Var olduğunu nereden biliyorsun? - James Zucker: İngilizce çalışma notları

TED-Ed

Öğrenme zorluğu
425 kelime 168 kel/dk

Video özeti: Video, René Descartes’ın radikal şüphe yöntemini izliyor: Duyusal deneyimler bizi yanıltabilir, rüyalar gerçekmiş gibi gelebilir ve hayalî bir aldatıcı bütün gerçekliğimizi üretmiş olabilir. Ardından, düşünme eyleminin kendisinin yine de düşünen bir varlığın mevcut olduğunu neden kanıtladığını açıklıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. sensory perceptions — Sözcük anlamı ve kullanım düzeyi: Duyular aracılığıyla edinilen bilgi veya farkındalığı anlatan bu akademik ifadeyi anlamak; yalnızca see ya da hear gibi gündelik fiillere bağlı kalmadan görme, işitme ve diğer bedensel deneyimlerin bilgiyi nasıl temellendirdiğini tartışırken kullanmak. 2. tricked you into believing — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: trick someone into doing something kalıbının, birini aldatarak bir düşünceyi kabul etmeye veya bir eylemi gerçekleştirmeye yöneltmeyi anlattığını fark etmek; manipülasyon, yanlış bilgi ve dolandırıcılık konularında bu yapıyı doğal biçimde kullanmak. 3. And how could you exist without them? You couldn't. So, you don't. — Söylem, anlatıcılık ve retorik: Retorik bir sorunun, hemen verilen olumsuz cevabın ve sıkıştırılmış bir sonucun hızlı bir akıl yürütme zinciri oluşturduğunu görmek. Böylece dramatik sözlü savları takip etmek ve bir çıkarımı kısa, net, güçlü aşamalarla sunmak.

Bu derste

How do you know you're real? Dilbilgisi

0:07

Gerçek olduğunu nereden biliyorsun?

Dilbilgisi

How do you know you're real?: kesinliğin dayanağını sormak

How do you know + yan cümle? kalıbı, yan cümledeki düşünceyi hangi kanıtın veya akıl yürütmenin desteklediğini sorar. Yalnızca kişinin bu bilgiye sahip olup olmadığını sormaz; nasıl bu kadar emin olabildiğini de sorgular. Burada real, yalnızca bir karakter yerine gerçek bir kişi olmak değil, gerçekten var olmak anlamındadır. Soru, kişinin kendi varlığının gerçek olduğunu kanıtlayıp kanıtlayamayacağına dair felsefi bir şüphe ortaya koyar.

Alıştırma

Bir arkadaşın bilim fuarının iptal edildiğini söylüyor. Hangi soru bu iddianın dayanağını sorar?

  1. Do you know the science fair has been canceled?
  2. How has the science fair been canceled?
  3. How do you know the science fair has been canceled?
Cevabı göster

How do you know the science fair has been canceled?

It's an obvious question until you try to answer it. Dilbilgisi

0:09

Cevap vermeye çalışana kadar bariz bir sorudur.

Dilbilgisi

until you try to answer it: eylemle değişen yargı

until you try to answer it ifadesinde until, ilk izlenimin geçerliliğini yitirdiği noktayı belirtir. Kişi cevap vermeyi denemeden önce soru apaçık görünür; deneme ise sorunun zor olduğunu ortaya çıkarır. Bir şeyin, bir eylem gerçekleşene kadar belli bir şekilde göründüğü bu kalıp, deneyimin önceki yargıyı değiştirdiğini sıkça anlatır. Burada until yalnızca tarafsız bir zaman sınırı vermez.

Alıştırma

İlk izlenimin değiştiğini gösteren ve «bir şeyin gerçekleştiği noktaya kadar» anlamına gelen hedef kelimeyle cümleyi tamamla: The puzzle seems simple ____ you start explaining it.

Cevabı göster

until

But let's take it seriously. Kalıp ifadeler

0:12

Ama bunu ciddiye alalım.

Kalıp ifadeler

take it seriously: bir şeyi ciddiye almak

take something seriously, bir şeyi önemli sayıp onun üzerinde dikkatle düşünmek veya ona gereken ilgiyi göstermek demektir. Bu cümlede it, daha önce sorulan soruya gönderme yapar; seriously konuşma biçiminin ciddi olmasını değil, soruya karşı tutumu anlatır. Konuşan kişi let's ile dinleyicileri konuyu bir kenara atmak yerine ciddiyetle ele almaya davet eder.

Alıştırma

“Bu sorunu önemli görmek” anlamındaki kalıbı tamamlayın: We need to take this problem ____.

Cevabı göster

seriously

How do you really know you exist?

0:14

Gerçekten var olduğunu nereden biliyorsun?

In his Meditations on First Philosophy, Kültür

0:17

İlk Felsefe Üzerine Düşünceler adlı eserinde,

René Descartes tried to answer that very question,

0:19

René Descartes tam da bu soruyu yanıtlamaya çalıştı,

Kültür

Meditations on First Philosophy: Descartes'ın felsefi eserinin adı

Meditations on First Philosophy, René Descartes'ın felsefi bir eserinin adıdır. Burada Meditations, özenle düzenlenmiş bir dizi felsefi düşünceyi anlatır; sıradan rahatlama veya farkındalık egzersizlerini anlatmaz. Baştaki In his ... ifadesi, cümlenin Descartes'ın bu soruyu ele aldığı eserine atıfta bulunduğunu gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede Meditations on First Philosophy neyi ifade ediyor?

  1. René Descartes'ın felsefi bir eserini
  2. Descartes'ın yaptığı bir rahatlama egzersizini
  3. Descartes'ın verdiği bir üniversite dersini
Cevabı göster

René Descartes'ın felsefi bir eserini

demolishing all his preconceived notions and opinions Deyimler

0:22

tüm peşin hükümlerini ve fikirlerini yıkarak

to begin again from the foundations.

0:26

temellerden yeniden başlamak için.

Deyimler

Bir yapı metaforu olarak demolishing ... to begin again from the foundations

Cümle, bir düşünce sistemini değiştirmeyi anlatmak için yapı metaforu kullanır. Demolishing, gerçek bir yapıyı yıkmak değil, mevcut varsayımları ve görüşleri reddetmek anlamına gelir; the foundations ise fiziksel bir temel değil, en temel ve güvenilir başlangıç ilkeleridir. Demolishing ... to begin again sıralaması, düşünmeyi iki aşamalı bir süreç olarak sunar: güvenilir olmayabilecek fikirleri temizlemek ve ardından bilgiyi güvenilir bir başlangıç noktasından yeniden kurmak.

Alıştırma

Yapı metaforuna göre o ne yapıyor?

  1. Şüpheli eski fikirleri reddediyor ve bilgiyi güvenilir temeller üzerinde yeniden kuruyor.
  2. Bütün görüşleri tek bir binanın içine yerleştiriyor.
  3. Çalışmaya başlamadan önce gerçek bir evi yıkıyor.
Cevabı göster

Şüpheli eski fikirleri reddediyor ve bilgiyi güvenilir temeller üzerinde yeniden kuruyor.

All his knowledge had come from his sensory perceptions of the world, Notlar

0:29

Tüm bilgisi, dünyayı duyusal algılamalarından geliyordu,

Dilbilgisi

had come from: daha sonraki bir geçmiş andan önceki kaynak

Had come from, past perfect yapısındadır: had + geçmiş zaman ortacı come ve ardından kaynağı gösteren from gelir. Burada bilginin kaynağını ve oluşumunu, bu bilgiyi sorguladığı daha sonraki bir geçmiş aşamadan önceye yerleştirir. Come from burada bir yerde ortaya çıkmak veya bir şeye dayanmak anlamındadır; bir yerden fiziksel olarak hareket etmek anlamına gelmez. Daha önceki geçmiş ile sonraki geçmiş arasındaki ilişki önemli olduğunda past perfect kullanılır.

Alıştırma

Bir ekip, daha önce oluşmuş bir hatanın nedenini sonradan keşfetti. Bu zaman sırasını en iyi hangi cümle gösterir?

  1. They found that the error had come from old data.
  2. They found that the error came from old data.
  3. They find that the error had come from old data.
Cevabı göster

They found that the error had come from old data.

Kelime

sensory perceptions: duyular yoluyla edinilen algılar

Sensory perceptions, bir kişinin dünyayı görme, işitme, dokunma, tatma ve koklama yoluyla deneyimlerken edindiği algılardır. Bu cümlede ifade, onun bilgisinin duyuları aracılığıyla alınan bilgilerden geldiğini anlatır. Sensory, perceptions sözcüğünü niteler: duygusal hassasiyeti değil, bedensel duyularla bağlantılı algıyı belirtir. Deneyimin nasıl bilgiye dönüştüğünü tartışırken kullanışlıdır.

Alıştırma

İnsanların dünyayı nasıl tanıdığına ilişkin bir tartışmada sensory perceptions ne anlama gelir?

  1. Hiçbir deneyim olmadan oluşan fikirler
  2. Görme, işitme, dokunma, tatma ve koklama yoluyla edinilen deneyimler
  3. Kolayca üzülmekten kaynaklanan güçlü duygular
Cevabı göster

Görme, işitme, dokunma, tatma ve koklama yoluyla edinilen deneyimler

same as you, right? Ton ve niyet

0:32

tıpkı senin gibi, değil mi?

Ton ve niyet

same as you, right?: dinleyiciyi konuya katmak ve onay istemek

Same as you, az önce anlatılan kişi ile dinleyici arasında bağlantı kurar: konuşmacı, dinleyicinin de bilgiyi aynı şekilde edindiğini söyler. Cümle sonundaki right?, dinleyiciden onay veya katılma bekler. Açıklamayı kısa bir etkileşime dönüştürür ve konuşmacının bu noktanın dinleyiciye tanıdık geleceğini düşündüğünü gösterir.

Alıştırma

Konuşmacı “We're leaving now, right?” cümlesindeki right? ile ne yapıyor?

  1. Hangi yöne gidileceğini soruyor
  2. Dinleyiciden planı onaylamasını istiyor
  3. Dinleyicinin dil bilgisini düzeltiyor
Cevabı göster

Dinleyiciden planı onaylamasını istiyor

You know you're watching this video with your eyes,

0:33

Bu videoyu gözlerinle izlediğini biliyorsun,

hearing it with your ears.

0:35

kulaklarınla duyduğunu.

Your senses show you the world as it is. Kalıp ifadeler

0:37

Duyuların sana dünyayı olduğu gibi gösterir.

Kalıp ifadeler

as it is: gerçek haliyle

Bu cümlede as it is, “gerçek durumuyla” veya “gerçekte olduğu gibi” anlamına gelir. it zamiri the world ifadesini gösterir. Bu ifade, duyuların dünyayı nasıl sunduğunu belirtir: onu değiştirmeden ya da çarpıtmadan. Burada as neden değil, biçim bildirir. show, describe veya see something as it is kalıbı başka durumlarda da kullanılabilir. Çoğul bir şey için as they are kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümlede as it is, “gerçek haliyle” anlamında kullanılmıştır?

  1. The photo shows the beach as it is now.
  2. The room is as bright as it is warm.
  3. As it is raining, the game will be indoors.
Cevabı göster

The photo shows the beach as it is now.

They aren't deceiving you.

0:40

Seni kandırmıyorlar.

But sometimes they do. Dilbilgisi

0:41

Ama bazen kandırırlar.

Dilbilgisi

they do: do önceki fiil anlamının yerini alır

they do ifadesinde they duyuları gösterir; do ise deceive you sözlerinin yeniden söylenmemesini sağlar. Tam anlam But sometimes they deceive you şeklindedir. Buradaki do, “gerçekleştirmek” gibi ayrı bir eylem anlamına gelmez. İngilizcede ana fiilin anlamını tekrarlamamak için sıkça do, does veya did kullanılır. Biçimi özneye ve zamana uydurun: they do, she does ve they did.

Alıştırma

worries sözcüğünü tekrarlamayan biçimle cümleyi tamamlayın: Lena says she never worries, but sometimes she ____.

Cevabı göster

does

You might mistake a person far away for someone else, Kalıp ifadeler

0:43

Uzaktaki bir kişiyi başka biri sanabilirsin,

Kalıp ifadeler

mistake A for B: A’yı yanlışlıkla B sanmak

mistake A for B kalıbı, A’yı görme, duyma veya başka bir yolla algılama ve onu yanlışlıkla B olarak tanıma anlamına gelir. A gerçek kişi veya şeydir; B ise ona yanlışlıkla verdiğiniz kimliktir. Bu cümlede a person far away A, someone else ise B’dir. for yanlış sanılan kimliği gösterir; “birinin yararına” anlamına gelmez.

Alıştırma

mistake A for B sabit kalıbını tamamlayın: In the dark, Lena mistook a coat ____ a person.

Cevabı göster

for

or you're sure you're about to catch a fly ball Notlar

0:46

ya da havadan gelen bir topu yakalayacağından eminsindir

Dilbilgisi

be about to + fiilin yalın hâli: çok yakında gerçekleşecek bir şey

be about to + fiilin yalın hâli yapısı, bir eylemin çok yakında, genellikle bir sonraki anda gerçekleşmesinin beklendiğini anlatır. be biçimi özneye ve zamana göre değişir; to’dan sonra fiilin yalın hâli gelir. Bu cümlede you're about to catch, topu yakalama eylemini çok yakın ama henüz tamamlanmamış olarak gösterir. Bundan emin olmak, eylemin gerçekten gerçekleşeceğini garanti etmez.

Alıştırma

Cümleyi be about to yapısıyla tamamlayın: The movie ____ start, so please take your seat.

Cevabı göster

is about to

and it hits the ground in front of you.

0:48

ve top senin önünde yere düşer.

Kültür

fly ball: beyzbolda havaya vurulan top

Beyzbolda fly ball, vurucunun havaya doğru yükseğe vurduğu toptur. Savunma oyuncusu top yere değmeden onu yakalamaya çalışır; bu da cümlede neden catch kullanıldığını açıklar. Burada fly, fly ball birleşik isminin bir parçasıdır; cümlenin ana fiili değildir ve “sinek” anlamına gelmez. Örnek, havadaki topun nereye düşeceğini yanlış tahmin eden birini anlatır.

Alıştırma

Beyzbolda fly ball nedir?

  1. Atıcının fırlattığı bir top
  2. Havaya doğru yükseğe vurulmuş bir top
  3. Böcek şeklinde bir top
Cevabı göster

Havaya doğru yükseğe vurulmuş bir top

But come on, right here and now, Notlar

0:50

Ama hadi, tam burada ve şu an,

Ton ve niyet

come on: hafif inanmama veya itiraz belirteci

Burada come on, birinden yaklaşmasını isteyen bir söz değil, konuşma dilinde kullanılan bir tepkidir. “Ciddi ol” veya “Bir düşün” ifadelerine benzer biçimde hafif bir inanmama ya da itiraz gösterir. Bu tür söylem belirleyicilerinin tam gücü bağlama göre değişir. Bu cümlede dinleyiciyi burada ve şimdi açık görünen şeye dönmeye çağırır.

Alıştırma

Bir arkadaşınız inanmadığınız bir iddiada bulunuyor. Hangi yanıt hafif bir inanmama duygusunu doğal biçimde gösterir?

  1. Go on, that's impossible.
  2. Come on, that's impossible.
  3. Come here, that's impossible.
Cevabı göster

Come on, that's impossible.

Kalıp ifadeler

right here and now: tam burada ve şu anda

Right here and now, “tam bu yerde ve tam bu anda” anlamına gelen vurgulu bir ifadedir. Right, here and now ifadesini güçlendirir; “doğru” anlamına gelmez. Bu cümlede ifade, o anki doğrudan deneyimi güvenilebilecek bir şey olarak gösterir. Başka bağlamlarda yalnızca dikkati şimdiki ana yöneltebilir veya bir eyleme aciliyet katabilir.

Alıştırma

Hem tam yeri hem de tam zamanı vurgulayan dört kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: We need to make the decision ____.

Cevabı göster

right here and now

you know what's right in front of you is real. Dilbilgisi

0:52

hemen önünde olan şeyin gerçek olduğunu biliyorsun.

Dilbilgisi

what's right in front of you is real: özne olarak what cümleciği

What's right in front of you açıldığında what is right in front of you olur ve “tam önünde olan şey” anlamına gelir. Bu what cümleciğinin tamamı ikinci is fiilinin öznesidir; real da o şeyi niteler. What's ile başlamasına rağmen bu bir soru değildir. Bir what cümleciği, adı söylenmeyen bir şeyi veya fikri isim gibi çalışan tek bir birimde toplayabilir. Burada what's right in front of you is real ifadesinin tamamı, you know sözünden sonra gelen içeriktir.

Alıştırma

Hangi cümlede bir what cümleciği bildirme cümlesinin öznesi olarak kullanılmıştır?

  1. What is important?
  2. What did you say?
  3. What you said is important.
Cevabı göster

What you said is important.

Your eyes, your hands, your body, that's you.

0:54

Gözlerin, ellerin, bedenin, bu sensin.

Only crazy people would deny that. Ton ve niyet

0:57

Sadece deliler bunu inkar eder.

Ton ve niyet

Only crazy people would deny that: fikir ayrılığını etiketleyerek küçümseme

Only crazy people would deny that, inkâr etmeyi aklı başında hiç kimsenin yapmayacağı bir şey gibi sunar. Only, bunu inkâr edecek kişileri olumsuz biçimde etiketlenen bir grupla sınırlar; would ise konuşanın bu kişilerden beklediği davranışı anlatır. Bu, tıbbi bir değerlendirme değil, abartılı bir toplumsal baskıdır. Dinleyenleri, hakarete uğrayan grubun içine konmamak için aynı fikirde olmaya iter.

Alıştırma

Yargılayın: Only crazy people would disagree with me cümlesi, farklı düşünen bir sınıf arkadaşına verilecek saygılı ve tarafsız bir yanıttır.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

And you know you're not crazy.

0:59

Ve sen deli olmadığını biliyorsun.

Anyone who'd doubt that must be dreaming. Dilbilgisi

1:01

Bundan şüphe eden biri kesinlikle rüya görüyor olmalı.

Dilbilgisi

must be dreaming: güçlü bir çıkarım

must be dreaming ifadesinde must güçlü bir çıkarım belirtir: konuşan, en olası açıklamanın kişinin rüya görüyor olması olduğuna karar verir. Anlamı kişinin kesinlikle rüya görüyor olmasıdır; rüya görmesinin zorunlu olması değildir. must + be + fiil-ing kalıbı, sürmekte olan bir eylem hakkında yüksek güvenle çıkarım yapmak için kullanılır. Kanıtlanmış bir gerçeği değil, konuşanın vardığı sonucu aktarır.

Alıştırma

must ve rain fiilinin şimdiki zaman sürekli biçimini kullanarak şu anda olanlarla ilgili güçlü çıkarımı tamamlayın: I can see raindrops hitting the window. It ____.

Cevabı göster

must be raining

Oh no.

1:03

Oh, hayır.

What if you're dreaming? Dilbilgisi

1:04

Ya rüya görüyorsan?

Dilbilgisi

What if you're dreaming?: varsayımsal bir olasılık ortaya koymak

What if + yan cümle varsayımsal bir olasılık ortaya koyar ve dinleyenden sonrasında ne olabileceğini düşünmesini ister. Bu cümlede konuşan kişi, rüya görmenin bilinen bir gerçek olup olmadığını kontrol etmiyor. Konuşan kişi, rüya görüyor olma olasılığını bir fikri sınamak için hayalî bir durum olarak kullanıyor: bu doğruysa, yaşadıklarından ne kadar emin olabileceğini sorgulatabilir. Bu kalıp durumun gerçek olduğunu iddia etmez; akıl yürütmek için onu geçici olarak doğru kabul eder.

Alıştırma

Varsayımsal bir olasılık ortaya koyan soruyu tamamlayın: What ____ our map is wrong?

Cevabı göster

if

Dreams feel real.

1:06

Rüyalar gerçek gibi hissettirir.

You can believe you're swimming,

1:07

Yüzdüğüne inanabilirsin,

flying, or fighting off monsters with your bare hands Notlar

1:09

uçtuğuna ya da canavarlarla çıplak ellerinle savaştığına,

Öbek fiiller

fighting off: karşı koyup bir şeyi uzaklaştırmak

Fight off, bir saldırgana, saldırıya, hastalığa veya istenmeyen bir hisse karşı koyup onu uzaklaştırmayı, yenmeyi ya da etkili olmasını önlemeyi anlatan ayrılabilen bir öbek fiildir. Burada fighting off monsters, canavarlara karşı koyup onları uzaklaştırmak anlamındadır; off yön veya yer belirtmez, öbek fiilin bir parçasıdır. Nesne bir isimse hem fight off the attackers hem de fight the attackers off kullanılabilir. Nesne bir zamirse ortada olmalıdır: fight them off denir, fight off them denmez.

Alıştırma

‘Karşı koyup uzaklaştırmak’ anlamındaki hedef öbek fiili tamamlayın: The guards managed to fight ____ the attackers.

Cevabı göster

off

Kalıp ifadeler

with your bare hands: çıplak ellerle

With your bare hands, araç, silah veya koruyucu bir şey kullanmadan yalnızca ellerini kullanmak demektir. Burada bare, ellerin örtüsüz veya ekipmansız olduğunu anlatır; kişinin tamamen çıplak olduğu anlamına gelmez. Bu cümlede ifade, canavarlarla savaşmayı özellikle tehlikeli ve etkileyici gösterir. Yeniden kullanılabilen yapı with + iyelik belirleyicisi + bare hands şeklindedir; with my bare hands veya with their bare hands gibi kullanılır.

Alıştırma

Cümleyi with + iyelik belirleyicisi + bare hands yapısıyla tamamlayın: Maya pulled the weeds ____.

Cevabı göster

with her bare hands

when your real body is lying in bed.

1:12

oysa gerçek bedenin yatakta yatmaktadır.

No, no, no.

1:15

Hayır, hayır, hayır.

When you're awake, you know you're awake.

1:15

Uyanık olduğunda, uyanık olduğunu bilirsin.

Ah, but when you aren't, Dilbilgisi

1:18

Ah, ama uyanık olmadığında,

you don't know you aren't.

1:19

olmadığını bilmezsin.

Dilbilgisi

when you aren't ... you aren't: awake sözcüğünün atılması

İki aren't kullanımında da daha önce When you're awake içinde geçen awake sözcüğü atılmıştır. Tam biçim when you aren't awake, you don't know you aren't awake şeklindedir. İngilizcede eksik anlam bağlamdan açıkça çıkarılabiliyorsa be fiilinden sonra tekrarlanan tümleç sık sık atılır. Aynı paralel yapının korunması şu karşıt dönüşü oluşturur: uyanıkken bunu bilirsin, ancak uyanık değilken bilmezsin.

Alıştırma

“If Leo is nervous, he speaks quickly; if he isn't, he speaks slowly,” cümlesinde “he isn't” ne anlama gelir?

  1. he isn't working
  2. he isn't speaking quickly
  3. he isn't nervous
Cevabı göster

he isn't nervous

So you can't prove you aren't dreaming. Dilbilgisi

1:21

Yani rüya görmediğini kanıtlayamazsın.

Dilbilgisi

prove (that) + yan cümle

prove sözcüğünden sonra gelen you aren't dreaming tam bir yan cümledir ve kanıtlanamayan iddiayı belirtir. prove that you aren't dreaming de denebilir; yan cümleyi başlatan that çoğu zaman düşürülür. Burada prove yalnızca “matematiksel bir ispat yapmak” değil, “bir iddianın doğru olduğunu yeterli kanıtla göstermek” anlamındadır. prove (that) + yan cümle kalıbı kanıtlar, olgular ve savlar tartışılırken yaygındır.

Alıştırma

prove sonrasında iddiayı başlatabilen bağlacı yazın: The records prove ____ the package arrived on Monday.

Cevabı göster

that

Maybe the body you perceive yourself to have isn't really there. Dilbilgisi

1:24

Belki de sahip olduğunu algıladığın bedenin aslında orada değildir.

Dilbilgisi

the body you perceive yourself to have: sahip olduğunu algıladığın beden

Temel isim the body'dir. you perceive yourself to have sözleri bu ismi niteleyen bir ilgi yan cümlesi oluşturur: the body (that) you perceive yourself to have. Düşürülen ilgi sözcüğü have fiilinin nesnesi olurdu. Bu yan cümlenin içindeki kalıp perceive + nesne + to-infinitive biçimindedir. Yourself, perceive fiilinin nesnesidir; to have ise kişinin kendisini neye sahip olarak algıladığını belirtir. Bu mastar bir tümleçtir, amaç bildirmez.

Alıştırma

Hangi ifade, ‘sahip olduğuna inandığı kontrol’ anlamını vermek için perceive + nesne + to-infinitive kalıbını doğru kullanır?

  1. the control he perceives himself that has
  2. the control he perceives himself to have
  3. the control he perceives to himself have
Cevabı göster

the control he perceives himself to have

Maybe all of reality,

1:28

Belki de gerçekliğin tamamı,

even its abstract concepts like time, Kelime

1:30

zaman gibi soyut kavramları bile,

shape, color, and number are false,

1:32

şekil, renk ve sayılar yalandır,

Kelime

soyut kavramlar

Soyut kavramlar, elinize alıp dokunabileceğiniz ayrı fiziksel nesneler değil, düşünce yoluyla anladığınız fikir veya kategorilerdir. Zaman ve sayı açık örneklerdir; bu cümlede şekil ve renk de temel kavramlar olarak ele alınır. Bu ifade, kuşkunun görünür şeylerin ötesine geçip gerçekliği anlatmakta kullanılan temel fikirlere kadar uzandığını gösterir. Burada abstract “fiziksel olmayan veya kavramsal” demektir; “özet” anlamında değildir.

Alıştırma

Özgürlüğü en iyi hangi ifade tanımlar?

  1. an abstract concept
  2. a physical tool
  3. a concrete object
Cevabı göster

an abstract concept

all just deceptions concocted by an evil genius. Kelime

1:36

hepsi sadece kötü bir deha tarafından uydurulmuş aldatmacalardır.

Kelime

kötü niyetli bir deha tarafından kurgulanmış

Concocted by an evil genius, deceptions sözcüğünü niteleyen bir geçmiş zaman ortacı öbeğidir. Deceptions that were concocted by an evil genius biçiminde açılabilir: Aldatmacalar bu varlık tarafından kasıtlı olarak uydurulmuştur. Burada concoct, sahte bir şey yaratmak için ayrıntıları dikkatle bir araya getirmeyi anlatır; bu yüzden nötr made sözcüğünden daha kuşkulu ve aldatıcı bir anlam taşır. Bu felsefi senaryoda an evil genius, hayalî ve son derece zeki bir aldatıcıdır; sihirli bir cin değildir.

Alıştırma

Cümleyi concoct fiilinin geçmiş zamanıyla tamamlayın: To hide the mistake, he ____ a detailed excuse.

Cevabı göster

concocted

No, seriously.

1:40

Hayır, cidden.

Descartes asks if you can disprove the idea Kelime

1:41

Descartes fikri çürütüp çürütemeyeceğini soruyor,

Kelime

disprove the idea: fikrin yanlış olduğunu kanıtlamak

Bu cümlede disprove the idea, kanıt veya akıl yürütme yoluyla fikrin yanlış olduğunu göstermek demektir. Yalnızca aynı fikirde olmadığını söylemekten daha güçlüdür. Disprove geçişli bir fiildir; yanlış olduğu gösterilen iddia, teori veya fikir doğrudan ardından gelir. Bilimsel, felsefi ve kanıta dayalı diğer tartışmalarda yaygındır.

Alıştırma

Hangi durum şu ifadeyi doğru biçimde destekler: The experiment disproved the idea.

  1. Araştırmacılar fikri beğenmedi, ancak onu sınamadı.
  2. Ekip fikri daha basit sözcüklerle açıkladı.
  3. Sonuçlar fikrin yanlış olduğunu gösterdi.
Cevabı göster

Sonuçlar fikrin yanlış olduğunu gösterdi.

that an evil genius demon has tricked you into believing reality is real. Notlar

1:44

kötü ve dahi bir iblisin gerçekliğin gerçek olduğuna inanman için seni kandırdığı fikrini.

Kültür

Descartes'ın varsayımsal aldatıcısı olarak evil genius demon

Burada evil genius demon, Descartes'ın düşünce deneyindeki varsayımsal ve son derece güçlü bir aldatıcıyı adlandırır. Sahte deneyimleri gerçekmiş gibi gösterebildiği için dünyaya ilişkin sıradan inançlar bile kuşkulu hâle gelir. Bu, kesinliği sınamak için kullanılan bir araçtır; gerçek bir canavarın var olduğu iddiası değildir. Yerleşik felsefi terim evil genius içindeki genius, modern anlamdaki çok yetenekli bir insanı değil, güçlü ve ruh benzeri bir varlığı ifade eder.

Alıştırma

Bu düşünce deneyinde evil genius demon ne amaçla kullanılır?

  1. Gerçekliği inceleyen çok yetenekli bir öğrenciyi anlatmak için
  2. Tüm deneyimleri güvenilmez hâle getirebilecek bir aldatıcıyı hayal etmek için
  3. Descartes'ın karşılaştığına inandığı gerçek bir canavarı belirlemek için
Cevabı göster

Tüm deneyimleri güvenilmez hâle getirebilecek bir aldatıcıyı hayal etmek için

Kalıp ifadeler

tricked you into believing: trick someone into doing something kalıbı

Tricked you into believing, birini aldatma ya da yanıltıcı bilgi yoluyla bir şeye inandırmak demektir. Sıradan ve dürüst bir iknayı anlatmaz. Aktarılabilir kalıp trick + kişi + into + fiilin -ing biçimidir. Burada you aldatılan kişidir; into, aldatma sonucunda ortaya çıkan eylemi veya zihinsel durumu getirir. Believing sözcüğünü de inanılan içerik olan reality is real izler.

Alıştırma

trick someone into doing something kalıbını ve pay fiilini kullanarak cümleyi tamamlayın: They tricked us ____ for a service we never received.

Cevabı göster

into paying

Perhaps this diabolical deceiver has duped you. Kelime

1:50

Belki de bu şeytani aldatıcı seni kandırmıştır.

Kelime

duped you: sıradan ikna değil, aldatılma

Duped you, yanlış bir şeyi kabul etmenizi veya bir tuzağa düşmenizi sağlayacak şekilde aldatıldığınız anlamına gelir. Dupe geçişli bir fiildir; bu nedenle aldatılan kişi doğrudan fiilden sonra gelir: dupe someone. Bu sözcük, çoğunlukla yanlış bilgi, dolandırıcılık veya manipülasyon yüzünden kurbanın kandırılmış olmasına odaklanır.

Alıştırma

Hangi cümle Alex'in yalnızca ikna edilmediğini, açıkça aldatıldığını söyler?

  1. The caller greeted Alex.
  2. The caller persuaded Alex.
  3. The caller duped Alex.
Cevabı göster

The caller duped Alex.

The world, your perceptions of it, your very body,

1:53

Dünya, onu algılayışın, bizzat bedenin,

you can't disprove that they're all just made up. Öbek fiiller

1:56

bunların hepsinin sadece uydurma olduğunu çürütemezsin.

Öbek fiiller

all just made up: hepsi uydurma, “parçalardan oluşmuş” değil

Bu cümlede made up, “uydurulmuş veya kurgulanmış” demektir; dolayısıyla they ile belirtilen şeyler gerçek olmayabilir. all bunların tamamını kapsar, just ise “yalnızca” veya “başka bir şey değil” anlamını ekler. Burada made up, bir şeyin gerçek olup olmadığını anlatır. “Parçalardan oluşmak” anlamına gelmez; bu anlam için parçalardan önce made up of kullanılır.

Alıştırma

Hangi cümle bahanenin gerçek değil, uydurma olduğunu söylüyor?

  1. The excuse is made up of three parts.
  2. The excuse is made up.
  3. The excuse made us leave.
Cevabı göster

The excuse is made up.

And how could you exist without them? Anlatım akışı

1:59

Peki onlar olmadan sen nasıl var olabilirsin?

You couldn't.

2:01

Var olamazdın.

So, you don't.

2:02

Demek ki, sen yoksun.

Anlatım akışı

How could...? You couldn't. So... ile soru-cevap-sonuç zinciri

Üç kısa cümle, özlü bir soru-cevap-sonuç zinciri oluşturur. How could you exist without them? sorusu “you couldn't” cevabını bekler; You couldn't bu cevabı açıkça verir; So, you don't ise cevabı bir sonuca dönüştürür. Her adımı ayrı bir kısa cümleyle vermek, akıl yürütmenin kesin, hızlı ve çarpıcı duyulmasını sağlar. Burada son cümle, varsayımsal argümanı saçma sonucuna kadar götürür; tek başına konuşanın nihai görüşünü ifade etmez.

Alıştırma

Vurgulanan üç cümle argümanı nasıl düzenliyor?

  1. Bir ortamı anlatıyor, iki nesneyi karşılaştırıyor ve bir istekte bulunuyorlar.
  2. Bir sonuç belirtiyor, örnek veriyor ve sonra sonucu geri çekiyorlar.
  3. Bir soru soruyor, olumsuz cevabını veriyor ve bir sonuca varıyorlar.
Cevabı göster

Bir soru soruyor, olumsuz cevabını veriyor ve bir sonuca varıyorlar.

Life is but a dream, Kültür

2:04

Hayat sadece bir rüyadır,

Kültür

Life is but a dream: şiirsel but içeren bir çocuk şarkısı alıntısı

“Life is but a dream”, İngilizce çocuk şarkısı Row, Row, Row Your Boat’un yaygın olarak bilinen bir sürümünün son dizesidir. Bu alıntı, hayatın bir rüya gibi olabileceği düşüncesini şarkıyla ilişkilendirir ve daha sonra “merrily” sözcüğüyle yapılan neşeli kürek çekme şakasına zemin hazırlar. Burada but, only yani “yalnızca” anlamındadır. X, but Y yapısındaki karşıtlık bildiren sözcük değildir. Dize, hayatın bir rüyadan başka bir şey olmadığını söyler ve şiirsel, özdeyişe benzer bir ton taşır.

Alıştırma

Hayatın bir rüya olup olmadığı konuşulduktan sonra biri “Life is but a dream” dizesini alıntılıyor ve ardından neşeyle kürek çekmek hakkında şaka yapıyor. Bu alıntının işlevi nedir?

  1. Rüyanın bilimsel bir tanımını verir.
  2. Hayat ile rüyalar arasında bir karşıtlık başlatır.
  3. Row, Row, Row Your Boat’u hatırlatır ve sonraki kürek çekme şakasına zemin hazırlar.
Cevabı göster

Row, Row, Row Your Boat’u hatırlatır ve sonraki kürek çekme şakasına zemin hazırlar.

and I bet you aren't row, row, rowing the boat merrily at all, are you? Notlar

2:05

ve bahse girerim sandalı öyle neşeyle kürek çekerek falan sürmüyorsundur, değil mi?

Kültür

row, row, rowing the boat merrily: çocuk şarkısının eğlenceli bir uyarlaması

Bu ifade, İngilizce çocuk şarkısı Row, Row, Row Your Boat’u eğlenceli biçimde değiştirir. Yaygın olarak bilinen bir sürümde şarkı “Row, row, row your boat”, “merrily” ve sonundaki “Life is but a dream” ifadelerini içerir. Konuşmacı gerçek bir tekne gezisini anlatmıyor. İlk iki row tekrarı şarkıyı yansıtırken rowing, aren’t ... rowing kalıbına uyar. merrily sözcüğünün korunması göndermeyi kolayca tanınır hâle getirir, onu “hayat bir rüyadır” düşüncesine takılan bir yanıta dönüştürür ve daha sonra merrily ile wearily arasında yapılacak kelime oyununa zemin hazırlar.

Alıştırma

Bir konuşmacı “Life is but a dream” dizesini alıntıladıktan sonra “row, row, rowing the boat merrily” diyor. Neden?

  1. Bir çocuk şarkısının sözlerini uyarlayıp “hayat bir rüyadır” düşüncesine takılmak
  2. Güvenli biçimde kürek çekme talimatları vermek
  3. Gerçek bir tekne gezisini anlatmak
Cevabı göster

Bir çocuk şarkısının sözlerini uyarlayıp “hayat bir rüyadır” düşüncesine takılmak

Dilbilgisi

Olumsuz bir ifadeden sonra at all, are you?

Bu cümlede at all, aren't olumsuzluğunu güçlendirir; konuşan kişi “biraz bile değil” ya da “kesinlikle değil” demektedir. Ana ifade olumsuz olduğu için sonuna olumlu soru eki are you? getirilir. Bu, yeni bir soru başlatmak yerine yaklaşık olarak “değil mi?” anlamında onay ister. I bet kullanımı, konuşanın karşı tarafın kendisine katılmasını zaten beklediğini gösterir.

Alıştırma

Cümleyi doğru soru ekiyle tamamlayın: You aren't lost at all, ____?

Cevabı göster

are you

No, you're rowing it wearily, Deyimler

2:10

Hayır, onu yorgunlukla çekiyorsun,

Deyimler

rowing it wearily: merrily sözcüğünü yorgunluk bildiren zıddıyla değiştirmek

Burada wearily, rowing sözcüğünü niteleyen bir zarftır. “Yorgun ve düşük enerjili bir biçimde” anlamına gelir. Bilinen şarkıda row ... merrily denir. Merrily sözcüğünü, benzer sesli fakat zıt anlamlı wearily ile değiştirmek bilinçli bir kelime oyunudur: tanıdık ritim korunurken hava neşeliden bitkine döner. Rowing it wearily, şarkının sabit sözü değil, konuşanın yaptığı bir değişikliktir.

Alıştırma

Cümleyi en iyi hangi sözcük tamamlar? After carrying boxes all day, he climbed the stairs ____.

  1. wearily
  2. quietly
  3. merrily
Cevabı göster

wearily

like the duped non-existent doof you are slash aren't. Kelime

2:12

tıpkı kandırılmış, var olmayan/olan o aptal gibi.

Kelime

you are slash aren't: / işaretini slash diye söylemek

you are slash aren't ifadesinde slash, / noktalama işaretinin adıdır. Konuşan kişi sözleri you are/aren't diye yazılmış gibi sunar ve birbiriyle çelişen iki olasılığı yan yana koyar. Burada slash, İngilizcede 'kesmek' anlamındaki fiil değildir ve dinleyiciden ciddi biçimde bir seçim yapması da istenmez. Çelişki, kişinin var olup olmadığına dair absürt şakayı sürdürür. Daha genel olarak, slash sözcüğünü söylemek gündelik yazıdaki A/B biçimini taklit ederek seçenekleri, birleşik etiketleri veya şakacı bir düzeltmeyi gösterebilir.

Alıştırma

you are slash aren't ifadesinde slash ne yapıyor?

  1. Yazılı / işaretini sesli okur ve are ile aren't biçimlerini yan yana koyar.
  2. Slash sözcüğünü bir şeyi kesmek anlamındaki fiil olarak kullanır.
  3. Are biçimini silip tamamen aren't ile değiştirir.
Cevabı göster

Yazılı / işaretini sesli okur ve are ile aren't biçimlerini yan yana koyar.

Do you find that convincing? Ton ve niyet

2:17

Bunu inandırıcı buluyor musun?

Ton ve niyet

find that convincing: bir savın ikna ediciliğini değerlendirmek

Do you find that convincing? cümlesinde find, 'bulup keşfetmek' değil, 'yargılamak' veya 'değerlendirmek' anlamındadır. Yapı find + nesne + sıfat biçimindedir: that, önceki iddia veya akıl yürütmeye gönderme yapan nesnedir; convincing ise değerlendirmeyi belirtir. Soru, savın veya açıklamanın ikna edici görünüp görünmediğini sorar. Yalnızca dinleyicinin sonuca inanıp inanmadığına değil, gerekçelerin niteliğine odaklanır.

Alıştırma

find + object + convincing hedef yapısını tamamlayın: I don't find this explanation ____.

Cevabı göster

convincing

Are you persuaded?

2:18

İkna oldun mu?

If you aren't, good. Anlatım akışı

2:20

Eğer olmadıysan, güzel.

If you are, even better.

2:21

Eğer olduysan, daha da iyi.

Anlatım akışı

İkna olmadıysan, iyi. İkna olduysan, daha da iyi.

İki if yan cümlesi paralel yapıdadır: If you aren't ve If you are birbirine zıt yanıtlar sunar. İkisinde de eksiltme vardır; aren't ve are, aren't persuaded ve are persuaded anlamına gelir. Bu nedenle persuaded sözcüğünün tekrarlanması gerekmez. Birbirine karşılık gelen good ve even better değerlendirmeleri, her iki yanıtı da konuşanın savını destekleyen bir unsura dönüştürür. Even better ikinci durumu birincinin üstüne çıkararak bir ters köşe yaratır ve sonraki gerekçeyi hazırlar: İkna edilmiş olmak başlı başına kanıt sayılacaktır.

Alıştırma

Bu cümledeki paralel yapı ne yapıyor? If the committee rejects the draft, good. If it accepts it, even better.

  1. İlk sonucu kabul edilebilir kılar ve karşıt sonucu daha avantajlı gösterir.
  2. İletiyi ilerletmeden aynı koşulu tekrarlar.
  3. Her iki sonucu da yararsız bularak reddeder.
Cevabı göster

İlk sonucu kabul edilebilir kılar ve karşıt sonucu daha avantajlı gösterir.

Because by being persuaded, Dilbilgisi

2:23

Çünkü ikna olarak,

you would prove that you're a persuaded being.

2:25

ikna olmuş bir varlık olduğunu kanıtlamış olursun.

Dilbilgisi

by being persuaded: by + edilgen -ing yapısı

by + -ing yapısında by, bir sonucun oluşmasını sağlayan yöntemi veya dayanağı gösterir. Burada by being persuaded, ikna edilmiş olma durumunu iddiayı kanıtlayacak delil olarak ele alır; bu cümlede by "yanında" anlamına gelmez. Being persuaded, being + geçmiş zaman ortacı biçimindeki edilgen bir -ing yapısıdır. İkna etme eylemini yapan değil, bu eyleme maruz kalan kişisiniz. Bu yüzden ifade "başkasını ikna ederek" değil, "ikna edilerek" anlamına gelir.

Alıştırma

Parantezdeki fiili by + edilgen -ing yapısında kullanarak cümleyi tamamlayın: Maya understood the interview process better ____ herself. (interview)

Cevabı göster

by being interviewed

You can't be nothing if you think you're something, Dilbilgisi

2:29

Bir şey olduğunu düşünüyorsan, hiçbir şey olamazsın,

Dilbilgisi

You can't be nothing if...: yokluğu dışlayan bir koşul

if yan cümlesi koşulu ve kanıtı verir: kendinin something, yani var olan bir tür varlık olduğunu düşünüyorsun. Bu akıl yürütmede bu düşünceye sahip olman bile düşünen bir varlığın bulunduğuna işaret eder. Ana cümle bu koşulun neyi dışladığını söyler: nothing, yani tamamen yok olamazsın. Burada something ile nothing başarı ve başarısızlığı değil, varoluş ile yokluğu karşılaştırır. Başka durumlarda da kullanılabilen can't be X if Y kalıbı, Y'nin X'i imkânsız kıldığını anlatır.

Alıştırma

Bu felsefi bağlamda cümleye uyan yorum hangisidir?

  1. Kendinin özel olduğuna inanmak gelecekte başarıyı garanti eder.
  2. Kendini var olan bir şey olarak düşünebilmen, tamamen yok olmanı imkânsız kılar.
  3. Herhangi bir nesneyi düşünemiyorsan var değilsindir.
Cevabı göster

Kendini var olan bir şey olarak düşünebilmen, tamamen yok olmanı imkânsız kılar.

even if you think that something is nothing. Dilbilgisi

2:31

o şeyin hiçbir şey olduğunu düşünsen bile.

Dilbilgisi

even if you think...: sonucu değiştirmeyen bir koşul

even if, konuşanın bir olasılığı geçici olarak kabul ettiği, sonucu değiştirmeyen bir koşul sunar: something'ın nothing olduğunu düşündüğün olasılığını kabul eder. Cümle, bu koşula rağmen doğru olduğu belirtilen önceki iddiayı sürdürür. Even, “bu uç durumu da kabul etsek bile” anlamını ekler. Başka durumlarda da kullanılabilen sonuç + even if + koşul kalıbı, koşul gerçekleşse de gerçekleşmese de sonucun değişmediğini anlatır. Bu satırda yalnızca even if yan cümlesi bulunduğu için yapı dil bilgisi bakımından önceki ana cümleye bağlıdır.

Alıştırma

Yağmuru planı değiştirmeyecek belirsiz bir koşul olarak sunan iki kelimelik bağlaçla cümleyi tamamla: The picnic will continue ____ it rains tomorrow.

Cevabı göster

even if

Because no matter what you think, Dilbilgisi

2:34

Çünkü ne düşünürsen düşün,

Dilbilgisi

no matter what you think: tüm olasılıkları kapsayan bir ödünleme yan cümlesi

no matter what you think ifadesinde no matter what, “ne olursa olsun” anlamına gelir. What, think fiilinin nesnesidir ve düşünülebilecek bütün içerikleri kapsar. Bu bölümün tamamı tek başına tamamlanmayan bir ödünleme yan cümlesidir. Önce tüm olası düşünceleri kapsama alır, ardından ana cümle aynı sonucun her durumda geçerli olduğunu söyler. Burada no matter what, “önemli değil” anlamına gelmez.

Alıştırma

“İçerik ne olursa olsun” anlamını veren, vurgulanan üç sözcüklük yapıyla cümleyi tamamlayın: ____ you read, take notes.

Cevabı göster

No matter what

you're a thinking thing. Kelime

2:35

sen düşünen bir şeysin.

Kelime

a thinking thing: soyut bir varlık anlamındaki thing

a thinking thing ifadesinde thinking, thing sözcüğünü niteler ve düşünen bir varlığı belirtir. Dil bilgisi açısından thinking, sıfat gibi kullanılan -ing biçimidir. Burada thing, gündelik dildeki sıradan nesne anlamında değil, geniş ve soyut biçimde “varlık veya oluşum” anlamındadır. Bu felsefi ifade, akıl yürütmenin ortaya koyabildiği kadarını bilinçli olarak söyler: düşünme gerçekleşiyorsa düşünen bir şey vardır. Burada bir insana thing denmesi hakaret değildir; bu soyutlama mantıksal noktayı destekler.

Alıştırma

Bu felsefi cümlede a thinking thing ne anlama gelir?

  1. birinin düşünmesine yardım eden bir araç
  2. düşünebilen bir varlık
  3. bir düşüncenin içindeki sıradan bir nesne
Cevabı göster

düşünebilen bir varlık

Or as Descartes put it,

2:37

Veya Descartes'ın dediği gibi,

I think therefore I am. Kültür

2:38

Düşünüyorum, öyleyse varım.

Kültür

I think therefore I am: düşünmek varoluşu kanıtlar

I think therefore I am, Descartes’ın cogito diye de bilinen ünlü sonucudur. Descartes pek çok şeyden kuşku duyabilir, ancak düşünmenin gerçekleştiğinden kuşku duyamaz. Bu düşünme eylemi, düşünen birinin var olduğunu kanıtlar. Therefore sonucu bildirir: I think gerekçedir, I am ise bundan çıkan sonuçtur. Burada am, “var olmak” anlamındadır; tamamlayıcısı eksik bir bağ fiili değildir.

Alıştırma

I think therefore I am ifadesinin mantığını en iyi hangi cümle açıklar?

  1. Düşünmek ile var olmak arasında ilişki yoktur.
  2. Düşünme eylemi, düşünen kişinin var olduğunu kanıtlar.
  3. İnsanlar ancak bütün gerçekleri kanıtladıktan sonra düşünebilir.
Cevabı göster

Düşünme eylemi, düşünen kişinin var olduğunu kanıtlar.

And so are you. Dilbilgisi

2:41

Ve sen de öylesin.

Dilbilgisi

so are you: devrik yapıyla olumlu katılma

So are you, önceki olumlu ifadenin you için de geçerli olduğunu belirtir. So önceki düşüncenin yerini tutar; fiil ise so + yardımcı fiil, be veya kiplik fiili + özne kalıbında yeni özneden önce gelir. Burada “Ben varım” anlamındaki I am ifadesini devralır. Özne I yerine you olduğu için am de are olur: I am, and so are you.

Alıştırma

Cümleyi so + fiil + özne katılma kalıbıyla tamamlayın: Lena is ready, and ____.

Cevabı göster

so is Omar

Really.

2:43

Gerçekten.