Londra: Şehrin İçinde Saklı Bir Şehir: İngilizce çalışma notları

CGP Grey

Öğrenme zorluğu
953 kelime 222 kel/dk

Video özeti: Bu video Londra Şehri'ni Büyük Londra'dan ayırıyor; küçük bölgenin tarihini, ayrıcalıklarını, yönetimini ve çevresindeki mitleri anlatıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “gets to” ve “has to” — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: fırsat ya da ayrıcalık ile zorunluluğu ayırt etmek ve iki rolü doğal biçimde karşılaştırmak. 2. “end up with” — Öbek fiiller: beklenmedik bir son durumu anlatmak ve iki Londra bilmecesinin nasıl tarihsel bir soruya dönüştüğünü anlamak. 3. “But conspiracy theories aside,” — Söylem, hikâye anlatımı ve retorik: mizahi bir sapmayı kenara bırakmak ve kanıta dayalı sonuca dönüşü açıkça belirtmek.

Bu derste

The great city of London,

0:00

Büyük Londra şehri,

known for its historical landmarks,

0:01

tarihi simge yapıları,

modern skyscrapers, ancient markets,

0:03

modern gökdelenleri, antik pazarları,

and famous bridges,

0:04

ve ünlü köprüleriyle bilinir,

is arguably the financial capital of the world Kelime

0:05

muhtemelen dünyanın finans başkentidir

and home to over 11,000 people. Kalıp ifadeler

0:07

ve 11.000'den fazla insana ev sahipliği yapar.

Kelime

Arguably: savunulabilir fakat tartışılabilir bir iddia sunmak

Burada arguably, “bu iddia için iyi gerekçeler var, ancak insanlar buna katılmayabilir” anlamına gelir. the financial capital of the world ifadesini tartışılmaz bir gerçek olarak değil, savunulabilir bir değerlendirme olarak sunar. Konuşanın tutumunu gösteren bir zarf olarak arguably, ardından gelen iddia hakkında yorum yapar. Güçlü bir görüş ileri sürerken tartışmaya açık olduğunu da belirtmenizi sağlar.

Alıştırma

Hangi cümlede arguably, iyi desteklenen ancak yine de karşı çıkılabilecek bir görüş sunmak için kullanılmıştır?

  1. Apparently, the meeting ended early because the room is empty.
  2. Supposedly, the castle has a hidden tunnel.
  3. That is arguably the most effective solution.
Cevabı göster

That is arguably the most effective solution.

Kalıp ifadeler

Home to: bir yerde nelerin bulunduğunu belirtmek

Burada home to, “insanların veya şeylerin bulunduğu yer” anlamına gelir. Bu ifade bir yeri ve orada bulunanları anlatır; home burada kişisel bir ev anlamında değildir. Yaygın yapı be + home to + isim öbeğidir: bir şehir birçok insanın yaşadığı yer, bir orman da nadir hayvanların yaşam alanı olabilir. İnsanlar, kuruluşlar, türler, önemli yapılar ve bir yerle bağlantılı başka şeyler için kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi bu dersteki “onların yaşadığı yer olarak hizmet eder” anlamına gelen kalıpla tamamlayın. The wetland is ____ thousands of migrating birds.

Cevabı göster

home to

Wait, what? Ton ve niyet

0:10

Bekle, ne?

11,000?

0:11

11.000 mi?

That's right, but the City of London

0:12

Doğru, ancak Londra Şehri (City of London)

Ton ve niyet

Ani şaşkınlık ve doğrulama için Wait, what?

"Wait, what?" ifadesinde wait, beklenmedik bir bilgiden sonra zihinsel olarak kısa bir duraklamayı; what? ise karşıdakinden söyleneni tekrarlamasını veya doğrulamasını istemeyi gösterir. İfade bir bütün olarak ani şaşkınlık ya da kafa karışıklığı belirtir; genellikle birinden gerçekten beklemesini istemez. Bu ifade, konuşmada tek başına tam bir tepki olarak kullanılabilir. Ses tonuna göre inanmama veya hafif bir itiraz da yansıtabilir.

Alıştırma

Bir arkadaşınız "Our tiny library has 11,000 books." diyor. "Wait, what?" en doğal olarak neyi gösterir?

  1. Arkadaştan hareketsiz kalmasını istemek
  2. Yazılı kanıtı resmî olarak istemek
  3. Şaşkınlık ve az önce söylenen şeyi kontrol etme isteği
Cevabı göster

Şaşkınlık ve az önce söylenen şeyi kontrol etme isteği

is a different place from London.

0:14

Londra'dan farklı bir yerdir.

Though London is also known for its historical landmarks,

0:16

Londra da tarihi simge yapıları,

modern skyscrapers, ancient markets,

0:19

modern gökdelenleri, antik pazarları,

famous bridges, and is home to the government,

0:20

ünlü köprüleriyle bilinmesine ve hükümete,

royal family, and 7 million people.

0:22

kraliyet ailesine ve 7 milyon insana ev sahipliği yapmasına rağmen.

But if you look at a map of London Dilbilgisi

0:24

Ancak dikkatli bir haritacı tarafından hazırlanan

crafted by a careful cartographer,

0:25

bir Londra haritasına bakarsanız,

that map will have a 1 square mile hole

0:27

o haritanın ortasına yakın bir yerde

near the middle.

0:29

1 mil karelik bir boşluk olacaktır.

Dilbilgisi

a map ... crafted by a careful cartographer: kısaltılmış edilgen ilgi cümleciği

"a map of London crafted by a careful cartographer" ifadesinde geçmiş zaman ortacı grubu "crafted by a careful cartographer", isim grubundan sonra gelir ve nasıl bir harita olduğunu belirtir. Bu, kısaltılmış edilgen bir ilgi cümleciğidir: "a map of London that was crafted by a careful cartographer". Yapma eylemine maruz kalan haritadır ve by, yapan kişiyi tanıtır. Grubun tamamı if cümleciğinde look at fiilinin nesnesidir. Crafted bağımsız bir geçmiş zaman fiili değildir; ana cümlenin çekimli fiil grubu will have'dir.

Alıştırma

Cümleyi "that was prepared by an expert" ifadesinden oluşturulan kısaltılmış edilgen ilgi cümleciğiyle tamamlayın: We read a report ____.

Cevabı göster

prepared by an expert

It's here where the City of London Dilbilgisi

0:30

İşte burası Londra Şehri'nin,

lives inside the city named London.

0:31

Londra adındaki şehrin içinde yaşadığı yerdir.

Dilbilgisi

It's here where: yeri öne çıkaran konuşma dili karışımı

Bu konuşma dilindeki cümlede It's here where, here sözcüğünü erken kullanarak dikkati konuma çeker: konuşmacı bir yeri işaret eder ve where yan cümlesi orada neyin geçerli olduğunu söyler. Amaçlanan anlam, Londra Şehri'nin daha geniş Londra bölgesi içinde bulunduğu yerin burası olduğudur. Bu ifade iki standart kalıbı birleştirir: This is where ... ve It is here that .... Konuşmada kolayca anlaşılır, ancak özenli yazıda bu standart kalıplardan birini seçmek genellikle daha açıktır.

Alıştırma

Eski şehrin başladığı yeri tarafsız ve standart biçimde belirten cümle hangisidir?

  1. It is here that the old town begins.
  2. It's here where the old town begins.
  3. This is where the old town begins.
Cevabı göster

This is where the old town begins.

Despite these confusingly close names, Dilbilgisi

0:33

Kafa karıştırıcı derecede yakın olan bu isimlere rağmen,

the two Londons have separate city halls Anlatım akışı

0:35

iki Londra'nın ayrı belediye binaları vardır,

Dilbilgisi

Beklenmedik karşıtlık için Despite + isim öbeği

Despite, ana sonucu şaşırtıcı gösteren bir durumu belirtir. Bu cümlede adlar birbirine çok benzer ve bu nedenle kafa karıştırıcıdır, ancak bu durum iki Londra'nın ayrı belediye binalarına sahip olmasını engellemez. Despite bir edattır; bu nedenle ardından bir isim öbeği, zamir veya -ing biçimi gelir: despite these names, despite this, despite sharing a name. Özne ve fiil içeren tam bir yan cümleden önce despite the fact that kullanın; despite of kullanmayın.

Alıştırma

Yağmur şiddetli olmasına rağmen maçın devam ettiğini göstermek için despite sözcüğünü doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. Despite the heavy rain, the game continued.
  2. Despite the rain was heavy, the game continued.
  3. Despite of the heavy rain, the game continued.
Cevabı göster

Despite the heavy rain, the game continued.

and elect separate mayors

0:36

ayrı vergiler toplayan,

who collect separate taxes

0:37

ayrı kanunları uygulayan ayrı polisleri

to fund separate police

0:39

finanse eden

who enforce separate laws.

0:40

ayrı belediye başkanları seçerler.

Anlatım akışı

Kademeli bir sıralamada tekrarlanan separate

Burada separate sözcüğü city halls, mayors, taxes, police ve laws ifadelerinden önce tekrarlanır. Bu tekrar, dinleyiciye tek ve açık bir düzenleyici fikir sunar: iki Londra her düzeyde birbirinden bağımsız işler. Her yeni unsur başka bir katman eklediği için tekrarlanan sözcük ritim ve kademeli bir vurgu yaratır. Bu, dikkatsiz bir gereksiz tekrar değil, bilinçli bir vurgudur. Aynı ayrım listedeki her unsura uygulanıyorsa bu yapı karmaşık bir karşılaştırmayı anlaşılır kılabilir.

Alıştırma

Her kurumsal düzeyden önce separate sözcüğünü tekrarlamanın temel etkisi nedir?

  1. Birkaç kurumsal farkı tek bir temel karşıtlığa bağlar.
  2. Yalnızca polis teşkilatlarının farklı olduğunu düşündürür.
  3. Konuşanın daha kesin bir sözcüğü hatırlayamadığını gösterir.
Cevabı göster

Birkaç kurumsal farkı tek bir temel karşıtlığa bağlar.

The mayor of the City of London

0:41

Londra Şehri'nin belediye başkanı

has a fancy title,

0:42

süslü kıyafetine uygun,

the Right Honourable the Lord Mayor of London

0:43

Londra'nın Pek Saygıdeğer Lord Belediye Başkanı adında

to match his fancy outfit.

0:45

süslü bir unvana sahiptir.

He also gets to ride in a golden carriage Dilbilgisi

0:46

Ayrıca altından bir arabaya biner

and work in a guildhall,

0:48

ve bir lonca binasında çalışır,

while the mayor of London has to wear a suit,

0:49

oysa Londra belediye başkanı takım elbise giymek,

ride a bike, and work in an office building.

0:51

bisiklete binmek ve bir ofis binasında çalışmak zorundadır.

Dilbilgisi

gets to ve has to: fırsat ve zorunluluk

Bu cümlede gets to, altın bir arabaya binmeyi ve lonca binasında çalışmayı özel fırsatlar veya ayrıcalıklar olarak sunar. Has to ise takım elbise giymeyi, bisiklete binmeyi ve bir ofiste çalışmayı görevler veya zorunluluklar olarak sunar; bu ifadelerden ilki fiziksel olarak bir yere varmakla, ikincisi de bir şeye sahip olmakla ilgili değildir. While iki rolü yan yana getirir; böylece karşıtlık keskin ve mizahi duyulur. Bir kişi törensel ayrıcalıklar elde ederken diğeri sıradan yükümlülüklerle karşılaşır. Aktarılabilir kalıp, fırsat için özne + get to + fiilin yalın hâli; zorunluluk için ise özne + have to + fiilin yalın hâlidir.

Alıştırma

Cümleyi gets to veya has to ile tamamlayın. Her ifadeyi bir kez kullanın: As a reward, Lina ____ choose the music for the party, but as part of her job, she ____ clean the room afterward.

Cevabı göster

gets to · has to

The City of London also has its own flag

0:53

Londra Şehri'nin ayrıca kendi bayrağı

and its own crest, which is awesome

0:55

ve kendi arması vardır, ki bu harikadır

and makes London's lack of either twice as sad. Dilbilgisi

0:57

ve Londra'da ikisinin de olmamasını iki kat daha üzücü hale getirir.

Dilbilgisi

twice as sad: twice as + sıfat yapısı

Twice as sad, twice as + sıfat biçimindeki katlama yapısını kullanır. Bir niteliğin derecesini ilgili karşılaştırma düzeyinin iki katı olarak sunar. Buradaki ölçek özneldir; bu nedenle twice mizahi bir vurgu yapar. İki şeyin de bulunmaması durumu iki kat hayal kırıklığı yaratıyormuş gibi gösterir, ancak bu matematiksel olarak ölçülen bir değer değildir.

Alıştırma

Cümleyi upsetting ve standart twice as ... as yapısıyla tamamlayın: Losing both photos was ____ losing only one.

Cevabı göster

twice as upsetting as

To top it off, the City of London Deyimler

0:59

Üstüne üstlük, Londra Şehri

gets to act more like one of the countries in the UK Dilbilgisi

1:01

sadece garip bir konumda bulunan bir şehirden çok

than just an oddly located city.

1:03

Birleşik Krallık'taki ülkelerden biri gibi davranabilir.

Deyimler

To top it off: doruk niteliğinde bir ayrıntı eklemek

To top it off kalıplaşmış bir söylem belirtecidir. Bir listeyi tamamlayan son ayrıntıyı ekler ve genel düşünceyi güçlendirir. Burada, City'nin ülkeye benzer davranışını doruk niteliğindeki son ek bilgi olarak sunar. İfade gerçek anlamlı değildir: fiziksel olarak hiçbir şeyin üstü örtülmez veya tepesine bir şey konmaz. Eklenen bilgi iyi de kötü de olabilir; konuşanın tutumunu çevredeki bağlam belirler.

Alıştırma

İki güzel sürprizi zaten sıraladınız. Son ve daha da güzel bir sürprizi doğal biçimde hangi başlangıç tanıtır?

  1. To top it off,
  2. To make matters worse,
  3. For example,
Cevabı göster

To top it off,

Dilbilgisi

more like A than B: B'den çok A'ya benzer

more like A than B kalıbı, bir şeyin B’den çok A’ya benzediğini veya A tanımına daha iyi uyduğunu belirtir. Buradaki like, “benzer” anlamındaki bir ilgeçtir; “sevmek” anlamındaki fiil değildir. Cümle, Londra Şehri’ni tuhaf bir yerde bulunan sıradan bir şehirden çok Birleşik Krallık’ın bir ülkesi gibi işleyen bir yapı olarak yeniden tanımlar. Bu, söz sanatına dayalı bir karşılaştırmadır; onun gerçekten Birleşik Krallık’ın dört ülkesinden biri olduğu iddiası değildir.

Alıştırma

Bir müze görevlisi ziyaretçilere yol gösteriyor ve kapılarda nöbet tutmuyor. İşin güvenlikten çok rehberliğe benzediğini hangi cümle doğru biçimde ifade eder?

  1. The job is less like a guide's role than a guard's role.
  2. The job likes a guide's role more than a guard's role.
  3. The job is more like a guide's role than a guard's role.
Cevabı göster

The job is more like a guide's role than a guard's role.

For uniquely, the corporation that runs the City of London

1:05

Çünkü benzersiz bir şekilde, Londra Şehri'ni yöneten kurum,

is older than the United Kingdom Dilbilgisi

1:08

Birleşik Krallık'tan

by several hundred years.

1:10

yüzlerce yıl daha eskidir.

Dilbilgisi

older than ... by several hundred years: ...'dan birkaç yüz yıl daha eski

comparative + than + comparison target + by + amount yapısı, bir farkın büyüklüğünü belirtir. Burada older than the United Kingdom by several hundred years, kurumun yaşının Birleşik Krallık’ın yaşını birkaç yüzyıl aştığı anlamına gelir. By, iki yaş arasındaki farkı gösterir; bir şeyi birkaç yüz yıl önceki bir zamana yerleştirmez. Aynı kalıp ölçülebilen başka farklarla da kullanılabilir: taller by five centimetres, cheaper by £20 veya earlier by two days.

Alıştırma

Arun 16, Ben ise 12 yaşında. Yaş farkının miktarını gösteren sözcükle cümleyi tamamlayın: Arun is older than Ben ____ four years.

Cevabı göster

by

So how did the UK end up with two Londons, Öbek fiiller

1:11

Peki İngiltere nasıl oldu da biri diğerinin içinde olan

one inside of the other?

1:13

iki Londra'ya sahip oldu?

Öbek fiiller

end up with: nihai bir sonuca ulaşmak

Bu soruda end up with, bir dizi olaydan sonra sonunda bir şeye sahip olmak veya belirli bir sonuca ulaşmak anlamına gelir. Süreç, Birleşik Krallık’ın iki Londra’ya sahip olduğu bir durum doğurmuştur; birinin en başta iki tane seçtiği anlamına gelmez. Yapı özne + end up with + isim öbeği şeklindedir. Genellikle şaşırtıcı veya açıklama gerektiren bir sonucu belirtir; sonuç olumlu, olumsuz ya da tarafsız olabilir.

Alıştırma

Cümleyi end up with ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After years of adding extra features, the simple app ____ too many menus.

Cevabı göster

ended up with

Because Romans. Anlatım akışı

1:14

Çünkü Romalılar.

Anlatım akışı

Because Romans.: çarpıcı bir because cümle parçası

Because Romans. bilinçli olarak kısaltılmış bir cümle parçasıdır. Because the Romans created the situation gibi tam bir because yan cümlesi kullanmak yerine, because sözcüğünü doğrudan bir isim öbeğinin önüne getirir ve ayrıntılı nedeni söylemeden bırakır. Burada önceki soruya çok kısa bir cevap verir, ardından daha ayrıntılı Roma tarihinin birazdan geleceğini bildirir. Bu ani kısaltma, geçişi kendinden emin, eğlenceli ve çarpıcı hâle getirir.

Alıştırma

Bir tarih videosu 'Why does this street have such an odd name?' diye soruyor. Daha uzun bir açıklamadan önce aynı çarpıcı ve samimi tanıtım etkisini en iyi hangi cevap oluşturur?

  1. The Vikings gave the street its name.
  2. Because of the Vikings.
  3. Because Vikings.
Cevabı göster

Because Vikings.

2,000 years ago, they came to Great Britain,

1:16

2.000 yıl önce Büyük Britanya'ya geldiler,

killed a bunch of Druids,

1:18

bir grup Druid'i öldürdüler,

and founded a trading post on the River Thames

1:19

Thames Nehri üzerinde bir ticaret merkezi kurdular

and named it Londinium.

1:21

ve ona Londinium adını verdiler.

Being Romans, they got to work doing what Romans do, Notlar

1:22

Romalı oldukları için Romalıların yaptığı işleri yapmaya koyuldular;

Dilbilgisi

Neden bildiren bir ortaç yapısı olarak Being Romans,

Being Romans, ana cümleden önce gelen bir şimdiki zaman ortaç yapısıdır. Burada yaklaşık olarak because they were Romans veya as Romans anlamına gelir ve Romalı kimliklerini yaptıkları şeyin nedeni olarak sunar. Being yapısının söylenmeyen öznesi, they got to work ana cümlesindeki they sözcüğüdür. Bu yapı, tam bir neden yan cümlesini daha kısa bir arka plan ifadesine dönüştürür. Burada ayrıca hafif mizahi bir genelleme vardır: Romalıların tipik olarak yaptığı şey budur.

Alıştırma

Hangi cümle, neden bildirmek için cümle başında Being yapısını doğru kullanır ve iki bölümde de aynı kişiyi özne yapar?

  1. Because Maya was the team captain, she spoke first at the meeting.
  2. Being the team captain, Maya spoke first at the meeting.
  3. Being the team captain, the meeting began with Maya's speech.
Cevabı göster

Being the team captain, Maya spoke first at the meeting.

Kalıp ifadeler

“çalışmaya başladılar” anlamında got to work

Bu cümlede got to work, görevi hemen ve ciddi biçimde yapmaya başladılar anlamına gelir. Ardından gelen -ing yapısı doing what Romans do, hangi işe başladıklarını açıklar. Burada get, kalıplaşmış get to work ifadesinin bir parçasıdır. Bir iş yerine gitmeyi anlatmaz; ifadeden sonra belirtilen görev, amaçlanan anlamı netleştirir.

Alıştırma

Cümleyi, dersteki “ciddi biçimde çalışmaya başladılar” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: As soon as the rain stopped, the neighbors ____ clearing the path.

Cevabı göster

got to work

enforcing laws, increasing trade,

1:24

kanunları uygulamak, ticareti artırmak,

building temples, public baths,

1:26

tapınaklar, halk hamamları,

roads, bridges, and a wall

1:27

yollar, köprüler inşa etmek ve çalışmalarını

to defend their work.

1:29

savunmak için bir duvar örmek.

And it's this wall which is why

1:30

Ve günümüz Londra Şehri'nin

the current City of London exists.

1:31

var olmasının nedeni bu duvardır.

For though the Romans came and the Romans went Anlatım akışı

1:33

Çünkü Romalılar gelip gitse de,

and kingdoms rose and kingdoms fell,

1:35

krallıklar yükselip düşse de,

the wall endured protecting the city within.

1:37

duvar ayakta kaldı ve içindeki şehri korudu.

Anlatım akışı

the Romans came ... kingdoms fell: paralel yapıyla değişim

Geçmiş zamandaki dört bağlı yan cümle iki dengeli çift oluşturur: the Romans came / went ve kingdoms rose / fell. and sözcüğünün tekrarı düzenli bir ritim yaratırken yüzyıllar süren gelişleri, gidişleri, yükselişleri ve çöküşleri tek cümlede özetler. Bu sürekli değişim örüntüsü, ana düşünce olan the wall endured ile karşıtlık kurar. Surun çevresindeki her şey değişir, ancak sur ayakta kalır. Burada rose, rise fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve “yükseldi veya güç kazandı” anlamına gelir; çiçek olan “gül” anlamındaki isim değildir.

Alıştırma

“the Romans came and the Romans went and kingdoms rose and kingdoms fell” paralel yapısı cümlede ne yapar?

  1. Tekrarlanan tarihsel değişimleri özetler ve surun dayanıklılığını öne çıkarır.
  2. Romalıların ve krallıkların hiç değişmeden kaldığını söyler.
  3. Surun inşa edilmesinin dört ayrı nedenini sıralar.
Cevabı göster

Tekrarlanan tarihsel değişimleri özetler ve surun dayanıklılığını öne çıkarır.

And the city, governing itself Dilbilgisi

1:39

Ve şehir, kendini yöneterek

and trading with the world, grew rich.

1:41

ve dünyayla ticaret yaparak zenginleşti.

Dilbilgisi

governing itself ... trading with the world: paralel -ing grupları

“Governing itself” ve “trading with the world”, şimdiki zaman ortacı (-ing) kullanan iki paralel sözcük grubudur. Şehrin gelişimi sırasında devam eden iki etkinliği arka plan bilgisi olarak eklerler; ayrı ana fiiller değildirler. Çekimli ana fiil grew sözcüğüdür. -ing gruplarını virgüllerin arasında kullanmak, sonucun yani grew rich ifadesinin öne çıkmasını sağlarken bu sonuca katkıda bulunan koşulları da kısaca verir.

Alıştırma

Hangi cümle iki -ing grubunu arka plan olarak kullanır ve became sözcüğünü ana fiil olarak korur?

  1. The team shared ideas, tested each plan, and became more confident.
  2. The team became more confident because every plan.
  3. The team, sharing ideas and testing each plan, became more confident.
Cevabı göster

The team, sharing ideas and testing each plan, became more confident.

A thousand years after the Romans,

1:43

Romalılardan bin yıl sonra,

yet still a thousand years ago,

1:44

ama yine de bundan bin yıl önce,

when William the Conqueror came to Great Britain Kültür

1:46

Fatih William her şeyi fethetmek ve modern İngiliz tarihini

to conquer everything and begin modern British history,

1:48

başlatmak için Büyük Britanya'ya geldiğinde,

Kültür

William the Conqueror: tarihî unvan Fatih William

William the Conqueror, Normandiya Dükü William'ın yerleşmiş tarihî unvanıdır. William 1066'da İngiltere'yi fethedip kralı oldu ve I. William olarak da tanındı. Burada the Conqueror onun mesleği ya da o anda yaptığı bir eylem değildir. Hikâyedeki belirli William'ı tanımlar. Cümlede Great Britain geniş anlamda kullanılır; ilgili tarihî olay ise İngiltere'nin Normanlar tarafından fethidir.

Alıştırma

William the Conqueror adındaki the Conqueror ne anlama gelir?

  1. William'ın o anda yaptığı bir eylemi anlatır.
  2. William'ın adına eklenmiş tarihî bir unvandır.
  3. William'ın sıradan bir asker olarak çalıştığını söyler.
Cevabı göster

William'ın adına eklenmiş tarihî bir unvandır.

he found the City of London with its sturdy walls

1:51

sağlam surlara sahip Londra Şehri'ni

more challenging to defeat than farmers on open fields. Dilbilgisi

1:53

açık tarlalardaki çiftçileri yenmekten daha zorlayıcı buldu.

Dilbilgisi

found ... more challenging than: find + nesne + tümleç kalıbı

Burada found, find fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve the City of London onun nesnesidir. more challenging to defeat bir nesne tümlecidir; şehri nasıl değerlendirdiğini anlatır. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp find + nesne + sıfat veya karşılaştırma tümlecidir ve “bir nesnenin o niteliğe sahip olduğunu düşünmek ya da deneyimlemek” anlamına gelir. than farmers on open fields karşılaştırma noktasını verir. with its sturdy walls şehir hakkında arka plan bilgisi ekler; found fiilinin ikinci nesnesi değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede found, find fiilinin geçmişi olarak find + nesne + karşılaştırma tümleci kalıbında kullanılmıştır?

  1. Mina founded a puzzle club at school.
  2. Mina found the second puzzle more challenging than the first.
  3. Mina found the missing puzzle under her bed.
Cevabı göster

Mina found the second puzzle more challenging than the first.

So he agreed to recognize the rights and privileges Kalıp ifadeler

1:56

Bu yüzden, onu yeni kral olarak tanımaları karşılığında

Kalıp ifadeler

recognize the rights and privileges: hakları ve ayrıcalıkları resmen tanıma

Bu cümlede recognize, 'hafızadan tanımak' değil, 'geçerli veya meşru olduğunu resmen kabul etmek' anlamına gelir. rights and privileges nesnesi, hâlihazırda yerleşik bir statüye sahip hakları ve ayrıcalıkları belirtir. recognize + rights/status/authority kalıbı hukuk, siyaset ve tarih dilinde yaygındır. Mevcut bir iddianın resmen kabul edildiğini anlatır; hakların o anda yeni oluşturulduğunu tek başına ifade etmez.

Alıştırma

Hangi cümle bir kurumun zaten var olan hakları resmen kabul ettiğini söyler?

  1. The charter limits the community's traditional rights.
  2. The charter recognizes the community's traditional rights.
  3. The charter grants the community new rights.
Cevabı göster

The charter recognizes the community's traditional rights.

City of Londoners were used to Dilbilgisi

1:58

Londra Şehri sakinlerinin alışkın olduğu hak ve

in return for them recognizing him as the new king. Kalıp ifadeler

1:59

ayrıcalıkları tanımayı kabul etti.

Dilbilgisi

were used to: bir şeye alışkın olmak

Burada were used to, 'alışkındılar' veya 'zaten normal sayıyorlardı' anlamına gelir. Londra Şehri sakinlerine tanıdık gelen hakları ve ayrıcalıkları niteler; geçmiş alışkanlığı belirten used to + fiilin yalın hâli yapısı değildir. Uzun isim öbeğinde rights and privileges, to edatının anlamca nesnesidir: rights and privileges (that) City of Londoners were used to. Nesne görevindeki that ilgi zamiri atılabildiği için to edatı sonda kalır. Yeniden kullanılabilir yapı be used to + isim, zamir veya -ing biçimidir.

Alıştırma

'Alışkındılar' anlamındaki be used to yapısının geçmiş zamanıyla tamamlayın: This was the noise the neighbours ____.

Cevabı göster

were used to

Kalıp ifadeler

in return for: bir karşılık ilişkisini belirtmek

In return for, bir alışverişin parçası olarak diğer tarafın verdiği veya yaptığı şeyi belirtir. Burada bir taraf şehre haklar tanır ve halkın William'ı kral olarak tanıması onların karşılık olarak sunduğu şeydir; ifade yalnızca bir neden bildirmez. for'dan sonra bir isim öbeği veya -ing'li bir yan cümle kullanılır. them recognizing him içinde them, eylemi kimin yaptığını gösterir; recognizing ise bu yapıda kullanılan -ing biçimidir.

Alıştırma

Hangi cümle önceden kararlaştırılmış bir alışverişi açıkça anlatır?

  1. The neighbour watered our plants because we fed her cat.
  2. The neighbour watered our plants instead of feeding her cat.
  3. The neighbour watered our plants in return for us feeding her cat.
Cevabı göster

The neighbour watered our plants in return for us feeding her cat.

Though after the negotiation,

2:02

Gerçi müzakereden sonra

William quickly built towers around the City of London,

2:04

William hızla Londra Şehri'nin etrafına kuleler inşa etti,

which were just as much about protecting William Dilbilgisi

2:06

bunlar William'ı içerideki yerel halktan korumayı

from the locals within Kelime

2:08

amaçladığı kadar

as defending against the Vikings from without.

2:09

dışarıdan gelen Vikinglere karşı savunmayı da amaçlıyordu.

Dilbilgisi

just as much about A as B: iki amaca eşit ağırlık vermek

Just as much about A as B, A ve B'nin eşit derecede önemli amaçlar veya yönler olduğunu belirtir. Burada A, William'ı içerideki yerel halktan korumak; B ise dışarıdaki Vikinglere karşı savunma yapmaktır. Karşılaştırma William ile Vikingler arasında değil, bu iki amaç arasındadır. A ve B'yi paralel dil bilgisi biçimlerinde tutun. Cümlede protecting ... ve defending ... olmak üzere iki -ing'li yan cümle kullanılır; böylece dengeli iki bölüm kolayca takip edilir.

Alıştırma

Hangi cümle öğrenmenin ve eğlenmenin kulübün eşit derecede önemli parçaları olduğunu söyler?

  1. The club is just as much about learning as having fun.
  2. The club is not so much about learning as having fun.
  3. The club is more about learning than having fun.
Cevabı göster

The club is just as much about learning as having fun.

Kelime

Resmî yer zarfları olarak within ... without

Burada within ve without, tek başına kullanılan yer zarflarıdır. Within “savunulan alanın içinde”, without ise “onun dışında” anlamına gelir. Bu cümlede without, “bir şeyden yoksun” anlamında değildir. Bu dengeli ikili, tehlikenin geldiği iki yönü açıkça karşılaştırır: içeride yerel halk, dışarıda ise Vikingler vardır.

Alıştırma

Örnekte within ve without hangi karşıtlığı ifade ediyor?

  1. korumalı olmak ile korumasız olmak
  2. yerel halkın arası ile Vikinglerin arası
  3. şehrin içi ile dışı
Cevabı göster

şehrin içi ile dışı

This started a thousand-year-long tradition

2:11

Bu, bin yıllık bir geleneği başlattı;

whereby monarchs always reconfirmed Kelime

2:13

hükümdarlar her zaman yeniden teyit ediyorlardı ki,

that yes, the City of London is a special unique place

2:15

evet, Londra Şehri özel ve eşsiz bir yerdir,

Kelime

Bir düzenin nasıl işlediğini açıklayan whereby

Whereby, “onun aracılığıyla” veya “o yolla” anlamına gelen resmî bir ilgi zarfıdır. Daha önce sözü edilen bir sisteme, sürece, kurala ya da düzene gönderme yapar ve bunun nasıl işlediğini açıklayan yan cümleyi başlatır. Burada geleneği tekrarlanan işleyişine bağlar: hükümdarlar Londra Şehri’nin özel statüsünü yeniden teyit eder. Where ile başlamasına rağmen bir yer belirtmez.

Alıştırma

“Onun aracılığıyla” anlamındaki resmî bağlayıcıyla cümleyi tamamlayın: The school introduced a system ____ families can choose lunch options online.

Cevabı göster

whereby

that's best left to its own business,

2:17

en iyisi onu kendi işine bırakmaktır,

while simultaneously distrusting it.

2:19

ama aynı zamanda ona güvenmiyorlardı.

Many a monarch thought the City of London Dilbilgisi

2:21

Pek çok hükümdar Londra Şehri'nin

was too powerful and rich,

2:22

çok güçlü ve zengin olduğunu düşündü,

Dilbilgisi

Many a monarch: tekil biçimle çoğul anlam

many a + tekil sayılabilen isim kalıbı “birçok...” veya “birçok farklı...” anlamına gelir. Many a monarch ifadesinde monarch biçim olarak tekil kalır, ancak ifade çok sayıda hükümdara gönderme yapar. Bu kalıp kişileri tek tek ele alır; bu nedenle vurgulu ve edebî bir hava taşır. İfadenin tamamı özne olduğunda tekil fiil kullanılır: Many a monarch has tried denir, have tried denmez.

Alıştırma

Çok sayıda yöneticinin aynı sorunla karşılaştığını anlatmak için many a kalıbını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. Many a ruler have faced this problem.
  2. Many a rulers have faced this problem.
  3. Many a ruler has faced this problem.
Cevabı göster

Many a ruler has faced this problem.

and one even built a new capital city nearby

2:24

hatta bir tanesi Londra Şehri ile rekabet etmek

named Westminster to compete with the City of London

2:26

ve umutla ondan güç ve servet emmek için

and hopefully suck power and wealth away from it. Deyimler

2:28

Westminster adında yeni bir başkent inşa etti.

Deyimler

Suck power and wealth away from: kaynakları çekip tüketmeyi anlatan canlı bir mecaz

Burada suck ... away from mecazidir. Güç ve serveti, bir yerden çekilip rakip bir merkeze götürülen kaynaklar gibi gösterir. Yeni başkentin amacı bu kaynakları zamanla alarak Londra Şehri’ni zayıflatmaktı. Bu ifade tarafsız bir yer değiştirmeyi değil, etkin rekabeti ve kaynakların tükenmesini çağrıştırır. Yeniden kullanılabilen kalıp suck + nesne + away from + kaynak şeklindedir: suck power and wealth away from it.

Alıştırma

“The new shopping centre sucked customers away from local shops,” cümlesinde sucked customers away from ne anlama gelir?

  1. Yerel dükkânlara daha fazla müşteri verdi.
  2. Müşterileri yavaş yavaş kendine çekerek yerel dükkânları zayıflattı.
  3. Müşterileri fiziksel olarak bir borunun içinden çekti.
Cevabı göster

Müşterileri yavaş yavaş kendine çekerek yerel dükkânları zayıflattı.

This was the start of the second London.

2:31

Bu ikinci Londra'nın başlangıcıydı.

As the centuries passed, Westminster grew Anlatım akışı

2:33

Yüzyıllar geçtikçe Westminster büyüdü

and merged with nearby towns,

2:35

ve çevre kasabalarla birleşerek

eventually surrounding the walled-in

2:36

sonunda surlarla çevrili ve hala ayrı olan

and still separate City of London.

2:38

Londra Şehri'ni kuşattı.

Anlatım akışı

As the centuries passed, Westminster grew: uzun tarihsel değişimi zaman içinde çerçevelemek

Baştaki As the centuries passed zaman cümleciği, anlatıyı çok uzun bir tarihsel dönem boyunca ileri taşır. Burada as, “çünkü” değil, “-dikçe” veya “sırasında” anlamındadır; passed ise zamanın “geçtiğini” belirtir. Bu cümlecik Westminster grew ifadesinden önce gelerek yüzyılların geçişini arka plan yapar ve büyümeyi o dönem boyunca kademeli olarak gerçekleşen bir gelişme şeklinde sunar. As + kademeli zaman değişimi, + ana gelişme kalıbı uzun bir tarihi kısaca anlatmak için kullanılabilir.

Alıştırma

“Yüzyıllar geçerken” anlamındaki dört kelimelik zaman ifadesiyle tarih cümlesini tamamlayın: ____, the settlement grew into a major port.

Cevabı göster

As the centuries passed

But people began to call the whole urban collection London,

2:40

Ancak insanlar tüm kentsel topluluğa Londra demeye başladı

and the name became official when Parliament

2:42

ve Parlamento kasabaları

joined the towns together under a single municipal government Kelime

2:44

tek bir belediye başkanı olan tek bir belediye hükümeti

with a mayor.

2:47

altında birleştirdiğinde bu isim resmiyet kazandı.

Kelime

under a single municipal government: fiziksel konum değil, yönetim ilişkisi

under a single municipal government ifadesinde under soyut anlamdadır: fiziksel olarak aşağıda olmayı değil, “bir otoritenin veya sistemin yetkisine tabi olmayı” belirtir. Kasabalar ortak bir yönetim yapısı içinde birleştirilmiştir. Single, bütün kasabalar için tek bir sistem olduğunu vurgular. Municipal government, genellikle bir belediye başkanı bulunan şehir veya kasaba düzeyindeki yerel yönetimi ifade eder; ulusal hükümet anlamına gelmez. Aktarılabilir kalıp under + otorite, kural veya idari sistem şeklindedir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlayan ve bölgelerin ortak tek bir yerel otoriteye tabi olduğunu belirten ifadeyi seçin: After the reform, all five districts functioned ____.

  1. within a single municipal government
  2. by a single municipal government
  3. under a single municipal government
Cevabı göster

under a single municipal government

But the mayor of London still doesn't have power Kalıp ifadeler

2:48

Fakat Londra belediye başkanının

over the tiny City of London,

2:50

küçük Londra Şehri üzerinde hâlâ hiçbir gücü yoktur;

Kalıp ifadeler

have power over: üzerinde yetki veya kontrol sahibi olmak

Bu cümlede have power over, “kontrol etme veya yönetme konusunda yasal yetkiye sahip olmak” demektir. Buradaki nokta, Londra belediye başkanının yetkisinin Londra Şehri'ni kapsamamasıdır. have power over + kişi, yer veya konu kalıbı, kararları kimin verebildiğini ya da kuralları kimin uygulayabildiğini anlatır. Burada power elektrik veya fiziksel güç değil, kurumsal yetkidir.

Alıştırma

Bu cümlede have power over ne anlama geliyor?

  1. Resmî yetki veya kontrole sahip olmak
  2. Fiziksel güce sahip olmak
  3. Elektrik sağlamak
Cevabı göster

Resmî yetki veya kontrole sahip olmak

which has rules and traditions like nowhere else

2:52

ki burası ülkede ve muhtemelen dünyada

in the country and possibly the world.

2:54

benzeri olmayan kurallara ve geleneklere sahiptir.

For example, the ruling monarch doesn't just enter Dilbilgisi

2:56

Örneğin, hüküm süren hükümdar öyle estiği gibi

the City of London on a whim, Deyimler

2:58

Londra Şehri'ne giremez,

but instead asks for permission from the Lord Mayor

2:59

bunun yerine bir törenle

Deyimler

On a whim: ani ve planlanmamış bir karar

On a whim, bir fikir veya isteğin o anda aniden ortaya çıkmasıyla, önceden plan yapmadan ya da nedeni dikkatlice değerlendirmeden harekete geçmek demektir. Burada ifade, gelişigüzel bir kişisel dürtü ile resmî bir prosedürü karşılaştırır: hükümdar içeri girmeye öylece karar vermez, izin ister. İfade çoğu zaman eylemin dürtüsel veya keyfî olduğu yönünde hafif bir ima taşır.

Alıştırma

Cümleyi, bu notta ani ve planlanmamış bir isteği anlatan üç kelimelik deyimle tamamlayın: We chose the seaside hotel ____.

Cevabı göster

on a whim

at a ceremony.

3:01

Lord Belediye Başkanı'ndan izin ister.

Dilbilgisi

doesn't just enter ... but instead asks: öylece girmez, bunun yerine izin ister

doesn't just A, but instead B kalıbı önce beklenen ya da olası eylem olan A'yı reddeder, sonra gerçekten gerçekleşen alternatif eylem B'yi verir. Bu cümlede serbestçe içeri girmek reddedilir; gerçekte yapılan, izin istemektir. Burada just, “öylece” veya “başka bir şey yapmadan” anlamındadır. but instead bir değiştirmenin yerine geçme ilişkisi kurduğu için cümle iki eylemin de gerçekleştiğini söylemez.

Alıştırma

İlk eylemi reddedip gerçek alternatifi veren iki parçalı kalıpla cümleyi tamamlayın: Leo ____ walk into the manager's office, ____ asks for an appointment.

Cevabı göster

doesn't just · but instead

While it's not required by law, Kalıp ifadeler

3:02

Yasalarca gerekli olmasa da,

the ceremony is unusual, to say the least. Deyimler

3:04

tören en hafif tabirle sıra dışıdır.

Kalıp ifadeler

Not required by law: yasal zorunluluk yok

Not required by law, hiçbir yasanın o eylemi yapma zorunluluğu getirmediği anlamına gelir. Yapı be + required by law şeklindedir ve not yasal zorunluluğu olumsuz yapar. Bu, eylemin yasak veya önemsiz olduğu anlamına gelmez. Bir gelenek, politika, sözleşme ya da toplumsal beklenti, eylemi başka bir şekilde teşvik edebilir veya zorunlu kılabilir.

Alıştırma

Hangi cümle törenin yasak değil, yasal olarak isteğe bağlı olduğu anlamına gelir?

  1. The ceremony is not allowed by law.
  2. The ceremony is required by law.
  3. The ceremony is not required by law.
Cevabı göster

The ceremony is not required by law.

Deyimler

to say the least: kasıtlı olarak hafif söyleme

Burada to say the least, “doğru kalırken kullanabileceğim en hafif ifade bu” anlamına gelir. Törene yalnızca unusual denmesi, gerçekte ne kadar tuhaf olduğunun bilerek hafifletilmesidir. Bu ifade bir değerlendirmenin ardından gelir ve gerçeğin daha güçlü ya da daha uç olduğunu gösterir. Genellikle kuru mizah veya ölçülü eleştiri katar; kimseye daha az konuşmasını söylemez.

Alıştırma

Hafif bir betimlemeyi kasıtlı küçümsemeye dönüştüren dört sözcüklü İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: The school trip lasted six hours longer than planned, so the day was tiring, ____.

Cevabı göster

to say the least

The City of London also has a representative in Parliament,

3:06

Londra Şehri'nin Parlamentoda bir de temsilcisi vardır,

the Remembrancer, whose job it Dilbilgisi

3:09

Remembrancer (Hatırlatıcı), ki onun görevi

is to protect the city's special rights.

3:10

şehrin özel haklarını korumaktır.

Dilbilgisi

whose job it is to: bir kişinin görevini belirtmek

whose job it is to protect... yapısında whose, Remembrancer ile görevi birbirine bağlar: şehrin haklarını korumak o kişinin sorumluluğudur. Tanımlayıcı olmayan ilgi cümleciği, yeni bir cümle başlatmadan temsilci hakkında bu bilgiyi ekler. Yeniden kullanılabilen kalıp person, whose job it is to + fiilin yalın hâli şeklindedir. It biçimsel öznedir; to-infinitive ise asıl görevi belirtir. It başka bir kişiyi veya nesneyi göstermez.

Alıştırma

Hangi cümle whose job it is to kullanarak Leo'nun görevine ilişkin bilgiyi doğru biçimde ekliyor?

  1. Leo, whose job it is to check the doors, arrives first.
  2. Leo, who's job it is to check the doors, arrives first.
  3. Leo, whose job is it to check the doors, arrives first.
Cevabı göster

Leo, whose job it is to check the doors, arrives first.

Because of this, laws passed by Parliament Anlatım akışı

3:12

Bu nedenle Parlamento'dan geçen yasalar

sometimes don't apply to the City of London,

3:14

bazen Londra Şehri için geçerli olmaz,

most notably voting reform laws,

3:16

en önemlisi de bir dahaki sefere tartışacağımız

Anlatım akışı

Because of this: önceki durumu sonucuna bağlamak

“Because of this” neden-sonuç bağlantısı kuran bir ifadedir. Buradaki “this”, yalnızca en yakın isme değil, daha önce açıklanan kurumsal düzenlemenin tamamına, yani Remembrancer’a ve City’nin özel haklarının korunmasına gönderme yapar. İfade, yasalarla ilgili sonraki açıklamayı bu düzenlemenin bir sonucu olarak sunar. Açıklayıcı metinlerde “this”, önceki bir düşüncenin tamamını tek bir geriye gönderimde toplayabilir. “Because of this” de önceki durumun bir sonuca yol açtığını açıkça gösterir.

Alıştırma

Cümlede “Because of this” içindeki “this” neye gönderme yapıyor ve bu ifade ne işe yarıyor?

  1. Yalnızca Parliament’a gönderme yapar ve Parliament’ın tanımını sunar.
  2. Önceki kurumsal düzenlemeye gönderme yapar ve onun bir sonucunu sunar.
  3. voting reform laws ifadesine gönderme yapar ve bu yasaların nedenini sunar.
Cevabı göster

Önceki kurumsal düzenlemeye gönderme yapar ve onun bir sonucunu sunar.

which we'll discuss next time.

3:17

seçim reform yasalarıdır.

But if you're curious for a preview

3:19

Ancak Birleşik Krallık'ta başka hiçbir yere benzemeyen

unlike anywhere else in the UK,

3:20

bir önizleme merak ediyorsanız,

elections in the City of London involve

3:22

Londra Şehri'ndeki seçimler

medieval guilds and modern companies. Kültür

3:24

ortaçağ loncalarını ve modern şirketleri içerir.

Kültür

City of London seçimlerinde medieval guilds and modern companies

“Medieval guilds”, kökleri Orta Çağ’a dayanan tarihî ticaret veya zanaat örgütleridir. Burada bunlar modern işçi sendikalarıyla aynı şey değildir. “Modern companies” günümüz şirketleri demektir. Cümle bu iki grubu yan yana getirerek City of London seçimlerinde hem tarihsel köklere sahip lonca kuruluşlarının hem de günümüz şirketlerinin yer aldığını söylüyor. Yalnızca genel tabloyu veriyor; kesin oy kullanma kurallarını açıklamıyor.

Alıştırma

Bu cümlede “medieval guilds and modern companies” birlikteliği, City of London seçimleri hakkında ne anlatıyor?

  1. guilds yalnızca modern işçi sendikalarının başka bir adıdır; companies ise hiçbir rol oynamaz.
  2. Bu seçimlerde hem tarihsel köklere sahip lonca kuruluşları hem de günümüz şirketleri yer alır.
  3. Bu seçimler, yalnızca bireysel sakinlerin katıldığı sıradan seçimler olarak anlatılır.
Cevabı göster

Bu seçimlerde hem tarihsel köklere sahip lonca kuruluşları hem de günümüz şirketleri yer alır.

Finally, the City of London also owns

3:26

Son olarak, Londra Şehri aynı zamanda sınırlarının

and operates land and buildings

3:28

çok ötesindeki arazi ve binalara da sahiptir

far outside its border,

3:30

ve bunları işletir,

making it quite wealthy. Dilbilgisi

3:31

bu da onu oldukça zengin yapar.

Dilbilgisi

making it quite wealthy: sonuç bildiren bir -ing yan cümlesi

Making it quite wealthy, önceki olgunun tamamının sonucunu veren bir -ing yan cümlesidir: sınırların dışındaki arazi ve binalara sahip olmak ve bunları işletmek Londra Şehri'ni varlıklı kılar. Buradaki it, Londra Şehri'ni ifade eder. Bu yan cümle ikinci bir ana eylem eklemez. “and this makes it quite wealthy” düşüncesini daha kısa biçimde vererek olguyu doğrudan sonucuna bağlar.

Alıştırma

Sonucu bir -ing yan cümlesiyle eklemek için make fiilini doğru biçimde kullanın: The community owns several busy shops, ____ it financially secure.

Cevabı göster

making

Once you start looking for the city's crest, Dilbilgisi

3:32

Şehrin armasını aramaya başladığınızda,

you'll find it in lots of unexpected places,

3:34

onu birçok beklenmedik yerde bulacaksınız,

Dilbilgisi

Once you start looking, you'll find ...: will öncesinde geniş zaman

Burada once, “-er -mez” veya “-dığı andan itibaren” anlamına gelir. Once yan cümlesi başlangıç noktasını, yani etkin biçimde aramaya başlamayı belirler. Ana cümle ise sonrasında beklenen sonucu verir: armayı birçok yerde bulacaksınız. Gelecekteki bir durumdan söz ederken İngilizce, once yan cümlesinde genellikle geniş zaman, ana cümlede ise will kullanır: Once + özne + geniş zaman, özne + will + fiilin yalın hâli. Bu nedenle once sonrasında start doğrudur; you'll find ise you will find anlamına gelir.

Alıştırma

Gelecekteki bir durumu anlatmak için open ve see fiillerini doğru biçimlerde tamamlayın: Once you ____ the map, you ____ the shortcut.

Cevabı göster

open · will see

most notably on Tower Bridge,

3:36

en belirgin olanı ise Londra'da olmasına rağmen

which while being in London

3:38

Londra Şehri tarafından işletilen

is operated by the City of London.

3:39

Tower Bridge'dedir.

These crests everywhere, when combined

3:41

Her yerde bulunan bu armalar, Londra Şehri'nin yaşı,

with the City of London's age and wealth

3:42

zenginliği

and quasi-independent status, Kelime

3:44

ve yarı bağımsız statüsüyle birleştiğinde

make it an irresistible temptation for conspiracy nuts. Kelime

3:45

onu komplo teorisi delileri için karşı konulmaz bir cazibe haline getirir.

Kelime

quasi-independent status: neredeyse bağımsız, fakat tamamen değil

quasi- ön eki “neredeyse”, “kısmen” ya da “tam olarak o olmadan ona benzeyen” anlamına gelir. independent sözcüğüne eklendiğinde tam bağımsızlık iddiasında bulunmak yerine bu sınıflandırmayı sınırlar. Burada quasi-independent status, Londra Şehri'nin sıra dışı yetkilere ve özerkliğe sahip olduğunu, ancak ayrı bir egemen ülke olmadığını belirtir. Başka metinlerde de quasi-, ardından gelen etiketin tamamen kesin kabul edilmemesi gerektiğini gösterir.

Alıştırma

Bir bölge kendi işlerinin çoğunu yönetiyor, ancak hukuken hâlâ başka bir ülkenin parçası. quasi-independent en iyi neyi ifade eder?

  1. Tam egemen bir ülkedir.
  2. Kendi işlerini yönetme yetkisi yoktur.
  3. Önemli ölçüde özerktir, ancak tamamen bağımsız değildir.
Cevabı göster

Önemli ölçüde özerktir, ancak tamamen bağımsız değildir.

Kelime

conspiracy nuts: gündelik ve aşağılayıcı bir ifade

conspiracy nuts ifadesinde nuts, konuşanın deli veya mantıksız bulduğu insanları belirten çoğul bir isimdir; yenebilen kuruyemiş anlamına gelmez. İfadenin tamamı, uçuk komplo teorilerine saplantılı biçimde inandığı düşünülen insanları anlatır. İfade insanları nuts diye etiketlediği için tarafsız bir tanım değil, alay ve küçümseme bildirir.

Alıştırma

Komplo teorilerine inanan insanlar hakkında saygılı bir okul raporu yazıyorsunuz. conspiracy nuts uygun bir etiket midir?

  1. Evet — tarafsız ve resmîdir.
  2. Hayır — aşağılayıcı ve gündeliktir.
Cevabı göster

Hayır — aşağılayıcı ve gündeliktir.

Add in the oldest Masonic temple, Öbek fiiller

3:48

Buna en eski Mason tapınağını da eklerseniz,

and it's not long before the crazy part of the internet Dilbilgisi

3:50

internetin çılgın kesiminin,

Öbek fiiller

Add in: bir etken daha dahil etmek

Add in, “zaten değerlendirilen gerçeklere veya koşullara bir etken daha katmak” anlamına gelir. Burada en eski Mason tapınağı önceki ayrıntılara eklenir ve öngörülen tepkinin gerçekleşme ihtimali daha yüksek görünür. “Add in X, and Y” kalıbı çoğu zaman ek bir unsuru sunar ve ardından onun sonucunu belirtir. Mutlaka aritmetik toplama anlamına gelmez; X bir gerçek, maliyet, sorun veya başka bir etken olabilir.

Alıştırma

“Bir etken daha dahil etmek” anlamındaki iki kelimelik İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: “We have considered the ticket price. ____ the hotel cost, and the trip becomes too expensive.”

Cevabı göster

Add in

starts yelling about secret societies controlling the world

3:52

Londra şehir-devletinin içinden finans endüstrisi aracılığıyla

Dilbilgisi

it's not long before: kısa süre sonra gerçekleşen olay

“It's not long before + yan cümle”, before ile başlayan yan cümledeki olayın mevcut durum başladıktan kısa süre sonra gerçekleştiğini belirtir. Altyazıda internetteki bağırışlar hızlı ve öngörülebilir bir tepki olarak sunulur. before daha sonra gerçekleşen olayın hemen önünde görünse de zaman sırası şöyledir: önce başlangıç durumu oluşur, ardından çok kısa bir süre sonra yan cümledeki olay gerçekleşir. Şimdiki zamanlı anlatımda bu kalıp bir tetikleyiciyi hızlı bir sonuca bağlar.

Alıştırma

Şimdiki zamanlı anlatımı “çok kısa süre sonra” anlamındaki hedef kalıpla tamamlayın: “The bell rings, and ____ the hallway fills with people.”

Cevabı göster

it's not long before

via the finance industry from inside the city-state of London.

3:54

dünyayı kontrol eden gizli örgütler hakkında bağırmaya başlaması uzun sürmez.

And don't forget the reptilian alien

3:57

Ve aslında her şeyin arkasında olan

queen who's really behind it all. Deyimler

3:59

sürüngen uzaylı kraliçeyi de unutmayın.

Deyimler

behind it all: gizli sorumluluk veya kontrol

Burada behind it all, “konuşulan her şeyden gizlice sorumlu olmak, her şeyi yönlendirmek veya her şeye sebep olmak” anlamına gelir. Behind mecazi kullanılmıştır: sözde kraliçe, fiziksel olarak bir şeyin arkasında duran biri değil, komplonun arkasındaki gizli güç olarak sunulur. Cümle, mizah yaratmak için saçma bir komplo teorisinin anlatım biçimini kasıtlı olarak taklit eder. “Uzaylı kraliçe” şakanın bir parçasıdır; konuşanın doğru kabul ettiği bir gerçek değildir.

Alıştırma

Cümleyi “bütün plandan gizlice sorumlu olmak” anlamındaki ifadeyle tamamlayın: The police discovered that one person was ____.

Cevabı göster

behind it all

But conspiracy theories aside, Anlatım akışı

4:01

Fakat komplo teorileri bir yana,

the City of London is not an independent nation

4:02

Londra Şehri bağımsız bir ulus değildir,

like the Vatican is,

4:04

Vatikan gibi bir bağımsız devlet değildir,

no matter how much you might read it on the internet. Dilbilgisi

4:05

internette bunu ne kadar çok okumuş olursanız olun.

Anlatım akışı

But ... aside: bir konuyu kenara bırakmak

X aside, “X’i şimdilik tartışmanın dışında bırakmak” anlamına gelen bir konu yönetimi kalıbıdır. Bir yan konuyu, şakayı veya değerlendirme unsurunu geçici olarak bir kenara koyar; böylece konuşan kişi ana noktaya devam eder. Burada conspiracy theories aside, komplo teorileri hakkındaki mizahi sapmayı sona erdirir. But yön değişikliğini açıkça gösterir: konuşan kişi şakadan City of London hakkındaki olgusal açıklamaya döner.

Alıştırma

Cümleyi, şakalaşmayı bitirip ana soruya döndüren iki kelimelik X aside ifadesiyle tamamlayın: ____, when does the meeting start?

Cevabı göster

Jokes aside

Dilbilgisi

no matter how much: dereceye rağmen değişmeyen sonuç

Bu cümlede no matter how much bir ödünleme ilişkisi kurar: kişi internette bunun aksini savunan çok fazla içerik okusa bile ana sonuç değişmez. Buradaki kalıp no matter how much + özne + fiil şeklindedir. How much, okuma eyleminin miktarını veya derecesini anlatır; gerçek bir miktar sorusu değildir.

Alıştırma

Cümleyi no matter how much ile tamamlayın: ____ I practise, the final move still feels difficult.

Cevabı göster

No matter how much

Rather, it's a unique place in the United Kingdom Anlatım akışı

4:07

Bunun yerine, Birleşik Krallık'ta

with a long and very complicated history.

4:09

uzun ve çok karmaşık bir geçmişi olan eşsiz bir yerdir.

Anlatım akışı

Rather, ile reddedilen bir tanımı değiştirmek

Cümlenin başındaki Rather, önceki tanımın reddedildiğini ve daha doğru bir tanımın geleceğini gösterir. İlk cümle Londra Şehri'nin ne olmadığını söyler; bu cümle ise onun yerine geçecek tanımı verir. Burada Rather, bunun yerine veya daha doğrusu anlamındadır. Ardından virgül gelen bir cümle bağlayıcısıdır; tercih bildiren would rather kalıbı değildir.

Alıştırma

Reddedilen tanımın yerine yenisini getirmek için cümleyi Rather ile tamamlayın: This is not a punishment. ____, it is a chance to learn.

Cevabı göster

Rather

The wall that began all this 2,000 years ago

4:12

2.000 yıl önce tüm bunları başlatan duvar

is now mostly gone,

4:15

artık çoğunlukla yok,

so the border between London and its secret inner city

4:16

bu yüzden Londra ile onun gizli iç şehri arasındaki sınır

isn't so obvious.

4:19

o kadar belirgin değil.

Though next time you're in London,

4:20

Ancak bir dahaki sefere Londra'da olduğunuzda,

if you come across a small dragon on the street, Öbek fiiller

4:21

sokakta küçük bir ejderhaya rastlarsanız,

Öbek fiiller

come across: tesadüfen rastlamak veya bulmak

Bu cümlede come across, “birine ya da bir şeye tesadüfen rastlamak” anlamına gelir. Konuşmacı, Londra’da yürürken beklenmedik şekilde küçük bir ejderha görme durumunu hayal ediyor; bu karşılaşma önceden planlanmamıştır. Come across ifadesinden sonra karşılaşılan kişi, bulunan şey veya bilgi gelir: come across + nesne. Burada a small dragon nesnedir; on the street ise karşılaşmanın nerede gerçekleştiğini belirtir.

Alıştırma

“Tesadüfen bulmak” anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille cümleyi tamamlayın: While browsing the library shelves, I ____ an old map.

Cevabı göster

came across

he still guards the entrance to the city

4:23

o hâlâ şehrin girişini koruyordur

in a city in a country in a country. Anlatım akışı

4:25

bir ülkedeki bir ülkedeki bir şehirdeki bir şehirde.

Anlatım akışı

in a city in a country in a country: iç içe yer katmanları

Tekrarlanan in a ... ifadeleri, daha büyük yerlerin içindeki yerlerden oluşan bir zincir kurar. Burada City of London, London’ın içindedir; London, England’ın içindedir; England da United Kingdom’ın içindedir. Her yeni ifade bir sonraki dış katmanı ekler. Bu tekrar bir coğrafya hatası değil, bilinçli bir seçimdir. Paralel ritmi, videodaki “şehir içinde şehir” fikrini sonda kısa biçimde özetler ve dinleyicinin karmaşık bir hiyerarşiyi takip etmesine yardımcı olur.

Alıştırma

Bu cümledeki tekrarlı yapı temel olarak neyi gösteriyor: The museum is in a district in a city in a country?

  1. Daha büyük yerlerin içinde sırasıyla yer alan bir dizi mekân
  2. Daha önceki bir coğrafya hatasının düzeltilmesi
  3. Aralarında ilişki olmayan yerlerin listesi
  4. Aynı yere giden üç farklı yol
Cevabı göster

Daha büyük yerlerin içinde sırasıyla yer alan bir dizi mekân