Yüksek Wattlı Güç Kaynakları Neden Saçmalıktır?: İngilizce çalışma notları
Linus Tech Tips
Video özeti: Tüketim, verimlilik, gürültü, yaşlanma, kalite ve maliyete göre bir oyun bilgisayarının neden nadiren 1.200 watt gerektirdiği. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. `does legitimately take` — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: vurgulu do, yedi ekran kartlı uç sistemin gerçekten yüksek güç istediğini doğrular; soru ve olumsuzluktan ayırın. 2. `sing a similar tune.` — Deyimler ve mecazlı ifadeler: iki bağımsız öneri, şarkı söylemeden benzer sonuca varır; kaynak karşılaştırırken kullanın. 3. `zero RPM fan mode headroom,` — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: headroom fiziksel alan değil, fan başlayana kadar kalan güçtür; özellikleri ve çalışma paylarını doğru okuyun.
Bu derste
High wattage power supplies are almost always a bad idea just due to being too expensive. Dilbilgisi
0:00Yüksek wattlı güç kaynakları, sadece çok pahalı oldukları için neredeyse her zaman kötü bir fikirdir.
due to being + sıfat
Due to ifadesinden sonra isim gibi işleyen bir öge gelir. Burada being too expensive bir gerund yapısıdır: being, fazla pahalı olma durumunu isim gibi kullanılan bir nedene dönüştürür. Buradaki being edilgen bir eylem anlatmaz. Nedeni tam bir cümlecikle vermek için because kullanılır: because they are too expensive.
Alıştırma
Cümleyi due to ve be fiilinin gerund biçimiyle tamamlayın: The outdoor concert was canceled ____ unsafe in the storm.
Cevabı göster
due to being
that is of course as long as you're not doing some asinine projects,
0:05bu sadece aptalca projeler yapmadığınız sürece geçerlidir,
such as seven gamers or eight gamers or 10 gamers one CPU.
0:08tek bir işlemci ile yedi, sekiz ya da 10 oyuncu gibi.
does legitimately take some solid wattage. Dilbilgisi
0:20gerçekten de hatırı sayılır bir watt gerektirir.
a small mountain of + çoğul isim
A small mountain of SSDs, eğlenceli bir abartıdır. Gerçek bir dağı değil, çok büyük bir SSD yığınını veya çok sayıda SSD’yi anlatır. Small sözcüğü görüntüyü biraz yumuşatır; ancak mountain yine de normalden çok daha fazla bir miktar belirtir. Bu ifade, aşırı güçlü bir bilgisayar kurulumunu canlı ve konuşma diline yakın biçimde anlatır.
Alıştırma
“After moving, we had a small mountain of boxes to unpack,” cümlesinde a small mountain of boxes ne anlama gelir?
- Çok büyük sayıda kutu
- Gerçek bir dağın üzerine yerleştirilmiş birkaç kutu
- Dağ biçiminde küçük bir kutu
Cevabı göster
Çok büyük sayıda kutu
does legitimately take: yalın fiil take'ten önce vurgulayıcı does
Burada does, olumlu bir cümlede vurgu yapan yardımcı fiildir. Bu kadar güçlü bir sistemin gerçekten kayda değer miktarda elektrik tükettiğini doğrular. does'tan sonra ana fiil yalın hâlde kalır: take, takes değil. Legitimately, konuşanın bu iddianın gerçekten doğru olduğunu bir kez daha doğrulamasını sağlar.
Alıştırma
Konuşanın vurgulu doğrulamasını koruyarak cümleyi tamamlayan ifadeyi seçin: Running six fans and three monitors ___ a lot of power.
- does legitimately take
- legitimately takes
- is legitimately taking
Cevabı göster
does legitimately take
about not needing super high wattage power supplies,
0:45ihtiyacınız olmadığıyla ilgili bir sürü videomuz var,
but it became even more blatantly apparent
0:48ama bu durum çok daha bariz bir şekilde ortaya çıktı;
massively overkill setup: gereksinimin çok ötesinde bir sistem
Burada setup, testte kullanılan eksiksiz donanım düzenini ifade eder. Massively overkill, bu düzenin işin gerektirdiğinden çok daha güçlü olduğunu söyler; bu, kelimenin tam anlamıyla şiddet anlamına gelmeyen, gayriresmî bir abartıdır. Bir isim öbeği olarak massively overkill, setup'ı niteler. High-end parçaların üst düzey veya güçlü olduğunu anlatırken overkill, bu kadar kapasitenin iş için gereksiz olduğu yargısını ekler.
Alıştırma
Bir kişi yalnızca kısa e-postalar yazmak için dört profesyonel GPU'lu bir iş istasyonu satın alıyor. Bu ekipmanın işin gerektirdiğinden çok daha fazla olduğunu anlatan ifade hangisidir?
- high-end setup
- massively overkill setup
- basic setup
Cevabı göster
massively overkill setup
drew just over a third of the wattage: gücün üçte birinden biraz fazlasını çekti
Elektrik gücü bağlamında drew, draw fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve bir cihazın güç “kullandığı” ya da “çektiği” anlamına gelir. Wattage, watt cinsinden ölçülen güçtür; cihazın ne kadar süre çalıştığını belirtmez. Just over a third, üçte birden biraz fazla demektir. Bu cümlede karşılaştırma noktası güç kaynağının 1.200 watt'lık nominal değeridir; yani sistem belirtilen test koşulunda bu kapasitenin üçte birinden biraz fazlasını kullanmıştır.
Alıştırma
Bir güç testinde “The system drew just over a third of the rated wattage” ne anlama gelir?
- Nominal gücün üçte birinden biraz fazlasını kullandı.
- Nominal gücün üçte birinden biraz fazlasını sağladı.
- Nominal gücün tam olarak üçte birini kullandı.
Cevabı göster
Nominal gücün üçte birinden biraz fazlasını kullandı.
under heavy load: ağır yük altında
Bilgi işlemde load, bir sistemin veya bileşenin işlediği iş miktarıdır. Under heavy load; sistemin yoğun işlem veya aynı anda çok sayıda görev gibi zorlayıcı işler yaptığı anlamına gelir, fiziksel ağırlık taşıdığı anlamına gelmez. Bu ifade ölçüm koşulunu belirtir: güç değeri, sistem boşta beklerken değil yoğun biçimde çalışırken gözlemlenmiştir. Heavy, iş yükünün yüksek olduğunu gösterir ancak tek başına kullanımın tam olarak %100 olduğunu garanti etmez.
Alıştırma
Bir bilgisayarın zorlayıcı işler yaptığını, ancak mutlak maksimumunda olduğunu iddia etmeden en iyi hangi cümle anlatır?
- The computer is under full load.
- The computer is under heavy load.
- The computer is idle.
Cevabı göster
The computer is under heavy load.
of a standard flagship power supply at 1200 watts.
1:01watt değerinin sadece üçte birinden biraz fazlasını çektiğinde.
And I do have a fairly recent video on it,
1:09Hatta bu konuda oldukça yakın tarihli bir videom da var,
that you actually probably shouldn't bother watching Kalıp ifadeler
1:13ki muhtemelen izlemeye bile zahmet etmemelisiniz
shouldn't bother watching: izlemek için zahmete girmemek
bother + -ing fiil yapısında bother, “birini rahatsız etmek” değil, “çaba göstermek veya zaman ayırmak” anlamına gelir. Bu cümlede shouldn't bother watching, konuşanın videoları izlemeye zaman ayırmanın muhtemelen değmeyeceğini düşündüğünü gösterir. Bir eylem gereksiz veya yararsız görünüyorsa not bother doing something kalıbı kullanılabilir.
Alıştırma
Tavsiyeyi shouldn't bother + -ing kalıbıyla tamamlayın: You ____ the outdated tutorial.
Cevabı göster
shouldn't bother watching
But be quiet!'s own Christoph Katzer has an article on this back from 2008
1:19Ama be quiet!'tan Christoph Katzer'in 2008 yılında
when he used to work with AnandTech, Dilbilgisi
1:24AnandTech'te çalıştığı döneme ait bir makalesi var,
used to work: geçmişte çalışmak, artık çalışmamak
Used to + fiilin yalın hâli, geçmişte tekrarlanan bir etkinliği veya bir süre devam eden ve artık geçerli olmayan ya da değişmiş olarak sunulan bir durumu anlatır. Buradaki used to work with AnandTech, AnandTech ile geçmişte kurulmuş profesyonel bir ilişkiyi anlatır. Used to sonrasındaki fiil yalın hâlde kalır: used to work denir; used to worked veya used to working denmez.
Alıştırma
Cümleyi en iyi tamamlayan ifadeyi seçin: Maya no longer works at the library, but she ___ there every summer.
- worked once
- is used to working
- used to work
Cevabı göster
used to work
need more than an 850 watt power supply.
1:35850 watt'tan daha büyük bir güç kaynağına ihtiyacı olmadığını belirtiyor.
few people, if any: sıfıra yakın sayıyı temkinli biçimde belirtme
Bu cümlede few people, if any, “neredeyse hiç kimse, hatta belki de hiç kimse” anlamına gelir. Araya giren if any, sayının sıfır olabileceğini kabul ederek few people ifadesini daha da sınırlar; ancak no people gibi kesin bir iddiada bulunmaz. Bu ara söz kalıbı, miktarla ilgili bir iddiayı daha temkinli hâle getirir: few/little ..., if any. Daha önce belirtilen miktara ilişkin eksiltili bir yorumdur; daha sonra olacak bir şeyi koşula bağlayan tam bir if cümlesi değildir.
Alıştırma
İddiaya “neredeyse hiçbir okul, hatta belki de hiçbiri” anlamını veren iki kelimelik ara sözle cümleyi tamamlayın: Very few schools, ____, can afford that system.
Cevabı göster
if any
Components have been getting progressively more and more efficient Dilbilgisi
1:40Bileşenler bu süre zarfında giderek
more and more efficient: devam eden bir eğilim
More and more + sıfat, bir özelliğin zaman içinde artmaya devam ettiğini gösterir. Burada more and more efficient, bileşenlerin zaman geçtikçe daha yüksek verimlilik düzeylerine ulaştığı anlamına gelir; bir anda birden fazla bileşenin karşılaştırıldığı anlamına gelmez. getting progressively ifadesi aynı kademeli eğilim anlamını güçlendirir: değişim adım adım gerçekleşir.
Alıştırma
Verimlilikte devam eden artışı gösteren kalıpla cümleyi tamamlayın: With every update, the software becomes ____.
Cevabı göster
more and more efficient
Anlatımı ilerleten bir işaret olarak it doesn't stop there either
Burada it doesn't stop there, az önce belirtilen noktanın anlatılanların tamamı olmadığını gösterir. There gerçek bir yeri değil, açıklamada gelinen noktayı ifade eder. Bu cümle anlatımı ilerletir ve dinleyiciye aynı yönde başka bir bilgi ya da gerekçe geleceğini bildirir. Either olumsuzluğu güçlendirir ve olumsuz bir cümlede de veya da anlamı katar.
Alıştırma
It doesn't stop there either ifadesi bu cümlede neyi bildiriyor: The plan saves time, and it doesn't stop there either: it also cuts costs.?
- Konuşmacı fiziksel bir durma yerini belirtiyor.
- Konuşmacı önceki iddiasını geri alıyor.
- Konuşmacı destekleyici başka bir avantaj ekleyecek.
Cevabı göster
Konuşmacı destekleyici başka bir avantaj ekleyecek.
Power supplies have also been getting more efficient as well
1:46Güç kaynakları da aynı şekilde daha verimli hale geldi,
with the increasing abundance of highly rated 80 Plus versions across the board. Deyimler
1:49yüksek puanlı 80 Plus versiyonlarının genel olarak artmasıyla.
Across the board: ilgili tüm kategorilerde
Across the board, söz konusu ilgili aralığın tamamında anlamına gelen bir deyimdir. Bu cümlede, yüksek dereceli 80 Plus güç kaynaklarının yalnızca birkaç modelle sınırlı kalmayıp farklı tür veya seviyelerde yaygınlaştığını anlatır. Buradaki board gerçek bir tahta veya bilgisayar anakartı değildir. Bu ifade, birbirinden ayrı birkaç durumu geniş bir genel eğilim olarak özetler.
Alıştırma
Board sözcüğünü içeren ve her departmanda anlamına gelen üç sözcüklü deyimle cümleyi tamamlayın: After the policy change, response times improved ____.
Cevabı göster
across the board
Recommended power supply ratings for various computer components
1:55Çeşitli bilgisayar bileşenleri için önerilen güç kaynağı değerleri
featuring an oversized two and a half slot cooler
2:04büyük boyutlu iki buçuk yuvalı bir soğutucuya
it only recommends a 500 watt power supply for the whole system.
2:12tüm sistem için sadece 500 watt'lık bir güç kaynağı öneriyor.
AMP ... ample amounts of power: elektrikle ilgili bir kelime oyunu
Sıradan anlamıyla ample amounts of power, “gereğinden de fazla elektrik gücü” demektir. Burada aynı zamanda bir kelime oyunu oluşturur: ample, Zotac'ın AMP model adıyla aynı olan AMP harfleriyle başlar; amp ise elektrik akımını ve daha geniş anlamda güç konusunu çağrıştırır. Konuşmacının “terrible joke” demesi, ses ve yazım arasındaki bu bağlantının kasıtlı olduğunu gösterir. İfade hâlâ bolluk anlatır, ancak mizah AMP, ample ve power sözcüklerinin yan yana getirilmesinden doğar.
Alıştırma
Bu cümlede “ample amounts of power” neden bir şakadır?
- ample sözcüğünü AMP model adı ve elektrik bağlamıyla ilişkilendirir.
- Ekran kartının sınırsız elektrik üretebildiğini iddia eder.
- AMP'nin watt için kullanılan başka bir sözcük olduğunu gösterir.
Cevabı göster
ample sözcüğünü AMP model adı ve elektrik bağlamıyla ilişkilendirir.
sing a similar tune: genel olarak benzer sonuçlar
Burada seems to sing a similar tune, “genel olarak benzer bir sonuca varıyor gibi görünmek” anlamına gelir. Hesaplayıcı bir şarkıcı gibi kişileştirilir ve bu sonuç önceki öneriyle canlı bir şekilde karşılaştırılır. Kilit sözcük similar'dır: iki kaynak aynı yöne işaret eder, ancak sayıların veya ayrıntıların aynı olacağını garanti etmez.
Alıştırma
İki piyasa raporu küçük bir fiyat artışı öngörüyor, ancak farklı yüzdeler veriyor. Cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? The second report seems to ___.
- sing a similar tune
- face the music
- change its tune
Cevabı göster
sing a similar tune
all equated to an estimated grand total of 344 watts at load
2:33yük altında tahmini toplam 344 watt'a eşit oldu
and a recommended power supply of 394 watts.
2:39ve önerilen güç kaynağı 394 watt olarak belirlendi.
But as I'm sure a few of you are acutely aware, Ton ve niyet
2:42Ancak eminim birkaçınızın çok iyi farkında olduğu gibi,
eminim bazılarınızın çok iyi bildiği gibi
“as I'm sure a few of you are acutely aware” ifadesi sözü kısa süreliğine dinleyiciye yöneltir. Araya giren bir giriş kalıbı olarak, sıradaki noktayı konuşmacının en azından bazı dinleyicilerin zaten anladığından güçlü biçimde emin olduğu bir bilgi gibi sunar; bu bir soru değildir. Konuşmacı “this isn't the whole story” demeden önce konuya hâkim dinleyicileri kabul ederek ortak bir zemin kurar ve ardından gelen düzeltmenin daha az ani duyulmasını sağlar. “as I'm sure + özne + be aware” yapısı, dinleyicinin mevcut bilgisini kabul ederken yeni bir noktayı sunmak için kullanılabilir.
Alıştırma
Bu cümledeki giriş kalıbı ne işe yarar? “As I'm sure a few of you are acutely aware, the first estimate leaves out several costs.”
- Dinleyicilerden herhangi birinin tahmini anlayıp anlamadığını doğrulamalarını ister.
- Her dinleyicinin sorun hakkında eksiksiz bilgi sahibi olduğunu iddia eder.
- Bazı dinleyicilerin sorunu zaten bildiğini varsayar ve onları gelecek bir sınırlama ya da düzeltmeye hazırlar.
Cevabı göster
Bazı dinleyicilerin sorunu zaten bildiğini varsayar ve onları gelecek bir sınırlama ya da düzeltmeye hazırlar.
meselenin tamamı bu değil
Bu cümlede “isn't the whole story” mecaz anlamda kullanılır. Şimdiye kadar verilen bilgilerin eksik olduğunu ve tek başına tam bir sonucu destekleyemeyeceğini belirtir; önemli başka olguların veya nedenlerin de dikkate alınması gerekir. Konuşmacılar bu ifadeyi basit bir sonuçtan veya açıklamadan sonra bir sınırlama eklemek için kullanır: ilk nokta doğru olabilir, ancak bütün durumu açıklamaz.
Alıştırma
Bu cümlede “that isn't the whole story” ne anlama gelir? “Sales increased in June, but that isn't the whole story; the store was closed for half of May.”
- Satış rakamı doğru, ancak daha fazla bağlam gerekiyor.
- Biri bir hikâye anlattı ve sonunu unuttu.
- Satış rakamı tamamen yanlış olmalı.
Cevabı göster
Satış rakamı doğru, ancak daha fazla bağlam gerekiyor.
and I wouldn't buy a 400 watt power supply for that computer any day.
2:46ve o bilgisayar için asla 400 watt'lık bir güç kaynağı almam.
Not only do the capacitors within a power supply Dilbilgisi
2:51Sadece bir güç kaynağının içindeki kapasitörler
but there is also the efficiency curve to consider
2:58aynı zamanda dikkate alınması gereken bir verimlilik eğrisi
Not only ... but there is also: cümle başındaki Not only ile devrik yapı
Not only, birbiriyle ilişkili iki noktadan ilkini sunar; but ... also ise ikincisini ekler. Bu eşli yapı, ikinci noktayı listedeki sıradan bir madde değil, önemli bir ek bilgi gibi gösterir. Not only yan tümcenin başında olduğu için do yardımcı fiili özneden önce gelmelidir: Not only do the capacitors ... . Buna özne–yardımcı fiil devrikliği denir. Normal olumlu cümlede yardımcı fiil yoksa do, does veya did kullanılır ve ana fiil yalın hâlde kalır.
Alıştırma
İkinci bir sorunu eklemek için cümle başındaki Not only ifadesini doğru kullanan cümle hangisidir?
- Not only does the laptop run hot, but its battery also drains quickly.
- Not only does the laptop runs hot, but its battery also drains quickly.
- Not only the laptop runs hot, but its battery also drains quickly.
Cevabı göster
Not only does the laptop run hot, but its battery also drains quickly.
and the overall build quality of the power supply.
3:01ve güç kaynağının genel üretim kalitesi de vardır.
Each power supply's efficiency curve is more or less unique, Kalıp ifadeler
3:04Her güç kaynağının verimlilik eğrisi az çok benzersizdir,
more or less ifadesinin ‘yaklaşık olarak’ anlamı
More or less, ‘yaklaşık olarak’, ‘büyük ölçüde’ veya ‘temelde’ anlamına gelen kalıplaşmış bir zarf öbeğidir. Burada unique sözcüğünün kesinliğini yumuşatır: Bazı eğriler genel özellikleri paylaşsa bile her verimlilik eğrisi genel olarak kendine özgüdür. Bu ifade, more ve less ile yapılan gerçek bir hesaplamayı değil, bir tahmini veya çekinceli değerlendirmeyi gösterir.
Alıştırma
Bir plan genellikle yaklaşık iki hafta sürüyor ancak süre kesin değil. Bu anlamı en iyi hangi cümle ifade eder?
- The plan takes exactly two weeks.
- The plan takes almost two weeks.
- The plan takes more or less two weeks.
Cevabı göster
The plan takes more or less two weeks.
but let's use the curve of the Corsair 1200i for example.
3:07ancak örnek olarak Corsair 1200i'nin eğrisini kullanalım.
worst at excessively high and excessively low usages.
3:14aşırı yüksek ve aşırı düşük kullanımlarda en kötüsüdür.
as long as that makes sense to offset the cost of the power supply Dilbilgisi
3:25tabi bu özel amaç için
as long as: bir koşul koymak
Bu cümlede as long as, “şu koşulla” veya “yalnızca ... ise” anlamına gelir. Verimlilik tavsiyesini bir koşula bağlar: yüksek verimli çalışma noktasını kullanmak, ancak sağlanan tasarruf o kullanım için güç kaynağının maliyetini karşılamayı haklı çıkarabiliyorsa mantıklıdır. Buradaki kullanım bir zaman uzunluğunu değil, bir gerekliliği anlatır. Daha genel olarak as long as + yan cümle, geçerli olması gereken koşulu belirterek bir planı, izni veya tavsiyeyi sınırlandırabilir.
Alıştırma
Cümleyi, bu derste geçen ve “şu koşulla” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: You may use my camera ____ you handle it carefully.
Cevabı göster
as long as
and the reason I chose this power supply as the example
3:32ve bu güç kaynağını örnek olarak seçmemin nedeni
People going for absolutely silent systems Öbek fiiller
3:36Kesinlikle sessiz sistemler isteyen kişiler,
can greatly benefit from low power usage components Kalıp ifadeler
3:38düşük güç kullanan bileşenlerden büyük ölçüde faydalanabilirler
going for: bir hedefi seçmek veya amaçlamak
Burada going for, seçmek veya bir şeyi elde etmeye çalışmak anlamına gelir. People going for absolutely silent systems, hedefi hiç ses çıkarmayan bir bilgisayar sistemi kurmak olan kişileri anlatır. going for absolutely silent systems şeklindeki -ing öbeği people sözcüğünü niteler ve kişileri hedeflerine göre tanımlar. Başka bağlamlarda go for + isim, birinin istediği seçeneği, tarzı, sonucu veya hedefi anlatabilir.
Alıştırma
“Nina is going for a simple black design,” cümlesinde going for ne anlama gelir?
- Basit, siyah bir tasarımı seçiyor veya hedefliyor.
- Birinin onu tasarlamasını bekliyor.
- Basit, siyah bir tasarıma doğru yürüyor.
Cevabı göster
Basit, siyah bir tasarımı seçiyor veya hedefliyor.
benefit from: avantajın kaynağını belirtmek
Benefit from, “bir şey sayesinde avantaj elde etmek” anlamına gelir. Özne, yarar gören kişi ya da şeyi; from sonrasındaki nesne ise yararın kaynağını gösterir. Bu cümlede sessiz sistemler isteyen kişiler yarar görür, düşük güç tüketimli bileşenler ise onlara yardımcı olan kaynaktır. Bu yapı, olumlu sonuçları ve bunların nedenlerini açıklamak için kullanışlıdır.
Alıştırma
“Bir şey sayesinde avantaj elde etmek” anlamındaki iki kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: Small teams can ____ clear priorities.
Cevabı göster
benefit from
zero RPM fan mode headroom: fanın çalışma eşiğine kadar kalan pay
Headroom, bir sınıra veya eşiğe ulaşmadan önce kalan kullanılmamış paydır. Teknik açıklamalarda ilgili sınır; güç, bellek, ses seviyesi veya sıcaklık gibi neyin ölçüldüğüne bağlıdır. Burada zero RPM fan mode, headroom sözcüğünü niteler. İfade, güç kaynağının fanının dönmeye başladığı noktanın altındaki çalışma aralığını anlatır. 360 watt bu modun payıdır; cihazın tam nominal kapasitesi değildir.
Alıştırma
Bir sınıra ulaşmadan önce kalan kullanılmamış payı belirten teknik ismi yazın: The server has enough memory ____ to handle a sudden traffic spike.
Cevabı göster
headroom
use ... as an excuse to: bir şeyi bahane ederek bir şey yapmak
use X as an excuse to do Y kalıbı, X'in Y'yi yapmak için bir gerekçe gibi kullanıldığını, ancak konuşanın X'in Y'yi gerçekten haklı çıkarmadığını düşündüğünü belirtir. Bu cümlede video, düşük kaliteli bir güç kaynağı almayı haklı çıkarmak için kullanılmamalıdır. Bu kalıp çoğu zaman yanlış bir sonucu reddeder: Bir tavsiye, tartışmalı bir davranış için izin anlamına gelmez. Buradaki excuse, zayıf veya kişinin kendi çıkarına uygun bir gerekçe belirten isimdir; affetmek anlamındaki fiil değildir.
Alıştırma
Gerekçeyi zayıf gösteren ifadeyle uyarıyı tamamlayın: Don't use one bad review ____ dismiss the entire product.
Cevabı göster
as an excuse to
Skimping on this component is just fundamentally a bad idea. Öbek fiiller
4:08Bu bileşenden kısmak temelde sadece kötü bir fikirdir.
skimp on: önemli bir şeyden gereğinden fazla kısmak
Skimp on something, genellikle para biriktirmek amacıyla bir şeye gerekenden daha az para, kaynak veya emek ayırmak demektir. İfade olumsuzdur; bu tasarrufun kaliteyi, güvenliği veya güvenilirliği azaltabileceğini belirtir. Cümlede Skimping on this component, özne görevi gören bir ulaç grubudur. Yeniden kullanılabilen yapı skimp on + isim grubudur; skimp on materials ve skimp on testing buna örnektir.
Alıştırma
Cümle için en uygun ifadeyi seçin: The contractor used thin, unsafe wiring because it was cheaper; the contractor ____ electrical materials.
- skimped on
- saved on
- cut back on
Cevabı göster
skimped on
Düşünceleri dengeleyen “That being said” geçişi
“That being said” dinleyiciye şu mesajı verir: “Az önce söylediğim noktayı hâlâ kabul ediyorum, ancak onu sınırlayan veya dengeleyen başka bir gerçek de var.” Burada konuşmacı, kalitesiz bir güç kaynağı almama uyarısını korur ve ardından ihtiyaçtan çok daha yüksek watt değerine sahip bir ürün almanın da para israfı olduğunu ekler. Bu ifade ilk noktayı iptal etmez. Geçerli bir düşünceyi koruyup ardından onunla uyumlu bir sınırlama getirerek savı düzenler.
Alıştırma
Şunu okuyun: “The laptop is well built. That being said, its battery lasts only four hours.” Burada That being said ne işe yarıyor?
- Olumlu noktayı korur ancak bir sınırlama ekler.
- Dizüstü bilgisayarın sağlam yapılmasının nedenini açıklar.
- Olumlu noktayı farklı sözlerle tekrarlar.
Cevabı göster
Olumlu noktayı korur ancak bir sınırlama ekler.
buying a 1200 watt power supply for your system
4:13sisteminiz sadece 300 watt civarında bir zirve yapacakken
Aşırı israfı anlatan “lighting your money on fire”
Bu cümlede “lighting your money on fire”, neredeyse hiçbir yararlı karşılık sağlamayan bir şeye çok para harcamayı anlatan canlı bir benzetmedir. Konuşmacı gerçek bir yangından söz etmez. Bu ifade, yalnızca “para israf etmek” demekten daha güçlü bir yargı taşır. Alışveriş o kadar anlamsız gösterilir ki kişinin kendi parasını bilerek yok etmesine benzetilir.
Alıştırma
500 dolarlık bir telefon kılıfı, telefonu 20 dolarlık bir kılıftan daha iyi korumuyor. Para israfına yönelik amaçlanan güçlü yargıyı hangi yorum ifade eder?
- The $500 case would be worth every penny.
- Buying the $500 case would be like lighting your money on fire.
- The $500 case would help you save money in the long run.
Cevabı göster
Buying the $500 case would be like lighting your money on fire.
There's no point in + -ing: bir eylemin anlamı olmaması
There's no point in doing that, eylemin yararlı bir amacı ya da getirisi olmadığını belirtir. Buradaki point, yer, sivri uç veya sav anlamında değil, soyut olarak “değer” ya da “neden” anlamındadır. Kullanılabilir kalıp there is/there's no point in + -ing şeklindedir. in bir edat olduğu için ardından gelen fiil doing gibi -ing biçimini alır.
Alıştırma
Eylemin yararlı bir amacı olmadığını anlatmak için point kullanan kısaltılmış kalıpla cümleyi tamamlayın: You already have three empty notebooks, so ____ buying another one.
Cevabı göster
there's no point in
If you're worried about your choice of power supply,
4:25Eğer güç kaynağı seçiminiz konusunda endişeleriniz varsa,
I'm pretty sure he's been reviewing power supplies Dilbilgisi
4:31Eminim ki o, benim bilgisayarlarla
for longer than I've been interested in computers
4:33ilgilendiğim toplam süreden daha uzun süredir
has been ... for longer than ... has been ile süre karşılaştırma
Bu cümle, geçmişte başlayıp bugün hâlâ önemini koruyan iki deneyimin süresini karşılaştırır. Onun güç kaynaklarını inceleme süresi, konuşanın bilgisayarlarla ilgilendiği süreden uzundur; böylece ne kadar çok deneyim kazandığı vurgulanır. İlk bölümdeki he's been reviewing, present perfect continuous yapısıdır: he has been + -ing. İkinci bölümdeki I've been interested ise durum bildiren interested sıfatıyla kurulmuş present perfect yapısıdır. Burada he's, he has; I've ise I have anlamındadır. X has been ... for longer than Y has been ... kalıbı nesnelerin fiziksel uzunluğunu değil, süreleri karşılaştırır.
Alıştırma
Geçmişte başlayıp bugün hâlâ önemli olan iki etkinliğin süresini hangi cümle doğru biçimde karşılaştırır?
- Leo has been coding for longest than I have been studying programming.
- Leo has been coding for longer than I have been studying programming.
- Leo has been coding since longer than I have been studying programming.
Cevabı göster
Leo has been coding for longer than I have been studying programming.
Baskı yaratmayan bir davet için feel free to
Bu cümlede feel free to, izleyiciye abone olması için baskı yaratmayan bir davette bulunur. “İstersen bunu yapabilirsin” anlamına gelir; “bunu yapmak ücretsizdir” anlamına gelmez. Bir teklifin, iznin veya davetin emir gibi değil, isteğe bağlı ve sıcak duyulması için feel free to + fiilin yalın hâlini kullanın.
Alıştırma
Baskı yaratmayan daveti nottaki ifadeyle tamamlayın: If anything is unclear, ____ ask me.
Cevabı göster
feel free to
Kısmi belirsizlik için I'm not entirely sure.
I'm not entirely sure ifadesinde entirely, “tamamen” anlamına gelir. Olumsuzluk, emin olma derecesine uygulanır: Konuşan kişi tam olarak emin değildir ancak yine de bazı bilgilere veya geçici bir tahmine sahip olabilir. Bu, belirsizliğin derecesini ölçülü biçimde anlatır. Yanıtı yumuşatır ve kanıtların desteklediğinden daha emin görünmeyi önler.
Alıştırma
Birkaç kaynağı kontrol ettiniz ancak tarihi hâlâ doğrulayamıyorsunuz. Hangi yanıt, bir fikriniz olduğunu fakat tamamen emin olmadığınızı gösterir?
- I know for certain.
- I'm not entirely sure.
- I'm not sure at all.
Cevabı göster
I'm not entirely sure.
like the intricate qualities of power supply components
4:59güç kaynağı bileşenlerinin karmaşık kaliteleri gibi
because I'm not going to get into that type of power supply review. Öbek fiiller
5:04çünkü ben o tür güç kaynağı incelemelerine girmeyeceğim.
get into ile bir konuyu ayrıntılı ele almak
Burada get into, bir konuyu ayrıntılı biçimde konuşmaya veya incelemeye başlamak anlamına gelir. Konuşan kişi kapsamı sınırlıyor: bu tür bir güç kaynağı incelemesi derinlemesine ele alınmayacak. Nesnesi bir konu, sorun veya ayrıntılar olduğunda get into, kısa bir değinmeden daha derin bir tartışmaya geçişi gösterebilir. Bu cümlede bir yere girmek veya yeni bir hobiye başlamak anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi “ayrıntılı olarak konuşmak” anlamındaki öbek fiille tamamlayın: We only have five minutes, so I won't ____ the technical details.
Cevabı göster
get into
Nope, not happening. ile sert bir şekilde reddetmek
Burada Nope kesin ve gündelik bir “hayır” anlamı verir; not happening ise “bunu yapmayı veya buna izin vermeyi reddediyorum” demektir. Bu iki kısa parça birlikte, öneriyi güçlü bir kesinlikle kapatır. Not happening bazen bir olayın gerçekleşmeyeceğini anlatabilir, ancak burada konuşan kişinin kararını ifade eder. Eksik bırakılan özne, az önce sözü edilen eylemden anlaşılır.
Alıştırma
Bir müşteri resmî bir iş toplantısında istekte bulunuyor. “Nope, not happening” uygun derecede kibar bir ret midir?
- Hayır
- Evet
Cevabı göster
Hayır
Kendi kararını değiştirmek için Actually, no.
Bu cümlede Actually, no. konuşanın kendisini hemen düzelttiğini gösterir. Konuşan az önce bir plan önermiştir; ardından no ile bu planı geri çekip başka bir seçimle değiştirir. Burada actually yalnızca ek bir bilgi vermek yerine konuşanın az önce söylediğini değiştirdiğini bildirir. Bu kalıp, dinleyiciye önceki talimat yerine yeni talimatı izlemesi gerektiğini anlatır.
Alıştırma
Bir kişi “We can meet on Friday. Actually, no—Saturday is better.” diyor. Actually, no burada ne yapıyor?
- Konuşanın fiziksel olarak oradan ayrıldığı anlamına gelir.
- Konuşanın kendi sözlerini değiştirmeden başka birinin fikrini reddeder.
- Konuşanın cuma günü buluşma önerisini geri çeker.
Cevabı göster
Konuşanın cuma günü buluşma önerisini geri çeker.
Başarılı bir sonucu onaylamak için There we go.
There we go. küçük bir işlem, düzeltme veya ayarlama istenen sonucu verdiğinde kullanılan bir konuşma kalıbıdır. Konuşan, artık her şeyin doğru olduğunu ya da sorunun çözüldüğünü onaylar. Sözcükler bir yere doğru hareket etmeyi anlatmaz. Tüm ifadeyi, işin veya kararın tatmin edici bir noktaya ulaştığını gösteren bir işaret olarak düşünün.
Alıştırma
Başarılı bir ayarlamayı onaylayan bu dersteki üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: “The cable is connected now. ____. Everything is working.”
Cevabı göster
There we go