Bir Sanatçı Siyahi Sanatını Nasıl Koruyor ve Sanat Koleksiyonculuğunu Nasıl Daha Erişilebilir Hale Getiriyor: İngilizce çalışma notları

Business Insider

Öğrenme zorluğu
661 kelime 199 kel/dk

Video özeti: Najee Dorsey, Black Art in America'nın insanları galerilere nasıl davet ettiğini, sanatı kimlikle nasıl ilişkilendirdiğini ve eserleri, işletmeyi, gelişen mirası sigortayla neden koruduğunu anlatıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “making a living from art.” - Kalıplaşmış söz öbekleri ve eşdizimler: yalnızca hobi olarak sanat yapmak yerine yaratıcı işten gelir elde etmeyi anlatan doğal kalıbı öğrenin. 2. “speaks to your values” - Deyimler ve mecazi ifadeler: bir eserin gerçekten konuşmadığını, kişinin değerlerini ve kimliğini yansıttığını ya da onlarla bağ kurduğunu anlayın. 3. “had that money come out of our own pocket, it would have been devastating.” - Dil bilgisi ve cümle kalıpları: if olmadan devrik kurulan üçüncü koşul cümlesini tanıyın; bu yapı geçmişte kaçınılan bir masrafı ve doğuracağı ağır sonucu varsayar.

Bu derste

I'm an art school dropout. Kelime

0:01

Sanat okulunu yarıda bıraktım.

Kelime

an art school dropout: dropout ismi

Bu cümlede an art school dropout, sanat okuluna devam etmiş ancak dersi veya programı tamamlamadan ayrılmış bir kişiyi ifade eder. Art school okulun türünü belirtir; kişinin sanatı bıraktığı veya sanatçı olarak başarısız olduğu anlamına gelmez. Dropout, kişiyi adlandıran sayılabilen bir isimdir. Aynı fikir, drop out of fiil öbeğiyle bir olay olarak da anlatılabilir: I dropped out of art school.

Alıştırma

Okulu bitirmeden ayrılan kişiyi ifade eden isimle cümleyi tamamlayın: After one semester, Leo became a college ____.

Cevabı göster

dropout

When I was in high school,

0:03

Lisedeyken

I had got awarded a partial scholarship. Kalıp ifadeler

0:04

kısmi burs kazanmıştım.

Kalıp ifadeler

a partial scholarship: masrafların yalnızca bir kısmını karşılayan burs

A partial scholarship, öğrencinin eğitim masraflarının yalnızca bir kısmını karşılayan burstur. Kesin miktar ve uygun masraflar bursun şartlarına bağlı olsa da kalan kısmı öğrenci veya ailesi karşılamalıdır. Burada partial, mali desteğin miktarını veya kapsamını açıklar. Bursun kendisinin eksik, geçici ya da daha az geçerli olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Eğitim giderlerinin yalnızca bir kısmını ödeyen bursu ifade eden standart iki kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: The university offered Ana a ____, so she still had to pay part of the tuition.

Cevabı göster

partial scholarship

I went to class for two days.

0:06

Derslere iki gün gittim.

Two days and I was like, man, this ain't, Ton ve niyet

0:08

İki gün sonra kendi kendime, “Dostum, bu olmaz,

you know,

0:10

hani,

this ain't for me. Ton ve niyet

0:11

bu bana göre değil,” dedim.

Ton ve niyet

I was like, ile tepkiyi gündelik biçimde canlandırmak

Gündelik bir anlatıda I was like, konuşanın o andaki tepkisini aktarır. Ardından tam olarak söylenen sözler, içten geçen bir düşünce veya yaklaşık bir tavır gelebilir; burada yaşanan deneyimin konuşana uygun olmadığının fark edilmesini çerçeveler. Bu kullanımda be like, “benzemek” anlamına gelmez. Anlatıcının olayları aktarmaktan geçmişteki bir tepkiyi canlı biçimde yeniden canlandırmaya geçmesini sağlar.

Alıştırma

Konuşanın geçmişteki anlık tepkisini tanıtan gündelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: When I saw the final score, ____, 'You've got to be kidding.'

Cevabı göster

I was like

Ton ve niyet

this ain't for me: bir şeyin sana uygun olmadığını söylemek

Bu cümlede this ain't for me, “bu bana uygun değil” veya “bu, devam etmek istediğim bir şey değil” anlamına gelir. Konuşan, deneyimi kişisel olarak kendine uygun bulmadığı için reddediyor; onun başka biri için hazırlandığını söylemiyor. Yeniden kullanılabilir kalıp something + be not for + person şeklindedir: Running isn't for me; that schedule may not be for her. Burada ain't, isn't yerine geçerek ifadeyi oldukça gündelik hâle getirir.

Alıştırma

“Bana uygun değil” anlamındaki ifadenin standart kısaltılmış biçimiyle cümleyi tamamlayın: I gave the dance class a fair try, but it ____.

Cevabı göster

wasn't for me

I didn't know an artist that was actually working and making a living from art. Notlar

0:13

Gerçekten çalışan ve sanat yaparak geçimini sağlayan hiçbir sanatçı tanımıyordum.

Kelime

Working ile mesleki olarak aktif bir sanatçıyı anlatmak

Burada working, mesleki olarak aktif bir sanatçıyı niteler: kişi sanatı gerçek bir iş olarak düzenli biçimde yapar; sözcük yalnızca o anda bir eylem gerçekleştirdiğini anlatmaz. Making a living from art ifadesi bu anlamı güçlendirir. A working artist, a working actor veya a working writer gibi ifadelerde working, kişinin tam o anda çalışıp çalışmadığından bağımsız olarak, çoğu zaman o meslekte hâlen aktif olduğunu belirtir.

Alıştırma

“Nina is a working actor, although she is taking today off” cümlesinde working ne anlama gelir?

  1. Oyunculuğuyla ünlü.
  2. Tam şu anda oyunculuk yapıyor.
  3. Oyunculuk mesleğini aktif olarak sürdürüyor.
Cevabı göster

Oyunculuk mesleğini aktif olarak sürdürüyor.

Kalıp ifadeler

Make a Living from Art: sanattan geçimini sağlamak

Make a living from art, sanat yoluyla günlük yaşam için yeterli para kazanmak demektir. Make a living bir deyimdir: buradaki living, yaratılan bir hayatı değil, yaşamı sürdürmeyi sağlayan geliri veya geçim kaynağını ifade eder. Gelir kaynağını belirtmek için make a living from + isim kullanın. Paranın nasıl kazanıldığını açıklamak için make a living by + -ing biçimini de kullanabilirsiniz: She makes a living by designing book covers.

Alıştırma

Hangi cümle Maya’nın yaşamı için gereken parayı fotoğrafçılıktan kazandığını doğal biçimde ifade eder?

  1. Maya makes a living from her photography.
  2. Maya makes a life from her photography.
  3. Maya makes living for her photography.
Cevabı göster

Maya makes a living from her photography.

I didn't know that this life was even possible.

0:18

Böyle bir hayatın mümkün olduğunu bile bilmiyordum.

My name is Najee Dorsey.

0:24

Benim adım Najee Dorsey.

I'm the founder and CEO of Black Art in America.

0:25

Black Art in America'nın kurucusu ve CEO'suyum.

We're a multifaceted arts company.

0:30

Sanatın farklı alanlarında faaliyet gösteren bir şirketiz.

Our mission from the beginning has been to document, Notlar

0:33

En başından beri misyonumuz Afroamerikan görsel kültürünü belgelemek,

preserve, and promote African-American visual culture. Kültür

0:35

korumak ve tanıtmak oldu.

Dilbilgisi

Our mission from the beginning has been to ...: başlangıçtan beri süren bir misyon

Our mission from the beginning has been to ... ifadesi, misyonun başlangıçta belirlendiğini ve bugün de devam ettiğini anlatır. Has been present perfect yapısıdır; from the beginning ise başlangıç noktasını gösterir. Buradaki to, misyonu tanımlayan eylemleri getirir: to document, preserve, and promote. Başka durumlara aktarılabilecek kalıp Our mission from the beginning has been to + fiilin yalın hâlidir.

Alıştırma

Cümleyi has + be fiilinin geçmiş zaman ortacı + mastar işareti ile tamamlayın: Our mission from the beginning ____ protect local history.

Cevabı göster

has been to

Anlatım akışı

document, preserve, and promote: bir to ve üç paralel fiil

Document, preserve, and promote, yalın hâldeki üç fiilden oluşan bir listedir. Üç fiil önceki to sözcüğünü paylaşır; bu nedenle tam yapı to document, (to) preserve, and (to) promote şeklindedir. Sıralama, misyonu birbiriyle bağlantılı işler olarak düzenler: kültürü kaydetmek, güvenle korumak ve daha çok insanın onu tanımasına veya değerli bulmasına yardımcı olmak. Aynı dil bilgisi biçimini kullanmak listeyi kolay anlaşılır kılar ve ifadeye belirgin bir ritim verir.

Alıştırma

Our goal is to sonrasında üç eylemi de paralel tutan seçenek hangisidir?

  1. document local stories, preserving the recordings, and to promote the collection
  2. document local stories, preserve the recordings, and promote the collection
  3. documenting local stories, preserve the recordings, and promotion of the collection
Cevabı göster

document local stories, preserve the recordings, and promote the collection

Kültür

African-American visual culture: Afrikalı Amerikalı görsel kültürü

Burada African-American visual culture, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Afrikalı Amerikalıların tarihi, deneyimleri ve kimliğiyle şekillenmiş görsel sanatları, imgeleri ve bunlarla bağlantılı yaratıcı gelenekleri ifade eder. African-American, visual culture ifadesini niteleyen birleşik bir sıfattır ve ifadeyi ABD bağlamına yerleştirir. Bu ifade belirli tek bir görsel üslubu değil, bir kültür alanını adlandırır. Bu nedenle bir kuruluş bu alanın tarihini belgeleyebilir, eserlerini ve kayıtlarını koruyabilir, sanatçılarını ve fikirlerini tanıtabilir.

Alıştırma

Bu cümlede African-American visual culture ne anlama geliyor?

  1. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Afrikalı Amerikalıların tarihi, deneyimi ve kimliğiyle bağlantılı görsel sanat ve imgeler
  2. Afrika kıtasının herhangi bir yerinde üretilen bütün görsel kültür
  3. Yalnızca renkleri ve teknikleriyle tanımlanan değişmez tek bir resim üslubu
Cevabı göster

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Afrikalı Amerikalıların tarihi, deneyimi ve kimliğiyle bağlantılı görsel sanat ve imgeler

We do everything from mounting exhibitions, Kalıp ifadeler

0:38

Sergiler düzenlemekten

producing art fairs, and experiences,

0:40

sanat fuarları ve deneyimler hazırlamaya,

curating shows for multiple institutions. Kalıp ifadeler

0:43

farklı kurumlar için sergilerin küratörlüğünü yapmaya kadar her işi yapıyoruz.

Kalıp ifadeler

mounting exhibitions: sergiler düzenlemek

Sanat ve müzecilik İngilizcesinde mount an exhibition, bir sergiyi düzenleyip halkın karşısına çıkarmak anlamına gelir. Bu iş planlama, mekânı hazırlama, sanat eserlerini yerleştirme ve sergiyi açma gibi aşamaları içerebilir. Cümlede mounting, from sonrasında sıralanan etkinliklerden birini gösteren isim-fiildir. Bir şeyin üstüne tırmanmak veya yalnızca tek bir nesneyi bir yüzeye sabitlemek anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi düzenlemek ve sunmak anlamındaki hedef fiille tamamlayın: The city gallery plans to ____ an exhibition of student photography this spring.

Cevabı göster

mount

Kalıp ifadeler

birden fazla kurum için sergi küratörlüğü yapmak

Burada curating shows, bir sanat sergisinin içeriğinin profesyonel sorumluluğunu üstlenmek demektir. Küratör eserleri seçer veya bir araya getirir, bir tema ya da bakış açısı geliştirir ve ziyaretçilerin eserlerle nasıl karşılaşacağını planlar. shows for multiple institutions ifadesindeki shows, sanat sergileri anlamındadır; for ise küratörlük hizmetini alan müze, galeri veya diğer kurumları tanıtır. Bu nedenle ifade, birkaç şeyi seçmekten çok daha fazlasını anlatır.

Alıştırma

Eserleri profesyonel olarak seçmek ve nasıl sunulacaklarını şekillendirmek anlamına gelen sanat dünyası fiilini kullanın. Cümleyi tamamlayın: The city museum invited Lena to ____ a show about migration.

Cevabı göster

curate

We represent the work of contemporary artists. Kelime

0:46

Çağdaş sanatçıların eserlerini temsil ediyoruz.

Kelime

çağdaş sanatçıların eserlerini temsil etmek

Burada represent the work of contemporary artists, sanatçıların eserleriyle ilgili konularda onları profesyonel olarak temsil etmek demektir. Bir galeri veya ajans eserleri sergileyip tanıtabilir, alıcılarla ya da kurumlarla buluşturabilir ve satışları veya diğer fırsatları yönetebilir. Work burada sanatçıların sanatsal üretiminin tamamını anlatan, genellikle sayılamayan toplu bir sözcüktür. Bu ticari bağlamda represent bir temsilcilik ilişkisini anlatır; eserlerin sanatçıları simgelediği anlamına gelmez.

Alıştırma

Bir galeri "We represent the work of several photographers." diyor. Büyük olasılıkla ne anlatıyor?

  1. Fotoğrafçılar adına profesyonel olarak hareket ediyor ve eserlerini tanıtıyoruz.
  2. Fotoğrafları yalnızca kısa bir süre duvarlarımıza asıyoruz.
  3. Fotoğraflar, fotoğrafçıların simgeleridir.
Cevabı göster

Fotoğrafçılar adına profesyonel olarak hareket ediyor ve eserlerini tanıtıyoruz.

We work with estates and represent the work of legacy artists. Notlar

0:48

Sanatçıların mirasçılarıyla çalışıyor, iz bırakmış sanatçıların eserlerini temsil ediyoruz.

Kültür

Sanat sektöründe estates

Sanat sektöründe estates, sanatçı mirasını yöneten yapıları ifade eder: genellikle sanatçının ölümünden sonra eserlerini, haklarını, arşivlerini ve ilgili işlerini yöneten mirasçılar, kayyumlar, vakıflar veya diğer temsilciler. Yakındaki legacy artists ifadesi bu özel anlamı gösterir. Şirket, gayrimenkullerle değil, bu sanatçıların sanatsal mirasından sorumlu kişiler veya kurumlarla çalışmaktadır.

Alıştırma

Bu sanat sektörü cümlesinde estates ne anlama geliyor?

  1. Galeri binaları satan işletmeler
  2. Sanat eserlerinde gösterilen büyük kır malikâneleri
  3. Sanatçıların eserlerini ve haklarını yöneten kişiler veya kuruluşlar
Cevabı göster

Sanatçıların eserlerini ve haklarını yöneten kişiler veya kuruluşlar

Kelime

Galeri dilinde legacy artists

Galeri ve sanat piyasası dilinde legacy artists, eser bütünü kalıcı tarihsel veya kültürel öneme sahip olan ve eserleri temsil edilmeye, sergilenmeye, araştırılmaya veya satılmaya devam eden sanatçıları ifade eder. Burada bu ifade, bir sanatçının eserlerinin varlığını sürdürmesine odaklanan ticari bir kategoriyi belirtir. Yalnızca sanatçının yaşını veya hayatta olup olmadığını değil, eserlerin kalıcı önemini ve sürekli yönetimini anlatır.

Alıştırma

legacy artists ifadesinin hangi yorumu cümleye en uygun düşer?

  1. İçinde bulunduğumuz yıldan önce çalışmaya başlayan her sanatçı için kullanılan bir etiket
  2. Ölmüş her sanatçı için kullanılan kesin bir hukuk terimi
  3. Kalıcı etkiye sahip ve eserleri temsil edilmeye devam eden sanatçılar için kullanılan esnek bir sanat sektörü etiketi
Cevabı göster

Kalıcı etkiye sahip ve eserleri temsil edilmeye devam eden sanatçılar için kullanılan esnek bir sanat sektörü etiketi

I would describe our space as one of the most unique art spaces in the country. Dilbilgisi

0:52

Mekânımızı ülkenin en özgün sanat mekânlarından biri olarak tanımlarım.

Dilbilgisi

one of the most unique art spaces: one of + the + üstünlük derecesi + çoğul isim

“One of the most unique art spaces”, one of + the + üstünlük derecesi + çoğul isim yapısını izler. Konuşmacının mekânını küçük ve seçkin bir grubun tek bir üyesi olarak gösterir. one of bir grubun üyelerinden biri anlamına geldiği için üstünlük derecesinden sonraki isim art space değil, çoğul art spaces olur. Bu cümlede yapı, buranın ülkedeki tek olağanüstü sanat alanı olduğunu iddia etmeden güçlü bir övgü ifade eder.

Alıştırma

River Hall’ın yüksek puan alan bir mekân grubuna ait olduğunu söylemek için one of + the superlative + plural noun yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. River Hall is one of the most popular venue in the city.
  2. River Hall is one of the most popular venues in the city.
  3. River Hall is the one of most popular venues in the city.
Cevabı göster

River Hall is one of the most popular venues in the city.

Good to see you.

0:57

Seni görmek güzel.

Good to see you as well.

0:58

Ben de seni gördüğüme sevindim.

I appreciate you. Ton ve niyet

0:59

Çok teşekkür ederim.

Ton ve niyet

I appreciate you: kişiye odaklanan sıcak bir teşekkür

Burada “I appreciate you”, kişiye doğrudan yöneltilen bir teşekkürdür. Konuşmacı, karşısındaki kişiyi ve onun temsil ettiği desteği, ilgiyi veya emeği takdir eder; ifade öncelikle “hayranlık uyandıran niteliklerin olduğunu düşünüyorum” anlamına gelmez. Yalnızca “Thanks” demeye kıyasla, nesne you olduğu için daha sıcak ve ilişki odaklı gelebilir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız zor bir proje boyunca sizi destekledi. Sıcak ve kişinin kendisine odaklanan bir teşekkürü en doğal biçimde hangi yanıt verir?

  1. I appreciate it.
  2. I appreciate you.
  3. I admire you.
Cevabı göster

I appreciate you.

How you doing?

1:00

Nasılsın?

I want people to feel welcome.

1:04

İnsanların kendilerini hoş karşılanmış hissetmelerini istiyorum.

The reason why it's important for black people to feel welcome coming into this space is because the stories Dilbilgisi

1:06

Siyahların bu mekâna girdiklerinde kendilerini hoş karşılanmış hissetmeleri önemli, çünkü

that we're telling through art is about them.

1:12

sanat yoluyla anlattığımız hikâyeler onları anlatıyor.

Dilbilgisi

The reason why ... is because ... konuşma dilinde neden bildiren bir kalıp olarak

“The reason why ... is because ...” önce açıklanması gereken konuyu, ardından asıl nedeni verir. Bu cümlede ilk bölüm, neyin açıklanması gerektiğini—hoş karşılanmış hissetmenin neden önemli olduğunu—belirtir; because yan cümlesi de cevabı verir. Bu kalıp, neden fikrini tekrarlasa da doğaçlama konuşmada yaygın ve anlaşılırdır. Dikkatle düzenlenmiş İngilizcede daha kısa olan “The reason ... is that ...” kalıbı genellikle tercih edilir. Açıklamanın içindeki özne-yüklem uyumuna da dikkat edilmelidir: çoğul “stories”, “is” değil “are” alır.

Alıştırma

Şu ifadeyi değerlendirin: “The reason why ... is because ...” konuşmada yaygın ve anlaşılırdır; ancak resmî olarak düzenlenmiş İngilizcede “The reason ... is that ...” genellikle daha kısadır.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Doğru

Their lived experiences and the experiences of their ancestors, Notlar

1:15

Onların yaşadıklarını ve atalarının deneyimlerini,

our ancestors, our history.

1:18

atalarımızı ve tarihimizi anlatıyor.

Kelime

Their lived experiences: bizzat yaşanmış gerçeklikler

“their lived experiences” ifadesinde lived, “kişisel olarak deneyimlenmiş” anlamında bir sıfattır. İfade, insanların gerçekten yaşadığı olay ve koşulları ve bu deneyimlerin onlara kazandırdığı anlayışı anlatır; yalnızca istatistik, teori veya gözlem yoluyla edinilen bilgiden ayrılır. Burada ifade, sanatta temsil edilen insanlarla onların atalarının deneyimleri arasında bağ kurar. Daha genel olarak, bir konudan doğrudan etkilenen kişilerin bakış açısını öne çıkarmaya yardımcı olur.

Alıştırma

Bir toplum raporu, bölge sakinlerinin bizzat yaşadıklarını vurgulamak istiyor. Hangi ifade en uygundur?

  1. their lived experiences
  2. their work experience
  3. their historical research
Cevabı göster

their lived experiences

Anlatım akışı

their ancestors ifadesinden our ancestors, our history ifadesine geçiş

Cümle their ancestors ifadesinden our ancestors ifadesine, ardından da our history ifadesine geçer. Bu zamir değişimi bilinçlidir: konuşmacı önce dinleyicilerin atalarından devraldığı deneyimlerden söz eder, sonra bu deneyimleri hem konuşmacının hem dinleyicilerin paylaştığı bir tarihin içine yerleştirir. Tekrarlanan sıra bakış açısını adım adım genişletir: their ancestors → our ancestors → our history. Konuşmada üçüncü şahıs their ifadesinden birinci çoğul şahıs our ifadesine geçmek, başka bir grubu anlatmayı ortak kimlik ve aidiyet bildirimine dönüştürebilir.

Alıştırma

Bu cümlede their ancestors ifadesinden our ancestors, our history ifadesine geçişin temel işlevi nedir?

  1. Konuşmacının tarihini dinleyicilerin tarihinden ayırır.
  2. Dinleyicilerin atalarına ait deneyimi paylaşılan ortak bir kimliğin içine alır.
  3. Ataların kim olduğuyla ilgili daha önceki bir hatayı düzeltir.
Cevabı göster

Dinleyicilerin atalarına ait deneyimi paylaşılan ortak bir kimliğin içine alır.

We want them to understand that it's accessible. Kelime

1:20

Bunun herkes için erişilebilir olduğunu anlamalarını istiyoruz.

Kelime

It's accessible: katılıma ve anlamaya açık

Burada accessible, insanların gereksiz engellerle karşılaşmadan sanat deneyimine yaklaşabilmesi, içeri girebilmesi, katılabilmesi ve onu anlayabilmesi anlamına gelir. Yalnızca fiziksel erişimi değil, etkileşimin kolaylığını anlatır. Erişimin tam olarak hangi türde olduğu bağlama göre belirlenir. Bir kültür kurumunda accessible; davetkâr mekânları, anlaşılır bilgileri, sanatçılarla tanışma fırsatlarını veya etkinliklere kolayca katılma yollarını kapsayabilir. Kendiliğinden ucuz anlamına gelmez.

Alıştırma

We want them to understand that it's accessible cümlesinde, bir kültür kurumu bağlamında accessible sözcüğü büyük olasılıkla ne anlama gelir?

  1. Orada satılan her şey ucuzdur.
  2. Biletler şu anda mevcuttur.
  3. Binanın engellilik erişimiyle ilgili her koşulu karşıladığı garanti edilir.
  4. İnsanlar deneyime yaklaşabilir, katılabilir ve onu anlayabilir.
Cevabı göster

İnsanlar deneyime yaklaşabilir, katılabilir ve onu anlayabilir.

And it's accessible through, you know,

1:23

Ve buna, hani,

coming in and touring the galleries, Anlatım akışı

1:25

gelip galerileri gezerek,

meeting the artists,

1:27

sanatçılarla tanışarak,

taking in the programming. Notlar

1:29

programlara katılarak erişebilirler.

Anlatım akışı

coming in..., meeting..., taking in...: paralel bir -ing listesi

Burada through, mekânın erişilebilir olmasını sağlayan yolu tanıtır. Soyut iddia, ziyaretçilerin gerçekten yapabileceği eylemlerle hemen somutlaştırılır. Listede üç paralel -ing birimi vardır: coming in and touring the galleries; meeting the artists; ve taking in the programming. Meeting ve taking, coming ile aynı dil bilgisel düzeydedir; touring fiilinin nesneleri değildir. -ing biçiminin tekrarlanması bilgiyi takip etmeyi kolaylaştırır ve genel bir iddiayı somutlaştırmak için yeniden kullanılabilir bir yöntem sunar.

Alıştırma

Hangi cümlede through sözcüğünden sonra açık bir paralel liste kullanılmıştır?

  1. You can build experience through volunteering at events, attending workshops, and practicing at home.
  2. You can build experience through volunteering at events, workshops, and to practice at home.
  3. You can build experience through volunteer at events, attending workshops, and home practice.
Cevabı göster

You can build experience through volunteering at events, attending workshops, and practicing at home.

Öbek fiiller

taking in: kültürel programı deneyimlemek

Bu bağlamda take in, bir şeyi izlemek, deneyimlemek ve zihinsel olarak özümsemek anlamına gelir. Taking in the programming, galerinin planladığı etkinlikleri deneyimlemek demektir; buradaki programming bilgisayar kodunu değil, kültürel etkinlikleri ifade eder. Amaçlanan anlam, nesne ve ortamdan çıkar. Gösteriler, sergiler, görülecek yerler veya manzaralarla kullanılan take in, kişiyi çoğunlukla deneyime dikkat veren bir izleyici ya da gözlemci olarak gösterir; bir şeyi fiziksel olarak içeri taşımak anlamına gelmez.

Alıştırma

İki turist bir caz konserini izleyici olarak seyretti. Bu anlamı en iyi hangi cümle ifade eder?

  1. We took over a jazz concert after dinner.
  2. We took in a jazz concert after dinner.
  3. We took part in a jazz concert after dinner.
Cevabı göster

We took in a jazz concert after dinner.

Kelime

Bir kültür kurumunda programming sözcüğünün anlamı

Burada programming, bir kültür kurumunun planlayıp halka sunduğu düzenli etkinlik ve faaliyetlerin tümü anlamına gelir; konuşmalar, atölyeler, gösteriler, turlar veya sergiyle bağlantılı etkinlikler buna örnektir. “Galerileri gezmek, sanatçılarla tanışmak, programming kapsamındaki etkinliklere katılmak” sıralamasında bu sözcük, ziyaretçilerin kurumla etkileşime geçmesinin başka bir yolunu adlandırır. Galeri bağlamı, kurumsal etkinlik anlamını seçtirir.

Alıştırma

Altyazıdaki “the programming” büyük olasılıkla neyi ifade ediyor?

  1. Televizyon programlarını bir yayın akışına yerleştirmek
  2. Galerinin planladığı halka açık etkinlik ve faaliyetler
  3. Galerinin internet sitesi için bilgisayar kodu yazmak
Cevabı göster

Galerinin planladığı halka açık etkinlik ve faaliyetler

You can go to a gallery and be overwhelmed with the price,

1:30

Bir galeriye gidip fiyatlar karşısında afallayabilirsiniz;

you know, 5,000, 10, 20, 50,000.

1:33

hani 5 bin, 10 bin, 20 bin, 50 bin dolar.

When I talk to people about collecting and living with art, Kelime

1:37

İnsanlarla sanat eseri koleksiyonu yapmak ve sanatla iç içe yaşamak hakkında konuşurken

I'm talking to them about a holistic thing.

1:39

bunun hayatın bütününü kapsayan bir şey olduğunu anlatıyorum.

Kelime

Gündelik bir ilişki olarak living with art

Burada living with art, sanat eserlerini kişinin gündelik çevresinin bir parçası hâline getirmesi ve onları zaman içinde deneyimlemesi anlamına gelir. Bu çoğu zaman eserleri evde bulundurmayı veya sergilemeyi içerir. İfade, koleksiyon yapmayı yalnızca satın alma eylemi olarak değil, sanatla devam eden bir ilişki olarak sunar. Bir sanatçıyla aynı evde yaşamak anlamına gelmez.

Alıştırma

Sanat eserlerini gündelik çevrenin bir parçası hâline getirmek anlamındaki sanat dünyası ifadesini tamamlayın: A small photograph can help a student ____ even in a rented room.

Cevabı göster

live with art

So, we've got works in here

1:42

Yani burada

that'll start from like $200 on up. Kalıp ifadeler

1:44

yaklaşık 200 dolardan başlayan eserlerimiz var.

Kalıp ifadeler

start from like $200 on up: yaklaşık 200 dolardan yukarı

start from like $200 ifadesinde like, konuşmada yaklaşık bir değer belirtir: Konuşan kişi tam olarak değil, yaklaşık 200 dolar demektedir. İfade, 200 doları yaklaşık bir başlangıç fiyatı olarak sunar. on up, aralığı yukarı doğru açık bırakır. Sözcükler birlikte, bazı eserlerin bu alt sınıra yakın bir fiyata alınabileceğini, bazılarının ise daha pahalı olabileceğini anlatır; bir üst sınır verilmez.

Alıştırma

Burada start from like $200 on up ne anlama geliyor?

  1. 200 dolar kesin üst sınırdır.
  2. Yaklaşık 200 dolar en düşük fiyattır ve fiyatlar daha yüksek olabilir.
  3. Her eser tam olarak 200 dolardır.
Cevabı göster

Yaklaşık 200 dolar en düşük fiyattır ve fiyatlar daha yüksek olabilir.

Images have power.

1:47

Görsellerin gücü vardır.

When you have something that's affirming in your home Kelime

1:49

Evinizde kimliğinizi olumlayan,

that speaks to your values of Deyimler

1:51

değerlerinizi,

who you are, and your history,

1:52

kim olduğunuzu ve tarihinizi yansıtan bir şey varsa,

all that is important.

1:54

bunların hepsi önemlidir.

Kelime

kimliği ve değerleri destekleme anlamında affirming

Burada affirming, bir kişiye tanındığını, desteklendiğini veya olumlu biçimde yansıtıldığını hissettiren bir şeyi tanımlayan sıfattır. Ardından gelen değer, kimlik ve geçmiş göndermeleri, nesnenin neyi desteklediğini açıklar. Buradaki anlam, bir ifadenin gerçekten doğru olduğunu doğrulamak değil, nesnenin kişinin benlik algısı üzerindeki etkisidir. Başka bağlamlarda affirming, insanların kimliklerini veya deneyimlerini geçerli ve değerli kılan sanat, dil, mekân veya ilişkileri de tanımlayabilir.

Alıştırma

Hangi durum örnekteki affirming anlamına en uygundur?

  1. Bir sanat eseri, birine kimliğinin ve geçmişinin tanındığını hissettirir.
  2. Bir makbuz, ödemenin yapıldığını kanıtlar.
  3. Bir takvim, toplantının planlandığını gösterir.
Cevabı göster

Bir sanat eseri, birine kimliğinin ve geçmişinin tanındığını hissettirir.

Deyimler

“speaks to your values” ifadesinin mecaz anlamı

Burada “speaks to your values” mecaz anlamda kullanılır. Eşyanın, senin için önemli olan şeyleri ifade etmesi, yansıtması veya bunlarla bağlantı kurması demektir; eşyanın gerçekten konuştuğu anlamına gelmez. “speak to + değer, kaygı veya deneyim” yapısı, bir şeyin bu konularla ilgili olduğunu ve kişiye anlamlı geldiğini anlatır. Bu cümlede eşya, evi konuşan kişinin kimliği ve geçmişiyle bağlar.

Alıştırma

“The song speaks to her hopes for the future” cümlesinde “speaks to” ne anlama gelir?

  1. Umutlarını açıklamasını ister.
  2. Gelecek hakkında onunla yüksek sesle konuşur.
  3. Onun için önemli olan bir şeyle bağlantı kurar ve onu ifade eder.
Cevabı göster

Onun için önemli olan bir şeyle bağlantı kurar ve onu ifade eder.

And so, that's another great reason for people to consider living with art. Dilbilgisi

1:56

Bu da insanların sanatla iç içe yaşamayı düşünmeleri için harika bir başka nedendir.

Dilbilgisi

“consider living with art” ve consider sonrasında gerund

Burada consider, olası bir seçeneği dikkatlice düşünmek anlamına gelir. “Living with art”, düşünülen eylemdir: sanatı evin ya da günlük yaşamın bir parçası hâline getirmek demektir; bir sanat eserine yalnızca bir kez bakmak anlamına gelmez. Consider fiilinin hemen ardından bir eylem geldiğinde -ing biçimi kullanılır: consider + fiil-ing. Bu cümlede ifade, sanatla yaşamayı verilmiş bir karar olarak değil, bir seçenek olarak sunar.

Alıştırma

Kapıları açmanın hâlâ bir olasılık olduğunu göstermek için consider fiilini doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The museum is considering to open the doors after dark.
  2. The museum is considering opening the doors after dark.
  3. The museum is considering open the doors after dark.
Cevabı göster

The museum is considering opening the doors after dark.

Hey man, you see my message from this morning?

1:59

Dostum, bu sabah gönderdiğim mesajı gördün mü?

Oh, perfect man.

2:02

Ah, harika dostum.

You might be able to you go

2:03

Belki gidebilirsin…

how far away are you?

2:03

Ne kadar uzaktasın?

As a small business owner, Dilbilgisi

2:04

Küçük bir işletme sahibi için

risk is a real thing particularly with art. Kalıp ifadeler

2:06

risk, özellikle sanat söz konusu olduğunda, son derece gerçek bir mesele.

Dilbilgisi

As a small business owner, ile bakış açısını role göre çerçevelemek

Cümle başındaki As + rol, o rolün sıfatıyla anlamına gelir. Ardından gelen ifadeyi konuşanın konumuna dayanan bir bakış açısı veya değerlendirme olarak çerçeveler; burada As tek başına çünkü ya da -dığında anlamına gelmez. Rol ifadesi normalde ana cümlenin öznesini tanımlar: As a small business owner, I take risk seriously. Altyazıda amaçlanan bakış açısı işletme sahibine aittir, ancak dilbilgisel özne risk sözcüğüdür. Bu nedenle düzenlenmiş İngilizcede For a small business owner, risk is a real thing kullanılır veya ana cümle I öznesiyle yeniden yazılır.

Alıştırma

Konuşanın rolünü veya sıfatını belirten kelimeyle cümleyi tamamlayın: ____ a school counselor, I have to protect students' private information.

Cevabı göster

As

Kalıp ifadeler

risk is a real thing: bir kaygının gerçek olduğunu vurgulamak

Günlük konuşmadaki X is a real thing kalıbında thing, fiziksel bir nesne değil, gerçekten var olan bir sorun, deneyim veya olgu anlamına gelir. Konuşan kişi, meseleyi yalnızca varsayımsal bir şey olarak görmek yerine gerçekten var olduğunu ve dikkate alınması gerektiğini vurgular. Burada risk, özellikle sanatla uğraşırken karşılaşılan somut bir ticari kaygı olarak sunulur.

Alıştırma

Sorunun gerçekten var olduğunu vurgulayan günlük konuşma ifadesiyle cümleyi tamamlayın: Online harassment ____, and schools need a plan to address it.

Cevabı göster

is a real thing

You know, I mean the works are expensive

2:08

Yani eserler pahalı

and the quantity we have a lot of

2:10

ve şu anda galeride

in the gallery right now.

2:12

çok sayıda eserimiz var.

We probably got 3/4 of a million dollars worth of art. Dilbilgisi

2:13

Muhtemelen 750 bin dolar değerinde sanat eserimiz var.

Dilbilgisi

3/4 of a million dollars' worth of art: yaklaşık 750.000 dolar değerinde sanat eseri

Vurgulanan ifade, sanat eserlerinin değerini bir milyon doların dörtte üçü, yani yaklaşık 750.000 dolar olarak tahmin eder. Burada worth of, para miktarını o değere sahip mallara bağlar. Başka durumlarda da kullanılabilen yapı amount + worth of + noun şeklindedir: two hundred dollars' worth of books. Özenli yazıda çoğul para biriminde s harfinden sonra kesme işareti kullanılarak dollars' worth yazılır. Bu işaret konuşmada duyulmadığı için resmî olmayan altyazılarda atlanabilir.

Alıştırma

Değer bildiren ifadeyi tamamlayın: The library bought two thousand ____ science books.

Cevabı göster

dollars' worth of

We do the best job we can at mitigating risk Kalıp ifadeler

2:16

Riski azaltmak için elimizden geleni yapıyoruz

Kalıp ifadeler

mitigating risk: riski azaltmak

Bu cümlede mitigating risk, zararın ortaya çıkma olasılığını veya etkilerinin ciddiyetini azaltmak anlamına gelir. Riskin tamamen ortadan kalkacağını ifade etmez. Mitigate fiili, risk sözcüğünü doğrudan nesne olarak alır. Bu resmî fiil; koruyucu önlemleri, sigortayı, planlamayı veya bir tehlikeyi daha yönetilebilir hâle getiren başka adımları anlatırken yaygındır.

Alıştırma

Bir ekip ek güvenlik kontrolleri uyguluyor. Bu kontroller tehlikeyi azaltıyor ancak tamamen ortadan kaldıramıyor. En doğru cümle hangisidir?

  1. The checks mitigate the risk of accidents.
  2. The checks eliminate the risk of accidents.
  3. The checks ignore the risk of accidents.
Cevabı göster

The checks mitigate the risk of accidents.

but when times come, you know,

2:18

ama bir şey olduğunda, hani,

we got to have insurance

2:20

sigortamızın olması gerekiyor.

and when things come up, unexpected problems, Öbek fiiller

2:21

Beklenmedik sorunlar çıktığında da

Öbek fiiller

things come up: beklenmedik durumlar ortaya çıkar

Burada things come up, durumların ya da sorunların beklenmedik biçimde ortaya çıkıp ilgilenilmesi gerektiği anlamına gelir. come up burada geçişsizdir: things öznedir ve eylemi bir kişi bilinçli olarak gerçekleştirmez. Bu, come up ifadesinin gerçek anlamlı olmayan bir kullanımıdır. Something comes up kalıbı yeni bir sorun, görev, fırsat ya da olayın ortaya çıktığını söylemenin yaygın bir yoludur.

Alıştırma

Beklenmedik bir sorunun ortaya çıktığını anlatan ifadeyi seçin: An urgent issue _____ while the team was preparing the report.

  1. came up
  2. came up with a solution
  3. brought it up
Cevabı göster

came up

had that money come out of our own pocket, Notlar

2:23

o parayı kendi cebimizden ödemek zorunda kalsaydık,

it would have been devastating.

2:25

bizim için yıkıcı olurdu.

Dilbilgisi

Had ... come out ..., it would have been ...: devrik üçüncü koşul yapısı

Had that money come out of our own pocket, devrik bir üçüncü koşul cümleciğidir. If that money had come out of our own pocket ile aynı anlama gelir. had öznenin önüne getirildiğinde if kaldırılır; come, had’den sonra kullanılan past participle biçimidir. it would have been devastating sonucu, gerçekleşmemiş bir geçmiş durumun hayalî sonucunu anlatır. Cümle, o parayı kendilerinin ödemek zorunda kalmadığını ve böylece yıkıcı sonucun önlendiğini ima eder. Yeniden kullanılabilen kalıp Had + özne + past participle, ... would have + past participle şeklindedir.

Alıştırma

if cümleciğini devrik bir üçüncü koşul yapısı olarak yeniden yazın. If we had not checked the weather forecast, we would have left without umbrellas. → ____ the weather forecast, we would have left without umbrellas.

Cevabı göster

Had we not checked

Deyimler

come out of our own pocket: kendi cebimizden ödemek

Bu cümlede “come out of our own pocket”, konuşan kişilerin masrafı kendi paralarıyla karşılamak zorunda kalacakları anlamına gelir. Para sigortadan, geri ödemeden veya başka bir dış kaynaktan gelmeyecekti. Kalıp “money or costs come out of someone’s pocket” şeklindedir. Burada masraf öznedir; bu nedenle ifade, ödeme eyleminden çok paranın kaynağına odaklanır.

Alıştırma

Şirketimizin kendi kaynaklarını kullanacağını belirten hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: If the insurer rejected the claim, the repair costs would have to ____.

Cevabı göster

come out of our own pocket

Hey what's up?

2:26

Hey, ne haber?

Great It's been a minute. Deyimler

2:28

Harika. Görüşmeyeli uzun zaman oldu.

Deyimler

It's been a minute.: görüşmeyeli epey oldu

Bu selamlaşmada “It’s been a minute”, “oldukça uzun zaman oldu” anlamına gelen gündelik bir Amerikan İngilizcesi ifadesidir. Konuşan kişi gerçek bir dakikayı ölçmez; “a minute” sözünü daha uzun bir süreyi hafif ve şakacı biçimde anlatmak için kullanır. Birisiyle yeniden görüşürken veya ara verdikten sonra bir etkinliğe dönerken sıkça kullanılır. Eksik ayrıntı bağlamdan anlaşılır: “It’s been a minute since we saw each other.”

Alıştırma

Birkaç aydır görmediğiniz bir arkadaşınızla karşılaşıyorsunuz. Hangi gündelik cümle duruma en uygundur?

  1. It's been one minute.
  2. See you in a minute.
  3. It's been a minute.
Cevabı göster

It's been a minute.

How you doing?

2:29

Nasılsın?

Always good to see you.

2:31

Seni görmek her zaman güzel.

See you too.

2:32

Seni görmek de güzel.

And how's business?

2:33

İşler nasıl?

Natalie Reid is my State Farm agent.

2:34

Natalie Reid benim State Farm acentem.

You want to take a look? Ton ve niyet

2:36

Bir göz atmak ister misin?

Ton ve niyet

Rahat bir davet olarak You want to take a look?

Bu cümlede You want to take a look? bildirme cümlesi söz dizimini kullanır, ancak evet-hayır sorusu işlevi görür. Rahat konuşmalarda soru amacı açık olduğunda cümle başındaki do yardımcı fiili sık sık atılır; yükselen tonlama ve bağlam bunun bir davet olduğunu gösterir. Buradaki take a look, bir şeye kısaca bakmak veya onu incelemek anlamına gelir. Konuşan kişi, dinleyicinin bunu istediğini ileri sürmez; ona rahat bir biçimde bakma fırsatı sunar.

Alıştırma

Cümle başındaki do yardımcı fiilini atan doğal ve rahat davet hangisidir?

  1. You want to take a look?
  2. You want take a look?
  3. Want you to take a look?
Cevabı göster

You want to take a look?

Oh, sure. Absolutely.

2:37

Tabii. Kesinlikle.

Cool.

2:38

Harika.

You know, I've been talking to you about the work of Traci Mims. Dilbilgisi

2:38

Biliyorsun, sana Traci Mims'in eserlerinden bahsediyordum.

Dilbilgisi

Yakın dönemde süren veya tekrarlanan konuşmalar için I've been talking to you about ...

I've been talking, present perfect continuous yapısındadır: have + been + fiilin -ing biçimi. Konuşma eylemini şimdiden önce başlamış ve mevcut konuşmayla hâlâ ilgili olan bir etkinlik olarak sunar. Bu bağlamda, yakın bir dönem boyunca tekrarlanan konuşmaları anlatabilir; geçmişten şimdiye kadar kesintisiz süren tek bir konuşma olmak zorunda değildir. Bu yapı, konuşmacının her bir zamanı belirtmeden süren veya tekrarlanan bir konuyu bugünkü konuşmaya taşımasını sağlar.

Alıştırma

Cümleyi talk to fiilinin present perfect continuous biçimiyle tamamlayın: This issue is still important, and I ____ you about it for weeks.

Cevabı göster

have been talking to

A few years ago,

2:41

Birkaç yıl önce

a friend of mine invited me to an art event here at the gallery Dilbilgisi

2:42

bir arkadaşım beni burada, galerideki bir sanat etkinliğine davet etti.

Dilbilgisi

a friend of mine: çift iyelik yapısı

A friend of mine, a/an + isim + of + bağımsız iyelik zamiri biçimindeki çift iyelik yapısını kullanır. Burada mine, sahiplik ilişkisinin konuşana ait olduğunu belirtir; tüm ifade de konuşanın arkadaş grubundan bir kişiyi seçer: arkadaşlarımdan biri. İsim öbeği a ile başladığı için kişinin hangi arkadaş olduğu belirtilmeden tanıtılmasını sağlar. Aynı yapı a colleague of hers, an idea of his ve a neighbor of ours ifadelerine de aktarılabilir. of sonrasında me gibi nesne zamirleri değil; mine, yours, his, hers, ours veya theirs kullanılmalıdır.

Alıştırma

Cümleyi ‘arkadaşlarımdan biri’ anlamına gelen doğal çift iyelik yapısıyla tamamlayın: A ____ invited me to the exhibition.

Cevabı göster

friend of mine

and I do like art, so of course I came Dilbilgisi

2:47

Ben de sanatı sevdiğim için elbette geldim

Dilbilgisi

I do like art içindeki vurgulu do

Olumlu bir cümlede vurgu yapmak için do yardımcı fiili, fiilin yalın biçiminden önce eklenebilir. I do like art yalnızca “sanatı seviyorum” değil, “sanatı gerçekten seviyorum” anlamına gelir; konuşan kişi bu sevginin gerçek olduğunu vurgular veya olası bir şüpheyi giderir. I, you, we ve they ile do; he, she ve it ile does; geçmiş zaman için did kullanılır. Ardından daima fiilin yalın biçimi gelir: she does like it denir, she does likes it denmez. Bu cümlede vurgu, konuşanın gelme nedenini güçlendirir.

Alıştırma

Birisi Maya'nın klasik müzikten hoşlandığından şüphe ediyor. Onun düzeltmesini vurgulu yardımcı fiille tamamlayın: I ____ enjoy classical music.

Cevabı göster

do

and I won a piece of work Kelime

2:50

ve bir eser kazandım.

that Najee raffled off at the dinner. Öbek fiiller

2:52

Najee bu eseri yemekte çekilişle hediye etmişti.

Kelime

Bir sanat eseri anlamındaki a piece of work

Bu galeri ve çekiliş bağlamında a piece of work tek bir sanat eseri demektir. Buradaki work, emek ya da görev değil, bir sanatçının yarattığı şeyi ifade eder. work bu anlamdayken piece onu sayılabilir hâle getirir: one piece of work, several pieces of work. Kazanma ve çekilişle ilgili bağlam, ifadenin ödül olarak sunulan bir nesneyi anlattığını gösterir.

Alıştırma

Cümlede a piece of work neye gönderme yapıyor?

  1. Hâlâ tamamlanması gereken bir görev
  2. Tek bir sanat eseri
  3. Geçinmesi zor bir kişi
Cevabı göster

Tek bir sanat eseri

Öbek fiiller

raffled off: bir şeyi rastgele çekilişle vermek

Raffled off, ayrılabilir raffle off öbek fiilinin geçmiş zaman biçimidir. Bir eşyanın çekiliş ödülü yapıldığını ve alıcının genellikle bilet sahipleri veya katılımcılar arasından rastgele seçildiğini ifade eder. Bu cümlede Najee sanat eserini çekiliş ödülü olarak sundu ve konuşan kişi onu kazandı. İfade, nesnenin sadece ücretsiz verildiğini değil, hangi yöntemle dağıtıldığını anlatır.

Alıştırma

“Biletler arasından rastgele çekilişle ödül vermek” anlamındaki öbek fiille İngilizce cümleyi tamamlayın: At the school fundraiser, they will ____ a donated bicycle, and one ticket holder will win it.

Cevabı göster

raffle off

And told him what I did Kelime

2:55

Ona ne iş yaptığımı söyledim,

Kelime

what I did ... İşten dolaylı olarak söz etmek

Bu cümlede what I did, told fiilinden sonra gelen bir isim cümleciğidir. Çevredeki konuşma bir sigorta acentesi bulmakla ilgili olduğu için burada belirli bir geçmiş eylemi değil, yaptığım işin veya mesleğin ne olduğunu anlatır. did geçmiş zaman biçimi geçmişteki bir anlatıma uyar; ancak ifade tek başına belirsiz olabilir. Bunun bir kişinin işi mi yoksa yaptığı belirli bir şey mi olduğunu yakın bağlama göre belirleyin.

Alıştırma

Bir tanışma etkinliğinde Leo şöyle diyor: “I told her what I did, and she asked for my business card.” Burada what I did büyük olasılıkla ne anlama geliyor?

  1. tanışma etkinliğinde olanlar
  2. Leo’nun yaptığı iş veya sahip olduğu meslek
  3. Leo’nun o gün daha önce yaptığı belirli bir şey
Cevabı göster

Leo’nun yaptığı iş veya sahip olduğu meslek

and he said he was looking for an insurance agent really to cover the artwork. Kelime

2:57

o da sanat eserlerini güvence altına alacak bir sigorta acentesi aradığını söyledi.

Kelime

cover the artwork. ... Bir poliçenin sanat eserini güvence altına aldığını söylemek

Burada cover, sigortacılıkta kullanılan bir fiildir. To cover the artwork, bir sigorta poliçesinin sanat eserini kapsamına alması ve hasar ya da hırsızlık gibi poliçe kapsamında bulunan bir kayıp gerçekleştiğinde kararlaştırılmış mali korumayı sağlaması demektir. Bu ifade her sorun için ödeme yapılacağını garanti etmez. Gerçekte hangi durumların kapsandığını poliçenin şartları, limitleri ve istisnaları belirler.

Alıştırma

“The museum bought a policy to cover the sculpture during shipping” cümlesinde cover burada ne anlama geliyor?

  1. heykel hakkında bir rapor yazmak
  2. heykel için sigorta koruması sağlamak
  3. heykelin üzerine fiziksel bir katman koymak
Cevabı göster

heykel için sigorta koruması sağlamak

But with State Farm, we actually not only cover the artwork, Dilbilgisi

3:02

Ancak State Farm olarak yalnızca sanat eserlerini güvence altına almakla kalmıyoruz,

we also insure the building as well.

3:05

binayı da sigortalıyoruz.

Dilbilgisi

not only cover ... also insure ...: paralel bir eylem eklemek

Bu cümlede not only, cover the artwork eylemini; also ise eklenen insure the building eylemini tanıtır. İkinci eylem hizmetin kapsamını genişletir ve ek, çoğu zaman daha güçlü bir nokta olarak sunulur. Her iki taraf da aynı öznenin ne yaptığını anlattığı için fiil öbekleri paralel olmalıdır. Özenli yazı diline aktarılabilecek kalıp özne + not only + fiil öbeği + but also + paralel fiil öbeği biçimindedir.

Alıştırma

Cümleyi standart bağıntılı yapıyla tamamlayın: The new schedule ____ gives us more time ____ reduces stress.

Cevabı göster

not only · but also

You got, the print that you got was from Al.

3:07

Aldığın baskı Al'dandı.

Yeah.

3:09

Evet.

As a small business,

3:10

Küçük bir işletme sahibi olarak

the last thing I need to worry about are losses that I can't manage Deyimler

3:11

en son isteyeceğim şey, başa çıkamayacağım kayıpları

or things that I can't control that can put me out of business. Kalıp ifadeler

3:15

ya da kontrolüm dışında gelişip işimi kapatmama yol açabilecek durumları dert etmek.

Deyimler

the last thing I need to worry about: özellikle istenmeyen bir yük

Bu cümlede the last thing I need to worry about, bir listedeki zamansal olarak son maddeyi belirtmez. Konuşanın endişelerine özellikle eklenmesini istemediği bir şeyi ifade eder ve hayal kırıklığı ile aşırı yük altında olma hissini vurgular. Aktarılabilir the last thing + özne + need/want + is ... kalıbı, bir durumu özellikle istenmeyen bir yük olarak sunar. Burada to worry about, need ifadesini tamamlar ve konuşanın kaçınmak istediği yükü belirtir.

Alıştırma

Özellikle istenmeyen ek bir yükü anlatan deyimsel kalıbı kullanın: After paying for the repairs, ____ is another unexpected bill.

Cevabı göster

the last thing I need

Kalıp ifadeler

put me out of business: işimi kapatmak zorunda bırakmak

Put someone out of business, bir kişinin işletmesinin faaliyetini durdurmasına neden olmak veya o kişinin işletmeyi sürdürmesini imkânsız hâle getirmek demektir. Buradaki me, konuşanın fiziksel konumunu değil, işletme sahibi rolündeki konuşanı ifade eder. Yapı, sebep + put + kişi veya şirket + out of business şeklindedir. Dışarıdan gelen bir olayı kapanmanın nedeni olarak gösterir.

Alıştırma

Şirketimizi faaliyetlerini durdurmaya zorlamak anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: One more major loss could ____.

Cevabı göster

put us out of business

And thankfully,

3:19

Neyse ki

working with Natalie Reid, my State Farm agent,

3:20

State Farm acentem Natalie Reid ile çalıştığım için

those are certain things I don't have to think about and it means a lot. Notlar

3:22

bunları düşünmek zorunda değilim ve bu benim için çok önemli.

Dilbilgisi

I don't have to think about: bununla ilgilenmek zorunda olmamak

Don't have to + fiilin yalın hâli, bir eylemin gerekli olmadığını belirtir. Eylemi yapmama seçeneği verir; eylemin imkânsız veya yasak olduğunu söylemez. Bu cümlede I don't have to think about, konuşanın artık bu risklere dikkat etmesi veya bunlar için endişelenmesi gerekmediğini ifade eder. Think about burada yalnızca aklına bir düşünce gelmesi değil, bir şeyi değerlendirmek veya onunla ilgilenmek anlamındadır.

Alıştırma

Bir müze ücretsiz dolaplar sunuyor, ancak dolap kullanmak isteğe bağlı. Hangi cümle ziyaretçilerin dolap kullanmamayı seçebileceğini belirtir?

  1. Visitors don't have to use a locker.
  2. Visitors mustn't use a locker.
  3. Visitors can't use a locker.
Cevabı göster

Visitors don't have to use a locker.

Deyimler

It means a lot: içten takdir ifade etmek

Bu cümlede it, konuşanın aldığı pratik yardımı ve bunun sağladığı güven duygusunu ifade eder. Means a lot, bu desteğin duygusal açıdan çok önemli olduğunu ve derinden takdir edildiğini anlatır. Buradaki a lot, büyük bir sayı ya da miktarı değil, yüksek derecede kişisel değer ve önemi ifade eder. It/That means a lot (to me) kalıbı; nezakete, desteğe, övgüye veya düşünceli bir davranışa içtenlikle karşılık vermenin tekrar kullanılabilir bir yoludur.

Alıştırma

Yanıtı It ile başlayan hedef ifadeyle tamamlayın: “Thank you for checking in every day. ____!”

Cevabı göster

It means a lot

I love working with customers like Najee because he's passionate about his work Kalıp ifadeler

3:29

Najee gibi müşterilerle çalışmayı seviyorum, çünkü yaptığı işe

and the artists that he worked with.

3:34

ve birlikte çalıştığı sanatçılara tutkuyla bağlı.

Kalıp ifadeler

Passionate about: sıfat-edat kalıbı

Passionate about, bir konuya, etkinliğe ya da amaca karşı güçlü ve sürekli bir coşku veya bağlılık duymak anlamına gelir. Bu cümlede Najee’nin yalnızca geçici bir hoşlanması değil, adanmışlığı olumlu biçimde değerlendiriliyor. Sıfat kalıbı be passionate about + isim/zamir/-ing biçimidir. Burada about hem his work hem de the artists that he worked with ögelerini yönetir.

Alıştırma

İngilizce cümleyi passionate sözcüğünden sonra gereken edatla tamamlayın: “After years of volunteering, Maya is passionate ____ improving public parks.”

Cevabı göster

about

So, through him I've been able to meet other artists, Notlar

3:36

Onun sayesinde başka sanatçılarla tanışabildim,

Kelime

through him: bir kişiyi aracı olarak gösterme

Bu cümlede through him, onun bağlantıyı kuran kişi olduğu anlamına gelir. Yaptığı tanıştırmalar veya sahip olduğu bağlantılar, konuşanın başka sanatçılarla tanışmasını mümkün kılmıştır. through + kişi yapısı; birine, bilgiye veya bir fırsata erişmeni sağlayan kişiyi gösterebilir. Bir insanın bedeninin içinden fiziksel olarak geçmek anlamına gelmez. Ayrıca o kişinin, konuşan yerine başkalarıyla tanıştığı anlamını da taşımaz.

Alıştırma

Leo beni fotoğrafçılarla tanıştırdı. Hangi cümle Leo’yu bağlantıyı kuran kişi olarak en açık biçimde gösterir?

  1. I met the photographers with Leo.
  2. I met the photographers because of Leo.
  3. I met the photographers through Leo.
Cevabı göster

I met the photographers through Leo.

Dilbilgisi

I've been able to: bugüne kadar elde edilen bir sonuç

I've been able to, I have been able to ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Burada sanatçılarla tanışmak, konuşanın geçmişten bugüne uzanan bir dönemde gerçekten elde ettiği ve başarıyla kullandığı bir fırsat olarak sunulur. can fiilinin present perfect biçimine ihtiyaç duyduğunuzda have/has been able to + fiilin yalın hâli yapısını kullanın. Bu yapı yalnızca genel bir yeteneği değil, çoğu zaman gerçek bir sonucu veya fırsatı vurgular.

Alıştırma

Cümleyi be able to yapısının present perfect biçimiyle tamamlayın: Since joining the library, I ____ borrow books for my science projects.

Cevabı göster

have been able to

build my collection of pieces of artwork at my home Kalıp ifadeler

3:40

evimdeki sanat eseri koleksiyonumu büyütebildim,

and eventually my office as well.

3:44

sonunda ofisimde de bir koleksiyon oluşturdum.

Kalıp ifadeler

Build my collection: kademeli birikim

build my collection ifadesinde build mecaz anlamda kullanılır: zaman içinde parçalar bulup seçerek ve edinerek koleksiyonu yavaş yavaş geliştirmek demektir. Sanat eserlerini fiziksel olarak inşa etmek anlamına gelmez. Aktarılabilir yapı build a collection of + çoğul veya sayılamayan isim şeklindedir. Koleksiyonu, sürekli çabayla büyüyen bir şey olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi build a collection ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: During the last decade, Theo has ____ of vintage maps.

Cevabı göster

built a collection

I feel confident in my coverage to protect my business, Notlar

3:47

Sigorta teminatımın işimi,

my home, and the legacy that we're building. Deyimler

3:51

evimi ve oluşturduğumuz mirası koruyacağına güveniyorum.

Kalıp ifadeler

Feel confident in my coverage: sigorta teminatına güvenmek

Feel confident in + isim, bir kişinin, yeteneğin, planın veya sistemin güvenilir ya da yeterli olduğuna güvenmek demektir. Burada konuşan kişi, sigorta korumasının sayılan şeyler için yeterli olduğuna inanır. Coverage, bir sigorta poliçesinin sunduğu korumayı ve bunun kapsamını belirten bir sigorta terimidir. Bu ifade konuşanın güvenini bildirir; olası her kaybın teminat altında olduğunu kendi başına kanıtlamaz.

Alıştırma

Sigorta korumanızın yeterli olduğuna güvendiğinizi doğal biçimde ifade eden cümle hangisidir?

  1. I feel confident in my coverage.
  2. I feel confidence in my coverage.
  3. I feel confident to my coverage.
  4. I feel confidently in my coverage.
Cevabı göster

I feel confident in my coverage.

Anlatım akışı

protect my business, my home, and the legacy: somuttan soyuta ilerleyen üç parçalı liste

protect fiili üç nesnenin tümünü yönetir: my business, my home ve the legacy that we're building. Liste, iki somut varlık olan iş ve evle başlar; ardından daha soyut olan legacy kavramına ilerler. legacy sözcüğünün sona konması bir doruk etkisi yaratır: cümle, pratik korumadan konuşanın yaşamının ve çalışmasının uzun vadeli anlamına doğru genişler. Bu, retorik bir çerçevelemedir; mirasın sigorta kapsamında ayrı bir fiziksel nesne olduğu iddiası değildir.

Alıştırma

my business ve my home ifadelerinden sonra listeyi the legacy that we're building ile bitirmenin temel etkisi nedir?

  1. Mirası ayrı olarak sigortalanan başka bir fiziksel mülk olarak tanımlar.
  2. İşin ve evin artık korunmaya ihtiyacı olmadığını gösterir.
  3. Odağı somut varlıklardan konuşanın uzun vadeli etkisine doğru genişletir.
Cevabı göster

Odağı somut varlıklardan konuşanın uzun vadeli etkisine doğru genişletir.

Deyimler

the legacy that we're building: building a legacy metaforu

build a legacy metaforunda build, fiziksel olarak inşa etmek değil, bir şeyi zamanla geliştirmek anlamına gelir. Legacy, zaman geçtikçe önemini koruyan kalıcı etkiyi, çalışmaları, değerleri veya başarıları ifade eder. İlerleyen zaman yapısı olan we're building, bu uzun vadeli sonucun mevcut seçim ve çabalarla şimdiden şekillenmekte olduğunu gösterir. Buradaki legacy, birinin ölümünden sonra aktarılan para veya mülkten daha geniş bir anlama sahiptir.

Alıştırma

Cümleyi, nottaki “zamanla kalıcı bir etki yaratmak” anlamına gelen iki kelimelik hedef ifadeyle tamamlayın: Through decades of mentoring, she hopes to ____.

Cevabı göster

build a legacy