Çağımızın En Büyük Matematikçisi: İngilizce çalışma notları
Newsthink
Video özeti: Bu portre, Terence Tao'nun sıra dışı çocukluğundan asal sayılar ve sıkıştırılmış algılama araştırmalarına, ardından yapay zekâ kanıtlarına ilgisine ve alçakgönüllülüğüne uzanıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “anything but ordinary.” güçlü olumsuzluk bildiren deyimsel ve mecazlı bir ifadedir. anything but + sıfat kalıbını kelimesi kelimesine çevirmeden anlayabilirsiniz. 2. “no matter how sparse prime numbers become,” bir dil bilgisi kalıbıdır; koşul ne kadar değişirse değişsin sonucun geçerli kaldığını anlatır. 3. “held up under expert review.” bir phrasal verb'dür; kanıtın uzman denetimine dayanıp güvenilir kaldığını belirtir.
Bu derste
You don't usually see crowds gathering for a math professor,
0:00Genellikle bir matematik profesörü için kalabalıkların toplandığını görmezsiniz,
but Terence Tao is anything but ordinary. Deyimler
0:03ama Terence Tao kesinlikle sıradan biri değil.
anything but ordinary: güçlü olumsuzluk
Anything but + sıfat veya isim, ardından gelen tanımın “hiç de” geçerli olmadığını ya da bir şeyin o tanımdan “çok uzak” olduğunu belirtir. Burada anything but ordinary, Terence Tao’nun hiç sıradan olmadığını, aksine olağanüstü olduğunu güçlü biçimde ifade eder. Anything but ifadesini tek bir güçlü olumsuzluk kalıbı olarak düşünün. Bu kalıpta anything, “herhangi bir şey” gibi sınırsız bir seçim anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi “hiç de” anlamına gelen vurgulanmış ifadeyle tamamlayın: The final puzzle was ____ easy; it took us an hour.
Cevabı göster
anything but
Most math geniuses are considered a little strange.
0:15Çoğu matematik dehası biraz tuhaf kabul edilir.
Grigori Perelman withdrew almost completely from public life.
0:24Grigori Perelman neredeyse tamamen halkın gözünden çekilmişti.
My videos on them are linked in the description.
0:28Onlarla ilgili videolarımın bağlantıları açıklamada yer alıyor.
On the other hand: karşıt bir yönü tanıtmak
On the other hand, dinleyiciye bir konunun bir yönünden onunla karşıtlık oluşturan başka bir yönüne geçildiğini gösterir. Burada diğer sıra dışı matematikçilerin anlatımından Tao’nun çok normal göründüğü karşıt noktaya geçilir. Bu bağlayıcı fikirleri düzenler; bir olayın daha sonra gerçekleştiğini göstermez ve yalnızca benzer bir bilgi eklemez.
Alıştırma
Karşıtlık oluşturan bir avantajı tanıtan bağlayıcıyı seçin: “The bike is expensive. ____ it will last for years.”
- For example,
- Then,
- Also,
- On the other hand,
Cevabı göster
On the other hand,
a credit to his parents: anne babasının takdiri hak etmesi
Burada a credit to his parents, onun olumlu gelişiminin anne babasının iyi etkisini gösterdiği ve bu yüzden onların takdiri hak ettiği anlamına gelir. Credit, iyi bir sonucun oluşmasına katkı sağladığı için verilen takdirdir; finansal kredi veya okul kredisi değildir. be a credit to + kişi ya da grup kalıbı, takdire değer bir kişiyi, özelliği veya sonucu, onun şekillenmesine yardım eden kişilerle ilişkilendirir.
Alıştırma
Anne babanın takdiri hak ettiğini anlatan hedef kalıpla cümleyi tamamlayın: Her calm confidence is ____.
Cevabı göster
a credit to her parents
raised him and his two younger brothers in Adelaide, Australia.
0:39onu ve iki küçük erkek kardeşini Avustralya'nın Adelaide şehrinde büyüttü.
he taught children twice his age how to count using wooden blocks. Dilbilgisi
0:50kendisinin iki katı yaşındaki çocuklara tahta bloklar kullanarak nasıl sayılacağını öğretiyordu.
twice his age: onun yaşının iki katı
Twice his age, “onun yaşının iki katı” demektir. Cümlede children sözcüğünden sonra gelir ve yaşı onun yaşının iki katı olan çocukları tanımlar. Örneğin o iki yaşındaysa çocuklar yaklaşık dört yaşındadır. Çarpanı belirten twice, doğrudan iyelik bildiren sözcük + age yapısından önce gelir: twice my age, twice her age veya twice their age. Bu, çarpma yoluyla yapılan bir oran karşılaştırmasıdır; “ondan iki yaş büyük” gibi eklenen sabit bir fark değildir.
Alıştırma
Leo beş, kız kardeşi Mia ise on yaşındadır. Yaş katını belirten hedef kalıpla tamamlayın: Mia is ____.
Cevabı göster
twice his age
on the math portion of the SAT: SAT'nin matematik bölümünde
Bu cümlede on the math portion of the SAT, puanın sınavın hangi bölümünde alındığını belirtir. SAT, ABD'deki üniversite kabullerinde yaygın olarak kullanılan standart bir sınavdır ve the math portion sınavın matematik bölümü demektir; yiyecek porsiyonu ya da fiziksel bir parça anlamına gelmez. score + sayı + on + sınav veya bölüm kalıbı hem sonucu hem de neyin ölçüldüğünü gösterir. Buradaki 760 puan, sekiz yaşındaki bir çocuk için olağanüstü ileri bir matematik yeteneğinin kanıtı olarak sunulur.
Alıştırma
Cümleyi “SAT'nin matematik bölümünde” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: Jordan scored 740 ____.
Cevabı göster
on the math portion of the SAT
hooked on math: matematiğe fena hâlde meraklı
Hooked on math, matematiğe çok güçlü bir ilgi duymak ve matematikle uğraşmaya ya da onu öğrenmeye devam etmek istemek demektir. Burada hooked on mecazidir; ortada gerçek bir kanca yoktur. Kalıp be + hooked on + isim veya -ing biçimidir: She is hooked on puzzles ya da He is hooked on solving riddles. Yalnızca interested in demekten daha güçlü ve daha gayriresmîdir.
Alıştırma
Cümleyi bu nottaki ifadeyle tamamlayın: After her first robotics club meeting, Lina was ____.
Cevabı göster
hooked on math
using precise geometry and orbits.
1:11birkaç metre mesafeye kadar nasıl yönlendirebildiğini anladığında.
Hassasiyet bildiren to within a few meters
Burada to within a few meters, hatanın birkaç metreyi aşmaması anlamına gelir. Uydular sürücüleri birkaç metrelik bir mesafe boyunca yönlendirmiyor; onları bu hassasiyet düzeyinde konumlandırıyor veya yönlendiriyor. to within + miktar yapısı, en büyük hata payını belirtmek için measure, estimate, predict veya locate gibi fiillerden sonra kullanılır.
Alıştırma
Bir navigasyon sisteminin bildirdiği konum, gerçek konumdan hiçbir zaman üç metreden fazla uzakta değildir. Bu hassasiyeti doğru ifade eden cümle hangisidir?
- The system can locate the phone three meters away.
- The system can locate the phone within three meters of the office.
- The system can locate the phone to within three meters.
Cevabı göster
The system can locate the phone to within three meters.
Ayırt edici özelliği vurgulayan What sets ... apart is ...
What sets Tao apart is how he thinks cümlesi, What + fiil öbeği + is + odak bilgisi kalıbını izler. Baştaki What yan cümlesi özne görevindedir ve “Tao'yu farklı kılan şey” anlamına gelir; doğrudan bir soru değildir. is sonrasındaki bilgi, vurgulanan cevabı verir. Bu kalıp bir kişinin, ürünün veya fikrin ayırt edici özelliğine dikkat çeker.
Alıştırma
Cümleyi What sets ... apart is ... kullanarak tamamlayın: ____ this camera ____ its excellent low-light performance.
Cevabı göster
What sets · apart is
Tao'yu farklı kılan ... düşünme biçimi
“sets Tao apart” ifadesindeki sets, “Tao’yu diğer insanlardan belirgin biçimde farklı kılar” anlamına gelir. Tao, set ile apart arasına giren nesnedir; bu yüzden bu ifade ayrılabilen bir öbek fiildir. Burada Tao’yu fiziksel olarak başka bir yere koymak kastedilmez. Cümle, bu farkı oluşturan özelliğin Tao’nun düşünme biçimi olduğunu söyler. Bu ifade, bir kişiyi öne çıkaran beceri, nitelik veya alışkanlığı vurgulamak için sık kullanılır.
Alıştırma
“What sets Tao apart is how he thinks.” cümlesinde sets Tao apart ne anlama gelir?
- Tao’yu tartışmadan uzaklaştırır
- Tao’yu fiziksel olarak ayrı bir yere koyar
- Tao’yu diğerlerinden belirgin biçimde farklı kılar
Cevabı göster
Tao’yu diğerlerinden belirgin biçimde farklı kılar
When he struggled with a problem involving rotating waves,
1:16Dönen dalgalarla ilgili bir problemle mücadele ettiğinde,
Çözümü düşünüp bulmak
“came up with the solution” içindeki came up with, “çözümü düşündü ve buldu ya da geliştirdi” anlamına gelen bir öbek fiildir. Çözümün düşünerek üretildiğini anlatır; fiziksel olarak bir şeyi getirdiğini anlatmaz. Bu cümlede ifade “how he came up with the solution” yapısının içindedir ve cevaba götüren yöntemi veya süreci tanıtır.
Alıştırma
Aşağıdaki cümlelerden hangisinde came up with, “bir çözüm düşünüp bulmak” anlamında doğru kullanılmıştır?
- After three tries, Mina came up to a safe way to fix the kite.
- After three tries, Mina came up with a safe way to fix the kite.
- After three tries, a safe way to fix the kite came up to Mina.
Cevabı göster
After three tries, Mina came up with a safe way to fix the kite.
And I remember having my eyes closed on the floor.
1:26Ve gözlerim kapalı bir şekilde yerde olduğumu hatırlıyorum.
trying to imagine how different parts of the wave evolved.
1:30dalganın farklı kısımlarının nasıl evrildiğini hayal etmeye çalışarak.
did actually understand ifadesindeki vurgulu did
Burada did soru ya da olumsuzluk oluşturmuyor. Geçmiş zamandaki olumlu bir cümlede did + fiilin yalın hâli vurgu ekler: konuşan, önceki ifadeyle bir karşıtlık olsa da gerçekten anlamıştır. did sonrasında understood değil, yalın hâlde understand kullanılır. Actually, bu durumun gerçek veya belki şaşırtıcı olduğu fikrini daha da güçlendirir.
Alıştırma
Cümleyi did + actually + yalın hâlde understand ile tamamlayın: "I could not explain my answer, but I ____ the question."
Cevabı göster
did actually understand
Amaç bildiren to make it easier to solve yapısı
Burada to make amaç bildirir: konuşan, çözme işini daha az zor hâle getirmek için biçimi değiştirmiştir. make + it + karşılaştırma sıfatı + to-infinitive yapısı, bir işi veya durumu belirli bir eylem açısından daha kolay hâle getirmek anlamına gelir. Bu cümlede it, üzerinde çalışılması gereken şeyi temsil eder; to solve ise zorluğu azaltılan eylemi belirtir.
Alıştırma
Cümleyi amaç bildiren to make it easier to + fiil yapısıyla tamamlayın. Son fiil olarak finish kullanın: "I split the long task into smaller steps ____."
Cevabı göster
to make it easier to finish
he didn't think being a mathematician was a real career
1:53matematikçi olmanın gerçek bir meslek olduğunu düşünmedi
and figured he'd end up as a shopkeeper balancing the books. Notlar
1:55ve sonunda hesapları denkleştiren bir dükkan sahibi olacağını sandı.
end up as + bir rol veya meslek
End up as + bir rol veya meslek, bir süreç ya da olaylar dizisinin ardından “sonunda o tür bir kişi veya çalışan olmak” anlamına gelir. Burada, sonunda dükkân sahibi olarak çalışacağını düşünüyordu. End up çoğu zaman sonucun tamamen planlanmadığını veya başlangıçta beklenenden farklı olduğunu ima eder. As ifadesinden sonra kimlik, rol ya da meslek belirten bir isim öbeği kullanılır.
Alıştırma
“Sonunda oldu” anlamını verecek şekilde cümleyi end up as ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After years of volunteering at the library, Maya ____ the head librarian.
Cevabı göster
ended up as
balance the books: hesapları denkleştirmek
Balance the books, giren ve çıkan paranın doğru kaydedildiğinden ve hesapların birbiriyle uyuştuğundan emin olmak için mali kayıtları kontrol edip toplamak anlamına gelir. Bu, kitapları fiziksel olarak dengede tutmayı anlatan bir ifade değil, mali bir terimdir. Cümlede balancing the books, hayal edilen dükkân sahibinin yapacağı işi anlatan bir -ing öbeğidir. İfade, geleceğe yönelik bütçe planlamaya değil mevcut hesapları kontrol etmeye odaklanır.
Alıştırma
Cümleyi “hesapları kontrol etmek” anlamındaki balance the books ifadesinin uygun biçimiyle tamamlayın: Every Friday, the cafe manager ____ before going home.
Cevabı göster
balances the books
But when his undergraduate advisor stepped in, Öbek fiiller
1:59Ancak lisans danışmanı devreye girince,
Stepped in: müdahale edip harekete geçmek
Burada stepped in, müdahale edip harekete geçti anlamına gelir. Danışman yalnızca bir yere girmedi; önemli bir anda duruma dahil oldu ve yaptığı şey daha sonra olacakları değiştirdi. Step in öbek fiili, bir kişi yardım etmek, bir sorunu durdurmak veya sorumluluk almak amacıyla zor ya da önemli bir duruma dahil olduğunda kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi “müdahale etti” anlamındaki öbek fiille tamamlayın: When the debate became too heated, the moderator ____ and called for a break.
Cevabı göster
stepped in
His advisor encouraged him to focus on mathematical research
2:03Danışmanı onu matematiksel araştırmalara odaklanmaya
his application included a letter of recommendation
2:10başvurusunda büyük Macar matematikçi Paul Erdős'ün
I am sure he will develop into a first-rate mathematician
2:15"Birinci sınıf bir matematikçi olacağından eminim
I recommend him in the highest possible terms. Kalıp ifadeler
2:21Onu mümkün olan en yüksek ifadelerle tavsiye ediyorum."
Recommend him in the highest possible terms: en güçlü resmî tavsiye
Bu resmî tavsiye cümlesinde in the highest possible terms, mümkün olan en güçlü övgüyle anlamına gelir. Yazar, söz konusu kişiye son derece güçlü bir destek vermektedir. Burada terms, koşullar, okul dönemleri veya bir anlaşmanın maddeleri değil, bir görüşü ifade etmek için kullanılan sözler ya da anlatım biçimi anlamındadır. recommend someone in ... terms kalıbı, tavsiyenin ne kadar güçlü veya olumlu sözlerle ifade edildiğini gösterir.
Alıştırma
Bu resmî referans cümlesini “mümkün olan en güçlü övgüyle” anlamına gelen tam ifadeyle tamamlayın: I recommend Elena ____.
Cevabı göster
in the highest possible terms
Tao would become famous for tackling problems involving prime numbers.
2:24Tao, asal sayıları içeren problemleri çözmesiyle ün kazanacaktı.
the Fields Medal: Nobel ile yapılan gayriresmî bir benzetme
Fields Madalyası, matematik alanındaki dünyanın en saygın uluslararası ödüllerinden biridir. Burada anılması, bu başarının akademik itibarın önemli bir göstergesi olduğunu anlatır. the Nobel Prize of math ifadesi, dinleyicinin madalyanın saygınlığını anlamasına yardımcı olan, açıklayıcı ve resmî olmayan bir benzetmedir. Ödülün resmî adı değildir ve gerçekten bir Nobel Ödülü olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Bu cümledeki the Nobel Prize of math açıklayıcı ifadesi ne anlatıyor?
- Bu ifade, Fields Madalyası'nın saygınlığını gayriresmî biçimde Nobel Ödülü'ne benzetir.
- Fields Madalyası resmen Nobel Ödüllerinden biridir.
- Ödül yalnızca Nobel Ödülleri hakkındaki araştırmalara verilir.
Cevabı göster
Bu ifade, Fields Madalyası'nın saygınlığını gayriresmî biçimde Nobel Ödülü'ne benzetir.
Prime numbers are divisible only by one and themselves. Kelime
2:32Asal sayılar sadece bire ve kendisine bölünebilir.
divisible only by one and themselves: yalnızca bire ve kendine tam bölünebilen
A is divisible by B kalıbında A, B'ye kalansız bölünebilir. is divisible by ifadesinden önceki sayı bölünen, by sözcüğünden sonraki sayı ise bölendir. Burada only by one and themselves, her asal sayının tam olarak iki pozitif böleni olduğu anlamına gelir: 1 ve asal sayının kendisi. Themselves, her biri ayrı ayrı düşünülen prime numbers ifadesine gönderme yapar.
Alıştırma
Cümleyi divisible by ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: Eighteen ____ six.
Cevabı göster
is divisible by
or is there hidden order beneath the surface? Deyimler
2:45yoksa yüzeyin altında gizli bir düzen var mıdır?
yüzeyin altındaki gizli düzen
Burada hidden order, asal sayılar rastgele görünse bile var olabilecek bir örüntü veya kural anlamına gelir. beneath the surface mecazidir. surface ilk bakışta gözlemleyebildiğimiz şeydir; beneath it ise hemen görünmeyen daha derin bir açıklamaya işaret eder.
Alıştırma
Asal sayılarla ilgili cümlede hidden order beneath the surface ne anlama gelir?
- Hemen görünmeyen bir örüntü
- Fiziksel bir yüzeye yazılmış işaretler
- Açıklaması olmayan rastgele bir örüntü
Cevabı göster
Hemen görünmeyen bir örüntü
Tao and British mathematician Ben Green proved
2:49Tao ve İngiliz matematikçi Ben Green şunu kanıtladı:
that no matter how sparse prime numbers become, Dilbilgisi
2:52asal sayılar ne kadar seyrek hale gelirse gelsin,
no matter how + sıfat + özne + fiil
no matter how bir ödünleme ilişkisi kurar: derece değişebilir, ancak ana cümledeki sonuç geçerli kalır. no matter how sparse prime numbers become ifadesinde how, “hangi biçimde” değil, “hangi dereceye kadar” anlamındadır. Asal sayılar son derece seyrekleşse bile eşit aralıklı asal sayılardan oluşan uzun dizilerin bulunabileceği ileri sürülür.
Alıştırma
Cümleyi hedef no matter yapısıyla tamamlayın: ____ steep the hill becomes, the hikers will continue.
Cevabı göster
No matter how
Eşit aralıklı asal sayılar ve aritmetik diziler
Evenly spaced primes, komşu her iki terim arasındaki farkın aynı olduğu bir dizideki asal sayıları anlatır. Sayılar büyümeye devam etse de aralarındaki boşluklar eşittir. Called arithmetic progressions bu tür dizilerin matematikteki adını verir. Burada progression, gündelik anlamdaki ilerleme değil, bir sayı dizisidir; arithmetic progression denen şey tek tek asal sayılar değil, dizinin tamamıdır.
Alıştırma
Cümleyi dersteki resmî matematik terimiyle tamamlayın: The numbers 5, 11, 17, and 23 have the same gap between neighbors, so they form an ____.
Cevabı göster
arithmetic progression
with an arithmetic progression of length four.
3:15ve dört uzunluğunda bir aritmetik dizi oluştururlar.
sequences like this exist for whatever length you desire.
3:19istediğiniz her uzunlukta bunun gibi diziler mevcuttur.
However far out you go: no matter how anlamındaki however
Burada However far out you go, No matter how far out you go, yani “ne kadar ileri giderseniz gidin” anlamındadır. Bir ödünleme ilişkisi kurar: hangi uzaklığa gidilirse gidilsin ana cümledeki sonuç geçerli kalır. Kalıp however + sıfat veya zarf + özne + fiil şeklindedir. Bu matematik bağlamında far out, gittikçe daha büyük sayılara doğru ilerleyerek aramak demektir. Buradaki however yan cümlenin parçasıdır; “ancak” anlamına gelmez.
Alıştırma
no matter how anlamına gelen tek bir sözcükle tamamlayın: ____ far you travel, you can still call home.
Cevabı göster
However
They didn't prove it by hunting for patterns one by one. Deyimler
3:23Bunu, kalıpları tek tek arayarak kanıtlamadılar.
hunting for patterns ile zahmetli bir arayış
hunting for patterns ifadesinde hunt for, bir şeyi etkin ve ısrarlı biçimde aramak demektir. Avlanma imgesi arayışı zahmetli gösterir, ancak burada gerçek hayvanlar ya da fiziksel bir takip yoktur. Buradaki patterns matematiksel örüntülerdir. İfade, olası örüntüleri tek tek denemekle bir sonucu kanıtlamak için matematiksel yapıdan yararlanmayı karşılaştırır.
Alıştırma
Zahmetli bir arayışı anlatmak için cümleyi hunt for ifadesinin -ing biçimiyle tamamlayın: The detectives spent hours ____ a clue that connected the two cases.
Cevabı göster
hunting for
They used powerful tools from different branches of math
3:26Farklı matematik dallarından gelen güçlü araçları kullanarak
forces these progressions to exist. Dilbilgisi
3:30bu dizilerin var olmasını zorunlu kıldığını gösterdiler.
forces these progressions to exist ile mantıksal zorunluluk
forces these progressions to exist ifadesinde force + nesne + to-infinitive yapısı kullanılır: these progressions nesnedir, to exist ise onların başına gelmesi zorunlu olan durumu belirtir. Özne soyut bir matematiksel yapı olduğundan force emir ya da şiddet anlamına gelmez. Yapının bu dizilerin varlığını mantıksal olarak kaçınılmaz hâle getirdiğini anlatır; bu kullanım bilimsel ve matematiksel açıklamalarda yaygındır.
Alıştırma
Zorunlu bir sonucu anlatmak için cümleyi force fiilinin doğru biçimi ve mastar işaretleyicisiyle tamamlayın: The central rule of the puzzle ____ every valid solution ____ include exactly three numbers.
Cevabı göster
forces · to
Tao compared the idea to counting grains of sand in a box. Kalıp ifadeler
3:33Tao bu fikri bir kutudaki kum tanelerini saymaya benzetti.
compare A to B: compared the idea to ...
compare A to B yapısında A açıklanan şeydir; B ise tanıdık bir görüntü ya da benzetme sağlar. Burada the idea A'dır, kutudaki kum tanelerini saymak ise B'dir. Bu karşılaştırma iki işin tamamen aynı olduğunu söylemez. Soyut bir matematik fikrini daha kolay anlamak için ortak bir düşünme biçimini öne çıkarır.
Alıştırma
Cümleyi compare A to B yapısının geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: To explain how memory works, the teacher ____ it ____ a library.
Cevabı göster
compared · to
and divide by the average weight of a single grain
3:41ve tek bir tanenin ortalama ağırlığına bölerek
to get an accurate count of how many are likely to be inside.
3:43içeride muhtemelen ne kadar kum tanesi olduğuna dair kesin bir sayı elde edersiniz.
Unlike many mathematicians who spend a lifetime specializing in one area,
3:47Bir ömrü tek bir alanda uzmanlaşmaya harcayan birçok matematikçinin aksine,
brought Tao a problem he'd run into Öbek fiiller
4:00radyologlarla çalışırken karşılaştığı bir problemi
run into a problem: beklenmedik bir sorunla karşılaşmak
Bu cümlede run into, beklenmedik biçimde karşılaşmak anlamına gelir. Nesnesi problem olduğunda, bir iş yapılırken bir güçlükle karşılaşmayı anlatır; bir yerin içine koşmayı anlatmaz. Olası anlamı nesne belirler: run into a problem bir güçlükle karşılaşmak, run into a person ise genellikle biriyle tesadüfen karşılaşmak demektir.
Alıştırma
Cümleyi run into ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: While installing the update, we ____ a problem with the network.
Cevabı göster
ran into
They were trying to make MRI scans faster,
4:03MRI taramalarını daha hızlı hale getirmeye çalışıyorlardı
That conversation led them to launch an entirely new field,
4:08Bu sohbet, onların tamamen yeni bir alan başlatmalarını sağladı:
compressed sensing (sıkıştırılmış algılama)
Sıkıştırılmış algılama, bir sinyali ya da görüntüyü doğrudan ve örnek örnek yaklaşımın normalde gerektireceğinden daha az ölçümle yeniden oluşturan teknik bir alandır. Bilgi, seyreklik gibi kullanılabilir bir yapıya sahip olduğunda çalışır. Burada compressed, sensing sözcüğünü niteler. Terim, bilgiyi edinme ve geri oluşturma yöntemini adlandırır; tamamlanmış bir görüntü dosyasını yalnızca küçültmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi açıklama compressed sensing ifadesine en iyi uyar?
- Her pikseli daha yüksek çözünürlükte göstermek
- Tamamlanmış bir görüntü dosyasının boyutunu küçültmek
- Yapılı bilgiyi sınırlı sayıda ölçümden yeniden oluşturmak
Cevabı göster
Yapılı bilgiyi sınırlı sayıda ölçümden yeniden oluşturmak
But compressed sensing doesn't see pixels, Anlatım akışı
4:20Ancak sıkıştırılmış algılama pikselleri değil,
doesn't see pixels, it sees patterns: pikselleri değil, örüntüleri görür
Birbirine paralel iki cümlecik bir düzeltme kurar: doesn't see pixels, piksel piksel bakma görüşünü reddeder; it sees patterns ise bunun yerine önemli fikri koyar. but sözcüğünün kullanılmaması karşıtlığı hızlı ve vurgulu yapar. See burada kişileştirmedir. Yöntem gerçekten bakmaz; sees, ‘algılar, kullanır veya temel alarak çalışır’ anlamındadır. doesn't X, it Y kalıbı bir bakış açısını reddedip hemen daha iyisini vererek karmaşık bir farkı hatırlamayı kolaylaştırır.
Alıştırma
Hangi cümle bir sistemi açıkça anlatmak için aynı ‘reddet ve yerine koy’ kalıbını kullanır?
- The app doesn't find trends because the data is old.
- The app doesn't predict the future, it finds trends in past data.
- The app predicts the future and finds trends in past data.
Cevabı göster
The app doesn't predict the future, it finds trends in past data.
you don't need to record every pixel to recover it.
4:27onu kurtarmak için her pikseli kaydetmenize gerek yoktur.
Even if ... can still: sonucun hâlâ mümkün olması
Even if, varsayımsal, belirsiz ya da uç bir olasılık olabilen bir koşulu başlatır. Burada bazı bilgilerin atılması, görüntüyü yeniden oluşturmayı zorlaştırabilecek bir koşul olarak sunulur. Can still, bu koşula rağmen beceri veya olanağın sürdüğünü gösterir. Even if X, Y can still Z kalıbı ödünleme anlatır: X, Z'yi engelleyecekmiş gibi görünebilir, ancak Z yine de mümkündür.
Alıştırma
Cümleyi even if ... can still kalıbıyla tamamlayın: ____ the bus is late, we ____ arrive before noon.
Cevabı göster
Even if · can still
You can probably read this without much trouble.
4:37Bunu muhtemelen çok fazla zorlanmadan okuyabilirsiniz.
you can still read it because English has structure.
4:41okuyabilirsiniz çünkü İngilizcenin bir yapısı vardır.
where the goal is often to see an area using many simple sensors
4:49orduda hedef genellikle son derece pahalı sensörlere güvenmek yerine
rather than relying on extremely expensive ones. Dilbilgisi
4:52çok sayıda basit sensör kullanarak bir alanı gözlemlemektir.
rather than relying on: bir yöntemi diğerine tercih etmek
rather than relying on ifadesinde rather than, reddedilen veya tercih edilmeyen yöntemi işaretler; relying on ise bu yöntemi adlandırır. Cümle, çok sayıda basit sensör kullanmayı son derece pahalı sensörlere bel bağlamakla karşılaştırır. İki seçenek paralel -ing biçimleri kullanır: using ... rather than relying on .... İlk yöntem -ing biçimiyle anlatıldığında, rather than sonrasında aynı biçimi kullanmak karşılaştırmayı açık ve dengeli yapar.
Alıştırma
Cümleyi rather than ve buy fiilinin -ing biçimiyle tamamlayın: The team saved money by repairing the old computers ____ new ones.
Cevabı göster
rather than buying
Work like this made him quickly stand out. Öbek fiiller
4:56Bunun gibi çalışmalar onun hızla öne çıkmasını sağladı.
stand out: öne çıkmak
Burada stand out, bir kişinin çalışmaları veya özellikleri olağanüstü güçlü olduğu için kolayca fark edilir hâle gelmesi demektir. Cümle, bu çalışmaların kısa sürede dikkatleri onun üzerine çektiğini anlatır; fiziksel olarak dışarıda durduğu anlamına gelmez. make + kişi + stand out yapısı, o kişinin fark edilmesine neyin yol açtığını gösterir. Genel olarak biri veya bir şey çevresindeki gruptan belirgin biçimde farklıysa stand out kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi ‘özellikle kolay fark edilmek’ anlamındaki öbek fiille tamamlayın: Her thoughtful questions made her ____ during the interview.
Cevabı göster
stand out
He became a tenured professor at UCLA when he was 24, Kültür
4:5824 yaşındayken UCLA'de kadrolu profesör oldu
tenured professor: tenure sahibi profesör
Tenured professor, üniversite tarafından resmen tenure verilmiş bir profesördür. Tenure, işten çıkarılmaya karşı güçlü koruma sağlayan devamlı bir akademik atamadır ve genellikle araştırma, öğretim ve kuruma hizmet alanlarındaki resmî değerlendirmeden sonra kazanılır. Kuzey Amerika üniversitelerinde 24 yaşında tenure almak son derece sıra dışıdır; çünkü bu süreç normalde ileri düzey öğrenimden ve birkaç yıllık akademik kariyerden sonra gerçekleşir. Tenure resmî bir statüdür, yalnızca bir kişinin uzun süredir orada çalıştığını söylemenin başka bir yolu değildir.
Alıştırma
Kuzey Amerika üniversiteleri bağlamında tenured professor ifadesini hangi cümle doğru açıklar?
- Profesör, tenure ile sonuçlanabilecek bir görevde çalışmaktadır ancak henüz bu statüyü almamıştır.
- Profesör, tenure verilip verilmediğine bakılmaksızın üniversitede uzun yıllardır çalışmaktadır.
- Profesöre kurum tarafından tenure statüsü zaten resmen verilmiştir.
Cevabı göster
Profesöre kurum tarafından tenure statüsü zaten resmen verilmiştir.
teaching students who were almost the same age.
5:02ve neredeyse aynı yaştaki öğrencilere ders verdi.
who went on to become an engineer at NASA's Jet Propulsion Laboratory. Öbek fiiller
5:07Laura ile evlendi.
went on to become: daha sonraki bir rol
Went on to become, kişinin yaşamındaki bir aşamadan sonra daha farklı bir role geçtiğini anlatır. Burada mühendis olmak, aynı etkinliğin basitçe devam etmesi değil, sonraki gelişme olarak sunulur. Yapı go/went on to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Önceki bir deneyimi daha sonraki bir başarıya bağladığı için biyografilerde sık kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi go on to + fiilin yalın hâli yapısıyla tamamlayın: After working as a nurse for several years, Lina ____ a hospital director.
Cevabı göster
went on to become
and he's passed his spark of curiosity on to them. Öbek fiiller
5:13ve merak kıvılcımını onlara da aktardı.
pass something on to someone: bir özelliği aktarmak
Pass something on to someone, bir şeyi başka bir kişinin alması veya sürdürmesi için ona aktarmak anlamına gelir. Aktarılan şey bilgi, beceri, değer veya ilgi olabilir. Burada his spark of curiosity, soru sorma ve keşfetme isteğini canlı bir şekilde anlatır. Bu ifade passed ile on arasındaki nesnedir; to sonrasındaki them ise alan kişileri belirtir.
Alıştırma
Hangi cümlede pass ... on, zamir nesneyle doğru kullanılmıştır?
- She passed it her sister on to.
- She passed it on to her sister.
- She passed on it to her sister.
Cevabı göster
She passed it on to her sister.
Geçmişte tekrarlanan alışkanlık için would ask
Burada would ask, “o geçmiş dönemde tekrar tekrar sorardı” anlamına gelir. When his son was four geçmiş zamanı belirler; would + ask fiilinin yalın hâli ise soru sormayı alışılmış veya tekrarlanan bir eylem olarak gösterir. Bu yapıyı, daha önce belirtilmiş bir geçmiş durumda birinin düzenli olarak yaptığı şeyleri anlatmak için kullanın. Buradaki would, “soracak” anlamına gelmez ve kibar bir rica değildir.
Alıştırma
Geçmişte tekrarlanan bir alışkanlığı göstermek için cümleyi would + call fiilinin yalın hâliyle tamamlayın: “When Mia was little, she ____ her grandmother every Sunday.”
Cevabı göster
would call
"If there are 10 cookies and five people in the living room,
5:18"Oturma odasında 10 kurabiye ve beş kişi varsa,
His son also showed a strong inclination toward languages,
5:23Oğlu da dillere karşı güçlü bir eğilim gösterdi;
eager to put his extraordinary mathematical mind to work in finance, Deyimler
5:38bir serbest fon ona yaklaştı,
Olağanüstü matematiksel zekâsını işe koşmak
put his extraordinary mathematical mind to work ifadesinde uzun isim öbeği his extraordinary mathematical mind, put X to work kalıbındaki X yerini doldurur. Bu, fonun onun sıra dışı yeteneğinden pratik olarak yararlanmak istediği anlamına gelir. in finance ifadesi bu yeteneğin kullanılacağı alanı belirtir. Put X to work, X’i kelimenin gerçek anlamıyla “işin içine koymak” değildir; bir kişiyi veya kaynağı yararlı sonuçlar üretecek biçimde kullanmak demektir.
Alıştırma
“Yeni yazılımı pratik bir görevde kullanmaya başladılar” anlamındaki ifadeyi tamamlayın: “The researchers put the new software ____ on a difficult problem.”
Cevabı göster
to work
a job that would have been extremely lucrative, Dilbilgisi
5:42son derece kazançlı olacak bir işti,
would have been extremely lucrative: son derece kazançlı olacaktı
Would have been, geçmişte gerçekleşmemiş bir koşulun varsayımsal sonucunu anlatır. Burada koşul açıkça söylenmemiştir: if he had accepted the job, it would have been extremely lucrative. İşi kabul etmediği için bu sonuç gerçekleşmemiştir. Lucrative, çok fazla kâr veya gelir getirebilen anlamına gelir. Extremely bu anlamı güçlendirir. Bu nedenle ifade, çok yüksek kazanç sağlaması beklenen bir işi anlatır; onun gerçekten yaptığı bir işi değil.
Alıştırma
Would + have + be kullanarak gerçekleşmemiş geçmiş sonucu tamamlayın: If Maya had accepted the offer, the job ____ extremely lucrative, but she declined it.
Cevabı göster
would have been
but he turned it down for the pure joy of staying in academia. Öbek fiiller
5:44ancak o akademide kalmanın saf neşesi için bunu reddetti.
turned it down: onu reddetti
Turned it down, onu reddetti anlamına gelir. Burada it, teklif edilen işi gösterir; yani cümle, kişinin bu iş teklifini kabul etmemeyi seçtiğini söyler. Turn down, ayrılabilen bir öbek fiildir. İsim, fiilin tamamından sonra veya iki parçasının arasında kullanılabilir: turn down the offer ya da turn the offer down. Zamir ise ortada olmalıdır: turn it down.
Alıştırma
Cümleyi turn down ve it zamiriyle tamamlayın: The university offered Sam a place, but he chose to ____.
Cevabı göster
turn it down
not hurting for money: para sıkıntısı çekmemek
Bu cümlede not hurting for money, “para sıkıntısı çekmemek” veya “maddi açıdan rahat olmak” anlamına gelir. Not, hurting for ifadesinin anlamını tersine çevirir: Para onun temel amacı olmasa bile yeterince parası vardır. Hurting for something, “bir şeye çok ihtiyaç duymak veya onun yokluğunu çekmek” anlamına gelen gündelik bir deyimdir. Buradaki hurt fiziksel acı anlamında değildir.
Alıştırma
Bu cümlede not hurting for money ne anlama gelir?
- Para yüzünden fiziksel olarak yaralanmış.
- Yeterince parası var ve maddi sıkıntı çekmiyor.
- Birinin ona para vermesine acilen ihtiyacı var.
Cevabı göster
Yeterince parası var ve maddi sıkıntı çekmiyor.
with public records showing he earned 784,000 in 2024.
5:53kamuya açık kayıtlar 2024'te 784.000 dolar kazandığını gösteriyor.
He's been more interested in the questions that fascinate him Dilbilgisi
5:58O, üretebilecekleri dolarlardan ziyade
more interested in ... than in ...: paralel bir karşılaştırma
more interested in A than in B kalıbı iki ilgi nesnesini karşılaştırır: A, B'den daha fazla ilgi görür. Burada A onu büyüleyen sorular, B ise bu soruların kazandırabileceği paradır. Than sözcüğünden sonra in edatını tekrarlamak iki tarafı paralel tutar ve uzun bir karşılaştırmanın anlaşılmasını kolaylaştırır. Bu, than in the dollars bölümünün interested ifadesinin ikinci nesnesini başlattığını; questions ve dollars isimlerinin doğrudan karşılaştırılmadığını gösterir.
Alıştırma
Cümleyi more interested in A than in B paralel kalıbıyla tamamlayın: Nora is ____ solving the mystery ____ receiving the reward.
Cevabı göster
more interested in · than in
One of those fascinating questions is whether AI can solve
6:03Bu büyüleyici sorulardan biri, yapay zekanın
long-standing open problems in pure mathematics. Kelime
6:06saf matematikteki uzun süredir devam eden açık problemleri çözüp çözemeyeceğidir.
long-standing open problems: uzun süredir çözülemeyen araştırma soruları
Matematikte open problem, henüz kabul edilmiş bir çözümü veya kanıtı bulunmayan sorudur. Burada open, “çözülmemiş” anlamına gelir; “birçok kişisel cevaba açık” anlamına gelmez. Long-standing, problemin uzun zamandır çözülemediğini ekler. İfadenin tamamı, önceki girişimlere rağmen çözülememiş zor araştırma sorularını anlatır.
Alıştırma
Bu cümlede “long-standing open problems” ne anlama geliyor?
- Birçok kişisel görüş almak için hazırlanmış matematik soruları
- Uzun zamandır çözüm girişimlerine direnen çözülmemiş matematik soruları
- Herkesin izinsiz kullanabileceği eski alıştırmalar
Cevabı göster
Uzun zamandır çözüm girişimlerine direnen çözülmemiş matematik soruları
tackle unsolved puzzles by Paul Erdős,
6:13Paul Erdős'ün çözülmemiş bulmacalarıyla nasıl başa çıktığını izliyor
even maintaining a public database of these attempts.
6:16ve hatta bu girişimlerin halka açık bir veritabanını tutuyor.
generating a proof that has held up under expert review. Öbek fiiller
6:23ve uzman incelemesine dayanan bir kanıt üretti.
held up under expert review: incelemeye dayanmak
Burada held up, “sınandıktan sonra da geçerli veya ikna edici kaldı” anlamına gelir. Under expert review, kanıtın dayandığı inceleme türünün uzman değerlendirmesi olduğunu belirtir. Bu nedenle cümle, uzmanların kanıta yalnızca baktığını söylemekten daha güçlü bir iddiada bulunur: inceleme, kanıtı geçersiz kılacak bir kusur ortaya çıkarmamıştır. Yeniden kullanılabilen kalıp hold up under + baskı, test, sorgulama veya incelemedir.
Alıştırma
Hangi cümle bir iddianın uzmanlar tarafından incelendikten sonra da güvenilir kaldığını söyler?
- The claim was questioned by an expert.
- The claim held up under expert review.
- The claim was sent for expert review.
Cevabı göster
The claim held up under expert review.
Tao called it perhaps the most unambiguous
6:27Tao bunu, bir açık problemi bağımsız olarak çözen yapay zekanın
instance of AI independently solving an open problem.
6:29belki de en net örneği olarak nitelendirdi.
Terence Tao is one of the most recognizable mathematicians in the world.
6:35Terence Tao dünyanın en tanınmış matematikçilerinden biri.
He is so sought after that his website includes a simple notice, Dilbilgisi
6:39O kadar çok talep görüyor ki, web sitesinde basit bir bildirim yer alıyor:
so sought after that: yüksek talebi bir sonuca bağlamak
“So sought after that”, so + sıfat veya sıfat öbeği + that yan cümlesi biçimindeki sonuç yapısını kullanır. Burada sought after bir sıfat öbeği olarak “çok istenen” veya “yüksek talep gören” anlamına gelir. That yan cümlesi bu aşırı talebin sonucunu verir: İnternet sitesinde röportajları reddettiğini belirten bir duyuruya ihtiyaç vardır. Bu yapı, yüksek bir dereceyi doğrudan sonucuna bağlar.
Alıştırma
Sonuç yapısını bu derste öğrendiğiniz tam ifadeyle tamamlayın: The designer is ____ clients book a year ahead.
Cevabı göster
so sought after that
"I am declining almost all interviews at this time." Ton ve niyet
6:43"Şu anda neredeyse tüm röportajları reddediyorum."
declining almost all interviews at this time: şimdiki dönemle sınırlı resmî bir ret
Bu kamuya açık duyuruda declining, röportaj verme taleplerini nazik ama açık biçimde reddetmek anlamında geçişli bir fiildir. Almost all, birkaç istisna olabileceğini gösterir. At this time, reddi içinde bulunulan dönemle sınırlar. Röportajların hiçbir zaman kabul edilmeyeceğini söylemekten kaçınır, ancak ileride kabul edileceklerine dair söz de vermez.
Alıştırma
Bir araştırmacının, şimdilik medya taleplerinin çoğunu reddettiğini belirten resmî bir kamu duyurusuna ihtiyacı var. Hangi cümle uygundur?
- I have canceled the interviews that were already scheduled.
- I am declining almost all media requests at this time.
- Media interest in my work is declining this year.
Cevabı göster
I am declining almost all media requests at this time.
Proaktif iletişim için “reach out”
Burada reached out, “biriyle iletişim kurmak için ilk adımı attım” anlamına gelir. Fiziksel olarak eli uzatmayı anlatmaz. Yaygın yapı reach out to + kişi veya kurum şeklindedir. Genellikle soru sormak, yardım önermek ya da konuşma başlatmak gibi belirli bir iletişim amacı olduğunu düşündürür.
Alıştırma
reach out ifadesini doğru yapıda kullanarak cümleyi tamamlayın: I plan to ____ the editor with one question.
Cevabı göster
reach out to
“Knowing full well”: riske rağmen açık farkındalık
knowing full well ifadesindeki full well, “çok açık biçimde” veya “gayet iyi” anlamına gelen kalıplaşmış bir vurgudur. knowing sözcüğünü güçlendirir; “tam ve iyi bir şekilde bilmek” diye kelime kelime yorumlanmaz. Baştaki knowing... yapısı, önceki eylem gerçekleşirken kişinin ne bildiğini anlatır. Sıklıkla ödünleyici bir anlam katar: kişi olası sonucu açıkça anladığı hâlde yine de harekete geçer.
Alıştırma
Bu cümle neyi ima ediyor? Lena applied, knowing full well that she might be rejected.
- Reddedilebileceğini açıkça biliyordu ve yine de başvurdu.
- Riski ancak başvurduktan sonra öğrendi.
- Reddedilmesinin imkânsız olduğuna inanıyordu.
Cevabı göster
Reddedilebileceğini açıkça biliyordu ve yine de başvurdu.
hear back: yanıt almak
Hear back, biriyle iletişime geçtikten veya bir istekte bulunduktan sonra o kişiden yanıt almak demektir. If I do hear back cümlesinde do vurgu yapar ve “eğer gerçekten yanıt alırsam” anlamını güçlendirir. Bu ifade yalnızca bir sesi tekrar duymak anlamına gelmez. Odak, karşı tarafın e-posta, telefon veya mesaj yoluyla yanıt verip vermemesidir.
Alıştırma
“Yanıt almak” anlamındaki ifadeyi kullanarak cümleyi tamamlayın: If I do ____ from the clinic, I'll let you know.
Cevabı göster
hear back
the Mozart of math has remained remarkably humble. Deyimler
6:53matematiğin Mozart'ı dikkate değer ölçüde alçakgönüllü kaldı.
the Mozart of math: matematiğin Mozart'ı
The Mozart of math mecazlı bir karşılaştırmadır. Mozart'ın bir müzik dehası olarak tanınan ününden yararlanarak bir kişinin matematikte olağanüstü yetenekli ve yaratıcı olduğunu anlatır. Burada gerçek bir müzisyenden veya resmi bir unvandan söz edilmez; bu, kişinin kamuoyundaki imgesidir. the [ünlü kişi] of [alan] kalıbı, “[ünlü kişi] gibi o alanda üstün olan kişi” anlamına gelir. remarkably humble ile kurulan karşıtlık, büyük ün ve yeteneğin kişiyi mutlaka kibirli yapmadığını vurgular.
Alıştırma
Bu cümlede the Mozart of math ne anlama geliyor?
- Bir üniversitedeki resmi görev unvanı
- Mozart'la karşılaştırılarak anlatılan, olağanüstü yetenekli bir matematikçi
- Matematik şarkıları yazan bir müzisyen
Cevabı göster
Mozart'la karşılaştırılarak anlatılan, olağanüstü yetenekli bir matematikçi
Couldn't be further from the truth: güçlü bir düzeltme
Couldn't be further from the truth, “tamamen yanlış” veya “gerçek bunun tam tersidir” anlamına gelen güçlü ve kalıplaşmış bir ifadedir. Further burada gerçek ile arasındaki mecazi mesafeyi anlatır; fiziksel bir mesafeyi anlatmaz. Bu cümlede anlatıcı, önceki tanımın Terence Tao için geçerli olduğu düşüncesini güçlü biçimde reddeder. X couldn't be further from the truth kalıbı, X hakkındaki ciddi bir yanlış anlamayı düzeltmek için kullanılabilir.
Alıştırma
Bir biyografide biri, ünlü bir matematikçinin problem çözmekten hiç hoşlanmadığını iddia ediyor. Yazar, "That couldn't be further from the truth." diye yanıt veriyor. Bu yanıt ne anlama gelir?
- Gerçek fiziksel olarak çok uzaktadır.
- İddia muhtemelen doğrudur.
- İddia tamamen yanlıştır.
Cevabı göster
İddia tamamen yanlıştır.
Tao wants to teach more non-mathematicians how to think mathematically,
7:13Tao, matematikçi olmayan daha fazla kişiye nasıl matematiksel düşünüleceğini öğretmek istiyor
saying, "I believe you can teach this to almost anybody."
7:17ve "Bunu neredeyse herkese öğretebileceğinize inanıyorum" diyor.
That's one of the reasons I love using Brilliant.
7:22Brilliant'ı kullanmayı sevmemin nedenlerinden biri de bu.
sitting through: bir etkinliğin sonuna kadar kalmak
Sit through + bir etkinlik, özellikle etkinlik uzun, sıkıcı veya zor olduğunda başından sonuna kadar orada kalmak demektir. Bu cümlede sitting through lectures, dersleri öğrencilerin baştan sona pasif biçimde katlandığı bir şey olarak sunar. Temel fikir yalnızca oturmak değil, bütün süreci tamamlamaktır. Ders, toplantı, film, konuşma veya sunum gibi sözcüklerle sık kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi sit through ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Yesterday, Maya ____ the entire three-hour meeting even though she was bored.
Cevabı göster
sat through
Instead of + -ing: bir eylemi başka bir eylemle değiştirmek
Instead of, seçilmeyen veya başka bir eylemle değiştirilen eylemi tanıtır. Bu ifadede of bir edattır; bu nedenle ardından gelen eylem -ing biçimini alır: instead of passively sitting through lectures. Burada baştaki ifade, ana eylem olan you're actively solving problems ile karşıtlık kurar. Yeniden kullanılabilecek kalıp şöyledir: Instead of + isim veya -ing biçiminde eylem, + ana cümle.
Alıştırma
watch fiilini doğru biçimde kullanın: Instead of ____ television, Nora read a book.
Cevabı göster
watching
I've been playing around with Brilliant's exponential functions. Öbek fiiller
7:32Brilliant'ın üstel fonksiyonlarıyla biraz oynadım.
playing around with: gayriresmî keşif
Play around with + bir şey, çoğunlukla nasıl çalıştığını veya neler yapılabileceğini keşfetmek için o şeyi rahat ve gayriresmî biçimde incelemek ya da denemek demektir. Burada konuşmacı Brilliant'ın üstel fonksiyonlarla ilgili içeriğini etkileşimli olarak deniyor; resmî bir test yapmıyor. Kalıp, play around with + araç, özellik, cihaz, kod veya fikir şeklindedir. Bu kullanımda play sözcüğü gerçek anlamda oynamak değildir; ifadenin tamamı açık uçlu denemeyi anlatır.
Alıştırma
Hangi durum playing around with something ifadesiyle en iyi anlatılır?
- Bir makinenin güvenlik standardını karşıladığını kanıtlamak için sabit bir kontrol listesini izlemek
- Zor göründüğü için yeni bir aracı kullanmayı reddetmek
- Ne yaptıklarını keşfetmek için yeni bir uygulamadaki birkaç ayarı denemek
Cevabı göster
Ne yaptıklarını keşfetmek için yeni bir uygulamadaki birkaç ayarı denemek
It just clicks: bir fikir birden kolayca anlaşılır hâle gelir
Bu cümlede It just clicks, fikrin bir anda anlamlı hâle gelmesi ve kolayca takip edilebilmesi demektir. Click, parçaların zihinde birleştiği anı anlatan gündelik bir mecazdır; bir düğmeye basmak ya da fiziksel bir tık sesi çıkarmak anlamına gelmez. Özne olan it bir konuyu, yöntemi veya açıklamayı gösterebilir. Just, anlamanın kolay ve doğal biçimde gerçekleştiği hissini verir: doğru yaklaşımla it clicks.
Alıştırma
Cümleyi netleşmek anlamındaki click biçimiyle tamamlayın: After Maya saw one example, the rule finally ____.
Cevabı göster
clicked
while letting you challenge yourself and grow.
7:43ve aynı zamanda kendinize meydan okumanızı ve büyümenizi sağlayan çeşitli kurslara sahip.
meet you at your skill level: öğrenenin mevcut becerisinden başlamak
Meet you at your skill level, derslerin şu anda yapabildiklerine uygun bir zorlukta başlaması demektir. Meet burada mecazdır: kurs mevcut becerine göre tasarlanır; fiziksel olarak seninle buluşmaz. Bu ifade, desteği öğrenenin bulunduğu noktadan başlamak şeklinde sunar. Yine de zorluk ve gelişme içerebilir; mevcut düzeye uyum sağlamak başlangıç noktasıdır, son sınır değildir.
Alıştırma
Cümleyi, mevcut becerinden başlamak anlamındaki ders ifadesiyle tamamlayın: A helpful coding course should ____ and then guide you toward harder projects.
Cevabı göster
meet you at your skill level
all built around learning by doing. Notlar
7:50hepsi yaparak öğrenme üzerine inşa edilmiş bir sürü kursları var.
A whole host of: çok sayıda ve çeşitli
A whole host of, çok sayıda ve çeşitli anlamına gelir. Bu cümlede kurs seçeneklerinin yalnızca birkaç taneyle sınırlı olmadığını, geniş ve bol olduğunu vurgular. whole sözcüğü a host of ifadesini güçlendirir. Buradaki host, büyük bir grup veya topluluk anlamındadır; program sunucusu ya da hizmet sağlayan bir bilgisayar anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümlede a whole host of ifadesi çok sayıda ve çeşitli anlamında kullanılmıştır?
- The host of the show welcomed the guests.
- The library offers a whole host of free workshops.
- Our website runs on a host computer.
Cevabı göster
The library offers a whole host of free workshops.
Built around: tek bir merkezî fikir etrafında düzenlenmiş
Be built around + bir isim veya -ing biçimi, bir şeyin merkezî ilke kabul edilerek tasarlanması ya da düzenlenmesi anlamına gelir. Bu cümlede learning by doing, kursların etkinliklerine ve tasarımına yön verir. Bu yapı, parçaları tek bir ana fikri destekleyen bir kursu, ürünü, planı, hikâyeyi veya sistemi de anlatabilir. All built around..., which are all built around... anlamındaki kısaltılmış bir niteleyici yapıdır ve courses sözcüğünü açıklar. Buradaki kullanım mecazidir; bir yerin veya nesnenin çevresine fiziksel olarak inşa etmek anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir müze, her salonunu tek bir temayı destekleyecek şekilde tasarlıyor: okyanustaki yaşam. Bu ilişkiyi en iyi hangi cümle ifade eder?
- The museum is built around the theme of life in the ocean.
- The museum is built beside an aquarium.
- The museum includes one poster about life in the ocean.
Cevabı göster
The museum is built around the theme of life in the ocean.
learning by doing: yöntemi belirten by + -ing
Learning by doing, uygulamalı deneyim yoluyla bilgi ya da beceri kazanmak demektir. Bu ifadede by doing, öğrenmenin nasıl gerçekleştiğini gösterir: kişi yalnızca bilgi almak yerine etkinliğe katılır, dener ve sorun çözer. Buradaki doing, bağlamdan anlaşılan ilgili etkinliği anlatır; yalnızca meşgul olmayı anlatmaz. Daha genel olarak by + -ing, bir sonuca ulaşmak için kullanılan yöntemi gösterebilir. Örnek: You can improve by practising.
Alıştırma
Uygulamalı deneyim yoluyla öğrenmek anlamına gelen üç kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: This robotics club is based on ____.
Cevabı göster
learning by doing
You can start learning for free at brilliant.org/newsthink
7:52brilliant.org/newsthink adresinden veya ekranınızdaki QR kodunu tarayarak
Brilliant's also giving you 20% off their annual premium subscription
7:58Ayrıca Brilliant, açıklamadaki özel bağlantımı kullanırsanız
giving you unlimited access to thousands of lessons.
8:04yıllık premium aboneliklerinde size %20 indirim veriyor.