Anda Yaşamak Neden Bu Kadar Zor: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
629 kelime 164 kel/dk

Video özeti: Bu deneme, dikkatin hoş şimdiki andan neden uzaklaştığını sorar. Bellek sıkıcılığı ve rahatsızlığı silerken belirsizlik kaygı yaratır; son bölüm dalgınlığa anlayış önerir. Başlıca İngilizce noktaları: 1. "rooted in the now," Deyimsel ve Mecazi bir İfadedir: şimdiki ana kök salmış beden, uzamsal imgenin psikolojik varlığı anlatmasını fark ettirir. 2. "gives rise to" bir Kalıp Öbek ve Eşdizimdir: bir koşul sonuç üretir ve neden-sonucu resmî biçimde anlatmayı sağlar. 3. "so fixated are we on" bir Dilbilgisi ve Cümle Kalıbıdır: öne alınan sıfat ve devriklik vurguyu gösterir; yapı "we are so fixated on..." biçimine çevrilebilir.

Bu derste

Very many of us suffer from a peculiar sounding problem, Kalıp ifadeler

0:02

Pek çoğumuz kulağa tuhaf gelen bir sorundan muzdaribiz:

Kalıp ifadeler

suffer from + bir sorun veya durum

Bu cümlede suffer from, “bir şeyden ciddi biçimde olumsuz etkilenmek” anlamına gelir. From sonrasındaki ifade, sıkıntıya yol açan sorunu veya durumu belirtir; burada fiziksel bir hastalık değil, şimdiki anı tam olarak yaşayamama söz konusudur. Birini uzun süre etkileyen hastalık, zorluk veya zararlı durumları anlatmak için suffer from + isim öbeği kullanılır. Sorunun önündeki from bu yapının bir parçasıdır.

Alıştırma

Suffer from ifadesini present perfect simple biçiminde kullanarak cümleyi tamamlayın: For years, the neighborhood has ____ frequent power cuts.

Cevabı göster

suffered from

an inability properly to inhabit the stretch of time we call the present. Notlar

0:05

"şu an" dediğimiz zaman dilimini tam anlamıyla yaşayamamak.

Dilbilgisi

an inability ... to inhabit: inability to + fiil

An inability to + fiilin yalın hâli, bir kişinin veya şeyin bir eylemi gerçekleştiremediğini anlatan isim öbeğidir. Burada an inability ... to inhabit, şimdiki anın içinde tam olarak yaşayamamayı veya onu deneyimleyememeyi anlatır. Properly, inhabit fiilini niteler. To inhabit önündeki konumu resmî ve edebîdir; günlük İngilizcede an inability to inhabit the present properly aynı ilişkiyi ifade eder.

Alıştırma

Hangi cümle zorluk veya tek bir başarısız olay yerine genel bir yetenek eksikliğini en açık biçimde anlatır?

  1. The machine failed to detect one faint signal during yesterday's test.
  2. The machine's inability to detect very faint signals is a serious design flaw.
  3. The machine's difficulty detecting very faint signals slows the inspection.
Cevabı göster

The machine's inability to detect very faint signals is a serious design flaw.

Deyimler

Bir mecaz olarak “inhabit the stretch of time”

Inhabit normalde bir yerde yaşamayı anlatır. Burada yazar zamanı bir mekân gibi ele alır: inhabit the stretch of time, o zaman diliminin içinde zihinsel ve duygusal olarak gerçekten bulunmak demektir. Ardından gelen we call the present, bu zaman diliminin şimdiki an olduğunu belirtir. Zaman gerçek anlamda bir ev değildir; bu mecaz, zihni başka bir yerde bırakmak yerine şimdiki anı bütünüyle deneyimlemek anlamına gelir.

Alıştırma

Bu cümlede “inhabit the stretch of time” ne anlama geliyor?

  1. Şimdiki zamanın ne kadar sürdüğünü ölçmek
  2. Sınırlı bir süre için bir eve sahip olmak
  3. Bir zaman diliminin içinde tamamen mevcut olmak
Cevabı göster

Bir zaman diliminin içinde tamamen mevcut olmak

Maybe we're on a beautiful beach on a sunny day,

0:11

Güneşli bir günde, harika bir plajda olabiliriz,

the sky is azure and the palm trees slender and implausibly delicate.

0:14

gökyüzü masmavi, palmiye ağaçları ince ve inanılmaz derecede narindir.

But most of us isn't actually here at all. Deyimler

0:19

Ancak çoğumuz aslında orada değilizdir.

Deyimler

Zihinsel mevcudiyet anlamında “actually here at all”

Here normalde bir yeri gösterir, ancak bu bağlamda zihnen mevcut olmak ve şu anda olup bitenlere dikkat etmek anlamına gelir. Bir kişi fiziksel olarak bir yerde olabilir ama bu anlamda here olmayabilir. Actually, görünüş ile gerçeklik arasındaki karşıtlığı gösterir; at all ise olumsuz ifadeyi güçlendirir. Bu sözcükler birlikte, çoğu insanın oradaymış gibi görünebileceğini ancak dikkatinin o anki deneyimde gerçekten bulunmadığını anlatır.

Alıştırma

Bu bağlamda “actually here at all” ne anlatıyor?

  1. Şimdiki ana gerçekten dikkat etmek ve onu deneyimlemek
  2. Konuşmacının belirttiği fiziksel noktanın tam üzerinde durmak
  3. Daha sonra o yeri ziyaret edebilecek durumda olmak
Cevabı göster

Şimdiki ana gerçekten dikkat etmek ve onu deneyimlemek

It's somewhere at work

0:22

Aklımız ya iştedir,

or in imaginary discussion with a rival

0:24

ya bir rakibimizle hayali bir tartışmadadır,

or plotting a new enterprise.

0:26

ya da yeni bir projenin planını yapıyordur.

Or maybe we're at the birthday of a child.

0:29

Ya da belki bir çocuğun doğum günü partisindeyizdir.

It's enormously significant for her and we love her dearly,

0:32

Bu onun için son derece önemlidir ve onu çok seviyoruzdur,

but we are elsewhere.

0:35

ama bizim aklımız başka yerdedir.

Our body is rooted in the now, Deyimler

0:37

Bedenimiz şu ana kök salmıştır,

Deyimler

rooted in the now: şimdiki ana kök salmak

Rooted in, kökleri onu bir yerde sıkıca tutan bir bitki görüntüsünü kullanır. Burada düşünceler başka yerlere gidebilse bile bedenin şimdiki anda sağlam biçimde bulunduğu anlamına gelir. The now ifadesinde now, “şimdiki an” anlamına gelen bir isim hâline gelir. Bu ifade mecazdır; bedenin gerçek bitki kökleri yoktur.

Alıştırma

“During the breathing exercise, I felt rooted in the now,” cümlesinde “rooted in the now” ne anlama gelir?

  1. Yalnızca uzak geçmişi düşünmek
  2. Hemen bitki kökleri çıkarmak
  3. Şimdiki ana sıkıca bağlı olmak
Cevabı göster

Şimdiki ana sıkıca bağlı olmak

but our minds are skipping to points in both the future and the past. Deyimler

0:39

fakat zihnimiz hem gelecekteki hem de geçmişteki noktalara atlıyordur.

Deyimler

minds are skipping to points: zihnin farklı anlara atlaması

Skipping to points, zihni bir yerden başka bir yere hızla hareket ediyormuş gibi gösterir. Buradaki yerler zaman içindeki anlardır; dolayısıyla zihin dikkatini gelecekteki ve geçmişteki belirli anlara sürekli kaydırır. Bu hareket mecazdır. Skipping to, dikkati doğrudan o anlara taşımak anlamına gelir; fiziksel olarak zıplamak veya o noktaları atlamak anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle Maya'nın dikkatinin hızla gelecekteki bir ana kaydığını anlatır?

  1. Maya skipped the concert.
  2. Maya's thoughts skipped to the day of the concert.
  3. Maya skipped over the concert date in her calendar.
Cevabı göster

Maya's thoughts skipped to the day of the concert.

What is it that makes the present, Dilbilgisi

0:44

Peki şimdiki zamanı,

especially the nicer moments of the present,

0:46

özellikle de şimdiki zamanın en güzel anlarını,

so difficult to experience properly?

0:49

hakkıyla deneyimlemeyi bu kadar zor kılan şey nedir?

Dilbilgisi

What is it that makes ... so difficult to ...?: kesin nedeni vurgulayarak sorma

What is it that ...?, bir durumun arkasındaki belirli etkeni özellikle sormak için kullanılan vurgulu bir soru kalıbıdır. Bu kalıpta it daha önce geçen bir şeyi göstermez; soru yapısının bir parçasıdır. Araya giren especially the nicer moments of the present ifadesi soruyu normalde hoş olması gereken şimdiki anlara daraltır. Cümlecik make + nesne + sıfat tümleci yapısını kullanır: makes the present ... so difficult. to experience properly mastar yapısı, neyi yapmanın zor olduğunu açıklar. Yapı bir bütün olarak yalnızca şimdiki zamanı yaşamanın zor olduğunu söylemek yerine dikkati nedeni belirlemeye yöneltir.

Alıştırma

Düşündürücü soruyu vurgulu soru kalıbıyla tamamlayın: ____ makes a familiar place so difficult to describe?

Cevabı göster

What is it that

And why, conversely, Anlatım akışı

0:52

Ve tam tersi, neden,

Anlatım akışı

Conversely: düşüncenin yönünü tersine çevirme

Conversely, dinleyiciye az önce ele alınan ilişkinin yönünü tersine çevirmesini söyleyen bir bağlayıcı zarftır. Yalnızca bir farklılık bildirmez; sonraki düşünceyi ilk düşüncenin zıt ya da ters yönden görülen biçimi olarak sunar. Bu parçada, şimdiki anları takdir etmenin neden zor olduğuna ilişkin önceki soruyu ters yönden gelecek bir soruya bağlar: Bu anlar sona erdikten sonra onları takdir etmek neden daha kolay olabilir? Virgüller, conversely sözcüğünün temel why soru yapısının bir parçası değil, cümlenin tamamını düzenleyen bir işaret olduğunu gösterir.

Alıştırma

Hangi cümle bir ilişkinin yönünü tersine çevirmek için conversely sözcüğünü doğru kullanıyor?

  1. Trust can improve communication; conversely, open communication can build trust.
  2. Trust can improve communication; conversely, some teams meet on Mondays.
  3. Trust can improve communication; conversely, good communication does not solve every problem.
Cevabı göster

Trust can improve communication; conversely, open communication can build trust.

can so many events feel easier to enjoy, appreciate, Dilbilgisi

0:53

pek çok olay tamamen bittikten sonra,

and perceive when they're firmly over.

0:57

tadını çıkarması, kıymetini bilmesi ve algılaması daha kolay hissettirir?

Dilbilgisi

feel easier to ... when ...: bir deneyimi belirli bir koşul altında değerlendirmek

Özne + feel + karşılaştırma sıfatı + to-infinitive kalıbı, öznenin bir kişi tarafından deneyimlenmesinin veya ele alınmasının ne kadar kolay ya da zor geldiğini anlatır. Burada the events, enjoy, appreciate ve perceive eylemlerinin nesnesidir; bu eylemleri olaylar yapmaz. when yan cümlesi bu değerlendirmenin geçerli olduğu koşulu verir: olaylar kesin olarak bittikten sonra daha kolay gelir. Firmly over, belirsizliğin ve riskin ortadan kalktığını vurgular.

Alıştırma

“The puzzle felt easier to solve after we found the first clue,” cümlesindeki yapı ne anlama gelir?

  1. İlk ipucunu bulduktan sonra bulmacayı çözmek bize daha az zor geldi.
  2. Bulmaca, ipucundan sonra başka bir problemi çözdü.
  3. Bulmacayı herhangi bir ipucu bulmadan önce çözdük.
Cevabı göster

İlk ipucunu bulduktan sonra bulmacayı çözmek bize daha az zor geldi.

One benefit of the past is that it is a dramatically foreshortened, Deyimler

1:01

Geçmişin bir faydası, onun şu anın dramatik bir şekilde kısaltılmış,

edited version of the present.

1:05

kurgulanmış bir versiyonu olmasıdır.

Deyimler

a dramatically foreshortened, edited version of the present: şimdiki zamanın büyük ölçüde kısaltılmış ve düzenlenmiş bir versiyonu

Bu ifade, geçmişin bellekte nasıl göründüğünü anlatan bir benzetmedir. Foreshortened burada büyük ölçüde sıkıştırılmış demektir: uzun zaman dilimleri ve birçok ayrıntı kısalır ya da kaybolur. Edited seçimi anlatır; bellek bazı anları saklarken diğerlerini dışarıda bırakır. Geçmişe şimdiki zamanın bir version’ı denmesi, gerçeklerin resmî olarak yeniden yazıldığı anlamına gelmez. Hatırlanan yaşamın, bir zamanlar gerçek zamanlı olarak yaşanan bütün deneyimin kısaltılmış ve seçilmiş bir kurgusu gibi gelebileceğini anlatır.

Alıştırma

“Memory gave her a foreshortened, edited version of the journey,” ifadesi neyi anlatıyor?

  1. Her anı aynı ayrıntı düzeyinde hatırlıyor.
  2. Yolculuğu bir perspektif tekniği kullanarak çizdi.
  3. Bütün deneyimin kısaltılmış ve seçilmiş bir bölümünü hatırlıyor.
Cevabı göster

Bütün deneyimin kısaltılmış ve seçilmiş bir bölümünü hatırlıyor.

Even the best days of our lives

1:07

Hayatımızın en iyi günleri bile

contain a range of dull or uncomfortable moments. Kalıp ifadeler

1:09

bir dizi sıkıcı ya da rahatsız edici an içerir.

Kalıp ifadeler

a range of + çoğul isim

Bu cümlede a range of, “birkaç farklı türde” veya “çeşitli” anlamına gelir. Sıkıcı ya da rahatsız edici anları, farklı örneklerden oluşan bir grup olarak toplar; fiziksel bir menzil veya ölçülmüş bir aralık anlatmaz. Kalıp a range of + çoğul isim şeklindedir: a range of moments. Yalnızca sayının çokluğunu değil, çeşitliliği vurgulamak istediğinizde kullanın.

Alıştırma

Cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? The science fair includes ___ projects, from robots to plant experiments.

  1. a piece of
  2. a pair of
  3. a range of
Cevabı göster

a range of

But in memory,

1:13

Ancak anılarımızda,

like skilled editors of hours of raw and often uninspired footage, Anlatım akışı

1:14

saatlerce süren ham ve genellikle sıradan çekimleri işleyen yetenekli kurgucular gibi,

Anlatım akışı

like skilled editors...: fikri düzenleyen bir karşılaştırma

Like ile başlayan ifade bir karşılaştırma kurar: anıları oluşturan kişiler, saatlerce süren kurgulanmamış ve bazen ilgi çekici olmayan malzemeyi inceleyen usta film kurgucuları gibi gösterilir. Raw footage, seçilip kurgulanmadan önceki görüntü malzemesi demektir. Bu karşılaştırma, ardından gelen fikirleri düzenler. Anları seçmek ve diziler oluşturmak gibi eylemlerin tümü aynı kurgu görüntüsü üzerinden anlaşılabilir; böylece soyut bir zihinsel süreci gözde canlandırmak kolaylaşır.

Alıştırma

Baştaki karşılaştırma okuyucunun neyi anlamasına yardımcı olur?

  1. Ham görüntülerin her bölümü eşit ölçüde ilham vericidir ve saklanmalıdır.
  2. İnsanlar, kurgucuların ham görüntüleri bir dizi hâline getirmesine benzer biçimde seçilmiş anlardan anılar oluşturur.
  3. Anlatılan kişiler film yapan profesyonel kurguculardır.
Cevabı göster

İnsanlar, kurgucuların ham görüntüleri bir dizi hâline getirmesine benzer biçimde seçilmiş anlardan anılar oluşturur.

we can lock on to the most consequential moments Öbek fiiller

1:19

en önemli anlara kilitlenebilir

Öbek fiiller

Lock on to: dikkati bir hedefe yöneltmek

Burada lock on to, dikkati bir hedefe sıkıca yöneltmek demektir. Konuşmacı, her anı eşit ölçüde fark etmek yerine sonuçları en önemli olan anları seçtiğimizi söylüyor. Kalıp lock on to + hedef şeklindedir. Bir kişinin bir fikre yoğunlaşmasını ya da bir kamera, radar veya başka bir sistemin bir nesneyi izlemeye başlamasını anlatabilir. Bu cümlede izleme görüntüsü mecazi olarak kullanılmıştır.

Alıştırma

Derste öğrendiğiniz ve “dikkati sıkıca yöneltmek” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: During the debate, try to ____ the main question instead of every small detail.

Cevabı göster

lock on to

and therefore construct sequences that feel a great deal more meaningful Dilbilgisi

1:22

ve böylece bu anları yaratan ortamdan

and interesting than the settings that generated them.

1:26

çok daha anlamlı ve ilginç hissettiren sahneler kurgulayabiliriz.

Dilbilgisi

A great deal more ... than: güçlü bir karşılaştırma

A great deal, farkı güçlendirmek için karşılaştırma biçiminden önce gelir. a great deal more meaningful and interesting than ifadesinde çok daha anlamındadır: diziler, onları ortaya çıkaran ortamlardan çok daha anlamlı ve çok daha ilgi çekici gelir. Yeniden kullanılabilen kalıp a great deal + karşılaştırma biçimi + than şeklindedir. Bu cümlede tek bir a great deal, birbirine bağlanan meaningful ve interesting sıfatlarının yaptığı karşılaştırmayı birlikte güçlendirir; bu yüzden tekrarlanması gerekmez.

Alıştırma

A great deal kullanarak güçlü ve olumlu karşılaştırmayı tamamlayın: Because it labels every street, the updated map is ____ useful than the old one.

Cevabı göster

a great deal more

Hours of mediocrity can be reduced Dilbilgisi

1:30

Saatlerce süren sıradanlıklar,

to five or six perfect images.

1:33

beş veya altı kusursuz görüntüye indirgenebilir.

Dilbilgisi

can be reduced to: içeriği daha küçük bir sonuca indirgemek

can be reduced to ifadesinde can olasılığı belirtirken be reduced edilgen yapıdadır: malzeme eylemden etkilenir ve eylemi yapan kişinin belirtilmesi gerekmez. Burada reduce ... to, büyük miktardaki bir şeyi daha küçük bir son biçime sıkıştırmak veya özünü çıkarmak anlamına gelir. Saatler süren sıradan deneyim, beş ya da altı ideal anı görüntüsüne dönüşür; to yalnızca daha küçük bir sayıyı değil, sonucu belirtir.

Alıştırma

Cümleyi “içine sıkıştırılabilir” anlamındaki edilgen ifadeyle tamamlayın: The two-hour meeting ____ a one-page summary.

Cevabı göster

can be reduced to

Nostalgia is the present Deyimler

1:36

Nostalji,

enhanced by an editing machine.

1:38

bir kurgu makinesi tarafından geliştirilmiş şimdiki zamandır.

Deyimler

Nostalgia is the present enhanced by an editing machine: mecazi bir tanım

Cümle X is Y tanım kalıbını kullanır, ancak bu tanım bilinçli olarak mecazidir. Nostaljinin, hafızanın hatırladıklarımızı seçip kesip parlatmasından sonraki bugüne benzediğini söyler. Buradaki editing machine gerçek bir aygıt değildir. Enhanced, kısaltılmış bir ilgi cümleciğinin parçasıdır: the present enhanced by ... ifadesi, “the present that has been enhanced by ...” anlamına gelir. Edilgen ifade, hafızanın düzenleme sürecini dışarıdan çalışan bir araç gibi gösterir ve düşünceyi özlü biçimde özetler.

Alıştırma

"Nostalgia is the present enhanced by an editing machine" cümlesindeki mecazı en iyi hangi açıklama yansıtır?

  1. Hafıza deneyimi düzenleyerek sakladığımız biçimin daha iyi görünmesini sağlar.
  2. Nostalji, hiçbir ayrıntıyı seçmeden bugünü kaydetmek demektir.
  3. Gerçek bir makine şu anda olan her şeyi nesnel olarak iyileştirir.
Cevabı göster

Hafıza deneyimi düzenleyerek sakladığımız biçimin daha iyi görünmesini sağlar.

Much of what ruins the present Dilbilgisi

1:41

Şimdiki zamanı mahveden şeylerin çoğu,

is sheer anxiety. Kalıp ifadeler

1:43

saf kaygıdır.

Dilbilgisi

İsim işlevli özne olarak Much of what ... is ...

Much of what ruins the present ifadesinin tamamı cümlenin öznesidir. Buradaki what ruins the present, öncülünü kendi içinde barındıran birleşik bir ilgi yan cümlesidir. What soru sözcüğü değildir; “... yapan şey ya da şeyler” anlamına gelir. Much of ise “bunun büyük bir kısmı” anlamını ekler. Much of what + yan cümle kalıbı, birçok nedeni veya gerçeği isim gibi işleyen tek ve geniş bir öznede birleştirebilir. Bu cümlede kalıp, şimdiki anı mahveden etkenlerin büyük bir kısmının kaygı olduğu temel yargısına götürür.

Alıştırma

Hangi cümlede what, isim gibi işleyen bir özne içinde “... yapan şey ya da şeyler” anlamında doğru kullanılmıştır?

  1. Much of what that we fear never happens.
  2. Many of what we fear never happens.
  3. Much of that we fear never happens.
  4. Much of what we fear never happens.
Cevabı göster

Much of what we fear never happens.

Kalıp ifadeler

sheer anxiety: vurgu yapan sıfat sheer

Anxiety sözcüğünden önce gelen sheer, “tam” veya “mutlak” anlamında vurgu yapan bir sıfattır. Sheer anxiety, duyguyu saf ve yoğun bir kaygı olarak sunar ve şimdiki anı mahvetmedeki rolünü güçlü biçimde vurgular. Sheer sözcüğünün anlamını yanındaki isim ve bağlam belirler. Burada “şeffaf”, “ince” veya “sarp” anlamına gelmez; bu anlamlar sheer fabric veya a sheer cliff gibi bağlamlarda kullanılır.

Alıştırma

“The delay came from sheer confusion,” cümlesinde sheer ne anlatır?

  1. Nedenin tam bir kafa karışıklığı olduğu güçlü biçimde vurgulanıyor.
  2. Kafa karışıklığı sarp bir uçurumun yanında yaşandı.
  3. Kafa karışıklığı küçük ve önemsizdi.
  4. Kafa karışıklığı şeffaftı ve içinden kolayca görülebiliyordu.
Cevabı göster

Nedenin tam bir kafa karışıklığı olduğu güçlü biçimde vurgulanıyor.

The present always contains an enormous number of possibilities, Kalıp ifadeler

1:45

Şu an, daima çok sayıda olasılık barındırır,

Kalıp ifadeler

an enormous number of + çoğul sayılabilen isim

An enormous number of, “çok büyük sayıda” veya “çok fazla” anlamına gelir. Güçlü bir vurgu yapar: olasılıklar yalnızca çok değildir; kolayca listelenemeyecek veya değerlendirilemeyecek kadar fazladır. An enormous number of + çoğul sayılabilen isim kalıbını kullanın. Örneğin: an enormous number of possibilities. Bu grubun tamamı özne olduğunda İngilizcede fiil genellikle çoğul isme göre biçimlenir: An enormous number of possibilities exist.

Alıştırma

Sayılabilen şeylerin çok fazla olduğunu vurgulamak için an enormous number of ifadesini hangi cümle doğru kullanıyor?

  1. An enormous number of information is available online.
  2. An enormous number of stars are visible tonight.
  3. An enormous number of stars is visible tonight.
Cevabı göster

An enormous number of stars are visible tonight.

some hugely gruesome,

1:48

bazıları son derece ürkütücü olan bu olasılıkların,

which we're constantly aware of. Kalıp ifadeler

1:50

biz sürekli farkındayızdır.

Kalıp ifadeler

be aware of ve sonda bırakılan edat

Be aware of something, bir şeyin var olduğunu bilmek veya onu akılda tutmak anlamına gelir. Burada which, daha önce sözü edilen birçok olasılığa gönderme yapar; bu nedenle we're constantly aware of, bu olasılıkların konuşanların sürekli dikkatinde olduğunu ifade eder. İlgi cümleciğinde which başa geçer, ancak of aware sözcüğünden sonra kalır: possibilities which we're constantly aware of. Buna edatın sonda bırakılması denir ve İngilizcede normal bir yapıdır.

Alıştırma

İlgi cümleciğini be aware of için gereken edatla tamamlayın: These are the safety risks that every cyclist should be aware ____.

Cevabı göster

of

Anything could theoretically happen,

1:52

Teorik olarak her şey olabilir:

an earthquake, an aneurysm, a rejection,

1:54

bir deprem, bir anevrizma, bir reddediliş...

which gives rise to a non-specific anxiety Kalıp ifadeler

1:57

Bu da çoğu zaman etrafımızda dolanan

Kalıp ifadeler

Give rise to: resmî bir neden-sonuç ifadesi

Give rise to, “neden olmak” veya “ortaya çıkarmak” anlamına gelir. Bu cümlede belirsizlik, belirli bir nesnesi olmayan genel bir kaygı oluşturur. Yapı give/gives/gave rise to + isim veya isim öbeğidir. Burada özne which olduğu için geniş zaman fiili gives biçimindedir.

Alıştırma

Cümleyi give rise to ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The sudden policy change ____ many questions.

Cevabı göster

gave rise to

that trails around us most of the time. Deyimler

1:59

belirsiz bir kaygıya yol açar.

Deyimler

Trails around us: kaygının bizi takip eden bir şey olarak anlatılması

Trails burada “arkadan takip etmek” anlamına gelen bir fiildir. Cümle, kaygıyı sürekli bizi izleyen bir kişi veya nesneymiş gibi gösterir. Around us gerçek bir yolu tarif etmez. Kaygının yakınımızda kaldığını ve çoğu zaman bize eşlik ettiğini gösterir. Bu kişileştirme, kaygının süren varlığını daha canlı hissettirir.

Alıştırma

The worry trails around us neyi anlatır?

  1. Biz hareket edince aniden kaybolur.
  2. Bizi takip etmeyi veya bize eşlik etmeyi sürdürür.
  3. Yerde görülebilen bir yol oluşturur.
Cevabı göster

Bizi takip etmeyi veya bize eşlik etmeyi sürdürür.

The simple dread at the unknownness

2:02

Gelecekte ne olacağının bilinmezliğine karşı

of what is to come. Kalıp ifadeler

2:04

duyulan o basit korku.

Kalıp ifadeler

what is to come: ileride olacak şeyler

Bu cümlede what is to come, “gelecekte olacak şeyler” demektir. Tüm yan cümle, of sözcüğünden sonra isim gibi görev yapar: of what is to come. Buradaki is to come bir emir vermez ve planlanmış bir programı bildirmez. Bu kısa ifade bilinmeyen geleceği anlatır ve çoğu zaman düşünceli ya da biraz ciddi bir bekleyiş hissi verir.

Alıştırma

Bu cümlede what is to come ne anlama geliyor?

  1. birinin uyması gereken bir emir
  2. zaten gerçekleşmiş olaylar
  3. gelecekte olacak şeyler
Cevabı göster

gelecekte olacak şeyler

But then, of course,

2:06

Ama elbette sonrasında,

only a very limited range of awful things do ever come to pass, Notlar

2:07

korkunç şeylerin sadece çok sınırlı bir kısmı gerçekten başımıza gelir,

Dilbilgisi

do ever: olumlu cümlede vurgu

Bu olumlu cümlede do, vurgu yapan bir yardımcı fiildir. Vurgulu söylenir ve ifadeyi güçlendirir; ayrı bir eylemi anlatmaz. Ardından gelen ana fiil yalın hâlde kalır: do ... come. ever, “herhangi bir zamanda” anlamını ekler. only a very limited range ile birlikte do ever şu karşıtlığı vurgular: birçok kötü sonuçtan korkulur, ama bunların çok azı gerçekten gerçekleşir.

Alıştırma

İfadenin gerçekten doğru olduğunu vurgulamak için cümleyi do + ever ile tamamlayın: Only a few of our worries ____ come true.

Cevabı göster

do ever

Deyimler

come to pass: gerçekleşmek anlamında resmî bir ifade

Burada come to pass, “gerçekten meydana gelmek” veya “gerçeğe dönüşmek” anlamındadır. Cümle, insanların kaygılandığı korkunç şeylerin yalnızca küçük bir bölümünün gerçekten yaşandığını söylüyor. Bu kalıplaşmış bir deyimdir; bu nedenle pass, bir şeyin yanından geçmek veya izin belgesi almak anlamına gelmez. İfadenin tamamı bir olayın gerçeğe dönüşmesini anlatır.

Alıştırma

“Very few of the things we fear come to pass,” cümlesinde come to pass ne anlama gelir?

  1. yanımızdan geçmek
  2. gerçekten meydana gelmek
  3. resmî izin almak
Cevabı göster

gerçekten meydana gelmek

and we forget the anxiety at once, Kalıp ifadeler

2:11

ve biz o kaygıyı anında unutuverir,

Kalıp ifadeler

hemen anlamındaki at once

Burada at once, “hemen” veya “gecikmeden” demektir. Kaygının ne zaman unutulduğunu, yani sonuç öğrenilir öğrenilmez unutulduğunu belirtir. at once, forget the anxiety fiil grubundan sonra gelerek bu eylemin zamanını belirtir. at once ifadesinin hangi anlamda kullanıldığını yalnızca sözcük sırası değil, bağlam gösterir.

Alıştırma

“If the alarm rings, leave the room at once,” cümlesinde at once ne anlama gelir?

  1. başka biriyle aynı anda
  2. birdenbire
  3. hemen
Cevabı göster

hemen

or rather, shift it to the new present. Anlatım akışı

2:13

ya da daha doğrusu onu yeni şimdiki zamana aktarırız.

Anlatım akışı

Anında kendini düzeltmek için or rather

Or rather, konuşanın kendini hemen düzelttiğini gösterir. Dinleyiciye, az önceki ifadeyi sonraki sözlerle değiştirmesi veya daha kesin hâle getirmesi gerektiğini bildirir; dolayısıyla sonraki kısım daha doğru anlatımdır. Burada konuşan, kaygıyla ilgili düşüncenin tamamını reddetmez. Eylemi kaygıyı unutmaktan onu yeni ana taşımaya doğru düzeltir. Bilgi, ilk ifadenin ardından daha kesin bir ifade gelecek şekilde düzenlenir. Buradaki rather, or rather kalıbının parçasıdır; tercih bildirmez.

Alıştırma

Dersteki iki sözcüklü belirteçle öz düzeltmeyi tamamlayın: We will meet on Friday—____, early Saturday morning.

Cevabı göster

or rather

So, when we remember an event,

2:16

Bu yüzden bir olayı hatırladığımızda,

what we leave out of it Dilbilgisi

2:18

o olaya dair dışarıda bıraktığımız şey,

is how much of that event we actually spent

2:19

asla gerçekleşmeyen korkunç bir geleceği beklemekle

anticipating an appalling future that never came.

2:22

o anın ne kadarını aslında harcadığımızdır.

Dilbilgisi

what ... is how much ... spent anticipating yapısı

Bu cümle, bilgiyi tanımlayan What + clause + be + how much + clause kalıbını kullanır. Özne olan what we leave out of it, eksik bilgiyi genel olarak adlandırır. is'ten sonraki yan cümle, bu bilginin bir şeyi beklemeye ayrılan olay süresi ya da oranı olduğunu açıklar. İkinci yan cümlede spend, spend + süre + -ing form kalıbını izler. how much of that event, how much nedeniyle öne taşınmıştır; ancak anlamca hâlâ spent'e bağlı süreyi temsil eder ve anticipating eylemine harcanan zamanı ölçer, geleceğin miktarını değil. Bu bir içe gömülü yan cümle olduğu için did we ... spend soru dizilişi yerine we ... spent bildirme dizilişini korur.

Alıştırma

Hangi cümle, gömülü yan cümle sözcük dizilişiyle aynı What ... be ... how much ... yapısını kullanır?

  1. What surprised me was that we had spent a long time waiting.
  2. What surprised me was how much time we had spent waiting.
  3. How much time did we spend waiting?
Cevabı göster

What surprised me was how much time we had spent waiting.

Our bodies further contribute Kalıp ifadeler

2:28

Bedenlerimiz de şimdiki zamandan kopmamıza

to our distraction from the present.

2:29

katkıda bulunur.

Kalıp ifadeler

contribute to: bir sonuca katkıda bulunan nedeni belirtmek

Bu cümlede contribute to, 'bir sonucun ortaya çıkmasına yardım etmek' veya 'nedenlerden biri olmak' anlamına gelir. Beden, dikkati şimdiki andan uzaklaştıran bir başka etken olarak sunulur; burada bir şey verme veya bağışlama anlamı yoktur. Yapı contribute to + isim öbeği ya da fiilin -ing biçimidir. Buradaki to bir edattır ve our distraction from the present onun nesnesi olan isim öbeğidir.

Alıştırma

'Bir etken olarak bir sonucun ortaya çıkmasına yardım etmek' anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Lack of sleep can ____ difficulty concentrating.

Cevabı göster

contribute to

They have their own moods and itineraries. Deyimler

2:31

Onların da kendi ruh halleri ve rotaları vardır.

Deyimler

have their own moods and itineraries: bedenleri kişileştirmek

They, önceki cümledeki our bodies ifadesine gönderme yapar. Cümle, bedenlerin ruh halleri ve güzergâhları olduğunu söyleyerek onları, duyguları ve seyahat planları olan insanlar gibi kişileştirir. Moods değişen fiziksel durumları temsil ederken itineraries bu durumların izlediği düzenleri veya yolları mecazi biçimde anlatır. Buradaki düşünce, bedenin bilinçli planlara her zaman uymadığı ve kendine özgü ritimleriyle tepkileri olduğudur.

Alıştırma

Kişileştirilmiş 'Bodies have their own moods and itineraries,' cümlesi ne anlatır?

  1. Rutinleri hiç değişmediği için kendilerini her zaman aynı hissederler.
  2. Bedenleri gerçekten seyahat planlayıp seyahat programları yazar.
  3. Fiziksel durumları, bilinçli niyetin tamamen denetleyemediği değişen düzenler izler.
Cevabı göster

Fiziksel durumları, bilinçli niyetin tamamen denetleyemediği değişen düzenler izler.

They might feel tired and timid

2:34

Tam da etrafımızdaki manzaranın

at just the moment when the landscape around us Dilbilgisi

2:36

görkem ve özgüven gerektirdiği bir anda,

would demand grandeur and confidence.

2:38

yorgun ve çekingen hissedebilirler.

Dilbilgisi

at just the moment when ile tam zamanlamayı vurgulama

At just the moment when, başka bir olayın veya durumun gerçekleştiği kesin anı belirtir. Buradaki just, ‘tam olarak’ veya ‘tam da’ demektir; ‘az önce’ ya da ‘yalnızca’ anlamına gelmez. Sade bir when yan cümlesine göre iki şeyin aynı anda oluşuna daha çok vurgu yapar. Önemli bir dönüm noktasını, ironik bir uyumsuzluğu veya kötü zamanlamayı öne çıkarmak için sık kullanılır.

Alıştırma

Cümlede just, at just the moment when ifadesine hangi anlamı katar?

  1. Olayın kısa bir süre önce gerçekleştiğini belirtir.
  2. Zamanlamanın kesin olduğunu ve vurgulandığını belirtir.
  3. Yalnızca bir anın mevcut olduğunu belirtir.
Cevabı göster

Zamanlamanın kesin olduğunu ve vurgulandığını belirtir.

But these dissonant moods

2:41

Ancak bu uyumsuz ruh halleri de

also get edited out of memory. Öbek fiiller

2:43

hafızamızdan kurgulanıp çıkarılır.

Öbek fiiller

get edited out ile çıkarılmayı anlatma

Get edited out, ‘düzenleme yoluyla çıkarılmak’ demektir. Edit out bir öbek fiildir; out çıkarma anlamını taşır ve bu kullanımda gereklidir. get + past participle yapısı edilgenlik kurar: özne eyleme maruz kalır. Bu cümlede ifade mecazidir; hafıza, istenmeyen bir bölümü çıkaran editör gibi ele alınır.

Alıştırma

Cümleyi get, edit fiilinin doğru biçimi ve çıkarma anlamı veren parçacıkla tamamlayın: The long silence will ____ before the podcast is published.

Cevabı göster

get edited out

We'll remember the view over the ocean

2:45

Okyanus manzarasını,

far longer than the slight queasiness Dilbilgisi

2:47

o sırada içimize kapanmamıza neden olan hafif bir mide bulantısından

Dilbilgisi

Büyük bir karşılaştırma farkı için far longer than kullanımı

Far, longer than karşılaştırma ifadesini niteler. Burada farkın büyük olduğunu belirtir; yani manzaranın anısı, hafif mide bulantısının anısından çok daha uzun süre kalacaktır. Fiziksel uzaklık anlamına gelmez. Büyük bir farkı vurgulamak için far karşılaştırma biçiminden önce kullanılır: far longer than, far better than, far more useful than.

Alıştırma

Süre farkının çok büyük olduğunu göstermek için far sözcüğünü doğru yere koyan cümle hangisidir?

  1. The trip took far longer than we expected.
  2. The trip took longer far than we expected.
  3. The trip took far long than we expected.
Cevabı göster

The trip took far longer than we expected.

which turned us in on ourselves at the time. Deyimler

2:49

çok daha uzun süre hatırlarız.

Deyimler

turned us in on ourselves ifadesinin içe kapanma anlamı

Turned us in on ourselves, turn + kişi + in on + dönüşlülük zamiri kalıbını kullanır. Nesne ile dönüşlülük zamiri aynı kişilere işaret eder: us, ourselves ile eşleşir. Burada mide bulantısı, insanların kendi rahatsızlıklarına odaklanıp dışarıdaki manzaradan dikkatlerini çekmelerine neden olmuştur. İfadenin tamamı, dikkatin içe dönmesini ve insanların zihinsel olarak geri çekilmesini anlatır.

Alıştırma

Constant worry turned Maya in on herself cümlesinde Maya'ya ne oldu?

  1. Çalışmasını teslim etti.
  2. Kendisini polise ihbar etti.
  3. Kendi kaygılarına gömüldü ve diğer insanlardan uzaklaştı.
Cevabı göster

Kendi kaygılarına gömüldü ve diğer insanlardan uzaklaştı.

Our minds are cavernous, chaotic places.

2:52

Zihinlerimiz mağara gibi, kaotik yerlerdir.

So much courses through them

2:55

Zihnimizden, tam gözümüzün önünde olanla çok az ilgisi olan

that has little to do with what is right in front of our eyes. Notlar

2:57

o kadar çok şey geçer ki.

Kalıp ifadeler

has little to do with: ... ile pek ilgisi olmamak

“Has little to do with”, “... ile yalnızca çok az ilgili olmak” anlamına gelir. Burada, sürekli akan düşüncelerin gözlerin gördüğü şeyle büyük ölçüde ilgisiz olduğunu anlatır. Kalıp have/has + little + to do with + isim, zamir veya yan cümle şeklindedir. Bu kalıpta to do with, bağlantı bildiren sabit ifadenin bir parçasıdır; tamamlanacak bir iş olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

“... ile yalnızca çok az ilgili olmak” anlamındaki sabit ifadeyi tamamlayın: The delay ____ your internet connection.

Cevabı göster

has little to do with

Deyimler

right in front of our eyes: gözlerimizin hemen önünde

“Right in front of our eyes”, bir şeyin doğrudan görebileceğimiz yerde olduğunu anlatır. right, in front of ifadesini güçlendirir; burada “tam olarak” veya “doğrudan” anlamındadır, “doğru” ya da solun karşıtı olan yön anlamında değildir. Bu ifade, bir şeyin açıkça görülebilir veya yakında gerçekleşiyor olmasına rağmen gözden kaçırıldığını da ima edebilir. Bu cümlede, görülebilen gerçeklik ile dikkati başka yere çeken düşünceler karşılaştırılır.

Alıştırma

İngilizce cümleyi okuyun: “The clue was right in front of our eyes.” Burada right ne anlama geliyor?

  1. Sağ tarafta
  2. Doğru bir şekilde
  3. Tam olarak veya doğrudan
Cevabı göster

Tam olarak veya doğrudan

We can end up seeming ungrateful Öbek fiiller

3:00

Sonuç olarak, bulunduğumuz yere karşı

Öbek fiiller

end up seeming: istenmeden oluşan nihai bir izlenim

End up seeming ifadesinde end up bir sürecin nihai sonucunu, seeming ise bu sonucun başkalarında oluşturduğu izlenimi belirtir. Cümle, niyetimiz bu olmasa bile sonunda nankör görünebileceğimiz anlamına gelir. Aktarılabilir kalıp end up + -ing biçimidir: end up doing, saying, feeling veya seeming. Bu kalıp genellikle planlanmamış, beklenmedik ya da istenmeyen bir sonucu anlatır.

Alıştırma

Cümleyi istenmeden oluşan nihai bir izlenimi anlatan ifadeyle tamamlayın: If we ignore their help, we may ____ ungrateful.

Cevabı göster

end up seeming

to where we are.

3:03

nankörlük ediyormuşuz gibi görünebiliriz.

Someone is telling us an important story,

3:04

Biri bize önemli bir hikaye anlatıyordur

and not from any evil motive,

3:06

ve biz hiçbir kötü niyetten dolayı değil,

just from the difficulty of having to manage the entity called I,

3:08

sadece "Ben" denen varlığı idare etmenin zorluğundan ötürü,

we digest some regret or other instead. Kalıp ifadeler

3:12

onun yerine bir pişmanlığı ya da başka bir şeyi sindirmekle meşgul oluruz.

Kalıp ifadeler

some regret or other: belirtilmemiş bir pişmanlık

Some regret or other, hangi pişmanlık olduğu belirtilmeyen bir pişmanlık anlamına gelir. Some + tekil isim + or other kalıbı, konuşanın tam olarak hangisi olduğunu bilmediğini, adlandıramadığını ya da belirtmeyi önemli görmediğini gösterir. Buradaki or other iki seçenek sunmaz. Ses tonuna bağlı olarak ifade, some reason or other, some problem or other veya some excuse or other örneklerinde olduğu gibi, söz edilen şeyi biraz önemsiz gösteren bir hava da taşıyabilir.

Alıştırma

Hangi cümlede some + tekil isim + or other kalıbı belirtilmemiş tek bir nedeni anlatmak için kullanılmıştır?

  1. She left early either for work or for school.
  2. She left early for one clear reason.
  3. She left early for some reason or other.
Cevabı göster

She left early for some reason or other.

We're at a beautiful location,

3:16

Harika bir yerdeyizdir,

but we can barely take in the vegetation and the extraordinary views, Öbek fiiller

3:17

ama bitki örtüsünü ve o olağanüstü manzarayı neredeyse hiç algılayamayız,

Öbek fiiller

Take in: gördüğünü fark edip özümsemek

Burada take in, önündeki şeyi fark etmek, zihnen özümsemek ve ondan keyif almak anlamına gelir. Ardından gelen the vegetation and the extraordinary views sözleri, bu deyimsel fiilin manzara seyretme anlamında kullanıldığını gösterir. Barely ile birlikte cümle, manzaraya tam olarak dikkat veremediklerini anlatır. Bu, yalnızca see demekten daha güçlüdür; tüm deneyimi algılamak için zaman ayırma anlamı taşır.

Alıştırma

“We paused to take in the mountain view,” cümlesinde take in ne anlama gelir?

  1. Manzarayı tamamen fark edip takdir etmek
  2. Manzarayı daraltmak
  3. Manzarayı içeri taşımak
Cevabı göster

Manzarayı tamamen fark edip takdir etmek

so fixated are we on an event Dilbilgisi

3:21

çünkü altı ay sonra gerçekleşecek bir olaya

that will only occur in six months time.

3:23

öylesine saplanıp kalmışızdır.

Dilbilgisi

So fixated are we on...: vurgu amaçlı devrik yapı

so fixated are we on... yapısında so fixated sıfat öbeği vurgu için başa alınır. Bu öne alma devrik yapıyı tetikler: are fiili we öznesinden önce gelir. Normal sıra we are so fixated on... şeklindedir. Bu bir soru değil, bildirme cümlesidir. Bağlamda önceki sonucu açıklar: dikkatleri gelecekteki olaya öylesine yoğunlaşmıştır ki manzarayı neredeyse fark edemezler. Yeniden kullanılabilir kalıp so + sıfat + be + özne + tamamlayıcı şeklindedir; burada sonuç, devrik cümleden önce gelir.

Alıştırma

Resmî devrik yapıyı tamamlayın: Leo was so focused on the map that he missed the sign. So focused ____ on the map that he missed the sign.

Cevabı göster

was Leo

We need to be prepared for the weird way in which we align with the world

3:26

Dünyaya uyum sağlama şeklimizdeki bu tuhaflığa hazırlıklı olmalıyız

and not berate ourselves unduly

3:30

ve bedenimizin ve zihnimizin bulunduğu yerin

for our difficulties at doing justice Deyimler

3:32

hakkını veremediğimiz için

Deyimler

doing justice to something: bir şeyin değerini hakkıyla yansıtmak

Burada doing justice, do justice to something kalıbının bir parçasıdır. Bir şeyi gerçek niteliğinin hak ettiği ölçüde eksiksiz ve uygun biçimde göstermek, anlatmak, çevirmek, canlandırmak veya takdir etmek anlamına gelir. to ve onun nesnesi bu altyazı parçasından sonra devam eder. at sözcüğünden sonra do, -ing biçimi olan doing olur: difficulties at doing justice to something. Buradaki justice mahkemeyle ilgili değildir; ifade, konuyu yeterince yansıtmanın veya deneyimlemenin zor olduğunu anlatır.

Alıştırma

‘Dağın güzelliğini yeterince yansıtmak’ anlamındaki deyimle cümleyi tamamlayın: This quick photo doesn't ____ the mountain.

Cevabı göster

do justice to

to where our bodies and minds happen to be.

3:35

kendimizi gereksiz yere suçlamamalıyız.

We should be ready for this disloyalty

3:38

Bu sadakatsizliğin başka insanlarda da olabileceğine

in other people too.

3:39

hazırlıklı olmalıyız.

At moments when they look strangely worried

3:41

Bizim düzenlediğimiz bir partide

at a party we've laid on Öbek fiiller

3:43

tuhaf bir şekilde endişeli göründükleri anlarda

Öbek fiiller

laid on: ‘düzenledi veya sağladı’ anlamı

Burada laid on, «düzenledi veya sağladı» anlamındadır. A party we've laid on, insanların katılması için bizim düzenlediğimiz bir partidir. A party isim grubu ilgi cümleciğinden önce gelir; daha tam biçimi a party that we've laid on şeklindedir. We've, we have anlamına gelir ve laid, lay fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. Düzenleme veya sağlama anlamı daha çok Britanya İngilizcesinde kullanılır.

Alıştırma

‘Düzenledi veya sağladı’ anlamındaki Britanya İngilizcesine özgü öbek fiille cümleyi tamamlayın: Yesterday, the hotel ____ a free shuttle for conference guests.

Cevabı göster

laid on

or don't seem to be listening to a story we're telling them.

3:45

veya onlara anlattığımız bir hikayeyi dinlemiyor gibi göründüklerinde.

They too may just be experiencing Ton ve niyet

3:48

Onlar da sadece

some of the major difficulties of being in the present.

3:51

şimdiki zamanda yaşamanın o büyük zorluklarından bazılarını deneyimliyor olabilirler.

Ton ve niyet

may just be experiencing: temkinli ve anlayışlı bir olasılık

may just be experiencing ifadesinde may olasılık bildirir, be experiencing devam eden bir deneyimi anlatır ve just “yalnızca” ya da “belki sadece” anlamına gelir. Deneyimin az önce yaşandığı anlamına gelmez. Bu sözcükler birlikte, birinin davranışı için ölçülü ve anlayışlı bir açıklama sunar. Gerçek nedeni bilmediğinizde ve kesin bir yargıya varmak yerine başka bir olasılığa yer bırakmak istediğinizde bu yapıyı kullanabilirsiniz.

Alıştırma

Yeni bir iş arkadaşı çok sessiz. Hangi cümle kesin bir yargı yerine temkinli ve anlayışlı bir açıklama sunar?

  1. He is certainly being rude to everyone.
  2. He felt nervous only a moment ago.
  3. He may just be feeling nervous on his first day.
Cevabı göster

He may just be feeling nervous on his first day.

Like us,

3:54

Tıpkı bizim gibi,

they'll probably enjoy our encounter with us

3:55

şimdiki zaman güvenli bir şekilde yerini anılara bıraktığında

so much more when the present has safely given way to memory. Öbek fiiller

3:58

büyük ihtimalle bizimle olan o buluşmalarından çok daha fazla keyif alacaklardır.

Öbek fiiller

given way to memory: bir durumun yerini başka bir durumun alması

Given way to, has'ten sonra kullanılan give way to ifadesinin geçmiş zaman ortacı biçimidir. Bir durum için give way to kullanıldığında, ikinci durum başlarken ilk durum zayıflar, sona erer veya onun yerini ikinci durum alır. Burada the present has given way to memory, şimdiki anın geçip hatırlanan bir şeye dönüştüğü anlamına gelir. İfade, durumlar arasındaki geçişi vurgular; birinin kenara çekilmesini, teslim olmasını veya bir yapının çökmesini anlatmaz.

Alıştırma

Cümleyi give way to ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: After midnight, the loud music had ____ silence.

Cevabı göster

given way to