

Bu videoda we're going to look at ... ifadesi, sırada hangi konunun ele alınacağını izleyiciye bildirir. Burada look at yalnızca gözlerle bakmak anlamına gelmez; bir konuyu incelemek, tartışmak veya öğrenmek anlamına gelir. Bu ifade bir yönlendirme işareti gibi çalışır: ayrıntılar başlamadan önce konuyu ve kapsamı belirtir. Konuyu look at ifadesinden sonra getirin; look at three situations veya look at two examples gibi.

Alıştırma

Aynı yönlendirme ifadesiyle ders tanıtımını tamamlayın: Today, ____ how animals find food.

Cevabı göster

we're going to look at

If you want somebody to leave your house

0:39

Eğer birinin evinizden gitmesini istiyorsanız

because they've stayed too long,

0:41

çünkü çok uzun süre kaldılar,

start subtly. Ton ve niyet

0:43

ince bir şekilde başlayın.

Ton ve niyet

start subtly: nazik bir ipucuyla başlamak

Start subtly, nazik ve çok belirgin olmayan bir ipucuyla başlamak demektir. Bu cümlede ev sahibi hemen “Şimdi git” demek yerine, misafire ziyaretin yeterince uzun sürdüğünü anlatan bir işaret vermelidir. Start sözcüğü de önemlidir: üstü kapalı anlatım ilk adımdır, mutlaka tek adım değildir. Karşıdaki kişi ipucunu anlamazsa konuşan kişi daha açık olabilir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız geç saate kadar kaldı ama onu utandırmak istemiyorsunuz. “start subtly” ne yapmanızı önerir?

  1. Hemen yüksek sesle emir vermek.
  2. Nazik bir ipucuyla başlamak.
  3. Hiçbir şey söylememek ve daha sonra da açık konuşmamak.
Cevabı göster

Nazik bir ipucuyla başlamak.

Well, it's been lovely. Ton ve niyet

0:45

"Şey, harika bir vakitti."

Ton ve niyet

Well, it's been lovely.: kibar bir kapanış işareti

Well, it's been lovely. kelime anlamıyla birlikte geçirilen zamanı olumlu biçimde özetler. Bir ziyaretin sona ermek üzere olduğu açıkça belli olduğunda, kibar bir kapanış işareti de olabilir: konuşan kişi ziyaretin veya sohbetin bitmesi gerektiğini ima ediyor olabilir. Well, konuşmayı sonuca doğru yönlendirir; it's been ise şu ana kadarki deneyime dönüp bakar. Dolaylı anlam; söylenme zamanına, ses tonuna ve ayağa kalkmak ya da saate bakmak gibi hareketlere bağlıdır. Bu ipuçları yoksa cümle yalnızca içten bir övgü olabilir.

Alıştırma

Ev sahibi saate bakıyor, ayağa kalkıyor ve “Well, it's been lovely.” diyor. En olası mesaj nedir?

  1. Ev sahibi misafirin birkaç gün daha kalmasını istiyor.
  2. Ev sahibi ziyaretin sona erdiğini kibarca belirtiyor.
  3. Ev sahibi ziyaretin tatsız olduğunu doğrudan söylüyor.
Cevabı göster

Ev sahibi ziyaretin sona erdiğini kibarca belirtiyor.

If that doesn't work, Anlatım akışı

0:47

Eğer bu işe yaramazsa,

try this.

0:49

bunu deneyin.

Anlatım akışı

If that doesn't work: yedek bir adım sunmak

If that doesn't work, “az önce denediğimiz yöntem başarılı olmazsa” anlamına gelir. That önceki adıma gönderme yapar; work ise burada “istenen sonucu vermek” demektir. If yan cümlesi bir yedek plan sunar: önce bir çözüm denenir, yalnızca o çözüm başarısız olursa sonraki adıma geçilir. Bu yapı, talimatları ve önerileri açık bir sıraya koyar.

Alıştırma

Öğrenilen tam ifadeyle öneriyi tamamlayın: Restart the game. ____, ask an adult for help.

Cevabı göster

If that doesn't work

Wow, have you seen the time? Ton ve niyet

0:50

"Vay canına, saati gördün mü?"

Ton ve niyet

Have you seen the time?: dolaylı bir zaman hatırlatması

Have you seen the time? gerçekten saati soran bir soru olabilir, ancak çoğu zaman bundan fazlasını anlatır. Bu cümlede konuşan kişi yalnızca saati sormaz; geç olduğuna dikkat çeker. Bu soru dolaylı bir hatırlatma görevi görür. Duruma göre “Acele etmeliyiz”, “Artık durmalıyız” veya “Gitme vakti geldi” anlamına gelebilir.

Alıştırma

Bir arkadaşın “Have you seen the time? The film starts in five minutes.” diyor. Büyük olasılıkla ne demek istiyor?

  1. Saatin olup olmadığını öğrenmek istiyor.
  2. Filmin haftanın hangi günü başladığını soruyor.
  3. Acele etmen gerektiğini hatırlatıyor.
Cevabı göster

Acele etmen gerektiğini hatırlatıyor.

It's getting quite late. Ton ve niyet

0:53

"Saat epey geç oluyor."

Ton ve niyet

getting quite late: vakit ilerlerken yapılan nazik bir ima

Get + sıfat yapısı bir durum değişikliğini anlatabilir. Buradaki is getting late, yalnızca vaktin zaten geç olduğunu değil, zamanın daha erken bir saatten daha geç bir saate doğru ilerlediğini gösterir. Quite, late sözcüğünün derecesini ölçülü biçimde verir; bu Britanya İngilizcesi bağlamında yaklaşık olarak fairly veya rather anlamındadır. Birlikte kullanıldıklarında ifade, doğrudan bir talepten daha yumuşak olur ve bir ziyaretin, telefon konuşmasının veya etkinliğin yakında sona ermesi gerektiğini kibarca ima edebilir.

Alıştırma

Devam eden bir değişikliği göstermek için get fiilinin -ing biçimini kullanın: It's ____ quite late.

Cevabı göster

getting

Time flies when you're having fun. Deyimler

0:54

"Eğlenirken zaman uçup gidiyor."

Deyimler

Time flies when you're having fun: zaman algısıyla ilgili bir deyim

Time flies, zamanın çok hızlı geçiyormuş gibi hissedildiğini anlatan bir deyimdir. Flies mecazidir: zaman gerçekten havada hareket etmez. When you're having fun bu hissin ne zaman ortaya çıktığını açıklar. Sözün tamamı keyifli vakit geçirildiğini sıcak bir şekilde kabul eder ve özellikle bir etkinlik sona yaklaşırken ne kadar zaman geçtiğine de dikkat çekebilir.

Alıştırma

Time flies when you're having fun ne anlama gelir?

  1. Eğlenmek, saatlerin normalden daha hızlı ilerlemesini sağlar.
  2. Keyifli anlar, zamanın hızlı geçiyormuş gibi hissedilmesine yol açabilir.
  3. Yalnızca uçmayı içeren etkinlikler eğlencelidir.
Cevabı göster

Keyifli anlar, zamanın hızlı geçiyormuş gibi hissedilmesine yol açabilir.

If they're still not leaving your house,

0:57

Hâlâ evinizden ayrılmıyorlarsa,

maybe this is the last resort. Kelime

0:59

belki de bu son çaredir.

Kelime

the last resort: mecbur kalınca başvurulan son çare

Burada the last resort, diğer yöntemler başarısız olduğunda veya kullanılamadığında denenecek son yöntemi ifade eder. İsteksizlik anlamı taşır: tercih edilen çözüm bu değildir. Bu ifadede resort, zor bir durumda yardım için başvurulan bir yöntemi anlatır. Yaygın kalıplar be the last resort ve as a last resort şeklindedir.

Alıştırma

as a last resort kalıbındaki eksik iki sözcüğü tamamlayın: If no key works, we can call a locksmith as a ____.

Cevabı göster

last resort

Oh, I should probably be getting on with the washing up. Notlar

1:02

"Ah, sanırım artık bulaşıkları yıkamaya başlasam iyi olacak."

Ton ve niyet

I should probably: sıradaki adımı nazikçe bildirmek

I should probably ..., konuşanın sıradaki eylemini mantıklı veya artık yapılması gereken bir şey olarak sunar, ancak bunu sert ve ani bir duyuruya dönüştürmez. Should hafif bir gereklilik anlatır; probably ise ifadeyi daha temkinli yapar. Burada konuşan kişi, misafirlere doğrudan gitmelerini söylemek yerine kendi ev işinden söz eder. Bağlama göre bu, ziyaretin sona erdiğini nazikçe gösterebilir; ancak aynı sözler kişinin kendisine yaptığı gerçek bir hatırlatma da olabilir.

Alıştırma

Hangi cümle konuşanın sohbeti bitirip işine dönmesi gerektiğini en nazik biçimde ima eder?

  1. I will never finish my work.
  2. You need to leave now.
  3. I should probably get back to work.
Cevabı göster

I should probably get back to work.

Öbek fiiller

be getting on with: bir işe başlamak veya devam etmek

be getting on with bir işe başlamak ya da o işi yapmaya devam etmek anlamına gelir. Fiziksel olarak ilerlemekten söz etmez; with'ten sonra kişinin ilgisini vermesi gereken iş gelir. Bu cümlede should probably be getting on with, bulaşık yıkamayı konuşanın sırada yapması gereken şey olarak sunar. Ton yumuşak ve biraz dolaylıdır. Bu ifade henüz yapılmamış işler için kullanılabilir.

Alıştırma

Bir işe başlamak veya devam etmek anlamındaki ifadeyi tamamlayın: I need to ____ my homework.

Cevabı göster

get on with

Kelime

washing up: Britanya İngilizcesinde bulaşık yıkamak

Britanya İngilizcesinde the washing up, yemekten sonra tabakları, kaseleri, fincanları ve çatal bıçakları yıkama işidir. Bu cümlede konuşanın birazdan yapacağı iştir. Banyo yapmak veya vücudu yıkamak anlamına gelmez. İsim öbeği, özellikle do the washing-up içinde washing-up şeklinde de yazılabilir; tire kullanılması anlamı değiştirmez.

Alıştırma

Britanya İngilizcesinde do the washing up genellikle ne anlama gelir?

  1. Bulaşıkları ve çatal bıçakları yıkamak
  2. Vücudunu yıkamak
  3. Çamaşır yıkamak
Cevabı göster

Bulaşıkları ve çatal bıçakları yıkamak

Or you could mention another chore.

1:06

Ya da başka bir ev işinden bahsedebilirsiniz.

I've got to do the cooking. Dilbilgisi

1:08

"Yemek yapmam lazım."

Dilbilgisi

I've got to: yapmanız gereken bir şeyi ifade etmek

I've got to, I have got to ifadesinin kısaltılmış biçimidir. “Yapmalıyım” veya “yapmam gerekiyor” anlamına gelir ve ardından fiilin yalın biçimi gelir: I've got to do. Bu cümlede konuşan kişi yemek yapmasının gerekli olduğunu söylüyor. Bir konuşmada böyle bir işi gerekçe olarak göstermek, gitme veya sohbeti bitirme zamanının geldiğini kibarca ima edebilir.

Alıştırma

Cümleyi “yapmam gerekiyor” anlamındaki vurgulanan günlük ifadeyle tamamlayın: ____ feed the dog before school.

Cevabı göster

I've got to

I've got to put the kids to bed. Kalıp ifadeler

1:10

"Çocukları yatırmam gerek."

Kalıp ifadeler

put the kids to bed: çocukların uyku vaktini düzenlemek

Put someone to bed, birinin yatağa gitmesine ve uykuya hazırlanmasına yardım etmek ya da bunu düzenlemek anlamına gelir. Çocuklar söz konusu olduğunda yıkamak, kıyafetlerini değiştirmek, hikâye okumak ve sakinleşmelerine yardım etmek gibi işleri kapsayabilir. Kalıp put + kişi + to bed şeklindedir. Bu ifadede bed önünde the kullanılmaz; uyku vaktini anlatırken put the kids to bed denir, put the kids to the bed denmez.

Alıştırma

“Bebeğin uykuya hazırlanmasına yardım etmek” anlamındaki kalıbı tamamlayın: Mum needs to put the baby ____ before the film starts.

Cevabı göster

to bed

I need to do the laundry. Kalıp ifadeler

1:12

"Çamaşır yıkamam lazım."

Kalıp ifadeler

do the laundry: çamaşır yıkama işi için kullanılan kalıp

do the laundry, çamaşır yıkama işinin tamamını anlatan günlük ve kalıplaşmış bir ifadedir. Buradaki do yalnızca tek bir yıkama hareketini değil, işi “yapmak veya halletmek” anlamını taşır. Çamaşır işinden genel olarak söz ederken bu kalıbın tamamını kullanın. Bu iş çamaşırları ayırmayı, yıkamayı, kurutmayı veya kaldırmayı da içerebilir.

Alıştırma

Ev işi olarak çamaşır yıkamayı anlatan doğal kalıbı kullanan cümle hangisidir?

  1. I need to wash clothes before dinner.
  2. I need to make the laundry before dinner.
  3. I need to do the laundry before dinner.
Cevabı göster

I need to do the laundry before dinner.

And there is one more thing that you can try,

1:14

Ve deneyebileceğiniz bir şey daha var,

which is right.

1:16

o da "Pekâlâ" demektir.

When you don't want to eat something that someone has cooked for you,

1:18

Birinin sizin için pişirdiği bir şeyi yemek istemediğinizde,

it would be quite rude to say, Ton ve niyet

1:21

şöyle demek oldukça kaba olurdu,

Ton ve niyet

it would be quite rude to say: kabalık konusunda yumuşatılmış varsayımsal uyarı

it would be quite rude to say... olası bir yorumun oldukça kaba duyulacağı konusunda uyarmak için kullanılır. to say, değerlendirilen konuşma eylemini belirtir ve ardından söylenecek kesin sözleri tanıtabilir. Would be, değerlendirmeyi varsayımsal bir duruma yerleştirir. Böylece konuşan kişi dinleyeni doğrudan etiketlemek yerine olası bir sözün yaratacağı etkiyi değerlendirir. İngiliz İngilizcesinde bu bağlamda quite rude genellikle “oldukça” veya “hayli kaba” anlamına gelir; yalnızca önemsiz bir kabalık ifade etmez.

Alıştırma

Olası bir davranışı kaba olarak daha yumuşak biçimde değerlendiren cümle hangisidir?

  1. You are quite rude to the speaker.
  2. It would be quite rude to interrupt the speaker.
  3. Interrupting the speaker was quite rude.
Cevabı göster

It would be quite rude to interrupt the speaker.

"Hi, is it all right if I don't eat that

1:23

"Merhaba, onu yemesem sorun olur mu

because I don't think I like it very much."

1:26

çünkü pek seveceğimi sanmıyorum."

That's a little bit rude. Ton ve niyet

1:29

Bu biraz kaba.

Ton ve niyet

a little bit rude: olumsuz bir yargıyı yumuşatmak

a little bit rude ifadesinde a little bit, olumsuz rude sıfatının etkisini azaltır. Konuşan kişi davranışı hâlâ kaba bulur, ancak eleştiri That's rude demeye göre daha az sert duyulur. Bu kalıp a little bit unfair ve a little bit harsh gibi başka olumsuz değerlendirmeleri de yumuşatabilir. İfadeyi yumuşatır, ancak olumsuz yargıyı ortadan kaldırmaz.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki üç sözcüklü yumuşatıcıyla tamamlayın: That comment was ____ rude.

Cevabı göster

a little bit

Instead,

1:30

Bunun yerine,

it's better to say this.

1:31

şunu söylemek daha iyidir.

Oh, that was lovely, Ton ve niyet

1:34

"Ah, bu harikaydı,

but I don't think I could eat another bite. Notlar

1:36

ama bir lokma daha yiyebileceğimi sanmıyorum."

Ton ve niyet

Oh, that was lovely, but ...: reddetmeden önce övgüde bulunmak

That was lovely önce olumlu bir değerlendirme verir; but ise ardından bir sınır ya da ret geleceğini gösterir. Bu cümlede lovely, yemeğin ve deneyimin çok hoş olduğu anlamına gelir. Burada sıra çok önemlidir: takdir, I don't think I could eat another bite sözünden önce gelir; böylece dinleyicinin reddi yemeğe yönelik bir eleştiri olarak algılama olasılığı azalır. Aynı övgü + but + sınır kalıbı başka retleri de daha düşünceli gösterebilir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız size ev yapımı kekten bir parça daha ikram ediyor. Keki beğendiniz ama doydunuz. Hangi yanıt önce keki över, sonra daha fazlasını kibarca reddeder?

  1. I'm too full for another piece, but the cake was lovely.
  2. That was lovely, so I'd like another piece.
  3. That was lovely, but I'm too full for another piece.
Cevabı göster

That was lovely, but I'm too full for another piece.

Ton ve niyet

I don't think I could: nazikçe reddetme

Bu cümlede I don't think I could, “galiba yapamam” mesajını yumuşatır. Olumsuzluk I don't think bölümünde verilir ve could kullanılır; bu yüzden ret, I can't kadar kesin duyulmaz. Bu kalıp çoğu zaman gerçek bir düşünce belirsizliğinden çok nazik bir ret işlevi görür. Konuşan kişi hâlâ daha fazla yemeyi reddediyordur, ancak bunu karşı tarafın duygularını gözeterek söyler.

Alıştırma

Hangi cümle bu akşamki bir daveti en nazik ve en az kesin biçimde reddeder?

  1. I don't think I could come tonight.
  2. I won't come tonight.
  3. I can't come tonight.
Cevabı göster

I don't think I could come tonight.

Kalıp ifadeler

eat another bite: bir lokma daha yemek

Burada a bite, yalnızca dişlerle ısırma eylemini değil, ağza alınan küçük bir yiyecek miktarını, yani bir lokmayı ifade eder. Eat another bite, “bir lokma daha yemek” demektir. couldn't gibi olumsuz bir ifadeden sonra eat another bite, kişinin tamamen doyduğunu vurgulamak için sıkça kullanılır: bir lokma daha yemek bile imkânsız gelir.

Alıştırma

“Bir lokma daha” anlamındaki hedef ifadeyle tamamlayın: Leo has tasted the pasta once, so his dad asks him to try ____.

Cevabı göster

another bite

Alternatively, Anlatım akışı

1:39

Alternatif olarak,

if you haven't eaten anything,

1:40

hiçbir şey yemediyseniz,

you could say,

1:41

şöyle diyebilirsiniz,

Anlatım akışı

Alternatively: ikinci bir seçenek sunmak

Bu cümlede Alternatively, cevap vermenin ikinci bir yolunu sunar. Bu ifadenin daha önce söylenen seçeneğe ek olarak başka bir seçenek olduğunu, aynı seçeneğin devamı olmadığını gösterir. Cümle başında kullanılan bu geçiş ifadesi tavsiyeyi düzenler ve bir seçimden başka bir seçime geçildiğini açıkça belirtir. Temel anlamı “başka bir seçenek de şu” şeklindedir.

Alıştırma

“Başka bir seçenek de şu” anlamındaki geçiş ifadesini tamamlayın: ____, you can submit the form online.

Cevabı göster

Alternatively

"It looks delicious, Ton ve niyet

1:43

"Çok lezzetli görünüyor,

but I've eaten so much today already Dilbilgisi

1:44

ama bugün o kadar çok yedim ki

and I don't think I could eat anymore."

1:46

ve daha fazla yiyebileceğimi sanmıyorum."

Ton ve niyet

It looks delicious, but: nazikçe reddetmeden önce övmek

Bu cümlede It looks delicious, yemeğin tadını denedikten sonra değil, görünüşünü över. Ardından but, daha fazla yiyememe nedenine geçiş yapar. Böylece reddetme daha nazik hale gelir: sorun yemekte veya yemeği hazırlayan kişide değil, konuşanın o andaki sınırındadır. Bu yapı, bir şeyi reddetmek için kişisel bir neden vermeden önce takdir göstermeyi de sağlar.

Alıştırma

Pastayı henüz tatmadınız, zaten yemek yediniz ve bir dilimi reddetmek istiyorsunuz. Görünüşünü övüp kendi nedeninizi söyleyen cümle hangisidir?

  1. It looks delicious, and I would love another slice.
  2. It tastes delicious, but I am already full.
  3. It looks delicious, but I am already full.
Cevabı göster

It looks delicious, but I am already full.

Dilbilgisi

I've eaten so much today already: bugüne kadar yenen miktarı belirtmek

I've eaten, eat fiilinin present perfect biçimi olan have eaten yapısının kısaltmasıdır. Buradaki today, içinde bulunulan zamanı da kapsar; bu nedenle cümle şu ana kadar olan durumu anlatır. So much miktarın çok fazla olduğunu, already ise eylemin bu ana kadar gerçekleşmiş olduğunu vurgular. Daha önce çok yemek yemek, konuşanın şimdi daha fazla yiyemeyeceğini düşünmesinin nedenidir.

Alıştırma

Bugün şu ana kadar yaptıklarından söz ediyorsun ve sonuç şu anda önemli. Hangi cümle uygundur?

  1. I'll check the report tomorrow, so we can send it today.
  2. I've checked the report already, so we can send it.
  3. I checked the report yesterday, so we can send it today.
Cevabı göster

I've checked the report already, so we can send it.

Or,

1:49

Veya,

"I had such a late lunch, Dilbilgisi

1:50

"Öğle yemeğini o kadar geç yedim ki,

Dilbilgisi

such a late lunch: çok geç bir öğle yemeğini vurgulamak

such a late lunch, such + a + sıfat + tekil sayılabilir isim yapısını kullanır. Such, sıfatı tek başına değil bütün isim öbeğini vurgular; konuşan kişi öğle yemeğini özellikle geç olmuş bir öğün olarak sunar. Bu yapı çoğu zaman kişisel bir tepki taşır ve bir sonucu anlatan ifadeye bağlanabilir, ancak tek başına “son derece geç” anlamına gelmez. Bir şeyi vurgulayarak tanımlamak için farklı durumlara aktarılabilir.

Alıştırma

Vurgulu such + a + sıfat + tekil isim yapısını kullanarak cümleyi tamamlayın: It was ____ that everyone understood the plan.

Cevabı göster

such a clear explanation

so I'll just eat a tiny bit." Ton ve niyet

1:52

bu yüzden sadece küçücük bir parça yiyeceğim."

Ton ve niyet

I'll just eat a tiny bit: yalnızca küçük bir miktarı kabul etmek

Burada I'll just eat a tiny bit, konuşanın yemeyi kabul ettiği ancak yalnızca çok küçük bir miktar yiyeceği anlamına gelir. Just eylemi sınırlar, a tiny bit ise miktarı çok aza indirir. Bu, uzlaşmacı bir cevaptır: Tamamen reddetmekten daha yumuşaktır ama yine de açık bir miktar sınırı koyar. Aynı kalıp, daha fazlasını kabul etmeden küçük bir miktarı nazikçe kabul etmek için kullanılabilir.

Alıştırma

Çorbanın tadına bakmayı kabul ediyorsunuz ama yalnızca çok az istiyorsunuz. En uygun cevap hangisidir?

  1. I'll have a full bowl.
  2. I'll just have a tiny bit.
  3. I won't have any.
Cevabı göster

I'll just have a tiny bit.

In the last example,

1:54

Son örnekte,

if you want to say no to someone who wants to meet up with you, Kalıp ifadeler

1:55

sizinle buluşmak isteyen birine hayır demek isterseniz,

Kalıp ifadeler

say no to: bir kişiyi veya isteği geri çevirmek

Say no to, bir kişiyi ya da şeyi reddetmek veya kabul etmemek anlamına gelir. Bu cümlede say no to someone, kişinin buluşma isteğini geri çevirmek demektir. Kalıp say no to + kişi ya da şey şeklindedir. To'dan sonra bir eylem gelirse normalde -ing biçimi kullanılır: say no to working late. Günlük yaşamda sınır koymak için kullanılan yaygın ve doğal bir ifadedir.

Alıştırma

Cümleyi no içeren üç kelimelik günlük ifadeyle tamamlayın: It's okay to ____ an invitation when you're too busy.

Cevabı göster

say no to

it'll be quite rude to say,

1:59

şöyle demek oldukça kaba olurdu,

"I don't really want to meet up with you Ton ve niyet

2:01

"Seninle gerçekten buluşmak istemiyorum

because I don't think it would be very fun."

2:03

çünkü pek eğlenceli olacağını sanmıyorum."

Ton ve niyet

Kişisel bir ret olarak 'don't really want to meet'

Burada don't really want to, don't want to ifadesini biraz yumuşatır; güçlü bir ret yerine isteğin az olduğunu veya hiç olmadığını anlatır. Ancak really tek başına mesajı kibar hâle getirmez. Cümle yine de konuşanın bu kişiyle buluşmak istemediğini ve buluşmanın eğlenceli olmayacağını düşündüğünü söyler. Yumuşatıcı bir sözcük bulunsa bile kişiye yönelik bu mesaj incitici olabilir.

Alıştırma

Doğru mu yanlış mı: I don't really want to meet you demek, bir daveti otomatik olarak nazik ve incitmeyen bir şekilde reddetmektir.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

Again,

2:06

Yine,

you might hurt their feelings. Kalıp ifadeler

2:07

onların duygularını incitebilirsiniz.

Kalıp ifadeler

hurt their feelings: onların duygularını incitmek

Hurt someone's feelings, birini üzmek, rahatsız etmek veya gücendirmek anlamına gelen yaygın ve kalıplaşmış bir ifadedir. Fiziksel yaralanmayı değil, duygusal incinmeyi anlatır. İyelik sözcüğü kişiye göre değişir: hurt my feelings, hurt his feelings, hurt their feelings. Bu ifadede feelings normalde çoğul kullanılır.

Alıştırma

Leo adını kullanarak kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: Her unkind joke might ____.

Cevabı göster

hurt Leo's feelings

I invited my friend to come over Öbek fiiller

2:09

Arkadaşımı bize gelmesi için davet ettim

Öbek fiiller

come over: konuşanın bulunduğu yeri ziyaret etmek

Come over, konuşanın evine ya da bulunduğu yere ziyaret için gelmek demektir. Bu cümlede invite my friend to come over, arkadaşı yalnızca yaklaşmaya çağırmak değil, ziyarete davet etmek anlamına gelir. Yaygın kalıplardan biri invite or ask someone to come over şeklindedir. Yer çoğu zaman bağlamdan anlaşılır; come over after school örneğindeki gibi zaman da eklenebilir.

Alıştırma

Hangi cümle birini konuşanın evine doğal biçimde davet eder?

  1. Can you come out on Sunday?
  2. Can you come across on Sunday?
  3. Can you come over on Sunday?
Cevabı göster

Can you come over on Sunday?

to try my cheese and salami soufflé with gravy

2:10

soslu peynir ve salamlı suflemi denemesi için

and this is what he said.

2:14

ve o da bana şunu söyledi.

"Sorry, Ton ve niyet

2:16

"Özür dilerim,

but I already have plans for that day." Kalıp ifadeler

2:16

ama o gün için zaten planlarım var."

Ton ve niyet

Sorry, but ...: reddetmeden önce nazik bir giriş

Sorry, but ..., bir şeyi reddetmeden veya hoş karşılanmayabilecek bir yanıt vermeden önce kullanılan nazik bir giriş kalıbıdır. Sorry, yanıtın karşı tarafı hayal kırıklığına uğratabilmesine üzüldüğünüzü gösterir; mutlaka bir hata yaptığınızı kabul ettiğiniz anlamına gelmez. But, ardından ret ya da sorun geleceğine işaret eder. Örnekte konuşan kişi, daveti I already have plans diyerek reddetmeden önce bu kalıpla tonu yumuşatır.

Alıştırma

Bir arkadaşın seni oyun oynamaya çağırıyor, ancak ödevini bitirmen gerekiyor. Hangi yanıt reddetmeden önce nazik bir giriş kullanır?

  1. Sorry, but I have to finish my homework.
  2. You are annoying, so go away.
  3. I don't care about playing with you.
Cevabı göster

Sorry, but I have to finish my homework.

Kalıp ifadeler

already have plans: önceden yapılmış bir programın olması

Burada already have plans, konuşanın programında zaten bir etkinlik veya randevu olduğu anlamına gelir. Already, bu programın yeni davetten önce var olduğunu gösterir. Bir davete cevap verirken bu ifade, diğer programın ayrıntılarını açıklamadan kişinin müsait olmadığını belirtir.

Alıştırma

Davetten önce var olan bir programı anlatan hedef ifadeyle ret cümlesini tamamlayın: Thanks for inviting me, but I ____ on Saturday.

Cevabı göster

already have plans

So, I suggested another day,

2:19

Bunun üzerine ben de başka bir gün önerdim,

but he said,

2:22

ama o şöyle dedi,

"I might have plans for that day, too. Ton ve niyet

2:23

"O gün için de planlarım olabilir.

Ton ve niyet

might have plans: kesin bir ret yerine belirsizlik

Burada might have plans, konuşanın başka bir programı olabileceğini düşündüğü ancak bundan emin olmadığı anlamına gelir. Might, ifadeyi I have plans cümlesine göre daha az kesin yapar. Bir davete cevap verirken bu ifade, kesin bir evet veya hayırı erteler. Dinleyen kişi konuşanın programını kontrol edip daha sonra cevap vermesini bekleyebilir; bu yüzden ifade otomatik olarak kesin bir ret sayılmamalıdır.

Alıştırma

Konuşan kişi “I might have plans that evening” dediğinde en açık olarak ne anlatır?

  1. Konuşan kişi kesinlikle müsaittir ve daveti kabul eder.
  2. Konuşan kişi kesinlikle meşguldür ve son kez reddetmektedir.
  3. Konuşan kişi meşgul olabilir ama programını henüz doğrulamamıştır.
Cevabı göster

Konuşan kişi meşgul olabilir ama programını henüz doğrulamamıştır.

Can I get back to you?" Ton ve niyet

2:25

Sana daha sonra dönebilir miyim?"

Ton ve niyet

Can I get back to you?: Daha sonra yanıt vermek için izin isteme

Can I get back to you? cevap vermeden önce biraz zaman istemenin kibar bir yoludur. Burada get back to someone, o kişiye daha sonra bir yanıt veya yeni bilgi vermek için yeniden ulaşmak demektir; fiziksel olarak onun yanına dönmek anlamına gelmez. Bir davete yanıt olarak kullanıldığında konuşan kişi henüz ne evet ne de hayır demiş olur. Soru, tereddüdü daha yumuşak gösterebilir ama daha sonra yanıt verileceğini de belirtir.

Alıştırma

Bir davete yanıt vermeden önce takviminizi kontrol etmeniz gerekiyor. Hangi yanıt kibarca daha fazla zaman ister?

  1. I already accepted yesterday.
  2. Can I get back to you tomorrow?
  3. Can I get away from you tomorrow?
Cevabı göster

Can I get back to you tomorrow?

There you have lots of indirect language

2:26

İşte gerçekten garip durumlardan kurtulmak için

to get out of really awkward situations. Öbek fiiller

2:29

kullanabileceğiniz bir sürü dolaylı dil.

Öbek fiiller

get out of ile zor bir durumdan kurtulmak

Bu cümlede get out of, garip bir durumdan kurtulmak veya çıkmak demektir. of'tan sonraki nesne, geride bırakmak istediğiniz sorunu ya da durumu belirtir; fiziksel bir çıkış gerekmez. Aynı yapı, yüzleşmek istemediğiniz bir şeyden kaçınmayı da anlatabilir. Bu yüzden tam anlamı nesne belirler: get out of trouble, get out of a meeting veya get out of answering a question.

Alıştırma

Cümleyi ‘-den kurtulmak’ anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: A quick apology helped us ____ a difficult situation.

Cevabı göster

get out of

Can you think of any other ways?

2:32

Başka yollar düşünebiliyor musunuz?

Let me know in the comments section below.

2:34

Aşağıdaki yorumlar bölümünde bana bildirin.

Okay,

2:36

Peki,

I've really gotta go Kelime

2:37

gerçekten gitmem gerek

because I've got some plans.

2:39

çünkü bazı planlarım var.

Kelime

I've really gotta go: gitmeniz gerektiğini söylemenin samimi bir yolu

I've really gotta go, “Gerçekten şimdi gitmem gerekiyor” demektir. I've, I have'in kısaltmasıdır; gotta ise have got to içindeki got to'nun söylenişini gösteren oldukça gündelik bir yazımdır. Really vurgu katar: gitmek yalnızca bir olasılık değil, gerekliliktir. Bu ifade genellikle samimi bir sohbeti bitirmek veya ayrılacağını söylemek için kullanılır. Şu anda gitme gereğini anlatır; “çoktan gittim” anlamına gelmez.

Alıştırma

Samimi vedalaşma cümlesini dersteki ifadeyle tamamlayın: My train leaves in five minutes, so ____.

Cevabı göster

I've really gotta go

So, yeah.

2:42

Yani, evet.