Ters Beyin Bisikleti - Smarter Every Day 133: İngilizce çalışma notları
SmarterEveryDay
Video özeti: Destin ters gidonlu bisikletle sekiz ay çalışır, oğlunun iki haftasıyla karşılaştırır ve Amsterdam'da normal sürüşü kısa süreliğine kaybeder. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. "it's just like riding a bike," - Deyimler ve mecazlı ifadeler: kolay ve unutulmayan beceri klişesini ve videonun bunu nasıl tersine çevirdiğini kavrayın. 2. "power through it." - Öbek fiiller: bir zorluğu yalnızca iradeyle zorlayarak aşma şeklindeki gündelik anlamı ve bunun öğrenilmiş motor kontrole karşı neden işlemediğini anlayın. 3. "whether you think you are or not." - Dil bilgisi ve cümle kalıpları: sonuç iki olasılıkta da geçerliyse whether...or not kullanarak önyargı uyarısını koşulsuz yapın.
Bu derste
meaning it's really easy and you can't forget how to do it,
0:05yani gerçekten çok kolaydır ve nasıl yapıldığını unutamazsınız,
Kolayca geri gelen bir beceri için “bisiklete binmek gibi”
Bu cümlede “bisiklete binmek gibi” ifadesi, öğrenilmiş bir becerinin uzun bir aradan sonra yeniden yapıldığında bile kolay gelmesini anlatan tanıdık sözü çağrıştırır. Benzetme mecazidir; etkinliğin gerçekten bisiklete binmeye benzediği anlamına gelmez. Konuşmacı, daha sonra sorgulamak üzere önce bu yaygın kabul gören fikri sunar. Genel olarak ifade, iyice öğrenilmiş ve unutulması zor bir beceriyi anlatır.
Alıştırma
Lena on yıl boyunca paten yapmadıktan sonra becerisinin hızla geri geldiğini fark ediyor. Öğrendiği beceriyi unutmadığını en iyi vurgulayan cümle hangisidir?
- For Lena, skating is a piece of cake.
- Lena is riding a bike instead of skating.
- For Lena, skating is just like riding a bike.
Cevabı göster
For Lena, skating is just like riding a bike.
I learned how to ride a bike when I was really young.
0:23ben de çok küçükken bisiklete binmeyi öğrendim.
Mizahi bir saç modeli göndermesi olarak “MacGyver mullet”
MacGyver, bir Amerikan televizyon dizisinin ana karakteridir ve 1980'lere özgü belirgin bir mullet saç modeliyle güçlü biçimde özdeşleştirilir. Mullet, önü ve yanları daha kısa, arkası daha uzun olan bir saç kesimidir. Burada MacGyver, mullet sözcüğünü niteleyerek “MacGyver'ın saçına benzeyen bir mullet” anlamını verir. Konuşmacı, çocukluk görünüşüyle nostaljik biçimde dalga geçmek için bu görüntüyü kullanır; karakterin zekice çözümler üretme yeteneğine sahip olduğunu söylemez.
Alıştırma
Asıl cümlede “MacGyver mullet” neyi anlatıyor?
- Bir çocuğun zekice cihazlar yapma yeteneği
- Özel bir bisiklet türü
- Televizyon karakterinin saç modeline benzeyen bir çocukluk saç kesimi
Cevabı göster
Televizyon karakterinin saç modeline benzeyen bir çocukluk saç kesimi
I had learned a life skill and I was really proud of it.
0:26Hayatım boyunca kullanacağım bir beceri öğrenmiştim ve bununla gurur duyuyordum.
the welders are geniuses and they like to play jokes on the engineers. Kalıp ifadeler
0:33kaynakçılar birer dâhidir ve mühendislere şaka yapmayı severler.
play jokes on someone: birini şakanın hedefi yapmak
Play jokes on someone, birini şaşırtan eğlenceli şakalar yapmak veya hazırlamak demektir. Bu cümlede şakayı yapanlar kaynakçılar, şakanın hedefi ise mühendislerdir; jokes adlı bir oyunu birlikte oynadıkları anlamına gelmez. Kalıp play jokes on + kişi veya grup şeklindedir. On, şakanın hedefini gösterir. Tek bir şaka için play a joke on someone, tekrarlanan veya farklı şakalar için çoğul biçim kullanılır.
Alıştırma
Cümleyi derste öğrenilen ve 'eğlenmek için kandırmak' anlamına gelen üç kelimelik ifadeyle tamamlayın: The cousins sometimes ____ their uncle by hiding a toy spider in his bag.
Cevabı göster
play jokes on
He had built a special bicycle and he wanted me to try to ride it. Dilbilgisi
0:37Özel bir bisiklet yapmıştı ve onu kullanmayı denememi istedi.
had built: daha önce tamamlanmış bir eylem için past perfect
Had built, past perfect yapısıdır: had + geçmiş zaman ortacı built. Bisikletin yapımının tamamlanmasını daha sonraki bir geçmiş noktadan, yani konuşanın bisikleti sürmeyi denemesini istediği zamandan önceye yerleştirir. Past perfect, yapımın o sonraki ana kadar sürdüğü anlamına gelmez. Geçmişteki bir referans noktasından geriye bakar ve daha önce gerçekleşen arka planı verir.
Alıştırma
Cümleyi finish fiilinin past perfect biçimiyle tamamlayın: By the time the movie started, Ava ____ her homework.
Cevabı göster
had finished
so I hopped on the bike ready to demonstrate how quickly I could conquer this. Öbek fiiller
0:49bu yüzden bunu ne kadar hızlı yenebileceğimi göstermeye hazır bir şekilde bisiklete atladım.
Bir araca hızlıca binmeyi anlatan “hopped on”
Bu cümlede “hopped on”, kişinin bisiklete hızlı ve rahat bir biçimde bindiği anlamına gelir. Konuşanın gerçekten sıçradığı veya tek ayak üzerinde zıpladığı anlamına gelmez. “Hop on” bir phrasal verb’dür; “hop” ve “on” birlikte anlam oluşturur. Hikâye anlatımında hareketi hızlı ve rahat gösterirken konuşanın kendine güvenini de yansıtabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede “hopped on”, bir araca hızlı ve rahat bir biçimde binmek anlamında kullanılmıştır?
- Maya hoped the bus would arrive soon.
- Maya hopped over a puddle on one foot.
- When the bus arrived, Maya hopped on and found a seat.
Cevabı göster
When the bus arrived, Maya hopped on and found a seat.
“The faster..., the better”: bağlantılı karşılaştırmalar
“the + comparative..., the + comparative...” kalıbı, değişen iki miktarı veya durumu birbirine bağlar. Birincisi değiştiğinde ikincisinin de onunla birlikte değiştiğini anlatır. Burada konuşan, daha yüksek hızın daha iyi bir sonuçla birlikte geldiğini öne sürüyor. İkinci bölüm kısaltılmıştır: “the better” ifadesinde, bağlamdan anlaşılabildiği için “it will be” gibi sözcükler kullanılmamıştır. Bu kalıptaki iki “the” karşılaştırma ilişkisini gösterir; bir ismin önündeki normal tanımlık değildir.
Alıştırma
Sabit kalıbı “more practice” ve “more confident” fikirleriyle tamamlayın: ____ you practice, ____ you become.
Cevabı göster
The more · the more confident
Be in a rut: sabit bir kalıba sıkışmak
Be in a rut, değiştirilmesi zor ve tekrarlanan bir kalıba sıkışmış olmak anlamına gelen bir deyimdir. Tekerleğin derin bir tekerlek izine takılması görüntüsünden gelir; ancak burada gerçek bir yol izinden söz edilmez. Bu cümlede konuşanın düşünme biçimi alışılmış düzenlere saplanmıştı; bu nedenle yeni bir kuralı bilmek, otomatikleşmiş kalıbı değiştirmeye yetmiyordu. Bu ifade bir kişiyi veya iş, yazı yazma ya da düşünme gibi bir yaşam alanını anlatabilir.
Alıştırma
Cümleyi, derste geçen ve ‘tekrarlanan bir kalıba sıkışmış’ anlamına gelen üç sözcüklü deyimle tamamlayın: After months of recycling the same ideas, my thinking was ____.
Cevabı göster
in a rut
This bike revealed a very deep truth to me.
1:16Bu bisiklet bana çok derin bir gerçeği açığa çıkardı.
I had the knowledge of how to operate the bike,
1:19Bisikleti nasıl çalıştıracağıma dair bilgiye sahiptim,
Knowledge is not understanding: karşıtlık yoluyla sonuç belirtmek
Bu cümle knowledge ile understanding kavramlarını karşı karşıya getirir. Burada knowledge, değiştirilmiş bisikletin nasıl çalıştığını açıklayabilme yetisidir; understanding ise başarılı bir eylemi mümkün kılan, içselleştirilmiş pratik kavrayıştır. Bu iddia bilginin değersiz olduğunu söylemez; yalnızca bilginin tek başına gerçek ustalıkla aynı olmadığını söyler. Therefore, konuşanın belirli bir deneyimden genel bir sonuca geçtiğini gösterir. İki temel ismin kısa X is not Y kalıbında tekrarlanması, bu deneyimi dinleyiciler için akılda kalıcı bir ana teze dönüştürür.
Alıştırma
Bu bağlamda “knowledge is not understanding” hangi düşünceyi ifade ediyor?
- Kuralı söyleyebilmek ile pratikte gerçekten ustalaşmak arasındaki farkı gösterir.
- Bir kuralı öğrenmenin pratik beceriyi imkânsız hâle getirdiğini söyler.
- Olgusal bilginin hiçbir değeri olmadığını iddia eder.
Cevabı göster
Kuralı söyleyebilmek ile pratikte gerçekten ustalaşmak arasındaki farkı gösterir.
Destin's probably just an uncoordinated engineer and can't do it.
1:29"Destin herhalde beceriksiz bir mühendis ve o yüzden yapamıyor."
But that's not the case at all: bir iddiayı düzeltmek
Bu cümlede that's not the case, az önce sözü edilen açıklamayı veya düşünceyi reddeder. Buradaki case, bir nesne ya da hukuki dava değil, 'gerçek durum' anlamına gelir. But düzeltme yapılacağını gösterir, at all ise not ifadesini güçlendirir: Önceki iddia biraz hatalı değil, tamamen yanlıştır. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp But that's not the case (at all). şeklindedir.
Alıştırma
Düzeltmeyi sabit ifadeyi ve vurgulu sonu kullanarak tamamlayın: Some people think memory works like a video recording. But ____.
Cevabı göster
that's not the case at all
The algorithm that's associated with riding a bike in your brain is just that complicated. Dilbilgisi
1:33Beyninizde bisiklete binmekle ilişkili algoritma tam olarak bu kadar karmaşık.
that complicated: derece bildiren that
Burada that, complicated sıfatından önce gelir ve derece bildirir: 'bağlamın az önce gösterdiği kadar karmaşık' veya 'bu kadar karmaşık'. Bir nesneyi değil, bağlamdan anlaşılan bir düzeyi gösterir. Bu kullanım, durumun derecenin ne kadar yüksek olduğunu zaten gösterdiği zaman yaygındır. Cümlenin tamamında konuşmacı, sürecin gerçekten bu yüksek karmaşıklık düzeyine ulaştığını söylüyor.
Alıştırma
'The puzzle is that difficult,' cümlesinde that ne işe yarar?
- Yapbozu açıklayan bir yan cümleyi başlatır.
- Zorluğun, bağlamda daha önce gösterilen bir düzeye ulaştığını belirtir.
- Belirli bir yapbozu gösterir.
Cevabı göster
Zorluğun, bağlamda daha önce gösterilen bir düzeye ulaştığını belirtir.
I do not make definitive statements that often, Anlatım akışı
1:48Çok sık kesin ifadeler kullanmam,
I do not make definitive statements that often ile güçlü bir iddiaya hazırlık yapmak
Açılış bölümü, konuşmacının kesin ve son karar gibi duyulan yargılarda nadiren bulunduğunu anlatır. Buradaki that often, “o kadar sık” anlamındadır; belirli bir zamanı değil, bu tür ifadelerin ne sıklıkta kullanıldığını belirtir. Konuşmacı önce normalde bu tür kesin iddialarda bulunmadığını söyleyerek dinleyiciyi alışılmadık ölçüde güçlü bir yargıya hazırlar. Böylece ardından gelen you cannot... gelişigüzel bir abartı değil, düşünülmüş ve güvenilir bir ifade gibi duyulur.
Alıştırma
Açılış bölümü tam cümlede esas olarak ne yapar?
- Konuşmacının alışılmadık derecede kesin bir iddiada bulunduğunu gösterir.
- Konuşmacının en son ne zaman konuştuğunu hatırlamadığını söyler.
- Dinleyicinin önemsememesi için iddiayı zayıflatır.
Cevabı göster
Konuşmacının alışılmadık derecede kesin bir iddiada bulunduğunu gösterir.
You might think ..., but you can't ile bir itirazı önceden tahmin edip düzeltmek
Konuşmacı önce dinleyicinin sahip olabileceği bir düşünceyi dile getirir: Dinleyici bisiklete binebileceğine inanabilir. Might bu tahmini daha az doğrudan yapar; geçmiş zamanı göstermez. Ardından but düzeltmeyi getirir: you can't. İki bölümdeki can ve can't, daha uzun olan ride this bicycle fiil öbeğinin yerine geçer. Bu kalıp bir itirazı önceden tahmin edip hemen yanıtlayarak keskin ve ikna edici bir karşıtlık oluşturur.
Alıştırma
Hangi cümle dinleyicinin varsayımını en iyi biçimde önceden tahmin edip ardından düzeltir?
- Do you think the museum is closed or open until eight?
- You might think the museum is closed, but it is open until eight.
- The museum is open until eight, and I visited it yesterday.
Cevabı göster
You might think the museum is closed, but it is open until eight.
I know this because I'm often asked to speak at universities and conferences
1:57Bunu biliyorum çünkü sık sık üniversitelerde ve konferanslarda konuşma yapmam isteniyor
People think they're going to try some trick or they're just going to power through it. Öbek fiiller
2:03İnsanlar bir numara deneyeceklerini ya da güç kullanarak başaracaklarını düşünüyorlar.
power through it: güçlü bir çabayla sürdürmek
Power through something, bir şey yorucu, acı verici veya zor olsa bile güçlü bir çaba ya da kararlılıkla devam edip onu tamamlamak demektir. Nesne, zor olan etkinliği veya aşamayı belirtir: power through it, power through the final mile. Bu cümlede insanlar kendilerini zorlayarak güçlüğü aşabileceklerini düşünüyor. İfade yalnızca devam etmeyi değil, zorlanarak ilerlemeyi vurgular; bir şeye elektrik vermek anlamına gelmez ve başarıyı garanti etmez.
Alıştırma
Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve “güçlü bir çabayla devam etmek” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: We were tired, but we decided to ____ the final hour of the hike.
Cevabı göster
power through
I offered him $200 just to ride this bike 10 ft across the stage.
2:12bu bisikletle sahneyi 3 metre geçmesi için 200 dolar teklif ettim.
Once you have a rigid way of thinking in your head,
3:14Kafanızda katı bir düşünme biçimi oluştuğunda,
even if: sonucu değiştirmeyen bir koşul
Even if, ödünleme bildiren bir koşul getirir: koşul doğru olsa veya gerçekleşse de gerçekleşmese de ana sonuç geçerliliğini korur. Bu, koşulun sonucu değiştirmeye yetmediğini gösterir. Burada değişmeyi istemek, değiştirebilmeyi garanti etmez. Konuşan kişi bu isteğin gerçek olduğunu kabul ediyor olabilir; even if, isteğin zorluğu değiştirmediği gerçeğine odaklanır.
Alıştırma
Koşul gerçekleşse de gerçekleşmese de sonucun aynı kalacağını gösteren iki kelimelik ifadeyle cümleyi tamamlayın: I will take the test ____ I feel nervous.
Cevabı göster
even if
I stayed out here in this driveway and I practiced about 5 minutes every day.
3:28Burada bu araba yolunda kaldım ve her gün yaklaşık 5 dakika pratik yaptım.
made fun of me: make fun of someone deyimi
made fun of me ifadesinde made, make fiilinin geçmiş zaman biçimidir ve make fun of someone bir bütün olarak o kişiyle alay etmek anlamına gelen bir deyimdir. Buradaki fun, birlikte eğlenmek anlamına gelmez. Nesne, make fun of me, make fun of him veya make fun of their idea örneklerinde olduğu gibi of'tan sonra gelir. Bu ifade, birinin alay konusu olduğunu anlatır ve genellikle olumsuz ya da incitici bir anlam taşır.
Alıştırma
Cümleyi make fun of ifadesinin geçmiş zaman biçimi ve doğru zamirle tamamlayın: Maya wore a homemade costume, and two students ____.
Cevabı göster
made fun of her
One day I couldn't ride the bike and the next day I could. Anlatım akışı
3:37Bir gün bisiklete binemiyordum, ertesi gün binebiliyordum.
One day I couldn't..., and the next day I could: iki gün arasındaki karşıtlık
Cümle, birbiriyle eşleşen iki zaman çerçevesini yan yana getirir: One day ile yetersizlik, the next day ile yeterlilik. Aynı öznenin tekrarlanması ve couldn't ile could arasındaki karşıtlık, değişimin kolayca fark edilmesini sağlar. İkinci yan cümlede ride the bike söylenmez, çünkü could, could ride the bike ifadesinin yerini tutabilir. Buradaki one day belirli bir günü, the next day ise hemen sonraki günü ifade eder. Bu yapı, yeteneği birbirini izleyen iki gün arasında aniden görünür hâle gelmiş gibi sunar; bütün öğrenmenin tek bir günde gerçekleştiğini iddia etmez.
Alıştırma
Paralel karşıtlığı önce could sözcüğünün kısaltılmış olumsuz biçimiyle, ardından olumlu biçimiyle tamamlayın: One day I ____ solve the puzzle, and the next day I ____.
Cevabı göster
couldn't · could
It was like I could feel some kind of pathway in my brain that was now unlocked.
3:40Sanki beynimde bir tür yolun kilidinin açıldığını hissedebiliyordum.
but if I wasn't paying close enough attention to it, Kalıp ifadeler
3:47ama ona yeterince dikkat etmeseydim,
my brain would easily lose that neural path and jump back onto the old road it was more familiar with. Deyimler
3:48beynim o sinirsel yolu kolayca kaybedip, daha aşina olduğu eski yola geri atlıyordu.
ona yeterince dikkat etmek
Pay attention to, dikkati veya farkındalığı bir şeye yöneltmek demektir. Burada hâlâ kararsız olan yeni zihinsel yolu etkin biçimde izlemeyi anlatır; it zamiri, to edatının nesnesidir. Close, attention sözcüğünün derecesini güçlendirir; enough ise dikkat düzeyinin yeterli olup olmadığını göstermek için close sözcüğünden sonra gelir: paying close enough attention. Başka durumlarda kullanılabilecek kalıp pay close enough attention to + isim, zamir veya -ing biçimidir.
Alıştırma
Yeterince özenli dikkat göstermek anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: During the safety briefing, make sure you are ____ the emergency-exit instructions.
Cevabı göster
paying close enough attention to
o sinirsel yolu kaybedip eski yola geri atlamak
Cümle, zihinsel kontrolü açıklamak için yol benzetmesini geliştirir. Yeni sinirsel örüntü silik bir patika olarak gösterilir; bu yolu kaybetmek yeni örüntüyü sürdürmeyi bırakmak, eski yola geri atlamak ise iyice yerleşmiş bir alışkanlığa hızlı ve otomatik biçimde dönmek demektir. Fiiller ile yol bildiren isimler birlikte çalıştığından hiçbiri gerçek bir hareketi anlatmaz. Bu genişletilmiş benzetme, görünmeyen bir zihinsel süreci zayıf bir yeni rota ile tanıdık eski bir rota arasındaki seçim olarak açıklar.
Alıştırma
Cümlede lose that neural path and jump back onto the old road ne anlama geliyor?
- Yön değiştirerek daha güçlü bir sinirsel yol oluşturmak.
- Yeni zihinsel örüntüyü izlemeyi bırakıp tanıdık eski alışkanlığa dönmek.
- Gerçek güzergâhı unutup daha eski bir yol seçmek.
Cevabı göster
Yeni zihinsel örüntüyü izlemeyi bırakıp tanıdık eski alışkanlığa dönmek.
would instantly throw my brain back to the old control algorithm and I would wreck.
3:56beynimi anında eski kontrol algoritmasına geri fırlatıyor ve düşüyordum.
My son is the closest person to me genetically and he's been riding a normal bike for 3 years.
4:01Oğlum genetik olarak bana en yakın kişi ve 3 yıldır normal bir bisiklet kullanıyor.
I wanted to know how long it would take him to learn how to ride a backwards bike, Dilbilgisi
4:07Ters çalışan bir bisiklete binmeyi öğrenmesinin ne kadar süreceğini bilmek istedim,
so I told him if he learned how to ride a backwards bike,
4:10ve ona eğer ters bisiklete binmeyi öğrenirse,
he could go with me to Australia and meet a real astronaut.
4:12benimle Avustralya'ya gelip gerçek bir astronotla tanışabileceğini söyledim.
Dolaylı soruda how long it would take him to learn
Burada how long, I wanted to know ana cümlesinin içine yerleşen soru içeriğini başlatır. Bu dolaylı bir soru olduğu için sözcükler düz cümle sırasını korur: would it take değil, it would take. how long + it takes/took/will take/would take + someone + to do something kalıbı, bir kişinin bir işi tamamlamak için ne kadar zamana ihtiyaç duyduğunu sorar. Would, wanted fiilinin geçmiş zaman bakış açısıyla uyumludur.
Alıştırma
En doğal tamamlamayı seçin: Leo wanted to know ___.
- how long it would take him to solve the puzzle
- how long would it take him to solve the puzzle
- how long it him would take to solve the puzzle
Cevabı göster
how long it would take him to solve the puzzle
Başlama izni veren Go ahead.
Bu sahnede Go ahead., karşıdaki kişiye denemeye başlama izni verir ve onu cesaretlendirir. “İleriye doğru yürü” anlamına gelmez. Aynı kısa yanıt, birinin konuşmasına, bir şeyi kullanmasına veya bir eyleme başlamasına izin verebilir. Bağlama göre gerçek anlamı “Evet, yapabilirsin” ya da “Hazır olduğunda başla”dır.
Alıştırma
Arkadaşın “Can I try the game now?” diye soruyor. İzin vermek istiyorsun. Ne söylemelisin?
- Turn around.
- Walk ahead.
- Go ahead.
Cevabı göster
Go ahead.
such a big deal: çok önemli bir şey
Bu cümlede such a big deal, son derece önemli veya anlamlı bir şey demektir. Buradaki deal ticari bir anlaşma değildir; a big deal, dikkat edilmeyi hak eden bir konu veya başarıyı anlatan gündelik bir isim öbeğidir. such + a/an + sıfat + tekil sayılabilir isim kalıbı değerlendirmeyi güçlendirir: such a big deal, a big deal ifadesinden daha güçlü ve vurguludur. Konuşmacı bu başarıyı büyük bir ilerleme olarak sunar.
Alıştırma
“Son derece önemli” anlamına gelen dersteki ifadeyi aynen kullanarak cümleyi tamamlayın: Being chosen as team captain was ____ for Maya.
Cevabı göster
such a big deal
which demonstrates that a child has more neuroplasticity. Notlar
4:36bu da bir çocuğun daha fazla nöroplastisiteye sahip olduğunu gösteriyor.
which demonstrates that: kanıttan sonuca geçmek
Which, önceki sonucun tamamını, yani iki hafta ile sekiz ay arasındaki karşıtlığı yorumlayan açıklayıcı bir ilgi cümleciği başlatır. Yalnızca en yakındaki 8 months ifadesine gönderme yapmaz. Virgül, bunun tüm olguya eklenen bir yorum olduğunu gösterir. Demonstrates that, gözlemi ardından gelen sonuç için kanıta dönüştürür. Aktarılabilir kalıp [gözlem], which demonstrates that + cümlecik biçimindedir: sonuçtan güçlü biçimde desteklenen bir çıkarıma geçerek bilgiyi düzenler.
Alıştırma
Bir sonucu güçlü biçimde desteklenen bir çıkarıma bağlayan dersteki ifadeyi aynen kullanarak raporu tamamlayın: Test scores rose after the new lessons were introduced, ____ the program is effective.
Cevabı göster
which demonstrates that
neuroplasticity: beynin uyum sağlama kapasitesi
Neuroplasticity, beynin deneyim, öğrenme veya hasara karşılık bağlantılarını ve işlevlerini yeniden düzenleme yeteneğidir. Burada plasticity, plastikten yapılmış olmayı değil, değişebilme kapasitesini ifade eder. Bu cümlede konuşmacı, çocuğun daha hızlı öğrenmesini daha yüksek nöroplastisitenin günlük bir örneği olarak kullanıyor. Terim tek başına daha yüksek zekâ anlamına gelmez ve bu kişisel karşılaştırma, kontrollü bir bilimsel sonucu kanıtlamak yerine konuşmacının görüşünü örneklendirir.
Alıştırma
Cümledeki neuroplasticity sözcüğüne en uygun yorum hangisidir?
- Beyin, deneyim ve öğrenme yoluyla bağlantılarını ve işlevlerini ayarlayabilir.
- Çocuk kalıcı olarak daha yüksek bir genel zekâ düzeyine sahiptir.
- Çocuk yalnızca yetişkinden toplamda daha uzun süre pratik yapmıştır.
- Beyin fiziksel olarak esnek bir plastik malzemeden yapılmıştır.
Cevabı göster
Beyin, deneyim ve öğrenme yoluyla bağlantılarını ve işlevlerini ayarlayabilir.
Kendi ifadenizi kontrol etmek için Am I even saying that right?
Am I saying that right?, az önce kullanılan ifadenin doğru telaffuz edilip edilmediğini veya doğru biçimde ifade edilip edilmediğini sorar. Burada that, neuroplasticity sözcüğünü gösterir; ancak aynı kalıp herhangi bir sözcük, isim veya ifadeye gönderme yapabilir. Even, kişinin kendinden şüphe ettiğini gösterir: konuşmacı, bunu doğru söyleme gibi temel bir işi bile başarıp başaramadığını sorgular. Ayrıca hafif bir mizah yaratabilir ve belirsizlik göstererek uzman görüşü gibi duyulan bir iddiayı yumuşatabilir.
Alıştırma
Az önce zor bir terimi söylemeyi denediniz. Telaffuzu veya ifade biçimini kendinizden biraz şüphe ederek kontrol eden ders sorusunu tamamlayın: Am I even ____?
Cevabı göster
saying that right
It's clear from this experiment that children have a much more plastic brain than adults. Anlatım akışı
4:41Bu deneyden, çocukların yetişkinlerden çok daha plastik bir beyne sahip olduğu açıkça görülüyor.
It's clear from this experiment that...: kanıtı sonuçtan önce sunmak
It's clear from X that Y, kanıttan sonuca giden bir kalıptır. from X önce kanıtın kaynağını sunar, ardından that yan cümlesi sonucu belirtir. Burada konuşmacı, çocukların beyinlerinin daha yüksek plastisiteye sahip olduğu yargısına varmak için deneyi dayanak olarak kullanıyor. Clear, çıkarıma duyulan güçlü güveni belirtir; ancak tek başına deneyin titiz bir bilimsel kanıt oluşturduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi dersteki kanıt-sonuç kalıbıyla tamamlayın: It's ____ the test results ____ the new design is safer.
Cevabı göster
clear from · that
That's why the best time to learn a language is when you're a young child.
4:45İşte bu yüzden dil öğrenmek için en iyi zaman küçük bir çocuk olduğunuz zamandır.
I've spent all this time unlearning how to ride a bike. Notlar
5:01onca zamanı bisiklete binmeyi unutmak için harcadım.
spent all this time unlearning: spend + zaman + -ing
Spend + bir zaman miktarı veya dönemi + -ing, kişinin bu zamanı ne yaparak kullandığını anlatır. I've spent all this time unlearning... cümlesinde spent zamanı taşır, all this time süreyi belirtir ve unlearning yapılan etkinliği adlandırır. Zaman ifadesinden sonra mastar değil, -ing biçimi kullanılır. Buradaki unlearning, yerleşmiş bir beceri veya alışkanlığı bilinçli biçimde geri almak anlamındadır; dolayısıyla yalnızca bir bilgiyi unutmayı değil, bir süreci anlatır.
Alıştırma
Cümleyi clean fiilinin doğru -ing biçimiyle tamamlayın: Leo spent the morning ____ his room.
Cevabı göster
cleaning
unlearning: öğrenilmiş bir kalıbı çözmek
Burada unlearning, zaten otomatikleşmiş bir tepkiyi bilinçli olarak zayıflatmak veya başka bir tepkiyle değiştirmek demektir. Konuşmacı ters yöne dönmek üzere kendini eğiterek normal bisiklette kullandığı alışkanlıkları bastırmıştır; onları yalnızca hatırlayamıyor değildir. Bu fiil genellikle alışkanlıklar, varsayımlar, önyargılar ve yöntemler için kullanılır. Öğrenilmiş kalıpları çözme sürecini anlatır; bunların kalıcı olarak silinmesi gerekmez.
Alıştırma
Edinilmiş bir kalıbı bilinçli olarak çözmek anlamındaki fiille cümleyi tamamlayın: Good editors sometimes need to ____ rules that no longer fit the audience.
Cevabı göster
unlearn
If I go back and try to ride a normal one,
5:04Eğer geri dönüp normal bir bisiklete binmeyi denersem,
and I'm going to see if somebody brings a bicycle and I'm going to try to ride a normal bike.
5:10ve birinin bisiklet getirip getirmeyeceğine bakacağım ve normal bir bisiklet sürmeyi deneyeceğim.
if you will ile geçici bir adlandırma yapmak
Bu cümlede if you will, meetup sözcüğü hakkında parantez içi bir yorum işlevi görür. Konuşmacı, gayriresmî biçimde düzenlenen bir buluşmanın tam veya resmî bir meetup sayılmayabileceğini bildiği için dinleyicilerden bu kullanışlı etiketi şimdilik kabul etmelerini ister. İfade gerçek bir koşul oluşturmaz ve kimsenin katılmak isteyip istemediğini sormaz. Daha genel olarak “böyle adlandırmama izin verirseniz” anlamını verebilir ve çoğu zaman hafif bir öz farkındalık veya çekince taşır.
Alıştırma
Örnek cümlede if you will ne işe yarıyor?
- Buluşmayı gelecekteki bir koşula bağlı hâle getirir.
- Dinleyicinin buluşmaya katılmaya istekli olup olmadığını sorar.
- Dinleyiciden meetup sözcüğünü kullanışlı fakat biraz kusurlu bir etiket olarak kabul etmesini ister.
Cevabı göster
Dinleyiciden meetup sözcüğünü kullanışlı fakat biraz kusurlu bir etiket olarak kabul etmesini ister.
This was one of the most frustrating moments of my life.
5:20Bu hayatımın en sinir bozucu anlarından biriydi.
I had ridden a normal bike since I was six,
5:22Altı yaşımdan beri normal bir bisiklete biniyordum,
I had set out to prove that I could free my brain from a cognitive bias. Notlar
5:26Beynimi bilişsel bir önyargıdan kurtarabileceğimi kanıtlamak için yola çıkmıştım.
set out to prove: açık bir hedefle işe başlamak
Set out to do something, açık bir amaç veya hedefle bir işe başlamak anlamına gelir. Set out to prove ifadesinde to prove mastar yapısı, konuşanın ulaşmayı amaçladığı sonucu belirtir. Burada had set out, past perfect yapıdadır ve daha sonraki geçmiş bir sonuçtan önceki ilk hedefe dönüp bakar. İfade, hedefin gerçekleştiğini değil, bilinçli bir niyetle yola çıkıldığını vurgular.
Alıştırma
Cümleyi “açık bir hedefle işe başladı” anlamına gelen ifadeyle tamamlayın: The team ____ discover why the machine kept stopping.
Cevabı göster
set out to
cognitive bias: yargıyı şekillendiren otomatik bir düşünme kalıbı
Cognitive bias, insanların bilgiyi nasıl fark ettiğini, yorumladığını, hatırladığını veya değerlendirdiğini etkileyen, tekrar eden zihinsel bir eğilimdir. Otomatik olarak işleyebilir; bu nedenle mutlaka bilinçli bir haksızlık anlamına gelmez. Bu cümlede free my brain from a cognitive bias, yerleşmiş bir düşünme kalıbından kurtulmak anlamına gelir. Terim psikolojide ve karar verme konusundaki tartışmalarda yaygındır.
Alıştırma
Bu bağlamda cognitive bias ne anlama gelir?
- Her zaman kasıtlı bir yalandır.
- Kanıtları değerlendirme biçimimizi otomatik olarak etkileyebilir.
- Yalnızca bir sosyal gruptan güçlü biçimde hoşlanmamak anlamına gelir.
Cevabı göster
Kanıtları değerlendirme biçimimizi otomatik olarak etkileyebilir.
I'm pretty sure that all I proved is that I can only re-designate that bias. Dilbilgisi
5:30tek kanıtladığım şeyin, o önyargının yerini değiştirmek olduğundan oldukça eminim.
all I proved is that: sonucu tek bir çıkarımla sınırlamak
all I proved is that... yapısında all I proved, 'kanıtladığım tek şey' anlamına gelen bir isim grubu gibi çalışır. is sonrasındaki that yan cümlesi, bu sınırlı sonucun ne olduğunu belirtir. all + özne + fiil + is/was that... kalıbı, daha güçlü bir iddia veya beklentinin kapsamını daraltır. Burada konuşan kişi, önyargıyı ortadan kaldırmadığını, yalnızca önyargının yöneldiği hedefi değiştirdiğini kabul eder.
Alıştırma
Hangi cümle testin sonucunu açıkça tek bir sonuçla sınırlar?
- The test showed that this battery lasts two hours.
- Everything about the test was successful.
- All the test showed is that this battery lasts two hours.
Cevabı göster
All the test showed is that this battery lasts two hours.
But I'm actually two levels deep into this because I've learned and unlearned
5:44Ama ben aslında bu konuda iki seviye daha derindeyim çünkü önce öğrendim sonra da unutmayı öğrendim,
suddenly my brain clicked back into the old algorithm. Deyimler
5:50birden beynim eski algoritmaya geri döndü.
making a fool out of myself: kendi davranışlarıyla kendini rezil etmek
Make a fool out of myself, kendi davranışlarım yüzünden genellikle başkalarının önünde aptal, beceriksiz veya gülünç görünmem anlamına gelir. Utandırıcı sonuç çoğu zaman kasıtlı değildir. Dönüşlülük zamiri özneyle uyumlu olmalıdır: I ... myself, she ... herself ve they ... themselves. Make a fool of myself, neredeyse aynı anlama gelen yaygın ve daha kısa bir biçimdir.
Alıştırma
Hangi cümle, konuşanın kendi davranışları yüzünden muhtemelen istemeden gülünç göründüğü anlamına gelir?
- I made fun of myself so the audience would laugh.
- I made a fool out of myself by confidently walking onto the wrong stage.
- I fooled myself into believing the rumor.
Cevabı göster
I made a fool out of myself by confidently walking onto the wrong stage.
clicked back into the old algorithm: eski bir zihinsel düzene aniden dönmek
Bu cümlede clicked, gerçek anlamda fareye tıklamayı veya mutlaka duyulabilen bir tıklama sesini anlatmaz. Beyni, birden yeniden düzgün çalışmaya başlayan mekanik bir düzenek gibi gösterir. Back into, önceki bir duruma veya alışılmış düzene dönüşü belirtir. Old algorithm, normal bir bisikleti sürerken kullanılan otomatik kontrol düzeninin mecazıdır; dolayısıyla tüm ifade, konuşanın alışılmış bisiklet sürme becerilerinin birden yeniden etkinleştiği anlamına gelir.
Alıştırma
Bu cümlede “my brain clicked back into the old algorithm” ne anlama geliyor?
- Kafam karışmış gibi davranırken yeni bir algoritma icat ettim.
- Alışık olduğum otomatik bisiklet sürme düzeni birden yeniden çalışmaya başladı.
- Bisikleti değiştirmek için bilerek bir bilgisayar denetimine tıkladım.
Cevabı göster
Alışık olduğum otomatik bisiklet sürme düzeni birden yeniden çalışmaya başladı.
I tried to explain this to the people around me and they just didn't get it.
6:11Bunu etrafımdaki insanlara açıklamaya çalıştım ama anlamadılar.
They thought I was faking the previous 20 minutes and I couldn't get anybody to believe me. Dilbilgisi
6:14Önceki 20 dakika boyunca rol yaptığımı sandılar ve kimseyi bana inandıramadım.
get anybody to believe me: get + kişi + to-infinitive yapısı
Get + kişi + to-infinitive, ettirgen bir yapıdır: çoğu zaman çaba, açıklama veya ayarlama yoluyla bir kişinin bir şey yapmasını sağlamak ya da onu buna ikna etmek anlamına gelir. Burada believe me, konuşanın diğer insanlardan almak istediği tepkidir. Couldn't ile birlikte anybody olumsuzluğun kapsamındadır: Konuşan, tek bir kişiyi bile kendisine inandıramamıştır. Bu, belirli bir kişinin hikâyeye gerçekten inandığı anlamına gelmez.
Alıştırma
Get fiilinin geçmiş biçimini ve gereken mastar işaretini kullanarak İngilizce cümleyi tamamlayın: After three explanations, I ____ my cousin ____ try the app.
Cevabı göster
got · to
You think ..., don't you? ile onay isteme
“You think I’m lying, don’t you?” cümlesinde olumlu ana cümle “You think”, olumsuz soru eklentisi “don’t you?” ile devam eder. Bu eklenti, dinleyiciden konuşanın vardığı sonucu doğrulamasını ister ve çoğu zaman konuşanın zaten “evet” yanıtını beklediğini gösterir. Soru eklentisi ana cümleye uyar: “think” geniş zamandadır, bu yüzden “do” yardımcı fiili kullanılır ve özne “you” olarak kalır. Düşüncenin içinde “I’m lying” bulunması, eklentiyi “am I?” yapmaz.
Alıştırma
Standart soru eklentisini tamamlayın: You think Maya has the key, ____?
Cevabı göster
don't you
I felt like the only person on the planet who had ever unlearned how to ride a bike
6:28Kendimi gezegende bisiklete binmeyi unutmuş tek kişi gibi hissettim
and I couldn't articulate it to anyone because everybody just knew that you can't forget how to ride a bike. Kelime
6:31ve bunu kimseye açıklayamadım çünkü herkes bisiklete binmeyi unutamayacağınızı biliyordu.
articulate it to anyone: zor bir düşünceyi açıkça ifade etmek
Burada “articulate it to anyone”, “bu deneyimi açık bir şekilde sözcüklere döküp başka birine anlatmak” anlamına gelir. “It” zor deneyimi, “to anyone” ise olası bir dinleyiciyi belirtir. “Articulate” fiil olarak karmaşık bir düşünceyi veya duyguyu açık ve düzenli bir dile dönüştürmeyi vurgular. Basitçe “say” demekten daha kesin ve biraz daha resmîdir; burada yalnızca ses çıkarmak anlamına gelmez.
Alıştırma
“After a long pause, Lena articulated her concerns about the plan,” cümlesindeki “articulated” ne anlama gelir?
- İki fiziksel parçayı birbirine bağladı.
- Kaygılarını tamamen unuttu.
- Kaygılarını sözcüklerle açıkça ifade etti.
Cevabı göster
Kaygılarını sözcüklerle açıkça ifade etti.
I learned that welders are often smarter than engineers.
6:41Kaynakçıların genellikle mühendislerden daha zeki olduğunu öğrendim.
I learned that knowledge does not equal understanding.
6:44Bilginin, anlamakla aynı şey olmadığını öğrendim.
And I learned that truth is truth no matter what I think about it. Notlar
6:46Ve hakkında ne düşünürsem düşüneyim gerçeğin gerçek olduğunu öğrendim.
“truth is truth” ifadesindeki vurgulu tekrar
Burada “truth is truth” bilinçli bir tekrardır. İkinci truth yeni bir bilgi eklemez; sözcüğün tekrarı, gerçeği sabit ve pazarlığa kapalı olarak sunar. Bu ifade güçlü, atasözü benzeri bir sonuç görevi görür: Bir kişi farklı düşünse bile nesnel gerçeklik neyse odur. Tekrarı boş söz olarak değil, vurgu olarak anlayın.
Alıştırma
Cümlede “truth is truth” ifadesinin temel işlevi nedir?
- Dinleyiciden hangi gerçeğin doğru olduğuna karar vermesini ister.
- Konuşanın görüşünün gerçeği yarattığını söyler.
- Gerçeğin kişisel görüşlerle değişmediğini kararlı biçimde ifade eder.
Cevabı göster
Gerçeğin kişisel görüşlerle değişmediğini kararlı biçimde ifade eder.
“no matter what + yan cümle” ödünleme kalıbı
“No matter what” bir ödünleme yan cümlesi başlatır. no matter what I think about it ifadesinde “onun hakkında ne düşünürsem düşüneyim” anlamına gelir: Olası her görüş, ana cümlede belirtilen aynı sonuca götürür. Yeniden kullanılabilen kalıp no matter + soru sözcüğü + yan cümle biçimindedir; no matter where we go veya no matter how hard it is buna örnektir. Bu kalıp soru sormaz; kişi, şey, yer, seçim veya derecenin değişmesinin ana sonucu değiştirmediğini gösterir.
Alıştırma
Cümleyi “ne olursa olsun” anlamındaki üç sözcüklü ödünleme ifadesiyle tamamlayın: I will keep my promise ____ happens.
Cevabı göster
no matter what
be very careful how you interpret things because you're looking at the world with a bias
6:50olayları nasıl yorumladığınıza çok dikkat edin çünkü dünyaya bir önyargıyla bakıyorsunuz
whether you think you are or not: iki durumda da yargı geçerlidir
Burada whether you think you are or not, “dünyaya önyargılı baktığınızı düşünüp düşünmemenize bakılmaksızın” anlamına gelir. İki olasılığı da ortaya koyar ve önceki yargının her iki durumda da geçerli olduğunu belirtir. or sözcüğünden sonra tekrarlanan bölüm düşürülür. Tam düşünce whether you think you are looking at the world with a bias or you think you are not şeklindedir. Buradaki whether, cevap bekleyen bir soru başlatmaz; ifadeye koşulsuz bir kapsam verir: ana ifade + whether + yan cümle + or not.
Alıştırma
Politikanın görüşten bağımsız olarak geçerli olduğunu göstermek için cümleyi whether ... or not ve agree fiiliyle tamamlayın: The policy applies ____.
Cevabı göster
whether you agree or not
Gündelik bir vedalaşma olarak Have a good one
Have a good one, samimi ve gündelik bir vedalaşma ifadesidir. Genellikle “günün geri kalanında veya önündeki zamanda iyi vakit geçir” anlamına gelir ve kısa günlük konuşmaları bitirmek için kullanılır. Buradaki one, daha önce adı geçen belirli bir nesnenin yerine geçmek zorunda değildir. Yaklaşan zamanı veya durumu genel biçimde anlatır; bu nedenle dinleyen kişi “neyin bir tanesi?” diye sormak yerine bunu iyi bir dilek olarak anlar.
Alıştırma
Dersteki gündelik vedalaşma ifadesini kullanarak görevlinin yanıtını tamamlayın: A customer says, “Thanks!” The clerk says, “You're welcome. ____.”
Cevabı göster
Have a good one
you can download a free audiobook at audible.com/smarter.
7:02audible.com/smarter adresinden ücretsiz bir sesli kitap indirebilirsiniz.
which is an astronaut's guide to life on Earth.
7:07ki bu bir astronotun Dünya'daki yaşama dair rehberidir.
I had to learn how to ride a different kind of bicycle and my son did as well.
7:12ben farklı türde bir bisiklete binmeyi öğrenmek zorundaydım ve oğlum da öyle.
Commander Hadfield had to learn how to ride a different spaceship.
7:17Komutan Hadfield farklı bir uzay gemisini kullanmayı öğrenmek zorundaydı.
Not only that, but... ile bir nokta daha eklemek
Not only that, önceki gerçeğin tamamına gönderme yapar: Komutan Hadfield farklı bir uzay aracıyla yolculuk etmeyi öğrenmek zorundaydı. Ardından but, farklı türde bir uzay istasyonuyla ilgili ek bir zorluğu sunar. İfade bir bütün olarak dinleyiciye “Önemli bir nokta daha var” mesajını verir. Bu kullanım, tek bir dengeli not only ... but also cümlesi kurmak yerine söylemin iki bölümünü birbirine bağlayabilir. but sonrasında tam bir yan cümle ya da özellikle konuşma dilinde, eksik anlamı önceki cümleden anlaşılan kısaltılmış bir ifade gelebilir.
Alıştırma
“The battery is dead. Not only that, but the charger is missing,” cümlesinde Not only that, but ne işe yarar?
- Pilin bittiği iddiasını düzeltir.
- İlk soruna ikinci bir sorun ekler.
- Şarj cihazını pile alternatif olarak sunar.
Cevabı göster
İlk soruna ikinci bir sorun ekler.
if you're interested in supporting Smarter Every Day,
7:26Smarter Every Day'i desteklemekle ilgileniyorsanız,