Anda Yaşamak Neden Bu Kadar Zor: İngilizce çalışma notları
The School of Life
Video özeti: Bu deneme, dikkatin hoş şimdiki andan neden uzaklaştığını sorar. Bellek sıkıcılığı ve rahatsızlığı silerken belirsizlik kaygı yaratır; son bölüm dalgınlığa anlayış önerir. Başlıca İngilizce noktaları: 1. "rooted in the now," Deyimsel ve Mecazi bir İfadedir: şimdiki ana kök salmış beden, uzamsal imgenin psikolojik varlığı anlatmasını fark ettirir. 2. "gives rise to" bir Kalıp Öbek ve Eşdizimdir: bir koşul sonuç üretir ve neden-sonucu resmî biçimde anlatmayı sağlar. 3. "so fixated are we on" bir Dilbilgisi ve Cümle Kalıbıdır: öne alınan sıfat ve devriklik vurguyu gösterir; yapı "we are so fixated on..." biçimine çevrilebilir.
Bu derste
Very many of us suffer from a peculiar sounding problem, Kalıp ifadeler
0:02Pek çoğumuz kulağa tuhaf gelen bir sorundan muzdaribiz:
suffer from + bir sorun veya durum
Bu cümlede suffer from, “bir şeyden ciddi biçimde olumsuz etkilenmek” anlamına gelir. From sonrasındaki ifade, sıkıntıya yol açan sorunu veya durumu belirtir; burada fiziksel bir hastalık değil, şimdiki anı tam olarak yaşayamama söz konusudur. Birini uzun süre etkileyen hastalık, zorluk veya zararlı durumları anlatmak için suffer from + isim öbeği kullanılır. Sorunun önündeki from bu yapının bir parçasıdır.
Alıştırma
Suffer from ifadesini present perfect simple biçiminde kullanarak cümleyi tamamlayın: For years, the neighborhood has ____ frequent power cuts.
Cevabı göster
suffered from
an inability properly to inhabit the stretch of time we call the present. Notlar
0:05"şu an" dediğimiz zaman dilimini tam anlamıyla yaşayamamak.
an inability ... to inhabit: inability to + fiil
An inability to + fiilin yalın hâli, bir kişinin veya şeyin bir eylemi gerçekleştiremediğini anlatan isim öbeğidir. Burada an inability ... to inhabit, şimdiki anın içinde tam olarak yaşayamamayı veya onu deneyimleyememeyi anlatır. Properly, inhabit fiilini niteler. To inhabit önündeki konumu resmî ve edebîdir; günlük İngilizcede an inability to inhabit the present properly aynı ilişkiyi ifade eder.
Alıştırma
Hangi cümle zorluk veya tek bir başarısız olay yerine genel bir yetenek eksikliğini en açık biçimde anlatır?
- The machine failed to detect one faint signal during yesterday's test.
- The machine's inability to detect very faint signals is a serious design flaw.
- The machine's difficulty detecting very faint signals slows the inspection.
Cevabı göster
The machine's inability to detect very faint signals is a serious design flaw.
Bir mecaz olarak “inhabit the stretch of time”
Inhabit normalde bir yerde yaşamayı anlatır. Burada yazar zamanı bir mekân gibi ele alır: inhabit the stretch of time, o zaman diliminin içinde zihinsel ve duygusal olarak gerçekten bulunmak demektir. Ardından gelen we call the present, bu zaman diliminin şimdiki an olduğunu belirtir. Zaman gerçek anlamda bir ev değildir; bu mecaz, zihni başka bir yerde bırakmak yerine şimdiki anı bütünüyle deneyimlemek anlamına gelir.
Alıştırma
Bu cümlede “inhabit the stretch of time” ne anlama geliyor?
- Şimdiki zamanın ne kadar sürdüğünü ölçmek
- Sınırlı bir süre için bir eve sahip olmak
- Bir zaman diliminin içinde tamamen mevcut olmak
Cevabı göster
Bir zaman diliminin içinde tamamen mevcut olmak
Maybe we're on a beautiful beach on a sunny day,
0:11Güneşli bir günde, harika bir plajda olabiliriz,
the sky is azure and the palm trees slender and implausibly delicate.
0:14gökyüzü masmavi, palmiye ağaçları ince ve inanılmaz derecede narindir.
Zihinsel mevcudiyet anlamında “actually here at all”
Here normalde bir yeri gösterir, ancak bu bağlamda zihnen mevcut olmak ve şu anda olup bitenlere dikkat etmek anlamına gelir. Bir kişi fiziksel olarak bir yerde olabilir ama bu anlamda here olmayabilir. Actually, görünüş ile gerçeklik arasındaki karşıtlığı gösterir; at all ise olumsuz ifadeyi güçlendirir. Bu sözcükler birlikte, çoğu insanın oradaymış gibi görünebileceğini ancak dikkatinin o anki deneyimde gerçekten bulunmadığını anlatır.
Alıştırma
Bu bağlamda “actually here at all” ne anlatıyor?
- Şimdiki ana gerçekten dikkat etmek ve onu deneyimlemek
- Konuşmacının belirttiği fiziksel noktanın tam üzerinde durmak
- Daha sonra o yeri ziyaret edebilecek durumda olmak
Cevabı göster
Şimdiki ana gerçekten dikkat etmek ve onu deneyimlemek
Or maybe we're at the birthday of a child.
0:29Ya da belki bir çocuğun doğum günü partisindeyizdir.
It's enormously significant for her and we love her dearly,
0:32Bu onun için son derece önemlidir ve onu çok seviyoruzdur,
rooted in the now: şimdiki ana kök salmak
Rooted in, kökleri onu bir yerde sıkıca tutan bir bitki görüntüsünü kullanır. Burada düşünceler başka yerlere gidebilse bile bedenin şimdiki anda sağlam biçimde bulunduğu anlamına gelir. The now ifadesinde now, “şimdiki an” anlamına gelen bir isim hâline gelir. Bu ifade mecazdır; bedenin gerçek bitki kökleri yoktur.
Alıştırma
“During the breathing exercise, I felt rooted in the now,” cümlesinde “rooted in the now” ne anlama gelir?
- Yalnızca uzak geçmişi düşünmek
- Hemen bitki kökleri çıkarmak
- Şimdiki ana sıkıca bağlı olmak
Cevabı göster
Şimdiki ana sıkıca bağlı olmak
but our minds are skipping to points in both the future and the past. Deyimler
0:39fakat zihnimiz hem gelecekteki hem de geçmişteki noktalara atlıyordur.
minds are skipping to points: zihnin farklı anlara atlaması
Skipping to points, zihni bir yerden başka bir yere hızla hareket ediyormuş gibi gösterir. Buradaki yerler zaman içindeki anlardır; dolayısıyla zihin dikkatini gelecekteki ve geçmişteki belirli anlara sürekli kaydırır. Bu hareket mecazdır. Skipping to, dikkati doğrudan o anlara taşımak anlamına gelir; fiziksel olarak zıplamak veya o noktaları atlamak anlamına gelmez.
Alıştırma
Hangi cümle Maya'nın dikkatinin hızla gelecekteki bir ana kaydığını anlatır?
- Maya skipped the concert.
- Maya's thoughts skipped to the day of the concert.
- Maya skipped over the concert date in her calendar.
Cevabı göster
Maya's thoughts skipped to the day of the concert.
What is it that makes ... so difficult to ...?: kesin nedeni vurgulayarak sorma
What is it that ...?, bir durumun arkasındaki belirli etkeni özellikle sormak için kullanılan vurgulu bir soru kalıbıdır. Bu kalıpta it daha önce geçen bir şeyi göstermez; soru yapısının bir parçasıdır. Araya giren especially the nicer moments of the present ifadesi soruyu normalde hoş olması gereken şimdiki anlara daraltır. Cümlecik make + nesne + sıfat tümleci yapısını kullanır: makes the present ... so difficult. to experience properly mastar yapısı, neyi yapmanın zor olduğunu açıklar. Yapı bir bütün olarak yalnızca şimdiki zamanı yaşamanın zor olduğunu söylemek yerine dikkati nedeni belirlemeye yöneltir.
Alıştırma
Düşündürücü soruyu vurgulu soru kalıbıyla tamamlayın: ____ makes a familiar place so difficult to describe?
Cevabı göster
What is it that
Conversely: düşüncenin yönünü tersine çevirme
Conversely, dinleyiciye az önce ele alınan ilişkinin yönünü tersine çevirmesini söyleyen bir bağlayıcı zarftır. Yalnızca bir farklılık bildirmez; sonraki düşünceyi ilk düşüncenin zıt ya da ters yönden görülen biçimi olarak sunar. Bu parçada, şimdiki anları takdir etmenin neden zor olduğuna ilişkin önceki soruyu ters yönden gelecek bir soruya bağlar: Bu anlar sona erdikten sonra onları takdir etmek neden daha kolay olabilir? Virgüller, conversely sözcüğünün temel why soru yapısının bir parçası değil, cümlenin tamamını düzenleyen bir işaret olduğunu gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle bir ilişkinin yönünü tersine çevirmek için conversely sözcüğünü doğru kullanıyor?
- Trust can improve communication; conversely, open communication can build trust.
- Trust can improve communication; conversely, some teams meet on Mondays.
- Trust can improve communication; conversely, good communication does not solve every problem.
Cevabı göster
Trust can improve communication; conversely, open communication can build trust.
can so many events feel easier to enjoy, appreciate, Dilbilgisi
0:53pek çok olay tamamen bittikten sonra,
and perceive when they're firmly over.
0:57tadını çıkarması, kıymetini bilmesi ve algılaması daha kolay hissettirir?
feel easier to ... when ...: bir deneyimi belirli bir koşul altında değerlendirmek
Özne + feel + karşılaştırma sıfatı + to-infinitive kalıbı, öznenin bir kişi tarafından deneyimlenmesinin veya ele alınmasının ne kadar kolay ya da zor geldiğini anlatır. Burada the events, enjoy, appreciate ve perceive eylemlerinin nesnesidir; bu eylemleri olaylar yapmaz. when yan cümlesi bu değerlendirmenin geçerli olduğu koşulu verir: olaylar kesin olarak bittikten sonra daha kolay gelir. Firmly over, belirsizliğin ve riskin ortadan kalktığını vurgular.
Alıştırma
“The puzzle felt easier to solve after we found the first clue,” cümlesindeki yapı ne anlama gelir?
- İlk ipucunu bulduktan sonra bulmacayı çözmek bize daha az zor geldi.
- Bulmaca, ipucundan sonra başka bir problemi çözdü.
- Bulmacayı herhangi bir ipucu bulmadan önce çözdük.
Cevabı göster
İlk ipucunu bulduktan sonra bulmacayı çözmek bize daha az zor geldi.
a dramatically foreshortened, edited version of the present: şimdiki zamanın büyük ölçüde kısaltılmış ve düzenlenmiş bir versiyonu
Bu ifade, geçmişin bellekte nasıl göründüğünü anlatan bir benzetmedir. Foreshortened burada büyük ölçüde sıkıştırılmış demektir: uzun zaman dilimleri ve birçok ayrıntı kısalır ya da kaybolur. Edited seçimi anlatır; bellek bazı anları saklarken diğerlerini dışarıda bırakır. Geçmişe şimdiki zamanın bir version’ı denmesi, gerçeklerin resmî olarak yeniden yazıldığı anlamına gelmez. Hatırlanan yaşamın, bir zamanlar gerçek zamanlı olarak yaşanan bütün deneyimin kısaltılmış ve seçilmiş bir kurgusu gibi gelebileceğini anlatır.
Alıştırma
“Memory gave her a foreshortened, edited version of the journey,” ifadesi neyi anlatıyor?
- Her anı aynı ayrıntı düzeyinde hatırlıyor.
- Yolculuğu bir perspektif tekniği kullanarak çizdi.
- Bütün deneyimin kısaltılmış ve seçilmiş bir bölümünü hatırlıyor.
Cevabı göster
Bütün deneyimin kısaltılmış ve seçilmiş bir bölümünü hatırlıyor.
contain a range of dull or uncomfortable moments. Kalıp ifadeler
1:09bir dizi sıkıcı ya da rahatsız edici an içerir.
a range of + çoğul isim
Bu cümlede a range of, “birkaç farklı türde” veya “çeşitli” anlamına gelir. Sıkıcı ya da rahatsız edici anları, farklı örneklerden oluşan bir grup olarak toplar; fiziksel bir menzil veya ölçülmüş bir aralık anlatmaz. Kalıp a range of + çoğul isim şeklindedir: a range of moments. Yalnızca sayının çokluğunu değil, çeşitliliği vurgulamak istediğinizde kullanın.
Alıştırma
Cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? The science fair includes ___ projects, from robots to plant experiments.
- a piece of
- a pair of
- a range of
Cevabı göster
a range of
like skilled editors of hours of raw and often uninspired footage, Anlatım akışı
1:14saatlerce süren ham ve genellikle sıradan çekimleri işleyen yetenekli kurgucular gibi,
like skilled editors...: fikri düzenleyen bir karşılaştırma
Like ile başlayan ifade bir karşılaştırma kurar: anıları oluşturan kişiler, saatlerce süren kurgulanmamış ve bazen ilgi çekici olmayan malzemeyi inceleyen usta film kurgucuları gibi gösterilir. Raw footage, seçilip kurgulanmadan önceki görüntü malzemesi demektir. Bu karşılaştırma, ardından gelen fikirleri düzenler. Anları seçmek ve diziler oluşturmak gibi eylemlerin tümü aynı kurgu görüntüsü üzerinden anlaşılabilir; böylece soyut bir zihinsel süreci gözde canlandırmak kolaylaşır.
Alıştırma
Baştaki karşılaştırma okuyucunun neyi anlamasına yardımcı olur?
- Ham görüntülerin her bölümü eşit ölçüde ilham vericidir ve saklanmalıdır.
- İnsanlar, kurgucuların ham görüntüleri bir dizi hâline getirmesine benzer biçimde seçilmiş anlardan anılar oluşturur.
- Anlatılan kişiler film yapan profesyonel kurguculardır.
Cevabı göster
İnsanlar, kurgucuların ham görüntüleri bir dizi hâline getirmesine benzer biçimde seçilmiş anlardan anılar oluşturur.
Lock on to: dikkati bir hedefe yöneltmek
Burada lock on to, dikkati bir hedefe sıkıca yöneltmek demektir. Konuşmacı, her anı eşit ölçüde fark etmek yerine sonuçları en önemli olan anları seçtiğimizi söylüyor. Kalıp lock on to + hedef şeklindedir. Bir kişinin bir fikre yoğunlaşmasını ya da bir kamera, radar veya başka bir sistemin bir nesneyi izlemeye başlamasını anlatabilir. Bu cümlede izleme görüntüsü mecazi olarak kullanılmıştır.
Alıştırma
Derste öğrendiğiniz ve “dikkati sıkıca yöneltmek” anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle cümleyi tamamlayın: During the debate, try to ____ the main question instead of every small detail.
Cevabı göster
lock on to
and therefore construct sequences that feel a great deal more meaningful Dilbilgisi
1:22ve böylece bu anları yaratan ortamdan
and interesting than the settings that generated them.
1:26çok daha anlamlı ve ilginç hissettiren sahneler kurgulayabiliriz.
A great deal more ... than: güçlü bir karşılaştırma
A great deal, farkı güçlendirmek için karşılaştırma biçiminden önce gelir. a great deal more meaningful and interesting than ifadesinde çok daha anlamındadır: diziler, onları ortaya çıkaran ortamlardan çok daha anlamlı ve çok daha ilgi çekici gelir. Yeniden kullanılabilen kalıp a great deal + karşılaştırma biçimi + than şeklindedir. Bu cümlede tek bir a great deal, birbirine bağlanan meaningful ve interesting sıfatlarının yaptığı karşılaştırmayı birlikte güçlendirir; bu yüzden tekrarlanması gerekmez.
Alıştırma
A great deal kullanarak güçlü ve olumlu karşılaştırmayı tamamlayın: Because it labels every street, the updated map is ____ useful than the old one.
Cevabı göster
a great deal more
can be reduced to: içeriği daha küçük bir sonuca indirgemek
can be reduced to ifadesinde can olasılığı belirtirken be reduced edilgen yapıdadır: malzeme eylemden etkilenir ve eylemi yapan kişinin belirtilmesi gerekmez. Burada reduce ... to, büyük miktardaki bir şeyi daha küçük bir son biçime sıkıştırmak veya özünü çıkarmak anlamına gelir. Saatler süren sıradan deneyim, beş ya da altı ideal anı görüntüsüne dönüşür; to yalnızca daha küçük bir sayıyı değil, sonucu belirtir.
Alıştırma
Cümleyi “içine sıkıştırılabilir” anlamındaki edilgen ifadeyle tamamlayın: The two-hour meeting ____ a one-page summary.
Cevabı göster
can be reduced to
Nostalgia is the present enhanced by an editing machine: mecazi bir tanım
Cümle X is Y tanım kalıbını kullanır, ancak bu tanım bilinçli olarak mecazidir. Nostaljinin, hafızanın hatırladıklarımızı seçip kesip parlatmasından sonraki bugüne benzediğini söyler. Buradaki editing machine gerçek bir aygıt değildir. Enhanced, kısaltılmış bir ilgi cümleciğinin parçasıdır: the present enhanced by ... ifadesi, “the present that has been enhanced by ...” anlamına gelir. Edilgen ifade, hafızanın düzenleme sürecini dışarıdan çalışan bir araç gibi gösterir ve düşünceyi özlü biçimde özetler.
Alıştırma
"Nostalgia is the present enhanced by an editing machine" cümlesindeki mecazı en iyi hangi açıklama yansıtır?
- Hafıza deneyimi düzenleyerek sakladığımız biçimin daha iyi görünmesini sağlar.
- Nostalji, hiçbir ayrıntıyı seçmeden bugünü kaydetmek demektir.
- Gerçek bir makine şu anda olan her şeyi nesnel olarak iyileştirir.
Cevabı göster
Hafıza deneyimi düzenleyerek sakladığımız biçimin daha iyi görünmesini sağlar.
İsim işlevli özne olarak Much of what ... is ...
Much of what ruins the present ifadesinin tamamı cümlenin öznesidir. Buradaki what ruins the present, öncülünü kendi içinde barındıran birleşik bir ilgi yan cümlesidir. What soru sözcüğü değildir; “... yapan şey ya da şeyler” anlamına gelir. Much of ise “bunun büyük bir kısmı” anlamını ekler. Much of what + yan cümle kalıbı, birçok nedeni veya gerçeği isim gibi işleyen tek ve geniş bir öznede birleştirebilir. Bu cümlede kalıp, şimdiki anı mahveden etkenlerin büyük bir kısmının kaygı olduğu temel yargısına götürür.
Alıştırma
Hangi cümlede what, isim gibi işleyen bir özne içinde “... yapan şey ya da şeyler” anlamında doğru kullanılmıştır?
- Much of what that we fear never happens.
- Many of what we fear never happens.
- Much of that we fear never happens.
- Much of what we fear never happens.
Cevabı göster
Much of what we fear never happens.
sheer anxiety: vurgu yapan sıfat sheer
Anxiety sözcüğünden önce gelen sheer, “tam” veya “mutlak” anlamında vurgu yapan bir sıfattır. Sheer anxiety, duyguyu saf ve yoğun bir kaygı olarak sunar ve şimdiki anı mahvetmedeki rolünü güçlü biçimde vurgular. Sheer sözcüğünün anlamını yanındaki isim ve bağlam belirler. Burada “şeffaf”, “ince” veya “sarp” anlamına gelmez; bu anlamlar sheer fabric veya a sheer cliff gibi bağlamlarda kullanılır.
Alıştırma
“The delay came from sheer confusion,” cümlesinde sheer ne anlatır?
- Nedenin tam bir kafa karışıklığı olduğu güçlü biçimde vurgulanıyor.
- Kafa karışıklığı sarp bir uçurumun yanında yaşandı.
- Kafa karışıklığı küçük ve önemsizdi.
- Kafa karışıklığı şeffaftı ve içinden kolayca görülebiliyordu.
Cevabı göster
Nedenin tam bir kafa karışıklığı olduğu güçlü biçimde vurgulanıyor.
The present always contains an enormous number of possibilities, Kalıp ifadeler
1:45Şu an, daima çok sayıda olasılık barındırır,
an enormous number of + çoğul sayılabilen isim
An enormous number of, “çok büyük sayıda” veya “çok fazla” anlamına gelir. Güçlü bir vurgu yapar: olasılıklar yalnızca çok değildir; kolayca listelenemeyecek veya değerlendirilemeyecek kadar fazladır. An enormous number of + çoğul sayılabilen isim kalıbını kullanın. Örneğin: an enormous number of possibilities. Bu grubun tamamı özne olduğunda İngilizcede fiil genellikle çoğul isme göre biçimlenir: An enormous number of possibilities exist.
Alıştırma
Sayılabilen şeylerin çok fazla olduğunu vurgulamak için an enormous number of ifadesini hangi cümle doğru kullanıyor?
- An enormous number of information is available online.
- An enormous number of stars are visible tonight.
- An enormous number of stars is visible tonight.
Cevabı göster
An enormous number of stars are visible tonight.
be aware of ve sonda bırakılan edat
Be aware of something, bir şeyin var olduğunu bilmek veya onu akılda tutmak anlamına gelir. Burada which, daha önce sözü edilen birçok olasılığa gönderme yapar; bu nedenle we're constantly aware of, bu olasılıkların konuşanların sürekli dikkatinde olduğunu ifade eder. İlgi cümleciğinde which başa geçer, ancak of aware sözcüğünden sonra kalır: possibilities which we're constantly aware of. Buna edatın sonda bırakılması denir ve İngilizcede normal bir yapıdır.
Alıştırma
İlgi cümleciğini be aware of için gereken edatla tamamlayın: These are the safety risks that every cyclist should be aware ____.
Cevabı göster
of
Give rise to: resmî bir neden-sonuç ifadesi
Give rise to, “neden olmak” veya “ortaya çıkarmak” anlamına gelir. Bu cümlede belirsizlik, belirli bir nesnesi olmayan genel bir kaygı oluşturur. Yapı give/gives/gave rise to + isim veya isim öbeğidir. Burada özne which olduğu için geniş zaman fiili gives biçimindedir.
Alıştırma
Cümleyi give rise to ifadesinin doğru geçmiş zaman biçimiyle tamamlayın: The sudden policy change ____ many questions.
Cevabı göster
gave rise to
Trails around us: kaygının bizi takip eden bir şey olarak anlatılması
Trails burada “arkadan takip etmek” anlamına gelen bir fiildir. Cümle, kaygıyı sürekli bizi izleyen bir kişi veya nesneymiş gibi gösterir. Around us gerçek bir yolu tarif etmez. Kaygının yakınımızda kaldığını ve çoğu zaman bize eşlik ettiğini gösterir. Bu kişileştirme, kaygının süren varlığını daha canlı hissettirir.
Alıştırma
The worry trails around us neyi anlatır?
- Biz hareket edince aniden kaybolur.
- Bizi takip etmeyi veya bize eşlik etmeyi sürdürür.
- Yerde görülebilen bir yol oluşturur.
Cevabı göster
Bizi takip etmeyi veya bize eşlik etmeyi sürdürür.
what is to come: ileride olacak şeyler
Bu cümlede what is to come, “gelecekte olacak şeyler” demektir. Tüm yan cümle, of sözcüğünden sonra isim gibi görev yapar: of what is to come. Buradaki is to come bir emir vermez ve planlanmış bir programı bildirmez. Bu kısa ifade bilinmeyen geleceği anlatır ve çoğu zaman düşünceli ya da biraz ciddi bir bekleyiş hissi verir.
Alıştırma
Bu cümlede what is to come ne anlama geliyor?
- birinin uyması gereken bir emir
- zaten gerçekleşmiş olaylar
- gelecekte olacak şeyler
Cevabı göster
gelecekte olacak şeyler
only a very limited range of awful things do ever come to pass, Notlar
2:07korkunç şeylerin sadece çok sınırlı bir kısmı gerçekten başımıza gelir,
do ever: olumlu cümlede vurgu
Bu olumlu cümlede do, vurgu yapan bir yardımcı fiildir. Vurgulu söylenir ve ifadeyi güçlendirir; ayrı bir eylemi anlatmaz. Ardından gelen ana fiil yalın hâlde kalır: do ... come. ever, “herhangi bir zamanda” anlamını ekler. only a very limited range ile birlikte do ever şu karşıtlığı vurgular: birçok kötü sonuçtan korkulur, ama bunların çok azı gerçekten gerçekleşir.
Alıştırma
İfadenin gerçekten doğru olduğunu vurgulamak için cümleyi do + ever ile tamamlayın: Only a few of our worries ____ come true.
Cevabı göster
do ever
come to pass: gerçekleşmek anlamında resmî bir ifade
Burada come to pass, “gerçekten meydana gelmek” veya “gerçeğe dönüşmek” anlamındadır. Cümle, insanların kaygılandığı korkunç şeylerin yalnızca küçük bir bölümünün gerçekten yaşandığını söylüyor. Bu kalıplaşmış bir deyimdir; bu nedenle pass, bir şeyin yanından geçmek veya izin belgesi almak anlamına gelmez. İfadenin tamamı bir olayın gerçeğe dönüşmesini anlatır.
Alıştırma
“Very few of the things we fear come to pass,” cümlesinde come to pass ne anlama gelir?
- yanımızdan geçmek
- gerçekten meydana gelmek
- resmî izin almak
Cevabı göster
gerçekten meydana gelmek
hemen anlamındaki at once
Burada at once, “hemen” veya “gecikmeden” demektir. Kaygının ne zaman unutulduğunu, yani sonuç öğrenilir öğrenilmez unutulduğunu belirtir. at once, forget the anxiety fiil grubundan sonra gelerek bu eylemin zamanını belirtir. at once ifadesinin hangi anlamda kullanıldığını yalnızca sözcük sırası değil, bağlam gösterir.
Alıştırma
“If the alarm rings, leave the room at once,” cümlesinde at once ne anlama gelir?
- başka biriyle aynı anda
- birdenbire
- hemen
Cevabı göster
hemen
or rather, shift it to the new present. Anlatım akışı
2:13ya da daha doğrusu onu yeni şimdiki zamana aktarırız.
Anında kendini düzeltmek için or rather
Or rather, konuşanın kendini hemen düzelttiğini gösterir. Dinleyiciye, az önceki ifadeyi sonraki sözlerle değiştirmesi veya daha kesin hâle getirmesi gerektiğini bildirir; dolayısıyla sonraki kısım daha doğru anlatımdır. Burada konuşan, kaygıyla ilgili düşüncenin tamamını reddetmez. Eylemi kaygıyı unutmaktan onu yeni ana taşımaya doğru düzeltir. Bilgi, ilk ifadenin ardından daha kesin bir ifade gelecek şekilde düzenlenir. Buradaki rather, or rather kalıbının parçasıdır; tercih bildirmez.
Alıştırma
Dersteki iki sözcüklü belirteçle öz düzeltmeyi tamamlayın: We will meet on Friday—____, early Saturday morning.
Cevabı göster
or rather
is how much of that event we actually spent
2:19asla gerçekleşmeyen korkunç bir geleceği beklemekle
what ... is how much ... spent anticipating yapısı
Bu cümle, bilgiyi tanımlayan What + clause + be + how much + clause kalıbını kullanır. Özne olan what we leave out of it, eksik bilgiyi genel olarak adlandırır. is'ten sonraki yan cümle, bu bilginin bir şeyi beklemeye ayrılan olay süresi ya da oranı olduğunu açıklar. İkinci yan cümlede spend, spend + süre + -ing form kalıbını izler. how much of that event, how much nedeniyle öne taşınmıştır; ancak anlamca hâlâ spent'e bağlı süreyi temsil eder ve anticipating eylemine harcanan zamanı ölçer, geleceğin miktarını değil. Bu bir içe gömülü yan cümle olduğu için did we ... spend soru dizilişi yerine we ... spent bildirme dizilişini korur.
Alıştırma
Hangi cümle, gömülü yan cümle sözcük dizilişiyle aynı What ... be ... how much ... yapısını kullanır?
- What surprised me was that we had spent a long time waiting.
- What surprised me was how much time we had spent waiting.
- How much time did we spend waiting?
Cevabı göster
What surprised me was how much time we had spent waiting.
contribute to: bir sonuca katkıda bulunan nedeni belirtmek
Bu cümlede contribute to, 'bir sonucun ortaya çıkmasına yardım etmek' veya 'nedenlerden biri olmak' anlamına gelir. Beden, dikkati şimdiki andan uzaklaştıran bir başka etken olarak sunulur; burada bir şey verme veya bağışlama anlamı yoktur. Yapı contribute to + isim öbeği ya da fiilin -ing biçimidir. Buradaki to bir edattır ve our distraction from the present onun nesnesi olan isim öbeğidir.
Alıştırma
'Bir etken olarak bir sonucun ortaya çıkmasına yardım etmek' anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: Lack of sleep can ____ difficulty concentrating.
Cevabı göster
contribute to
They have their own moods and itineraries. Deyimler
2:31Onların da kendi ruh halleri ve rotaları vardır.
have their own moods and itineraries: bedenleri kişileştirmek
They, önceki cümledeki our bodies ifadesine gönderme yapar. Cümle, bedenlerin ruh halleri ve güzergâhları olduğunu söyleyerek onları, duyguları ve seyahat planları olan insanlar gibi kişileştirir. Moods değişen fiziksel durumları temsil ederken itineraries bu durumların izlediği düzenleri veya yolları mecazi biçimde anlatır. Buradaki düşünce, bedenin bilinçli planlara her zaman uymadığı ve kendine özgü ritimleriyle tepkileri olduğudur.
Alıştırma
Kişileştirilmiş 'Bodies have their own moods and itineraries,' cümlesi ne anlatır?
- Rutinleri hiç değişmediği için kendilerini her zaman aynı hissederler.
- Bedenleri gerçekten seyahat planlayıp seyahat programları yazar.
- Fiziksel durumları, bilinçli niyetin tamamen denetleyemediği değişen düzenler izler.
Cevabı göster
Fiziksel durumları, bilinçli niyetin tamamen denetleyemediği değişen düzenler izler.
at just the moment when the landscape around us Dilbilgisi
2:36görkem ve özgüven gerektirdiği bir anda,
at just the moment when ile tam zamanlamayı vurgulama
At just the moment when, başka bir olayın veya durumun gerçekleştiği kesin anı belirtir. Buradaki just, ‘tam olarak’ veya ‘tam da’ demektir; ‘az önce’ ya da ‘yalnızca’ anlamına gelmez. Sade bir when yan cümlesine göre iki şeyin aynı anda oluşuna daha çok vurgu yapar. Önemli bir dönüm noktasını, ironik bir uyumsuzluğu veya kötü zamanlamayı öne çıkarmak için sık kullanılır.
Alıştırma
Cümlede just, at just the moment when ifadesine hangi anlamı katar?
- Olayın kısa bir süre önce gerçekleştiğini belirtir.
- Zamanlamanın kesin olduğunu ve vurgulandığını belirtir.
- Yalnızca bir anın mevcut olduğunu belirtir.
Cevabı göster
Zamanlamanın kesin olduğunu ve vurgulandığını belirtir.
get edited out ile çıkarılmayı anlatma
Get edited out, ‘düzenleme yoluyla çıkarılmak’ demektir. Edit out bir öbek fiildir; out çıkarma anlamını taşır ve bu kullanımda gereklidir. get + past participle yapısı edilgenlik kurar: özne eyleme maruz kalır. Bu cümlede ifade mecazidir; hafıza, istenmeyen bir bölümü çıkaran editör gibi ele alınır.
Alıştırma
Cümleyi get, edit fiilinin doğru biçimi ve çıkarma anlamı veren parçacıkla tamamlayın: The long silence will ____ before the podcast is published.
Cevabı göster
get edited out
far longer than the slight queasiness Dilbilgisi
2:47o sırada içimize kapanmamıza neden olan hafif bir mide bulantısından
Büyük bir karşılaştırma farkı için far longer than kullanımı
Far, longer than karşılaştırma ifadesini niteler. Burada farkın büyük olduğunu belirtir; yani manzaranın anısı, hafif mide bulantısının anısından çok daha uzun süre kalacaktır. Fiziksel uzaklık anlamına gelmez. Büyük bir farkı vurgulamak için far karşılaştırma biçiminden önce kullanılır: far longer than, far better than, far more useful than.
Alıştırma
Süre farkının çok büyük olduğunu göstermek için far sözcüğünü doğru yere koyan cümle hangisidir?
- The trip took far longer than we expected.
- The trip took longer far than we expected.
- The trip took far long than we expected.
Cevabı göster
The trip took far longer than we expected.
turned us in on ourselves ifadesinin içe kapanma anlamı
Turned us in on ourselves, turn + kişi + in on + dönüşlülük zamiri kalıbını kullanır. Nesne ile dönüşlülük zamiri aynı kişilere işaret eder: us, ourselves ile eşleşir. Burada mide bulantısı, insanların kendi rahatsızlıklarına odaklanıp dışarıdaki manzaradan dikkatlerini çekmelerine neden olmuştur. İfadenin tamamı, dikkatin içe dönmesini ve insanların zihinsel olarak geri çekilmesini anlatır.
Alıştırma
Constant worry turned Maya in on herself cümlesinde Maya'ya ne oldu?
- Çalışmasını teslim etti.
- Kendisini polise ihbar etti.
- Kendi kaygılarına gömüldü ve diğer insanlardan uzaklaştı.
Cevabı göster
Kendi kaygılarına gömüldü ve diğer insanlardan uzaklaştı.
that has little to do with what is right in front of our eyes. Notlar
2:57o kadar çok şey geçer ki.
has little to do with: ... ile pek ilgisi olmamak
“Has little to do with”, “... ile yalnızca çok az ilgili olmak” anlamına gelir. Burada, sürekli akan düşüncelerin gözlerin gördüğü şeyle büyük ölçüde ilgisiz olduğunu anlatır. Kalıp have/has + little + to do with + isim, zamir veya yan cümle şeklindedir. Bu kalıpta to do with, bağlantı bildiren sabit ifadenin bir parçasıdır; tamamlanacak bir iş olduğu anlamına gelmez.
Alıştırma
“... ile yalnızca çok az ilgili olmak” anlamındaki sabit ifadeyi tamamlayın: The delay ____ your internet connection.
Cevabı göster
has little to do with
right in front of our eyes: gözlerimizin hemen önünde
“Right in front of our eyes”, bir şeyin doğrudan görebileceğimiz yerde olduğunu anlatır. right, in front of ifadesini güçlendirir; burada “tam olarak” veya “doğrudan” anlamındadır, “doğru” ya da solun karşıtı olan yön anlamında değildir. Bu ifade, bir şeyin açıkça görülebilir veya yakında gerçekleşiyor olmasına rağmen gözden kaçırıldığını da ima edebilir. Bu cümlede, görülebilen gerçeklik ile dikkati başka yere çeken düşünceler karşılaştırılır.
Alıştırma
İngilizce cümleyi okuyun: “The clue was right in front of our eyes.” Burada right ne anlama geliyor?
- Sağ tarafta
- Doğru bir şekilde
- Tam olarak veya doğrudan
Cevabı göster
Tam olarak veya doğrudan
end up seeming: istenmeden oluşan nihai bir izlenim
End up seeming ifadesinde end up bir sürecin nihai sonucunu, seeming ise bu sonucun başkalarında oluşturduğu izlenimi belirtir. Cümle, niyetimiz bu olmasa bile sonunda nankör görünebileceğimiz anlamına gelir. Aktarılabilir kalıp end up + -ing biçimidir: end up doing, saying, feeling veya seeming. Bu kalıp genellikle planlanmamış, beklenmedik ya da istenmeyen bir sonucu anlatır.
Alıştırma
Cümleyi istenmeden oluşan nihai bir izlenimi anlatan ifadeyle tamamlayın: If we ignore their help, we may ____ ungrateful.
Cevabı göster
end up seeming
just from the difficulty of having to manage the entity called I,
3:08sadece "Ben" denen varlığı idare etmenin zorluğundan ötürü,
we digest some regret or other instead. Kalıp ifadeler
3:12onun yerine bir pişmanlığı ya da başka bir şeyi sindirmekle meşgul oluruz.
some regret or other: belirtilmemiş bir pişmanlık
Some regret or other, hangi pişmanlık olduğu belirtilmeyen bir pişmanlık anlamına gelir. Some + tekil isim + or other kalıbı, konuşanın tam olarak hangisi olduğunu bilmediğini, adlandıramadığını ya da belirtmeyi önemli görmediğini gösterir. Buradaki or other iki seçenek sunmaz. Ses tonuna bağlı olarak ifade, some reason or other, some problem or other veya some excuse or other örneklerinde olduğu gibi, söz edilen şeyi biraz önemsiz gösteren bir hava da taşıyabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede some + tekil isim + or other kalıbı belirtilmemiş tek bir nedeni anlatmak için kullanılmıştır?
- She left early either for work or for school.
- She left early for one clear reason.
- She left early for some reason or other.
Cevabı göster
She left early for some reason or other.
but we can barely take in the vegetation and the extraordinary views, Öbek fiiller
3:17ama bitki örtüsünü ve o olağanüstü manzarayı neredeyse hiç algılayamayız,
Take in: gördüğünü fark edip özümsemek
Burada take in, önündeki şeyi fark etmek, zihnen özümsemek ve ondan keyif almak anlamına gelir. Ardından gelen the vegetation and the extraordinary views sözleri, bu deyimsel fiilin manzara seyretme anlamında kullanıldığını gösterir. Barely ile birlikte cümle, manzaraya tam olarak dikkat veremediklerini anlatır. Bu, yalnızca see demekten daha güçlüdür; tüm deneyimi algılamak için zaman ayırma anlamı taşır.
Alıştırma
“We paused to take in the mountain view,” cümlesinde take in ne anlama gelir?
- Manzarayı tamamen fark edip takdir etmek
- Manzarayı daraltmak
- Manzarayı içeri taşımak
Cevabı göster
Manzarayı tamamen fark edip takdir etmek
So fixated are we on...: vurgu amaçlı devrik yapı
so fixated are we on... yapısında so fixated sıfat öbeği vurgu için başa alınır. Bu öne alma devrik yapıyı tetikler: are fiili we öznesinden önce gelir. Normal sıra we are so fixated on... şeklindedir. Bu bir soru değil, bildirme cümlesidir. Bağlamda önceki sonucu açıklar: dikkatleri gelecekteki olaya öylesine yoğunlaşmıştır ki manzarayı neredeyse fark edemezler. Yeniden kullanılabilir kalıp so + sıfat + be + özne + tamamlayıcı şeklindedir; burada sonuç, devrik cümleden önce gelir.
Alıştırma
Resmî devrik yapıyı tamamlayın: Leo was so focused on the map that he missed the sign. So focused ____ on the map that he missed the sign.
Cevabı göster
was Leo
We need to be prepared for the weird way in which we align with the world
3:26Dünyaya uyum sağlama şeklimizdeki bu tuhaflığa hazırlıklı olmalıyız
doing justice to something: bir şeyin değerini hakkıyla yansıtmak
Burada doing justice, do justice to something kalıbının bir parçasıdır. Bir şeyi gerçek niteliğinin hak ettiği ölçüde eksiksiz ve uygun biçimde göstermek, anlatmak, çevirmek, canlandırmak veya takdir etmek anlamına gelir. to ve onun nesnesi bu altyazı parçasından sonra devam eder. at sözcüğünden sonra do, -ing biçimi olan doing olur: difficulties at doing justice to something. Buradaki justice mahkemeyle ilgili değildir; ifade, konuyu yeterince yansıtmanın veya deneyimlemenin zor olduğunu anlatır.
Alıştırma
‘Dağın güzelliğini yeterince yansıtmak’ anlamındaki deyimle cümleyi tamamlayın: This quick photo doesn't ____ the mountain.
Cevabı göster
do justice to
laid on: ‘düzenledi veya sağladı’ anlamı
Burada laid on, «düzenledi veya sağladı» anlamındadır. A party we've laid on, insanların katılması için bizim düzenlediğimiz bir partidir. A party isim grubu ilgi cümleciğinden önce gelir; daha tam biçimi a party that we've laid on şeklindedir. We've, we have anlamına gelir ve laid, lay fiilinin geçmiş zaman ortacıdır. Düzenleme veya sağlama anlamı daha çok Britanya İngilizcesinde kullanılır.
Alıştırma
‘Düzenledi veya sağladı’ anlamındaki Britanya İngilizcesine özgü öbek fiille cümleyi tamamlayın: Yesterday, the hotel ____ a free shuttle for conference guests.
Cevabı göster
laid on
or don't seem to be listening to a story we're telling them.
3:45veya onlara anlattığımız bir hikayeyi dinlemiyor gibi göründüklerinde.
some of the major difficulties of being in the present.
3:51şimdiki zamanda yaşamanın o büyük zorluklarından bazılarını deneyimliyor olabilirler.
may just be experiencing: temkinli ve anlayışlı bir olasılık
may just be experiencing ifadesinde may olasılık bildirir, be experiencing devam eden bir deneyimi anlatır ve just “yalnızca” ya da “belki sadece” anlamına gelir. Deneyimin az önce yaşandığı anlamına gelmez. Bu sözcükler birlikte, birinin davranışı için ölçülü ve anlayışlı bir açıklama sunar. Gerçek nedeni bilmediğinizde ve kesin bir yargıya varmak yerine başka bir olasılığa yer bırakmak istediğinizde bu yapıyı kullanabilirsiniz.
Alıştırma
Yeni bir iş arkadaşı çok sessiz. Hangi cümle kesin bir yargı yerine temkinli ve anlayışlı bir açıklama sunar?
- He is certainly being rude to everyone.
- He felt nervous only a moment ago.
- He may just be feeling nervous on his first day.
Cevabı göster
He may just be feeling nervous on his first day.
they'll probably enjoy our encounter with us
3:55şimdiki zaman güvenli bir şekilde yerini anılara bıraktığında
so much more when the present has safely given way to memory. Öbek fiiller
3:58büyük ihtimalle bizimle olan o buluşmalarından çok daha fazla keyif alacaklardır.
given way to memory: bir durumun yerini başka bir durumun alması
Given way to, has'ten sonra kullanılan give way to ifadesinin geçmiş zaman ortacı biçimidir. Bir durum için give way to kullanıldığında, ikinci durum başlarken ilk durum zayıflar, sona erer veya onun yerini ikinci durum alır. Burada the present has given way to memory, şimdiki anın geçip hatırlanan bir şeye dönüştüğü anlamına gelir. İfade, durumlar arasındaki geçişi vurgular; birinin kenara çekilmesini, teslim olmasını veya bir yapının çökmesini anlatmaz.
Alıştırma
Cümleyi give way to ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: After midnight, the loud music had ____ silence.
Cevabı göster
given way to