Sıkıcı Olmaktan Nasıl Kurtulunur: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
881 kelime 160 kel/dk

Video Tanıtımı: Deneme, iç deneyimimizi sakladığımızda veya anlatamadığımızda sıkıcı göründüğümüzü; dürüst öz dikkatin sıradan hayatı ilgi çekici kıldığını savunur. Başlıca İngilizce Öğrenme Noktaları: 1. “coming across as such” — Phrasal Verbs: come across as oluşan izlenimi anlatır, such ise “boring”e döner; böylece görünüş kimlikten ayrılır. 2. “throw the emphasis on” — Kalıp İfadeler ve Eşdizimler: Bir anlatının odağını belirtin ve dış gerçekleri alttaki duygularla karşılaştırın. 3. “not so much because” / “as because” — Dilbilgisi ve Cümle Kalıpları: Bir nedeni zayıflatıp daha güçlü olanı öne çıkarın; burada paylaşma isteksizliğinden çok kişinin kendini tanımaması önemlidir.

Bu derste

One of our great fears, Dilbilgisi

0:00

En büyük korkularımızdan biri,

which haunts us when we go out into the world and socialize with others, Kalıp ifadeler

0:01

dünyaya açılıp diğer insanlarla sosyalleştiğimizde peşimizi bırakmayan,

Kalıp ifadeler

go out into the world: daha geniş sosyal hayata katılmak

Burada “go out into the world”, özel, tanıdık veya korunaklı bir ortamdan çıkıp daha geniş sosyal hayata katılmak anlamına gelir. Yalnızca fiziksel olarak dışarı çıkmak demek değildir. Ardından gelen “socialize with others” sözleri bu anlamı doğrular: konuşan kişi insanlarla tanışmaktan ve toplumla ilişki kurmaktan söz eder. İfade başka bağlamlarda daha bağımsız bir hayata başlamayı da anlatabilir.

Alıştırma

“After years of learning at home, Leo wanted to go out into the world,” cümlesinde “go out into the world” ne anlama gelir?

  1. Birkaç dakikalığına dışarı çıkmak
  2. Dünyadaki her ülkeyi ziyaret etmek
  3. Daha geniş sosyal hayata katılmak
Cevabı göster

Daha geniş sosyal hayata katılmak

is that we may in our hearts be really rather boring.

0:05

içten içe aslında gerçekten oldukça sıkıcı olabileceğimizdir.

Dilbilgisi

One of our great fears ... is that: ana cümle yapısı

Ana yapı “One of our great fears is that ...” şeklindedir. “One of + çoğul isim” bir gruptan tek bir üyeyi seçer; bu nedenle öznenin çekirdeği tekildir ve ana cümlenin fiili “is” olur. “That” ile başlayan yan cümle korkunun içeriğini belirtir. “Fears” ile “is” arasındaki sözler bu korku hakkında ek bilgi verir. Araya bir ilgi cümleciği girse bile ana yapıdaki “One ... is” eşini aramaya devam edin; “haunts” ana cümlenin değil, ilgi cümleciğinin fiilidir.

Alıştırma

“One of our concerns is that ...” yapısını kullanarak cümleyi tamamlayın: ____ concerns ____ the museum may be closed.

Cevabı göster

One of our · is that

But the good news,

0:09

Ancak iyi haber şu ki,

and a fundamental truth too,

0:10

ve aynı zamanda temel bir gerçek,

is that no one is ever truly boring.

0:12

hiç kimse aslında gerçekten sıkıcı değildir.

They're only in danger of coming across as such Öbek fiiller

0:15

İnsanlar yalnızca şöyle algılanma tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar,

when they either fail to understand their deeper selves

0:18

ya daha derin benliklerini anlayamadıklarında

or don't dare or know how to communicate them to others.

0:21

ya da bunu başkalarına iletmeye cesaret edemediklerinde veya nasıl ileteceklerini bilemediklerinde.

Öbek fiiller

coming across as such: gerçek değil, bir izlenim

Come across as + bir betimleme, başkalarına o şekilde görünmek veya o izlenimi vermek demektir. Kişinin gerçekte nasıl olduğunu değil, başkaları tarafından nasıl algılandığını anlatır. Burada such, daha önceki boring sözcüğüne gönderme yapar. Bu nedenle coming across as such, konuşmacı hiç kimsenin gerçekten sıkıcı olmadığını söylemiş olsa da sıkıcı görünmek demektir.

Alıştırma

Örnekte coming across as such ne anlama geliyor?

  1. başkalarına sıkıcı görünmek
  2. sıkıcı biriyle tesadüfen karşılaşmak
  3. doğuştan gerçekten sıkıcı olmak
Cevabı göster

başkalarına sıkıcı görünmek

That there is simply no such thing as an inherently boring person or thing Kalıp ifadeler

0:25

Doğası gereği sıkıcı bir insan veya nesne diye bir şeyin olmadığı gerçeği

is one of the great lessons of art.

0:30

sanatın en büyük derslerinden biridir.

Kalıp ifadeler

no such thing as: bir kategorinin var olmadığını söylemek

No such thing as + bir isim öbeği, adı verilen türün var olmadığı anlamına gelir. Bu cümlede yalnızca tek bir örnek değil, doğuştan sıkıcı insan veya şey kategorisinin tamamı reddedilir. İfade, cümlenin öznesi olan That there is ... yan cümlesinin içinde yer alır. Alışılmadık görünen başlangıç, no such thing as ifadesinin anlamını değiştirmez.

Alıştırma

Kusursuz bir ilk taslağın var olmadığını belirten ifadeyle cümleyi tamamlayın: There is ____ a perfect first draft.

Cevabı göster

no such thing as

Many of the most satisfying artworks

0:33

En tatmin edici sanat eserlerinin birçoğu

don't feature exalted or rare elements.

0:35

yüce veya nadir unsurlar barındırmaz.

They are about the ordinary Dilbilgisi

0:38

Onlar sıradan olanla ilgilidir

looked at in a special way,

0:40

özel bir şekilde bakılmış,

with unusual sincerity and openness

0:42

alışılmadık bir samimiyet ve açıklıkla

to unvarnished experience. Deyimler

0:44

süslenmemiş deneyimlere.

Dilbilgisi

the ordinary looked at in a special way: kısaltılmış edilgen bir niteleyici

The ordinary, sıradan şeyler ya da gündelik yaşam anlamına gelir. Burada looked at in a special way, bu isim öbeğinden sonra gelir ve sıradan şeylere nasıl bakıldığını açıklar. Looked at, edilgen anlam taşıyan bir geçmiş zaman ortaç öbeğidir: the ordinary that is looked at in a special way. Cümlenin geçmiş zamandaki ana fiili değildir; ana fiil are sözcüğüdür. İlgi cümleciğinin bu kısaltılmış biçimi özlüdür ve betimleyici yazılarda yaygındır.

Alıştırma

İlgi cümleciğini kısaltılmış edilgen bir öbek olarak yeniden yazın: The city ____ looks like a map. (that is seen from above)

Cevabı göster

seen from above

Deyimler

unvarnished experience: güzelleştirilmeden veya gizlenmeden sunulan gerçeklik

Unvarnished sözcüğü gerçek anlamıyla vernik sürülmemiş ahşabı anlatabilir. Burada mecazidir: unvarnished experience, daha güzel, pürüzsüz veya kabul edilmesi kolay hâle getirilmeden olduğu gibi karşılaşılan ya da sunulan deneyim demektir. Sincerity ve openness ile birlikte kullanıldığında, gerçeklik sert veya rahatsız edici olsa bile dürüst olma düşüncesini ekler. Yalnızca görünüş bakımından sade anlamına gelmez.

Alıştırma

“Yumuşatılmamış veya daha güzel gösterilmemiş” anlamındaki vurgulanan sıfatı kullanın: The article gives an ____ account of the team's mistakes.

Cevabı göster

unvarnished

Take for example some grasses Anlatım akışı

0:47

Örneğin bazı otları ele alalım

painted by the Danish artist Christen Købke

0:49

Danimarkalı sanatçı Christen Købke tarafından resmedilmiş

in a suburb of Copenhagen in 1833.

0:52

1833 yılında Kopenhag'ın bir banliyösünde.

Anlatım akışı

Take for example: genel bir düşünceden belirli bir örneğe geçmek

Take for example, genel bir düşünceden tek bir somut örneğe geçiş yapan bir işaret ifadesidir. Dinleyiciye veya okuyucuya sıradaki durumu kanıt ya da açıklayıcı örnek olarak değerlendirmesini söyler. Bu cümlede, daha geniş düşünceyi açıklayacak otları tanıtır. Take burada fiziksel olarak bir şeyi almak veya kabul etmek anlamına gelmez; sözcükler birlikte açıklamanın akışını düzenler.

Alıştırma

Belirli örneği tanıtmak için dersteki üç sözcüklü işaret ifadesini kullanın: ____ the neighborhood library: it gives children free access to books and computers.

Cevabı göster

Take for example

Outwardly, the scene is utterly unremarkable

0:55

Dışarıdan bakıldığında sahne son derece sıradandır

and could initially appear to be deeply unpromising material Kelime

0:58

ve başlangıçta derinden umutsuz bir malzeme gibi görünebilir

for a painting.

1:01

bir resim için.

Kelime

Unpromising material: umut vermeyen içerik kaynağı

Unpromising material ifadesinde material, bir sanatçının esere dönüştürebileceği konu veya içerik kaynağı anlamına gelir. Boya ya da tuval gibi fiziksel malzemeleri ifade etmez. Unpromising, ilk bakışta ilginç veya başarılı bir sonuç üretme ihtimalinin düşük görünmesi demektir. Bu nedenle ifade, sanatçının kullandığı malzemelerin kalitesini değil, sahnenin görünürdeki yaratıcı potansiyelini değerlendirir.

Alıştırma

İyi sonuç vermesi pek mümkün görünmeyen içerik kaynağı anlamındaki iki sözcüklü ders ifadesini aynen kullanın: At first, the silent waiting room seemed like ____ for a short story.

Cevabı göster

unpromising material

And yet, like any great artist,

1:02

Ve yine de, her büyük sanatçı gibi,

Købke has known how to interrogate his own perceptions Deyimler

1:04

Købke kendi algılarını nasıl sorgulayacağını biliyordu

in a fresh, unclouded, underivative manner

1:07

taze, bulutsuz, türev olmayan bir şekilde

and translated them accurately into his medium,

1:11

ve bunları kendi ortamına doğru bir şekilde çevirdi,

Deyimler

“interrogate his own perceptions”:eleştirel öz inceleme

Burada interrogate mecaz anlamdadır. Købke, algılarını bir polisin bir kişiyi sorgulaması gibi sorgulamaz; ilk izlenimlerini dikkatle inceler ve bunların doğru ya da açıklayıcı olup olmadığını sürekli sorar. interrogate + soyut bir düşünce yapısı, o düşünceyi edilgen biçimde kabul etmek yerine zorlayıcı sorularla sınamak anlamına gelir. Eleştirel yazıda assumptions, beliefs, evidence veya kişinin kendi reactions ögeleri interrogate edilebilir.

Alıştırma

Cümlede “interrogate his own perceptions” ne anlama geliyor?

  1. Başkalarına ne gördükleri hakkında resmî sorular sormak.
  2. Kendi izlenimlerini hemen kabul etmek yerine eleştirel biçimde incelemek.
  3. Algıları üzerinde düşünmeden onları betimlemek.
  4. Algılarını hukuki bir rapora koymak.
Cevabı göster

Kendi izlenimlerini hemen kabul etmek yerine eleştirel biçimde incelemek.

weaving a small masterpiece Deyimler

1:14

küçük bir başyapıt dokuyarak

out of the thread of everyday life.

1:16

günlük yaşamın ipliğinden.

Deyimler

Dokuma mecazı: gündelik hayattan sanat yaratmak

Bu, genişletilmiş bir mecazdır. Gündelik hayat iplik, resim yapmak ise dokuma işi olarak hayal edilir. Sanatçı sıradan deneyimi malzeme olarak alır ve onu küçük bir başyapıta dönüştürür. weave X out of Y yapısında X sonuç, Y ise malzeme veya kaynaktır. Buradaki out of, bir şeyin içinden dışarı doğru hareketi değil, yaratıcı bir dönüşümü belirtir.

Alıştırma

“weaving a small masterpiece out of the thread of everyday life” imgesi ne anlatıyor?

  1. Var olan bir başyapıtı gerçek iplikle kopyalamak.
  2. Gündelik hayatı sanattan tamamen çıkarmak.
  3. Sıradan deneyimi özenle yaratılmış bir sanat eserine dönüştürmek.
  4. Resim yapmaya ara verince kumaş dokumak.
Cevabı göster

Sıradan deneyimi özenle yaratılmış bir sanat eserine dönüştürmek.

And just as there's no such thing as a boring river bank, Dilbilgisi

1:18

Ve tıpkı sıkıcı bir nehir kıyısı,

tree, or dandelion,

1:21

ağaç veya karahindiba diye bir şeyin olmaması gibi,

so too,

1:23

aynı şekilde,

there can be no such thing as an inherently boring person.

1:24

doğası gereği sıkıcı bir insan diye bir şey de olamaz.

Dilbilgisi

just as ... so too ile paralel benzetme

just as X, so too Y kalıbı, birbirine paralel iki iddiayı bağlar. İlk iddia doğruysa aynı mantığın ikinci iddia için de geçerli olduğunu anlatır. Burada, doğada özünde sıkıcı hiçbir şey olmadığı düşüncesi insanlar hakkındaki sonuca örnek oluşturur. Just as karşılaştırmayı, so too ise buna karşılık gelen sonucu başlatır. So too içindeki so “aynı şekilde” anlamına gelir; too da “ayrıca” anlamını güçlendirir. Burada “aşırı” anlamı yoktur.

Alıştırma

Benzetmeyi tam olarak just as ... so too ... kalıbıyla tamamlayın: ____ a strong foundation supports a house, ____ clear rules support a fair game.

Cevabı göster

Just as · so too

The human animal

1:28

İnsan denen hayvan

witnessed in its essence with honesty and without artifice Kelime

1:29

özünde dürüstlükle ve hile olmadan tanık olunduğunda

is always interesting.

1:32

her zaman ilginçtir.

Kelime

without artifice: samimi ve yapmacıksız

Artifice, kasıtlı hileleri, yapmacıklığı veya özenle kurulmuş etkileri anlatan resmî bir sözcüktür. Bu bağlamda without artifice, poz vermeden, gerçeği gizlemeden veya hesaplı bir gösteri oluşturmadan demektir. Cümlede with honesty ile birlikte bir insanın nasıl gözlemlendiğini anlatır: açıkça ve yapay bir sunum olmadan. “Sanatsız” veya “sanatsal yetenek olmadan” anlamına gelmez.

Alıştırma

“The portrait is intimate and without artifice,” cümlesinde without artifice ne anlama gelir?

  1. Sanatsal beceri olmadan yapılmış.
  2. Kasıtlı poz veya gizleme olmadan, samimi biçimde sunulmuş.
  3. Karmaşık görsel hilelerle tasarlanmış.
  4. Sanatçının araçları olmadığı için yarım bırakılmış.
Cevabı göster

Kasıtlı poz veya gizleme olmadan, samimi biçimde sunulmuş.

When we call a person boring,

1:35

Bir insana sıkıcı dediğimizde,

we're just pointing to someone

1:36

sadece birini işaret ediyoruz

who's not had the courage or concentration

1:38

cesareti veya konsantrasyonu olmayan

to tell us what it's like to be them. Dilbilgisi

1:40

bize onlar gibi olmanın nasıl bir şey olduğunu anlatacak.

Dilbilgisi

what it's like to be them: o kişi olmak nasıl bir şey

Burada what it's like to be them, tell us ifadesinden sonra gelen iç içe geçmiş bir wh yan cümlesidir. “O kişi olmanın öznel deneyimi” anlamına gelir: yalnızca başına ne geldiğini değil, hayatın o kişinin bakış açısından nasıl hissettirdiğini anlatır. what it's like to be + kişi veya rol kalıbı, birinin deneyimini anlatmak ya da sormak için kullanılabilir. Them, tekil someone sözcüğüne cinsiyet belirtmeden gönderme yapar. Buradaki like, what ... is like kalıbının parçasıdır; “hoşlanmak” anlamına gelmez.

Alıştırma

Başka bir kişi olmanın öznel deneyimini soran cümle hangisidir?

  1. Can you imagine what it's like to be the team captain?
  2. Can you imagine what happens to the team captain?
  3. Can you imagine what the team captain likes?
Cevabı göster

Can you imagine what it's like to be the team captain?

By contrast, Anlatım akışı

1:43

Buna karşılık,

we invariably prove compelling

1:44

istisnasız bir şekilde büyüleyici oluruz

when we succeed in saying

1:46

söylemeyi başardığımızda

how and what we truly desire,

1:47

ne kadar ve neyi gerçekten arzuladığımızı,

envy, regret,

1:50

kıskandığımızı, pişman olduğumuzu,

mourn, and dream.

1:51

yas tuttuğumuzu ve hayal ettiğimizi.

Anlatım akışı

By contrast: açık bir karşıtlık işareti

By contrast, dinleyiciye sonraki ifadeyi daha önceki ve açıkça farklı bir durumla karşılaştırarak yorumlamasını söyleyen bir söylem belirtecidir. Burada konu, iç deneyimlerini ifade etmediklerinde sıkıcı görünen insanlardan bunları açıkça ifade ettiklerinde ilgi çekici hâle gelen insanlara geçer. Bu ifade düşünce akışını düzenler: ilk durum bir karşılaştırma noktası oluşturur, sonraki cümle de karşıt durumu sunar. Yalnızca yeni bir cümleye başlamaktan daha güçlü ve daha açıktır.

Alıştırma

İki durumu açıkça karşılaştırmak için cümleyi en iyi tamamlayan geçiş ifadesi hangisidir? The north side of the island is rainy. ___, the south side is often dry.

  1. As a result
  2. For example
  3. By contrast
Cevabı göster

By contrast

Anyone who faithfully recuperates

1:53

Sadık bir şekilde geri kazanan herkes

the real data on what it's like to exist

1:55

var olmanın nasıl bir şey olduğuna dair gerçek verileri

is guaranteed to have material

1:58

malzemeye sahip olması garantidir

with which to captivate others. Dilbilgisi

2:00

başkalarını cezbedebilecek.

Dilbilgisi

with which to captivate others: bir şeyi kullanarak başkalarını etkilemek

with which to captivate others ifadesinde which, material sözcüğüne geri döner; with ise bu malzemenin insanları etkilemek için kullanılan kaynak olduğunu gösterir. Kalıp, isim + with which to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Bu resmî ilgi yapısı, “o ismin gösterdiği şeyi kullanarak bir şey yapmak” düşüncesini kısa bir ifadede toplar. Burada kişinin, başkalarının ilgisini çekmek için kullanabileceği malzemeye sahip olacağı anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi “onu kullanarak” anlamına gelen üç sözcüklü resmî ilgi bağlantısıyla tamamlayın: She needed a topic ____ engage the audience.

Cevabı göster

with which to

The interesting person

2:03

İlginç insan

isn't someone to whom obviously and outwardly interesting things have happened, Dilbilgisi

2:04

bariz ve görünürde ilginç şeylerin başına geldiği biri değildir,

someone who's traveled the world,

2:09

dünyayı dolaşmış,

met important dignitaries,

2:11

önemli yetkililerle tanışmış,

or been present at large geopolitical events.

2:12

veya büyük jeopolitik olaylarda bulunmuş biri.

Dilbilgisi

to whom ... things have happened: birinin başına gelen şeyler

someone to whom ... things have happened yapısında things, have happened fiilinin öznesidir. Whom, someone sözcüğüne gönderme yapar ve to edatının nesnesidir: olaylar o kişinin başına gelmiştir. Bu yapı, kişiyi olayları etkin biçimde gerçekleştiren kişi olarak değil, onları yaşayan kişi olarak sunar. to sözcüğünü whom önüne koymak ilgi cümlesini resmîleştirir.

Alıştırma

Hangi cümle kişinin olağanüstü şeyleri etkin biçimde yapmak yerine olağanüstü olaylar yaşadığını söyler?

  1. She is someone who has done extraordinary things.
  2. She is someone to whom extraordinary things have happened.
Cevabı göster

She is someone to whom extraordinary things have happened.

Nor is it someone who speaks in learned terms Dilbilgisi

2:15

Ne de bilgili terimlerle konuşan biridir

about the weighty themes of culture,

2:18

kültürün ağır temaları hakkında,

history, or science.

2:20

tarih veya bilim.

Dilbilgisi

Nor is it someone who: devrik yapıyla olumsuz bir nokta ekleme

Bir yan cümlenin başında Nor, daha önce gelen olumsuz ifadeye bir olumsuz nokta daha ekler. Burada önceki cümle bir tanımı zaten reddetmiştir; Nor da reddi sürdürerek bu tür bir kişiyi de dışlar. Nor yan cümlenin başına geldiğinde, resmî İngilizcede özne-yardımcı fiil devrikliği kullanılır. Nor is it someone who yapısında is, özne olan itten önce gelir. Yeniden kullanılabilen kalıp şudur: olumsuz ifade + Nor + yardımcı fiil veya be + özne.

Alıştırma

İkinci cümleyi Nor ve devrik yapı kullanarak tamamlayın: The new library is not far away. ____ hard to find.

Cevabı göster

Nor is it

They're someone who's grown into an attentive, Öbek fiiller

2:22

Onlar dikkatli birine dönüşmüş insanlardır,

self-aware listener

2:24

kendi farkında bir dinleyici

Öbek fiiller

grown into: zamanla bir role veya özelliğe dönüşmek

grown into ifadesinde grow, zamanla gelişmek anlamına gelir; into ise gelişim sonucunda kazanılan rolü veya özelliği tanıtır. Burada kişi, zaman içinde dikkatli ve öz farkındalığı olan bir dinleyici hâline gelmiştir; ifade fiziksel olarak bir yerin içine girmeyi anlatmaz. who's grown into yapısında who's, grown geçmiş zaman ortacı olduğu için who has anlamına gelir. Yeniden kullanılabilen yapı grow into + isim öbeğidir; grow into a leader veya grow into a confident speaker gibi.

Alıştırma

Cümleyi, grow fiiline dayanan ve kademeli gelişimi vurgulayan iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: After years of practice, Leo has ____ a calm, confident speaker.

Cevabı göster

grown into

and a reliable, honest correspondent Deyimler

2:26

ve güvenilir, dürüst bir muhabir

of the tremors of their own mind and heart

2:28

kendi zihinlerinin ve kalplerinin titremelerinin

Deyimler

correspondent of the tremors of their own mind and heart ifadesindeki iç dünya benzetmesi

Burada correspondent bir meslek adı değil, benzetmedir. Kişi kendi içinde olup bitenleri dikkatle fark eder ve bir haber muhabirinin olayları aktarması gibi bunları dürüstçe anlatır. The tremors of their own mind and heart, fiziksel titremeleri değil, düşünce ve duygulardaki küçük değişimleri anlatır. Bu imge, ince içsel değişimleri gözlemleyip güvenilir sözlerle ifade edebilen birini över.

Alıştırma

Vurgulanan benzetme bu kişi hakkında ne anlatıyor?

  1. Tıbbi belirtiler hakkında düzenli olarak mektuplaşır.
  2. Depremleri izleyen bir muhabir olarak çalışır.
  3. Kendi düşünce ve duygularındaki ince değişimleri doğru biçimde fark edip anlatır.
Cevabı göster

Kendi düşünce ve duygularındaki ince değişimleri doğru biçimde fark edip anlatır.

and who can thereby give us faithful accounts Kalıp ifadeler

2:31

ve böylece bize sadık anlatımlar verebilen

of the pathos, drama,

2:34

acının, dramın,

and strangeness of being alive.

2:36

ve hayatta olmanın garipliğinin.

Kalıp ifadeler

give someone a faithful account of something: birine bir şeyi aslına uygun biçimde anlatmak

give someone a faithful account of something yapısında account sözlü veya yazılı bir anlatım ya da rapor, faithful ise yaşananlara veya deneyime doğru ve sadık kalmak demektir. Anlatımın yöneltildiği kişi, asıl cümledeki us gibi doğrudan give fiilinden sonra gelebilir. Yapı give + alıcı + a faithful account of + konu şeklindedir. give us faithful accounts of several parts of life örneğindeki gibi çoğul accounts da kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi give someone a faithful account of ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After checking her notes, Maya ____ what happened during the test.

Cevabı göster

gave the committee a faithful account of

What then are some of the elements

2:39

O halde bazı unsurlar nelerdir

that get in the way Öbek fiiller

2:41

yolumuza çıkan

of us being as interesting

2:42

ilginç olmamıza

as we in fact are?

2:43

aslında olduğumuz kadar?

Öbek fiiller

get in the way of us being: nesne zamiri + -ing biçimi

“Get in the way of”, bir şeyi engellemek veya gerçekleşmesini zorlaştırmak demektir. Bu cümlede “unsurlar”, insanların zaten sahip oldukları ilgi çekici yönlerini göstermelerini engelliyor. “Of”tan sonraki “us being”, isim gibi görev yapan bir -ing yan cümlesidir. “Us”, “being”in mantıksal öznesidir; yani bu durumda kimin bulunduğunu gösterir. Burada fiilin yalın hâli değil, -ing biçimi kullanılır: “get in the way of us being” doğrudur, “get in the way of us be” ise yanlıştır.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrendiğiniz ve “engellemek” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: Constant notifications can ____ me finishing my homework.

Cevabı göster

get in the way of

Firstly, and most crucially,

2:45

İlk ve en önemlisi,

we bore when we lose faith

2:47

inancımızı kaybettiğimizde sıkarız

that it really could be our feelings

2:48

gerçekten bizim hislerimiz olabileceğine

that would stand the best chance of interesting others. Kalıp ifadeler

2:50

başkalarının ilgisini çekme şansı en yüksek olan.

Kalıp ifadeler

stand the best chance of + -ing: bir şeyi başarma olasılığı en yüksek olmak

“Stand the best chance of”, mevcut olasılıklar arasında bir sonuca ulaşma ihtimali en yüksek olan seçenek olmak demektir. Buradaki “stand” deyimsel olarak kullanılır; fiziksel bir duruşu anlatmaz. Cümle, başka bir kaynaktan ziyade insanların gerçek duygularının başkalarının ilgisini çekme olasılığının en yüksek olduğunu ileri sürüyor. “Of”tan sonra isim veya -ing biçimi kullanılır: “stand the best chance of interesting others”. Diğer seçenekler açıkça belirtilmese bile “best” bir karşılaştırma yapıldığını gösterir.

Alıştırma

Cümleyi derste öğrendiğiniz ifadenin doğru biçimiyle tamamlayın: Of all the ideas, this one ____ working within our budget.

Cevabı göster

stands the best chance of

Out of modesty and habit, Kalıp ifadeler

2:53

Tevazu ve alışkanlıktan dolayı,

we push some of our most interesting perceptions Öbek fiiller

2:55

en ilginç algılarımızdan bazılarını iteriz

to one side

2:57

bir kenara

in order to follow respectable but dead conventions

2:59

saygın ama ölü sözleşmeleri takip etmek için

of what might impress.

3:02

neyin etkileyebileceğine dair.

Kalıp ifadeler

Motivasyon ve neden bildiren out of + isim

Out of + isim öbeği, birini harekete geçiren içsel nedeni açıklayabilir. Burada out of modesty and habit, “alçakgönüllülük ve alışkanlık bizi böyle davranmaya yönelttiği için” demektir; bir yerin içinden dışarı hareket etmek anlamına gelmez. Bu yapı özellikle duygular, değerler ve dürtülerle kullanışlıdır: out of fear, out of respect, out of curiosity. Ardından gelen isim öbeğini ana cümledeki eylemin nedeni yapar.

Alıştırma

Cümleyi out of + isim yapısıyla tamamlayın: ____ curiosity, Maya opened the old box.

Cevabı göster

Out of

Öbek fiiller

push ... to one side: bir şeyi bir kenara bırakmak

Push something to one side, bir şeyi zihinsel olarak kenara bırakmak, yani ona odaklanmayı durdurmak veya daha az önem vermek demektir. Bu cümlede bastırılan şey some of our most interesting perceptions ifadesidir. Bu, parçaları ayrılmış bir fiil yapısıdır: push + nesne + to one side. Uzun bir nesne iki parçanın ilgisiz görünmesine neden olabilir; bu yüzden okurken push ile to one side arasında bağlantı kurun. Nesne bir düşünce, duygu, sorun veya anlaşmazlık olabilir; ifade bunun çözüldüğünü söylemez.

Alıştırma

Cümleyi push ... to one side ile tamamlayın: We should ____ our disagreement ____ and solve the urgent problem first.

Cevabı göster

push · to one side

When we tell anecdotes,

3:04

Anekdotlar anlattığımızda,

we throw the emphasis on the outward details, Kalıp ifadeler

3:05

vurguyu dışsal ayrıntılara atarız,

who was there,

3:08

kim oradaydı,

when we went,

3:09

ne zaman gittik,

what the temperature was like,

3:10

sıcaklık nasıldı,

rather than maintaining our nerve

3:11

cesaretimizi korumak yerine

to report on the layer of feelings beneath the facts, Deyimler

3:13

gerçeklerin altındaki duygu katmanını rapor etme,

Kalıp ifadeler

throw the emphasis on: vurguyu bir şeye yöneltmek

Burada throw the emphasis on, “bir şeyi ana odak hâline getirmek” demektir. Konuşmacı, anekdotların çoğu zaman kişiler, zaman ve sıcaklık gibi dış ayrıntılara odaklandığını söylüyor. Throw mecaz anlamdadır; fiziksel olarak hiçbir şey fırlatılmaz. Kalıp throw the emphasis on + isim veya isim öbeğidir; rather than ise daha az vurgulanan seçeneği sunar.

Alıştırma

Bir odağı diğerinden daha belirgin hâle getirmek için hedef kalıbı doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. The article throws the emphasis on personal stories rather than statistics.
  2. The article throws the emphasis personal stories rather than statistics.
  3. The article emphasizes on personal stories rather than statistics.
Cevabı göster

The article throws the emphasis on personal stories rather than statistics.

the moment of guilt,

3:17

suçluluk anını,

the sudden sexual attraction,

3:18

ani cinsel çekimi,

the humiliating sulk,

3:20

aşağılayıcı somurtkanlığı,

the career crisis,

3:21

kariyer krizini,

the strange euphoria at 3:00 a.m.

3:23

sabah saat 3'teki tuhaf coşkuyu.

Deyimler

gerçeklerin altındaki duygu katmanı

İfade mekânsal bir mecaz kullanır. Gerçekler görünür bir yüzey, duygular ise onun altında bulunan daha derin bir katman olarak ele alınır. Burada beneath, fiziksel olarak daha aşağıda olmak değil, “altta yatan ve hemen görünmeyen” anlamına gelir. Ardından gelen suçluluk, çekim, küskünlük, kriz ve coşku listesi, bu gizli katmandaki duyguları ve iç deneyimleri adlandırır. Bu imge, ne olduğunu nasıl hissettirdiğinden ayırmaya yardımcı olur.

Alıştırma

“a layer of feelings beneath the facts” ifadesinde beneath ne anlatır?

  1. Duygular, yazılı bir gerçekler listesinin altında duran fiziksel nesnelerdir.
  2. Duygular, gerçeğe dayalı her ayrıntıyı yanlış hâle getirir.
  3. Duygular, deneyimin altta yatan ve görünür ayrıntıların açığa çıkarmayabileceği bir parçasıdır.
Cevabı göster

Duygular, deneyimin altta yatan ve görünür ayrıntıların açığa çıkarmayabileceği bir parçasıdır.

Our neglect of our native feelings

3:26

Doğal duygularımızı ihmal etmemiz

isn't just an oversight. Kelime

3:28

sadece bir dikkatsizlik değildir.

It can be a deliberate strategy

3:30

Bilinçli bir strateji olabilir

to keep our minds away from realizations

3:32

zihnimizi farkındalıklardan uzak tutmak için

that threaten our ideas of dignity and normality.

3:34

onur ve normallik fikirlerimizi tehdit eden.

Kelime

An oversight: kasıtsız bir hata veya atlama

Burada an oversight, bir şey fark edilmediği için yapılan istemsiz bir hata veya atlama anlamına gelir. an belirsiz tanımlığı bunu belirli bir aksaklık olarak sunar. Sonraki cümle bu ihmali deliberate strategy, yani kasıtlı bir strateji ile karşılaştırır. Bu karşıtlık, buradaki anlamın planlı değil, kazara olduğunu gösterir.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: Leaving the date off the invitation was an oversight. Burada an oversight ne anlama gelir?

  1. bir şeyi gizlemek için kasıtlı bir plan
  2. bir faaliyetin dikkatle denetlenmesi
  3. kasıtsız bir hata veya atlama
Cevabı göster

kasıtsız bir hata veya atlama

We babble inconsequentially to the world

3:38

Dünyaya tutarsızca gevezelik ediyoruz

because we lack the nerve Kalıp ifadeler

3:40

çünkü cesaretimiz yok

to look more closely and unflinchingly within.

3:42

içimize daha yakından ve gözümüzü kırpmadan bakmak için.

Kalıp ifadeler

Lack the nerve to + fiil: yeterli cesarete sahip olmamak

Lack the nerve to do something, bir şeyi yapacak yeterli cesarete veya özgüvene sahip olmamak demektir. Burada korkulan eylem, kişinin kendi içine dürüstçe bakmasıdır; bu ifadede nerve vücuttaki bir sinir anlamına gelmez. Yapı özne + lack/lacks/lacked the nerve to + fiilin yalın hâli şeklindedir. lack sözcüğünü zamana ve özneye göre değiştirin, ancak eylemden önce the nerve to yapısını koruyun.

Alıştırma

Cümleyi hedef ifadenin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Leo wanted to apologize, but he ____ speak in front of the group.

Cevabı göster

lacked the nerve to

It feels significant Dilbilgisi

3:46

Önemli hissettiriyor

that most 5-year-olds are far less boring than most 45-year-olds.

3:47

çoğu 5 yaşındaki çocuğun çoğu 45 yaşındaki insandan çok daha az sıkıcı olması.

Dilbilgisi

It feels significant that + yan cümle

Bu cümlede It, belirli bir şeyi göstermeyen ve arkadaki içeriğin yerini geçici olarak tutan bir öznedir; buna hazırlayıcı özne de denir. Asıl içerik that yan cümlesinde yer alır: 5 yaşındaki çocukların çoğu, 45 yaşındaki insanların çoğundan çok daha az sıkıcıdır. It feels significant that ... kalıbı bu gözlemi anlamlı veya yorumlanmaya değer olarak sunar. Feels, yargıyı tartışılmaz bir gerçek yerine konuşanın üzerinde düşünülmüş izlenimi gibi gösterir.

Alıştırma

Cümleyi dersteki dört sözcüklük kalıbın aynısıyla tamamlayın: ____ the quietest team member was the first to notice the mistake.

Cevabı göster

It feels significant that

What makes these children gripping

3:52

Bu çocukları sürükleyici yapan şey

is not so much that they have more interesting feelings than anyone else,

3:54

herkesten daha ilginç duygulara sahip olmaları değildir,

far from it, Ton ve niyet

3:57

bundan çok uzak,

but that they are especially uncensored correspondents

3:58

ama onların özellikle sansürsüz muhabirler olmalarıdır

of these feelings.

4:02

bu duyguların.

Ton ve niyet

Far from it ile güçlü bir düzeltme

Far from it, az önce belirtilen düşüncenin tamamına geri gönderme yapar; burada çocukların diğer insanlardan daha ilginç duygulara sahip olduğu açıklamasına gönderme yapmaktadır. Bu açıklamanın kesinlikle doğru olmadığını ve gerçeğin çok farklı olduğunu belirtir. not so much ... but ... yapısının içinde ara söz olarak kullanılan far from it, konuşan tercih ettiği açıklamayı vermeden önce ilk açıklamayı güçlü biçimde reddeder. Buradaki it bir yere veya nesneye değil, bir düşünceye gönderme yapar.

Alıştırma

“You probably finished the report in ten minutes.” “Far from it—I worked on it all afternoon,” konuşmasında Far from it ne anlama gelir?

  1. On dakika varsayımı muhtemelen doğrudur.
  2. On dakika varsayımı tamamen yanlıştır; iş çok daha uzun sürmüştür.
  3. Konuşan çok uzaktaki bir yerde çalışmıştır.
Cevabı göster

On dakika varsayımı tamamen yanlıştır; iş çok daha uzun sürmüştür.

Their inexperience of the world

4:03

Dünya konusundaki deneyimsizlikleri

means they are still instinctively loyal to themselves,

4:05

hala içgüdüsel olarak kendilerine sadık oldukları anlamına gelir,

and so they will candidly tell us what they really think

4:08

ve bu yüzden bize gerçekten ne düşündüklerini içtenlikle söyleyeceklerdir

about Granny and their little brother,

4:11

Büyükanne ve küçük erkek kardeşleri hakkında,

what their plans for reforming the planet are,

4:14

gezegeni yenileme planlarının ne olduğu,

and what they believe everyone should do with their boogies.

4:16

ve herkesin sümükleriyle ne yapması gerektiğine inandıkları.

We are rendered boring Kelime

4:19

Sıkıcı hale getiriliyoruz

not by nature so much as by a fateful will

4:21

doğamızdan ziyade ölümcül bir irade tarafından

that begins its malevolent reign over us in adolescence

4:24

ergenlik döneminde üzerimizde kötü niyetli saltanatına başlayan

to appear normal.

4:28

normal görünmek için.

Kelime

rendered boring: be rendered + sıfat

Burada rendered, “belirli bir duruma getirdi” anlamındadır. be rendered + sıfat kalıbında sıfat, ortaya çıkan durumu anlatır; we are rendered boring, bir şeyin bizi sıkıcı hâle getirdiği anlamına gelir. Edilgen are rendered biçimi, etkilenen kişileri öne çıkarır; neden ise daha sonra gelir. Cümle, insanların doğuştan sıkıcı olduğunu ya da sıkıcı olarak çizilip tasvir edildiğini söylemez.

Alıştırma

Cümleyi “belirli bir duruma getirdi” anlamındaki resmî geçmiş zaman fiiliyle tamamlayın: The flood ____ the lower rooms unusable.

Cevabı göster

rendered

Yet, even when we're honest about our feelings,

4:30

Yine de, duygularımız hakkında dürüst olduğumuzda bile,

we may still prove boring

4:32

hala sıkıcı olabiliriz

because we don't know them as well as we should.

4:34

çünkü onları gerektiği kadar iyi tanımıyoruz.

And so we get stuck at the level Kalıp ifadeler

4:36

Ve böylece o seviyede takılıp kalıyoruz

of insisting on an emotion

4:38

bir duyguda ısrar etme

rather than explaining it.

4:40

onu açıklamak yerine.

Kalıp ifadeler

get stuck at the level of + -ing biçimi

Get stuck at the level of, düşünce, tartışma veya çalışmanın belirli bir aşamasından öteye geçememek anlamına gelir. Level burada fiziksel bir kat değil, soyut bir aşamadır; get stuck ise zihinsel ya da analitik bir tıkanmayı anlatır. of sonrasında bir isim veya -ing biçimi kullanılır. Burada insisting, sınırlı aşamayı belirtir: konuşmacı, bir duyguyu öne sürüp onu açıklamaya geçmeyen kişileri eleştirir.

Alıştırma

Cümleyi “yüzeysel bir aşamadan öteye ilerleyememek” anlamındaki tam ifadeyle tamamlayın: If we only name the symptoms, we may ____ describing the problem.

Cevabı göster

get stuck at the level of

We'll assert with ever greater emphasis

4:42

Giderek artan bir vurguyla iddia edeceğiz

that a situation was extremely exciting or awful or beautiful,

4:44

bir durumun son derece heyecan verici, berbat veya güzel olduğunu,

but not be able to provide those around us Kalıp ifadeler

4:49

ancak etrafımızdakilere sağlayamayacağız

with any of the sort of related details and examples

4:51

ilgili ayrıntıların ve örneklerin hiçbirini

that would help them viscerally understand why. Kelime

4:54

nedenini içgüdüsel olarak anlamalarına yardımcı olacak.

Kalıp ifadeler

provide those around us with ...: provide someone with something yapısı

provide those around us with details and examples ifadesinde provide, provide + kişi + with + şey kalıbını izler. Alan taraf those around us, aldığı şey ise details and examples ifadesidir. Those around us, yakınımızdaki veya sosyal çevremizdeki insanlar demektir. Around us, those sözcüğünü niteler; sağlama eylemini anlatmaz.

Alıştırma

“The library will provide free internet access to visitors” cümlesini alıcı sağlanan şeyden önce gelecek biçimde yeniden yazın: The library will ____ free internet access.

Cevabı göster

provide visitors with

Kelime

viscerally understand why: güçlü bir his yoluyla anlamak

Burada viscerally, understand fiilini niteler. Bir fikri yalnızca zihinsel olarak kabul etmek yerine, derinden hissedilen, neredeyse bedensel ya da içgüdüsel bir biçimde anlamak demektir. Ayrıntılar ve örnekler, duygunun arkasındaki nedeni gerçekmiş gibi hissettirir. Viscerally yalnızca tamamen anlamına gelmez; burada tıbbi değil, mecazi anlamdadır.

Alıştırma

Hangi cümlede viscerally, derinden hissedilen ve neredeyse bedensel bir anlayışı doğal biçimde anlatır?

  1. The vivid documentary helped viewers viscerally understand the family's fear.
  2. The calculator helped us viscerally understand the exact total.
  3. The clock helped me viscerally understand that the meeting starts at three.
Cevabı göster

The vivid documentary helped viewers viscerally understand the family's fear.

We can end up boring Öbek fiiller

4:58

Sonunda sıkıcı olabiliriz

not so much because we don't want to share our lives Dilbilgisi

4:59

hayatlarımızı paylaşmak istemediğimiz için değil

as because we don't yet know them well enough

5:02

henüz onları yeterince iyi tanımadığımız için

to do so.

5:04

bunu yapmak için.

Öbek fiiller

end up boring: amaçlanmamış bir son duruma ulaşmak

End up boring ifadesinde end up, bir sürecin ardından “sonunda bir durumda olmak veya o duruma gelmek” anlamına gelir ve sonuç çoğu zaman planlanmamıştır. Boring, son durumu anlatan bir sıfattır: insanlar başkalarına ilgi çekici değilmiş gibi görünebilir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp end up + sıfat biçimindedir. Bu cümlede can end up, sonucu kesinlik olarak değil, olasılık olarak sunar.

Alıştırma

Tahmini tamamlamak için end up ifadesinin yalın biçimini kullanın: If we skip the rehearsal, the show may ____ messy.

Cevabı göster

end up

Dilbilgisi

not so much because ... as because: A nedenini geri plana atıp B nedenini vurgulamak

Not so much because A as because B yapısında konuşan kişi iki açıklamayı karşılaştırır. A daha az önemli veya daha az doğru kabul edilirken asıl vurgu B'ye verilir. Burada paylaşmak istememek A nedeni, kişinin kendi hayatını yeterince iyi tanımaması ise B nedenidir. Bu kalıp genellikle A'nın hiçbir rolü olmadığını kanıtlamak yerine onun önemini azaltır.

Alıştırma

İlk nedenin önemini azaltıp ikinci nedeni vurgulayan ikili yapıyı tamamlayın: The hike was difficult ____ it was long ____ the trail was icy.

Cevabı göster

not so much because · as because

Fortunately,

5:05

Neyse ki,

the gift of being interesting

5:06

ilginç olma yeteneği

is neither exclusive Dilbilgisi

5:08

ne özeldir

nor reliant on exceptional talent.

5:09

ne de olağanüstü bir yeteneğe bağlıdır.

Dilbilgisi

reliant on ile neither ... nor

Bağlayıcı fiil is, özneyi iki paralel tanıma bağlar: exclusive ve reliant on exceptional talent. Neither ... nor iki tanımı da olumsuz yapar: Bu yeti yalnızca seçkin birkaç kişiye ait değildir ve olağanüstü bir yeteneğe bağlı değildir. Neither ve nor sonrasındaki iki bölüm dil bilgisi açısından paralel olmalıdır. Burada ikisi de sıfat öbeğidir: exclusive ve reliant on exceptional talent. Reliant, bağımlı olunan kişi veya şey belirtilirken on ile kullanılır.

Alıştırma

İki tanımın da doğru olmadığını belirten eşli yapıyla cümleyi tamamlayın: The event is ____ costly ____ reliant on donations.

Cevabı göster

neither · nor

It requires only direction, honesty, and focus.

5:11

Yalnızca yön, dürüstlük ve odaklanma gerektirir.

The person we call interesting

5:15

İlginç olarak adlandırdığımız kişi,

is in essence someone alive to what we all deeply want from social intercourse, Kelime

5:17

özünde hepimizin sosyal ilişkilerden derinden istediği şeyin farkında olan kişidir,

Kelime

alive to: farkında ve duyarlı olmak

Alive to, bir şeyin farkında ve ona karşı duyarlı olmak anlamına gelen bir sıfat öbeğidir. Bu cümlede ilgi çekici kişi, insanların sosyal etkileşimden derinden beklediği şeyleri fark eder. İfade someone sözcüğünden sonra gelir ve o kişiyi tanımlar: someone alive to ... ile someone who is alive to ... aynı işlevdedir. To ifadenin bir parçasıdır ve fark edilen şeyi tanıtır; alive burada yalnızca ‘hayatta olmak’ şeklindeki gerçek anlamıyla kullanılmaz.

Alıştırma

The nurse was alive to the child's fear cümlesinde alive to ne anlama gelir?

  1. yiyecek veya destek için çocuğun korkusuna bağımlı olmak
  2. çocuğun korkusu tarafından fiziksel olarak hayatta tutulmak
  3. çocuğun korkusunu hemen fark edip anlamak
Cevabı göster

çocuğun korkusunu hemen fark edip anlamak

Kelime

social intercourse: resmî bir ifadeyle sosyal etkileşim

Bu cümlede social intercourse, insanlar arasındaki iletişim ve etkileşim anlamına gelir. Burada social, intercourse sözcüğünün daha eski ve geniş olan “alışveriş” veya “ilişki” anlamını öne çıkarır. İfade cinsel etkinliği anlatmaz.

Alıştırma

Bu cümlede social intercourse ifadesinin anlamını seçin: “The club provided opportunities for social intercourse among its members.”

  1. Cinsel etkinlik
  2. Resmî bir ticari sözleşme
  3. İnsanlar arasındaki iletişim ve etkileşim
Cevabı göster

İnsanlar arasındaki iletişim ve etkileşim

which is an uncensored glimpse

5:22

ki bu da sansürsüz bir bakıştır

of what the brief waking dream called life Deyimler

5:24

hayat adı verilen kısa uyanık rüyanın

looks like through the eyes of another person Deyimler

5:27

başka birinin gözünden nasıl göründüğüne

Deyimler

the brief waking dream called life: yoğunlaştırılmış bir metafor

Yazar, the brief waking dream ifadesini hayat için bir metafor olarak kullanır. Brief, hayatın uzun sürmediğini vurgular; waking dream ise kişi uyanık olsa da rüyaya benzeyebilen canlı ve kişisel bir deneyimi anlatır. Called life, metaforun neye gönderme yaptığını belirtir: Bu kısa uyanıklık rüyası hayattır. Hayatın gerçek anlamda bir rüya olduğunu iddia etmez.

Alıştırma

the brief waking dream called life burada ne anlatıyor?

  1. Hayat kısadır ve uyanıkken canlı ve kişisel hissedilir.
  2. Hayat, uyku sırasında görülen gerçek bir rüyadır.
  3. Hayatın resmî adı Uyanıklık Rüyası’dır.
Cevabı göster

Hayat kısadır ve uyanıkken canlı ve kişisel hissedilir.

Deyimler

Through the eyes of another person: başka birinin bakış açısından

Through the eyes of another person, başka birinin bakış açısından veya yaşadığı deneyim üzerinden demektir. Buradaki eyes mecazidir; ifade fiziksel görmeden değil, bakış açısından söz eder. Through the eyes of + kişi veya grup kalıbı, o kişinin bir şeyi nasıl gördüğünü, hissettiğini ya da anladığını hayal etmeye yöneltir. Burada başka birinin deneyimi, hayata farklı bir bakış sunar.

Alıştırma

Hangi cümlede through the eyes of, bir şeyi başka birinin bakış açısından deneyimlemek anlamında kullanılmıştır?

  1. The documentary shows the school day through the eyes of a new student.
  2. The coach was respected in the eyes of the team.
  3. The sunlight shone through the student's glasses.
Cevabı göster

The documentary shows the school day through the eyes of a new student.

and reassurance

5:29

ve bir güvenceye

we are not entirely alone

5:31

tamamen yalnız olmadığımıza dair

with all that feels most bewildering,

5:33

içimizde en kafa karıştırıcı,

peculiar, and intense within us.

5:35

tuhaf ve yoğun hissettiren her şeyle.