Elon Musk Çocukları İçin Neden Bir Okul Kurdu?: İngilizce çalışma notları

Newsthink

Öğrenme zorluğu
1.086 kelime 195 kel/dk

Video özeti: Ad Astra öğrenmeyi ilk prensipler ve takım görevleri üzerine kurar; Astra Nova çocukların akıl yürütmesini görmek için bir göl kirliliği vakası kullanır. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. “first principles reasoning,” — Kültür, medya ve gerçek yaşam bağlamı: problemleri temel olgulardan yeniden kurun ve bu fikrin okula nasıl çerçeve sağladığını görün. 2. “has his fingerprints all over” — Deyimler ve mecazi ifadeler: gerçek izleri değil, doğrudan katılım olmadan da görülen etkiyi ayırt edin. 3. “reason through ethical dilemmas.” — Kalıplaşmış ifadeler ve eşdizimler: basit yanıt yokken sorumlulukları, kanıtları ve sonuçları tartmayı anlatın.

Bu derste

This video is brought to you by Squarespace.

0:00

Bu video Squarespace tarafından sunulmaktadır.

In a corner of SpaceX's headquarters in Hawthorne,

0:03

SpaceX'in Hawthorne'daki genel merkezinin bir köşesinde,

California,

0:06

Kaliforniya'da,

you won't find rocket engineers or even adults for that matter. Kalıp ifadeler

0:07

roket mühendisleri veya yetişkinler bile bulamazsınız.

Kalıp ifadeler

for that matter: daha geniş bir durum eklemek

For that matter, önceki ifadeyi daha kapsamlı veya daha güçlü hâle getiren bağlantılı başka bir durumu ekler. Burada rocket engineers daha dar, adults ise daha geniş bir gruptur; dolayısıyla cümle yalnızca roket mühendislerinin değil, yetişkinlerin bile bulunmadığını anlatır. Bu ifade genellikle hemen önceki düşünceye dönerek aynı türden bir bilgi ekler. Burada söylemi bağlayan bir ifade olarak kullanılır; matter sözcüğü kelimesi kelimesine bir mesele veya madde anlamına gelmez.

Alıştırma

Daha geniş düşünceyi doğal biçimde ekleyen ifadeyi seçin: No one on the team has run a marathon, or entered a race, ____.

  1. as a result
  2. for that matter
  3. in that case
Cevabı göster

for that matter

For a number of years,

0:10

Birkaç yıl boyunca,

Elon Musk ran a school out of his rocket factory

0:11

Elon Musk, roket fabrikasının bünyesinde bir okul işletti

to educate his five children,

0:14

beş çocuğunu eğitmek için,

not including boy number six,

0:16

altı numaralı çocuğu saymazsak,

baby X.

0:17

bebek X.

They had been enrolled at a private school for gifted kids in LA, Dilbilgisi

0:19

LA'de üstün zekalı çocuklar için özel bir okula kayıtlıydılar,

but Musk wasn't satisfied with their education,

0:22

ama Musk onların eğitiminden memnun değildi,

as he once told the Chinese television network.

0:24

bir zamanlar Çin televizyon ağına söylediği gibi.

Dilbilgisi

had been enrolled at a private school: past perfect edilgen yapı

Had been enrolled, past perfect zamanın edilgen biçimidir: had + been + geçmiş zaman ortacı. Çocuklar kayıt eylemini yapan değil, bu eyleme maruz kalan taraftır; bu nedenle cümle onları kimin kaydettirdiğine odaklanmaz. Bu yapı, kayıt işlemini başka bir geçmiş noktadan, yani Musk wasn't satisfied durumundan daha önceye yerleştirir. Enrolled at a school, yalnızca okulda bulunmak veya okulu ziyaret etmek değil, oraya resmî olarak öğrenci kaydı yaptırmak anlamına gelir.

Alıştırma

Cümleyi enroll fiilinin past perfect edilgen biçimiyle tamamlayın: Before the principal called, the twins ____ at the new school.

Cevabı göster

had been enrolled

The regular schools

0:26

Normal okullar

just they weren't doing the things

0:28

sadece yapmaları gereken şeyleri

that I thought should be done.

0:29

yapmıyorlardı diye düşündüm.

Musk has been critical of the American education system, Kalıp ifadeler

0:30

Musk, Amerikan eğitim sistemini eleştiriyor,

pointing out teachers don't explain why kids are taught a subject. Öbek fiiller

0:34

öğretmenlerin çocuklara bir dersin neden öğretildiğini açıklamadığına dikkat çekiyor.

Kalıp ifadeler

Süren bir eleştiriyi anlatan “has been critical of”

Be critical of someone or something, bir kişi ya da şey hakkında olumsuz bir değerlendirme ifade etmek veya böyle bir görüş taşımak demektir. Burada Musk’ın eğitim sistemini eleştirdiğini anlatır; critical sözcüğü “vazgeçilmez” anlamında değildir. Present perfect biçimi has been, bu eleştirel tutumu haberin anlatıldığı ana kadar gelen dönemle ilişkilendirir. Ardından gelen pointing out yan cümlesi eleştirinin nedenini verir.

Alıştırma

“The board has been critical of the plan since January.” cümlesi ne anlama gelir?

  1. Kurul, bir süredir planı onaylamadığını ifade ediyor.
  2. Kurul, planın başarı için vazgeçilmez olduğunu söyledi.
  3. Kurul, planı ocak ayında desteklemeye başladı.
Cevabı göster

Kurul, bir süredir planı onaylamadığını ifade ediyor.

Öbek fiiller

Odaklı bir -ing açıklaması olarak “pointing out”

Point out, dikkati belirli bir gerçeğe, ayrıntıya, hataya veya soruna çekmek demektir. Yalnızca bir şey söylemekten daha odaklıdır ve fiziksel olarak parmakla göstermeyi gerektirmez. Burada pointing out, önceki eleştirinin somut dayanağını ekleyen bir -ing yan cümlesidir. Ardından gelen teachers don't explain why kids are taught a subject yan cümlesi, Musk’ın belirttiği şeydir.

Alıştırma

Eleştirinin belirli nedenini eklemek için cümleyi point out ifadesinin -ing biçimiyle tamamlayın: The coach criticized the schedule, ____ that it left no time for rest.

Cevabı göster

pointing out

They're taught a mathematical formula

0:37

Onlara matematiksel bir formül öğretiliyor

without explaining why that formula is important. Dilbilgisi

0:39

bu formülün neden önemli olduğu açıklanmadan.

Dilbilgisi

o formülün neden önemli olduğunu açıklamadan

Without + fiilin -ing biçimi, ana eylem gerçekleşirken başka bir eylemin yapılmadığını gösterir. Burada formül öğretiliyor, ancak neden önemli olduğu açıklanmıyor. Bu karşıtlık, cümleye öğretim sürecini eleştiren bir ton verir. Explaining'den sonra why, gömülü bir soru cümleciği başlatır. Gömülü sorularda düz cümle sırası kullanılır: why that formula is important denir, why is that formula important denmez.

Alıştırma

Without explaining ifadesinden sonra doğru sözcük sırasını kullanan cümleyi seçin.

  1. The guide gave us the steps without explaining why the order matters.
  2. The guide gave us the steps without explaining why matters the order.
  3. The guide gave us the steps without explaining why does the order matter.
Cevabı göster

The guide gave us the steps without explaining why the order matters.

As an analogy,

0:42

Bir analoji olarak,

he says simply listing the tools

0:43

bir motoru parçalarına ayırmak için

you need to take an engine apart Öbek fiiller

0:44

gereken aletleri sadece sıralamanın

isn't the same as trying to disassemble

0:46

motoru kendi başınıza sökmeye çalışmakla

the engine yourself

0:48

ve bunu yaparken

Öbek fiiller

bir motoru parçalarına ayırmak

Take ... apart, bir makineyi veya nesneyi parçalarına ayırmak anlamına gelir. Bu cümlede take an engine apart, disassemble the engine ile aynı anlama gelir; take ve apart birlikte tek bir öbek fiil olarak çalışır. Bu öbek fiil ayrılabilir. İsim olan nesne take an engine apart örneğindeki gibi araya veya take apart an engine örneğindeki gibi apart'tan sonra gelebilir. Zamir ise mutlaka araya gelmelidir: take it apart denir, take apart it denmez.

Alıştırma

Cümleyi take ... apart ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın. It zamirini kullanın: The clock stopped working, so we decided to ____.

Cevabı göster

take it apart

and by doing so learn the relevance Kalıp ifadeler

0:49

aletlerin ne işe yaradığını

of the tools as you go. Kalıp ifadeler

0:51

iş ilerledikçe öğrenmekle aynı olmadığını söylüyor.

Kalıp ifadeler

by doing so: önceki eyleme gönderme yapma

By doing so, “bunu yaparak” demektir; so az önce belirtilen eyleme, yani motoru kendi başına sökmeye çalışmaya gönderme yapar. Böylece eylemin tamamını tekrar etmeye gerek kalmaz. Bu ifade, önceki eylemi bir sonuç doğuran yöntem olarak sunar. Burada konuşmacı, aletlerin neden önemli olduğunu ve ne işe yaradıklarını uygulamalı olarak motor sökerek öğrendiğinizi söylüyor.

Alıştırma

Hangi ifade, önceki eyleme gönderme yapmak için so kullanır? Cümleyi tamamlayın: 'Leo checked the instructions, and ___ fixed the shelf safely.'

  1. as he went
  2. by doing that
  3. by doing so
Cevabı göster

by doing so

Kalıp ifadeler

as you go: süreç ilerledikçe

as you go, süreç devam ederken, yani iş ilerledikçe anlamına gelir. Bu cümlede süreç motoru sökmektir; konuşan kişi, aletleri anlamanın bu uygulamalı çalışma sırasında adım adım geliştiğini söylüyor. Bu ifade, bir etkinlik sürerken bir şeyin yavaş yavaş öğrenilmesini, kararlaştırılmasını veya ayarlanmasını anlatabilir. Burada yalnızca “sen giderken” ya da “işi bitirdikten sonra” anlamına gelmez.

Alıştırma

Eylemin süreç sırasında gerçekleştiğini anlatan ifade hangisidir? Cümleyi tamamlayın: 'You can adjust the recipe ___ if it tastes too salty.'

  1. as you go — ilerledikçe
  2. after you go — gittikten sonra
  3. before you go — gitmeden önce
Cevabı göster

as you go — ilerledikçe

When he's not happy with how things are done,

0:53

İşlerin yapılış şeklinden memnun olmadığında,

the entrepreneur tends to do something about it, Kalıp ifadeler

0:55

girişimci bu konuda bir şeyler yapma eğilimindedir,

whether it's creating rockets, Dilbilgisi

0:57

roketler yaratmak olsun,

cars, computer chips,

0:58

arabalar, bilgisayar çipleri,

or his own school.

1:00

veya kendi okulu.

Kalıp ifadeler

do something about it: somut biçimde harekete geçmek

Bu cümlede do something about it, memnun olunmayan bir durumu değiştirmek veya iyileştirmek için somut biçimde harekete geçmek demektir. Odak noktası, sorunu yalnızca fark etmek ya da şikâyet etmek değil, eyleme geçmektir. it zamiri, işlerin yapılma biçimiyle ilgili genel duruma gönderme yapar. Tekrar kullanılabilecek kalıp do something about + sorun veya durum şeklindedir; something, ilgisiz herhangi bir işi değil, etkili bir adımı ifade eder.

Alıştırma

“Sorunu iyileştirmek için somut biçimde harekete geçmek” anlamındaki ifadeyle cümleyi tamamlayın: The printer keeps jamming, so we need to ____.

Cevabı göster

do something about it

Dilbilgisi

whether it's ... or ...: durumları tek bir düşünce altında listelemek

Burada whether it's ... or ..., daha önce sözü edilen eylemin alabileceği farklı biçimlere örnekler verir. Liste genel bir yargıyı destekler: Hangi örnek ele alınırsa alınsın bu yargı geçerliliğini korur. Bu, dinleyenden seçim yapmasını isteyen bir soru değildir. Genel bir yargıdan sonra whether it is/it's A, B, or C kullanarak farklı durumların hepsinin bu yargıya uyduğunu gösterebilirsiniz. Listedeki ögeleri dil bilgisi bakımından paralel tutun; burada creating listedeki her ögeyle birlikte kullanılır.

Alıştırma

Soru sormadan birkaç örnek sunan ikili yapıyla cümleyi tamamlayın: She enjoys every kind of story, ____ it's a comedy, a mystery, ____ a science-fiction tale.

Cevabı göster

whether · or

He named it Ad Astra, Kültür

1:01

Ona Ad Astra adını verdi,

which is Latin for to the stars.

1:03

Latince'de yıldızlara doğru demektir.

Kültür

Ad Astra: Latincede “yıldızlara doğru”

Ad Astra burada okulun özel adı olarak kullanılan Latince bir ifadedir. “Yıldızlara doğru” anlamına gelir; ardından gelen which yan cümlesi birinin daha sonra ne yapacağını anlatmak yerine adın anlamını açıklar. Bir ad olarak hırsı, keşfi ve geleceğe dönük bir amacı çağrıştırır; bu da okulun uzay ve yenilikle bağlantısına uyar.

Alıştırma

Ad Astra bu cümlede hangi işlevi görüyor?

  1. Kurucunun ikinci adıdır.
  2. Birine hemen yıldızlara gitmesini söyler.
  3. Okulun Latince adıdır ve “yıldızlara doğru” anlamına gelir.
Cevabı göster

Okulun Latince adıdır ve “yıldızlara doğru” anlamına gelir.

I actually hired a teacher from the school they were at,

1:05

Aslında onların okudukları okuldan bir öğretmen işe aldım,

who also agreed with me that there was a better way to do it.

1:08

o da bunu yapmanın daha iyi bir yolu olduğu konusunda benimle hemfikirdi.

That teacher is Josh Dahn,

1:10

O öğretmen Josh Dahn,

who I spoke with over Skype.

1:12

kendisiyle Skype üzerinden konuştum.

Was it a tough decision for you to leave

1:14

Öğretmenlik yaptığın özel okulu

the private school where you were teaching at

1:15

bırakıp bu yeni girişime atılmak

to go on this new venture?

1:17

senin için zor bir karar mıydı?

No, of course not, right?

1:19

Hayır, tabii ki değil, öyle mi?

I mean if anything, Ton ve niyet

1:20

Yani demek istediğim, tam tersine,

you know, Elon asked me to think about it

1:22

biliyorsun, Elon bana bunu düşünmemi söyledi

and I responded,

1:24

ve ben de cevap verdim,

you know, hours after we originally spoke

1:25

biliyorsun, ilk konuştuğumuzdan saatler sonra

like in the middle of the night

1:27

mesela gecenin bir yarısı

because it was so clearly a great opportunity.

1:28

çünkü bu açıkça harika bir fırsattı.

Ton ve niyet

if anything: karşıt yönde daha güçlü bir düzeltme

Burada if anything gerçek bir koşul sunmaz. Az önce reddedilen düşünceyi düzeltir ve anlamı karşıt yönde daha ileri taşır. Röportajı yapan kişi kararın zor olmasını bekliyordu. Konuşmacı zor olmadığını söylüyor; if anything, kanıtların tam tersini gösterdiğini belirtir: fırsat o kadar açık biçimde iyiydi ki birkaç saat içinde cevap verdi. Kullanışlı bir kalıp not X; if anything, Y şeklindedir ve Y daha güçlü bir düzeltmedir.

Alıştırma

Cümleyi tamamlayan en uygun ifadeyi seçin: The delay didn't hurt the project. ___, it gave us more time to improve the plan.

  1. If necessary
  2. If possible
  3. If anything
Cevabı göster

If anything

Ad Astra was far from a typical school, Deyimler

1:30

Ad Astra tipik bir okuldan çok uzaktı,

with no classes in language,

1:33

dil,

music, sports, or even grade levels.

1:34

müzik, spor dersleri, hatta sınıf düzeyleri bile yoktu.

Deyimler

far from: fiziksel mesafe değil, güçlü karşıtlık

Bu cümlede far from, “hiç de değil” veya “çok farklı” anlamına gelir. Ad Astra’nın tipik bir okul olduğu düşüncesini güçlü biçimde reddeder; fiziksel mesafeyi anlatmaz. far from + isim öbeği, sıfat veya -ing biçimi yapısı, gerçek ile bir beklenti ya da tanım arasındaki büyük farkı vurgular. Dersler ve sınıf seviyeleriyle ilgili ayrıntılar bu farkı açıklar.

Alıştırma

Bu cümlede far from ne anlama geliyor? The repair was far from complete.

  1. Uzak bir yerde tamamlandı.
  2. Neredeyse tamamlanmıştı.
  3. Tamamlanmaya hiç yakın değildi.
Cevabı göster

Tamamlanmaya hiç yakın değildi.

Students were grouped based on their ability, Kalıp ifadeler

1:37

Öğrenciler yeteneklerine göre gruplandırıldı,

Kalıp ifadeler

be grouped based on ...: gruplandırma ölçütünü belirtmek

Students were grouped edilgen bir yapıdır: Birisi öğrencileri gruplara ayırmıştır, ancak cümle öğrencilere odaklanır ve gruplandırmayı yapan kişiyi belirtmez. Based on their ability, grupları oluşturmak için kullanılan ölçütü belirtir. Başka durumlara aktarılabilen yapı be grouped based on + ölçüt biçimindedir; experience, skill veya test results gibi ifadelerle kullanılabilir. based on bir konumu belirtmez.

Alıştırma

Cümleyi hedef yapı grouped based on ile tamamlayın: The volunteers were ____ their previous experience.

Cevabı göster

grouped based on

where they took part in complex team games Kalıp ifadeler

1:39

karmaşık takım oyunlarına katılarak

to test their critical thinking skills.

1:41

eleştirel düşünme becerilerini test ettiler.

Kalıp ifadeler

took part in: Bir etkinliğe katılmak

took part in bir etkinliğe katılmak veya ona dahil olmak anlamına gelir. Burada öğrencilerin karmaşık takım oyunlarına katıldığını anlatır; bir şeyin fiziksel bir parçasını aldıkları anlamına gelmez. Yapı take part in + isim veya -ing biçimidir. Kişiyi katılımcı olarak gösterir, ancak etkinliği yönettiğini ya da düzenlediğini söylemez.

Alıştırma

Cümleyi kalıp ifadeyi kullanarak tamamlayın. The students ____ a robotics competition last month.

Cevabı göster

took part in

In one simulation,

1:43

Bir simülasyonda,

teams competed at various art auctions

1:45

ekipler çeşitli sanat müzayedelerinde yarışarak

to try to assemble the best collections

1:47

dünyanın dört bir yanındaki sergilerde gösterilmek üzere

to display at exhibitions around the world,

1:49

en iyi koleksiyonları bir araya getirmeye çalıştılar,

similar to what these students are doing.

1:51

bu öğrencilerin yaptığına benzer şekilde.

I like the Shrine Gate.

1:53

Tapınak Kapısı'nı beğendim.

Okay, yeah, you do that one.

1:55

Tamam, evet, sen onu yap.

It's a lot for adults to juggle, Deyimler

1:56

Yetişkinler için bile idare etmesi çok şey,

let alone the eight to 14-year-olds at Ad Astra. Deyimler

1:58

Ad Astra'daki 8 ila 14 yaşındakiler bir yana.

Deyimler

juggle: Birden fazla talebi aynı anda yönetmek

It's a lot for adults to juggle cümlesinde juggle, aynı anda birkaç zorlayıcı şeyle ilgilenmek anlamında kullanılan bir mecazdır. Örtük nesne, çevredeki durumda sözü edilen görevler bütünüdür; havaya toplar veya başka nesneler atıp tutmak değildir. It is a lot for someone to juggle yapısı, birbiriyle yarışan talepleri yönetmenin zor olduğunu anlatır. Burada 8-14 yaşındaki çocuklarla yapılan karşılaştırma, yükün daha küçük yaştaki katılımcılar için daha da ağır olduğunu gösterir.

Alıştırma

Bu cümlede juggle ne anlama geliyor? She has to juggle a full-time job, evening classes, and family duties.

  1. Yalnızca bir sorumluluğa odaklanmak
  2. Birkaç nesneyi havaya atıp tutmak
  3. Birkaç sorumluluğu aynı anda idare etmek
Cevabı göster

Birkaç sorumluluğu aynı anda idare etmek

Deyimler

Let alone: daha da zor bir durumu belirtmek

Let alone, ilk durumu daha az olası, daha az mümkün veya daha zor olan ikinci bir duruma bağlar. İlk durum zaten zordur: yetişkinlerin aynı anda idare etmesi gereken pek çok şey vardır. İfade daha sonra sekiz ila on dört yaşındaki çocukların çok daha büyük bir zorluk yaşayacağını belirterek düşünceyi güçlendirir. Burada “birini yalnız bırakmak” anlamına gelmez. Kalıbı “bu A için zorsa B için daha da zordur” şeklinde anlayın.

Alıştırma

Hangi cümlede let alone ikinci görevin daha da zor olduğunu göstermek için kullanılmıştır?

  1. I can't finish one page tonight, let alone the whole book.
  2. Let alone the whole book on the desk.
  3. I finished one page tonight, let alone the whole book.
Cevabı göster

I can't finish one page tonight, let alone the whole book.

Musk reimagined how school could be taught

2:01

Musk, okulun nasıl öğretilebileceğini yeniden hayal etti

based on first principles reasoning, Kültür

2:03

ilk prensipler mantığına dayanarak,

a fancy way of saying

2:05

bunun havalı bir söylem şekli

how could you rethink how something is done

2:07

bir şeyin daha iyi yapılması için

in order to make it better,

2:09

nasıl yapıldığını yeniden nasıl düşünebilirsiniz demek,

a strategy applied to Tesla's manufacturing of batteries.

2:10

Tesla'nın pil üretimine uygulanan bir strateji.

Kültür

İlk ilkelerden akıl yürütme: temel olgulardan yeniden kurmak

İlk ilkelerden akıl yürütme, bir problemi güvenilebilecek en temel olgulara ayırmak ve ardından bu olgulardan bir çözüm kurmak demektir. İnsanlar mevcut yöntemleri genellikle kullanıyor diye bu yöntemler değiştirilemez kabul edilmez. Bu cümlede ifade, Musk'ın okul eğitimini yeniden tasarlama yaklaşımını açıklar. Pil üretimi örneği aynı düşünme biçiminin başka bir alana uygulanmasını gösterir; bir dersin adı ya da numaralandırılmış bir “ilk kural” değildir.

Alıştırma

Hangi açıklama first principles reasoning kavramına en iyi uyar?

  1. Bir ilkeler listesini birinciden sonuncuya doğru sıralar.
  2. Temel olgularla başlar ve çözümü bunlardan yeniden kurar.
  3. Uzmanlar zaten kullandığı için alışılmış çözümü kopyalar.
Cevabı göster

Temel olgularla başlar ve çözümü bunlardan yeniden kurar.

It used to be very expensive Dilbilgisi

2:14

Eskiden çok pahalıydı

to build batteries for electric cars.

2:15

elektrikli arabalar için pil üretmek.

Dilbilgisi

used to be: değişmiş bir geçmiş durum

Used to be, geçmişte doğru olan ancak artık geçerli olmayan bir durumu anlatır. Burada yüksek batarya üretim maliyetini sonradan değişmiş eski bir koşul olarak sunar. Yapı used to + fiilin yalın hâlidir. Be ile kullanıldığında geçmişteki bir durumu şimdiki durumla karşılaştırmak için özellikle kullanışlıdır.

Alıştırma

Değişmiş bir geçmiş durumu anlatan hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: The old library ____ much smaller, but it was expanded last year.

Cevabı göster

used to be

You could say that's just the way it is Deyimler

2:17

Bunun sadece böyle olduğunu söyleyebilirsiniz

and there's no way to bring the price down. Öbek fiiller

2:19

ve fiyatı düşürmenin bir yolu yok.

Deyimler

that's just the way it is: bir durumu değişmez kabul etmek

That's just the way it is, mevcut gerçeğin bu olduğunu ve bunun değiştirilemeyeceğini ya da değiştirilmeyeceğini anlatır. Bu cümlede it, batarya üretmenin yüksek maliyetini gösterir. İfade yalnızca bir gerçeği açıklamaz; durumu kabullenme, duruma boyun eğme veya onu sorgulamayı reddetme tavrı da taşır. Konuşmacı bunu, fiyatı düşürmeye çalışmak yerine benimsenebilecek bir düşünce biçimi olarak sunar.

Alıştırma

“Mia wanted the rule changed, but her manager said, ‘That's just the way it is,’” cümlesinde yönetici ne demek istiyor?

  1. Kural zaten değiştirilmiştir.
  2. Kural sabit bir gerçektir ve değiştirilmeyecektir.
  3. Yönetici Mia'ya kuralın nasıl işlediğini soruyor.
Cevabı göster

Kural sabit bir gerçektir ve değiştirilmeyecektir.

Öbek fiiller

bring the price down: fiyatı düşürmek

Bring ... down, ölçülebilen bir miktarı daha düşük hâle getirmek anlamına gelen ayrılabilir bir öbek fiildir. Burada söz konusu miktar the price olduğu için anlam fiyatı düşürmektir; fiziksel bir nesneyi aşağı taşımak değildir. İsim nesne fiil ile parçacık arasına gelebilir: bring the price down. Zamir de ortada yer almalıdır: bring it down.

Alıştırma

Bu cümlede bring the price down ne anlama geliyor?

  1. fiyatı bir nesneymiş gibi aşağı taşımak
  2. fiyatı daha yüksek hâle getirmek
  3. fiyatı daha düşük hâle getirmek
Cevabı göster

fiyatı daha düşük hâle getirmek

First principles thinking would say

2:21

İlk prensipler düşüncesi şöyle der:

it's possible to make cheaper batteries

2:23

daha ucuz piller yapmak mümkündür

by breaking it down to the basics, Öbek fiiller

2:25

temellere ayırarak,

figuring out what the batteries are made of, Öbek fiiller

2:27

pillerin nelerden yapıldığını bulup,

and how those materials could be cleverly combined

2:29

ve bir pil hücresi oluşturmak için bu malzemelerin

to form a battery cell.

2:31

nasıl akıllıca birleştirilebileceğini hesaplayarak.

Öbek fiiller

breaking it down to the basics: karmaşık bir problemi analiz etmek

Breaking it down to the basics, karmaşık bir problemi veya sistemi en temel parçalarına indirerek analiz etmek anlamına gelir. Burada it, pil üretimini daha ucuz hâle getirme gibi karmaşık bir probleme gönderme yapar; to the basics ise analizin ulaşacağı temel düzeyi gösterir. Bu, ayrılabilir öbek fiil break down'ın mecaz anlamıdır. Bir makinenin durmasını veya bir nesnenin fiziksel olarak parçalanmasını değil, bir analiz yöntemini anlatır.

Alıştırma

Hangi cümlede break ... down to the basics karmaşık bir problemi temel parçalarına indirerek analiz etmek anlamında kullanılmıştır?

  1. The old printer broke down during the meeting.
  2. She broke the box apart with a hammer.
  3. Let's break the problem down to the basics before we design a solution.
Cevabı göster

Let's break the problem down to the basics before we design a solution.

Öbek fiiller

figuring out + dolaylı soru

Figuring out, düşünme, araştırma veya deneme yoluyla bir cevaba ya da anlayışa ulaşmak demektir. Yalnızca bilgiyi zaten bilmeye değil, çözme veya keşfetme sürecine odaklanır. Burada figuring out, neyin anlaşılacağını gösteren what the batteries are made of dolaylı sorusunu nesne olarak alır. Dolaylı soruda düz cümle dizilişi kullanılır: what the batteries are made of denir, what are the batteries made of denmez.

Alıştırma

Cümleyi figure out ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: After checking every cable, Priya finally ____ why the screen was blank.

Cevabı göster

figured out

In education,

2:33

Eğitimde,

first principles mean figuring out how students

2:34

ilk prensipler öğrencilerin nasıl

can get the best learning experience possible.

2:36

mümkün olan en iyi öğrenme deneyimini elde edebileceklerini bulmak demektir.

To bring about the best future Öbek fiiller

2:39

Onlar ve dünya için

for them and for the world.

2:41

en iyi geleceği getirmek amacıyla.

Öbek fiiller

bring about + bir sonuç

Bring about, bir sonucun, değişimin veya durumun gerçekleşmesine neden olmak demektir. Geçişli bir ifadedir: neden özne olur ve sonuç, bring about ifadesinden sonra nesne olarak gelir. Bu cümlede amaçlanan sonuç the best future ifadesidir. Fiziksel olarak hiçbir şey taşınmıyor; eğitim, bu geleceğin oluşmasına yardım edebilecek bir neden olarak sunuluyor.

Alıştırma

Yeni politikanın atık miktarında azalmaya neden olduğunu söyleyen cümleyi seçin.

  1. The new policy brought the waste to the recycling center.
  2. The new policy came about after a reduction in waste.
  3. The new policy brought about a reduction in waste.
Cevabı göster

The new policy brought about a reduction in waste.

I can't believe that it's sitting at a desk

2:42

Bunun bir sırada oturup

listening to a teacher tell you how to,

2:44

bir öğretmenin size nasıl,

you know, do side angle side theorems

2:46

bilirsiniz işte, kenar açı kenar teoremlerini

in geometry class.

2:47

geometri dersinde yapacağınızı anlatmasını dinlemek olduğuna inanamıyorum.

Ad Astra grew from nine kids Dilbilgisi

2:48

Ad Astra, dokuz çocukla başladı

in the first week of 2014

2:50

2014'ün ilk haftasında

to 50 six years later,

2:52

altı yıl sonra 50'ye çıktı,

Dilbilgisi

grew from nine kids ... to 50: dokuz çocuktan 50'ye çıkmak

grew from nine kids to 50 ifadesindeki grew, gruptaki çocuk sayısının arttığını belirtir. Çocukların fiziksel olarak büyüdüğü anlamına gelmez. grow from A to B kalıbı iki miktar noktası verir: A başlangıç miktarı, B ise sonraki miktardır. from nine kids in the first week of 2014 to 50 six years later örneğinde olduğu gibi zaman ifadeleri iki miktarın da yanına gelebilir.

Alıştırma

Başlangıç ve bitiş sayılarını belirten iki sözcükle cümleyi tamamlayın: The club grew ____ 12 members ____ 40 members in three years.

Cevabı göster

from · to

a mix of children of SpaceX employees

2:54

SpaceX çalışanlarının çocukları

as well as high achievers from the area.

2:56

ve bölgeden başarılı öğrencilerin bir karışımı olarak.

Sometimes they ventured off campus.

2:58

Bazen kampüs dışına çıktılar.

A converted garage at the former house

3:00

Gene Wilder'ın eski evindeki

of Gene Wilder once served Kalıp ifadeler

3:02

dönüştürülmüş bir garaj bir zamanlar

as a chemistry lab.

3:03

kimya laboratuvarı olarak hizmet verdi.

Kalıp ifadeler

served as: belirli bir işlev görmek

Burada served as, bir işlevi vardı veya bir şey olarak kullanıldı anlamına gelir. Dönüştürülen garaj kimya laboratuvarı işlevi gördü; bir laboratuvara hizmet vermedi. X serves/served as Y kalıbı bir kişiyi, yeri veya nesneyi bir rol, görev ya da kullanımla ilişkilendirir. Served geçmişteki bir işlevi, once ise bu kullanımın daha önceki bir zamana ait olduğunu gösterir.

Alıştırma

Cümleyi serve as ifadesinin geçmiş biçimiyle tamamlayın: During the storm, the school gym ____ a shelter.

Cevabı göster

served as

This unorthodox approach to education

3:05

Bu alışılmışın dışındaki eğitim yaklaşımı

doesn't come cheap. Deyimler

3:07

ucuza gelmiyor.

Deyimler

doesn't come cheap: bir şeyin çok pahalı olduğunu söylemek

'Doesn't come cheap', bir şeyin çok pahalı olduğu veya yüksek bir bedel gerektirdiği anlamına gelir. Burada come 'gelmek' anlamında değildir ve cheap düşük kaliteyi anlatmaz. Bu ifade maliyet hakkında bir yorum da katar: bu alışılmadık eğitim türünün yararları olabilir, ancak buna erişmek pahalıdır. Genellikle ardından bir fiyatın veya maliyetin neden yüksek olduğuna dair açıklamanın geleceğini belirtir.

Alıştırma

Değerli bir hizmetin çok pahalı olduğunu belirten vurgulanmış ifadeyle cümleyi tamamlayın: Personal coaching from an expert ____.

Cevabı göster

doesn't come cheap

Tuition was around $30,000 a year, Kültür

3:08

Öğrenim ücreti yılda yaklaşık 30.000 dolardı,

with some receiving financial aid.

3:11

bazıları mali yardım alıyordu.

Kültür

Tuition ve financial aid: eğitim ücreti ve ödeme yardımı

'Tuition', bir okulun, yüksekokulun veya üniversitenin eğitim için aldığı paradır. Bu cümlede yılda yaklaşık 30.000 dolar, yaklaşık yıllık öğrenim ücretidir; cümle her öğrencinin bu miktarın tamamını ödediğini söylemez. 'Financial aid', öğrencinin eğitim masraflarını ödemesine yardımcı olan para veya diğer finansman türleri için kullanılan geniş bir terimdir. Kuruma bağlı olarak hibe, burs veya kredi gibi farklı biçimleri olabilir, ancak altyazı türünü ya da miktarını belirtmez.

Alıştırma

Hangi ifade cümleyle en iyi eşleşir?

  1. Okul genel işletme giderleri için yılda 30.000 dolar harcadı.
  2. Her öğrenci 30.000 dolarlık burs aldı.
  3. Yaklaşık 30.000 dolar tahmini yıllık öğrenim ücretinin miktarıydı ve bazı öğrenciler eğitim masrafları için yardım aldı.
Cevabı göster

Yaklaşık 30.000 dolar tahmini yıllık öğrenim ücretinin miktarıydı ve bazı öğrenciler eğitim masrafları için yardım aldı.

When Ad Astra closed in June 2020,

3:13

Ad Astra Haziran 2020'de kapandığında,

Musk donated funds to kickstart an online school

3:15

Musk, Josh Dahn liderliğinde

called Astra Nova headed by Josh Dahn.

3:18

Astra Nova adında çevrimiçi bir okulu başlatmak için fon bağışladı.

Although the SpaceX CEO isn't personally involved,

3:21

SpaceX CEO'su kişisel olarak ilgilenmese de,

he has his fingerprints all over the new school. Deyimler

3:23

yeni okulun her yerinde onun parmak izleri var.

Deyimler

Have One's Fingerprints All Over Something: her yerde görülen etki

Bu cümlede has his fingerprints all over, onun fikirlerinin, etkisinin veya tercih ettiği çalışma biçiminin yeni okulun her yanında görülebildiği anlamına gelir. İfade mecazidir; ortada gerçek parmak izleri yoktur. isn't personally involved ile kurulan karşıtlık önemlidir. Bir kişi günlük çalışmalara katılmadan da insanları, yöntemleri veya tasarımı şekillendirebilir. Başka durumlarda kullanılabilecek kalıp have + iyelik sözcüğü + fingerprints all over + bir şey veya durum şeklindedir.

Alıştırma

Cümlede has his fingerprints all over the new school ne anlama geliyor?

  1. Onun fikirleri ve etkisi okulun her yanında görülüyor.
  2. Okulun resmî bir çalışanıdır.
  3. Okulun her bölümüne bizzat dokunmuş.
Cevabı göster

Onun fikirleri ve etkisi okulun her yanında görülüyor.

A former SpaceX engineer teaches rocketry there,

3:26

Eski bir SpaceX mühendisi orada roket bilimi öğretiyor,

and even the application is related

3:29

ve hatta başvuru süreci bile

to one of Musk's passions.

3:31

Musk'ın tutkularından biriyle ilgili.

Interested students have to submit a response

3:32

İlgilenen öğrencilerin bu çevre sorununa

to this environmental problem.

3:35

bir cevap sunmaları gerekiyor.

How would you answer?

3:36

Sen nasıl cevap verirdin?

There's a large lake near a small town.

3:38

Küçük bir kasabanın yakınında büyük bir göl var.

A corporation dumps harmful chemicals into the water.

3:40

Bir şirket suya zararlı kimyasallar döküyor.

Scientists studying the lake say it'll die

3:43

Gölü inceleyen bilim insanları kirlilik devam ederse

in 10 years if the pollution continues.

3:45

10 yıl içinde gölün öleceğini söylüyor.

An individual, the puppet master, Deyimler

3:48

Kukla ustası adındaki bir kişi,

is concerned new regulations will impact profits,

3:50

yeni düzenlemelerin kârları etkileyeceğinden endişe duyuyor,

so they decide to pay a small group

3:52

bu yüzden küçük bir grup bilim insanına

of scientists to publish bogus research Kelime

3:54

gölün hiç olmadığı kadar sağlıklı olduğunu iddia eden

claiming the lake has never been healthier. Dilbilgisi

3:56

sahte bir araştırma yayımlamaları için ödeme yapmaya karar veriyor.

Deyimler

Puppet Master: perde arkasındaki kontrol sahibi

Bu cümlede the puppet master, planın arkasında duran ve kendisini açıkça göstermeden başkalarının yaptıklarını kontrol eden kişi için kullanılan bir mecazdır. Bir kuklacının kuklaları iplerle hareket ettirmesi gibi, bu kişi de bilim insanlarına sahte iddialar yayımlamaları için para vererek onları yönlendirir. Görünen eylemi bilim insanları yapsa da bu adlandırma sorumluluğu gizli kontrol sahibine yöneltir. Daha genel olarak puppet master, insanları veya olayları perde arkasından yönlendiren kişidir.

Alıştırma

Bu cümlede puppet master ifadesine en uygun açıklama hangisidir?

  1. Gizli kalıp başkalarını kontrol eden ve olayları yönlendiren kişi.
  2. Kuklalarla insanları eğlendiren bir gösteri sanatçısı.
  3. Bir araştırmanın doğru olup olmadığını kontrol eden bilim insanı.
Cevabı göster

Gizli kalıp başkalarını kontrol eden ve olayları yönlendiren kişi.

Kelime

bogus research: sahte olduğuna dair güçlü bir iddia

bogus research ifadesinde bogus, araştırmayı doğrudan sahte, meşru olmayan ya da güvenilemeyecek kadar güvenilmez diye niteler. Bu, insanların yalnızca görüş ayrılığı yaşadığı bir çalışmayı tarafsız biçimde anlatmak değil, güçlü ve olumsuz bir yargıdır. Burada ödeme ve aldatma amacı, bogus sözcüğünün yanlış bir iddiayı desteklemek için üretilmiş araştırmayı anlatmasını sağlar. Daha genel olarak bogus + isim, bir şeyin yalnızca meşru görünümünde olduğunu belirtir.

Alıştırma

Bogus research ifadesine en uygun açıklama hangisidir?

  1. Hem destek hem eleştiri alan araştırma
  2. Gerçek olmakla birlikte bazı yöntemsel zayıflıkları bulunan araştırma
  3. Meşru gibi sunulan ancak sahte veya temelden güvenilmez olduğuna hükmedilen araştırma
Cevabı göster

Meşru gibi sunulan ancak sahte veya temelden güvenilmez olduğuna hükmedilen araştırma

Dilbilgisi

has never been healthier: never + karşılaştırma biçimi

Has never been healthier, present perfect yapısındaki has been ile healthier karşılaştırma biçimini kullanır. Gölün şimdiki durumunu şimdiye kadarki tüm önceki zamanlarla karşılaştırır: daha önceki hiçbir durum daha sağlıklı değildi, dolayısıyla iddia gölü şimdiye kadarki en sağlıklı durumunda gösterir. Never, gölün hiçbir zaman sağlıklı olmadığı anlamına gelmez. Güçlü ve olumlu bir anlam taşıyan never been healthier karşılaştırmasının parçasıdır. Bu cümlede bu, araştırmanın iddiasıdır; dil bilgisi iddianın doğru olduğunu garanti etmez.

Alıştırma

Cümleyi tamamlayın. has never been + clean sözcüğünün düzenli karşılaştırma biçimini kullanın: After years of restoration, the river ____.

Cevabı göster

has never been cleaner

The media reports on the new study.

3:59

Medya yeni çalışmayı haber yapıyor.

Politicians have the power to stop the pollution,

4:01

Politikacıların kirliliği durdurma gücü var,

but decide not to since there appears Dilbilgisi

4:03

ama gölün sağlığı konusunda

to be disagreement over the health

4:05

anlaşmazlık varmış gibi göründüğü için

of the lake.

4:06

kirliliği durdurmamaya karar veriyorlar.

Dilbilgisi

there appears to be disagreement over ile iddiayı yumuşatma

Burada there appears to be, bir durumu var gibi görünen bir şey olarak sunar. Appears iddiayı yumuşatır: cümle, gerçekliği kanıtlanmış bir anlaşmazlığı değil, görünürdeki bir anlaşmazlığı bildirir. Disagreement over + isim öbeği, tartışılan konuyu belirtir. Bu cümlede ifadenin tamamı, gölün sağlığına ilişkin algılanan anlaşmazlığı harekete geçmeme nedeni olarak sunar.

Alıştırma

Bir anlaşmazlığı temkinli biçimde bildirmek için cümleyi bu dersteki hedef ifadeyle tamamlayın: The committee delayed the vote because ____ the safety data.

Cevabı göster

there appears to be disagreement over

Plus the company employs so many people in town,

4:07

Üstelik şirket kasabada o kadar çok insan çalıştırıyor ki,

its closure would devastate the economy.

4:10

kapanması ekonomiyi mahveder.

Voters who listen to the media,

4:12

Medyayı, politikacıları

politicians and scientists are confused over

4:14

ve bilim insanlarını dinleyen seçmenlerin kafası

what the truth actually is. Dilbilgisi

4:17

gerçeğin aslında ne olduğu konusunda karışık.

Dilbilgisi

what the truth actually is içindeki gömülü sözcük sırası

What the truth actually is sözleri gömülü bir soru oluşturur. Bu yan cümle, confused over içindeki over edatının tümlecidir; bu nedenle doğrudan bir soru değil, daha büyük bir bildirme cümlesinin parçasıdır. Gömülü bir soru, bildirme cümlesi sırasını kullanır: what + özne the truth + fiil is. Actually, birbiriyle yarışan iddiaların ardındaki gerçek hakikati vurgular ancak sözcük sırasını what is the truth biçimine dönüştürmez.

Alıştırma

Hangi cümle checking sonrasında gömülü soruyu doğru kullanıyor?

  1. The editor is checking what does the truth actually mean.
  2. The editor is checking what is the truth, actually.
  3. The editor is checking what the truth actually is.
Cevabı göster

The editor is checking what the truth actually is.

They reelect the politicians.

4:19

Politikacıları yeniden seçiyorlar.

The corporation continues dumping harmful chemicals

4:21

Şirket zararlı kimyasalları

into the lake and the lake

4:23

göle dökmeye devam ediyor ve göl

dies 10 years later.

4:24

10 yıl sonra ölüyor.

So, who is to blame? Kalıp ifadeler

4:26

Peki, suçlu kim?

Kalıp ifadeler

Sorumlu kim?

Who is to blame? sorusunda be to blame, gerçekleşen kötü bir sonuçtan sorumlu olmak demektir. Who, eylemleri soruna yol açan ya da katkıda bulunan kişi veya grubu sorar. Yapı “özne + be + to blame” biçimindedir. Burada who öznedir ve is onunla uyumludur. Blame çoğu zaman “birini suçlamak” anlamında geçişli bir fiil olsa da burada to blame sorumlu tarafı betimler; “başkasını kim suçlayacak?” anlamına gelmez.

Alıştırma

“Who is to blame?” sorusunda konuşan kişi neyi soruyor?

  1. Sorunu kim tartışmak istiyor?
  2. Başka bir kişiyi kim eleştiriyor?
  3. Sorundan kim sorumlu?
Cevabı göster

Sorundan kim sorumlu?

There's no right or wrong answer,

4:28

Doğru ya da yanlış bir cevap yok,

but the school is interested in

4:29

ancak okulun ilgilendiği şey

how the children reason through ethical dilemmas. Kalıp ifadeler

4:31

çocukların etik ikilemler üzerinden nasıl mantık yürüttüğüdür.

Kalıp ifadeler

Etik ikilemleri adım adım değerlendirmek

Burada reason, “dikkatli ve mantıklı düşünmek” anlamında bir fiildir. Reason through ethical dilemmas, çatışan değerleri, kanıtları, sorumluluğu ve olası sonuçları tartarak zor ahlaki seçimleri adım adım incelemek demektir. Through, ikilemi baştan sona üzerinde çalışılması gereken bir konu olarak sunar. Odak noktası hızlı veya tek bir “doğru” cevap bulmak değil, düşünme sürecinin niteliğidir.

Alıştırma

Hangi cümlede reason through, zor bir ahlaki konuyu adım adım analiz etme anlamında kullanılmıştır?

  1. The committee reasoned that the proposal was unsafe before voting.
  2. The committee will reason with the voters before voting.
  3. The committee will reason through the ethical dilemma before voting.
Cevabı göster

The committee will reason through the ethical dilemma before voting.

It's not about preparing the 100 or so

4:33

Bu, kabul edilen yaklaşık 100 öğrenciyi

admitted students for an Ivy League education. Kültür

4:35

Ivy League eğitimine hazırlamakla ilgili değil.

Kültür

Ivy League: ABD'deki sekiz belirli üniversite

Ivy League, ABD'nin kuzeydoğusundaki sekiz üniversiteden oluşan bir spor birliğidir. Günlük kullanımda bu ad, söz konusu okulların yüksek saygınlığını ve seçkin üniversitelere uzanan bir eğitim yolunu da çağrıştırır. Burada an Ivy League education, bu sekiz üniversiteden birinde eğitim almak anlamına gelir. Cümle, bu dar kabul yoluna hazırlanmayı eğitimin tek amacı olarak görme düşüncesini reddeder.

Alıştırma

Bu cümlede Ivy League neyi ifade ediyor?

  1. ABD'deki yüksek sıralamalı bütün üniversiteler
  2. Üniversite adayları için tasarlanmış bir ders
  3. ABD'deki sekiz üniversiteden oluşan belirli bir grup
Cevabı göster

ABD'deki sekiz üniversiteden oluşan belirli bir grup

In fact, Musk went on the record Deyimler

4:38

Aslında, Musk kayıtlara geçti

to say degrees don't matter when

4:40

Tesla'nın yapay zeka ekibi işe alım

Tesla's artificial intelligence team looks

4:41

yaparken diplomaların önemli olmadığını söyleyerek,

to hire, putting it this way,

4:44

şunu belirtti,

Deyimler

went on the record: kamuya açık ve ismen aktarılabilir bir açıklama yaptı

To go on the record, kamuya açık, alıntılanabilecek ve kime ait olduğu açıkça belirtilebilecek bir açıklama yapmak demektir. Went on the record bunun geçmiş zaman biçimidir. Burada ifade, Musk'ın ardından gelen sözlerini özel veya anonim bilgi olarak değil, açıkça dile getirilmiş bir görüş olarak sunar. Bu deyimde record, adı verilen bir konuşmacının açıklamasının yer aldığı kamuya açık kaydı ifade eder.

Alıştırma

“Alıntılanabilecek ve kime ait olduğu belirtilebilecek kamuya açık bir açıklama yaptı” anlamındaki kalıplaşmış habercilik ifadesini tamamlayın: After refusing to be named, the witness finally ____.

Cevabı göster

went on the record

don't care if you even graduated high school,

4:46

liseden mezun olup olmadığınız bile umurumda değil,

not to mention many smart people Anlatım akışı

4:48

Steve Jobs

dropped out of college, like Steve Jobs Öbek fiiller

4:49

ve Bill Gates gibi üniversiteyi bırakan

and Bill Gates.

4:51

birçok zeki insandan bahsetmiyorum bile.

Anlatım akışı

not to mention: daha güçlü bir destekleyici nokta eklemek

Not to mention, az önce söylenen düşünceyi güçlendiren ek bir gerçeği sunar. Bu cümlede, zeki insanların üniversiteyi bırakmasıyla ilgili örnekler, örgün eğitimin yeteneğin tek ölçüsü olmadığı savını destekler. Sözcüklerin görünüşüne rağmen bu ifade, sonraki düşüncenin söylenmemesi gerektiği anlamına gelmez. Konuşanın özellikle yararlı olan başka bir destekleyici noktayı açıkça söylemek üzere olduğunu gösterir.

Alıştırma

Örnekte not to mention ifadesinin görevini en iyi hangi seçenek açıklar?

  1. Konuyu eğitimle ilgisi olmayan bir gerçeğe çevirir.
  2. Sonraki gerçeği önemsiz olduğu için geri çeker.
  3. Konuşanın düşüncesini güçlendiren başka bir gerçek ekler.
Cevabı göster

Konuşanın düşüncesini güçlendiren başka bir gerçek ekler.

Öbek fiiller

dropped out of: tamamlamadan ayrılmak

Drop out of + bir okul, kurs veya program, onu tamamlamadan ayrılmak anlamına gelir. Örnekte dropped basit geçmiş zaman biçimidir ve of, ayrılınan kurum olarak college sözcüğünü cümleye bağlar. İfade tamamlanmamış olma durumuna odaklanır. Bir nesnenin düşmesini anlatmaz ve okulu başarıyla bitirmek anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu dersteki, 'bitirmeden ayrıldı' anlamına gelen geçmiş zamanlı öbek fiille cümleyi tamamlayın: Leo ____ the training program after two weeks.

Cevabı göster

dropped out of

Musk has said he simply wants evidence

4:53

Musk sadece istisnai yeteneğin kanıtını

of exceptional ability, which he hopes

4:55

istediğini söyledi, ki bunun

can be fostered at a young age. Kelime

4:57

genç yaşta geliştirilebileceğini umuyor.

Kelime

“can be fostered at a young age” ifadesinin anlamı ve işlevi

Burada foster, bir nitelik ya da yeteneğin sürekli destek ve teşvikle gelişmesine yardımcı olmak demektir. Tek bir dersi veya beceriyi öğretmekten ibaret değildir; yeteneğin büyüyebileceği koşulları oluşturmayı anlatır. Edilgen can be fostered yapısı, exceptional ability ifadesini odakta tutar. Can olasılık bildirir: konuşmacı, çocuklar henüz küçükken bu yeteneğin geliştirilebilmesini ummaktadır.

Alıştırma

Cümleyi can ve foster fiilinin edilgen biçimiyle tamamlayın: With patient guidance, curiosity ____ from an early age.

Cevabı göster

can be fostered

And SpaceX of course is an exercise Deyimler

4:59

Ve SpaceX elbette mümkün olanı

in possibility.

5:01

gösteren bir örnektir.

Deyimler

“an exercise in possibility” ifadesinin anlamı

Burada an exercise in X, X’i araştıran, sınayan veya ortaya koyan sürekli bir faaliyet ya da proje anlamına gelir. Exercise mecazidir: SpaceX, fiziksel egzersiz veya okul ödevi olarak değil, nelerin başarılabileceğini gösteren uygulamalı bir çalışma olarak sunulur. Possibility burada belirli bir seçenek yerine geniş ve sayılamayan bir “olasılık” fikri olarak kullanılır. İfade, cümleye düşünsel ve retorik bir ton verir: kuruluşun kendisi, görünüşte imkânsız fikirlerin peşinden gidilebileceğine dair bir kanıta dönüşür.

Alıştırma

“The community science fair was an exercise in possibility.” cümlesinde bu ifade ne anlama gelir?

  1. Seçim yapma üzerine bir fiziksel egzersiz seansı
  2. Birden fazla olası cevabı sıralayan bir çalışma kâğıdı
  3. Nelerin başarılabileceğini araştırıp gösteren uygulamalı bir proje
Cevabı göster

Nelerin başarılabileceğini araştırıp gösteren uygulamalı bir proje

The concepts are available to kids

5:02

Kavramlar, Synthesis adlı ayrı bir girişim

around the world online through a

5:03

aracılığıyla çevrimiçi olarak dünyanın

separate venture called Synthesis.

5:05

dört bir yanındaki çocuklara açıktır.

As people spend more time online,

5:07

İnsanlar çevrimiçi olarak daha fazla zaman geçirdikçe,

the need for a quality website

5:09

kaliteli bir web sitesine duyulan ihtiyaç

is more important than ever.

5:10

her zamankinden daha önemlidir.

Whether you'd like to display your work,

5:12

İster çalışmanızı sergilemek,

start a business, or a blog,

5:14

bir iş kurmak veya bir blog başlatmak isteyin,

it's a way of representing your brand.

5:15

bu, markanızı temsil etmenin bir yoludur.

And now you can try it out for free. Öbek fiiller

5:18

Ve şimdi bunu ücretsiz deneyebilirsiniz.

Öbek fiiller

try it out: bir şeyi uygulamada denemek

“Try it out”, bir şeyi nasıl çalıştığını veya hoşunuza gidip gitmediğini görmek için gerçek bir durumda kullanmak ya da denemek demektir. Buradaki “it”, Squarespace hizmetini; “for free” ise deneme için ücret ödenmediğini belirtir. “Try out” ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne “it” gibi bir zamirse “try” ile “out” arasına gelmelidir: “try it out” denir, “try out it” denmez. Nesne bir isim olduğunda hem “try the service out” hem de “try out the service” kullanılabilir.

Alıştırma

Cümleyi, “pratikte test etmek” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: A demo account is ready, so ____ before you subscribe.

Cevabı göster

try it out

I've used Squarespace for years

5:20

Yıllardır bir gazeteci olarak

to show off my portfolio Öbek fiiller

5:22

portföyümü sergilemek için Squarespace'i kullandım,

as a journalist, well before they became

5:23

onlar benim sponsorum

my sponsor.

5:25

olmadan çok daha önce.

Öbek fiiller

show off: çalışmaları sergilemek, her zaman övünmek değil

Bu cümlede “show off my portfolio”, konuşanın çalışmalarını başkalarının görüp beğenebilmesi için sergilemesi anlamına gelir. Nesne profesyonel bir portföy olduğu için “show off” burada çoğunlukla tarafsız ya da olumludur ve “en iyi yönleriyle sergilemek” anlamına yakındır. Başka bağlamlarda “show off”, hayranlık toplamak için gereğinden fazla çabalayan birini eleştirebilir. İfadenin her zaman “övünmek” anlamına geldiğini varsaymak yerine nesneye ve duruma bakarak tonu değerlendirin.

Alıştırma

Hangi cümlede “show off”, örnek cümledekiyle aynı şekilde çoğunlukla tarafsız ve profesyonel bir anlamda kullanılmıştır?

  1. The designer used a clean website to show off her latest projects.
  2. Please show me the report before lunch.
  3. Marco kept shouting answers just to show off in front of the class.
Cevabı göster

The designer used a clean website to show off her latest projects.

What drew me to Squarespace Dilbilgisi

5:26

Beni Squarespace'e çeken şey

is how easy it is to create

5:27

kendi sitemi oluşturmanın

and edit my own site.

5:29

ve düzenlemenin ne kadar kolay olduğuydu.

Dilbilgisi

What drew me to X is how easy it is to... kalıbı

What ile başlayan What drew me to Squarespace yan cümlesi, cümlenin öznesi görevindedir. Buradaki drew “ilgisini çekti” anlamına gelir; dolayısıyla bu yan cümle neyin açıklanacağını, yani Squarespace'in hangi özelliğinin konuşana çekici geldiğini belirtir. is'ten sonra gelen how easy it is to create and edit my own site, çekici bulunan özelliği açıklar. Tekrar kullanılabilen What drew me to X is Y kalıbı, çekici özelliği odak noktasına koyar. Y bir isim öbeği ya da how + sıfat + özne + be + to-mastar yapısında bir yan cümle olabilir.

Alıştırma

Cümleyi hedef kalıbın iki bölümüyle tamamlayın: ____ the online course is ____ follow the lessons.

Cevabı göster

What drew me to · how easy it is to

It doesn't require any experience Dilbilgisi

5:30

Web sitesi oluşturma konusunda

in website building whatsoever.

5:32

hiçbir deneyim gerektirmiyor.

Dilbilgisi

Vurgulu olumsuzluk için any ... whatsoever

Bu olumsuz cümlede any, experience sözcüğünü belirli olmayan bir kapsama taşır; whatsoever ise any experience in website building isim öbeğinden sonra gelerek olumsuzluğu güçlendirir. İkisi birlikte, ilgili deneyimin en küçük bir miktarının bile gerekmediğini anlatır. Buradaki whatsoever bir vurgu sözcüğüdür; yan cümle başlatmaz. Tekrar kullanılabilen yapı olumsuz fiil + any + isim öbeği + whatsoever şeklindedir.

Alıştırma

Any sözcüğünü güçlendiren tek sözcükle vurgulu olumsuz cümleyi tamamlayın: The campsite doesn't have any phone signal ____.

Cevabı göster

whatsoever

There are also many great templates

5:34

Aralarından seçim yapabileceğiniz

to choose from.

5:36

birçok harika şablon da var.

You can receive a complimentary trial Kelime

5:37

squarespace.com/newsthink adresini ziyaret ederek

by visiting squarespace.com/newsthink.

5:39

ücretsiz deneme alabilirsiniz.

Kelime

“a complimentary trial”: ücretsiz deneme

Bu cümlede complimentary, “ücretsiz sunulan” anlamındadır. A complimentary trial, teklif kapsamında belirtilen deneme süresi boyunca ücret alınmayan bir denemedir; a complimentary trial ad öbeğinde complimentary, trial sözcüğünü niteler. Bu sözcük “övgü ifade eden” anlamına da gelebilir, ancak ürün veya hizmet teklifinde bu anlam uygun değildir. complimentary breakfast, tickets veya access gibi ifadelerde bunu free sözcüğünün daha resmî ve tanıtım amaçlı bir karşılığı olarak anlayın.

Alıştırma

Cümleyi, resmî olarak “ücretsiz” anlamına gelen ders sözcüğüyle tamamlayın: The hotel offers a ____ shuttle to the airport.

Cevabı göster

complimentary

The link is in my description.

5:42

Bağlantı açıklama kısmımda.

And when you're ready to launch,

5:44

Ve yayına hazır olduğunuzda,

use my discount code newsthink

5:45

newsthink indirim kodumu kullanarak

to save 10% off your first purchase

5:47

ilk web sitesi veya alan adı satın alımınızda

of a website or a domain.

5:49

%10 tasarruf edin.

Thanks so much for watching.

5:52

İzlediğiniz için çok teşekkürler.

For NewsThink, I'm Cindy Pom.

5:53

NewsThink'ten ben Cindy Pom.