Breaking Bad - 'Adımı Söyle' Sahnesi (S5B7) | Rotten Tomatoes TV: İngilizce çalışma notları

Rotten Tomatoes TV

Öğrenme zorluğu
271 kelime 181 kel/dk

Video özeti: Gergin bir uyuşturucu ticareti pazarlığında bir metamfetamin üreticisi, ürününün saflığı ve kendi uzmanlığı sayesinde daha yüksek kâr elde edileceğini savunur, dağıtım ortaklığı önerir ve sonunda diğer satıcıyı kimliğini ve otoritesini kabul etmeye zorlar. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. to make it look like — Dil Bilgisi ve Cümle Kalıpları: Bir şeyin başka bir şeye benzer görünmesi için kasıtlı olarak değiştirilmesini make + nesne + fiilin yalın hâli yapısıyla anlatmayı öğrenin. Böylece görünüşteki amaçlı değişiklikleri doğal biçimde ifade edebilir ve look fiilinden önce gereksiz yere to getirme hatasından kaçınabilirsiniz. 2. cut us in? — Phrasal Verbs: Bunun, birinin başkalarını bir anlaşmaya, plana veya girişime neden dâhil edip kazançtan pay verdiğini sorduğunu anlayın. Cut sözcüğünü gerçek anlamıyla yorumlamak yerine katılım ve kâr paylaşımından söz ederken bu ifadeyi kullanabilirsiniz. 3. Say my name. — Konuşma Edimbilimi ve Tutum: Bu kısa emir yalnızca kimlik bilgisini istemez; dinleyiciyi konuşanın itibarını ve otoritesini kabul etmeye zorlar. Böylece basit bir emrin çatışmalı konuşmalarda nasıl bir üstünlük kurma eylemine dönüştüğünü ayırt edebilirsiniz.

Bu derste

My partner tells me that your crew switched to a P2P cook because of our success. Kalıp ifadeler

0:04

Ortağım bana ekibinizin bizim başarımız yüzünden P2P pişirme yöntemine geçtiğini söyledi.

Kalıp ifadeler

switched to a P2P cook: yeni bir seçeneğe geçmek

switched to a P2P cook ifadesindeki switch to, bir seçeneği kullanmayı bırakıp başka bir seçeneği kullanmaya başlamak anlamına gelir. To, yeni kişiyi, yöntemi, sistemi veya tedarikçiyi belirtir; eski seçenek from ile söylenebilir ya da belirtilmeyebilir. Burada cook, restoran aşçısı değil, metamfetamin üreten biri için kullanılan suç dünyasına ait bir argo sözcüktür. P2P ise bir üretim yönteminin adıdır. Dolayısıyla ifade, ekibin bu yöntemi kullanan bir üreticiye güvenmeye başladığını anlatır.

Alıştırma

Cümleyi switch to + yeni seçenek kalıbındaki tek sözcüklü edatla tamamlayın: After the trial, the office switched ____ a cloud-based system.

Cevabı göster

to

You dye your meth with food coloring to make it look like mine. Dilbilgisi

0:09

Benimkine benzesin diye malınızı gıda boyasıyla boyuyorsunuz.

Dilbilgisi

to make it look like: amacı ve oluşturulan görünüşü ifade etmek

To make it look like mine, boyama işleminin amacını belirtir: amaç, görünüşünü değiştirerek konuşanın ürününe benzemesini sağlamaktır. Baştaki ilk to bu amacı gösterir. Ettirgen yapıda make + nesne + yalın fiil kullanılır: make + it + look. make it to look denmez. Like karşılaştırılan şeyi belirtir; mine ise ismi tekrarlamadan my meth veya my product anlamına gelir.

Alıştırma

Amaç bildiren to make + nesne + to almayan look yapısını doğru kullanan cümle hangisidir?

  1. We added soft lighting to make the set to look like a cozy home.
  2. We added soft lighting for make the set look like a cozy home.
  3. We added soft lighting to make the set look like a cozy home.
Cevabı göster

We added soft lighting to make the set look like a cozy home.

You already ape my product at every turn. Notlar

0:13

Zaten her fırsatta ürünümü taklit ediyorsunuz.

Kelime

ape my product: taklidi küçümseyen bir fiil

Burada ape, “taklit etmek veya kopyalamak” anlamına gelen bir fiildir. Nesnesi my product olduğu için konuşan kişi, karşı tarafı kendi ürününün özelliklerini yeniden üretmekle suçlar. Ape burada tarafsız değildir. Taklidi özgünlükten yoksun, düşüncesizce veya utanmazca yapılmış gibi gösterir; böylece taklit eden kişiyi de küçümser.

Alıştırma

Hangi cümlede ape, özgün olmayan bir taklidi eleştirmek için kullanılmıştır?

  1. The brand aped its rival's packaging to make its own box look similar.
  2. The brand recycled its rival's empty packaging after the event.
  3. The brand displayed its rival's packaging at the trade show.
Cevabı göster

The brand aped its rival's packaging to make its own box look similar.

Deyimler

at every turn: bir durum boyunca tekrar tekrar

At every turn, “tekrar tekrar” veya “bir durumun her aşamasında ya da her fırsatta” anlamına gelen bir deyimdir. Burada yoldaki gerçek dönüşlerden söz edilmez. Bu cümlede suçlamayı güçlendirir: ürünün taklit edilmesi tek seferlik bir eylem değil, tekrarlanan bir davranış biçimi olarak sunulur.

Alıştırma

Cümleyi “bütün süreç boyunca tekrar tekrar” anlamındaki deyimle tamamlayın: The organizers faced new objections ____.

Cevabı göster

at every turn

But now you have the opportunity to sell it yourself.

0:17

Ama artık onu bizzat satma fırsatınız var.

I need you to listen to me. Ton ve niyet

0:22

Beni dinlemeni istiyorum.

Ton ve niyet

Güçlü bir talep olarak I need you to listen to me

Bu cümlede I need you to listen to me yalnızca konuşanın kişisel ihtiyacını bildirmez. Karşı tarafın sözünü kesmeyi bırakıp konuşma sırasını konuşana vermesini isteyen güçlü bir talep işlevi görür. I need you to + fiil kalıbı, bir yönergeyi konuşanın gerekli gördüğü bir şey olarak sunar. Doğrudan emir olan Listen to me kadar sert gelmeyebilir, ancak yine de dinleyici üzerinde baskı kurar ve konuşmanın kontrolünü talep eder.

Alıştırma

Gergin bir tartışmada I need you to listen to me cümlesinin en olası işlevi nedir?

  1. Konuşanın kişisel ihtiyaçları hakkında tarafsız bir ifadedir.
  2. Karşı tarafın duyup duyamadığını soran bir sorudur.
  3. Karşı tarafın durup dikkatini vermesini isteyen güçlü bir taleptir.
Cevabı göster

Karşı tarafın durup dikkatini vermesini isteyen güçlü bir taleptir.

We're not going to give up this deal to be your errand boys. Notlar

0:23

Sizin getir götür işlerinizi yapmak için bu anlaşmadan vazgeçecek değiliz.

Öbek fiiller

give up this deal: bir anlaşmadan vazgeçmek

give up this deal ifadesinde give up, “vazgeçmek” veya “elde tutmaya çalışmayı bırakmak” anlamına gelir; this deal ise bu öbek fiilin nesnesidir. Anlaşmayı fiziksel bir nesne gibi birine vermek anlamına gelmez. Ardından gelen to be your errand boys mastar yapısı, reddettikleri kabul edilemez amacı veya sonucu belirtir: bu ast rolü üstlenmek için anlaşmayı feda etmeyeceklerdir. Buradaki to, give fiilinin alıcısını göstermez.

Alıştırma

Cümleyi, derste öğrendiğiniz ve “vazgeçmek” anlamına gelen iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: After months of negotiation, they decided to ____ the deal.

Cevabı göster

give up

Ton ve niyet

be your errand boys: aşağılayıcı bir rolü reddetmek

Errand boy, başka biri için getir götür işleri ve küçük görevler yapmak üzere gönderilen kişidir. Yetişkinler kendilerini birinin errand boys'u olarak tanımladığında bu ifade düşük statü, az bağımsızlık ve sürekli emir alma anlamı taşır; buradaki boys yaşlarını değil, küçültücü rolü vurgular. Bu cümlede be your errand boys, anlaşmadan vazgeçmenin kabul edilemez sonucunu anlatır. Konuşmacı, bağımsız bir taraf olmaktan çıkıp başka birinin küçük işlerini yapan bir ast konumuna düşürülmeyi reddeder.

Alıştırma

Bu cümlede be your errand boys ne anlatıyor?

  1. Konuşmacıların anlaşmaya katılmak için çok genç olduğunu açıklamak
  2. Tarafsız bir yardımcı rolünü kabul etmek
  3. Düşük statülü ve sürekli emir alan kişiler gibi muamele görmeyi reddetmek
Cevabı göster

Düşük statülü ve sürekli emir alan kişiler gibi muamele görmeyi reddetmek

Do you understand me? Ton ve niyet

0:26

Beni anlıyor musun?

Ton ve niyet

Do you understand me?: baskı kuran bir talep

Do you understand me? gerçekten karşınızdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek için kullanılabilir. Ancak bir emir, uyarı veya kesin bir reddin ardından geldiğinde çoğu zaman bilgi istemekten çok, anlaşıldığının kabul edilmesini talep eder. Burada konuşmacı dinleyici üzerinde baskı kurar: Konumumun kesin olduğunu kabul et ve buna karşı çıkma. Bu sertlik yalnızca sözcüklerden değil, çevredeki çatışmalı durumdan ve söyleniş biçiminden kaynaklanır.

Alıştırma

Yargılayın: Sert bir emirden sonra Do you understand me? genellikle yalnızca nazikçe soru sormaya davet eder.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış

For what?

0:29

Ne için?

To watch a bunch of junkies get a better high? Kelime

0:31

Bir grup keşin kafayı daha iyi bulmasını izlemek için mi?

Kelime

a bunch of junkies: gündelik ve damgalayıcı bir yafta

Bu cümlede a bunch of, gündelik konuşmada bir grup anlamına gelir. Junkies, uyuşturucu bağımlısı olarak görülen kişiler için kullanılan son derece aşağılayıcı bir yaftadır. a bunch of junkies yalnızca bir grubu belirtmez; konuşanın küçümseyici tavrını gösterir ve insanları damgalayıcı bir etikete indirger. a bunch of ifadesinden sonra insanları belirten olumsuz bir isim geldiğinde, kişi sayısının yanı sıra konuşanın tutumuna da dikkat et.

Alıştırma

Cümledeki a bunch of junkies ifadesini en iyi hangi açıklama karşılar?

  1. Küçümseme gösteren, gündelik ve damgalayıcı bir yaftadır.
  2. Bir hasta grubu için kullanılan tarafsız bir tıp terimidir.
  3. Sadık müşterilere yönelik resmî bir iltifattır.
Cevabı göster

Küçümseme gösteren, gündelik ve damgalayıcı bir yaftadır.

A better high means customers pay more. Anlatım akışı

0:33

Daha iyi kafa, müşterilerin daha çok ödemesi demektir.

Anlatım akışı

A better high means customers pay more: sonuç bildiren X means Y

Cümle, kısa bir argümanı düzenlemek için X means Y kalıbını kullanır: X bir olgu, koşul ya da değişimdir; Y ise bundan çıkan sonuçtur. Burada a better high, müşterilerin daha fazla ödeme yapmasının nedeni olarak sunulur. Bu kalıpta mean bir sözcüğü tanımlamaz. Kanıtı veya gerekçeyi pratik bir sonuca bağlar ve leads to ya da has the consequence that ifadelerine benzer. Bu kısa yapı, bir değişikliğin neden önemli olduğunu açıklamak için kullanışlıdır.

Alıştırma

Sonuç bildirmek için cümleyi mean sözcüğünün doğru biçimiyle tamamla: A smaller class ____ everyone gets more feedback.

Cevabı göster

means

A higher purity means a greater yield. Kelime

0:38

Daha yüksek saflık, daha büyük getiri demektir.

Kelime

Kimyasal üretimde higher purity ... a greater yield

Purity, bir malzemenin ne kadarının yabancı maddelerden değil, hedeflenen maddeden oluştuğunu gösterir; yani “saflık” demektir. Kimya ve üretim bağlamında yield, bir süreçten elde edilen kullanılabilir ürünün miktarı veya yüzdesidir. a greater yield ifadesinde a artikeli ve karşılaştırma sıfatı greater, yield sözcüğünün isim olduğunu gösterir; burada “boyun eğmek” anlamına gelmez. Cümle, ölçülebilir iki sonucu birbirine bağlar: saflık arttıkça konuşmacı daha fazla kullanılabilir ürün ve dolayısıyla daha yüksek potansiyel kâr beklemektedir.

Alıştırma

Bu cümlede a greater yield ne anlama gelir? A higher purity means a greater yield.

  1. Boyun eğmeye daha fazla istekli olma
  2. Daha düşük bir saflık düzeyi
  3. Daha büyük miktarda kullanılabilir ürün
Cevabı göster

Daha büyük miktarda kullanılabilir ürün

That's $130 million of profit that isn't being pissed away by some substandard cook. Deyimler

0:42

Bu, vasat bir aşçı tarafından çarçur edilmeyecek 130 milyon dolarlık kâr demek.

Deyimler

pissed away: “heba edilmiş” demenin kaba bir yolu

Piss away; parayı, zamanı, bir fırsatı veya başka değerli bir kaynağı dikkatsizce harcayıp ziyan etmek anlamına gelen kaba ve gayriresmî bir öbek fiildir. Burada gerçek anlamıyla kullanılmaz. isn't being pissed away yapısındaki edilgen devam biçimi, kârı beceriksiz çalışma yüzünden kaybedilmeyen para olarak sunar. Nötr waste sözcüğüyle karşılaştırıldığında bu ifade güçlü bir öfke ve küçümseme de taşır.

Alıştırma

Burada pissed away ne anlatıyor? That's $130 million of profit that isn't being pissed away by some substandard cook.

  1. Kârın dikkatle korunduğunu resmî bir dille ifade ediyor.
  2. Kârın dikkatsizce heba edildiğini kaba bir dille ifade ediyor.
  3. Kârın gerçek anlamda bedensel atık olarak dışarı atıldığını ifade ediyor.
Cevabı göster

Kârın dikkatsizce heba edildiğini kaba bir dille ifade ediyor.

Now you listen to me. Ton ve niyet

0:49

Şimdi beni dinle.

Ton ve niyet

Now you listen to me: cümle başındaki now ile söz sırasını alma ve güçlü emir

Bu cümlede now yalnızca zaman bildiren bir sözcük değildir. Cümlenin başında konuşmadaki bir değişimi gösterir: konuşan kişi söz sırasını alır ve diğer kişinin tartışmayı bırakıp kendisini dinlemesinde ısrar eder. Özne olan you'nun açıkça söylenmesi, emri doğrudan karşıdaki kişiye yöneltir. Now you + fiil kalıbı “şimdi bunu yapma sırası sende” anlamını verebilir ve tarafsız bir rica yerine daha fazla otorite ya da kızgınlık gösterebilir.

Alıştırma

Bir tartışmada 'Now you listen to me.' diyen kişi esas olarak ne yapar?

  1. Yalnızca dinleme eyleminin şu anda gerçekleştiğini söyler
  2. Diğer kişinin dinlemeye vakti olup olmadığını kibarca sorar
  3. Söz sırasını ele alır ve kesin bir şekilde dikkat talep eder
Cevabı göster

Söz sırasını ele alır ve kesin bir şekilde dikkat talep eder

You've got the greatest meth cook in America.

0:53

Karşında Amerika'nın en iyi meth aşçısı var.

No, the two greatest meth cooks in America right here.

0:55

Hayır, Amerika'nın en iyi iki meth aşçısı tam burada.

And with our skills,

0:59

Ve bizim yeteneklerimizle,

you'll earn more from that 35% than you ever would on your own. Dilbilgisi

1:01

o %35'ten, kendi başına kazanacağından çok daha fazlasını kazanacaksın.

Dilbilgisi

earn more ... than you ever would: fiil eksiltili varsayımsal karşılaştırma

Burada more ... than iki kazanç sonucunu karşılaştırır: dinleyicinin konuşanın becerileriyle kazanacağı miktar ve tek başına çalışsaydı kazanacağı miktar. than you ever would on your own bölümünde, tekrarlanan earn fiili düşürülür ve yardımcı fiil would kalır. Would, tek başına çalışmayı yalnızca gerçek bir gelecek olayı olarak değil, hayal edilen alternatif olarak gösterir. Ever ise yaklaşık olarak “bu tür herhangi bir durumda” anlamını katarak karşılaştırmayı güçlendirir.

Alıştırma

Karşılaştırmayı yetenek veya gerçek geleceğe ilişkin doğrudan tahminle değil, hayal edilen bir alternatifte beklenen sonucu bildiren kip sözcüğüyle tamamlayın: With our software, you'll finish more work than you ever ____ on your own.

Cevabı göster

would

Yeah.

1:06

Evet.

So you say. Ton ve niyet

1:07

Sen öyle diyorsun.

Ton ve niyet

So you say. — şüpheci bir karşılık

So you say. tek başına bir karşılık olarak kullanıldığında, diğer kişinin bir iddiada bulunduğunu kabul eder ancak bu iddiayı doğru olarak kabul etmez. Anlamı “Sen böyle iddia ediyorsun ama ben ikna olmadım” ifadesine yakındır. Bu cümle, diğer kişinin söylediklerini yalnızca onun olaylara ilişkin anlatımı düzeyinde bırakır. Bu bağlamda içten bir onay değil, şüphe bildirir.

Alıştırma

Bir satıcı “There are no extra fees.” diyor. Siz de “So you say.” diye karşılık veriyorsunuz. Yanıtınız büyük olasılıkla hangi tutumu ifade eder?

  1. Sözcükleri net bir şekilde duymadım.
  2. Tamamen katılıyorum ve kanıta ihtiyacım yok.
  3. İddianı duydum ama henüz inanmıyorum.
Cevabı göster

İddianı duydum ama henüz inanmıyorum.

Just wondering why we're so lucky. Ton ve niyet

1:09

Sadece neden bu kadar şanslı olduğumuzu merak ediyorum.

Ton ve niyet

Just wondering why we're so lucky. — dolaylı bir sorgulama

Just wondering... öznenin ve be fiilinin bir biçiminin atıldığı, günlük konuşmaya özgü eksiltili bir ifadedir: I'm just wondering... just sözcüğü sorunun daha az doğrudan ve daha gündelik duyulmasını sağlar. Burada why we're so lucky yalnızca iyi şansı kutlamaz. Teklifin olağan dışı derecede avantajlı göründüğünü ve konuşanın gizli bir neden veya koşul olabileceğinden şüphelendiğini düşündürür. Bu nedenle görünüşte nazik olan biçim, şüpheci bir sorgulama taşır.

Alıştırma

Bir şirket olağan dışı derecede cömert görünen bir teklif sunuyor. “Just wondering why we're so lucky.” büyük olasılıkla ne yapar?

  1. Teklifi sorgulamadan yalnızca şansı kutlar.
  2. lucky sözcüğünün nasıl telaffuz edildiğini sorar.
  3. Teklifin nedeni hakkındaki şüpheci bir soruyu daha yumuşak sözlerle ifade eder.
Cevabı göster

Teklifin nedeni hakkındaki şüpheci bir soruyu daha yumuşak sözlerle ifade eder.

Why cut us in? Öbek fiiller

1:11

Neden bizi dahil ediyorsun?

Öbek fiiller

cut us in: bizi dahil edip bize pay vermek

Cut someone in, bir kişinin bir anlaşmaya, plana veya faaliyete katılmasına izin vermek ve genellikle ona paradan, kazançtan ya da işin içinden bir pay vermek demektir. Bu soruda cut us in, bizi dahil edip bize bir pay vermek anlamındadır; birini fiziksel olarak kesmek anlamına gelmez. Bu, ayrılabilen bir phrasal verb'dür. Zamir cut ile in arasına gelir: cut me in, cut us in. Hangi anlaşmaya veya kazanca dahil edildiğini belirtmek için cut us in on the profits örneğindeki gibi cut someone in on something kullanılır.

Alıştırma

Cut someone in ifadesini ve nesne olarak me sözcüğünü kullanarak cümleyi tamamlayın: If the sale earns a commission, please ____ on it.

Cevabı göster

cut me in

Mike is retiring from our crew,

1:13

Mike ekibimizden emekli oluyor,

so his share of the partnership is available if you can handle his end. Kalıp ifadeler

1:16

bu yüzden onun tarafını halledebilirsen ortaklıktaki payı senin olabilir.

Kalıp ifadeler

can handle his end: onun üstlendiği kısmın sorumluluğunu almak

Handle his end, işin veya düzenlemenin onun sorumlu olduğu kısmıyla ilgilenebilmek ya da o kısmı devralabilmek demektir. Burada end, ortak bir anlaşma veya ortaklıkta bir kişinin üstlendiği tarafı ifade eder; bitişi ya da son anı ifade etmez. Cümlede, onun ortaklık payını alabilmek sorumluluklarını devralabilmeye bağlıdır. Bağlam onun tarafını distribution, yani dağıtım olarak belirtiyor; başka durumlara aktarılabilecek kalıp ise handle someone's end of an arrangement biçimindedir.

Alıştırma

Bu cümlede can handle his end ne anlama geliyor?

  1. İşinin ne zaman biteceğine karar verebilir
  2. Bir şeyin ucunu fiziksel olarak tutabilir
  3. İşin ona ait kısmının sorumluluğunu üstlenebilir
Cevabı göster

İşin ona ait kısmının sorumluluğunu üstlenebilir

Distribution.

1:22

Dağıtım.

And if you give him $5 million of the $15 million that you brought today.

1:24

Ve bugün getirdiğin 15 milyon doların 5 milyonunu ona verirsen.

Just think of it as a finder's fee for bringing us together. Kalıp ifadeler

1:28

Bunu bizi bir araya getirdiği için bir komisyon ücreti olarak düşün.

Kalıp ifadeler

Just think of it as a finder's fee: bunu aracılık ücreti olarak görmek

think of X as Y kalıbı, X'i Y olarak anlamak veya değerlendirmek demektir. Burada ödeme, finder's fee yani aracılık ücreti olarak yeniden çerçevelenir; karşı taraftan gerçekten oturup düşünmesi istenmez. Finder's fee, tarafları tanıştıran ya da bir anlaşma veya fırsat oluşmasına yardımcı olan kişiye yapılan ödemedir. Baştaki just, önerilen tanımın basit ve makul görünmesini sağlayarak dinleyiciyi bu bakışı kabul etmeye nazikçe yönlendirir.

Alıştırma

think of X as Y kalıbını tamamlayın: Think of the first month ____ a trial period.

Cevabı göster

as

We have 40 pounds of product ready to ship. Kalıp ifadeler

1:32

Sevkiyata hazır 40 libre malımız var.

Kalıp ifadeler

ready to ship: gönderime hazır

Ready to ship, bir müşteriye veya varış noktasına gönderilmek için tamamen hazırlanmış demektir. We have 40 pounds of product ready to ship cümlesinde bu ifade isimden sonra gelerek ürünü niteler: mal hazırdır ve sevkiyat başlayabilir. Burada ship, malları herhangi bir normal taşıma yöntemiyle göndermek anlamındaki bir fiildir; özellikle deniz yoluyla taşımayı ifade etmez. Ready to ship, malın hangi sonraki işleme hazır olduğunu belirttiği için ready sözcüğünden daha nettir.

Alıştırma

Depo güncellemesini gönderilmek için tamamen hazırlanmış anlamındaki lojistik ifadesiyle tamamlayın: The boxes are packed and ____.

Cevabı göster

ready to ship

Ready to go.

1:36

Gitmek için hazır.

Are you ready?

1:39

Hazır mısın?

Who the hell are you? Ton ve niyet

2:00

Sen de kimsin be?

Ton ve niyet

Who the hell are you? ile düşmanca bir kimlik sorgulaması

who sözcüğünden sonra the hell eklemek, tarafsız bir kimlik sorusunu öfkeli ve çatışmacı bir sorgulamaya dönüştürür. Burada konuşan kişi sakince bir isim sormaz; karşısındaki kişiyi kim olduğunu veya neden orada bulunduğunu açıklamaya zorlar. Wh-sorularında kalıp soru sözcüğü + the hell + sorunun geri kalanı şeklindedir. The hell, cehenneme gerçek anlamda gönderme yapmak yerine duyguyu kaba biçimde güçlendirir.

Alıştırma

“Who the hell are you?” sorusunda the hell ne işlev görür?

  1. Soruyu kaba ve düşmanca bir sorgulamaya dönüştürür.
  2. Diğer kişinin cehennemden geldiğini söyler.
  3. Soruyu daha resmî ve saygılı hâle getirir.
Cevabı göster

Soruyu kaba ve düşmanca bir sorgulamaya dönüştürür.

You know.

2:03

Biliyorsun.

You all know exactly who I am.

2:05

Kim olduğumu hepiniz gayet iyi biliyorsunuz.

Say my name. Ton ve niyet

2:11

Adımı söyle.

Ton ve niyet

Say my name: kimliği ve otoriteyi kabul ettiren bir emir

Say my name. doğrudan bir emir cümlesidir: gizli özne you'dur ve konuşan kişi dinleyiciye kendi adını söylemesini emreder. Bu çatışmacı bağlamda konuşan kişi cevabı zaten bilir ve bilgi istemez. Asıl söz eylemi, konuşanın kimliğini, ününü veya otoritesini kabul ettirmektir. Cümlenin kısa olması ve please içermemesi, emrin kontrolcü ve güçlü duyulmasına yol açar.

Alıştırma

Bir yüzleşmede konuşan kişi “Say my name.” diyerek esas olarak ne yapar?

  1. Dinleyiciyi konuşanın kimliğini ve otoritesini kabul etmeye zorlamak.
  2. Konuşanın adının nasıl yazıldığını sormak.
  3. Dinleyiciden kendini tanıtmasını nazikçe istemek.
Cevabı göster

Dinleyiciyi konuşanın kimliğini ve otoritesini kabul etmeye zorlamak.

Do what?

2:13

Ne yapayım?

I don't...

2:15

Ben...

I don't have a damn clue who the hell you are. Deyimler

2:15

Senin kim olduğun hakkında lanet olası bir fikrim yok.

Deyimler

I don't have a damn clue: hiçbir şey bilmediğini kaba biçimde söylemek

Not have a clue, bir konu hakkında hiçbir bilgiye ya da fikre sahip olmamak anlamına gelen deyimsel bir ifadedir. Bu cümlede I don't have a clue, konuşanın gerçek bir ipucunu kaybettiği anlamına değil, ‘senin kim olduğun hakkında hiçbir fikrim yok’ anlamına gelir. Damn ifadeyi güçlendirir ve kızgınlık ya da düşmanlık katar. Bu nedenle I don't have a damn clue, I don't know ifadesinden çok daha sert ve kabadır.

Alıştırma

Cümleyi ‘hiçbir fikri olmamak’ anlamındaki tam, güçlü ve kaba ifadeyle tamamlayın: I don't ____ why the server keeps crashing.

Cevabı göster

have a damn clue

Yeah, you do. Dilbilgisi

2:17

Evet, var.

Dilbilgisi

Yeah, you do.: tekrarlanan fiil grubunun yerine do kullanmak

Bu yanıtta do, daha önce geçen have a clue fiil grubunun yerine kullanılır. Yeah, you do. ifadesi ‘hayır, aslında biliyorsun’ anlamına gelir; dolayısıyla do burada ‘bir eylemi yapmak’ anlamındaki ana fiil değil, önceki içeriğin yerini tutan bir yardımcı fiildir. Önceki ifade olumsuzdur, ancak bu yanıt olumludur. Bütün fiil grubunu tekrar etmeden konuşanın iddiasına doğrudan karşı çıkar.

Alıştırma

Kısa yanıtı remember his name yerine geçen yardımcı fiille tamamlayın: A: I don't remember his name. B: Yes, you ____.

Cevabı göster

do

I'm the cook.

2:18

Ben aşçıyım.

I'm the man who killed Gus Fring.

2:22

Ben Gus Fring'i öldüren adamım.

Bullshit.

2:25

Saçmalık.

Cartel got Fring. Kelime

2:26

Fring'i kartel hakladı.

Kelime

Cartel got Fring.: suç bağlamında got someone

Bu cümlede got, get fiilinin gayriresmî ve bağlama bağlı bir kullanımıdır; birini yakalamak, yenmek ya da öldürmek anlamına gelir, onu almak veya elde etmek anlamına değil. Yakındaki bağlamda Gus Fring'in öldürüldüğü söylendiği için burada got Fring, «Fring'i öldürdü» demektir. Bu kısa ifade, sorumlunun kim olduğunu öne çıkarır: onu öldüren grup karteldir. Başka sahnelerde get someone öldürmek yerine yakalamak anlamına gelebilir; bu nedenle kesin anlamı belirlemek için çevredeki eyleme bakın.

Alıştırma

Daha önce killed Gus Fring dendiğine göre Cartel got Fring. ne anlama gelir?

  1. Kartel Fring'i işe aldı.
  2. Kartel Fring'i öldürdü.
  3. Kartel Fring'den bir şey aldı.
Cevabı göster

Kartel Fring'i öldürdü.

You sure?

2:28

Emin misin?

That's right.

2:40

Aynen öyle.

Now,

2:41

Şimdi,

say my name.

2:43

adımı söyle.

Heisenberg.

2:51

Heisenberg.

You're goddamn right. Ton ve niyet

2:54

Lanet olası haklısın.

Ton ve niyet

You're goddamn right: sert ve küfürlü bir onay

You're right sıradan bir onay ifadesidir. goddamn, right sözcüğünü güçlendirir; dolayısıyla You're goddamn right, «Tamamen haklısın» veya «Aynen öyle» demektir, ancak küfürlü ve güçlü bir ton taşır. Bu ifade muzaffer, meydan okuyan, öfkeli veya yıldırıcı gelebilir. Yalnızca aynı fikirde olmayı değil, onayı vurgulu ve çatışmacı biçimde sunmayı da içerir.

Alıştırma

Yargı: Kibarca aynı fikirde olduğunuzu belirtmek istediğinizde resmî bir e-postada “You're goddamn right.” kullanmak uygundur.

  1. Doğru
  2. Yanlış
Cevabı göster

Yanlış