Veba doktorları neden gaga maskesi takardı?: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
745 kelime 151 kel/dk

Video özeti: Bu tarihsel anlatı, gagalı maskesiyle tanınan veba doktoru imgesini Orta Çağ’daki Kara Ölüm’den ayırarak kostümün ortaya çıkışını 17. yüzyıl Batı Avrupa’sına yerleştiriyor. Giysinin ardındaki miyazma kuramını, sağladığı korumanın neden belirsiz kaldığını, modern öncesi tedavileri ve günümüz pandemi tıbbıyla aralarındaki farkı açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. swept across large parts of Afro-Eurasia — Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler: sweep across ifadesinin bir hastalığın çok geniş bir alana hızla yayılmasını nasıl anlattığını; nötr spread fiiline göre hareket, kapsam ve güç duygusunu daha belirgin verdiğini öğrenin. Kalıp, yangınlar, toplumsal hareketler ve haberler için de kullanılabilir. 2. not enough information survives to know whether — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: Tarihsel bir açıklamanın varsayımı gerçek gibi sunmak yerine mevcut kanıtların sınırını nasıl işaretlediğini fark edin. Günümüze ulaşan kayıtlar kişiler, olaylar veya sonuçlar hakkında güvenilir bir yargıya izin vermediğinde bu yapıyı kullanabilirsiniz. 3. While a massive plague outbreak is unlikely at this point, — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: Baştaki while yan cümlesinin önce güven verici bir noktayı kabul edip ardından gelecekteki pandemilerin daha geniş riskine geçtiğini anlayın. Böylece bir sınırlamayı tanırken ana sonucu koruyan dengeli savlar kurabilirsiniz.

Bu derste

The year is 1656. Anlatım akışı

0:07

Yıl 1656.

Anlatım akışı

The year is 1656: tarihsel şimdiki zamanla açılış

Bu cümle, 1656 yılını izleyicinin önündeki zaman çerçevesi olarak kurmak için şimdiki zaman biçimi is kullanır. Bu, konuşanın gerçek zamanının 1656 olduğu anlamına gelmez. The year is + yıl, olaylar başlamadan önce zamanı kısa ve doğrudan biçimde belirleyen bir yapıdır. Belgesellerde ve hikâyelerde bu tarihsel şimdiki zaman, geçmiş olayları daha canlı gösterir ve izleyiciyi sonraki gelişmelere hazırlar.

Alıştırma

Bir belgesel “The year is 1804.” cümlesiyle açılıyor. Buradaki şimdiki zaman is ne işe yarıyor?

  1. Konuşanın gerçekten 1804 yılında yaşadığını söyler.
  2. 1804 yılının gelecekte geleceğini tahmin eder.
  3. İzleyiciyi 1804'te geçen hikâye sahnesinin içine yerleştirir.
Cevabı göster

İzleyiciyi 1804'te geçen hikâye sahnesinin içine yerleştirir.

Your body is wracked by violent chills. Kalıp ifadeler

0:09

Vücudunuz şiddetli titremelerle sarsılıyor.

Kalıp ifadeler

is wracked by violent chills: şiddetli titremelerle sarsılmak

is wracked by violent chills ifadesinde edilgen be wracked by + isim yapısı, bedenin bir şey tarafından güçlü biçimde acı çektirildiğini gösterir. Violent chills yalnızca havanın soğuk olması değil, şiddetli ve kontrol edilemeyen üşüme ve titreme nöbetleridir. Bu ifade, belirtinin yarattığı gücü ve acıyı vurguladığı için canlı ve yoğundur. Aynı yapı be wracked by pain veya be wracked by guilt örneklerinde olduğu gibi şiddetli ağrıyı ya da kişiye eziyet eden duyguları da anlatabilir.

Alıştırma

Cümleyi be wracked by yapısının doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After the crash, he ____ terrible pain.

Cevabı göster

was wracked by

Your head pounds,

0:13

Başınız zonkluyor,

your muscles are too weak to sit up, Dilbilgisi

0:14

kaslarınız doğrulup oturmak için çok zayıf

Dilbilgisi

too weak to sit up: doğrulup oturamayacak kadar güçsüz

too + sıfat + to + fiil yapısı, bir özelliğin eylemi engelleyecek dereceye ulaştığını anlatır. Burada too weak to sit up, kasların kişinin doğrulup oturmasına izin vermeyecek kadar güçsüz olduğu anlamına gelir. Sit up, yatar durumdan doğrulup dik bir şekilde oturmak demektir; yalnızca oturur durumda kalmak anlamına gelmez.

Alıştırma

Parantezdeki sözcüğü ve too + sıfat + to + fiil yapısını kullanarak cümleyi tamamlayın: After the race, Leo was ____ to walk home. (tired)

Cevabı göster

too tired

and you feel like rancid hard-boiled eggs

0:17

ve kokuşmuş katı yumurtaların

are squeezing out of your neck and armpits.

0:19

boynunuzdan ve koltuk altlarınızdan fışkırdığını hissediyorsunuz.

In your feverish state, Kalıp ifadeler

0:23

Ateşli halinizle,

you see a strange-looking man approach,

0:25

garip görünüşlü bir adamın yaklaştığını görüyorsunuz,

Kalıp ifadeler

In your feverish state: ateşli halindeyken

In your feverish state, ana olayın gerçekleştiği durumu önce belirten, cümle başına getirilmiş bir edat öbeğidir. Ateşli olduğun sırada anlamına gelir ve ateşin gördüklerini etkileyebileceğini düşündürür. in + iyelik belirleyicisi + sıfat + state yapısı, sonraki eylem veya algıya çerçeve oluşturmak için kişinin fiziksel ya da zihinsel durumunu önce belirtir.

Alıştırma

Hangi cümle, bir eylemin arkasındaki durumu açıklamak için in + iyelik belirleyicisi + sıfat + state yapısını doğal biçimde kullanır?

  1. At his confused state, he entered the wrong room.
  2. In his state confused, he entered the wrong room.
  3. In his confused state, he entered the wrong room.
Cevabı göster

In his confused state, he entered the wrong room.

his face obscured by a beak-like mask, Dilbilgisi

0:27

yüzü gaga benzeri bir maskeyle gizlenmiş,

Dilbilgisi

his face obscured by ...: isim öbeği + geçmiş zaman ortacı

Bu bir bağımsız yapıdır: his face isim öbeğini geçmiş zaman ortacı obscured ve by ile başlayan bölüm izler. Bu birimin kendi çekimli fiili yoktur; çevresindeki cümleye kişinin durumuyla ilgili kısa bir betimleme ekler. his face eylemden etkilenen ögedir. Bu nedenle obscured by a beak-like mask, maskenin yüzün görülmesini zorlaştırdığı anlamına gelir. Yapı, with his face obscured by ... veya and his face was obscured by ... şeklinde açılabilir.

Alıştırma

Bu cümlede eklenen bölüm ne anlama gelir: The cyclist arrived, his jacket torn in the fall.?

  1. Ceketinin düşme sırasında yırtılıp yırtılmadığını sorar.
  2. Ceketinin düşme sırasında yırtılmış olduğu bilgisini ekler.
  3. Ceketinin düşme sırasında bir şeyi yırttığını söyler.
Cevabı göster

Ceketinin düşme sırasında yırtılmış olduğu bilgisini ekler.

his body covered from head to toe. Deyimler

0:30

vücudu tepeden tırnağa örtülmüş.

Deyimler

covered from head to toe: tepeden tırnağa kapalı

From head to toe, başın üstünden ayaklara kadar tüm vücudu kapsayan anlamına gelen kalıplaşmış bir ifadedir. Yalnızca başı ve ayak parmaklarını değil, kapsamın eksiksiz olduğunu vurgular. Burada covered from head to toe, kişinin tüm vücudunun kapalı olduğunu belirtir. Bir durum bütün vücudu etkilediğinde bu ifade dressed, soaked veya dirty gibi sözcüklerden sonra da doğal biçimde kullanılır.

Alıştırma

“Tüm vücudu kapsayan” anlamındaki kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: After the muddy race, Leo was dirty from ____.

Cevabı göster

head to toe

He examines you,

0:33

Sizi muayene ediyor,

and even without seeing his face, Dilbilgisi

0:34

ve yüzünü görmeseniz bile,

you know the diagnosis.

0:36

teşhisi biliyorsunuz.

Dilbilgisi

even without seeing ...: bir şeyi yapmadan bile

Even without + -ing, gerekli görünmesi beklenen bir eylem gerçekleşmese de bir şeyin hâlâ doğru ya da mümkün olduğunu anlatır. Bu cümlede yüzünü görmek yararlı bir bilgi gibi görünür; ancak diğer ipuçları teşhisi bilmek için yeterlidir. Without bir edattır; bu yüzden ardından gelen fiil -ing biçimini alır: without seeing, without asking, without knowing. Even, eksik eylem ile buna rağmen mümkün olan sonuç arasındaki karşıtlığı güçlendirir.

Alıştırma

Parantezdeki sözcüğü ve even without + -ing yapısını kullanarak cümleyi tamamlayın: Even ____ the full report, Maya understood the main problem. (read)

Cevabı göster

without reading

You have the plague.

0:38

Vebaya yakalandınız.

The plague stands out as one of the most terrifying and destructive diseases in human history. Kalıp ifadeler

0:40

Veba, insanlık tarihinin en korkutucu ve yıkıcı hastalıklarından biri olarak öne çıkıyor.

Kalıp ifadeler

stands out as one of the most ...: en ... olanlardan biri olarak öne çıkmak

Stand out as, belirli bir kişi ya da şey türü olarak özellikle dikkat çekmek veya öne çıkmak anlamına gelir. Burada veba, hastalıklar kategorisi içinde güçlü bir biçimde değerlendirilmektedir. one of the most + sıfat + çoğul isim kalıbı, bir şeyi en üst gruplardan birine yerleştirir; onun tek başına en uç üye olduğunu söylemez. İki sıfat aynı çoğul ismi tanımladığında, one of the most terrifying and destructive diseases örneğindeki gibi most sonrasında bağlanabilir.

Alıştırma

Dersteki hedef değerlendirme kalıbını kullanarak cümleyi tamamlayın: The new bridge ____ impressive engineering projects in the region.

Cevabı göster

stands out as one of the most

It swept across large parts of Afro-Eurasia in three separate pandemics, Kalıp ifadeler

0:46

Üç ayrı pandemi halinde Afro-Avrasya'nın büyük bölümünü kasıp kavurdu,

Kalıp ifadeler

swept across large parts of Afro-Eurasia: Afro-Avrasya'nın geniş kesimlerine hızla yayıldı

Bu cümlede swept across, hastalığın ilerleyişini harita üzerinde hareket eden bir dalga gibi hızlı, güçlü ve geniş kapsamlı gösterir. Burada süpürgeyle gerçek anlamda temizlik yapmak kastedilmez. large parts of Afro-Eurasia, bu kara kütlesinin geniş bölgelerini ifade eder; her yeri kapsaması gerekmez. Başka bağlamlarda da kullanılabilen sweep across + yer kalıbı, bir şey geniş bir alanı hızla etkilediğinde sık kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümle bir orman yangınının geniş bir alanda hızla ilerlediğini anlatır?

  1. The wildfire spread slowly through a few bushes over several weeks.
  2. Workers swept ash from the valley floor after the fire.
  3. The wildfire swept across the dry valley within hours.
Cevabı göster

The wildfire swept across the dry valley within hours.

starting in the 6th, 14th, and 19th centuries,

0:50

6., 14. ve 19. yüzyıllarda başlayarak,

killed tens of millions of people, Kalıp ifadeler

0:55

on milyonlarca insanı öldürdü

Kalıp ifadeler

tens of millions of people: on milyonlarca insan

Tens of millions of people, on milyonluk birkaç grubu ifade eden yaklaşık bir miktardır; genellikle 20 milyon ile 90 milyon arasında bir ölçek bildirir ve kesin bir sayı değildir. Kesin toplam bilinmediğinde veya gerekli olmadığında büyüklüğü anlatır. Bu yaklaşık miktar kalıbında tens sözcüğünden sonra of gelir, millions çoğul kullanılır ve ismi başka bir of bağlar: tens of millions of + çoğul sayılabilen isim. Kesin bir sayıda ise million tekil kalır ve isimden önce of kullanılmaz: twenty million people.

Alıştırma

Hangi cümle izleyici sayısının yaklaşık olarak on milyonlar düzeyinde olduğunu belirtir?

  1. The program reached twenty million viewers.
  2. The program reached millions of viewers.
  3. The program reached tens of millions of viewers.
Cevabı göster

The program reached tens of millions of viewers.

and had in the best of cases about a 40% survival rate. Kalıp ifadeler

0:58

ve en iyi senaryolarda bile yaklaşık %40 hayatta kalma oranına sahipti.

Kalıp ifadeler

in the best of cases: mümkün olan en elverişli durum

In the best of cases, “mümkün olan en elverişli koşullarda” demektir. Burada cases, tıbbi hastaları veya tek tek hastalık vakalarını değil, olası durumları ifade eder. İfade about a 40% survival rate sözünden önce kullanılarak %40’ın iyimser bir en iyi durum rakamı olduğu anlatılır. Daha az elverişli koşullarda hayatta kalma oranı daha da düşük olabilir.

Alıştırma

Bu cümle ne ima ediyor? In the best of cases, we will arrive by midnight.

  1. Gece yarısından önce varacağımız garantidir.
  2. Gece yarısına kadar varmak en iyimser sonuçtur.
  3. Gece yarısı ortalama varış saatidir.
Cevabı göster

Gece yarısına kadar varmak en iyimser sonuçtur.

The European plague doctor,

1:04

Gagalı maskesi ve büyücü benzeri cübbesiyle

with his beaked mask and wizard-like robes,

1:05

Avrupalı veba doktoru,

is one of the images most popularly associated with plague today. Kalıp ifadeler

1:08

günümüzde veba ile en çok ilişkilendirilen imgelerden biridir.

Kalıp ifadeler

associated with plague today: günümüzde insanların zihnindeki bağlantı

Be associated with, bir şeyin insanların zihninde, deneyiminde veya kamusal imajında başka bir şeyle bağlantılı olması demektir. Bu cümlede insanlar günümüzde veba doktorunun görünüşünü yaygın olarak vebayla ilişkilendirir. İfade bir bağlantıyı anlatır; doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi olması gerekmez. Today, bu kamusal imajın zamanını günümüzle sınırlar.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifadede gereken edatla tamamlayın: In many cultures, white is associated ____ purity.

Cevabı göster

with

He's often found in books and films

1:13

Kara Ölüm olarak bilinen 14. yüzyıl pandemisiyle ilgili

about the 14th century pandemic known as the Black Death. Kültür

1:15

kitaplarda ve filmlerde sık sık karşımıza çıkar.

Kültür

known as the Black Death: Kara Ölüm olarak bilinen

The Black Death, 14. yüzyılın ortalarında Avrupa'ya ve yakın bölgelere yayılan yıkıcı salgının yaygın adıdır. Burada özel bir tarihsel addır; sözcüğü sözcüğüne siyah renkte bir ölüm anlamına gelmez. known as the Black Death ifadesindeki known as, 14. yüzyıldaki bu salgının yaygın olarak bilinen adını tanıtır.

Alıştırma

Cümlede the Black Death neyi ifade ediyor?

  1. 14. yüzyıldaki belirli ve büyük bir salgın
  2. Siyah renkle ilişkilendirilen herhangi bir ölüm
  3. Modern bir tıbbi işlem
Cevabı göster

14. yüzyıldaki belirli ve büyük bir salgın

The only problem is, Anlatım akışı

1:20

Tek sorun şu ki,

Anlatım akışı

The only problem is, ...: temel sorunu tanıtmak

The only problem is, başlangıcı, söylemin akışını gösteren bir işaret görevi görür. Mantıklı ya da umut verici görünen bir düşünceden sonra gelir ve dikkati önceki izlenimi zayıflatabilecek veya tersine çevirebilecek bir soruna yöneltir. Konuşmacı, sıradaki noktayı temel sorun olarak sunar. Bu başlangıcı duyduğunuzda, sonraki yan cümlede bir engel, düzeltme veya sürpriz bir dönüş bekleyebilirsiniz.

Alıştırma

The only problem is, ifadesinden sonra dinleyici normalde ne beklemelidir?

  1. İlgisiz bir konuya geçiş
  2. Yeni bilgi eklemeyen bir tekrar
  3. Temel bir sorun veya düzeltme
Cevabı göster

Temel bir sorun veya düzeltme

that's about as accurate as placing a modern surgeon Dilbilgisi

1:21

bu modern bir cerrahı Versailles'daki

at the court of Louis XIV in Versailles. Kültür

1:25

XIV. Louis'nin sarayına yerleştirmek kadar doğrudur.

Dilbilgisi

about as accurate as placing: ironik bir karşılaştırma

about as accurate as placing ... ifadesinde about as + sıfat + as kalıbı, önceki iddiayı ardından gelen eylemle karşılaştırır. About, eşitlik anlamını yumuşatarak “aşağı yukarı aynı ölçüde doğru” anlamı verir. Karşılaştırma açıkça saçma bir tarihsel uyumsuzluğu anlattığı için accurate burada övgü değil, ironidir. Konuşan kişi önceki iddianın da aynı ölçüde yanlış olduğunu anlatır. Bu kalıp, hatası kolayca görülen bir karşılaştırmayla eleştiriyi daha somut hâle getirir.

Alıştırma

“That claim is about as accurate as guessing with your eyes closed,” cümlesinde konuşan kişi ne demek istiyor?

  1. İddia son derece yanlıştır.
  2. İddia son derece doğrudur.
  3. İddia hiçbir şeyle karşılaştırılmamaktadır.
Cevabı göster

İddia son derece yanlıştır.

Kültür

the court of Louis XIV in Versailles: Versay'daki XIV. Louis saray çevresi

Burada court, mahkeme değil, bir hükümdarın kraliyet hanesini ve çevresindeki insanları anlatır. Louis XIV, Versay ile yakından özdeşleşen Fransız kralıydı ve 17. yüzyılın sonlarında sarayı orada merkezlenmişti. Bu bilgi, cümledeki tarihsel uyumsuzluğu anlamak için yeterlidir: modern bir cerrah XIV. Louis'nin kraliyet çevresine ait olamaz. Bu görüntü, eleştirilen iddianın tarih içinde yanlış bir döneme yerleştirildiğini gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede the court of Louis XIV ne anlama geliyor?

  1. XIV. Louis'nin kraliyet hanesi ve çevresi
  2. Versay'daki bir tenis kortu
  3. XIV. Louis hakkında bir davaya bakan mahkeme
Cevabı göster

XIV. Louis'nin kraliyet hanesi ve çevresi

The confusion is understandable, though. Anlatım akışı

1:28

Ancak kafa karışıklığı anlaşılabilir bir durumdur.

Anlatım akışı

“The confusion is understandable, though.” ifadesinde cümle sonundaki though

Burada cümle sonundaki though, ana ifadenin ardından karşıt bir kabul ekler: önceki düzeltmeye rağmen bu kafa karışıklığı yine de anlaşılabilir. Though sözcüğünü sona koymak, konuşanın önce anlayış gösteren noktayı söylemesine, ardından bunu önceki ifadeyi dengeleyen bir görüş olarak işaretlemesine imkân verir. Düzeltmeyi geri almadan tonu yumuşatır.

Alıştırma

“The first explanation was incorrect. The confusion is understandable, though,” cümlelerinde sondaki though ne yapar?

  1. İlk açıklamanın neden yanlış olduğunu açıklar.
  2. Düzeltmeyi yumuşatan karşıt bir kabul ekler.
  3. İlk açıklamanın yanlış olduğu yargısını iptal eder.
Cevabı göster

Düzeltmeyi yumuşatan karşıt bir kabul ekler.

The Black Death had several aftershocks, Deyimler

1:30

Kara Ölüm'ün çeşitli artçı şokları oldu,

Deyimler

had several aftershocks: büyük bir felaketin sonraki etkileri

Aftershock sözcüğü gerçek anlamıyla ana depremden sonra meydana gelen daha küçük bir depremi, yani artçı sarsıntıyı ifade eder. Burada aftershocks mecazidir: Kara Veba’dan sonra ortaya çıkan veba salgınları, onu izleyen sarsıntılar olarak sunulur. Bu mecaz, ana felaketin kesin biçimde sona ermediğini anlatır. Onunla bağlantılı zarar ve korku dalgaları daha sonra da sürmüştür.

Alıştırma

“The scandal sent aftershocks through the industry,” cümlesinde aftershocks ne anlama gelir?

  1. Skandalın neden olduğu sonraki bozucu etkiler
  2. Skandalla hiçbir bağlantısı olmayan değişiklikler
  3. Skandaldan önce meydana gelen küçük depremler
Cevabı göster

Skandalın neden olduğu sonraki bozucu etkiler

including a series of devastating outbreaks in Western Europe Kalıp ifadeler

1:33

Batı Avrupa'daki bir dizi yıkıcı salgın da dahil olmak üzere

Kalıp ifadeler

a series of devastating outbreaks: bir dizi yıkıcı salgın

A series of + çoğul sayılabilen isim, birbiriyle ilişkili birkaç olayı veya ögeyi tek bir grup olarak sunar ve çoğu zaman bunların art arda gerçekleştiği izlenimini verir. Burada outbreaks çoğuldur çünkü birden fazla salgından söz edilir. Devastating, outbreaks sözcüğünü niteler ve salgınların son derece ciddi zarara yol açtığını belirtir. İfadenin tamamı, tekrar eden yıkıcı salgınları tek bir olay değil, bağlantılı bir süreç olarak gösterir.

Alıştırma

Cümleyi, birbirine bağlı benzer olaylar dizisini belirten üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: The museum hosted ____ lectures on modern art.

Cevabı göster

a series of

during the 17th century.

1:37

17. yüzyıl boyunca.

This is when the iconic plague doctor actually emerged on the scene. Deyimler

1:39

İşte bu ikonik veba doktorunun aslında sahneye çıktığı zamandır.

Deyimler

actually emerged on the scene: gerçekten ortaya çıktı

To emerge on the scene, bir kişinin veya şeyin ortaya çıkmaya ve kamusal, tarihsel ya da mesleki bir alanda fark edilmeye başlaması demektir. Buradaki kullanım mecazidir: veba doktoru yalnızca bir sahneye çıkmış veya fiziksel bir yere ulaşmış değildir. Actually düzeltme veya vurgu ekler. İkonik görüntünün gerçekten bu dönemde, belki de insanların düşündüğünden daha geç ortaya çıktığını belirtir.

Alıştırma

Cümleyi okuyun: A new generation of designers emerged on the scene. emerged on the scene ne anlama gelir?

  1. Halkın dikkatini çekmeye başladılar.
  2. Fiziksel olarak bir kaza yerine ulaştılar.
  3. Sektörden ayrıldılar ve unutuldular.
Cevabı göster

Halkın dikkatini çekmeye başladılar.

First described in the early 17th century, Anlatım akışı

1:45

İlk olarak 17. yüzyılın başlarında tanımlanan

the outfit consisted of a hood with crystal eyepieces Kalıp ifadeler

1:47

kıyafet, kristal mercekli bir başlık

Anlatım akışı

First described in the early 17th century: cümle başındaki edilgen zaman işareti

First described in the early 17th century, cümle başına getirilmiş bir geçmiş zaman ortaç öbeğidir. Anlamca öznesi the outfit ifadesidir; bu nedenle The outfit was first described in the early 17th century biçiminde açılabilir. Bu öbek, kıyafetle ilgili ana bilgiden önce ilk betimlemenin zamanını verir. Described, ilk kez ne zaman betimlendiğini veya kayda geçirildiğini belirtir; kıyafetin ilk kez ne zaman ortaya çıktığını ya da icat edildiğini tek başına söylemez.

Alıştırma

Bu cümledeki başlangıç öbeği okuyucuya ne anlatır: First described in 1600, the device was later improved?

  1. Birisi cihazı 1600'den itibaren sürekli betimledi.
  2. Cihaz ilk kez 1600 yılında betimlendi.
  3. Cihaz kesinlikle 1600 yılında icat edildi.
Cevabı göster

Cihaz ilk kez 1600 yılında betimlendi.

Kalıp ifadeler

consisted of: bir bütünün parçalarını belirtme

Bütün + consist of + parçalar kalıbı, bir bütünü nelerin oluşturduğunu belirtir. Burada the outfit bütündür ve of sonrasındaki a hood with crystal eyepieces belirtilen bileşendir. with öbeği hood sözcüğünü niteler; dolayısıyla kristal göz mercekleri başlığın bir parçasıdır. Consisted, bu tarihsel betimlemede kullanılan geçmiş zaman biçimidir. Tekil bir özneyle şimdiki durum anlatılırken consists of kullanılır.

Alıştırma

Bu şimdiki zaman betimlemesini consist of ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The emergency kit ____ a radio, water, and a flashlight.

Cevabı göster

consists of

and a beak filled with a pungent combination of herbs and compounds. Kalıp ifadeler

1:51

ve otlar ve bileşiklerin keskin bir kombinasyonuyla dolu bir gagadan oluşuyordu.

Kalıp ifadeler

filled with ... a combination of ...: içeriği kısa ve yoğun biçimde anlatmak

beak filled with ... ifadesinde filled with ..., beak sözcüğünden sonra gelen bir geçmiş zaman ortacı öbeğidir. Gaganın içinde ne olduğunu belirtir ve a beak that was filled with ... şeklinde açılabilir. Bu öbeğin içindeki a pungent combination of herbs and compounds içeriği adlandırır: pungent güçlü ve keskin bir kokuyu belirtir, combination of ise karışımı oluşturan parçaları tanıtır. Bu iç içe yapı nesneyi, içeriğini ve içeriğin bileşimini kısa ve yoğun biçimde birbirine bağlar.

Alıştırma

İlk boşluğa filled with, ikinci boşluğa ise combination sözcüğünden sonra gereken edatı yazın: The basket was ____ a combination ____ flowers and leaves.

Cevabı göster

filled with · of

This could include cinnamon,

1:56

Bu tarçın,

pepper, turpentine,

1:57

karabiber, terebentin,

roast copper, and powdered viper flesh.

2:00

kavrulmuş bakır ve toz haline getirilmiş engerek eti içerebilirdi.

This recipe was inspired by the famed 2nd century Greco-Roman physician Galen, Kalıp ifadeler

2:03

Bu tarif, 2. yüzyılın ünlü Greko-Romen hekimi Galen'den esinlenmişti

Kalıp ifadeler

was inspired by: bir etkinin kaynağını belirtmek

This recipe was inspired by ... cümlesinde edilgen be inspired by kalıbı, Galen'i tarifin arkasındaki fikirlerin ya da etkinin kaynağı olarak gösterir. Tarifin bir duygu hissettiği ya da cesaretlendirildiği anlamına gelmez. Odak noktası olarak recipe önce gelir, by ise kaynağı tanıtır. Eserler, tasarımlar, tarifler veya planlarla kullanıldığında be inspired by genellikle birebir kopyalama yerine uyarlama ve değişikliğe izin verir.

Alıştırma

Bir besteci tren tekerleklerinin ritmini beğeniyor ve bunun dışında tamamen özgün bir eser yazıyor. Ritmin yalnızca fikir kaynağı olduğunu en iyi hangi cümle gösterir?

  1. The piece was inspired by the rhythm of train wheels.
  2. The piece was copied from a recording of train wheels.
  3. The piece was based on a recording of train wheels.
Cevabı göster

The piece was inspired by the rhythm of train wheels.

and was thought to ward off poisoned air known as miasma. Notlar

2:09

ve miyazma olarak bilinen zehirli havayı uzaklaştırdığı düşünülüyordu.

Dilbilgisi

was thought to: geçmişteki bir inancı aktarmak

Was thought to, geçmişte insanların özne hakkında bir şeye inandığını gösterir. Bu cümlede, miazma denen zehirli havayı uzak tutma gücü anlatıcının doğruladığı bir gerçek olarak değil, tarihî bir inanç olarak sunulur. Yapı subject + was/were thought to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Tarihî ve açıklayıcı metinlerde bir inancı, doğruluğunu onaylamadan aktarmayı sağlar.

Alıştırma

Hangi cümle geçmişteki bir inancı gerçek olarak doğrulamadan aktarır?

  1. The herb was thought to reduce pain.
  2. The herb was proven to reduce pain.
  3. The herb definitely reduces pain.
Cevabı göster

The herb was thought to reduce pain.

Öbek fiiller

ward off: bir tehdidin zarar vermesini önlemek

Ward off, bir tehlikenin, hastalığın veya başka bir zararlı etkinin yaklaşmasını ya da zarar vermesini önlemek anlamına gelen ayrılabilir bir deyimsel fiildir. Burada zehirli havaya karşı sağladığı düşünülen korumayı anlatır. Nesne genellikle hastalık, tehlike, saldırı veya kötü şans gibi olumsuz bir şeydir. Odak noktası önlemedir: tehdit etkisini göstermeden önce onu durdurmak.

Alıştırma

Cümleyi, derste geçen ve "bir tehdidin zarar vermesini önlemek" anlamına gelen iki sözcüklü deyimsel fiille tamamlayın: Regular handwashing can help ____ infection.

Cevabı göster

ward off

Kültür

poisoned air known as miasma: miasma denen zararlı hava

Bu tarihsel bağlamda miasma, hastalığa yol açtığı sanılan kötü ve kirli hava demektir. poisoned air bu düşünceyi sade bir dille anlatır; known as miasma ise bu havanın tarihsel adını verir. Geçmişte insanlar veba gibi hastalıkları çürüyen maddelerden gelen havaya bağlıyordu. Bu, neden böyle bir havayı uzak tutmaya çalıştıklarını açıklar; ancak miasma kuramı, hastalıkların mikroplara dayanan modern açıklaması değildir.

Alıştırma

Bu tarihsel bağlamda miasma neyi ifade eder?

  1. Hastalığa yol açtığı sanılan kötü ve kirli hava
  2. Koruyucu giysi yapımında kullanılan bir malzeme
  3. Veba bakterisinin modern bilimsel adı
Cevabı göster

Hastalığa yol açtığı sanılan kötü ve kirli hava

People believed this bad air spread plague

2:14

İnsanlar bu kötü havanın vebayı yaydığına inanıyordu,

after emanating from swamps and sources of decay, Kelime

2:16

bataklıklardan ve çürüme kaynaklarından yayıldıktan sonra,

Kelime

after emanating from ...: ... kaynağından yayıldıktan sonra

Emanate from, bir kaynaktan dışarı çıkmak veya o kaynaktan doğmak anlamına gelir ve çoğunlukla bir şeyin dışarı doğru yayılması düşüncesini taşır. Burada emanating from, söz konusu kötü havanın bataklıklardan ve çürüyen maddelerden çıktığını anlatır. After emanating from ... ifadesi, örtük öznesi this bad air olan kısaltılmış bir zaman yan cümlesidir. Sıralamayı gösterir: Hava önce bu kaynaklardan çıkmış, ardından insanların inancına göre vebayı yaymıştır.

Alıştırma

Emanate fiilinin doğru biçimini ve edatını kullanın: A strange odor was ____ the locked room.

Cevabı göster

emanating from

such as dead plants or animal carcasses.

2:20

ölü bitkiler veya hayvan leşleri gibi.

In earlier centuries,

2:24

Önceki yüzyıllarda,

doctors across Europe carried metal pomanders Kültür

2:25

Avrupa'daki doktorlar benzer karışımlarla dolu

filled with similar mixtures,

2:28

metal koku topları taşıyorlardı

Kültür

metal pomanders: hoş kokulu karışımlar için tarihî metal kaplar

Buradaki metal pomanders, baharat veya ot gibi hoş kokulu maddeleri koymak için yapılmış küçük metal kaplardır. İnsanlar içindekileri koklayabilmek için bunları yanlarında taşırlardı. Mikrop kuramından önce bazı Avrupalılar, kötü kokulu havanın hastalığa yol açabileceğine ve hoş kokulu maddelerin koruma sağlayabileceğine inanıyordu. Pomanderlardan söz edilmesi, bu tür karışımları taşımanın daha eski bir uygulama olduğunu gösterir ve gaganın elleri serbest bırakan bir alternatif olduğu düşüncesine zemin hazırlar.

Alıştırma

Bu cümlede metal pomanders nedir?

  1. Havayı test etmek için kullanılan metal aletler
  2. Hoş kokulu maddeleri koymak için kullanılan küçük metal kaplar
  3. Doktorların taktığı koruyucu metal eldivenler
Cevabı göster

Hoş kokulu maddeleri koymak için kullanılan küçük metal kaplar

and it's possible that the beak evolved as a hands-free alternative. Notlar

2:30

ve gaganın eller serbest bir alternatif olarak gelişmiş olması muhtemeldir.

Dilbilgisi

and it's possible that: temkinli bir olasılık eklemek

and bağlacı bu iddiayı önceki bilgilere bağlar. It's possible that + yan cümle yapısı, bir açıklamayı kanıtlanmış bir sonuç olarak değil, makul olasılıklardan biri olarak sunar. Bu kalıp, özellikle tarihî veya bilimsel açıklamalarda kanıtlar sınırlı olduğunda kullanışlıdır. that sonrasındaki yan cümle belirli olasılığı ifade ederken kalıbın tamamı, okuyucuya bunu gerçek değil hipotez olarak değerlendirmesini söyler.

Alıştırma

Bir gecikmenin nedeni hakkında sınırlı kanıtınız var. Hangi cümle kötü havayı bir gerçek yerine olasılık olarak sunar?

  1. The delay was definitely caused by bad weather.
  2. It's possible that the delay was caused by bad weather.
  3. Bad weather could not have caused the delay.
Cevabı göster

It's possible that the delay was caused by bad weather.

Kalıp ifadeler

a hands-free alternative: elleri kullanmayı gerektirmeyen bir alternatif

Hands-free, bir şeyin elde tutulmadan veya ellerle çalıştırılmadan kullanılabildiğini belirtir. Burada alternative sözcüğünü niteler; dolayısıyla a hands-free alternative, elleri serbest bırakan bir ikame seçeneğidir. Neyin yerine geçtiğini belirtmek için an alternative to + isim veya -ing biçimi kullanılır: an alternative to typing. Cümlede yerine geçilen şey açıkça söylenmez, ancak önemli olduğunda aynı kalıpla belirtilebilir.

Alıştırma

'Elde tutmadan veya ellerle çalıştırmadan kullanılabilen' anlamındaki birleşik sıfatı yazın: The headset offers a ____ alternative to holding the phone.

Cevabı göster

hands-free

The rest of the costume,

2:35

Kostümün geri kalanı,

which included an oiled leather robe, boots, and gloves,

2:36

yağlanmış deri bir cübbe, çizmeler ve eldivenleri içeren,

acted as kind of an early hazmat suit, Deyimler

2:40

bir tür erken tehlikeli madde giysisi işlevi gördü,

Deyimler

acted as kind of an early hazmat suit: erken dönem koruyucu giysiye benzer bir işlev gördü

Acted as, '... işlevini gördü' anlamına gelir. Kind of karşılaştırmayı yumuşatır: Giysi, erken dönem bir tehlikeli madde koruyucu giysisine bir ölçüde benzer şekilde çalışmıştır; onunla kelimenin tam anlamıyla aynı değildir. Yazar, yabancı gelebilecek tarihî giysinin koruyucu rolünü açıklamak için modern ve tanıdık bir nesne olan hazmat suit kavramını kullanır. Early ayrıca bunun daha eski ve daha az gelişmiş bir biçim olduğunu gösterir; modern malzeme, standart veya etkililik iddiasında bulunmaz.

Alıştırma

Vurgulanan karşılaştırmanın en doğru anlamı hangisidir?

  1. Resmî olarak modern bir tehlikeli madde koruyucu giysisi şeklinde sınıflandırılmıştı.
  2. Modern bir tehlikeli madde koruyucu giysisiyle aynı güvenlik standartlarını karşılıyordu.
  3. Kabaca benzer bir koruyucu işlevi vardı.
Cevabı göster

Kabaca benzer bir koruyucu işlevi vardı.

likely designed to block miasma from entering through the skin's pores. Dilbilgisi

2:43

muhtemelen miyazmanın cilt gözeneklerinden girmesini engellemek için tasarlandı.

Dilbilgisi

be designed to ... block ... from -ing: amaç ve engellemeyi belirtme

Be designed to + fiilin yalın hâli, bir nesnenin amaçlanan işlevini belirtir. Burada designed to block, tasarımın amacının miyazmayı engellemek olduğunu anlatır. Block + nesne + from + V-ing, hangi eylemin önlendiğini gösterir: miasma nesnedir, entering ise engellenen eylemdir. Bu iki yapı birlikte, hem amaçlanan işlevi hem de durdurulmak istenen eylemi açıklar.

Alıştırma

Cümleyi be designed to ve block ... from -ing yapılarını kullanarak tamamlayın: The vent screen is ____ insects ____ through the opening.

Cevabı göster

designed to block · from entering

While this shows some basic understanding Anlatım akışı

2:47

Bu, vebanın bir yerden başka bir yere yayıldığına dair

that plague spread from one place to another,

2:50

bazı temel anlayışları gösterse de,

Anlatım akışı

While this shows some basic understanding: bir noktayı kabul edip ardından sınırlama getirme

Burada while, “... sırasında” değil, “-se de” veya “her ne kadar” anlamındadır. while yan cümlesi sınırlı bir kabul sunar: kanıtların temel düzeyde bir anlayış gösterdiği kabul edilir. Bu başlangıçtaki kabul, daha önemli bir sınırlamayı verecek ana cümleye zemin hazırlar. “Önce kabul et, sonra sınırlandır” düzeni, önceki anlayışı tamamen reddetmek yerine dengeli bir değerlendirme oluşturur.

Alıştırma

while bu cümlede bilgiyi nasıl düzenliyor: While the plan has some benefits, it is too expensive?

  1. Fayda ve maliyetin aynı anda ortaya çıktığını söyler.
  2. Planın hiçbir faydası olmadığı görüşünü savunur.
  3. Sınırlı bir faydayı kabul ettikten sonra bir dezavantajı vurgular.
Cevabı göster

Sınırlı bir faydayı kabul ettikten sonra bir dezavantajı vurgular.

these doctors couldn't know that in most cases, Dilbilgisi

2:53

bu doktorlar çoğu durumda

Dilbilgisi

couldn't know that: geçmişteki bilginin sınırı

Bu cümlede couldn't know that, doktorların o anda devamında belirtilen gerçeği bilmelerinin gerçekçi bir yolu olmadığı anlamına gelir. Could not, düşünme yetersizliğini değil, ellerindeki bilgi ve kanıtların yarattığı bir olanaksızlığı ifade eder. Bu anlatım, ilgili kişileri yalnızca suçlamak yerine geçmişteki bir yargıyı dönemin koşullarıyla açıklar. Koşullar bir gerçeği birinin erişemeyeceği hâle getirdiğinde couldn't know that kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümle, mevcut koşulların gerçeği bilmeyi imkânsız kıldığını anlatır?

  1. The researchers didn't mention that the sample had been contaminated.
  2. The researchers refused to discuss whether the sample had been contaminated.
  3. The researchers couldn't know that the sample had been contaminated.
Cevabı göster

The researchers couldn't know that the sample had been contaminated.

the true culprit was a tiny flea transmitting the bacteria Yersinia pestis Notlar

2:56

asıl suçlunun Yersinia pestis bakterisini bulaştıran minik bir pire olduğunu

Kelime

the true culprit was a tiny flea: neden anlamında culprit

Burada culprit mecaz anlamdadır: mutlaka bir suçluyu değil, zararlı bir sonuçtan gerçekten sorumlu olan kişiyi veya şeyi ifade eder. the true culprit was a tiny flea ifadesi, bulaşma zincirindeki asıl sorumlunun pire olduğunu belirtir. Bu kullanım, bir araştırma sonucunda önceki şüphenin yerini gerçek neden aldığında sık görülür. True, gerçek nedenin insanların daha önce düşündüğünden farklı olduğunu vurgular.

Alıştırma

Cümleyi culprit sözcüğünü mecaz anlamda kullanarak tamamlayın: After several tests, the engineers found that dust was the real ____.

Cevabı göster

culprit

from one person or animal to another.

3:01

bir kişiden veya hayvandan diğerine aktardığını bilemezlerdi.

Kültür

Yersinia pestis: vebaya neden olan bakteri

Yersinia pestis, vebaya neden olan bakterinin bilimsel adıdır. Bu cümlede bu ad, pirenin bir konaktan diğerine hangi bakteriyi taşıdığını açıkça belirtir. Hastalığa neden olan patojen bakteridir; pire ise onu insanlar veya hayvanlar arasında taşıyabilen bir vektördür. Bu, vebayı “kötü hava” ile değil mikroplarla açıklayan bir yaklaşımdır.

Alıştırma

Cümlede Yersinia pestis neyi adlandırıyor?

  1. Bakteriyi taşıyabilen pire
  2. Vebaya neden olan bakteri
  3. Bir tür koruyucu giysi
Cevabı göster

Vebaya neden olan bakteri

It's possible that the plague doctor's outfit Dilbilgisi

3:04

Veba doktorunun kıyafetinin

may have provided some unintentional protection from flea bites.

3:06

pire ısırıklarından kasıtsız da olsa bir miktar koruma sağlamış olması mümkündür.

Dilbilgisi

It's possible that ... may have provided: geçmişe ilişkin temkinli tahmin

It's possible that, tüm iddiayı yalnızca bir olasılık olarak çerçeveler. May have provided bir belirsizlik işareti daha ekler; dolayısıyla konuşan kişi kıyafetin birini kesinlikle koruduğunu iddia etmez. may have + past participle yapısı, geçmişteki bir olay veya sonuç hakkında belirsiz bir çıkarım yapar. Burada provided past participle biçimindedir: olası koruma geçmişe aittir ve kanıtlar kesin sonuç veriyormuş gibi sunulmaz.

Alıştırma

Geçmişteki bir sonuç hakkında yalnızca zayıf kanıtlarınız var. Hangi cümle en belirgin temkinliliği ifade eder?

  1. The cover may have prevented some damage.
  2. The cover prevented some damage.
  3. It's possible that the cover may have prevented some damage.
Cevabı göster

It's possible that the cover may have prevented some damage.

However,

3:10

Ancak,

not enough information survives to know Anlatım akışı

3:10

kostümlü doktorların sıradan cübbeli meslektaşlarından daha iyi durumda olup olmadıklarını

whether the costumed doctors fared any better than their ordinarily robed counterparts. Kelime

3:12

bilmek için günümüze yeterli bilgi ulaşmamıştır.

Anlatım akışı

not enough information survives to know whether: kanıt sınırını belirtmek

Bu cümlede survives, “zaman geçmesine rağmen erişilebilir durumda kalır” anlamındadır. Yaşayan bir canlının hayatta kalmasını değil, tarihî bilgi veya kayıtların korunmasını anlatır. not enough ... survives to know whether ... yapısı, araştırmacıların whether yan cümlesindeki soruyu belirlemesine yetecek kadar kanıt kalmadığını gösterir. Sonucun sınırını belirtir; yazar iki olasılıktan birini seçmez.

Alıştırma

Kanıt sınırını belirtmek için survive ve whether kullanan dört kelimelik ifadeyle İngilizce cümleyi tamamlayın: Not enough records ____ the settlement was occupied year-round.

Cevabı göster

survive to know whether

Kelime

fared any better than: sonuçları karşılaştırmak

Burada fare, bir durumda belirli bir sonuç elde etmek veya durumla nasıl başa çıkıldığını anlatan bir fiildir. Fared bu fiilin geçmiş zaman biçimidir; bu nedenle fared better than iki kişi veya grubun sonuçlarını karşılaştırır. whether yan cümlesindeki any, küçük de olsa bir iyileşme bulunup bulunmadığını sorar. Soru, özel kıyafetli doktorların meslektaşlarından herhangi bir ölçüde daha iyi sonuç alıp almadığıdır. Buradaki fare, yolculuk ücretiyle ilgili değildir.

Alıştırma

“Az da olsa daha iyi sonuç aldı” anlamını vermek için fare fiilinin geçmiş zamanını ve any sözcüğünü kullanan dört kelimelik ifadeyle İngilizce cümleyi tamamlayın: After the heat wave, researchers checked whether the native plants ____ the imported ones.

Cevabı göster

fared any better than

It's no surprise that this bizarre getup has captured popular imagination, Notlar

3:19

Bu tuhaf kıyafetin popüler hayal gücünü esir almış olması şaşırtıcı değildir,

Kelime

bizarre getup: tuhaf ve dikkat çekici bir kıyafet

Bu cümlede getup, birinin giydiği tüm giysi ve aksesuarları ifade eden gündelik bir isimdir. Bizarre, bunların çok tuhaf veya beklenmedik olduğunu anlatır; dolayısıyla bizarre getup tek bir giysi değil, tuhaf ve dikkat çekici bir bütün kıyafet demektir. Bu ifade hafif bir değerlendirme tonu taşır: konuşan kişi kıyafeti yalnızca tarafsız biçimde adlandırmaz, görünüşün ne kadar sıra dışı olduğuna dikkat çeker.

Alıştırma

“Everyone stared at Maya's bizarre getup,” cümlesinde bizarre getup ne anlama gelir?

  1. elinde tuttuğu tuhaf bir nesne
  2. onun çok sıra dışı bütün kıyafeti
  3. onun sıra dışı biçimde ayağa kalkması
Cevabı göster

onun çok sıra dışı bütün kıyafeti

Deyimler

has captured popular imagination: geniş çaplı ve kalıcı toplumsal ilgi

Has captured popular imagination, kıyafetin toplumu güçlü biçimde etkilediğini ve insanların hatırladığı, gözünde canlandırdığı, tartıştığı ya da kültürel hikâye ve görsellerde yeniden kullandığı bir şeye dönüştüğünü anlatır. Burada capture mecazidir; popular imagination yalnızca moda olanı değil, toplumun paylaştığı hayal gücüne dayalı ilgiyi ifade eder. Present perfect biçimindeki has captured, bu kültürel etkinin daha önce geliştiğini ve günümüzde hâlâ önem taşıdığını gösterir. İfade capture the popular imagination şeklinde de yaygın olarak kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümlede capture the popular imagination geniş çaplı ve kalıcı toplumsal ilgiyi anlatmak için kullanılmıştır?

  1. The cashier captured the customer's attention for a moment.
  2. The survey captured the names of ten participants.
  3. The mysterious signal captured the popular imagination and inspired books and films.
Cevabı göster

The mysterious signal captured the popular imagination and inspired books and films.

despite the fact that its use was limited to a few places in Italy and France Dilbilgisi

3:23

kullanımı 17. yüzyılda ve 18. yüzyılın başlarında

Dilbilgisi

despite the fact that + tam bir yan cümle

Despite the fact that, ana cümledeki ifadeyle karşıtlık oluşturan gerçek bir durumu aktarır. Buradaki gerçek, kullanımın yalnızca birkaç yerle sınırlı olmasıdır; despite, buna rağmen bağlamdaki ana iddianın geçerliliğini koruduğunu gösterir. Yapı despite the fact that + özne + fiil şeklindedir. its use was limited örneğinde olduğu gibi, karşıtlık oluşturan bilginin tam bir yan cümle olarak kalması gerektiğinde kullanışlıdır.

Alıştırma

Hangi cümlede despite, tam yan cümle the roads were icy ile doğru kullanılmıştır?

  1. We arrived on time despite the roads were icy.
  2. We arrived on time despite the fact that the roads were icy.
  3. We arrived on time despite of the fact that the roads were icy.
Cevabı göster

We arrived on time despite the fact that the roads were icy.

during the 17th and early 18th centuries.

3:28

İtalya ve Fransa'daki birkaç yerle sınırlı kalmış olsa da.

Even at the time, Anlatım akışı

3:32

O dönemde bile,

Anlatım akışı

Even at the time ile tarihsel bir zaman çerçevesi kurmak

At the time, daha önce konuşulmakta olan döneme gönderme yapar. Even at the time ifadesini cümlenin başına koymak, konuşmacı değerlendirmesini sunmadan önce cümlenin geri kalanını tarihsel bir zaman çerçevesine yerleştirir. Even, “şaşırtıcı biçimde, bu durum o zaman bile zaten geçerliydi” anlamını ekler. Bu ifade, bir tepkinin veya değerlendirmenin ancak daha sonra ortaya çıktığı varsayımını düzeltmek için sık kullanılır.

Alıştırma

Even at the time, people found the design strange? cümlesinde Even at the time esas olarak neyi vurgular?

  1. İnsanlar konuşulan dönemde bu görüşe zaten sahipti.
  2. İnsanların o dönemde bu konuda hiçbir görüşü yoktu.
  3. İnsanlar bu görüşü ancak çok daha sonra oluşturdu.
Cevabı göster

İnsanlar konuşulan dönemde bu görüşe zaten sahipti.

it was viewed with macabre fascination Kelime

3:33

korkunç bir hayranlıkla izleniyordu

Kelime

viewed with macabre fascination: ürkütücü bir hayranlıkla bakılmak

İngilizcedeki be viewed with + duygu veya tutum yapısında with, insanların bir şeye bakarken taşıdığı yaklaşımı gösterir. Burada bir şeyin yalnızca fark edilmesi değil, güçlü ve huzursuz edici bir ilgiyle izlenmesi ya da düşünülmesi anlatılır. Macabre bu ilgiyi ölüm, cesetler, şiddet veya başka kasvetli ve rahatsız edici konularla ilişkilendirir. Bu yüzden macabre fascination, rahatsızlık veya itici bulma hissine rağmen bakmaya çekilmeyi ifade eder; sıradan bir keyif ya da merak değildir.

Alıştırma

Hangi durum en iyi macabre fascination olarak tanımlanır?

  1. Arkadaşlar neşeli bir bahçedeki parlak renkleri hayranlıkla seyreder.
  2. Yolcular bir sonraki trenin kalkışını bulmak için tarifeye bakar.
  3. Ziyaretçiler defin törenleriyle ilgili bir sergiden rahatsız olur, ancak onu incelemeyi bırakamaz.
Cevabı göster

Ziyaretçiler defin törenleriyle ilgili bir sergiden rahatsız olur, ancak onu incelemeyi bırakamaz.

and occasionally used to mock Kalıp ifadeler

3:35

ve zaman zaman bazı hekimlerin

the ineffective and corrupt practices of some physicians.

3:37

etkisiz ve yozlaşmış uygulamalarıyla alay etmek için kullanılıyordu.

Kalıp ifadeler

was ... used to mock: geçmiş alışkanlık değil, alay etmek için kullanılmış

Tam sıralı yapıda was hem viewed hem de used için geçerlidir: it was viewed ... and [was] occasionally used to mock .... İkinci was, ilk bölümle ortak olduğu için atılır. Bu nedenle used to mock geçmişteki bir alışkanlığı değil, “alay etme amacıyla kullanılmış” olmayı ifade eder. Mock; taklit, hiciv, görseller veya sivri bir dil yoluyla birini ya da bir şeyi gülünç, etkisiz veya yozlaşmış göstermek ve onunla alay etmek demektir. İfade, özneyi eleştiri aracı olarak sunar.

Alıştırma

Hangi cümle bir afişin bir kuralla alay etmek için araç olarak kullanıldığını belirtir?

  1. The artist was used to mocking the rule.
  2. The artist used to mock the rule.
  3. The poster was used to mock the rule.
Cevabı göster

The poster was used to mock the rule.

Until the 20th century, Anlatım akışı

3:42

20. yüzyıla kadar,

there was no effective treatment for the plague, Dilbilgisi

3:44

vebanın etkili bir tedavisi yoktu,

Anlatım akışı

Until the 20th century: süren bir durumun zaman sınırı

Until the 20th century, ana cümleden önce bir zaman sınırı koyar. Ardından gelen durumun, yani etkili bir tedavinin bulunmamasının ne kadar sürdüğünü okuyucuya bildirir. Until, devam eden bir durumla kullanıldığında o durumun belirtilen döneme kadar sürdüğünü anlatır ve genellikle sınırın civarında ya da sonrasında bir değişiklik olduğunu düşündürür. Değişikliğin tam olarak hangi yılda olduğunu tek başına belirtmez.

Alıştırma

“Until 2010, the town had no hospital” ne anlama gelir?

  1. Kasabanın hastanesi 2010'da kapandı.
  2. 2010'dan önceki yılların tamamında kasabada bir hastane vardı.
  3. Hastanenin bulunmaması durumu 2010'a kadar devam etti.
Cevabı göster

Hastanenin bulunmaması durumu 2010'a kadar devam etti.

Dilbilgisi

there was no effective treatment for the plague: geçmişte bir tedavinin bulunmadığını belirtmek

There was no + tekil isim grubu, bir şeyin geçmişte var olmadığını veya kullanılamadığını belirtir. Burada yeni bilgi no effective treatment ifadesidir; there bir yeri göstermez. Treatment for + hastalık adı, tedavinin hangi hastalığa yönelik olduğunu belirtir. Cümlenin tamamı, vebayı etkili biçimde tedavi edecek bir yöntemin bulunmadığını nesnel olarak aktarır.

Alıştırma

Cümleyi there was no + noun yapısıyla tamamlayın: At that time, ____ reliable test for the infection.

Cevabı göster

there was no

but that didn't stop doctors, Dilbilgisi

3:47

ancak bu doktorların,

costumed or not, from trying.

3:49

kostümlü olsun ya da olmasın, denemesini engellemedi.

Dilbilgisi

didn't stop doctors ... from trying: doktorların denemesini engellemedi

stop + someone + from + fiil-ing yapısı, birinin bir şey yapmasını engellemek anlamına gelir. Olumsuz biçimdeki didn't stop doctors from trying, daha önce sözü edilen zorluğun doktorların çabasını engellemediğini anlatır: doktorlar yine de denedi. costumed or not, kostüm giyip giymediklerini belirten bir ara ifadedir. Bu ifade çıkarıldığında ana yapı yine that didn't stop doctors from trying olur. Bu yapı önce bir engeli sunup ardından eylemin devam ettiğini kısa ve güçlü biçimde gösterir.

Alıştırma

stop someone from -ing yapısındaki eksik edatı tamamlayın: The injury didn't stop Leo ____ joining the final rehearsal.

Cevabı göster

from

They consulted the works of earlier physicians for guidance, Kalıp ifadeler

3:51

Rehberlik için daha önceki hekimlerin eserlerine başvurdular,

Kalıp ifadeler

consulted the works ... for guidance: yol gösterici bilgi için eserlere başvurdular

Burada consult, bilgi veya tavsiye için güvenilir bir kaynağa bakmak anlamına gelen geçişli bir fiildir. Doğrudan nesnesi the works of earlier physicians ifadesidir; buradaki works, o hekimlerin yazılı yayınlarını anlatır. For guidance, başvurunun amacını belirtir. consult + kaynak + for guidance yapısı, birinin ne yapacağına karar vermesine yardımcı olması için bir kaynaktan yararlandığını resmî ve kısa biçimde anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle ekibin yol gösterici bilgi için yazılı bir kaynağa baktığını doğal biçimde anlatır?

  1. The team consulted with the handbook for guidance.
  2. The team consulted the handbook for guidance.
  3. The team asked the handbook for guidance.
Cevabı göster

The team consulted the handbook for guidance.

did what they could to fend off miasma, Notlar

3:55

miyazmayı savuşturmak için ellerinden geleni yaptılar

Kalıp ifadeler

did what they could to: mümkün olan her çabayı göstermek

Did what they could to + fiilin yalın hâli, do what one can to + fiilin yalın hâli yapısının geçmiş zaman biçimidir. Sonrasında belirtilen amaca ulaşmak için ellerindeki eylem ve kaynakları kullandıklarını anlatır. What they could, o durumda “yapabildikleri her şey” demektir. İfade, çabalarını kabul ederken seçeneklerinin sınırlı olduğunu da sezdirir; tek başına başarılı olup olmadıklarını söylemez.

Alıştırma

Mümkün olan her çabanın gösterildiğini anlatan ifadeyi tamamlayın: During the storm, we did what we ____ to keep everyone safe.

Cevabı göster

could

Öbek fiiller

fend off: bir tehdidi etkin biçimde püskürtmek

Fend off, tehdit edici veya sorun çıkaran bir şeyi püskürtmek, uzak tutmak ya da ona direnmek anlamına gelen geçişli bir öbek fiildir. Genellikle yaklaşan veya baskı uygulayan bir şeye karşı etkin çabayı anlatır. Bu cümlede miasma zararlı bir tehdit olarak görülür; bu nedenle fend off, onu uzakta tutmak veya zarar vermesini önlemek anlamındadır. Nesne, fend off criticism ya da fend off a challenge örneklerindeki gibi fiziksel olmayan bir şey de olabilir.

Alıştırma

“Püskürtmek” anlamındaki öbek fiili tamamlayın: The defender raised his shield to fend ____ the attack.

Cevabı göster

off

and prescribed a variety of concoctions and antidotes. Kelime

3:57

ve çeşitli karışımlar ve panzehirler yazdılar.

Kelime

concoctions and antidotes: karıştırılarak hazırlanan maddeler ve panzehirler

Bu cümlede concoctions, malzemelerin karıştırılmasıyla hazırlanan maddeleri, özellikle de tıbbi karışımları ifade eder. Modern öncesi tedavileri anlatan tarihsel bir bağlamda bu sözcük, ilaçların doğaçlama hazırlanmış, alışılmadık veya bilimsel açıdan kuşkulu olduğu izlenimini verebilir; ancak tek başına etkisiz olduklarını kanıtlamaz. Antidotes, bir zehri veya başka bir zararlı etkiyi etkisizleştirmek için kullanılan maddelerdir. Bu ifade, genel bir karışım kategorisini amacı daha belirgin olan ilaçlarla bir araya getirir.

Alıştırma

Concoction ile antidote arasındaki farkı en iyi hangi ifade açıklar?

  1. Concoction zehirlenmeyi her zaman iyileştirir; antidote ise alışılmadık herhangi bir karışımdır.
  2. Concoction, malzemelerin karıştırılmasıyla yapılan bir şeydir; antidote bir zehri veya zararlı etkiyi etkisizleştirir.
  3. Her iki sözcük de bilimsel olarak test edilmiş herhangi bir ilaç anlamına gelir.
Cevabı göster

Concoction, malzemelerin karıştırılmasıyla yapılan bir şeydir; antidote bir zehri veya zararlı etkiyi etkisizleştirir.

They also relied on pre-modern medical mainstays. Kelime

4:01

Ayrıca modern öncesi tıbbi dayanak noktalarına da güvendiler.

Kelime

rely on pre-modern medical mainstays: modern öncesi tıbbın temel uygulamalarına dayanmak

On, rely on kalıbını tamamlar; dolayısıyla cümle onların bu şeylere dayandığını anlatır. Pre-modern medical, mainstays sözcüğünü niteler; mainstays burada tıpta uzun süredir merkezî ve yerleşik bir konuma sahip olan tedavi veya uygulamalar anlamına gelir. Daha genel olarak mainstay, uzun süre boyunca önemli destek sağlayan kişi, faaliyet, kaynak veya yöntemdir.

Alıştırma

Cümleyi “uzun süreli merkezî destek” anlamındaki vurgulanan isimle tamamlayın: Tourism remains a ____ of the island's economy.

Cevabı göster

mainstay

These could include bloodletting, Kültür

4:05

Bunlar, bazen endişe verici derecede büyük miktarlarda kanın boşaltılmasını içeren,

Kültür

bloodletting: tarihsel bir kan alma tedavisi

Bloodletting, tedavi amacıyla bir hastadan kasıtlı olarak kan alınması anlamına gelen eski bir uygulamadır. Eski hümoral tıp anlayışında bazı uygulayıcılar hastalığın zararlı maddelerden veya vücuttaki dengesizlikten kaynaklandığına inanıyor, bu nedenle kan almanın sağlığı geri getirebileceğini düşünüyordu. Burada sözcük, listelenen tarihsel bir tedaviyi adlandırır. İnsanların geçmişte denediği bir yöntemi anlatır; hastalık için etkili ve modern bir tedavi olduğunu göstermez.

Alıştırma

Bu tıp tarihi bağlamında bloodletting ne anlama gelir?

  1. Hastanın kan grubunu belirlemek için kullanılan bir test
  2. Tedavi amacıyla bir hastadan kasıtlı olarak kan alınması
  3. Bağışlanan kanın hastaya aktarılması
Cevabı göster

Tedavi amacıyla bir hastadan kasıtlı olarak kan alınması

which involved draining sometimes concerningly large amounts of blood

4:07

zehiri uzaklaştırmak veya vücudun doğal dengesini yeniden sağlamak amacıyla

in an attempt to remove poison or restore the body's natural balance, Notlar

4:11

kan almayı içerebilir

Kalıp ifadeler

in an attempt to remove: başarıyı garanti etmeyen amaç

In an attempt to + fiilin yalın hâli, bir eylemin amacını bu amacı bir çaba olarak sunarak açıklar. “Bir şeyi yapmaya çalışmanın bir yolu olarak” anlamına gelir ve çabanın başarılı olduğunu söylemez. Burada remove, to sonrasında kullanılan fiilin yalın hâlidir ve ulaşılması umulan sonucu belirtir. İfade, herhangi bir zehrin gerçekten çıkarıldığını iddia etmeden tedavinin neden kullanıldığını açıklar.

Alıştırma

Cümleyi “bir hedefe ulaşmaya çalışmak” anlamındaki resmî ifadeyle tamamlayın: The city added more buses ____ reduce traffic.

Cevabı göster

in an attempt to

Kültür

Modern öncesi tıpta restore the body's natural balance

Bu cümlede restore the body's natural balance, vücudun iç sıvıları veya özellikleri dengesini kaybettiğinde hastalık oluşabileceğine dair modern öncesi bir tıp inancını ifade eder. Bu nedenle kan alma gibi tedavilerin vücudu yeniden sağlıklı bir duruma getirebileceği düşünülürdü. Bu ifade, tedavinin o dönemdeki insanlara neden mantıklı göründüğünü açıklar. Tarihî bir kuramı anlatır; modern tıbba göre kan almanın vebayı tedavi ettiğini iddia etmez.

Alıştırma

Bu tarihî bağlamda restore the body's natural balance ne anlama gelir?

  1. Hastanın fiziksel koordinasyonunu geliştirmek
  2. Hastalığa neden olduğuna inanılan sözde bir iç dengesizliği düzeltmek
  3. Veba bakterilerini yok etmek için modern antibiyotikler kullanmak
Cevabı göster

Hastalığa neden olduğuna inanılan sözde bir iç dengesizliği düzeltmek

or cupping, Kültür

4:16

veya ısıtılmış bir bardağın kenarının şişmiş lenf düğümlerinin üzerine yerleştirildiği

Kültür

Tıbbi bir tedavi olarak cupping

Cupping, emme etkisi oluşturmak için kupaların cilde yerleştirildiği bir tedavidir. Bu uygulamanın eski biçimlerinde cam bir kupa ısıtılabilir ve içindeki hava soğurken emme etkisi oluşması sağlanabilirdi. Burada cupping, veba sırasında şişmiş lenf düğümleri üzerinde kullanılan modern öncesi bir tedavi olarak sıralanır. Sözcük bir tıbbi işlemi adlandırır; sıradan bir içecek bardağının kullanılmasını anlatmaz.

Alıştırma

Tıbbi bir açıklamada cupping nedir?

  1. İlacı içecek bardağıyla ölçme yöntemi
  2. Hastanın bütün kanını alan bir işlem
  3. Ciltte emme etkisi oluşturmak için kupaların kullanıldığı bir tedavi
Cevabı göster

Ciltte emme etkisi oluşturmak için kupaların kullanıldığı bir tedavi

where the rim of a heated glass was placed over swollen lymph nodes

4:17

hacamatı içerebilirdi,

in hopes of making them burst sooner, Kalıp ifadeler

4:21

bunların daha çabuk patlamasını umarak,

Kalıp ifadeler

in hopes of making them burst sooner: umut edilen bir sonuç

In hopes of + isim veya -ing biçimi, birinin yaptığı eylemle elde etmeyi umduğu sonucu açıklar. Burada eylem, onların normalde olacağından daha erken patlamasını sağlama umuduyla yapılmıştır. Bu ifade bir niyet veya beklenti sunar; sonucun kesin olarak gerçekleştiğini göstermez. making them burst içinde make + nesne + fiilin yalın hâli ettirgen bir yapıdır: make them burst, “onların patlamasını sağlamak” demektir.

Alıştırma

Onun, çocuğu uyandırmamayı umduğu için sessizce konuştuğunu doğru biçimde anlatan cümle hangisidir?

  1. She spoke quietly in hopes of not waking the child.
  2. She spoke quietly in hopes of not wake the child.
  3. She spoke quietly in hopes to not wake the child.
Cevabı göster

She spoke quietly in hopes of not waking the child.

a sign, when it occurred naturally,

4:23

ki doğal olarak meydana geldiğinde,

that a plague patient was on the mend. Deyimler

4:25

bir veba hastasının iyileşmekte olduğuna dair bir işaretti.

Deyimler

on the mend: iyileşmekte ve daha iyi durumda olmak

On the mend, bir hastalık, yaralanma veya başka bir aksilikten sonra iyileşmekte ya da giderek daha iyi durumda olmak anlamına gelen bir deyimdir. Bu cümlede hastanın durumu iyileşmeye başlamıştı. Bu ifade tamamlanmış bir iyileşmeyi değil, devam eden iyileşme sürecini anlatır. Mend sözcüğü gerçek anlamıyla “onarmak” olabilir, ancak bütün ifade birini fiziksel olarak onarmakla ilgili değildir.

Alıştırma

“İyileşmekte” anlamına gelen deyimi tamamlayın: After a week of rest, she's finally on the ____.

Cevabı göster

mend

Or, perhaps most painfully, cautery, Kültür

4:28

Ya da belki de en acı vericisi, koterizasyon,

Kültür

cautery: dokuyu dağlayan tıbbi bir işlem

Cautery, genellikle kanamayı durdurmak veya istenmeyen dokuyu yok etmek için vücut dokusunun yakıldığı ya da dağlandığı tıbbi bir işlemdir. Burada cautery, sıralanan tarihî tedavilerden birinin adıdır. Ardından kor hâline getirilmiş metal bir aletten söz edilmesi, bunun sıradan bir ısıtma değil, son derece acı verici bir ısıyla dağlama işlemi olduğunu gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede cautery ne anlama geliyor?

  1. Dokuyu yakan veya dağlayan tıbbi bir işlem
  2. Şişmiş dokuyu soğutma yöntemi
  3. Hastayı bilinçsiz hâle getiren bir ilaç
Cevabı göster

Dokuyu yakan veya dağlayan tıbbi bir işlem

which involved lancing the lymph nodes with a red-hot poker Kelime

4:31

içindeki kararmış irini serbest bırakmak için lenf düğümlerinin

to release the blackened pus within.

4:34

kor halindeki bir demirle delinmesini içeriyordu.

Kelime

lancing the lymph nodes: lance fiilinin tıbbi anlamı

Lancing the lymph nodes ifadesinde lancing, lance fiilinin -ing biçimidir. Şişmiş dokunun keskin bir aletle kesilmesi veya delinmesi, böylece sıvının çıkabileceği bir açıklık oluşturulması anlamına gelir. Lenf düğümleri doğrudan nesnedir; yani açılan vücut bölümüdür. Buradaki lance, uzun bir silahı ifade eden a lance ismi değil, tıbbi bir fiildir.

Alıştırma

Lancing the lymph nodes ifadesindeki hedef tıbbi fiili kullanın: The clinician needed to ____ the abscess so it could drain.

Cevabı göster

lance

Kelime

a red-hot poker: kor hâline gelene kadar ısıtılmış ateş karıştırma çubuğu

Bu cümlede a red-hot poker, ateşi karıştırmak için kullanılan ve kırmızı renkte parlayana kadar ısıtılmış metal bir çubuktur. Poker burada iskambil oyununu değil, bu aracı adlandırır. İfade, eski tedavinin özellikle tehlikeli ve acı verici olduğunu gösterir. Red-hot, poker sözcüğünden önce gelen, kısa çizgili birleşik bir sıfattır. Burada aşırı ısıyı gerçek anlamıyla anlatır; başka bağlamlarda ise mecazen son derece yoğun, heyecan verici veya popüler anlamına gelebilir.

Alıştırma

"The mechanic used tongs to move the red-hot steel," İngilizce cümlesinde red-hot ne anlama gelir?

  1. Son derece popüler
  2. Kırmızı renkte parlayacak kadar sıcak
  3. Parlak kırmızıya boyanmış
Cevabı göster

Kırmızı renkte parlayacak kadar sıcak

A lot has changed since their times. Anlatım akışı

4:38

Onların zamanından beri çok şey değişti.

Anlatım akışı

A lot has changed since their times: geçmişten bugüne geçiş

Bu cümle eski uygulamalarla ilgili bölümü kapatıp modern tıp konusuna geçiş yapar. A lot, gelişmeleri henüz tek tek adlandırmadan topluca özetler; bu nedenle okur, sonraki cümlelerin günümüzde nelerin farklı olduğunu açıklamasını bekler. Since their times, başlangıç noktasını tarihsel geçmişe yerleştirir ve karşılaştırmayı bugüne kadar uzatır. Bu zaman aralığı has changed biçimindeki present perfect ile uyumludur ve cümlenin geçmişle bugün arasında köprü kurmasını sağlar.

Alıştırma

Bir paragraf önce eski tıbbi tedavileri anlatıyor. Ardından "A lot has changed since their times." diyor. Bu cümle esas olarak neyin sinyalini verir?

  1. Eski tedavilerden modern tıbba geçiş yapmak
  2. Tıbbın değişmediğini iddia etmek
  3. Eski bir tedaviye ilişkin ayrıntılı bir örnek daha eklemek
Cevabı göster

Eski tedavilerden modern tıbba geçiş yapmak

Modern medicine has given us the means to quickly identify bacterial, Kalıp ifadeler

4:40

Modern tıp bize, bakteriyel ve viral tehditleri

Kalıp ifadeler

has given us the means to: gerekli yöntemleri, kaynakları veya imkânı sağlamak

Give someone the means to do something, birine bir şeyi yapmak için gereken yöntemleri, kaynakları veya imkânı sağlamak demektir. Burada modern tıp hızlı tanımlamayı mümkün kılmıştır; anlam yalnızca izin vermek değildir. Yapı give + alıcı + the means + to-infinitive şeklindedir. has given us the means to quickly identify ifadesinde has given present perfect yapıdadır; bu nedenle sonuç şu anda kullanılabilir bir imkân olarak sunulur.

Alıştırma

Resmî yapıyı tamamlayın: Reliable data gave investigators the ____ to trace the outbreak.

Cevabı göster

means

as well as viral threats,

4:44

hızla tespit etmenin yollarını

and to effectively mobilize against them. Kalıp ifadeler

4:46

ve bunlara karşı etkili bir şekilde harekete geçme olanaklarını sağladı.

Kalıp ifadeler

bacterial, as well as viral threats: ikinci bir kategori eklemek

bacterial, as well as viral threats ifadesinde threats ismi iki sıfata da aittir: yapı, bacterial threats ifadesine as well as aracılığıyla viral threats eklenmiş gibi anlaşılmalıdır. Buradaki as well as, bir şeyi aynı derecede iyi yapmakla ilgili bir karşılaştırma değil, “buna ek olarak” anlamındadır. A, as well as B yapısı genellikle önce A'yı sunar, ardından B'yi tamamlayıcı bilgi olarak ekler. Bu cümledeki virgüller, eklenen bölümün ara bilgi niteliğini güçlendirir.

Alıştırma

Hangi cümle safety procedures ifadesini ana öğe yapıp emergency contacts ifadesini tamamlayıcı bilgi olarak ekler?

  1. The guide covers safety procedures instead of emergency contacts.
  2. The guide covers both safety procedures and emergency contacts.
  3. The guide covers safety procedures, as well as emergency contacts.
Cevabı göster

The guide covers safety procedures, as well as emergency contacts.

Kalıp ifadeler

effectively mobilize against them: onlara karşı etkili biçimde seferber olmak

Bu cümlede effectively mobilize against them, them ile belirtilen tehditlere karşılık vermek için insanları, kurumları ve kaynakları başarıyla örgütleyip yönlendirmek anlamına gelir. Mobilize daha geniş ölçekte eşgüdümlü bir eylemi düşündürür; against ise eylemin karşı koymayı amaçladığı tehdidi ya da rakibi gösterir. Aktarılabilir kalıp mobilize (people/resources) against + threat/opponent şeklindedir. Effectively, yalnızca seferberliğin gerçekleştiğini değil, eşgüdümlü karşılığın amaçlanan sonucu verdiğini de belirtir.

Alıştırma

Hangi cümlede mobilize against ciddi bir tehdide karşı eşgüdümlü bir tepkiyi anlatmak için doğal biçimde kullanılmıştır?

  1. The health agencies mobilized their teams against the outbreak.
  2. The health agencies mobilized their teams about the outbreak.
  3. The health agencies mobilized that the outbreak was serious.
Cevabı göster

The health agencies mobilized their teams against the outbreak.

We also have access to technologies like test kits, Kalıp ifadeler

4:49

Test kitleri,

Kalıp ifadeler

have access to technologies like ...: ... gibi teknolojilere erişebilmek

Have access to technologies, bu teknolojileri edinebilmek veya kullanabilmek ya da bunları kullanma iznine sahip olmak anlamına gelir. Sahip olmayı değil, erişilebilirliği anlatır. Kalıp have access to + noun şeklindedir. Burada to bir edattır ve like bir örnek sunar: test kits, kullanımımıza açık teknoloji türlerinden biridir.

Alıştırma

Kliniğin teknolojileri kullanabildiğini ve hızlı test makinelerinin buna örnek olduğunu belirten hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The clinic has ____ rapid-testing machines.

Cevabı göster

access to technologies like

masks to deter the spread of respiratory viruses, Kalıp ifadeler

4:52

solunum yolu virüslerinin yayılmasını engellemek için maskeler

Kalıp ifadeler

deter the spread of respiratory viruses: solunum yolu virüslerinin yayılmasını zorlaştırmak

Burada deter the spread of respiratory viruses, bulaşmayı daha az olası ya da daha zor hâle getirmek demektir. Deter, istenmeyen bir eylemin veya zararlı bir sürecin önüne engel koymayı vurgular; bu yüzden tüm bulaşmanın tamamen sona ereceğini vaat etmez. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp deter + isim öbeğidir: bir şey, istenmeyen bir eylem veya olayın önünde engel oluşturur.

Alıştırma

Bu cümlede deter the spread ne anlama gelir?

  1. Yayılmanın tamamen sona ereceğini garanti etmek
  2. Yayılmayı daha az olası veya daha zor hâle getirmek
  3. Daha önce gerçekleşen yayılmanın hızını ölçmek
Cevabı göster

Yayılmayı daha az olası veya daha zor hâle getirmek

and vaccines, and we conduct robust trials Kalıp ifadeler

4:55

ve aşılar gibi teknolojilere erişimimiz var ve bunların güvenli ve etkili olduğundan

to make sure they're safe and effective. Kalıp ifadeler

4:57

emin olmak için sağlam denemeler yürütüyoruz.

Kalıp ifadeler

we conduct robust trials: titiz ve güvenilir deneyler yürütürüz

Conduct robust trials, dikkatle tasarlanmış ve güvenilir deneyler yürütmek demektir. Conduct, planlı bir süreci düzenleyip uygulamayı anlatan resmî bir fiildir; robust ise deney yöntemlerinin dikkatli bir incelemeye dayanacak ve güvenilir kanıt üretecek kadar sağlam olduğunu belirtir. Bu cümlede ifade, güvenlik ve etkililiğin sistemli biçimde kontrol edildiği iddiasını destekler. Robust, deneylerin niteliğini anlatır; fiziksel güç ya da yalnızca büyük ölçek anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle araştırmacıların titiz ve güvenilir deneyler yürüttüğü anlamına gelir?

  1. Researchers performed a quick check before approving the treatment.
  2. Researchers conducted robust trials before approving the treatment.
  3. Researchers summarized the trial results before approving the treatment.
Cevabı göster

Researchers conducted robust trials before approving the treatment.

Kalıp ifadeler

to make sure they're safe and effective: güvenli ve etkili olduklarından emin olmak

to make sure + yan cümle, bir eylemin amacını belirtir. Bu cümlede testler, yan cümlede söylenenin doğru olduğunu doğrulamak için yapılır. they're, they are ifadesinin kısaltmasıdır; safe ve effective ise are fiilinden sonra gelen sıfat tümleçleridir. Tıbbi bir değerlendirmede safe and effective ikilisi iki ayrı soruyu kapsar: risklerin kabul edilebilir olup olmadığı ve ürünün amaçlanan sonucu sağlayıp sağlamadığı.

Alıştırma

Hangi cümle, testin amacının hem kabul edilebilir güvenliği hem de amaçlanan sonucu kontrol etmek olduğunu doğal biçimde ifade eder?

  1. We tested the treatment to make sure it was safe and effective.
  2. We tested the treatment to make sure it was safely and effectively.
  3. We tested the treatment to make sure it was safe and efficient.
Cevabı göster

We tested the treatment to make sure it was safe and effective.

But some things don't change. Anlatım akışı

5:00

Ancak bazı şeyler değişmiyor.

Anlatım akışı

But some things don't change: konu odağını değiştiren bir geçiş

But, bu cümleyi daha önce verilen değişim bilgileriyle karşıtlık içine sokar. some things ifadesi bilinçli olarak belirsiz bırakılır ve neyin değişmediği sorusunu oluşturur. Sonraki cümle bu soruyu yanıtlayabilir. Bu tür bir geçiş, odağı ilerlemeyle ilgili gerçeklerden devam eden bir değer veya ilkeye taşır. Önceki değişimleri inkâr etmez; her şeyin değişmediğini söyleyerek önceki iddianın kapsamını daraltır.

Alıştırma

Bu cümle metinde hangi görevi yerine getirir?

  1. Önceki konuyla hiçbir bağlantısı olmayan bir konu açar.
  2. Odağı tıptaki değişimlerden devam eden değerlere kaydırır.
  3. Tıbbın hiçbir şekilde değiştiğini kabul etmez.
Cevabı göster

Odağı tıptaki değişimlerden devam eden değerlere kaydırır.

We still depend on the courage and compassion of medical professionals Kalıp ifadeler

5:02

En çok ihtiyacı olanlara yardım etmek ve onları rahatlatmak için,

Kalıp ifadeler

still depend on the courage and compassion of medical professionals: sağlık çalışanlarının cesaretine ve şefkatine hâlâ bel bağlamak

Bu cümlede still, zaman içinde değişiklikler olsa da bu bağlılığın sürdüğünü gösterir. Depend on, bel bağlamak veya ihtiyaç duymak anlamına gelir; nesnesi doğrudan insanlar değil, onların nitelikleridir: the courage and compassion of medical professionals. depend on + soyut nitelik + of + kişi veya grup kalıbı, önemli bir işi mümkün kılan şeyi açıklamanın resmî bir yoludur. Courage tehlike karşısındaki cesareti, compassion ise başkalarının acısını önemseyip yardım etme isteğini anlatır.

Alıştırma

Derste geçen ve ‘bel bağlamak’ anlamına gelen iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: During emergencies, towns ____ the courage and judgment of local leaders.

Cevabı göster

depend on

who voluntarily risk their lives against an invisible attacker Notlar

5:06

görünmez bir saldırgana karşı kendi hayatlarını gönüllü olarak riske atan

Kalıp ifadeler

voluntarily risk their lives: kendi isteğiyle hayatını tehlikeye atmak

Voluntarily, biri onları zorladığı için değil, kendi seçimleriyle hareket ettikleri anlamına gelir. Risk their lives, ölümlerine yol açabilecek bir şey yapmak demektir; their çoğul medical professionals ile uyumludur ve lives, life kelimesinin çoğuludur. Voluntarily risk their lives bir bütün olarak eylemi özgürce seçilmiş, son derece ciddi bir fedakârlık şeklinde sunar. Bu ifade, ölüm tehlikesi olmadan sıradan bir belirsizliği de anlatabilen take risks ifadesinden çok daha güçlüdür.

Alıştırma

Derste geçen ifadeyi doğru zamanda kullanarak tamamlayın: Although no one forced them, the rescue workers ____ to save the trapped sailors.

Cevabı göster

voluntarily risked their lives

Deyimler

an invisible attacker: bir patojenin kişileştirilmesi

Burada an invisible attacker, insanların doğrudan göremediği ve hastalığa yol açan bir patojen için kullanılan mecazi bir tanımlamadır. Görünmeyen bir insan saldırganı anlamına gelmez. Patojene attacker denmesi, onu bir düşman gibi kişileştirir. against ve risk their lives ifadeleriyle birlikte bu çatışma çerçevesi, soyut bir sağlık tehdidini somut, tehlikeli ve acil gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede an invisible attacker neyi temsil ediyor?

  1. Çalışanların göremediği bir insan saldırgan
  2. Bir düşmanmış gibi betimlenen bir patojen
  3. Kimliği gizlenen bir sağlık çalışanı
Cevabı göster

Bir düşmanmış gibi betimlenen bir patojen

to help and comfort those who need it most.

5:10

sağlık çalışanlarının cesaretine ve şefkatine hala güveniyoruz.

While a massive plague outbreak is unlikely at this point, Dilbilgisi

5:15

Bu noktada büyük bir veba salgını pek olası olmasa da,

Dilbilgisi

While a massive plague outbreak is unlikely at this point: ödünleme bildiren yapı

Burada While, her ne kadar veya olsa da anlamındadır; zamansal olarak -iken anlamına gelmez. Ödünleme bildiren bir yan cümle başlatır: konuşan kişi önce şu anda büyük bir veba salgınının olası olmadığını kabul eder, ardından gelen ana cümlede bu gerçeği sınırlayan veya onunla karşıtlık kuran bir nokta belirtir. At this point, değerlendirmeyi mevcut aşamayla sınırlar. Böyle bir salgının sonsuza kadar imkânsız olduğu anlamına gelmez. Vurgulanan sözler virgülle biten bir yan cümle oluşturduğu için düşüncenin tamamlanması adına bir ana cümle gerekir.

Alıştırma

Hangi cümlede while, her ne kadar veya olsa da anlamında kullanılmıştır?

  1. While the doctor was speaking, I took notes.
  2. While the medicine is effective, it can cause side effects.
  3. While we waited outside, the rain stopped.
Cevabı göster

While the medicine is effective, it can cause side effects.

humanity will likely face more global pandemics. Dilbilgisi

5:18

insanlık muhtemelen daha fazla küresel pandemi ile yüzleşecek.

Dilbilgisi

will likely face: olası fakat kesin olmayan bir gelecek tahmini

will likely face ifadesinde will geleceğe yönelik bir tahmini, likely ise bu tahminin gerçekleşme olasılığının oldukça yüksek olduğunu gösterir. Konuşan kişi bu sonucu bekler, ancak kesin olduğunu iddia etmez. Kanıtların tahmini desteklediği fakat sonucu garanti edemediği durumlarda, kendinden emin ama temkinli bir tahmin yapmak için özne + will likely + fiilin yalın hâli yapısını kullanın.

Alıştırma

Hangi cümle kuraklığı olası, fakat kesin olmayan bir durum olarak sunar?

  1. The region might face drought next summer.
  2. The region will face drought next summer.
  3. The region will likely face drought next summer.
Cevabı göster

The region will likely face drought next summer.

Find out the statistical likelihood of another pandemic Kalıp ifadeler

5:21

Bu videoda, yaşamınız boyunca başka bir pandeminin

occurring in your lifetime,

5:24

meydana gelmesinin istatistiksel olasılığını,

Kalıp ifadeler

the statistical likelihood of another pandemic: başka bir salgının istatistiksel olasılığı

Bir olayın statistical likelihood değeri, o olayın gerçekleşme ihtimalinin verilere dayanılarak tahmin edilmesidir. Bu cümlede ifade, kişisel bir tahmin değil, sayısal ve kanıta dayalı bir risk değerlendirmesi ister. Yeniden kullanılabilir kalıp statistical likelihood of + olay veya sonuç şeklindedir; statistical likelihood of equipment failure buna bir örnektir. -ing biçimi olayı daha ayrıntılı anlatabilir: the likelihood of a storm occurring.

Alıştırma

Cümleyi hedeflenen üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: The report estimates the ____ a power outage during the storm.

Cevabı göster

statistical likelihood of

plus some ways we might prevent or minimize Kalıp ifadeler

5:25

ayrıca gelecekteki olası pandemileri önlemenin ya da etkilerini

any future pandemics with this video.

5:27

en aza indirmenin bazı yollarını öğrenin.

Kalıp ifadeler

prevent or minimize: bir riski önlemek veya etkisini azaltmak

Bu cümlede prevent, gelecekteki salgınların meydana gelmesini engellemek; minimize ise meydana gelenleri olabildiğince sınırlı ya da az zararlı hâle getirmek demektir. Bu ikili, tamamen önleme hedefi ile azaltma hedefini birbirinden ayırır. Prevent ve minimize, or ile bağlanır ve any future pandemics nesnesini paylaşır. Bu kısa yapı, bir planın riski tamamen ortadan kaldırabileceği ya da yalnızca boyutunu veya etkilerini azaltabileceği durumlarda kullanışlıdır.

Alıştırma

Sel hâlâ meydana gelebilir, ancak yeni bir bariyer zararı çok daha küçük hâle getirebilir. Hangi cümle bu anlama uygundur?

  1. The barrier can prevent the flood.
  2. The barrier can minimize the flood's impact.
  3. The barrier can predict the flood's impact.
Cevabı göster

The barrier can minimize the flood's impact.