Videolarımız Nasıl Hazırlanıyor: İngilizce çalışma notları
Linus Tech Tips
Video özeti: Tur, Linus Media Group'da bir videonun planlama ve senaryo incelemesinden A-roll ile B-roll çekimine, görüntü aktarımına, kurguya, kalite kontrolüne ve küçük resme uzanan üretimini izliyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. Kalıplaşmış söz öbeği without further ado, girişi bitirip sunuma veya ana konuya ani duyulmadan geçmeyi sağlar. 2. Deyim Keep your eyes peeled, yakında çıkacak bir şeyi dikkatle izlemeyi canlı ve gündelik biçimde ister; gözlerle ilgili gerçek bir talimat değildir. 3. Öbek fiil wind up, gizli bir bilginin yanlışlıkla görüntüde belirmesi gibi amaçlanmamış sonucu anlatır ve başka beklenmedik sonuçlara da aktarılır.
Bu derste
So, Lenovo reached out to us about making a sponsored video for their new Flex 5 lineup of powerful 2-in-1s like this one.
0:00Yani, Lenovo bu cihaz gibi güçlü 2'si 1 arada bilgisayarlardan oluşan yeni Flex 5 serisi hakkında sponsorlu bir video yapmak için bize ulaştı.
"Well, hey, why not show our actual use case for devices like this here at Linus Media Group?" Kelime
0:12"Neden Linus Media Group'ta bu tür cihazları aslında nasıl kullandığımızı göstermeyelim?"
actual use case: bir ürünün gerçek kullanım durumu
Use case, ürün ve teknoloji alanlarında bir kişinin belirli bir hedefe ulaşmak için bir araç ya da sistem kullandığı durumu anlatan yaygın bir terimdir. Burada actual, örneğin uydurma bir gösteriden değil, ekibin gerçek çalışmalarından geldiğini vurgular. Bu ifade “Bu, gerçekte hangi iş için yararlı?” sorusuna cevap verir. Use case ifadesini tek bir birim olarak düşünün; buradaki case bir kap ya da hukuki dava anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir ürünün kullanıldığı gerçek bir durumu anlatan, vurgulanmış üç sözcüklük ifadeyle cümleyi tamamlayın: Finding a route without internet access is an ____ for the app.
Cevabı göster
actual use case
So, Edzel actually just recently upgraded from having just a desktop PC
0:19Hatta Edzel de yakın zamanda sadece bir masaüstü bilgisayar
"Well, since it's Ed's job to be involved with everyone else's job,
0:29"Madem Ed'in işi diğer herkesin işine dahil olmak,
why not do a behind the scenes of how our videos get made?" Kalıp ifadeler
0:33o zaman videolarımızın nasıl yapıldığının kamera arkasını neden çekmeyelim?"
behind the scenes: seyircinin görmediği kamera arkası işler
Behind the scenes, halkın normalde görmediği işleri veya etkinlikleri anlatan bir deyimdir. Burada konuşmacı, a behind the scenes ifadesini bitmiş videoların nasıl yapıldığını gösteren bir içerik veya video için kısaltılmış, konuşma diline özgü bir isim öbeği olarak kullanır. Aynı sözcükler sıklıkla zarf işleviyle de kullanılır: behind the scenes çalışan kişiler özel olarak veya halkın gözünden uzakta katkıda bulunur. Bu ifade fiziksel bir dekorun arkasında durmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Halkın görmediği işleri anlatmak için bu ifadeyi doğal biçimde kullanan cümle hangisidir?
- The editors worked behind-the-scenes to prepare the livestream.
- The editors worked behind scenes to prepare the livestream.
- The editors worked behind the scenes to prepare the livestream.
Cevabı göster
The editors worked behind the scenes to prepare the livestream.
without further ado: daha fazla uzatmadan
Without further ado, “daha fazla giriş yapmadan veya gecikmeden” anlamına gelen kalıplaşmış bir geçiş ifadesidir. Burada önceki hazırlık sözlerini bitirir ve asıl sunumun şimdi başladığını bildirir. Ado; telaş, gürültü veya gereksiz uğraş anlamına gelir. Ancak ifadeyi kelime kelime kurmak yerine without further ado biçiminde tek bir kalıp olarak öğrenmek en iyisidir.
Alıştırma
Sunucunun geçişini “daha fazla giriş yapmadan veya gecikmeden” anlamına gelen kalıpla tamamlayın: The audience is ready, so ____, please welcome our guest speaker.
Cevabı göster
without further ado
I give you a day in the life of editor extraordinaire and professional cat herder, Notlar
0:40size olağanüstü kurgucu ve profesyonel "kedi çobanı" (ekip yöneticisi)
a day in the life of: birinin hayatından bir gün
A day in the life of, bir kişinin veya grubun olağan günlük düzenine yakından bakmayı tanıtır. Burada videoyu, editörün iş gününü gösteren rehberli bir bakış olarak çerçeveler. “Day” çoğu zaman temsili bir gündür; belirli bir günün her saatini gösterme sözü vermez. Of sözcüğünden sonra takip edilen kişi, meslek, hayvan, kuruluş veya başka bir konu gelir.
Alıştırma
Belgesel girişini tipik bir günlük rutini anlatan standart ifadeyle tamamlayın: This documentary shows ____ a wildlife veterinarian.
Cevabı göster
a day in the life of
Şakacı ve isimden sonra gelen editor extraordinaire unvanı
Editor extraordinaire ifadesinde extraordinaire, mesleği belirten isimden sonra gelir ve “olağanüstü derecede becerikli veya etkileyici” anlamını taşır. İngilizce bu yapıyı Fransızcadan almıştır; bu yüzden kelime sırası normal sıfat-isim düzeninden farklı ve bilerek dikkat çekicidir. Burada gösterişli ve şakacı bir tanıtım oluşturur. Editörü över, ancak tarafsız veya resmî bir iş unvanından çok mizahi bir lakap gibi duyulur.
Alıştırma
Dersteki isimden sonra gelen ifadeyle şakacı tanıtımı tamamlayın: Meet Maya, our designer ____, who turned a dull page into something brilliant.
Cevabı göster
extraordinaire
İş yeri benzetmesi olarak professional cat herder
Professional cat herder, farklı yönlere giden çok sayıda insanı veya işi koordine etmek zorunda olan kişiyi anlatan mizahi bir benzetmedir. Kedileri sürü hâlinde yönlendirmenin neredeyse imkânsız olduğu düşünülür; bu nedenle ifade, koordinasyonun ne kadar zor olduğunu vurgular. Birinin kendisine bu adı vermesi genellikle öz eleştirel bir şakadır: konuşan kişi işin karmaşasıyla dalga geçerken bu karmaşayı yönetmenin gerçek beceri gerektirdiğini de ima eder. Professional kelimesi, imkânsız görünen rolü şaka yollu resmî bir meslek gibi gösterir ve espriyi güçlendirir.
Alıştırma
Bir iş yeri tanıtımında “professional cat herder” büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Tek başına çalışan ve kimseyle koordinasyon kurmaktan kaçınan kişi
- Bağımsız ve yönetilmesi zor çok sayıda insanı veya işi koordine eden kişi
- Resmî işi kedileri grup hâlinde hareket etmeleri için eğitmek olan kişi
Cevabı göster
Bağımsız ve yönetilmesi zor çok sayıda insanı veya işi koordine eden kişi
We release a video every single day, including weekends.
0:56Hafta sonları da dahil olmak üzere her gün bir video yayınlıyoruz.
And that takes a lot of planning and management because each video has lots of people doing different jobs
1:00Her videoda birçok kişi farklı işler yaptığı için bu çok fazla planlama ve yönetim gerektiriyor
It's my job to know at what stage of the process each video is at all times Dilbilgisi
1:08Her videonun hangi aşamada olduğunu her an bilmek
know at what stage ... each video is: dolaylı soru sırası
know fiilinden sonra gelen at what stage ... each video is, cümle içine yerleştirilmiş yani dolaylı bir sorudur. “Her videonun süreçte hangi noktaya ulaştığı” anlamına gelir; at ise süreç içindeki konumu belirtir. Soru doğrudan sorulmayıp daha büyük bir bildirme cümlesinin içinde yer aldığı için each video is şeklindeki düz cümle sırası kullanılır. Doğrudan soruda devrik sıra vardır: At what stage of the process is each video? Aynı sözcük dizimi kuralı find out, explain ve tell me gibi ifadelerden sonra da geçerlidir.
Alıştırma
knows sonrasındaki dolaylı soruda doğru sözcük sırasına sahip cümleyi seçin.
- The manager knows at what stage of the approval process each request is.
- The manager knows at what stage of the approval process is each request.
- The manager knows at what stage does each request enter the approval process.
Cevabı göster
The manager knows at what stage of the approval process each request is.
and to coordinate everyone so our videos get released on time.
1:13ve videolarımızın zamanında çıkması için herkesi koordine etmek benim işim.
There's construction, things breaking, people breaking things,
1:18İnşaat işleri oluyor, bir şeyler bozuluyor, insanlar bir şeyleri kırıyor,
and top secret products that have to be announced at exactly the right time.
1:22ve tam olarak doğru zamanda duyurulması gereken çok gizli ürünler oluyor.
The week starts with me telling the writing team how many videos need to be made
1:27Haftaya yazarlık ekibine kaç video yapılması gerektiğini söyleyerek başlıyorum
so that we hit our target and not be screwed the next week, Notlar
1:30böylece hedefimize ulaşıyoruz ve bir sonraki hafta işler sarpa sarmıyor,
hit our target: planlanan hedefe ulaşmak
Hit our target, “planladığımız hedefe veya ölçülebilir sonuca ulaşmak” demektir. Bu cümlede target, ekibin tamamlaması gereken video sayısıdır; fiziksel olarak vurulan bir hedef değildir. Başka durumlarda da kullanılabilen eşdizim hit + hedef bildiren isim grubudur; hit our target veya hit the monthly sales target gibi. Hedefe ulaşmayı açık bir başarı olarak sunar.
Alıştırma
Cümleyi hit, target ve doğru iyelik sözcüğüyle tamamlayın: We shipped all 200 planned orders, so we ____.
Cevabı göster
hit our target
Be screwed: ciddi biçimde zor durumda olmak
Bu cümlede be screwed, “ciddi biçimde zor durumda olmak” veya “kötü sonuçlarla karşılaşmak” demektir. Ekip bu haftaki üretim hedefini kaçırırsa sonraki haftanın programını yürütmek zorlaşır. Be bağlayıcı fiildir; screwed ise bunun sonucunda oluşan kötü durumu anlatır. Buradaki anlam mecazidir: vida çevirmek anlamına gelmez ve bu kullanımda cinsel bir anlam taşımaz.
Alıştırma
Bu be screwed kullanımının uygun olup olmadığına karar verin: Yeni bir müşteriye gönderilen resmî e-postada “If the shipment is late, we’ll be screwed.” yazılıyor.
- Uygun
- Uygun değil
Cevabı göster
Uygun değil
or if parts we ordered arrived broken.
1:36veya sipariş ettiğimiz parçalar kırık gelirse bu durum başımıza gelebilir.
“Positivity.”: tek kelimelik ironik bir yanıt
Burada Positivity., sekiz videonun yapılıp yapılamayacağına gerçek bir yanıt vermez. Tek kelimelik bir karşılık olarak isteği abartılı bir iyimserlikle etiketler. Durumun baskısı bu neşeli kelimeyle çeliştiği için yanıt ironik duyulur: konuşan kişi işin yapılacağına söz vermek yerine olumlu kalmakla ilgili şaka yapar. Aynı kelime destekleyici bir ortamda içten olabilir; bu yüzden anlamı bağlam ve ses tonu belirler.
Alıştırma
Bir yönetici “Can we finish all twelve reports today?” diye soruyor. Bir iş arkadaşı büyük yığına bakıp “Positivity.” diyor. İş arkadaşı büyük olasılıkla ne demek istiyor?
- On iki raporun tamamının bitirileceğine resmen söz veriyor.
- Yöneticinin positivity kelimesinin anlamını açıklamasını istiyor.
- İyimserliğin gerçekçi bir yanıt yerine kullanıldığı konusunda şaka yapıyor.
Cevabı göster
İyimserliğin gerçekçi bir yanıt yerine kullanıldığı konusunda şaka yapıyor.
Then all the projects are added to our video tracker spreadsheet,
1:44Sonra tüm projeler, video takip elektronik tablomuza ekleniyor,
which contains all the deadlines and progress info for all our projects.
1:48ki bu da tüm projelerimizin bütün son teslim tarihlerini ve ilerleme bilgilerini içeriyor.
We use fancy conditional formatting to make the colors change automagically. Kelime
1:52Renklerin sihirli bir şekilde otomatik değişmesi için havalı koşullu biçimlendirme kullanıyoruz.
Automagically: automatically ve magically sözcüklerinin eğlenceli birleşimi
Automagically, automatically ve magically sözcüklerinin eğlenceli bir birleşimidir. Bir şeyin kendiliğinden gerçekleştiğini belirtirken sonucun neredeyse sihirli göründüğüne dair bir şaka da yapar. Burada koşullu biçimlendirme kuralları, birinin her hücreyi tek tek düzenlemesine gerek kalmadan renkleri değiştirir. Bu uydurma sözcük sıradan bir otomatik işlemi etkileyici ve eğlenceli gösterir; özel bir teknik yöntemin adı değildir.
Alıştırma
“The software updates the chart automagically,” cümlesinde automagically neyi ima eder?
- Yalnızca biri her rengi elle değiştirdiğinde
- Otomatik olarak ve sihir gibi hissettirdiğini eğlenceli biçimde ima ederek
- Sihir adlı resmî bir yöntem kullanarak
Cevabı göster
Otomatik olarak ve sihir gibi hissettirdiğini eğlenceli biçimde ima ederek
and we use the exact same project names here on the server
1:58ve projelerin her parçasının nereye bakarsanız bakın kolayca bulunabilmesi için
and on the calendar so that every part of the project is easy to find no matter where you're looking.
2:02sunucuda ve takvimde tamamen aynı proje isimlerini kullanıyoruz.
This is where I start cracking the whip. Deyimler
2:07İşte kırbacı şaklatmaya başladığım yer burası.
Cracking the whip: insanları daha çok çalışmaları için zorlamak
Crack the whip, çoğu zaman sert emirler vererek veya ilerlemeyi yakından denetleyerek insanlara daha çok ya da daha hızlı çalışmaları için güçlü baskı yapmak anlamına gelen bir deyimdir. Burada gerçek bir kırbaçtan söz edilmez. “I start cracking the whip” ifadesinde konuşan kişi kendisini başkalarını zorlayan katı kişi olarak gösterir. İfade sert duyulabilir, ancak kişi bunu kendisi için kullandığında mizahi veya öz eleştirel bir ton da taşıyabilir.
Alıştırma
Whip içeren ve “insanlara daha çok çalışmaları için baskı yapmak” anlamına gelen deyimle cümleyi tamamlayın: The deadline was close, so the team leader started ____.
Cevabı göster
cracking the whip
I harass the writers to update me on their progress
2:09Yazarları ilerlemeleri hakkında bana bilgi vermeleri için darlıyorum
so that I can schedule a time for them to sit down with Linus for script review.
2:12ki Linus'la oturup senaryo incelemesi yapmaları için bir zaman ayarlayabileyim.
The more people we hire, the tougher it is to get one-on-one time with Linus. Dilbilgisi
2:16Ne kadar çok kişi işe alırsak, Linus'la birebir zaman ayarlamak o kadar zorlaşıyor.
The more ..., the tougher ...: ilintili karşılaştırmalar
The more ..., the tougher ... iki değişimi birbirine bağlayan ilintili bir karşılaştırma yapısıdır. İşe alınan kişi sayısı arttıkça Linus'la bire bir zaman geçirmek zorlaşır. Buradaki iki the, normal belirli tanımlıklar değil, yapıyı gösteren işaretlerdir. Kalıp the + karşılaştırma içeren yan cümle, the + karşılaştırma içeren yan cümle şeklindedir. İlk bölüm değişen koşulu, ikinci bölüm ise onunla bağlantılı sonucu belirtir. İki değişim arasındaki ilişkiyi anlatır, ancak mutlaka kanıtlanmış bir neden-sonuç ilişkisi göstermez.
Alıştırma
Artan trafiğin yolculuğu yavaşlattığını ilintili karşılaştırma yapısıyla doğru biçimde gösteren cümle hangisidir?
- The more traffic there is, the slow the trip becomes.
- More traffic there is, the slower the trip becomes.
- The more traffic there is, the slower the trip becomes.
Cevabı göster
The more traffic there is, the slower the trip becomes.
even though they can take as long as an hour or more, Dilbilgisi
2:22bir saat veya daha fazla sürse bile,
even though ile gerçek bir ödünleme anlatmak
Even though bir ödünleme ilişkisi kurar: Ana ifadeyi şaşırtıcı gösterebilecek bir gerçeği sunar. İncelemeler bir saat veya daha uzun sürebilir, ancak bu zaman maliyetine rağmen özellikle önemli hâle gelmiştir. Burada even though yan cümlesi, these script reviews öznesi ile have become temel fiilinin arasına girer. Virgüller bunun bir ara cümle olduğunu gösterir; bu bölüm çıkarıldığında ana cümle yine these script reviews have become more important than ever olur.
Alıştırma
Konuşmacı şu anda yağmur yağdığını biliyor. Hangi cümle bu gerçek durumu bir karşıtlık olarak sunar?
- Because it is raining, the game is continuing.
- Even though it is raining, the game is continuing.
- Even if it rains, the game will continue.
Cevabı göster
Even though it is raining, the game is continuing.
take as long as + süre
can take as long as an hour or more ifadesinde take, “zaman gerektirmek” anlamına gelir; as long as ise özellikle uzun olduğu vurgulanan bir süreyi belirtir. can ile birlikte kullanıldığında, incelemelerin tam bir saat, hatta daha uzun sürebileceğini anlatır. Süre yapısı take + as long as + süre miktarı şeklindedir. Buradaki as long as, “şartıyla” anlamına gelmez ve bir koşul belirtmez.
Alıştırma
“En fazla bu kadar zaman gerektirmek” anlamındaki hedef yapıyla cümleyi tamamlayın: On busy days, the inspection may ____ three hours.
Cevabı göster
take as long as
to ensure that even though Linus has written less than 25% of our videos this year,
2:26çünkü bu yıl Linus videolarımızın %25'inden azını yazmış olsa da,
all our content still maintains a consistent style,
2:31tüm içeriğimizin hala tutarlı bir stili koruduğundan emin olmamız gerekiyor,
İsim öbeği + and all
Bir isim öbeğinden sonra kullanılan and all, “bu ayrıntı ve onunla bağlantılı diğer şeyler de dâhil” anlamına gelir. dick jokes and all ifadesinde, bu kaba unsurun bile tutarlı tarzın bir parçası olduğu belirtilir. Sona eklendiği için sonradan akla gelmiş bir ayrıntı gibi duyulur ve cümleye şakacı, biraz da saygısız bir vurgu katar. Buradaki all, eksiksiz bir grubun tamamını saymaz.
Alıştırma
Hangi cümlede and all, bağlantılı bir ayrıntının da dâhil olduğunu belirtmek için doğal biçimde kullanılmıştır?
- We packed all and the raincoats.
- The old camera all works with scratches.
- The old camera still works, scratches and all.
Cevabı göster
The old camera still works, scratches and all.
get to eat: zorunluluk değil, fırsat
Get to + fiilin yalın hâli, bir şeyi yapma fırsatına veya iznine sahip olmak demektir. Bu cümlede get to eat, konuşanın öğle yemeği yiyebilmesinin bile şans sayıldığını anlatır; yemek yemenin bir zorunluluk olduğunu değil. Sometimes, cümleye kuru bir mizah katar: iş yükü o kadar ağırdır ki öğle yemeği yemek bile özel bir fırsatmış gibi duyulur.
Alıştırma
Hangi cümle stüdyoyu ziyaret etmenin bir görev değil, fırsat olduğunu anlatır?
- I managed to visit the studio yesterday.
- I get to visit the studio tomorrow.
- I have got to visit the studio tomorrow.
Cevabı göster
I get to visit the studio tomorrow.
The first major handoff is from the writers to the shooters,
2:48İlk büyük görev teslimi yazarlardan kameramanlara,
that's the footage of the host talking,
2:55yani sunucunun konuştuğu görüntüleri çekmesi için görevlendiriyorum,
and another shooter to film the B-roll.
2:57ve başka bir kameramanı da B-roll'u çekmesi için görevlendiriyorum.
A-roll ve B-roll: ana ve destek görüntüleri
A-roll, sunucunun kameraya konuşması gibi hikâyeyi veya sözlü mesajı taşıyan ana görüntüdür. B-roll ise ürün yakın çekimleri, mekân görüntüleri veya gösterimler gibi bilgi eklemek ya da kurgu kesmelerini gizlemek için kullanılan destek görüntüleridir. Harfler kalite seviyelerini değil, kurgudaki görevleri belirtir. B-roll kendiliğinden A-roll'dan daha kötü değildir.
Alıştırma
Bir kurgucu, şefle yapılan röportajın üzerine şefin ellerinin yakın çekimlerini yerleştiriyor. Bu destekleyici yakın çekimler nedir?
- Bir kalite derecesi
- A-roll
- B-roll
Cevabı göster
B-roll
like shots of the product or silly skits or whatever.
3:01ürün çekimleri, komik skeçler veya her neyse.
And next time you see a product appear in 5 to 8 locations,
3:04Ve bir dahaki sefere bir ürünün 5 ila 8 farklı mekanda göründüğünü izlediğinizde,
consider that it can take up to 45 minutes to wipe the fingerprints off the product,
3:07üründeki parmak izlerini silmenin,
and wrangle up any actors you may need. Kelime
3:14ve ihtiyacınız olabilecek oyuncuları bir araya getirmenin 45 dakikaya kadar sürebileceğini göz önünde bulundurun.
wrangle up any actors: oyuncuları uğraşarak toplamak
Bu cümlede wrangle up, ihtiyaç duyulan oyuncuları bir araya getirip koordine etmek anlamına gelir. Herkesin müsait, düzenli ve hazır hâle getirilmesinin biraz uğraş gerektirebileceğini anlatır. Wrangle sözcüğü gerçek anlamda hayvanları idare etmeyi veya zor bir durumla uğraşmayı ifade edebilir. Burada gerçek bir kovboy hareketi değil, mecazlı ve hafif mizahi bir kullanımdır. Up, grubun toplanıp yerini alması sonucunu vurgular.
Alıştırma
Gönüllüleri toplamanın çaba ve koordinasyon gerektireceğini en iyi hangi ifade anlatır? The event starts soon, so we need to ___ all the volunteers.
- wait for
- wrangle up
- find
Cevabı göster
wrangle up
to collaborate on the visuals that will accompany the host voiceover.
3:22sunucunun seslendirmesine eşlik edecek görseller üzerinde işbirliği yaparlar.
nearly the entire script will have what we call guidance. Dilbilgisi
3:27senaryonun neredeyse tamamında "rehber" dediğimiz şey yer alır.
By the time ... will have: gelecekteki bir noktaya kadar oluşacak sonuç
By the time, toplantının bitişi olan gelecekteki bir son noktayı belirtir. By the time sonrasında geleceğe gönderme yapan zaman yan cümlesinde İngilizce normalde geniş zaman kullanılır. Bu nedenle this meeting will be over değil, this meeting is over denir. Ana cümle, şimdiki zamandan o son noktadaki sonuca bakar. Buradaki will have, ardından guidance ismi gelen have fiilinin basit gelecek biçimidir. O zamana kadar senaryonun neredeyse tamamında bu rehberlik bulunacaktır. Have sonrasında geçmiş zaman ortacı olmadığı için bu bir future perfect yapısı değildir.
Alıştırma
Gelecekteki son nokta yapısını tamamlamak için arrive ve have fiillerinin doğru biçimlerini kullanın: By the time the client ____ tomorrow, we ____ a final design ready.
Cevabı göster
arrives · will have
what we call guidance: bir adlandırmayı tanıtmak
what we call guidance yapısında what, “the thing that” anlamını taşıyan ve öncülü de içinde barındıran bir ilgi sözcüğüdür. Bu nedenle parçanın tamamı bir isim öbeğidir. Cümle, senaryonun büyük bölümünde ekibin guidance adını verdiği içeriklerin bulunduğunu anlatır. Kendi grubunuzun bir şeye verdiği adı tanıtırken what we call + isim yapısını kullanın. What zaten “the thing that” fikrini içerdiği için ayrıca bir isim veya that eklenmez.
Alıştırma
Cümleyi, ekibin kullandığı adı tanıtan üç sözcüklü yapıyla tamamlayın: The app displays ____ a focus score.
Cevabı göster
what we call
And we call it that because it's a suggestion for how it should be done,
3:31Buna böyle diyoruz çünkü bu sadece nasıl yapılması gerektiğine dair bir öneridir,
but we don't want to take all the creative freedom Öbek fiiller
3:34ancak üretim zincirinin daha aşağısındaki insanların
away from the folks further down the production chain. Deyimler
3:36tüm yaratıcı özgürlüklerini ellerinden almak istemeyiz.
take all the creative freedom away from: birinin elinden bir şeyi almak
Take something away from someone, bir kişinin sahip olduğu veya kullanabilmesi gereken bir şeyi elinden almak ya da ona vermemek anlamına gelir. Burada alınan şey all the creative freedom, etkilenen kişiler ise daha sonra yaratıcı kararlar verecek olan insanlardır. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp take + şey + away from + kişi şeklindedir. Vurgulanan ifadede all the creative freedom alınan şeyi, from the folks ise onu kimin kaybettiğini belirtir. All, olası kaybın kısmi değil tamamen olacağını vurgular.
Alıştırma
Hangi cümle, politikanın sanatçıları yaratıcı özgürlüklerinden mahrum bıraktığı anlamına gelir?
- The policy takes creative advice from the artists.
- The policy takes creative freedom away from the artists.
- The policy takes the artists away from their creative work.
Cevabı göster
The policy takes creative freedom away from the artists.
Further down the production chain: sürecin sonraki aşamaları
“Further down the production chain”, bir üretim sürecini birbirine bağlı aşamalardan oluşan bir zincire benzetir. Fiziksel olarak daha aşağıda değil, iş akışının daha sonraki aşamalarında anlamına gelir. Bu cümlede “the folks further down the production chain”, mevcut aşamadan sonra işi devralan, örneğin çekim veya kurgu yapan kişilerdir. İfade, bir ekibin seçimlerinin işi daha sonra alan kişileri nasıl etkilediğini gösterir.
Alıştırma
“The quality-control team works further down the production chain.” cümlesindeki son ifade ne anlama gelir?
- İş akışının daha sonraki bir aşamasında çalışırlar.
- Önceki tüm ekiplerden daha az yetkiye sahiptirler.
- Fiziksel olarak daha alçak bir yerde dururlar.
Cevabı göster
İş akışının daha sonraki bir aşamasında çalışırlar.
since most of our editors are actually pretty handy behind the camera, too. Kelime
3:43çünkü kurgucularımızın çoğu kamera arkasında da oldukça beceriklidir.
Becerikli anlamındaki handy
Burada “handy”, pratik işlerde becerikli anlamına gelir. “Pretty handy behind the camera”, editörlerin kamera kullanma ve çekim yapma konusunda oldukça iyi olduğunu söyler. Bu anlam genellikle belirli bir pratik alanla birlikte görülür: “handy with tools”, “handy at repairs” veya daha gündelik olarak “handy behind the camera”. Çevresindeki ifadeler, handy sözcüğünün kolaylığı değil beceriyi anlattığını gösterir.
Alıştırma
Hangi cümlede handy, “pratik işlerde becerikli” anlamında kullanılmıştır?
- Keep a towel handy while you paint.
- This small flashlight is handy during a power cut.
- Rina is handy with a sewing machine.
Cevabı göster
Rina is handy with a sewing machine.
Hey, I need someone to shoot something real quick.
3:48Hey, hızlıca bir şey çekecek birine ihtiyacım var.
Next, the shooters have to ingest their footage, Kelime
3:59Sırada, kameramanların çektikleri görüntüleri sisteme aktarması (ingest) var,
Medya iş akışında ingest their footage
Medya yapımında ingest their footage, kaydedilmiş video dosyalarını kameralardan veya bellek kartlarından ekibin düzenli depolama ve yapım sistemine aktarmak anlamına gelir. Ingest, dosyaları yalnızca bir yere koymaktan daha kapsamlıdır. Materyalin yönetilen bir iş akışına devredilmesini anlatır ve kopyalama, kontrol etme, adlandırma ve editörlerin bulabileceği bir yere yerleştirme işlemlerini içerebilir.
Alıştırma
Bir film yapım iş akışında ingest the footage en özel olarak ne anlama gelir?
- Kaydedilmiş dosyaları ekibin düzenli medya sistemine almak
- Kaydedilmiş her klibi baştan sona izlemek
- Tamamlanmış videoyu halka yayımlamak
Cevabı göster
Kaydedilmiş dosyaları ekibin düzenli medya sistemine almak
the editors, will know where to look for it.
4:06yani kurgucular, onları nerede arayacaklarını bilsinler.
Bir süreç benzetmesi olarak assembly line
Burada assembly line, farklı kişilerin belirli bir sırayla farklı aşamaları yürüttüğü bir sürecin benzetmesidir. Kameramanlar dosyaları yerleştirir ve sonraki aşamadaki editörler onları bulur. İfade sıralı devirleri vurgular: bir görevli kendi bölümünü tamamlayıp işi bir sonrakine aktarır. Fabrika makineleri olmasa bile medya, yazılım, ofis veya başka ekip süreçlerini anlatabilir.
Alıştırma
Bu cümledeki assembly line benzetmesi neyi vurgular?
- Videonun fiziksel olarak fabrika makineleriyle üretilmesini
- İşin belirli bir sırayla uzmanlaşmış aşamalardan geçmesini
- Tüm ekip üyelerinin aynı görevi aynı anda yapmasını
Cevabı göster
İşin belirli bir sırayla uzmanlaşmış aşamalardan geçmesini
than just hooking up an SD card reader.
4:11sadece bir SD kart okuyucusu takmaktan çok daha fazla iş gerektirdi.
A lot more went into ... than just ...: yalnızca … yapmaktan çok daha fazlası
“A lot more went into X than just Y” kalıbı, bir şeyi gereğinden fazla basite indirgeyen düşünceyi düzeltir. X’in, Y adlı tek eylemin düşündürdüğünden çok daha fazla emek, zaman, planlama veya başka girdi gerektirdiğini anlatır. “A lot”, “more”u güçlendirir; “than just” ise Y’yi bütünün yalnızca küçük bir parçası olarak gösterir. Burada karşılaştırılan şey nesnelerin sayısı değil, harcanan emek ve yapılan kurulumdur. Aynı kalıp bir projenin, seçimin veya sonucun arkasındaki görünmeyen emeği vurgulayabilir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki karşılaştırma kalıbıyla tamamlayın: ____ planning the school play ____ choosing costumes.
Cevabı göster
A lot more went into · than just
went into: “bir şeye harcandı” anlamı
Bu cümlede went into, “bir şeye harcandı veya yatırıldı” ya da “bir şey için gerekliydi” anlamına gelir. Özne olan A lot more, ek iş, zaman, planlama ya da kaynakları temsil eder; hooking up our ingest stations ise bunların harcandığı etkinliktir. Burada go into’nun fiziksel olarak “içeri girmek” anlamı yoktur. Yeniden kullanılabilir kalıp “girdi + go into + görev veya sonuç” biçimindedir; go gereken zamana göre çekimlenir.
Alıştırma
Cümleyi “bir şeye harcandı” anlamındaki go into fiilinin geçmiş biçimiyle tamamlayın: Months of research ____ creating the safety guide.
Cevabı göster
went into
We're able to ingest footage at 200 to 300 MB/s.
4:14Görüntüleri 200 ila 300 MB/s hızında aktarabiliyoruz.
and server infrastructure upgrades.
4:23ve sunucu altyapısı yükseltmelerimiz hakkındaki gelecek video için gözünüzü dört açın.
Keep your eyes peeled for ...: tetikte olmak
Keep your eyes peeled, bir şey ortaya çıktığında onu fark edebilmek için tetikte olmak ve dikkatle gözlemek anlamına gelen bir deyimdir. Bu cümlede konuşmacı, izleyicilerden ileride yayımlanacak bir videoyu takip etmelerini istiyor; gözlerle ilgili gerçek bir eylemden söz etmiyor. Yaygın kalıp keep + iyelik belirleyicisi + eyes peeled + for + hedef şeklindedir: Keep your eyes peeled for updates. Özne değiştiğinde iyelik belirleyicisi de değişir: I keep my eyes peeled.
Alıştırma
Hangi cümle bir arkadaşınıza gelecekteki bir duyuruya karşı dikkatli olmasını doğal biçimde söyler?
- Keep your eyes peeled for the announcement.
- Read the announcement yesterday.
- Keep an eye on the announcement all week.
Cevabı göster
Keep your eyes peeled for the announcement.
the editors can get to work putting it all together. Notlar
4:28kurgucular hepsini bir araya getirmek için işe koyulabilir.
get to work: çalışmaya başlamak
Get to work, çalışmaya ya da göreve başlamak anlamına gelir. Bu cümlede görüntüler sunucuya yüklendikten sonra editörler onları bir araya getirmeye başlayabilir. Bu ifade sık sık hazırlıktan eyleme geçişi belirtir: önce gerekli bir koşul karşılanır, ardından kişi çalışmaya başlar.
Alıştırma
Hangi cümlede get to work hazırlıktan eyleme geçişi belirtir?
- The train gets us to work by nine.
- Once the tools are ready, let's get to work.
- On Fridays, we get to choose our tasks.
Cevabı göster
Once the tools are ready, let's get to work.
her şeyi bir araya getirmek
Put something together, ayrı parçaları birleştirerek tek ve tamamlanmış bir bütün oluşturmak demektir. Bu cümlede it all, sunucudaki tüm çekimleri ifade eder; yani editörler dosyaları yalnızca aynı yere koymuyor, ayrı çekimleri tutarlı bir videoya dönüştürüyor. get to work ifadesinden sonra gelen putting it all together, editörlerin başladığı işi adlandırır. Nesne bir zamirse put ile together arasına gelir: put it all together.
Alıştırma
“After reviewing the clues, Mia finally put it all together” cümlesinde “putting it all together” ne anlama gelir?
- Ayrı ipuçlarını birleştirerek net bir anlayış oluşturdu.
- Gizemi çözmeden önce ipuçlarını attı.
- Bütün ipuçlarını aynı kutuya koydu.
Cevabı göster
Ayrı ipuçlarını birleştirerek net bir anlayış oluşturdu.
They use the writer's guidance to arrange all the shots
4:31Yazarların rehberliğini kullanarak tüm çekimleri düzenliyorlar
kendi tarzını katmak
Add one's own flair, zaten bir planı veya temeli olan bir işe belirgin bir kişisel tarz ya da yaratıcı bir dokunuş katmak demektir. Bu cümlede editörler yazarın yönlendirmelerini izlerken kendi yaratıcı seçimlerini de yapıyor. Buradaki flair, dikkat çeken bir tarz veya özel bir dokunuş anlamındadır; işaret ya da alev anlamında değildir. İfade bu kişisel katkıyı olumlu biçimde sunar ve ortak görev içinde bireysel yaratıcılığı gösterir.
Alıştırma
“The chef followed the recipe but added her own flair with a smoky sauce” cümlesinde “added her own flair” ne anlama gelir?
- Yemekteki tüm yaratıcı seçimleri kaldırdı.
- Parlak bir acil durum işaret fişeği gönderdi.
- Belirgin bir kişisel dokunuş ekledi.
Cevabı göster
Belirgin bir kişisel dokunuş ekledi.
some of which is subtle and some of which is pretty obvious. Dilbilgisi
4:36ki bunların bazıları çok ince, bazılarıysa oldukça bariz olabiliyor.
some of which ... some of which: paralel gruplar
Some of which, bir bütünün bir bölümünü belirten ilgi ifadesidir. Some, az önce sözü edilen şeyin veya grubun bir kısmını seçer; which ise bu kısmı ardından gelen açıklamaya bağlar. Of edatı zorunludur; burada some which standart bir kullanım değildir. İfadenin tekrarı iki paralel grup oluşturur: bir bölüm incedir, başka bir bölüm ise oldukça belirgindir. Bu cümlede which, sayılamayan flair kavramına döndüğü için is tekil kullanılır. Öncül çoğul olduğunda fiil de çoğul olabilir: several changes, some of which are subtle.
Alıştırma
Hangi seçenek iki açıklamayı several recommendations ifadesine tek bir cümle içinde doğru biçimde bağlar? The committee made several recommendations, ____ were practical and ____ were too expensive.
- some of them ... some of them
- some of which ... some of which
- some which ... some which
Cevabı göster
some of which ... some of which
not always smooth: bazen, asla değil
Burada smooth mecaz anlamda kullanılır. Kesinti, hata veya başka sorunlar olmadan kolayca ilerleyen bir süreci anlatır; fiziksel bir yüzeyin pürüzsüzlüğünü anlatmaz. Not always, olumsuz yargıyı sınırlar. Konuşan kişi, sürecin bazen sorunlu olduğunu söyler; her seferinde başarısız olduğunu değil. Bu, mutlak bir iddiada bulunmadan istisnaları belirtmenin kısa bir yoludur.
Alıştırma
Bir antrenör, antrenmanlarda bazen sorun yaşandığını fakat çoğu zaman iyi gittiklerini söylemek istiyor. Hangi cümle uygundur?
- Practice sessions are never smooth.
- Practice sessions are not very smooth.
- Practice sessions are not always smooth.
Cevabı göster
Practice sessions are not always smooth.
Sometimes the editors find out that a shot is too short compared to the voiceover
4:42Bazen kurgucular bir çekimin seslendirmeye göre çok kısa olduğunu fark ediyor
or maybe the host misspoke or some shots are just flat out missing. Kalıp ifadeler
4:46ya da belki sunucu yanlış konuşmuş veya bazı çekimler tamamen eksik olabiliyor.
flat out missing: tamamen eksik olmayı vurgulayan gündelik ifade
Burada flat out, missing ifadesini güçlendirir. Flat out missing, gerekli çekimlerin kötü, fazla kısa veya kullanılamaz olmasından değil, tamamen bulunmamasından söz eder. Flat out, doğrudan ve kesin bir ton taşıyan gündelik bir pekiştiricidir: konuşan kişi bu eksikliği açık ve ciddi bir gerçek olarak sunar. Başka yapılarda farklı anlamlara gelebileceği için nitelediği sözcükle birlikte değerlendirilmelidir.
Alıştırma
Cümleyi derste öğrendiğiniz ve “tamamen bulunmayan” anlamına gelen gündelik ifadeyle tamamlayın: The last page is not damaged; it is ____ from the file.
Cevabı göster
flat out missing
shoot a pickup: ek bir plan çekmek
Film ve video yapımında pickup, bir boşluğu doldurmak, hatayı düzeltmek veya var olan görüntüleri tamamlamak için çekilen ek bir plan ya da kısa görüntü parçasıdır. Shoot a pickup, bu ek görüntüyü çekmek anlamına gelir. Burada kurgucunun çalışmayı sürdürebilmesi için eksik veya düzeltilmiş görüntülere ihtiyacı vardır. Pickup bir yapım terimidir; birini almaya gitmek veya kamyonet anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi derste öğrendiğiniz film yapımı ifadesiyle tamamlayın: The editor needs one extra close-up, so the crew will ____ tomorrow.
Cevabı göster
shoot a pickup
After Taran pulls an all-nighter and uses all 200 of his macro keys finishing up the video, Kalıp ifadeler
4:56Taran tüm geceyi uyanık geçirip videoyu bitirmek için 200 makro tuşunun tamamını kullandıktan sonra,
pull an all-nighter: bütün gece uyumamak
Pull an all-nighter, genellikle ders çalışmak, çalışmak veya bir işi tamamlamak için bütün gece uyumadan kalmak anlamına gelen kalıplaşmış ve gündelik bir ifadedir. Burada Taran'ın videoyu tamamlamak için gece boyunca çalıştığını gösterir. Bu aşırı ayrıntı mizahi bir abartı katarak son kurgu işinin ne kadar yoğun olduğunu vurgular; pull ifadenin sabit bir parçasıdır ve gerçek anlamıyla kullanılmaz.
Alıştırma
Bir işi bitirmek için bütün gece uyanık kalmak anlamındaki kalıplaşmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: I had to ____ to finish my science project before morning.
Cevabı göster
pull an all-nighter
The writer sits down with the editor and reviews the video to make sure the information is accurate
5:03Yazar kurgucuyla oturup bilgilerin doğru olduğundan
and that no unreleased products or email addresses accidentally wind up in the background. Öbek fiiller
5:08ve piyasaya çıkmamış hiçbir ürünün veya e-posta adresinin kazara arka planda yer almadığından emin olmak için videoyu inceliyor.
wind up: planlanmamış bir sonuca ulaşmak
Bu cümlede wind up, özellikle planlanmamış bir olaylar zinciri sonucunda belirli bir yere veya duruma sonunda varmak, orada görünmek ya da kalmak anlamına gelir. Buradaki kalıp wind up + yer bildiren ifadedir: wind up in the background. Accidentally, ürünlerin veya e-posta adreslerinin orada görünmesinin amaçlanmadığını doğrular.
Alıştırma
Hangi cümlede wind up, “sonunda planlanmamış bir sonuca ulaşmak” anlamında kullanılmıştır?
- Please wind up the toy before you set it down.
- The missing receipt could wind up in the wrong folder.
- A cold wind came through the open window.
Cevabı göster
The missing receipt could wind up in the wrong folder.
And finally, it's time for, you guessed it, our wonderful thumbnails. Anlatım akışı
5:22Ve son olarak, bildiniz, o harika küçük resimlerimiz (thumbnail) için zaman geldi.
Açıklamadan önce ara söz olarak “you guessed it”
Burada you guessed it bir ara sözdür; çıkarıldığında cümle hem dil bilgisi hem de ana anlam bakımından tamamlanmış kalır. Konuşmacı kısa süreliğine izleyiciye yönelir ve açıklanacak şeyin “our wonderful thumbnails” olduğunu izleyicinin önceden tahmin etmiş gibi davranır. Bu ifade gerçek bir soru sormak yerine cevap gelmeden önce beklenti oluşturur ve eğlenceli bir ortaklık hissi yaratır. Sonucun tahmin edilebilir olduğu başka bağlamlarda hafif takılma veya iğneleme de katabilir.
Alıştırma
“And the winner is—you guessed it—Maya,” cümlesinde “you guessed it” ne yapar?
- Konuşmacının sırada ne olduğunu unuttuğunu gösterir.
- İzleyici cevabı önceden tahmin etmiş gibi eğlenceli biçimde davranır.
- Gerçek bir soru sorar ve izleyicinin cevabı söylemesini bekler.
Cevabı göster
İzleyici cevabı önceden tahmin etmiş gibi eğlenceli biçimde davranır.
Kelime seçerken ara söz olarak “how do you say”
How do you say, konuşmacı clickable demeden önce duraksarken ara söz olarak kullanılır. Ana cümle hâlâ “use Photoshop to make them more clickable” şeklindedir; eklenen ifade doğru kelimeyi arama anını canlandırır. Burada konuşmacının kendine yönelttiği bir sözdür, gerçek bir çeviri isteği değildir. Konuşmacı hemen ardından clickable dediği için bu duraksama sözü yumuşatır ve anlatıma eğlenceli bir hava katar.
Alıştırma
Konuşmacı “We need something more, how do you say, eye-catching” cümlesinde “how do you say” ile ne yapıyor?
- Dinleyiciden gerçekten “eye-catching” kelimesini çevirmesini ister.
- Dinleyicinin “eye-catching” telaffuzunu düzeltir.
- “eye-catching” kelimesini aramak veya eğlenceli biçimde tanıtmak için duraklar.
Cevabı göster
“eye-catching” kelimesini aramak veya eğlenceli biçimde tanıtmak için duraklar.
Big thanks to Lenovo for sponsoring this vid.
5:42Bu videoya sponsor olduğu için Lenovo'ya çok teşekkürler.
Konuşmayı kısa süreliğine durdurmak için “Hold on a minute”
Bu cümlede “Hold on a minute”, Ed’in sözünü keser ve henüz devam etmemesini ister. Konuşmacı eksik kalan bir noktayı yeni fark etmiştir; bu yüzden ifade “Dur; eklemem ya da sorgulamam gereken bir şey var.” mesajını verir. Buradaki “hold on” bir deyimdir; bir nesneyi tutmak anlamına gelmez. “A minute” genellikle tam olarak altmış saniyeyi değil, süresi belirtilmeyen kısa bir zamanı anlatır. İfadenin tamamı, bir kaygı veya soru dile getirmeden önce konuşmayı kısa süreliğine durdurmak için kullanılabilir.
Alıştırma
“Hold on a minute” hangi durumda en doğal kullanımdır?
- Her şey bittikten sonra sakince vedalaşıyorsunuz.
- Önemli bir noktayı yeni fark ettiğiniz için araya girmeniz gerekiyor.
- Ed’in bir nesneyi tam olarak altmış saniye tutmasını istiyorsunuz.
Cevabı göster
Önemli bir noktayı yeni fark ettiğiniz için araya girmeniz gerekiyor.
Find out more about the Lenovo Flex 5 using the link in the description below.
5:55Aşağıdaki açıklamadaki bağlantıyı kullanarak Lenovo Flex 5 hakkında daha fazla bilgi edinebilirsiniz.
be sure to drop by our forum and merch store.
6:04forumumuza ve ürün mağazamıza uğramayı unutmayın.
You'll find the links in the description below.
6:07Bağlantıları aşağıdaki açıklamada bulabilirsiniz.