Sıkıcı Olmaktan Nasıl Kurtulunur: İngilizce çalışma notları
The School of Life
Video Tanıtımı: Deneme, iç deneyimimizi sakladığımızda veya anlatamadığımızda sıkıcı göründüğümüzü; dürüst öz dikkatin sıradan hayatı ilgi çekici kıldığını savunur. Başlıca İngilizce Öğrenme Noktaları: 1. “coming across as such” — Phrasal Verbs: come across as oluşan izlenimi anlatır, such ise “boring”e döner; böylece görünüş kimlikten ayrılır. 2. “throw the emphasis on” — Kalıp İfadeler ve Eşdizimler: Bir anlatının odağını belirtin ve dış gerçekleri alttaki duygularla karşılaştırın. 3. “not so much because” / “as because” — Dilbilgisi ve Cümle Kalıpları: Bir nedeni zayıflatıp daha güçlü olanı öne çıkarın; burada paylaşma isteksizliğinden çok kişinin kendini tanımaması önemlidir.
Bu derste
which haunts us when we go out into the world and socialize with others, Kalıp ifadeler
0:01dünyaya açılıp diğer insanlarla sosyalleştiğimizde peşimizi bırakmayan,
go out into the world: daha geniş sosyal hayata katılmak
Burada “go out into the world”, özel, tanıdık veya korunaklı bir ortamdan çıkıp daha geniş sosyal hayata katılmak anlamına gelir. Yalnızca fiziksel olarak dışarı çıkmak demek değildir. Ardından gelen “socialize with others” sözleri bu anlamı doğrular: konuşan kişi insanlarla tanışmaktan ve toplumla ilişki kurmaktan söz eder. İfade başka bağlamlarda daha bağımsız bir hayata başlamayı da anlatabilir.
Alıştırma
“After years of learning at home, Leo wanted to go out into the world,” cümlesinde “go out into the world” ne anlama gelir?
- Birkaç dakikalığına dışarı çıkmak
- Dünyadaki her ülkeyi ziyaret etmek
- Daha geniş sosyal hayata katılmak
Cevabı göster
Daha geniş sosyal hayata katılmak
is that we may in our hearts be really rather boring.
0:05içten içe aslında gerçekten oldukça sıkıcı olabileceğimizdir.
One of our great fears ... is that: ana cümle yapısı
Ana yapı “One of our great fears is that ...” şeklindedir. “One of + çoğul isim” bir gruptan tek bir üyeyi seçer; bu nedenle öznenin çekirdeği tekildir ve ana cümlenin fiili “is” olur. “That” ile başlayan yan cümle korkunun içeriğini belirtir. “Fears” ile “is” arasındaki sözler bu korku hakkında ek bilgi verir. Araya bir ilgi cümleciği girse bile ana yapıdaki “One ... is” eşini aramaya devam edin; “haunts” ana cümlenin değil, ilgi cümleciğinin fiilidir.
Alıştırma
“One of our concerns is that ...” yapısını kullanarak cümleyi tamamlayın: ____ concerns ____ the museum may be closed.
Cevabı göster
One of our · is that
They're only in danger of coming across as such Öbek fiiller
0:15İnsanlar yalnızca şöyle algılanma tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar,
when they either fail to understand their deeper selves
0:18ya daha derin benliklerini anlayamadıklarında
or don't dare or know how to communicate them to others.
0:21ya da bunu başkalarına iletmeye cesaret edemediklerinde veya nasıl ileteceklerini bilemediklerinde.
coming across as such: gerçek değil, bir izlenim
Come across as + bir betimleme, başkalarına o şekilde görünmek veya o izlenimi vermek demektir. Kişinin gerçekte nasıl olduğunu değil, başkaları tarafından nasıl algılandığını anlatır. Burada such, daha önceki boring sözcüğüne gönderme yapar. Bu nedenle coming across as such, konuşmacı hiç kimsenin gerçekten sıkıcı olmadığını söylemiş olsa da sıkıcı görünmek demektir.
Alıştırma
Örnekte coming across as such ne anlama geliyor?
- başkalarına sıkıcı görünmek
- sıkıcı biriyle tesadüfen karşılaşmak
- doğuştan gerçekten sıkıcı olmak
Cevabı göster
başkalarına sıkıcı görünmek
That there is simply no such thing as an inherently boring person or thing Kalıp ifadeler
0:25Doğası gereği sıkıcı bir insan veya nesne diye bir şeyin olmadığı gerçeği
no such thing as: bir kategorinin var olmadığını söylemek
No such thing as + bir isim öbeği, adı verilen türün var olmadığı anlamına gelir. Bu cümlede yalnızca tek bir örnek değil, doğuştan sıkıcı insan veya şey kategorisinin tamamı reddedilir. İfade, cümlenin öznesi olan That there is ... yan cümlesinin içinde yer alır. Alışılmadık görünen başlangıç, no such thing as ifadesinin anlamını değiştirmez.
Alıştırma
Kusursuz bir ilk taslağın var olmadığını belirten ifadeyle cümleyi tamamlayın: There is ____ a perfect first draft.
Cevabı göster
no such thing as
the ordinary looked at in a special way: kısaltılmış edilgen bir niteleyici
The ordinary, sıradan şeyler ya da gündelik yaşam anlamına gelir. Burada looked at in a special way, bu isim öbeğinden sonra gelir ve sıradan şeylere nasıl bakıldığını açıklar. Looked at, edilgen anlam taşıyan bir geçmiş zaman ortaç öbeğidir: the ordinary that is looked at in a special way. Cümlenin geçmiş zamandaki ana fiili değildir; ana fiil are sözcüğüdür. İlgi cümleciğinin bu kısaltılmış biçimi özlüdür ve betimleyici yazılarda yaygındır.
Alıştırma
İlgi cümleciğini kısaltılmış edilgen bir öbek olarak yeniden yazın: The city ____ looks like a map. (that is seen from above)
Cevabı göster
seen from above
unvarnished experience: güzelleştirilmeden veya gizlenmeden sunulan gerçeklik
Unvarnished sözcüğü gerçek anlamıyla vernik sürülmemiş ahşabı anlatabilir. Burada mecazidir: unvarnished experience, daha güzel, pürüzsüz veya kabul edilmesi kolay hâle getirilmeden olduğu gibi karşılaşılan ya da sunulan deneyim demektir. Sincerity ve openness ile birlikte kullanıldığında, gerçeklik sert veya rahatsız edici olsa bile dürüst olma düşüncesini ekler. Yalnızca görünüş bakımından sade anlamına gelmez.
Alıştırma
“Yumuşatılmamış veya daha güzel gösterilmemiş” anlamındaki vurgulanan sıfatı kullanın: The article gives an ____ account of the team's mistakes.
Cevabı göster
unvarnished
painted by the Danish artist Christen Købke
0:49Danimarkalı sanatçı Christen Købke tarafından resmedilmiş
Take for example: genel bir düşünceden belirli bir örneğe geçmek
Take for example, genel bir düşünceden tek bir somut örneğe geçiş yapan bir işaret ifadesidir. Dinleyiciye veya okuyucuya sıradaki durumu kanıt ya da açıklayıcı örnek olarak değerlendirmesini söyler. Bu cümlede, daha geniş düşünceyi açıklayacak otları tanıtır. Take burada fiziksel olarak bir şeyi almak veya kabul etmek anlamına gelmez; sözcükler birlikte açıklamanın akışını düzenler.
Alıştırma
Belirli örneği tanıtmak için dersteki üç sözcüklü işaret ifadesini kullanın: ____ the neighborhood library: it gives children free access to books and computers.
Cevabı göster
Take for example
Outwardly, the scene is utterly unremarkable
0:55Dışarıdan bakıldığında sahne son derece sıradandır
Unpromising material: umut vermeyen içerik kaynağı
Unpromising material ifadesinde material, bir sanatçının esere dönüştürebileceği konu veya içerik kaynağı anlamına gelir. Boya ya da tuval gibi fiziksel malzemeleri ifade etmez. Unpromising, ilk bakışta ilginç veya başarılı bir sonuç üretme ihtimalinin düşük görünmesi demektir. Bu nedenle ifade, sanatçının kullandığı malzemelerin kalitesini değil, sahnenin görünürdeki yaratıcı potansiyelini değerlendirir.
Alıştırma
İyi sonuç vermesi pek mümkün görünmeyen içerik kaynağı anlamındaki iki sözcüklü ders ifadesini aynen kullanın: At first, the silent waiting room seemed like ____ for a short story.
Cevabı göster
unpromising material
and translated them accurately into his medium,
1:11ve bunları kendi ortamına doğru bir şekilde çevirdi,
“interrogate his own perceptions”:eleştirel öz inceleme
Burada interrogate mecaz anlamdadır. Købke, algılarını bir polisin bir kişiyi sorgulaması gibi sorgulamaz; ilk izlenimlerini dikkatle inceler ve bunların doğru ya da açıklayıcı olup olmadığını sürekli sorar. interrogate + soyut bir düşünce yapısı, o düşünceyi edilgen biçimde kabul etmek yerine zorlayıcı sorularla sınamak anlamına gelir. Eleştirel yazıda assumptions, beliefs, evidence veya kişinin kendi reactions ögeleri interrogate edilebilir.
Alıştırma
Cümlede “interrogate his own perceptions” ne anlama geliyor?
- Başkalarına ne gördükleri hakkında resmî sorular sormak.
- Kendi izlenimlerini hemen kabul etmek yerine eleştirel biçimde incelemek.
- Algıları üzerinde düşünmeden onları betimlemek.
- Algılarını hukuki bir rapora koymak.
Cevabı göster
Kendi izlenimlerini hemen kabul etmek yerine eleştirel biçimde incelemek.
Dokuma mecazı: gündelik hayattan sanat yaratmak
Bu, genişletilmiş bir mecazdır. Gündelik hayat iplik, resim yapmak ise dokuma işi olarak hayal edilir. Sanatçı sıradan deneyimi malzeme olarak alır ve onu küçük bir başyapıta dönüştürür. weave X out of Y yapısında X sonuç, Y ise malzeme veya kaynaktır. Buradaki out of, bir şeyin içinden dışarı doğru hareketi değil, yaratıcı bir dönüşümü belirtir.
Alıştırma
“weaving a small masterpiece out of the thread of everyday life” imgesi ne anlatıyor?
- Var olan bir başyapıtı gerçek iplikle kopyalamak.
- Gündelik hayatı sanattan tamamen çıkarmak.
- Sıradan deneyimi özenle yaratılmış bir sanat eserine dönüştürmek.
- Resim yapmaya ara verince kumaş dokumak.
Cevabı göster
Sıradan deneyimi özenle yaratılmış bir sanat eserine dönüştürmek.
And just as there's no such thing as a boring river bank, Dilbilgisi
1:18Ve tıpkı sıkıcı bir nehir kıyısı,
there can be no such thing as an inherently boring person.
1:24doğası gereği sıkıcı bir insan diye bir şey de olamaz.
just as ... so too ile paralel benzetme
just as X, so too Y kalıbı, birbirine paralel iki iddiayı bağlar. İlk iddia doğruysa aynı mantığın ikinci iddia için de geçerli olduğunu anlatır. Burada, doğada özünde sıkıcı hiçbir şey olmadığı düşüncesi insanlar hakkındaki sonuca örnek oluşturur. Just as karşılaştırmayı, so too ise buna karşılık gelen sonucu başlatır. So too içindeki so “aynı şekilde” anlamına gelir; too da “ayrıca” anlamını güçlendirir. Burada “aşırı” anlamı yoktur.
Alıştırma
Benzetmeyi tam olarak just as ... so too ... kalıbıyla tamamlayın: ____ a strong foundation supports a house, ____ clear rules support a fair game.
Cevabı göster
Just as · so too
without artifice: samimi ve yapmacıksız
Artifice, kasıtlı hileleri, yapmacıklığı veya özenle kurulmuş etkileri anlatan resmî bir sözcüktür. Bu bağlamda without artifice, poz vermeden, gerçeği gizlemeden veya hesaplı bir gösteri oluşturmadan demektir. Cümlede with honesty ile birlikte bir insanın nasıl gözlemlendiğini anlatır: açıkça ve yapay bir sunum olmadan. “Sanatsız” veya “sanatsal yetenek olmadan” anlamına gelmez.
Alıştırma
“The portrait is intimate and without artifice,” cümlesinde without artifice ne anlama gelir?
- Sanatsal beceri olmadan yapılmış.
- Kasıtlı poz veya gizleme olmadan, samimi biçimde sunulmuş.
- Karmaşık görsel hilelerle tasarlanmış.
- Sanatçının araçları olmadığı için yarım bırakılmış.
Cevabı göster
Kasıtlı poz veya gizleme olmadan, samimi biçimde sunulmuş.
to tell us what it's like to be them. Dilbilgisi
1:40bize onlar gibi olmanın nasıl bir şey olduğunu anlatacak.
what it's like to be them: o kişi olmak nasıl bir şey
Burada what it's like to be them, tell us ifadesinden sonra gelen iç içe geçmiş bir wh yan cümlesidir. “O kişi olmanın öznel deneyimi” anlamına gelir: yalnızca başına ne geldiğini değil, hayatın o kişinin bakış açısından nasıl hissettirdiğini anlatır. what it's like to be + kişi veya rol kalıbı, birinin deneyimini anlatmak ya da sormak için kullanılabilir. Them, tekil someone sözcüğüne cinsiyet belirtmeden gönderme yapar. Buradaki like, what ... is like kalıbının parçasıdır; “hoşlanmak” anlamına gelmez.
Alıştırma
Başka bir kişi olmanın öznel deneyimini soran cümle hangisidir?
- Can you imagine what it's like to be the team captain?
- Can you imagine what happens to the team captain?
- Can you imagine what the team captain likes?
Cevabı göster
Can you imagine what it's like to be the team captain?
By contrast: açık bir karşıtlık işareti
By contrast, dinleyiciye sonraki ifadeyi daha önceki ve açıkça farklı bir durumla karşılaştırarak yorumlamasını söyleyen bir söylem belirtecidir. Burada konu, iç deneyimlerini ifade etmediklerinde sıkıcı görünen insanlardan bunları açıkça ifade ettiklerinde ilgi çekici hâle gelen insanlara geçer. Bu ifade düşünce akışını düzenler: ilk durum bir karşılaştırma noktası oluşturur, sonraki cümle de karşıt durumu sunar. Yalnızca yeni bir cümleye başlamaktan daha güçlü ve daha açıktır.
Alıştırma
İki durumu açıkça karşılaştırmak için cümleyi en iyi tamamlayan geçiş ifadesi hangisidir? The north side of the island is rainy. ___, the south side is often dry.
- As a result
- For example
- By contrast
Cevabı göster
By contrast
the real data on what it's like to exist
1:55var olmanın nasıl bir şey olduğuna dair gerçek verileri
with which to captivate others: bir şeyi kullanarak başkalarını etkilemek
with which to captivate others ifadesinde which, material sözcüğüne geri döner; with ise bu malzemenin insanları etkilemek için kullanılan kaynak olduğunu gösterir. Kalıp, isim + with which to + fiilin yalın hâli şeklindedir. Bu resmî ilgi yapısı, “o ismin gösterdiği şeyi kullanarak bir şey yapmak” düşüncesini kısa bir ifadede toplar. Burada kişinin, başkalarının ilgisini çekmek için kullanabileceği malzemeye sahip olacağı anlamına gelir.
Alıştırma
Cümleyi “onu kullanarak” anlamına gelen üç sözcüklü resmî ilgi bağlantısıyla tamamlayın: She needed a topic ____ engage the audience.
Cevabı göster
with which to
isn't someone to whom obviously and outwardly interesting things have happened, Dilbilgisi
2:04bariz ve görünürde ilginç şeylerin başına geldiği biri değildir,
to whom ... things have happened: birinin başına gelen şeyler
someone to whom ... things have happened yapısında things, have happened fiilinin öznesidir. Whom, someone sözcüğüne gönderme yapar ve to edatının nesnesidir: olaylar o kişinin başına gelmiştir. Bu yapı, kişiyi olayları etkin biçimde gerçekleştiren kişi olarak değil, onları yaşayan kişi olarak sunar. to sözcüğünü whom önüne koymak ilgi cümlesini resmîleştirir.
Alıştırma
Hangi cümle kişinin olağanüstü şeyleri etkin biçimde yapmak yerine olağanüstü olaylar yaşadığını söyler?
- She is someone who has done extraordinary things.
- She is someone to whom extraordinary things have happened.
Cevabı göster
She is someone to whom extraordinary things have happened.
Nor is it someone who speaks in learned terms Dilbilgisi
2:15Ne de bilgili terimlerle konuşan biridir
Nor is it someone who: devrik yapıyla olumsuz bir nokta ekleme
Bir yan cümlenin başında Nor, daha önce gelen olumsuz ifadeye bir olumsuz nokta daha ekler. Burada önceki cümle bir tanımı zaten reddetmiştir; Nor da reddi sürdürerek bu tür bir kişiyi de dışlar. Nor yan cümlenin başına geldiğinde, resmî İngilizcede özne-yardımcı fiil devrikliği kullanılır. Nor is it someone who yapısında is, özne olan itten önce gelir. Yeniden kullanılabilen kalıp şudur: olumsuz ifade + Nor + yardımcı fiil veya be + özne.
Alıştırma
İkinci cümleyi Nor ve devrik yapı kullanarak tamamlayın: The new library is not far away. ____ hard to find.
Cevabı göster
Nor is it
They're someone who's grown into an attentive, Öbek fiiller
2:22Onlar dikkatli birine dönüşmüş insanlardır,
grown into: zamanla bir role veya özelliğe dönüşmek
grown into ifadesinde grow, zamanla gelişmek anlamına gelir; into ise gelişim sonucunda kazanılan rolü veya özelliği tanıtır. Burada kişi, zaman içinde dikkatli ve öz farkındalığı olan bir dinleyici hâline gelmiştir; ifade fiziksel olarak bir yerin içine girmeyi anlatmaz. who's grown into yapısında who's, grown geçmiş zaman ortacı olduğu için who has anlamına gelir. Yeniden kullanılabilen yapı grow into + isim öbeğidir; grow into a leader veya grow into a confident speaker gibi.
Alıştırma
Cümleyi, grow fiiline dayanan ve kademeli gelişimi vurgulayan iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: After years of practice, Leo has ____ a calm, confident speaker.
Cevabı göster
grown into
correspondent of the tremors of their own mind and heart ifadesindeki iç dünya benzetmesi
Burada correspondent bir meslek adı değil, benzetmedir. Kişi kendi içinde olup bitenleri dikkatle fark eder ve bir haber muhabirinin olayları aktarması gibi bunları dürüstçe anlatır. The tremors of their own mind and heart, fiziksel titremeleri değil, düşünce ve duygulardaki küçük değişimleri anlatır. Bu imge, ince içsel değişimleri gözlemleyip güvenilir sözlerle ifade edebilen birini över.
Alıştırma
Vurgulanan benzetme bu kişi hakkında ne anlatıyor?
- Tıbbi belirtiler hakkında düzenli olarak mektuplaşır.
- Depremleri izleyen bir muhabir olarak çalışır.
- Kendi düşünce ve duygularındaki ince değişimleri doğru biçimde fark edip anlatır.
Cevabı göster
Kendi düşünce ve duygularındaki ince değişimleri doğru biçimde fark edip anlatır.
and who can thereby give us faithful accounts Kalıp ifadeler
2:31ve böylece bize sadık anlatımlar verebilen
give someone a faithful account of something: birine bir şeyi aslına uygun biçimde anlatmak
give someone a faithful account of something yapısında account sözlü veya yazılı bir anlatım ya da rapor, faithful ise yaşananlara veya deneyime doğru ve sadık kalmak demektir. Anlatımın yöneltildiği kişi, asıl cümledeki us gibi doğrudan give fiilinden sonra gelebilir. Yapı give + alıcı + a faithful account of + konu şeklindedir. give us faithful accounts of several parts of life örneğindeki gibi çoğul accounts da kullanılabilir.
Alıştırma
Cümleyi give someone a faithful account of ifadesinin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After checking her notes, Maya ____ what happened during the test.
Cevabı göster
gave the committee a faithful account of
get in the way of us being: nesne zamiri + -ing biçimi
“Get in the way of”, bir şeyi engellemek veya gerçekleşmesini zorlaştırmak demektir. Bu cümlede “unsurlar”, insanların zaten sahip oldukları ilgi çekici yönlerini göstermelerini engelliyor. “Of”tan sonraki “us being”, isim gibi görev yapan bir -ing yan cümlesidir. “Us”, “being”in mantıksal öznesidir; yani bu durumda kimin bulunduğunu gösterir. Burada fiilin yalın hâli değil, -ing biçimi kullanılır: “get in the way of us being” doğrudur, “get in the way of us be” ise yanlıştır.
Alıştırma
Cümleyi derste öğrendiğiniz ve “engellemek” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: Constant notifications can ____ me finishing my homework.
Cevabı göster
get in the way of
that would stand the best chance of interesting others. Kalıp ifadeler
2:50başkalarının ilgisini çekme şansı en yüksek olan.
stand the best chance of + -ing: bir şeyi başarma olasılığı en yüksek olmak
“Stand the best chance of”, mevcut olasılıklar arasında bir sonuca ulaşma ihtimali en yüksek olan seçenek olmak demektir. Buradaki “stand” deyimsel olarak kullanılır; fiziksel bir duruşu anlatmaz. Cümle, başka bir kaynaktan ziyade insanların gerçek duygularının başkalarının ilgisini çekme olasılığının en yüksek olduğunu ileri sürüyor. “Of”tan sonra isim veya -ing biçimi kullanılır: “stand the best chance of interesting others”. Diğer seçenekler açıkça belirtilmese bile “best” bir karşılaştırma yapıldığını gösterir.
Alıştırma
Cümleyi derste öğrendiğiniz ifadenin doğru biçimiyle tamamlayın: Of all the ideas, this one ____ working within our budget.
Cevabı göster
stands the best chance of
we push some of our most interesting perceptions Öbek fiiller
2:55en ilginç algılarımızdan bazılarını iteriz
in order to follow respectable but dead conventions
2:59saygın ama ölü sözleşmeleri takip etmek için
Motivasyon ve neden bildiren out of + isim
Out of + isim öbeği, birini harekete geçiren içsel nedeni açıklayabilir. Burada out of modesty and habit, “alçakgönüllülük ve alışkanlık bizi böyle davranmaya yönelttiği için” demektir; bir yerin içinden dışarı hareket etmek anlamına gelmez. Bu yapı özellikle duygular, değerler ve dürtülerle kullanışlıdır: out of fear, out of respect, out of curiosity. Ardından gelen isim öbeğini ana cümledeki eylemin nedeni yapar.
Alıştırma
Cümleyi out of + isim yapısıyla tamamlayın: ____ curiosity, Maya opened the old box.
Cevabı göster
Out of
push ... to one side: bir şeyi bir kenara bırakmak
Push something to one side, bir şeyi zihinsel olarak kenara bırakmak, yani ona odaklanmayı durdurmak veya daha az önem vermek demektir. Bu cümlede bastırılan şey some of our most interesting perceptions ifadesidir. Bu, parçaları ayrılmış bir fiil yapısıdır: push + nesne + to one side. Uzun bir nesne iki parçanın ilgisiz görünmesine neden olabilir; bu yüzden okurken push ile to one side arasında bağlantı kurun. Nesne bir düşünce, duygu, sorun veya anlaşmazlık olabilir; ifade bunun çözüldüğünü söylemez.
Alıştırma
Cümleyi push ... to one side ile tamamlayın: We should ____ our disagreement ____ and solve the urgent problem first.
Cevabı göster
push · to one side
we throw the emphasis on the outward details, Kalıp ifadeler
3:05vurguyu dışsal ayrıntılara atarız,
to report on the layer of feelings beneath the facts, Deyimler
3:13gerçeklerin altındaki duygu katmanını rapor etme,
throw the emphasis on: vurguyu bir şeye yöneltmek
Burada throw the emphasis on, “bir şeyi ana odak hâline getirmek” demektir. Konuşmacı, anekdotların çoğu zaman kişiler, zaman ve sıcaklık gibi dış ayrıntılara odaklandığını söylüyor. Throw mecaz anlamdadır; fiziksel olarak hiçbir şey fırlatılmaz. Kalıp throw the emphasis on + isim veya isim öbeğidir; rather than ise daha az vurgulanan seçeneği sunar.
Alıştırma
Bir odağı diğerinden daha belirgin hâle getirmek için hedef kalıbı doğru kullanan cümle hangisidir?
- The article throws the emphasis on personal stories rather than statistics.
- The article throws the emphasis personal stories rather than statistics.
- The article emphasizes on personal stories rather than statistics.
Cevabı göster
The article throws the emphasis on personal stories rather than statistics.
gerçeklerin altındaki duygu katmanı
İfade mekânsal bir mecaz kullanır. Gerçekler görünür bir yüzey, duygular ise onun altında bulunan daha derin bir katman olarak ele alınır. Burada beneath, fiziksel olarak daha aşağıda olmak değil, “altta yatan ve hemen görünmeyen” anlamına gelir. Ardından gelen suçluluk, çekim, küskünlük, kriz ve coşku listesi, bu gizli katmandaki duyguları ve iç deneyimleri adlandırır. Bu imge, ne olduğunu nasıl hissettirdiğinden ayırmaya yardımcı olur.
Alıştırma
“a layer of feelings beneath the facts” ifadesinde beneath ne anlatır?
- Duygular, yazılı bir gerçekler listesinin altında duran fiziksel nesnelerdir.
- Duygular, gerçeğe dayalı her ayrıntıyı yanlış hâle getirir.
- Duygular, deneyimin altta yatan ve görünür ayrıntıların açığa çıkarmayabileceği bir parçasıdır.
Cevabı göster
Duygular, deneyimin altta yatan ve görünür ayrıntıların açığa çıkarmayabileceği bir parçasıdır.
An oversight: kasıtsız bir hata veya atlama
Burada an oversight, bir şey fark edilmediği için yapılan istemsiz bir hata veya atlama anlamına gelir. an belirsiz tanımlığı bunu belirli bir aksaklık olarak sunar. Sonraki cümle bu ihmali deliberate strategy, yani kasıtlı bir strateji ile karşılaştırır. Bu karşıtlık, buradaki anlamın planlı değil, kazara olduğunu gösterir.
Alıştırma
Şu cümleyi okuyun: Leaving the date off the invitation was an oversight. Burada an oversight ne anlama gelir?
- bir şeyi gizlemek için kasıtlı bir plan
- bir faaliyetin dikkatle denetlenmesi
- kasıtsız bir hata veya atlama
Cevabı göster
kasıtsız bir hata veya atlama
to look more closely and unflinchingly within.
3:42içimize daha yakından ve gözümüzü kırpmadan bakmak için.
Lack the nerve to + fiil: yeterli cesarete sahip olmamak
Lack the nerve to do something, bir şeyi yapacak yeterli cesarete veya özgüvene sahip olmamak demektir. Burada korkulan eylem, kişinin kendi içine dürüstçe bakmasıdır; bu ifadede nerve vücuttaki bir sinir anlamına gelmez. Yapı özne + lack/lacks/lacked the nerve to + fiilin yalın hâli şeklindedir. lack sözcüğünü zamana ve özneye göre değiştirin, ancak eylemden önce the nerve to yapısını koruyun.
Alıştırma
Cümleyi hedef ifadenin geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: Leo wanted to apologize, but he ____ speak in front of the group.
Cevabı göster
lacked the nerve to
that most 5-year-olds are far less boring than most 45-year-olds.
3:47çoğu 5 yaşındaki çocuğun çoğu 45 yaşındaki insandan çok daha az sıkıcı olması.
It feels significant that + yan cümle
Bu cümlede It, belirli bir şeyi göstermeyen ve arkadaki içeriğin yerini geçici olarak tutan bir öznedir; buna hazırlayıcı özne de denir. Asıl içerik that yan cümlesinde yer alır: 5 yaşındaki çocukların çoğu, 45 yaşındaki insanların çoğundan çok daha az sıkıcıdır. It feels significant that ... kalıbı bu gözlemi anlamlı veya yorumlanmaya değer olarak sunar. Feels, yargıyı tartışılmaz bir gerçek yerine konuşanın üzerinde düşünülmüş izlenimi gibi gösterir.
Alıştırma
Cümleyi dersteki dört sözcüklük kalıbın aynısıyla tamamlayın: ____ the quietest team member was the first to notice the mistake.
Cevabı göster
It feels significant that
is not so much that they have more interesting feelings than anyone else,
3:54herkesten daha ilginç duygulara sahip olmaları değildir,
but that they are especially uncensored correspondents
3:58ama onların özellikle sansürsüz muhabirler olmalarıdır
Far from it ile güçlü bir düzeltme
Far from it, az önce belirtilen düşüncenin tamamına geri gönderme yapar; burada çocukların diğer insanlardan daha ilginç duygulara sahip olduğu açıklamasına gönderme yapmaktadır. Bu açıklamanın kesinlikle doğru olmadığını ve gerçeğin çok farklı olduğunu belirtir. not so much ... but ... yapısının içinde ara söz olarak kullanılan far from it, konuşan tercih ettiği açıklamayı vermeden önce ilk açıklamayı güçlü biçimde reddeder. Buradaki it bir yere veya nesneye değil, bir düşünceye gönderme yapar.
Alıştırma
“You probably finished the report in ten minutes.” “Far from it—I worked on it all afternoon,” konuşmasında Far from it ne anlama gelir?
- On dakika varsayımı muhtemelen doğrudur.
- On dakika varsayımı tamamen yanlıştır; iş çok daha uzun sürmüştür.
- Konuşan çok uzaktaki bir yerde çalışmıştır.
Cevabı göster
On dakika varsayımı tamamen yanlıştır; iş çok daha uzun sürmüştür.
means they are still instinctively loyal to themselves,
4:05hala içgüdüsel olarak kendilerine sadık oldukları anlamına gelir,
and so they will candidly tell us what they really think
4:08ve bu yüzden bize gerçekten ne düşündüklerini içtenlikle söyleyeceklerdir
and what they believe everyone should do with their boogies.
4:16ve herkesin sümükleriyle ne yapması gerektiğine inandıkları.
that begins its malevolent reign over us in adolescence
4:24ergenlik döneminde üzerimizde kötü niyetli saltanatına başlayan
rendered boring: be rendered + sıfat
Burada rendered, “belirli bir duruma getirdi” anlamındadır. be rendered + sıfat kalıbında sıfat, ortaya çıkan durumu anlatır; we are rendered boring, bir şeyin bizi sıkıcı hâle getirdiği anlamına gelir. Edilgen are rendered biçimi, etkilenen kişileri öne çıkarır; neden ise daha sonra gelir. Cümle, insanların doğuştan sıkıcı olduğunu ya da sıkıcı olarak çizilip tasvir edildiğini söylemez.
Alıştırma
Cümleyi “belirli bir duruma getirdi” anlamındaki resmî geçmiş zaman fiiliyle tamamlayın: The flood ____ the lower rooms unusable.
Cevabı göster
rendered
Yet, even when we're honest about our feelings,
4:30Yine de, duygularımız hakkında dürüst olduğumuzda bile,
get stuck at the level of + -ing biçimi
Get stuck at the level of, düşünce, tartışma veya çalışmanın belirli bir aşamasından öteye geçememek anlamına gelir. Level burada fiziksel bir kat değil, soyut bir aşamadır; get stuck ise zihinsel ya da analitik bir tıkanmayı anlatır. of sonrasında bir isim veya -ing biçimi kullanılır. Burada insisting, sınırlı aşamayı belirtir: konuşmacı, bir duyguyu öne sürüp onu açıklamaya geçmeyen kişileri eleştirir.
Alıştırma
Cümleyi “yüzeysel bir aşamadan öteye ilerleyememek” anlamındaki tam ifadeyle tamamlayın: If we only name the symptoms, we may ____ describing the problem.
Cevabı göster
get stuck at the level of
that a situation was extremely exciting or awful or beautiful,
4:44bir durumun son derece heyecan verici, berbat veya güzel olduğunu,
but not be able to provide those around us Kalıp ifadeler
4:49ancak etrafımızdakilere sağlayamayacağız
with any of the sort of related details and examples
4:51ilgili ayrıntıların ve örneklerin hiçbirini
that would help them viscerally understand why. Kelime
4:54nedenini içgüdüsel olarak anlamalarına yardımcı olacak.
provide those around us with ...: provide someone with something yapısı
provide those around us with details and examples ifadesinde provide, provide + kişi + with + şey kalıbını izler. Alan taraf those around us, aldığı şey ise details and examples ifadesidir. Those around us, yakınımızdaki veya sosyal çevremizdeki insanlar demektir. Around us, those sözcüğünü niteler; sağlama eylemini anlatmaz.
Alıştırma
“The library will provide free internet access to visitors” cümlesini alıcı sağlanan şeyden önce gelecek biçimde yeniden yazın: The library will ____ free internet access.
Cevabı göster
provide visitors with
viscerally understand why: güçlü bir his yoluyla anlamak
Burada viscerally, understand fiilini niteler. Bir fikri yalnızca zihinsel olarak kabul etmek yerine, derinden hissedilen, neredeyse bedensel ya da içgüdüsel bir biçimde anlamak demektir. Ayrıntılar ve örnekler, duygunun arkasındaki nedeni gerçekmiş gibi hissettirir. Viscerally yalnızca tamamen anlamına gelmez; burada tıbbi değil, mecazi anlamdadır.
Alıştırma
Hangi cümlede viscerally, derinden hissedilen ve neredeyse bedensel bir anlayışı doğal biçimde anlatır?
- The vivid documentary helped viewers viscerally understand the family's fear.
- The calculator helped us viscerally understand the exact total.
- The clock helped me viscerally understand that the meeting starts at three.
Cevabı göster
The vivid documentary helped viewers viscerally understand the family's fear.
not so much because we don't want to share our lives Dilbilgisi
4:59hayatlarımızı paylaşmak istemediğimiz için değil
end up boring: amaçlanmamış bir son duruma ulaşmak
End up boring ifadesinde end up, bir sürecin ardından “sonunda bir durumda olmak veya o duruma gelmek” anlamına gelir ve sonuç çoğu zaman planlanmamıştır. Boring, son durumu anlatan bir sıfattır: insanlar başkalarına ilgi çekici değilmiş gibi görünebilir. Başka durumlarda da kullanılabilen kalıp end up + sıfat biçimindedir. Bu cümlede can end up, sonucu kesinlik olarak değil, olasılık olarak sunar.
Alıştırma
Tahmini tamamlamak için end up ifadesinin yalın biçimini kullanın: If we skip the rehearsal, the show may ____ messy.
Cevabı göster
end up
not so much because ... as because: A nedenini geri plana atıp B nedenini vurgulamak
Not so much because A as because B yapısında konuşan kişi iki açıklamayı karşılaştırır. A daha az önemli veya daha az doğru kabul edilirken asıl vurgu B'ye verilir. Burada paylaşmak istememek A nedeni, kişinin kendi hayatını yeterince iyi tanımaması ise B nedenidir. Bu kalıp genellikle A'nın hiçbir rolü olmadığını kanıtlamak yerine onun önemini azaltır.
Alıştırma
İlk nedenin önemini azaltıp ikinci nedeni vurgulayan ikili yapıyı tamamlayın: The hike was difficult ____ it was long ____ the trail was icy.
Cevabı göster
not so much because · as because
reliant on ile neither ... nor
Bağlayıcı fiil is, özneyi iki paralel tanıma bağlar: exclusive ve reliant on exceptional talent. Neither ... nor iki tanımı da olumsuz yapar: Bu yeti yalnızca seçkin birkaç kişiye ait değildir ve olağanüstü bir yeteneğe bağlı değildir. Neither ve nor sonrasındaki iki bölüm dil bilgisi açısından paralel olmalıdır. Burada ikisi de sıfat öbeğidir: exclusive ve reliant on exceptional talent. Reliant, bağımlı olunan kişi veya şey belirtilirken on ile kullanılır.
Alıştırma
İki tanımın da doğru olmadığını belirten eşli yapıyla cümleyi tamamlayın: The event is ____ costly ____ reliant on donations.
Cevabı göster
neither · nor
It requires only direction, honesty, and focus.
5:11Yalnızca yön, dürüstlük ve odaklanma gerektirir.
is in essence someone alive to what we all deeply want from social intercourse, Kelime
5:17özünde hepimizin sosyal ilişkilerden derinden istediği şeyin farkında olan kişidir,
alive to: farkında ve duyarlı olmak
Alive to, bir şeyin farkında ve ona karşı duyarlı olmak anlamına gelen bir sıfat öbeğidir. Bu cümlede ilgi çekici kişi, insanların sosyal etkileşimden derinden beklediği şeyleri fark eder. İfade someone sözcüğünden sonra gelir ve o kişiyi tanımlar: someone alive to ... ile someone who is alive to ... aynı işlevdedir. To ifadenin bir parçasıdır ve fark edilen şeyi tanıtır; alive burada yalnızca ‘hayatta olmak’ şeklindeki gerçek anlamıyla kullanılmaz.
Alıştırma
The nurse was alive to the child's fear cümlesinde alive to ne anlama gelir?
- yiyecek veya destek için çocuğun korkusuna bağımlı olmak
- çocuğun korkusu tarafından fiziksel olarak hayatta tutulmak
- çocuğun korkusunu hemen fark edip anlamak
Cevabı göster
çocuğun korkusunu hemen fark edip anlamak
social intercourse: resmî bir ifadeyle sosyal etkileşim
Bu cümlede social intercourse, insanlar arasındaki iletişim ve etkileşim anlamına gelir. Burada social, intercourse sözcüğünün daha eski ve geniş olan “alışveriş” veya “ilişki” anlamını öne çıkarır. İfade cinsel etkinliği anlatmaz.
Alıştırma
Bu cümlede social intercourse ifadesinin anlamını seçin: “The club provided opportunities for social intercourse among its members.”
- Cinsel etkinlik
- Resmî bir ticari sözleşme
- İnsanlar arasındaki iletişim ve etkileşim
Cevabı göster
İnsanlar arasındaki iletişim ve etkileşim
looks like through the eyes of another person Deyimler
5:27başka birinin gözünden nasıl göründüğüne
the brief waking dream called life: yoğunlaştırılmış bir metafor
Yazar, the brief waking dream ifadesini hayat için bir metafor olarak kullanır. Brief, hayatın uzun sürmediğini vurgular; waking dream ise kişi uyanık olsa da rüyaya benzeyebilen canlı ve kişisel bir deneyimi anlatır. Called life, metaforun neye gönderme yaptığını belirtir: Bu kısa uyanıklık rüyası hayattır. Hayatın gerçek anlamda bir rüya olduğunu iddia etmez.
Alıştırma
the brief waking dream called life burada ne anlatıyor?
- Hayat kısadır ve uyanıkken canlı ve kişisel hissedilir.
- Hayat, uyku sırasında görülen gerçek bir rüyadır.
- Hayatın resmî adı Uyanıklık Rüyası’dır.
Cevabı göster
Hayat kısadır ve uyanıkken canlı ve kişisel hissedilir.
Through the eyes of another person: başka birinin bakış açısından
Through the eyes of another person, başka birinin bakış açısından veya yaşadığı deneyim üzerinden demektir. Buradaki eyes mecazidir; ifade fiziksel görmeden değil, bakış açısından söz eder. Through the eyes of + kişi veya grup kalıbı, o kişinin bir şeyi nasıl gördüğünü, hissettiğini ya da anladığını hayal etmeye yöneltir. Burada başka birinin deneyimi, hayata farklı bir bakış sunar.
Alıştırma
Hangi cümlede through the eyes of, bir şeyi başka birinin bakış açısından deneyimlemek anlamında kullanılmıştır?
- The documentary shows the school day through the eyes of a new student.
- The coach was respected in the eyes of the team.
- The sunlight shone through the student's glasses.
Cevabı göster
The documentary shows the school day through the eyes of a new student.