En Yakın Gezegen Hakkında Yanılıyordun: İngilizce çalışma notları

CGP Grey

Öğrenme zorluğu
579 kelime 189 kel/dk

Video özeti: Konuşmacı closest sözcüğünün dört anlamını ayırıyor ve ortalama uzaklığa göre Dünya'ya en yakın gezegenin neden Venüs değil Merkür olduğunu açıklıyor. Belirsiz sorular ve basit modeller gerçekleri gizleyebilir. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. "blew my mind" — Deyimler ve mecazlı ifadeler: bir keşif eski inancı yıktığında güçlü şaşkınlık belirtir; fiziksel zarar anlatmaz. 2. "on average," — Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler: değişen değerlerin ortalamasını tek andaki ya da çoğu zamanki durumdan ayırır. 3. "wasn't published until this year," — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: not...until ile olayın geçliğini vurgular ve sonunda gerçekleştiğini belirtir.

Bu derste

Hello Internet.

0:00

Merhaba İnternet.

While working on a future video,

0:01

Gelecekteki bir video üzerinde çalışırken,

I offhandedly wrote Venus, Kelime

0:02

öylesine Venüs yazdım,

the closest planet to Earth.

0:04

Dünya'ya en yakın gezegen.

Kelime

offhandedly: önceden fazla düşünmeden hareket etmek

Offhandedly, bir şeyi önceden dikkatlice düşünmeden, plansız ve gelişigüzel bir biçimde yapmak demektir. Burada yazarın iddiayı kontrol ettikten sonra değil, neredeyse laf arasında yazdığını gösterir. Konuşma, yazma veya hareket etme biçimini anlatır. Davranışın dikkatsiz olduğunu ima edebilir, ancak tek başına kaba ya da kırıcı olmak anlamına gelmez.

Alıştırma

“Nora offhandedly repeated the rumor, then realized she had never checked it,” cümlesinde offhandedly neyi gösterir?

  1. Önce söylentiyi dikkatlice doğruladı.
  2. Birine kasıtlı olarak hakaret etmeye çalıştı.
  3. Önceden fazla düşünmeden konuştu.
Cevabı göster

Önceden fazla düşünmeden konuştu.

But later,

0:06

Ama daha sonra,

while editing,

0:06

kurgu yaparken,

I thought,

0:07

düşündüm ki,

you know,

0:08

bilirsiniz,

let me check that, Ton ve niyet

0:08

şunu bir kontrol edeyim,

Ton ve niyet

let me check that: bilgiyi doğrulamak için duraklamak

Let me check that, konuşmaya devam etmeden önce durup bilgiyi doğrulamanın doğal bir yoludur. That, az önce sözü edilen gerçeğe, sayıya, ifadeye veya iddiaya gönderme yapar. let me + fiilin yalın hâli kalıbı, konuşanın sırada ne yapacağını daha yumuşak bir biçimde bildirmesine yarar. Biçim olarak izin istemeye benzeyebilir, ancak burada konuşan kişiden gerçek bir yardım veya izin istenmez.

Alıştırma

Yanıtı let me + fiilin yalın hâli ile tamamlayın: “I may have the wrong date. ____ that before I send the invitation.”

Cevabı göster

Let me check

which led me to this video by Dr. Stockman explaining how, Kalıp ifadeler

0:09

bu da beni Dr. Stockman'ın şunu açıkladığı bu videosuna götürdü:

Kalıp ifadeler

led me to this video: bir nedenden keşfe ulaşmak

Burada led me to this video, “bu videoyu bulmamı ya da keşfetmemi sağladı” anlamına gelir. which'in gönderme yaptığı önceki kontrol neden, videoyu bulmak ise sonuçtur. Yeniden kullanılabilen kalıp X leads someone to something şeklindedir. Lead, bir ipucu, eylem veya olaydan bir keşfe ya da sonuca uzanan soyut bir yolu anlatabilir; birine fiziksel olarak yol göstermek zorunda değildir. Led geçmiş zaman biçimidir.

Alıştırma

Hangi cümle, bir ipucunun konuşanın bir internet sitesi keşfetmesini sağladığını söyler?

  1. I found a clue on a useful website.
  2. The clue led me to a useful website.
  3. The useful website explained the clue.
Cevabı göster

The clue led me to a useful website.

no,

0:12

hayır,

Venus is not the closest.

0:13

Venüs en yakını değil.

This blew my mind Deyimler

0:15

Bu benim aklımı başımdan aldı

Deyimler

blew my mind: güçlü ve samimi bir şaşkınlık ifadesi

Blew my mind, blow someone's mind kalıbının geçmiş zaman biçimidir. Bir şeyin konuşanı çok güçlü biçimde şaşırttığını veya hayrete düşürdüğünü anlatır; çoğu zaman yeni bir bilgi kişinin bir şeyi anlama şeklini değiştirmiştir. Bu mecazi bir ifadedir; gerçekte hiçbir şey patlamaz. Deyim, mutlaka fikir değişikliğini değil, şaşkınlığın gücünü vurgular.

Alıştırma

Hangi cümle belgeselin son derece şaşırtıcı olduğu anlamına gelir?

  1. The documentary was on my mind.
  2. The documentary blew my mind.
  3. The documentary changed my mind.
Cevabı göster

The documentary blew my mind.

and I contacted the author to adapt his video into the one you probably just watched.

0:17

ve videosunu muhtemelen az önce izlediğiniz videoya uyarlamak için yazarla iletişime geçtim.

It blew my mind not just because it was surprising, Dilbilgisi

0:22

Sadece şaşırtıcı olduğu için değil,

but also because I taught physics for years and probably said,

0:25

aynı zamanda yıllarca fizik öğrettiğim ve muhtemelen hiç düşünmeden düzinelerce kez,

Dilbilgisi

not just because ... but also because ile iki neden belirtmek

Not just because A, but also because B, A ve B'yi aynı tepkinin iki gerçek nedeni olarak sunar. Not just because ilk nedeni açıklar; but also because ikinci nedeni ekler ve ona daha fazla vurgu yapar. Her because ifadesinden sonra nedeni açıklayan bir yan cümle gelir. Burada ilk neden, durumun şaşırtıcı olmasıdır. Konuşanın yıllarca fizik öğretmiş ve bu iddiayı tekrar tekrar söylemiş olması, kişisel ağırlığı daha fazla olan ikinci nedendir. Bir sonucun iki nedeni olduğunda ve ikinci nedeni önemli bir ek neden olarak göstermek istediğinizde bu kalıbı kullanabilirsiniz.

Alıştırma

İki nedenin de gerçek olduğunu gösteren iki neden ifadesiyle cümleyi tamamlayın: I chose the book ____ the cover looked exciting, ____ my teacher recommended it.

Cevabı göster

not just because · but also because

Venus is the closest planet dozens of times without ever thinking about it. Dilbilgisi

0:29

"Venüs en yakın gezegendir" dediğim için aklımı başımdan aldı.

Dilbilgisi

without ever thinking about it: hiçbir zaman düşünmemek

Without ifadesinden sonra gelen -ing biçimi, ana etkinlik gerçekleşirken gerçekleşmeyen bir eylemi veya düşünceyi belirtir. Ever bu olumsuz anlamın kapsamındadır; bu nedenle without ever thinking, geçmişte bir kez anlamına değil, hiçbir zamanda düşünme fırsatı olmadığı anlamına gelir. Bu bağlamda konuşan, Venüs hakkındaki iddiayı onlarca kez tekrarlamış ancak onu incelemek için hiç durmamıştır. Aktarılabilir activity + without ever + -ing kalıbı, eksik eylemin bütün dönem boyunca hiçbir noktada gerçekleşmediğini vurgular.

Alıştırma

Cümleyi tamamlamak için without ever ve ask fiilinin -ing biçimini kullanın: He followed the classroom rule for months ____ why it existed.

Cevabı göster

without ever asking

How does that happen? Anlatım akışı

0:34

Bu nasıl oluyor?

Anlatım akışı

How does that happen? ile açıklamaya geçiş

Buradaki that, hemen önce sözü edilen şaşırtıcı duruma gönderme yapar. How does that happen? yalnızca bunun doğru olup olmadığını değil, arkasındaki süreci veya mekanizmayı sorar. Bu kısa soru açıklamayı da düzenler: tek bir örneği daha genel bir soruna dönüştürür ve ardından bir açıklama geleceğini gösterir. Dinleyiciye yöneltilmiş bir soru gibi duyulsa da konuşmacı hemen kendisi cevaplayabilir.

Alıştırma

Bir konuşmacı şaşırtıcı ve tekrarlanan bir örüntüyü anlattıktan sonra bunun mekanizmasını açıklamak üzeredir. Geçiş için en uygun soru hangisidir?

  1. What happens next?
  2. Did that happen?
  3. How does that happen?
Cevabı göster

How does that happen?

First,

0:35

İlk olarak,

asking the precisely right question is vital. Dilbilgisi

0:36

tam olarak doğru soruyu sormak hayati önem taşır.

Dilbilgisi

asking the precisely right question: bir eylemi özne yapmak

asking the precisely right question ifadesinin tamamı dil bilgisel öznedir. Geri kalan is vital bölümü, bu eylemi son derece önemli olarak değerlendirir. Özne grubundaki -ing biçimi asking, eylemi cümlenin ele alabileceği bir konuya dönüştürür. Precisely, right sözcüğünü güçlendirir: soru yalnızca yaklaşık olarak uygun değil, tam olarak doğru olmalıdır. Doing an action + is + evaluation kalıbı, bir etkinlik hakkında genel bir değerlendirme yapmak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Eylemin özne olması için İngilizce cümleyi ask fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: ____ the precisely right question is vital.

Cevabı göster

Asking

Which planet is closest is not the precisely right question

0:38

Hangi gezegen en yakındır tam olarak doğru soru değildir

because it's really made of four parts.

0:42

çünkü aslında dört kısımdan oluşur.

Which planet ever gets the closest?

0:44

Hangi gezegen herhangi bir zamanda en yakına yaklaşır?

Which planet is the closest for the longest time?

0:47

Hangi gezegen en uzun süre boyunca en yakındır?

Which planet has the shortest average distance to Earth?

0:50

Dünya'ya en kısa ortalama mesafeye sahip olan gezegen hangisidir?

Which planet takes the least amount of time to travel to? Dilbilgisi

0:53

Hangi gezegene seyahat etmek en az zaman alır?

Dilbilgisi

bir yere seyahat etmenin en kısa sürmesi

take + an amount of time + to + verb kalıbı, bir eylemin ne kadar zaman gerektirdiğini anlatır. The least amount of time en üstünlük derecesidir ve karşılaştırılan bütün gezegenler arasında en kısa seyahat süresini belirtir. Which planet, travel to ifadesinin varış noktası olarak anlaşılır. Bu varış noktası sorunun başında yer aldığı için to edatı sonda kalır. Soru yalnızca fiziksel mesafeyi değil, seyahat süresini sorar.

Alıştırma

Hangi varış noktasına seyahatin en kısa sürdüğünü doğru biçimde soran cümleyi seçin.

  1. Which island takes the least amount of time to travel?
  2. Which island takes the shortest distance to travel?
  3. Which island takes the least amount of time to travel to?
Cevabı göster

Which island takes the least amount of time to travel to?

The answer to the first one is Venus,

0:56

İlkinin cevabı Venüs,

the second two? Mercury,

0:58

sonraki ikisinin? Merkür,

the last,

1:00

sonuncusu ise,

it's complicated,

1:01

karmaşıktır,

get a physics degree.

1:02

gidin bir fizik diploması alın.

Literal rocket scientists think mostly about that last question

1:03

Kelimenin tam anlamıyla roket bilimciler çoğunlukla bu son soruyu düşünürler

and the rest of us are probably vaguely asking about the first Kalıp ifadeler

1:06

ve geri kalanımız hangisinin en yakın olduğunu söylediğimizde

Kalıp ifadeler

konuşanın da içinde olduğu geri kalanımız

The rest of us, konuşanın da içinde bulunduğu bir grupta geriye kalan bütün insanları ifade eder. Burada gerçek anlamda roket bilimciler bir alt gruptur; ifade ise konuşan dâhil diğer herkesi belirtir. the rest of + pronoun kalıbında zamir, grubun tamamını tanımlar. Us, konuşanın bu gruba ait olduğunu gösterir.

Alıştırma

the rest of + pronoun kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın ve konuşanı da gruba dâhil edin: Maya and Leo are presenting today; ____ will present tomorrow.

Cevabı göster

the rest of us

when we say which is the closest

1:09

muhtemelen ilk soruyu belli belirsiz soruyoruzdur

because we're not thinking about the planets in motion.

1:11

çünkü hareket halindeki gezegenleri düşünmüyoruz.

If we were, Dilbilgisi

1:14

Eğer düşünseydik,

we'd ask something closer to questions two and three,

1:15

iki ve üçüncü sorulara daha yakın bir şey sorardık,

Dilbilgisi

If we were, we'd ask: eksiltili ikinci koşul yapısı

If we were ifadesinde, önceki cümledeki bilgi tekrarlanmasın diye were sözcüğünden sonra thinking about the planets in motion bölümü düşürülür. Eksik bırakılan bölüm bağlamdan anlaşılır; bu nedenle were burada eksik değildir ve edilgen yapı oluşturmaz. If + geçmiş zaman biçimi, would + fiilin yalın hâli kalıbı, mevcut durumun tersine olan bir koşulu ve onun hayalî sonucunu anlatır. Konuşan kişi şu anda gezegenlerin hareketini hesaba katmıyor; katsaydı farklı sorular sorardı. we'd ask içindeki we'd, we would anlamına gelir.

Alıştırma

Grup şu anda açık hava etkinliği planlamıyor. Sonraki cümlelerden hangisi eksiltili ikinci koşul yapısını kullanır?

  1. If we are, we'll choose the park.
  2. If we had been, we'd have chosen the park.
  3. If we were, we'd choose the park.
Cevabı göster

If we were, we'd choose the park.

which is what the main video is about.

1:18

ana videonun konusu da bu.

Mercury,

1:20

Merkür,

on average, Kalıp ifadeler

1:20

ortalama olarak,

has the shortest distance to all the other planets

1:21

diğer tüm gezegenlere en kısa mesafeye sahiptir

and for the inner planets,

1:24

ve iç gezegenler için,

it's also the closest planet most of the time. Kalıp ifadeler

1:26

çoğu zaman en yakın gezegendir aynı zamanda.

Kalıp ifadeler

on average: farklı durum veya zamanlardaki değerleri birleştirme

On average, bir sonucun birçok zaman veya durumdaki ölçümlerin birleştirilmesiyle elde edildiğini anlatır. Burada gezegenlerin uzaklıkları belirli tek bir anda değil, zaman boyunca ele alınır. Bu ifade iddianın kapsamını sınırlar: Ölçümler birleştirildiğinde Merkür'ün ortalama uzaklığı en kısadır. İfade tek başına Merkür'ün her an en yakın olduğu veya belirli bir durumun en sık gerçekleştiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle, ölçülen birçok yolculuk süresinin birleştirilmesine dayalı bir sonucu açıkça verir?

  1. On average, the bus ride takes 25 minutes.
  2. The bus ride usually takes 25 minutes.
  3. At the moment, the bus ride is taking 25 minutes.
Cevabı göster

On average, the bus ride takes 25 minutes.

Kalıp ifadeler

most of the time: biasanya, tetapi tidak selalu

Most of the time, “zamanın büyük bölümünde” veya “çoğu durumda” anlamına gelir. Bir şeyin genellikle doğru olduğunu söylerken istisnalara da yer bırakır. Burada hangi gezegenin en yakın olduğu iddiasını sınırlar: ifade çoğu anda doğrudur, ancak her anda doğru değildir. Bu kalıp, bir durumun ne sıklıkta geçerli olduğunu ölçer; bir mesafenin ortalama değerini değil.

Alıştırma

Uygulama genellikle çalışıyor, ancak bazen arızalanıyorsa cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? The app works ____.

  1. most of the time
  2. on average
  3. all the time
Cevabı göster

most of the time

But to get an answer that precise Dilbilgisi

1:29

Ancak bu kadar kesin bir cevap almak

requires a precise question.

1:30

kesin bir soru gerektirir.

Dilbilgisi

to get ... requires ... ve that precise: mastar özne ve derece bildiren that

to get an answer that precise mastar öbeği, requires fiilinin öznesidir. Hedefi bir eylem olarak adlandırır; cümlenin geri kalanı ise bu hedefe ulaşmak için ne gerektiğini belirtir: kesin bir soru. that precise ifadesinde that, “o dereceye kadar” veya “bu kadar kesin” anlamına gelen bir derece sözcüğüdür. precise sözcüğünü niteler; ilgi cümleciği başlatmaz. Sıfatın answer sözcüğünden sonra gelmesi, “o derece kesin bir yanıt” anlamını kısa biçimde verir.

Alıştırma

Hangi cümlede özne olarak bir mastar öbeği ve derece sözcüğü olarak that kullanılmıştır?

  1. Writing a report that is detailed requires solid evidence.
  2. That detailed report requires solid evidence.
  3. To write a report that detailed requires solid evidence.
Cevabı göster

To write a report that detailed requires solid evidence.

Unlike the way things are done in school where questions yield knowledge, Notlar

1:32

Okulda soruların bilgi ürettiği işleyişin aksine,

Kelime

“üretmek veya ortaya çıkarmak” anlamındaki yield

Burada yield, “üretmek” veya “ortaya çıkarmak” anlamına gelen geçişli bir fiildir. questions yield knowledge ifadesinde questions neden, knowledge ise sonuçtur; bu nedenle yield fiilinin hemen ardından nesnesi olan knowledge gelir. Bu anlam, neden ve sonuçların resmî biçimde açıklandığı anlatımlarda yaygındır. Daha sonraki tekrar, rolleri knowledge yields questions biçiminde tersine çevirir; ancak yield aynı anlamda kalır.

Alıştırma

Hangi cümlede yield, questions yield knowledge ifadesindekiyle aynı anlamda kullanılmıştır?

  1. The study may yield useful evidence.
  2. Drivers must yield to traffic on the main road.
  3. The farm had a high crop yield.
Cevabı göster

The study may yield useful evidence.

it's knowledge that yields questions which yield knowledge. Dilbilgisi

1:35

bilgi üreten soruları ortaya çıkaran şey bilgidir.

Anlatım akışı

Unlike ... questions yield knowledge ... knowledge yields questions: karşıtlık ve tersine çevirme

Unlike önce bildiğimiz okul düzenini karşılaştırma noktası olarak sunar: sorular bilgiye götürür. Ardından it's knowledge that ... odak yapısı knowledge sözcüğünü öne çıkarır ve yönü tersine çevirir: bilgi sorulara götürür. knowledge, questions ve yield sözcüklerinin aynalanmış bir sırayla tekrarlanması, mantığı izlemeyi kolaylaştırır: bilgi daha iyi sorular doğurur, bu sorular da daha fazla bilgi doğurur. Bu, alışılmış okul düzenini genişletir; okuldaki soruların işe yaramadığını söylemez.

Alıştırma

Özgün cümlenin savını nasıl düzenlediğini en iyi hangi açıklama anlatır?

  1. Aralarında ilişki göstermeden birbiriyle bağlantısız iki çalışma biçimini sıralar.
  2. Okulda soru sormanın bilgi üretmediğini savunur.
  3. Tanıdık, tek yönlü bir düzeni ters çevrilerek döngüye dönüşen bir zincirle karşılaştırır.
Cevabı göster

Tanıdık, tek yönlü bir düzeni ters çevrilerek döngüye dönüşen bir zincirle karşılaştırır.

Dilbilgisi

It's knowledge that ...: cleft yapısıyla odaklama

it is/was X that ... kalıbı bir it-cleft vurgu yapısıdır. Burada it belirli bir şeyi göstermez. Knowledge, it's ifadesinden sonra odak konumuna getirilir; that yields questions ise odaktaki öğenin ne yaptığını belirtir. Knowledge yields questions ile karşılaştırıldığında bu biçim, soruları başka bir başlangıç noktasının değil, bilginin ürettiğini güçlü biçimde söyler. that ile başlayan bölüm vurgu yapısını tamamlar; yalnızca knowledge sözcüğünü niteleyen sıradan bir ilgi cümleciği değildir.

Alıştırma

Gerçek neden olan the backup battery ifadesini güçlü biçimde odağa yerleştiren cleft cümlesi hangisidir?

  1. The backup battery kept the lights on.
  2. It was the lights that the backup battery kept on.
  3. It was the backup battery that kept the lights on.
Cevabı göster

It was the backup battery that kept the lights on.

Now,

1:39

Şimdi,

it's hard to think about the raw knowledge of everything all at once, Kalıp ifadeler

1:39

her şeyin ham bilgisini aynı anda düşünmek zordur,

Kalıp ifadeler

all at once ifadesinin “aynı anda” anlamı

Burada all at once, “aynı anda” anlamına gelir. Everything sözcüğü birçok bilgi parçasının birlikte düşünüldüğünü gösterir; bu nedenle ifade, aynı anda yapılan zihinsel işlemi anlatır. Başka cümlelerde all at once, “birdenbire” anlamına da gelebilir. Neyi nitelediğine bakın: birlikte gruplandırılan birkaç şey veya eylem genellikle eş zamanlılık anlamını verirken tek bir olay veya değişim çoğu zaman ani olma anlamını verir.

Alıştırma

Hangi cümlede all at once, altyazıdaki gibi “aynı anda” anlamında kullanılmıştır?

  1. All of a sudden, the alarm rang.
  2. Please don't ask me three questions all at once.
  3. All at once, the room went silent.
Cevabı göster

Please don't ask me three questions all at once.

so we condense down part of what we know into a model to help us think, Kalıp ifadeler

1:42

bu yüzden bildiklerimizin bir kısmını düşünmemize yardımcı olması için bir modele sığdırırız,

Kalıp ifadeler

… bir modele indirgemek

Condense X into Y, büyük veya karmaşık bir bilgi bütününü azaltıp yeniden düzenleyerek daha kısa ya da basit olan Y biçimine dönüştürmek demektir. Burada bilginin bir kısmı bir modele dönüşür: model, gerçeğin eksiksiz bir kopyası değil, düşünmeye yardımcı olan basitleştirilmiş bir temsildir. Condense down ifadesinde down, azaltmayı konuşma dilinde vurgular. Temel kalıp condense X into Y olduğundan down isteğe bağlıdır.

Alıştırma

Cümleyi condense ... into kalıbıyla tamamlayın: We need to ____ the interview notes ____ a clear two-page summary.

Cevabı göster

condense · into

like with the line of the planets.

1:47

tıpkı gezegenlerin hizalanması gibi.

But as with fuzzy questions, Kalıp ifadeler

1:49

Ancak belirsiz sorularda olduğu gibi,

models can trick us too. Deyimler

1:51

modeller de bizi kandırabilir.

Kalıp ifadeler

As with fuzzy questions: belirsiz sorularda olduğu gibi

As with X, “X durumunda olduğu gibi” veya “aynı nokta X için de geçerlidir” anlamına gelen bir karşılaştırma kalıbıdır. Ana ifadeden önce bilinen benzer bir durumu tanıtır. Burada belirsiz sorular ve modeller, ikisi de bizi yanıltabildiği için paralel durumlardır. Buradaki as zaman değil, benzerlik bildirir. With sözcüğünden sonra gelen X genellikle bir şeyin veya durumun adıdır; ana cümle de yeni durumda neyin aynı biçimde geçerli olduğunu söyler.

Alıştırma

Hangi cümle iki paralel durumu karşılaştırmak için as with kullanıyor?

  1. When office work ends, remote work begins.
  2. As with office work, remote work requires clear communication.
  3. Because office work is common, remote work requires clear communication.
Cevabı göster

As with office work, remote work requires clear communication.

Deyimler

Models can trick us: cansız bir modeli kişileştirme

Burada models can trick us, modelleri birini aldatabilen insanlarmış gibi anlatır. Bu, bir diyagramın yalan söylemeye niyet ettiği anlamına gelmez. Basitleştirilmiş bir model ölçek, hareket veya başka bilgileri dışarıda bırakabilir ve bakanların yanlış bir tasavvur edinmesine yol açabilir. Bu kişileştirme soyut bir uyarıyı doğrudan bir fikre dönüştürür: Bir temsil, yanlış bir sezgi oluşturabilir. Cansız bir şeyin birini trick ettiği söyleniyorsa insanları yanlış bir sonuca yönelten özelliği arayın.

Alıştırma

Bu cümlede models can trick us ne anlama geliyor?

  1. Basitleştirilmiş modeller insanlarda yanlış bir izlenim oluşturabilir.
  2. Modeller insanlara yalan söylemeye kasıtlı olarak karar verir.
  3. İnsanlar modeller doğruymuş gibi davranır.
Cevabı göster

Basitleştirilmiş modeller insanlarda yanlış bir izlenim oluşturabilir.

Which planet is the closest looks like a simple and easy question

1:52

Hangi gezegen en yakındır sorusu, basit ve kolay bir soru gibi görünür

when the solar system is shown this way.

1:55

güneş sistemi bu şekilde gösterildiğinde.

Like even when you know that isn't really how the solar system looks,

1:58

Güneş sisteminin aslında böyle görünmediğini,

can't possibly be.

2:01

böyle olmasının mümkün olmadığını bilseniz bile.

In my old video about Pluto,

2:02

Plüton hakkındaki eski videomda,

where I sound like a completely different person,

2:04

tamamen farklı bir insan gibi konuştuğum,

I covered this exact point as I've often done in class.

2:06

sınıfta sık sık yaptığım gibi tam da bu noktaya değinmiştim.

If we take this diagram and adjust for the correct sizes of the planets, Kalıp ifadeler

2:09

Eğer bu diyagramı alır ve gezegenlerin doğru boyutlarına göre ayarlarsak,

it looks like this.

2:12

böyle görünür.

Kalıp ifadeler

Adjust for: belirtilen bir etkene göre düzeltme

Burada adjust for, belirtilen bir etkenin gerektiği gibi hesaba katılması için bir hesaplamayı veya gösterimi değiştirmek demektir. Değişen şey diyagramdır; düzeltmeye yön veren etken ise gezegenlerin doğru boyutlarıdır. Yaygın yapı adjust something for a factor şeklindedir. Ayarlanan şey açıkça söylenebilir veya bağlamdan anlaşılabilir. Bu ifade change sözcüğünden daha özeldir çünkü düzeltmeyi gerekli kılan etkeni belirtir.

Alıştırma

Cümleyi adjust ve doğru edatla tamamlayın: We need to ____ inflation before comparing salaries from different years.

Cevabı göster

adjust for

Think about it. Ton ve niyet

2:14

Bir düşünün.

Ton ve niyet

Think about it. ile düşünmeye davet etme

Burada Think about it., durup düşünmeye yönelik bir davettir. Konuşmacı, bir sonraki varsayımsal örneğe geçmeden önce dinleyicilerden modeli sağduyuyla sınamalarını ister. Bir söylem hamlesi olarak dinleyicileri pasif bir konumdan çıkarıp akıl yürütmeye katılan kişiler hâline getirir. Onların dikkatsiz veya düşünme yeteneğinden yoksun olduğunu söylemez.

Alıştırma

Bu bağlamda Think about it. dinleyicilerden ne yapmalarını istiyor?

  1. Konuşmacının sözlerini aynen ezberlemek.
  2. Durup ardından gelen kanıtlarla iddiayı sınamak.
  3. Dikkat etmediği için özür dilemek.
Cevabı göster

Durup ardından gelen kanıtlarla iddiayı sınamak.

If Jupiter was this close to Earth, Dilbilgisi

2:14

Jüpiter Dünya'ya bu kadar yakın olsaydı,

it wouldn't look like a dot in the night sky,

2:15

gece gökyüzünde bir nokta gibi görünmez,

but would be rather overwhelming.

2:17

oldukça devasa görünürdü.

Dilbilgisi

If ... was ... wouldn't ... but would ... ile gerçeğe aykırı koşul kurmak

Bu, gerçeğe aykırı bir koşul cümlesidir. If + geçmiş biçim, gerçek olmayan bir durum kurar: Jüpiter aslında Dünya'ya bu kadar yakın değildir. Sonuç kısmında hayal edilen sonucu göstermek için would kullanılır; was biçiminin geçmişte olması, durumu geçmiş zamana yerleştirmez. Sonuç cümlesi iki tahmini karşılaştırır: it wouldn't look like a dot ve but would be rather overwhelming. İki bölüm de it öznesini paylaştığı için would be öncesinde özneyi tekrarlamak gerekmez.

Alıştırma

Gerçeğe aykırı koşul cümlesini wouldn't ... but would ... kalıbıyla tamamlayın: If the window were truly sealed, the room ____ feel draughty, but ____ stay warm.

Cevabı göster

wouldn't · would

So it must be really far away. Dilbilgisi

2:19

Yani gerçekten çok uzakta olmalı.

Dilbilgisi

Güçlü çıkarım bildiren must be

Bu cümlede must be, kanıta dayanan güçlü bir sonucu ifade eder: nesne gökyüzünde küçücük görünür, bu yüzden konuşan kişi onun çok uzakta olduğu sonucuna varır. must + be + betimleme kalıbı, şu anki bir durum hakkında çıkarım bildirebilir. Birinin nesneye uzakta kalmasını emrettiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümlede must be bir zorunluluk değil, kanıta dayanan bir sonuç bildiriyor?

  1. Her coat is wet, so it must be raining outside.
  2. Visitors must be quiet in the library.
  3. You must be at the gate by six.
Cevabı göster

Her coat is wet, so it must be raining outside.

Still,

2:21

Yine de,

the model gets into your head in ways you don't notice Notlar

2:21

model fark etmediğiniz şekillerde zihninize girer

Deyimler

gets into your head: düşüncelerini şekillendiren bir fikir

Gets into your head burada mecazi anlamdadır: model, zihnindeki görüntünün bir parçası olur ve sen etkisini fark etmesen bile düşünme biçimini şekillendirmeye başlar. Başka durumlara aktarılabilen kalıp something gets into someone's head şeklindedir. Özne bir fikir, görüntü, mesaj veya kaygı olduğunda, bunun zihne yerleştiğini ve sonraki düşünceleri etkilediğini anlatır.

Alıştırma

"That advert gets into your head even when you try to ignore it," cümlesinde gets into your head ne anlama gelir?

  1. Düşüncelerini etkilemeye başlar.
  2. Başının ağrımasına neden olur.
  3. Tüm özel düşüncelerini ortaya çıkarır.
Cevabı göster

Düşüncelerini etkilemeye başlar.

Dilbilgisi

in ways you don't notice: düşürülen nesne ilgi zamiri

in ways you don't notice ifadesi tanımlayıcı bir ilgi yan cümlesi içerir: you don't notice, ways sözcüğünü niteler. Nesne görevindeki that ilgi zamiri düşürülmüştür; bu nedenle açık biçim in ways that you don't notice şeklindedir. Öncül olan ways, anlam bakımından notice fiilinin nesnesidir. you don't notice, ana cümleyle eş görevli ayrı bir eylem değildir. Tanımlayıcı bir ilgi yan cümlesinde nesne görevindeki ilgi zamiri çoğu zaman düşürülebilir.

Alıştırma

Nesne görevindeki ilgi zamirinin düşürüldüğü yapıyı hangi cümle doğru kullanıyor?

  1. The new schedule saves time in ways you may not notice them.
  2. The new schedule saves time in ways you may not notice.
  3. The new schedule saves time in ways what you may not notice.
Cevabı göster

The new schedule saves time in ways you may not notice.

and lets you ask imprecise questions easily Dilbilgisi

2:25

ve kesin olmayan soruları kolayca sormanıza izin verir

Dilbilgisi

lets you ask: let + nesne + fiilin yalın hâli

lets you ask yapısında lets sözcüğünden sonra nesne olan you ve ardından ask fiilinin yalın hâli gelir. To eklenmez: yapı let + kişi veya şey + fiilin yalın hâli şeklindedir. Burada let, modelin bir insan gibi izin vermesi değil, "mümkün kılmak" veya "yapabilmesini sağlamak" anlamındadır. Bu yapı, bir aracın, özelliğin veya durumun birinin ne yapabilmesini sağladığını açıklamak için sık kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi lets sonrasında gereken yalın fiil biçimiyle tamamlayın: The help button lets you ____ a question.

Cevabı göster

ask

but insufficiently answered.

2:28

ancak yetersiz cevaplar almanıza yol açar.

The result is something that's retroactively obvious Kelime

2:29

Sonuç olarak, geriye dönük bakıldığında bariz olan bir şey

can hide for a long time.

2:32

uzun süre saklı kalabilir.

Kelime

retroactively obvious: yalnızca sonradan bakınca açık

Retroactively obvious, “ancak daha sonraki sonuçlar veya bir açıklama öğrenildikten sonra açık görünen” demektir. Bu cümlede fikir şimdi basit görünebilir, fakat uzun süre fark edilmeden kalmıştır. Retroactively, bir şeyin bariz olduğu hissinin ne zaman ortaya çıktığını belirtir: geçmişe dönüp bakıldığında. O dönemdeki insanların cevabı zaten gördüğü anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi durum en iyi retroactively obvious ifadesiyle anlatılır?

  1. Tam bir açıklamadan sonra bile cevabı anlamak hâlâ imkânsız.
  2. Cevap ancak eksik kanıt bulunduktan sonra açık göründü.
  3. Soruşturma başlamadan önce herkes cevabı fark etti.
Cevabı göster

Cevap ancak eksik kanıt bulunduktan sonra açık göründü.

The fact about Mercury being the closest on average

2:35

Merkür'ün ortalama olarak en yakını olduğu gerçeği

feels like something Newton could have noticed, Dilbilgisi

2:37

Newton'un fark edebileceği bir şeymiş gibi hissettiriyor,

Dilbilgisi

could have noticed: geçmişte gerçekleşmemiş bir olasılık

Could have noticed, could have + geçmiş zaman ortacı yapısını kullanır. Burada, gerekli bilgi mevcut olduğu için Newton’ın geçmişte bunu fark etmesinin mümkün olduğunu belirtir. Bu bağlamda konuşmacı geçmişe dönüp bakar ve Newton’ın aslında bunu fark etmediğini ima eder. Yapı, doğrulanmış bir keşfi değil, kaçırılmış veya gerçekleşmemiş bir olasılığı anlatır.

Alıştırma

Cümleyi could have ve notice fiilinin geçmiş zaman ortacıyla tamamlayın: "The sign was clearly visible, so we ____ it before taking the wrong road."

Cevabı göster

could have noticed

but it wasn't published until this year, Dilbilgisi

2:39

ancak bu yıla kadar yayınlanmadı,

Dilbilgisi

wasn't published until this year: ancak bu yıl yayımlandı

“wasn't published until this year” ifadesinde yayınlanma bu yıldan önce hiçbir zaman gerçekleşmemiştir. Yayınlanma bu yıl gerçekleşmiştir; bu nedenle ifade, eserin nihayet erişilebilir olduğu gecikmiş zaman noktası olarak bu yılı gösterir. not ... until yapısı, bir olayın daha önce gerçekleşmediğini ve sonunda hangi zamanda gerçekleştiğini birbirine bağlayarak gecikmeyi veya karşıtlığı vurgular. Buradaki this year, konuşulan yılı ifade eder; mutlaka içinde bulunulan takvim yılı değildir.

Alıştırma

Ögenin bu yıldan önce erişilebilir olmadığını, ancak bu yıl içinde erişilebilir hâle geldiğini anlatan cümleyi seçin.

  1. It was published before this year.
  2. It was published this year.
  3. It wasn't published until this year.
  4. It wasn't published this year.
Cevabı göster

It wasn't published until this year.

which is crazy.

2:42

ki bu delilik.

It's a property of concentric circles,

2:43

Bu, eş merkezli çemberlerin bir özelliğidir,

something Pythagoras,

2:46

Pisagor'un,

were he not so obsessed with triangles, Dilbilgisi

2:47

üçgenlere bu kadar takıntılı olmasaydı,

might have noticed.

2:49

fark etmiş olabileceği bir şey.

Dilbilgisi

were he not so obsessed with triangles, might have noticed. : üçgenlere bu kadar takıntılı olmasaydı belki fark etmiş olurdu

“were he not so obsessed with triangles” ifadesi, resmî ve devrik bir koşul yapısıdır. “if he were not so obsessed with triangles” anlamına gelir; were öznenin önüne geçer ve bu bölüm soru değildir. Sonuç bölümü olan “might have noticed”, fark etmeyi doğrulanmış bir gerçek olarak değil, geçmişte gerçekleşmiş olabilecek bir sonuç olarak sunan perfect modal yapısını kullanır. Koşul, ilgili durumda farklı bir hâli varsayar; sonuç ise geçmişteki olası bir olaya dönüp bakar. Cümle bu Pisagor varsayımını mizahi biçimde sunar.

Alıştırma

“If she were not so busy, she might have called yesterday” anlamındaki resmî devrik koşul cümlesini seçin.

  1. If she were not so busy, she might have called yesterday.
  2. Had she not been so busy, she might call yesterday.
  3. Was she not so busy, she might have called yesterday.
  4. Were she not so busy, she might have called yesterday.
Cevabı göster

Were she not so busy, she might have called yesterday.

So,

2:50

Yani,

I love this fact about Mercury being the closest planet,

2:50

Merkür'ün en yakın gezegen olduğu gerçeğine bayılıyorum,

depending on exactly what you mean by closest, Anlatım akışı

2:53

en yakın derken tam olarak neyi kastettiğinize bağlı olarak,

Anlatım akışı

depending on exactly what you mean by closest: closest ile tam olarak ne kastedildiğine bağlı olarak

Depending on exactly what you mean by closest, önceki iddiaya bir koşul ekler. Cevabın closest sözcüğünün tanımına göre değiştiğini söyler; konuşanın sadece emin olmadığını göstermez. depending on what you mean by X kalıbı, bir ifadenin geçerli olduğu kapsamı belirler. Burada closest farklı şekillerde ölçülebilir; bu nedenle iddiayı her durumda doğru kabul etmeden önce terimin anlamı açıklığa kavuşturulmalıdır.

Alıştırma

Bir iş arkadaşı “This option is the cheapest.” diyor. Hangi devam cümlesi, iddianın cheapest sözcüğünün tanımına bağlı olduğunu en iyi gösterir?

  1. That option is cheapest under every method of calculation.
  2. I cannot remember which option you mentioned.
  3. That depends on exactly what you mean by cheapest.
Cevabı göster

That depends on exactly what you mean by cheapest.

because it's a fantastic example of how

2:55

çünkü bu,

if you can get rid of old or incorrect models from your head Öbek fiiller

2:57

eğer kafanızdaki eski veya yanlış modellerden kurtulabilir

Öbek fiiller

get rid of: istenmeyen bir şeyden kurtulmak

Get rid of, istenmeyen bir şeyi kaldırmak, atmak veya ondan kurtulmak anlamına gelir. Üç sözcükten oluşan sabit bir ifadedir; nesne get rid of old models örneğindeki gibi of sözcüğünden sonra gelir. Zaman çekiminde yalnızca get değişir; geçmiş biçimi got rid of olur. Bu cümlede models fiziksel nesneler değil, zihindeki fikirlerdir. Konuşan kişi eski veya yanlış düşünme biçimlerinin değiştirilmesini anlatır.

Alıştırma

get, rid ve of sözcüklerini doğru sıraya koyarak cümleyi tamamlayın: I’m trying to ____ the habit of checking my phone during meals.

Cevabı göster

get rid of

and think clearly in a way to ask a precise question,

3:01

ve kesin bir soru sormak için net bir şekilde düşünebilirseniz,

the universe awaits with new knowledge for you to find. Deyimler

3:05

evrenin bulmanız için sizi yeni bilgilerle beklediğinin harika bir örneğidir.

Deyimler

“the universe awaits” ifadesindeki kişileştirme

Bu cümlede evren, bekleyebilen bir insan gibi ele alınır. Bu ifade evrenin bilinci olduğu anlamına gelmez; insanların keşfetmesine hazır, henüz bilinmeyen gerçeklerin varlığını sürdürdüğünü anlatır. Bu kişileştirme, kapanışa umutlu ve macera dolu bir hava verir. Gelecekteki bilgi gibi soyut bir düşünceyi, keşfetmeye devam etme davetine dönüştürür.

Alıştırma

“the universe awaits” ifadesindeki kişileştirme ne anlatır?

  1. Evren bilinçli olarak bir ziyaretçi bekliyor.
  2. Bilimsel soruların hepsi zaten cevaplandı.
  3. Keşfedilmeyi bekleyen yeni bilgiler hâlâ var.
Cevabı göster

Keşfedilmeyi bekleyen yeni bilgiler hâlâ var.

Isn't that great? Ton ve niyet

3:09

Harika değil mi?

Ton ve niyet

Onay bekleyen “Isn't that great?”

Soru dil bilgisi bakımından olumsuz olsa da konuşan kişi olumlu bir görüş ifade eder. Burada Isn't that great? yaklaşık olarak “Bence bu harika, sen de aynı fikirde misin?” anlamına gelir. Olumsuz soru biçimi, konuşan kişinin tarafsız bir evet-hayır cevabı yerine onay beklediğini gösterir. Konuşan kişi heyecanını paylaşırken dinleyeni de bu duyguya katılmaya davet eder.

Alıştırma

Arkadaşınız kayıp yavru köpeğin bulunduğunu söylüyor. Hangi cevap mutluluğu en doğal biçimde gösterir ve arkadaşınızı aynı fikirde olmaya davet eder?

  1. Is that great?
  2. That isn't great.
  3. Isn't that great?
Cevabı göster

Isn't that great?