Siyasette kadınlar ⏲️ 6 Minute English: İngilizce çalışma notları

BBC Learning English

Öğrenme zorluğu
887 kelime 155 kel/dk

Video özeti: Program, kadınlar dünya nüfusunun yarısından fazlasını oluşturduğu hâlde siyasette neden hâlâ yeterince temsil edilmediklerini inceliyor. Jacinda Ardern, Margaret Thatcher ve Helen Clark’ın deneyimleri üzerinden kadın düşmanı saldırıları, görünüş ve davranışların eşitsiz biçimde mercek altına alınmasını ve kadın liderlere yüklenen çelişkili beklentileri ele alıyor. Ayrıca iş birlikçi liderlikle buyurgan yaklaşımları karşılaştırıyor. Başlıca İngilizce öğrenme noktaları: 1. But while women make up over half the world's population, only 26% of the world's politicians are women. — Dil bilgisi ve cümle kalıpları: while sözcüğünün iki istatistik arasında nasıl ödünleyici bir karşıtlık kurduğunu öğrenin. Bu yapı, haberlerde, yazılarda ve toplumsal eşitsizlik tartışmalarında iki veriyi bağlantısız biçimde sıralamak yerine şaşırtıcı bir uçurumu belirginleştirmenizi sağlar. 2. very challenging tightrope walk — Deyimler ve mecazlı ifadeler: tightrope walk ifadesini, birbiriyle çatışan beklentilerin dikkatle dengelenmesini gerektiren zor bir durum olarak anlayın. Kadın liderlerin cinsiyet normlarını ihlal etmeden güçlü görünme baskısını ve iş ya da kamusal yaşamdaki benzer ikilemleri anlatmak için kullanabilirsiniz. 3. my way or the highway, — Deyimler ve mecazlı ifadeler: Bu sözü, yalnızca bir kişinin tercih ettiği yolun kabul edileceğini bildiren sert bir uyarı olarak tanıyın. Uzlaşmaz veya diktatörce bir liderlik tavrını belirleyip betimlemenize ve bunu kanıta ve tartışmaya açık, iş birlikçi karar alma biçimiyle karşılaştırmanıza yardımcı olur.

Bu derste

6 Minute English from the BBC.

0:01

BBC'den 6 Minute English.

Hello, this is 6 Minute English from BBC Learning English.

0:06

Merhaba, bu BBC Learning English'ten 6 Minute English.

I'm Beth.

0:10

Ben Beth.

And I'm Neil.

0:11

Ve ben Neil.

Differences between men and women have existed forever,

0:13

Erkekler ve kadınlar arasındaki farklar her zaman var olmuştur,

but in modern times imbalances in the opportunities for men and women have widened. Kelime

0:16

ancak modern zamanlarda erkekler ve kadınlar için fırsatlardaki dengesizlikler daha da açıldı.

Kelime

imbalances in opportunities ... have widened: fırsatlardaki dengesizlikler büyüdü

Burada imbalances in the opportunities for men and women, erkeklerin ve kadınların fırsatlara aynı ölçüde sahip olmadığını belirtir. Differences sözcüğünden farklı olarak imbalances, erişimin veya dağılımın eşit olmadığı yönünde olumsuz bir anlam taşır. Have widened, bu eşitsizliğin zaman içinde büyüdüğünü belirtir. Toplumsal meselelerle ilgili metinlerde an imbalance in X has widened kalıbı, iki grubun yalnızca farklı olduğunu değil, yapısal bir uçurumun büyüdüğünü anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle yalnızca tarafsız bir farklılığı değil, eşitsiz erişimin zaman içinde büyüdüğünü anlatır?

  1. Healthcare access has improved in both urban and rural areas.
  2. The imbalance in healthcare access between urban and rural areas has widened.
  3. Healthcare access differs between urban and rural areas.
Cevabı göster

The imbalance in healthcare access between urban and rural areas has widened.

One area where this imbalance is widest is politics.

0:23

Bu dengesizliğin en geniş olduğu alanlardan biri politikadır.

When we think of female politicians,

0:27

Kadın politikacıları düşündüğümüzde,

the names Margaret Thatcher,

0:29

Margaret Thatcher,

Angela Merkel,

0:31

Angela Merkel,

Indira Gandhi,

0:32

Indira Gandhi,

or Jacinda Ardern all come to mind.

0:33

veya Jacinda Ardern isimleri akla gelir.

But while women make up over half the world's population, Dilbilgisi

0:37

Ancak kadınlar dünya nüfusunun yarısından fazlasını oluştururken,

only 26% of the world's politicians are women.

0:41

dünyadaki politikacıların sadece %26'sı kadındır.

Dilbilgisi

while ... only ile olgusal karşıtlığı vurgulama

Bu cümlede while, bir olay gerçekleşirken başka bir olayın da gerçekleştiği yönünde zamansal bir anlam taşımaz. İlk gerçek olguyu arka plan olarak sunar: kadınlar dünya nüfusunun yarısından fazlasını oluşturur. Ana cümle daha sonra buna belirgin biçimde karşıt olan bir olgu verir: siyasetçilerin yalnızca %26’sı kadındır. While A, B kalıbı iki gerçek olguyu yan yana getirerek B’nin, A’nın oluşturduğu beklentiyle uyuşmadığını gösterir. Burada only, ikinci oranın beklenmedik derecede düşük olduğu duygusunu güçlendirir; baştaki But ise bu karşıtlığı önceki tartışmaya bağlar.

Alıştırma

Örnek cümlede while ne işlev görür?

  1. Nüfustaki oran ile siyasi temsil arasındaki karşıtlığı gösterir.
  2. İki olgunun aynı dönemde gerçekleştiğini söyler.
  3. Kadınların neden dünya nüfusunun yarısından fazlasını oluşturduğunu açıklar.
Cevabı göster

Nüfustaki oran ile siyasi temsil arasındaki karşıtlığı gösterir.

How much of this is because of misogyny, Notlar

0:45

Bunun ne kadarı kadın düşmanlığından,

hatred and prejudice against women?

0:48

kadınlara yönelik nefret ve önyargıdan kaynaklanıyor?

Dilbilgisi

How much of this is because of...?: bir nedenin ne kadar etkili olduğunu sormak

How much of this is because of X? daha önce sözü edilen bir durumun ne kadarının X ile açıklanabileceğini sorar. Burada this, kadınların siyasette düşük düzeyde temsil edilmesini belirtir; how much ise fiyatı veya sayılabilir bir miktarı değil, bir nedenin katkı derecesini sorar. Soru, birden fazla neden olabileceğini kabul eder: X durumun tamamını, bir kısmını veya hiçbir kısmını açıklamayabilir. Because of ifadesinden sonra poor planning veya staff shortages gibi bir isim öbeği gelir.

Alıştırma

Eksik bağlantıyı ekleyerek hedef yapıyı tamamlayın. Several deliveries arrived late. How much of this is ____ roadworks?

Cevabı göster

because of

Kelime

misogyny: kadınlara yönelik düşmanlık veya önyargı

Misogyny, kadın oldukları için kadınlara yöneltilen nefret, küçümseme veya köklü önyargı anlamına gelir. Düşmanlığın merkezinde cinsiyet olduğunda kullanılır ve ayrımcılık, eşitsiz güç ilişkileri veya tekrarlanan toplumsal kalıplarla ilgili tartışmalarda sık görülür. Belirli bir kadından yalnızca hoşlanmamaktan çok daha güçlü bir anlama sahiptir. Bu cümledeki hatred and prejudice against women ifadesi, misogyny sözcüğünün kadınlara bir grup olarak yöneldiğini pekiştirir.

Alıştırma

Hangi durum en iyi misogyny sözcüğüyle tanımlanır?

  1. Cuma günleri evden çalışmayı seçmek
  2. Bir çalışma arkadaşının sunumu çok uzun olduğu için sunumdan hoşlanmamak
  3. Kadınları aşağı gören bir düşünceyle onları tekrar tekrar aşağılamak ve dışlamak
Cevabı göster

Kadınları aşağı gören bir düşünceyle onları tekrar tekrar aşağılamak ve dışlamak

It seems that the surprise resignation of New Zealand's Prime Minister Jacinda Ardern Kalıp ifadeler

0:51

Görünüşe göre Yeni Zelanda Başbakanı Jacinda Ardern'in sürpriz istifası

was partly because of the misogynistic abuse she received online. Notlar

0:56

kısmen internette maruz kaldığı kadın düşmanı tacizlerden kaynaklanıyordu.

Kalıp ifadeler

the surprise resignation: beklenmedik bir istifa

Bu isim grubunda surprise, resignation sözcüğünü niteler ve “beklenmedik” anlamına gelir. İfade, insanların olacağını düşünmediği bir istifayı anlatır; istifanın sevindirici olduğunu söylemez. Bu kısa yapı haber dilinde yaygındır: surprise + olay ismi, bir olayın beklenmedik olduğu bilgisini tek bir isim grubunda toplar. a surprise announcement ve a surprise victory buna örnektir.

Alıştırma

the minister's surprise resignation ne anlama gelir?

  1. bakanın insanları mutlu eden istifası
  2. bakanın daha sonra emekli olmak için yaptığı özel plan
  3. bakanın insanların beklemediği istifası
Cevabı göster

bakanın insanların beklemediği istifası

Dilbilgisi

was partly because of: birkaç nedenden biri

was partly because of ifadesi, bir sonucu o sonuca katkıda bulunan nedenlerden birine bağlar. Partly iddiayı sınırlar: ardından gelen neden sonucun ortaya çıkmasına katkıda bulunmuştur, ancak tek neden olmayabilir. Because of bir edat grubudur ve ardından bir isim ya da isim grubu gelir. Cümlede kadın düşmanı saldırılar, istifanın arkasındaki etkenlerden biri olarak sunulur.

Alıştırma

Personel eksikliğinin nedenlerden yalnızca biri olduğunu göstermek için cümleyi hedef ifadeyle tamamlayın: The flight was delayed ____ staff shortages.

Cevabı göster

partly because of

Kelime

misogynistic abuse: kadın düşmanı hakaret ve saldırılar

Misogynistic abuse, kadınlara yönelik nefret veya önyargıyı ifade eden hakaret, tehdit ya da diğer düşmanca saldırılar anlamına gelir. Misogynistic, cinsiyete dayalı düşmanlığı; abuse ise zarar verici saldırıları belirtir. Bu bağlamda abuse, bir şeyin yanlış kullanılması değil, bir kişiyi hedef alan düşmanca sözler veya mesajlar anlamındadır. Online, bu saldırıları nerede aldığını gösterir.

Alıştırma

Hangi durum en doğru şekilde misogynistic abuse olarak tanımlanır?

  1. Bir kadın meclis üyesi, vergi önerisine kibarca karşı çıkan bir e-posta alır.
  2. Bir internet sitesinde çok fazla kullanıcı olduğu için sunucu yavaşlar.
  3. Bir kadın meclis üyesi, kadınların kamu görevinde bulunmaması gerektiğini söyleyen tehdit ve cinsiyetçi hakaretler alır.
Cevabı göster

Bir kadın meclis üyesi, kadınların kamu görevinde bulunmaması gerektiğini söyleyen tehdit ve cinsiyetçi hakaretler alır.

So in this program,

1:00

Bu yüzden bu programda,

we'll be asking why is life so hard for women in politics? Anlatım akışı

1:01

kadınlar için siyasette hayatın neden bu kadar zor olduğunu soracağız.

Anlatım akışı

“Why is life so hard for ...?” ile tartışmanın ana konusunu belirlemek

“Why is life so hard for women in politics?” sorusundaki life, siyasette çalışan kadınların özel hayatlarının her yönünü değil, genel deneyimlerini ve içinde bulundukları durumu ifade eder. Soru, karşılaştıkları engeller gibi geniş bir konuyu tek ve açık bir soruya dönüştürür. Sunucu, “we’ll be asking” ifadesinden sonra bu soruyu kullanarak programın ana konusunu duyurur ve tartışmanın çerçevesini belirler. Dinleyicilere, tartışmanın kadınların siyasi yaşamda neden zorluklarla karşılaştığına odaklanacağını gösterir.

Alıştırma

Sunucu “Why is life so hard for women in politics?” sorusuyla esas olarak ne yapıyor?

  1. Bir siyasetçinin günlük programını anlatmak
  2. Tartışmanın ana konusunu belirlemek
  3. Tartışma başlamadan önce nihai sonucu vermek
Cevabı göster

Tartışmanın ana konusunu belirlemek

And of course,

1:06

Ve tabii ki,

we'll be learning some useful new vocabulary as well.

1:07

bazı faydalı yeni kelimeler de öğreneceğiz.

But before that,

1:10

Ama ondan önce,

I have a question for you,

1:11

sana bir sorum var,

Neil.

1:12

Neil.

Britain has had three female prime ministers,

1:13

İngiltere'de şu ana kadar üç kadın başbakan oldu,

all from the Conservative Party.

1:16

hepsi Muhafazakar Parti'den.

First was Margaret Thatcher,

1:19

İlki Margaret Thatcher'dı,

who was followed in 2016 by Theresa May,

1:20

onu 2016'da Theresa May izledi,

and after that by Liz Truss,

1:23

ve ondan sonra da Liz Truss geldi,

who resigned after only a short time in office. Kelime

1:25

ki kendisi görevde çok kısa bir süre kaldıktan sonra istifa etti.

Kelime

a short time in office: görevde geçirilen kısa süre

Bu siyasi bağlamda in office, kamusal bir görevde bulunmak veya görevde olmak demektir. Bu yüzden a short time in office, kişinin istifa etmeden önce görevde kaldığı kısa süreyi anlatır. Burada office, çalışılan oda ya da bina değil, makamı ve görev süresini ifade eder.

Alıştırma

Bu cümlede vurgulanan ifade ne anlama geliyor? The governor resigned after only a short time in office.

  1. Vali bu kamusal görevde yalnızca kısa bir süre kaldı.
  2. Vali ofis binasının içinde yalnızca kısa bir süre geçirdi.
  3. Vali bir ofis belgesi üzerinde kısa süre çalıştı.
Cevabı göster

Vali bu kamusal görevde yalnızca kısa bir süre kaldı.

But for how long exactly was Liz Truss Prime Minister?

1:29

Peki Liz Truss tam olarak ne kadar süre Başbakanlık yaptı?

Was it A, 45 days?

1:33

A, 45 gün mü?

B, 1 year and 45 days?

1:36

B, 1 yıl ve 45 gün mü?

Or C, 2 years and 45 days?

1:39

Yoksa C, 2 yıl ve 45 gün mü?

I think the answer is 45 days.

1:42

Bence cevap 45 gün.

Okay, Neil.

1:45

Tamam, Neil.

I'll reveal the answer later.

1:45

Cevabı daha sonra açıklayacağım.

One of the biggest barriers for female politicians Kalıp ifadeler

1:47

Kadın politikacılar için en büyük engellerden biri

is that politics has traditionally been seen as a man's world. Deyimler

1:51

siyasetin geleneksel olarak bir erkek dünyası olarak görülmesidir.

Kalıp ifadeler

biggest barriers for female politicians: bir grubu etkileyen büyük engeller

Burada barriers, kadınların siyasi kariyerlerini zorlaştıran toplumsal, kurumsal veya pratik engelleri anlatır; fiziksel duvarlar anlamına gelmez. Biggest, bu engellerin özellikle ciddi olduğunu gösterir. barrier veya barriers for + kişi ya da grup kalıbı, zorluğu kimin yaşadığını belirtir. Zorluğa kimin neden olduğunu belirtmez.

Alıştırma

Hangi cümle, engelle kimin karşılaştığını göstermek için barrier for + grup kalıbını doğal biçimde kullanıyor?

  1. High application fees are a barrier of low-income candidates.
  2. Low-income candidates are a barrier for high application fees.
  3. High application fees are a barrier for low-income candidates.
Cevabı göster

High application fees are a barrier for low-income candidates.

Deyimler

a man's world: erkeklerin egemen olduğu bir alan

a man's world, erkeklerin geleneksel olarak gücün büyük bölümünü elinde tuttuğu ve kuralları, fırsatları ya da kültürü şekillendirdiği bir alanı anlatan mecazdır. Fiziksel bir dünyayı veya tek bir erkeğin sahip olduğu yeri değil, toplumsal bir yapıyı ifade eder. has traditionally been seen as, bunun uzun süredir var olan toplumsal bir görüş olduğunu gösterir. Konuşanın bu görüşe katıldığı veya durumun değişemeyeceğine inandığı anlamına gelmez.

Alıştırma

Şu cümleyi okuyun: Engineering has traditionally been seen as a man's world. a man's world neyi ima eder?

  1. Mühendislik alanı tarihsel olarak erkeklerin egemenliğinde olmuştur.
  2. Mühendislik alanının tamamı tek bir erkeğe aittir.
  3. Mühendislik iş yerlerinin çoğu kadınlardan fiziksel olarak ayrılmıştır.
Cevabı göster

Mühendislik alanı tarihsel olarak erkeklerin egemenliğinde olmuştur.

When Margaret Thatcher became Prime Minister in 1979,

1:55

Margaret Thatcher 1979'da Başbakan olduğunda,

she had to manage a group of men

1:59

bir grup erkeği yönetmek zorundaydı

who were not used to being told what to do by a woman. Dilbilgisi

2:01

ki bu erkekler bir kadın tarafından ne yapacaklarının söylenmesine alışık değillerdi.

Dilbilgisi

not used to being told what to do: kendisine ne yapacağının söylenmesine alışkın olmamak

be used to + isim veya -ing biçimi, bir şeye alışkın olmak anlamına gelir. Olumsuz not used to biçimi, durumun kişiye yabancı geldiğini gösterir. Burada to bir edattır; bu nedenle ardından yalın fiil be değil, being gelir. being told edilgen bir -ing biçimidir: kişiler talimatları alan taraftır. what to do hangi eylemleri yapmaları gerektiğini, by a woman ise talimatı veren kişinin bir kadın olduğunu belirtir. Bu ifade, geçmişte düzenli olarak talimat aldıkları anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi be used to + edilgen -ing yapısıyla tamamlayın: After years of working alone, Leo is not ____ what to do by a manager.

Cevabı göster

used to being told

Here, Professor Rosie Campbell,

2:05

Burada, Profesör Rosie Campbell,

Director of the Global Institute for Women's Leadership,

2:07

Küresel Kadın Liderlik Enstitüsü Direktörü,

explains to BBC World Service program The Real Story,

2:10

BBC World Service programı The Real Story'ye açıklıyor,

how Mrs. Thatcher's solution to this problem

2:14

Bayan Thatcher'ın bu soruna çözümünün

was to appear more masculine.

2:17

daha erkeksi görünmek olduğunu.

You know,

2:19

Biliyorsunuz,

she was deliberately coached to change her voice Kalıp ifadeler

2:19

sesini değiştirmesi için kasıtlı olarak koçluk aldı

and to behave in a way that was more stereotypically masculine Kelime

2:22

ve daha stereotipik olarak erkeksi bir şekilde davranması için

Kalıp ifadeler

deliberately coached to change her voice: be coached to + fiilin yalın hâli

Be coached to + fiilin yalın hâli, belirli bir eylemi gerçekleştirmek için hedefli rehberlik ya da eğitim almak demektir. Bu cümlede edilgen was ... coached, eğitimi başka kişilerin ayarladığını; deliberately ise değişimin kasıtlı olduğunu vurgular. Burada coaching sporla ilgili değildir. Toplum önündeki bir beceriyi veya performansı değiştirmeye yönelik eğitimdir; bu örnekte söz konusu olan, onun sesini kullanma biçimidir.

Alıştırma

Cümleyi coach fiilinin edilgen kalıbıyla tamamlayın: After weeks of rehearsal, the actor was ____ speak more slowly during the final scene.

Cevabı göster

coached to

Kelime

stereotypically masculine: erkeklikle ilgili kalıp yargılara uygun biçimde

Stereotypically masculine, erkeklerin nasıl görünmesi, nasıl bir sese sahip olması veya nasıl davranması beklendiğine ilişkin geleneksel toplumsal fikirlere uyan biçimde demektir. Stereotypically, masculine sözcüğünü niteler ve bu fikirlerin her erkek hakkında bir gerçek değil, kalıp yargı olduğunu gösterir. Bu cümlede ifade, toplumsal olarak erkeklikle ilişkilendirilen bir ses ve davranış tarzını anlatır. Bu özelliklerin biyolojik olarak erkeğe ait olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Stereotypically masculine ifadesine en uygun yorum hangisidir?

  1. Erkeklerin nasıl bir sese sahip olması veya davranması beklendiğine ilişkin geleneksel toplumsal fikirlere uyar.
  2. Her erkeğin paylaştığı biyolojik bir özelliği anlatır.
  3. Davranışın toplumsal cinsiyet beklentileriyle hiçbir bağlantısı olmadığı anlamına gelir.
Cevabı göster

Erkeklerin nasıl bir sese sahip olması veya davranması beklendiğine ilişkin geleneksel toplumsal fikirlere uyar.

at the same time as presenting herself Kalıp ifadeler

2:26

kendini sunarken aynı zamanda

in terms of her attire Kelime

2:28

kıyafetleri açısından

in a very feminine way,

2:30

çok kadınsı bir şekilde,

which really showed the tightrope walk

2:31

bu gerçekten bir ipte yürümeyi gösteriyordu

Kalıp ifadeler

Paralel eylemler için at the same time as + -ing

at the same time as, bir eylem ya da durumu ona paralel gerçekleşen veya var olan başka bir eylem ya da durumla bağlar. Burada ifadeden sonra -ing biçimindeki presenting gelir; böylece daha önce sözü edilen sunuş biçimine paralel ikinci bir sunuş biçimi eklenir. Örtüşmenin saniyesi saniyesine olması gerekmez. Bu cümlede önemli olan, birbiriyle çelişen iki beklentinin aynı anda var olmasıdır; bu da zor bir denge kurma imgesini açıklar.

Alıştırma

Cümleyi tamamlarken tam olarak at the same time as ifadesini kullanın: She cared for her family ____ running a small business.

Cevabı göster

at the same time as

Kelime

in terms of her attire: resmî bir üslupla giyime odaklanmak

in terms of her attire, “ne giydiği yönünden değerlendirildiğinde” anlamına gelir. in terms of ifadesi yorumu belirli bir alanla sınırlar; burada kadınsı sunumun özellikle kıyafet yoluyla ifade edildiğini açıklar. Attire, giyim anlamına gelen resmî ve genellikle sayılamayan bir sözcüktür. Günlük kıyafetler hakkında sıradan bir sohbetten çok kıyafet kuralları, törenler veya kamusal imaj üzerine konuşmalara uygundur.

Alıştırma

Resmî bir kıyafet şartını en doğal biçimde ifade eden cümle hangisidir?

  1. Where did I leave the outfit I wore yesterday?
  2. I need to wash my football clothes tonight.
  3. The invitation says that formal attire is required.
Cevabı göster

The invitation says that formal attire is required.

that she had to walk in order to seem strong enough to be the leader, Dilbilgisi

2:33

lider olacak kadar güçlü görünmek için yürümesi gereken,

but not subverting norms of what it is to be a woman. Kelime

2:37

ama kadın olmanın normlarını da yıkmadan.

Dilbilgisi

in order to seem strong enough to be the leader: amaç belirtme

In order to + fiilin yalın hâli bir eylemin amacını belirtir; birinin bir şeyi neden yaptığını açıklar. Burada onun yürüyüş biçimiyle yaratmak istediği izlenimi tanıtır: liderlik yapacak kadar güçlü görünmek istiyordu. Bu ifade gerçekleştiği doğrulanmış bir sonucu değil, bir hedefi anlatır. Strong enough to be the leader, bir liderden beklenen güç düzeyine sahipmiş gibi görünmek demektir.

Alıştırma

Hangi ifade cümleyi doğru biçimde tamamlar ve Nora'nın amacını belirtir? Nora lowered her voice ___ avoid waking the baby.

  1. as a result
  2. in order to
  3. so that
Cevabı göster

in order to

Kelime

subverting norms: yerleşik beklentilere meydan okumak

Subverting norms, yerleşik toplumsal beklentilere onların otoritesini zayıflatacak veya ortadan kaldıracak biçimde meydan okumak demektir. Buradaki norms, bir kadının nasıl davranması gerektiğine ilişkin ortak beklentilerdir; bunların yazılı kurallar olması gerekmez. Cümle, onun davranışlarının güçlü görünmesi ama bu beklentilere meydan okuyormuş izlenimi vermemesi gerektiğini anlatır.

Alıştırma

Hangi cümle subvert norms ifadesini tam anlamıyla kullanıyor?

  1. The comedy subverts norms by making the usually powerless characters control every decision.
  2. The office changes its lunch break from noon to 12:30.
  3. Leo breaks the rule by entering through a staff-only door.
Cevabı göster

The comedy subverts norms by making the usually powerless characters control every decision.

So I think,

2:40

Yani bence,

you know,

2:41

biliyorsunuz,

she

2:41

o

whatever you might think of Margaret Thatcher, Ton ve niyet

2:41

Margaret Thatcher hakkında ne düşünürseniz düşünün,

that was a very challenging tightrope walk that she had to do. Deyimler

2:43

bu onun yapmak zorunda olduğu çok zorlu bir ip cambazlığıydı.

Ton ve niyet

Whatever you might think of ...: görüş ayrılığını kabul eden ödünleme yapısı

Bu cümlede whatever you might think of Margaret Thatcher, “Margaret Thatcher hakkındaki genel görüşünüz ne olursa olsun” anlamına gelir. Tartışmalı bir kişi hakkında farklı, hatta güçlü değerlendirmeler bulunabileceğini açıkça kabul eder. Bu yan cümle ödünleme bildirir: Konuşmacı daha geniş görüş ayrılığını geçici olarak bir kenara bırakıp ardından daha sınırlı bir yargı sunar. Dinleyicinin görüşünün önemsiz olduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Konuşmacı “Whatever you might think of the plan, it solved the immediate problem.” cümlesinde esas olarak ne yapıyor?

  1. Genel değerlendirmelerin farklı olabileceğini kabul edip daha sınırlı bir iddia sunuyor
  2. Plan hakkında ayrıntılı bir görüş soruyor
  3. Plana yönelik hiçbir eleştiriye izin vermiyor
Cevabı göster

Genel değerlendirmelerin farklı olabileceğini kabul edip daha sınırlı bir iddia sunuyor

Deyimler

Very challenging tightrope walk: zorlu bir dengeyi anlatan mecaz

Buradaki tightrope walk bir mecazdır; gerçek bir sirk gösterisini anlatmaz. Bir kişinin birbiriyle çatışan talepler arasında denge kurması gereken ve iki taraftan birine fazla yaklaşmanın sorun yaratabileceği bir durumu ifade eder. Very challenging hem zorluğu hem de riski artırarak vurgular. Temel fikir yalnızca “zor bir görev” değil, hata payı çok az olan hassas bir dengedir.

Alıştırma

Hangi durum en iyi a challenging tightrope walk olarak tanımlanır?

  1. Bir koşucu boş ve düz bir yolda ilerler.
  2. Bir yönetici, temel hizmetleri korurken maliyetleri azaltmak zorundadır.
  3. Bir müşteri, alışveriş listesindeki tek ürünü satın alır.
Cevabı göster

Bir yönetici, temel hizmetleri korurken maliyetleri azaltmak zorundadır.

Margaret Thatcher was coached to behave more like a man,

2:47

Margaret Thatcher daha çok bir erkek gibi davranması için koçluk aldı,

for example,

2:51

örneğin,

by lowering her voice.

2:51

sesini alçaltarak.

If you are coached, Dilbilgisi

2:53

Eğer koçluk alıyorsanız (coached),

you are specially trained in how to improve

2:55

nasıl gelişeceğiniz konusunda özel olarak eğitiliyorsunuz demektir

at a particular skill.

2:57

belirli bir beceride.

Dilbilgisi

If you are coached: if ile tanım yapmak

Burada If you are coached, gerçekleşip gerçekleşmeyeceği belirsiz olan tek seferlik bir olayı anlatmaz. Genel bir durum kurar: koçluk alan bir kişi düşünülür ve cümlenin geri kalanı coached kelimesinin anlamını açıklar. Bu, tanımlarda sık kullanılan bir kalıptır: If you are X, ... . If yan cümlesi bir koşulu veya kategoriyi belirtir; ana cümle ise bunun anlamını ya da olağan sonucunu verir. You yalnızca dinleyeni değil, genel olarak insanları da ifade edebilir.

Alıştırma

If you are ... kalıbını ve coach fiilinin edilgen biçimini kullanarak tanımı tamamlayın: ____, you receive special training to improve a skill.

Cevabı göster

If you are coached

At the same time,

2:59

Aynı zamanda,

she was also advised to appear feminine,

3:00

kadınsı görünmesi de tavsiye edildi,

especially in her attire,

3:02

özellikle kıyafetlerinde (attire),

the clothes she wore.

3:04

giydiği elbiselerde.

In trying to present both male and female sides of herself, Anlatım akışı

3:06

Kendisinin hem erkek hem de kadın yönlerini sunmaya çalışırken,

Mrs. Thatcher walked a tightrope,

3:10

Bayan Thatcher ipte yürüdü (walked a tightrope),

an idiom meaning to be in a difficult situation

3:12

dikkatlice düşünülmüş davranış gerektiren

that requires carefully considered behavior.

3:15

zor bir durumda olmak anlamına gelen bir deyim.

Anlatım akışı

In trying to ...: ana sonuçtan önce arka planı kurmak

Cümle başındaki In trying to present ... ifadesi arka plandaki bir eylemi kısa bir yapıda toplar. Önce Bayan Thatcher'ın ne yapmaya çalıştığını anlatır, ardından ana cümle yazarın değerlendirmesini verir: she walked a tightrope. Yapı olarak in + -ing, “bunu yapmaya çalışırken” veya “bu girişimin bir parçası olarak” anlamına gelir. Try to tek başına başarılı ya da başarısız olunduğunu göstermez. Bu kalıp önce amaçlanan hedefi, ardından sonucu, zorluğu veya değerlendirmeyi sunar.

Alıştırma

Cümleyi okuyun: In trying to make the policy clearer, the team added more pages. Başlangıçtaki ifade ne yapıyor?

  1. Ekibin herhangi bir sayfa eklemeden önce başarısız olduğunu kanıtlar.
  2. Başka biri tarafından yapılan ilgisiz bir eylemi anlatır.
  3. Ekibin yapmaya çalıştığı eylemi ana sonucun arka planı olarak verir.
Cevabı göster

Ekibin yapmaya çalıştığı eylemi ana sonucun arka planı olarak verir.

The point is that none of these demands were made of the men Notlar

3:18

Önemli olan şu ki, bu taleplerin hiçbiri erkeklerden istenmedi

in Mrs. Thatcher's government.

3:21

Bayan Thatcher'ın hükümetinde.

Anlatım akışı

The point is that: ana sonucu belirtmek

The point is that, konuşmacının dinleyicinin ana sonuç olarak görmesini istediği savı sunar. Ardından gelen that yan cümlesi bu sonucu belirtir; burada bu kalıp, dikkati önceki örneklerden erkeklere nasıl davranıldığına ilişkin daha geniş karşıtlığa yöneltir. Bu kalıpta point, “ana fikir” veya “temel mesele” demektir; “puan” ya da “yer” anlamında değildir. Yeniden kullanılabilen yapı The point is that + yan cümle şeklindedir.

Alıştırma

Birkaç örneği tartıştıktan sonra ana sonucunuzu belirtmek istiyorsunuz. Bu geçişi en açık biçimde hangi cümle gösterir?

  1. The point is that the current policy treats the two teams differently.
  2. For example, the current policy treats the two teams differently.
  3. By the way, the current policy treats the two teams differently.
Cevabı göster

The point is that the current policy treats the two teams differently.

Dilbilgisi

none of these demands were made of the men: none ve make demands of yapısının edilgen biçimi

None of these demands, daha önce söz edilen taleplerden hiçbirinin erkeklere yöneltilmediği anlamına gelir. İfadenin tamamı öznedir; çoğul sayılabilen demands adıyla burada çoğul were fiili doğaldır. Were made of the men, make demands of someone yapısının edilgen biçimidir ve “birinden bir şey istemek ya da beklemek” anlamına gelir. Edilgen yapı, dikkati taleplere maruz kalan kişilere verir ve eşitsiz muameleyi daha belirgin kılar.

Alıştırma

Cümleyi make demands of yapısının edilgen biçimiyle tamamlayın: None of these demands ____ the volunteers.

Cevabı göster

were made of

Even today,

3:23

Bugün bile,

the way women in politics behave or dress

3:24

siyasetteki kadınların davranış veya giyim şekli

is commented on and criticized far more than men, Kalıp ifadeler

3:27

erkeklere göre çok daha fazla yorumlanıyor ve eleştiriliyor,

Kalıp ifadeler

is commented on and criticized: kamusal incelemeyi anlatan edilgen yapı

is commented on and criticized iki edilgen fiil öbeğini birbirine bağlar. Özne olan the way women in politics behave or dress eylemlere maruz kalır: insanlar bunun hakkında yorum yapar ve bunu eleştirir. Edilgen yapıda edat fiille birlikte kalır: comment on something, something is commented on biçimine dönüşür. Comment on tek başına kullanıldığında tarafsız olabilir; ancak burada criticized ile birlikte kullanılması, bu ilgiyi kamuoyu incelemesi ve olumsuz değerlendirme olarak sunar. Edilgen yapı, yargıda bulunan kişilerden çok yargılanan şeye odaklanır.

Alıştırma

Hangi cümlede edilgen comment on yapısı criticize ile doğru biçimde bağlanmıştır?

  1. The candidate's clothing was commented on and criticized by several newspapers.
  2. The candidate's clothing was commented and criticized by several newspapers.
  3. The candidate's clothing was commented on and criticizing by several newspapers.
Cevabı göster

The candidate's clothing was commented on and criticized by several newspapers.

with the result that fewer women are willing to expose themselves to public scrutiny, Notlar

3:31

bunun sonucunda daha az kadın kendini kamuoyunun incelemesine maruz bırakmaya istekli oluyor,

a situation which has only got worse since the internet Dilbilgisi

3:36

internetin ortaya çıkmasından bu yana sadece daha da kötüleşen bir durum

and with it sexist and misogynistic abuse on social media.

3:39

ve bununla birlikte sosyal medyada cinsiyetçi ve kadın düşmanı tacizler.

Anlatım akışı

with the result that: bir nedeni sonucuna bağlamak

With the result that önceki durumu neden olarak sunar ve onun sonucunu açıklar. Burada daha önce sözü edilen eşitsiz inceleme, daha az kadının kamuoyunun incelemesine açık olmaya istekli olmasına yol açar. Bu ifade tek bir bağlama birimi olarak çalışır. That, burada fewer women are willing... biçimindeki tam bir sonuç cümleciğini başlatır; with yalnızca eşlik eden bir ayrıntı eklemez.

Alıştırma

Cümleyi, sonucu açıklayan ve bu derste öğrenilen dört sözcüklük resmî bağlaçla tamamlayın: The heating failed, ____ the school closed for the day.

Cevabı göster

with the result that

Kelime

expose themselves to public scrutiny: kendini kamuoyunun incelemesine açmak

Expose themselves to public scrutiny, kendilerini kamuoyunun yakından inceleyebileceği, sorgulayabileceği ve eleştirebileceği bir konuma sokmak demektir. Buradaki expose, birini bir risk veya baskıyla karşı karşıya bırakmak anlamındadır; bedeni göstermekten söz etmez. Public scrutiny, sıradan attention ifadesinden daha güçlüdür; dikkatli ve çoğu zaman eleştirel bir incelemeyi anlatır. Aktarılabilir kalıp expose oneself or someone to + isim şeklindedir ve birini eleştiriye, tehlikeye veya soruşturmaya maruz bırakırken kullanılabilir.

Alıştırma

Kendisini kamuoyunun yakından inceleyebileceği bir konuma sokmak anlamındaki hedef ifadeyle cümleyi tamamlayın: By publishing all its accounts, the charity ____.

Cevabı göster

exposed itself to public scrutiny

Dilbilgisi

a situation which has only got worse: önceki duruma dönüp kötüleşmeyi eklemek

Önceki yan cümle bir sorunu anlattıktan sonra a situation, bu düşüncenin tamamını bir isim öbeği hâlinde toplar. Which has only got worse, aynı durum hakkında ek yorum yapan bir ilgi cümleciğidir; böylece yazar sorunu yeniden anlatmadan devam edebilir. Has only got worse, geçmişten bugüne uzanan değişimi anlatır: herhangi bir iyileşme olmamış, yalnızca kötüleşme yaşanmıştır. Burada only değişimin miktarını değil yönünü sınırlar; durumun sadece biraz kötüleştiği anlamına gelmez.

Alıştırma

Şu İngilizce cümleyi okuyun: Staff turnover remains high, a situation which has only got worse this year. Burada a situation which has only got worse ne işlev görür?

  1. Önceki sorunun yalnızca biraz kötüleştiğini söyler.
  2. Önceki sorunu bir durum olarak toplar ve bu durumun kötüleşmeye devam ettiğini söyler.
  3. İlgisiz bir durum tanıtır ve bu durumun artık düzeldiğini söyler.
Cevabı göster

Önceki sorunu bir durum olarak toplar ve bu durumun kötüleşmeye devam ettiğini söyler.

Paradoxically, Anlatım akışı

3:43

Çelişkili bir şekilde,

it's often said that the qualities of empathy and understanding, Dilbilgisi

3:44

empati ve anlayış niteliklerinin,

often associated with women,

3:48

sıklıkla kadınlarla ilişkilendirilen bu niteliklerin,

are most needed in politics today. Dilbilgisi

3:50

bugün siyasette en çok ihtiyaç duyulan özellikler olduğu sıkça söylenir.

Anlatım akışı

Paradoxically: görünürdeki bir çelişkiye işaret etmek

Cümlenin başındaki Paradoxically, dinleyiciye sonraki iddiayı şaşırtıcı bir çelişkinin parçası olarak yorumlaması gerektiğini bildirir: Kadınlarla ilişkilendirilen nitelikler siyasette özellikle gerekli görülürken kadınlar bu alanda hâlâ engellerle karşılaşmaktadır. However yalnızca bir karşıtlık belirtir. Paradoxically ise daha ileri gider: Bir arada bulunan iki olgu veya düşünceyi mantıksal açıdan birbiriyle çelişiyor gibi sunar ve dinleyiciyi beklentinin tersine çıkan bir sonuca hazırlar.

Alıştırma

Hangi durum Paradoxically ile başlatılmaya en uygundur?

  1. Zaman kazandırması gereken kestirme yol, yolculuğu daha uzun hâle getirdi.
  2. Yarınki toplantı saat onda değil dokuzda başlayacak.
  3. Leah çayı severken Marco kahveyi tercih ediyor.
Cevabı göster

Zaman kazandırması gereken kestirme yol, yolculuğu daha uzun hâle getirdi.

Dilbilgisi

It's often said that...: yaygın bir görüşü aktarmak

It's often said that... öznesi belirtilmeyen edilgen bir kalıptır. Kimin söylediğini belirtmeden insanların yaygın biçimde dile getirdiği bir iddiayı aktarır; böylece cümle kaynağı değil, görüşü öne çıkarır. Bu kalıp, konuşmacının iddiayla arasına biraz mesafe koymasını da sağlar. Yalnızca bir görüşün yaygın olduğunu bildirir; iddianın doğru, sağlam temellere dayalı veya konuşmacı tarafından kişisel olarak desteklenmiş olduğunu tek başına göstermez.

Alıştırma

İfadeyi değerlendirin: It's often said that... sonraki iddianın açıkça belirtilmiş ve güvenilir bir kaynağı olduğunu gösterir.

  1. Yanlış
  2. Doğru
Cevabı göster

Yanlış

Dilbilgisi

are most needed: edilgen odak ve en yüksek ihtiyaç derecesi

are most needed ifadesinde are needed edilgen yapıdadır: nitelikler insanların ihtiyaç duyduğu şeylerdir, eylemi yapanlar değildir. Bu yapı, odağı empathy and understanding üzerinde tutarken bunlara ihtiyaç duyan kişi ya da kurumları belirtmez. Most, en yüksek dereceyi bildiren bir karşılaştırma ekler. Cümle, bu nitelikleri günümüz siyasetinde yalnızca çok gerekli değil, en yüksek ölçüde gerekli olarak sunar. Diğer niteliklerle yapılan karşılaştırma bağlamdan anlaşılır.

Alıştırma

Hangi cümle edilgen yapıyı kullanır ve ihtiyaç derecesinin en yüksek olduğunu açıkça belirtir?

  1. Of all the skills on this project, clear communication is most needed.
  2. Of all the skills on this project, clear communication most needs.
  3. Of all the skills on this project, clear communication is most need.
Cevabı göster

Of all the skills on this project, clear communication is most needed.

According to former Prime Minister Helen Clark,

3:53

Eski Başbakan Helen Clark'a göre,

who was New Zealand's first female elected leader,

3:56

kendisi Yeni Zelanda'nın ilk kadın seçilmiş lideriydi,

it's not just that women are more caring,

3:59

kadınların sadece daha şefkatli olması değil,

they also bring a different leadership style,

4:02

aynı zamanda farklı bir liderlik stili getirmeleridir,

as she explained to BBC World Service program The Real Story.

4:04

bunu BBC World Service programı The Real Story'ye açıkladığı gibi.

I think that women

4:08

Bence kadınlar

are known for more collaborative styles in politics, Kelime

4:10

siyasette daha işbirlikçi stilleriyle tanınırlar,

Kelime

are known for more collaborative styles: daha iş birlikçi çalışma tarzlarıyla tanınmak

Are known for, bir kişi veya grupla yaygın olarak ilişkilendirilen bir özelliği tanıtır. Burada for'dan sonra more collaborative styles isim öbeği gelir; bu ifade fikirlerin paylaşılmasını, iş birliğini ve ortak karar almayı içeren siyaset yapma biçimlerini anlatır. Styles burada giyim tarzlarını değil, yaklaşım veya liderlik biçimlerini ifade eder. More collaborative karşılaştırma yapısıdır; bu nedenle bağlamdan anlaşılan başka bir gruba ya da alternatif tarza göre iş birliği eğiliminin daha güçlü olduğunu belirtir. Her kadının aynı şekilde davrandığını iddia etmez.

Alıştırma

Cümleyi be known for ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The school ____ its collaborative teaching style.

Cevabı göster

is known for

less likely to be the,

4:15

şöyle olmaları daha az olasıdır,

you know,

4:17

biliyorsunuz,

top-down, heavy-handed, Kelime

4:17

yukarıdan aşağıya, baskıcı,

Kelime

top-down, heavy-handed liderlik

Bu cümlede top-down ve heavy-handed, bir liderlik veya karar alma tarzını anlatan eş görevli sıfatlardır. Top-down, kararların üst düzeyde alınıp uygulanmak üzere alt kademelere iletilmesi demektir; heavy-handed ise gerekli görünenden daha fazla güç veya kontrol kullanmak anlamına gelir. Birlikte kullanıldıklarında, çok az danışmanın olduğu merkezi bir otoriteyi ve kararların aşırı sert biçimde uygulatılmasını anlatırlar. Buradaki heavy-handed mecazidir; birinin ellerinin ağırlığından söz etmez.

Alıştırma

Hangi durum en iyi top-down and heavy-handed olarak tanımlanır?

  1. Herkes kararın şekillenmesine katkı sağlar ve itirazlar memnuniyetle karşılanır.
  2. Bir yönetici, ekiplere kendi yöntemlerini seçme özgürlüğü verir.
  3. Üst düzey yöneticiler kararı tek başlarına alır ve diğer herkese itaat etmeleri için baskı yapar.
Cevabı göster

Üst düzey yöneticiler kararı tek başlarına alır ve diğer herkese itaat etmeleri için baskı yapar.

you know,

4:19

biliyorsunuz,

my way or the highway, Deyimler

4:19

ya benim yolum ya da hiç (my way or the highway),

Deyimler

my way or the highway: uzlaşmaya yer yok

My way or the highway, “benim yöntemimi kabul et ya da git” anlamına gelen bir deyimdir. Tartışmayı, uzlaşmayı ve diğer seçenekleri reddeder; highway burada gerçek anlamda bir yol seçeneği değildir. Doğrudan bir ültimatom olarak kullanılabilir veya esnek olmayan, otoriter bir tutumu tanımlamak için alıntılanabilir.

Alıştırma

Planımı kabul et ya da git anlamındaki kalıplaşmış ifadeyi tamamlayın: It's ____.

Cevabı göster

my way or the highway

more open to evidence, debate. Kalıp ifadeler

4:21

kanıtlara, tartışmaya daha açıktırlar.

Kalıp ifadeler

more open to evidence and debate: kanıtları ve görüş alışverişini değerlendirmeye daha açık

Bu cümlede more open to bir tutumu anlatır: kanıtları değerlendirmeye ve fikirlerin tartışılmasına daha istekli olmak. Open burada fiziksel olarak bir şeyi açmak anlamına gelmez; debate de mutlaka kavga değil, gerekçeli bir görüş alışverişidir. Kalıp be open to + isim veya -ing biçimidir, çünkü to bir edattır. More bir karşılaştırma kurar; virgül ise evidence ve debate sözcüklerini kısa bir liste hâlinde sunar. Tam biçim more open to evidence and debate olabilir.

Alıştırma

Hangi cümle ekibin planını gözden geçirmeyi değerlendirmeye istekli olduğunu anlatır?

  1. The team is open to revising its plan.
  2. The team is certain to revise its plan.
  3. The team has opened its plan.
Cevabı göster

The team is open to revising its plan.

I think it certainly informed the way that I led. Kelime

4:25

Bence bu kesinlikle benim liderlik etme şeklimi şekillendirdi.

I think it also informed the priorities that I had.

4:29

Bence aynı zamanda sahip olduğum öncelikleri de şekillendirdi.

Kelime

informed the way that I led: liderlik etme biçimimi etkiledi ve şekillendirdi

Burada informed, ‘temel oluşturdu ve etkiledi’ anlamındadır. Daha önce sözü edilen iş birliğine dayalı liderlik tarzı, konuşmacının nasıl liderlik ettiğini ve hangi öncelikleri seçtiğini etkilemiştir; bir bildirim göndermemiştir. X informed the way Y did something yapısı, ‘X, Y'nin davranış biçimini şekillendirmeye yardımcı oldu’ demenin resmî bir yoludur. The way that I led, how I led ile aynı anlama gelir. Decision, policy, approach veya priorities gibi nesneler de inform fiilinin bu soyut anlamını işaret eder.

Alıştırma

“The pilot study informed the way we planned the larger trial.” cümlesinde informed ne anlama gelir?

  1. Planlamaya temel oluşturdu ve planlama biçimini etkiledi.
  2. Sonuçları kamuoyuna açıkladı.
  3. Araştırmacılara denemenin tarihini bildirdi.
Cevabı göster

Planlamaya temel oluşturdu ve planlama biçimini etkiledi.

Helen Clark believes women leaders are more collaborative.

4:32

Helen Clark kadın liderlerin daha işbirlikçi (collaborative) olduğuna inanıyor.

They prefer working cooperatively with several people to achieve a common goal.

4:35

Ortak bir hedefe ulaşmak için birkaç kişiyle işbirliği içinde çalışmayı tercih ediyorlar.

She contrasts this with a stricter, more dictatorial leadership style Notlar

4:41

Bunu daha katı, daha diktatöryel bir liderlik stiliyle karşılaştırıyor

by using the expression my way or the highway,

4:45

ya benim yolum ya da hiç (my way or the highway) ifadesini kullanarak,

an idiom used as a warning that someone will only accept their way of doing things. Dilbilgisi

4:48

birinin sadece kendi iş yapma şeklini kabul edeceği konusunda bir uyarı olarak kullanılan bir deyim.

Anlatım akışı

contrasts this with: farklı bir modeli tanıtmak

contrast A with B kalıbı, farklılıklarının belirginleşmesi için iki fikri, kişiyi veya yaklaşımı yan yana getirir. Burada this daha önce sözü edilen iş birlikçi liderlik tarzına gönderme yapar; with ise daha katı ve diktatörce tarzı tanıtır. Bir söylem işareti olarak contrasts this with, konuşmacının bir modelden açıkça farklı başka bir modele geçtiğini gösterir. Buradaki contrast, yalnızca görsel bir karşıtlık yaratmak değil, soyut fikirleri veya yaklaşımları karşılaştırmak anlamına gelir.

Alıştırma

Dersin üç kelimelik ifadesini aynen kullanarak cümleyi tamamlayın: The article first presents a flexible schedule, then ____ a rigid one.

Cevabı göster

contrasts this with

Kelime

dictatorial leadership style: merkezî güç ve itiraza düşük hoşgörü

dictatorial leadership style, liderin kararları tek taraflı aldığı, itaat beklediği ve tartışmaya veya anlaşmazlığa pek izin vermediği bir liderlik biçimidir. Bu cümlede iş birlikçi bir tarzın karşıtını anlatır. Dictatorial güçlü bir eleştiri içeren bir nitelemedir. Siyaset dışındaki yönetim biçimleri için mecazi olarak kullanılabilir; liderin gerçek anlamda bir diktatörlüğün yöneticisi olduğu anlamına gelmez. Strict ile karşılaştırıldığında, gücün tek elde toplanması ve itirazların bastırılması anlamlarını da taşır.

Alıştırma

Bir yönetici açık tartışmayı teşvik ediyor, ekibin oy kullanmasına izin veriyor ve ardından sonucu kararlılıkla uyguluyor. Yalnızca bu bilgilere dayanarak dictatorial leadership style uygun bir tanım mıdır?

  1. Hayır, uygun değildir.
  2. Evet, uygundur.
Cevabı göster

Hayır, uygun değildir.

Dilbilgisi

as a warning that: bir uyarının işlevini ve içeriğini belirtmek

used as a warning ifadesindeki as, “rolünde” veya “olarak” anlamına gelir. Bu ifade, deyimin yalnızca bir gerçeği bildirmediğini, uyarı işlevi gördüğünü açıklar. that ile başlayan yan cümle uyarının içeriğini verir. Başka durumlarda da kullanılabilecek kalıp be used as a warning that + yan cümledir.

Alıştırma

“Bir uyarı işlevi görmek ve ardından gelen yan cümleyle içeriğini vermek” anlamındaki hedef ifadeyle tanımı tamamlayın: The red light is used ____ the doors may close suddenly.

Cevabı göster

as a warning that

In fact,

4:54

Aslında,

adopting such dictatorial approaches has been the end of many political leaders, Notlar

4:54

böyle diktatöryel yaklaşımlar benimsemek birçok siyasi liderin sonu olmuştur,

including Mrs. Thatcher and more recently, Liz Truss,

4:59

Bayan Thatcher ve daha yakın zamanda Liz Truss dahil,

which brings me back to my question, Anlatım akışı

5:03

bu da beni soruma geri getiriyor,

Kalıp ifadeler

adopting such dictatorial approaches: adopt + approach kullanımı

Adopt an approach, bir işi yapma yolunu seçmek ve kullanmaya başlamak anlamına gelir. Buradaki such dictatorial approaches, daha önce sözü edilen, “ya benim dediğim olur ya da hiç olmaz” türündeki baskıcı yöntemleri ifade eder; adopt burada “bir çocuğu evlat edinmek” anlamına gelmez. adopting such dictatorial approaches şeklindeki -ing grubu has been ifadesinin öznesidir. Özne olarak kullanılan bir -ing yan cümlesi tek bir faaliyet sayıldığı için fiil tekildir.

Alıştırma

“Değiştirmek” değil, “seçip kullanmaya başlamak” anlamındaki hedef fiille tamamlayın: The school decided to ____ a new approach to teaching maths.

Cevabı göster

adopt

Deyimler

has been the end of many political leaders: siyasi çöküşe yol açmak

Bu cümlede has been the end of many political leaders, bu tür yaklaşımları benimsemenin birçok liderin iktidarını kaybetmesine veya siyasi kariyerlerinin sona ermesine yol açtığını anlatır. Ölümlerinden değil, siyasi çöküşlerinden söz eder. X be the end of Y kalıbı, X'i Y'nin kesin başarısızlığının veya sona ermesinin nedeni olarak gösterir. Y'ye bağlı olarak bir kariyerin, makamın, ilişkinin, planın veya kuruluşun sonunu anlatabilir.

Alıştırma

“That scandal was the end of his political career.” cümlesinde was the end of ne anlama gelir?

  1. Siyasi kariyerini daha başarılı hâle getirdi.
  2. Siyasi kariyeri zaten sona erdikten sonra gerçekleşti.
  3. Siyasi kariyerinin sona ermesine neden oldu.
Cevabı göster

Siyasi kariyerinin sona ermesine neden oldu.

Anlatım akışı

brings me back to my question: ana konuya geri dönmek

Burada which önceki bilgiye gönderme yapar; brings me back to my question ise konuşmacının bir yan tartışmayı bitirip daha önce sorduğu soruya döndüğünü belirtir. Bring me back to mecazidir: önceki nokta, ana konuya dönmek için bir bağlantı oluşturur. Bu geçiş, önceki ayrıntının konuşmacının bundan sonra ele alacağı konuya nasıl bağlandığını dinleyiciye gösterir.

Alıştırma

Bir tartışmada “That brings me back to my original question” neyin işaretidir?

  1. Konuşmacı fiziksel olarak önceki bir yere dönüyor.
  2. Konuşmacı ilgisiz bir soru ortaya atıyor.
  3. Konuşmacı daha önceki bir soruya dönüyor.
Cevabı göster

Konuşmacı daha önceki bir soruya dönüyor.

Neil.

5:05

Neil.

How long did Liz Truss last as Prime Minister?

5:06

Liz Truss Başbakan olarak ne kadar dayandı?

I guess it was 45 days.

5:09

Sanırım 45 gündü.

Was I right?

5:11

Haklı mıydım?

That was the correct answer.

5:12

Bu doğru cevaptı.

Liz Truss was Prime Minister for just 45 days, Dilbilgisi

5:14

Liz Truss sadece 45 günlüğüne Başbakan oldu,

the shortest premiership of any British leader ever, Dilbilgisi

5:18

şimdiye kadarki herhangi bir İngiliz liderinin en kısa başbakanlık süresi,

Dilbilgisi

for just 45 days: kısa bir süreyi ifade etmek

for + bir süre, bir durumun, görevin veya etkinliğin ne kadar sürdüğünü belirtir. Burada for 45 days, onun başbakan olduğu sürenin uzunluğunu gösterir. just burada “yalnızca” anlamına gelir ve 45 günün şaşırtıcı derecede kısa olduğunu vurgular. just çıkarılırsa süre yine 45 gündür, ancak bu vurgu kaybolur.

Alıştırma

Serginin yalnızca on gün açık kaldığını belirtmek için cümleyi hedef iki kelimelik ifadeyle tamamlayın: The exhibition was open ____ ten days.

Cevabı göster

for just

male or female.

5:21

erkek veya kadın.

Okay, let's recap the vocabulary we've learned in this program on women in politics,

5:23

Tamam, siyasetteki kadınlarla ilgili bu programda öğrendiğimiz kelimeleri tekrarlayalım,

Dilbilgisi

the shortest premiership of any British leader ever: üstünlük derecesinin karşılaştırma kapsamını belirlemek

the shortest premiership, the + üstünlük derecesindeki sıfat + isim yapısını kullanır. Premiership, başbakan olarak görev yapılan dönem anlamına gelir; dolayısıyla burada bir görev süresinin yalnızca çok kısa olduğu değil, en kısa olduğu belirtilir. of any British leader ever karşılaştırma grubunu o zamana kadarki tüm Britanyalı liderler olarak belirler. male or female, bu grubun hem erkekleri hem kadınları kapsadığını vurgular. Okay, let's recap yeni bir geçiş başlatır: konuşan daha önceki bilgileri gözden geçirmeye geçer. Bu bölüm üstünlük ifadesinin parçası değildir.

Alıştırma

Hangi cümle bu puanın okul tarihindeki tüm öğrencilerin puanlarıyla karşılaştırıldığında en yüksek olduğunu belirtir?

  1. This score was higher than one other student's score.
  2. This was a very high score by a student at the school.
  3. This was the highest score of any student in the school's history.
Cevabı göster

This was the highest score of any student in the school's history.

starting with misogyny,

5:28

kadın düşmanlığı (misogyny) ile başlayarak,

the dislike or hatred of women.

5:30

kadınlardan hoşlanmama veya onlardan nefret etme.

If you are coached in something,

5:33

Eğer bir konuda koçluk alırsanız (coached),

you are trained or instructed in how to improve that particular skill.

5:35

o belirli beceriyi nasıl geliştireceğiniz konusunda eğitilir veya talimat alırsınız.

Attire means the clothes you are wearing.

5:39

Kıyafet (Attire), giydiğiniz giysiler anlamına gelir.

If you have to walk a tightrope,

5:42

Eğer ipte yürümeniz gerekiyorsa (walk a tightrope),

you're in a difficult situation that requires careful behavior.

5:44

dikkatli davranış gerektiren zor bir durumdasınızdır.

The adjective collaborative involves several people working together for a particular purpose.

5:48

İşbirlikçi (collaborative) sıfatı, belirli bir amaç için birlikte çalışan birkaç kişiyi içerir.

And finally,

5:54

Ve son olarak,

the idiom it's my way or the highway

5:54

ya benim yolum ya da hiç (it's my way or the highway) deyimi

can be used as a warning that someone will only accept their own way of doing things.

5:57

birinin sadece kendi iş yapma şeklini kabul edeceği konusunda bir uyarı olarak kullanılabilir.

Once again,

6:03

Bir kez daha,

our 6 minutes are up.

6:03

6 dakikamız doldu.

See you soon.

6:04

Yakında görüşmek üzere.

Bye.

6:05

Hoşça kal.

6 Minute English from the BBC.

6:07

BBC'den 6 Minute English.