PLATON: İdealar Kuramı: İngilizce çalışma notları

The School of Life

Öğrenme zorluğu
607 kelime 178 kel/dk

Video tanıtımı: Platon'un Formları, iyi bir arkadaşlığı, eğitimi ya da kamusal sistemi tanımlayan pratik modellerdir. İdeal, gerçeklikten kaçmak yerine sorunları gösterir ve eyleme yön verir. Başlıca İngilizce noktaları: 1. Dil Bilgisi ve Cümle Kalıplarında might as well, seçenekler sınırlıyken pragmatik bir tercih sunar ve coşkudan çok kabulleniş taşır. 2. Kültür ve Gerçek Dünya Bağlamında Platonic scheme, romantik olmayan ilişkiyi değil, Platon'un felsefi çerçevesini anlatır. 3. Deyimler ve Mecazlı İfadelerde at odds with, fikirlerin, hedeflerin ya da gerçeklerin çatıştığını belirtir ve ideal arayışının pratik sonuçları engellemek zorunda olmadığını açıklar.

Bu derste

Asking oneself and others Kalıp ifadeler

0:06

Kendine ve başkalarına

what the perfect version of something is,

0:07

bir şeyin mükemmel versiyonunun,

the ideal version,

0:10

ideal versiyonunun ne olduğunu sormak,

might sound like a strange idea. Kalıp ifadeler

0:11

kulağa tuhaf bir fikir gibi gelebilir.

Kalıp ifadeler

Asking oneself: kendine bir soru sormak

asking oneself ifadesinde oneself, soruyu alan kişidir; yani soruyu soran kişiyle aynıdır. Düşünürken veya kendini değerlendirirken, çoğu zaman içinden kendine bir soru sormak anlamına gelir. ask fiili kişiyi doğrudan nesne olarak alır. Bu nedenle kalıp ask oneself something veya ask oneself + dolaylı sorudur: ask yourself why, ask herself whether gibi. Cümlede oneself ve others, asking fiilinin paralel nesneleridir.

Alıştırma

Cümleyi, içinden kendine bu soruyu sormak anlamındaki iki sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Before joining the team, ____ whether you have enough time.

Cevabı göster

ask yourself

Kalıp ifadeler

sound like: bir izlenim belirtmek

Burada sound like, bir şeyin izlenimini vermek veya bir şey gibi görünmek anlamındadır. Bu yargı yalnızca gerçek bir sesten değil, fikrin tamamından edinilen bilgiden de doğabilir. Bu nedenle a strange idea, önerinin yaratabileceği izlenimdir. Might, yargıyı daha az kesin ve daha ölçülü yapar. might sound like, fikrin tuhaf olduğunu doğrudan ilan etmek yerine bu tepkiyi bir olasılık olarak sunar.

Alıştırma

Cümleyi sound like ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The new schedule ____ a smart solution for busy families.

Cevabı göster

sounds like

What is the perfect marriage

0:13

Mükemmel bir evlilik

or career

0:15

veya kariyer,

or system of government

0:16

veya yönetim sistemi

or school?

0:18

veya okul nedir?

It can feel immature and naive

0:19

Olgunlaşmamış ve safça hissettirebilir

to bother much with such questions. Kalıp ifadeler

0:21

bu tür sorulara bu kadar kafa yormak.

Kalıp ifadeler

bother much with: bir şeye çok zaman veya emek harcamak

Bu cümlede bother much with, “bir şeyi düşünmeye ya da onunla ilgilenmeye çok zaman, dikkat veya emek harcamak” demektir. Questions bu emeğin yöneldiği şeydir; bother burada “rahatsız etmek” anlamına gelmez. Bu ifade çoğu zaman uğraşın emeğe değmeyebileceğini ima eder. Burada bu tür soruları ciddiye almayan küçümseyici bir tutumun aktarılmasına yardım eder.

Alıştırma

“Bir şeye çok zaman veya emek harcamak” anlamındaki vurgulanan ifadeyle cümleyi tamamlayın: Since the color choice will not affect the result, I wouldn't ____ it.

Cevabı göster

bother much with

They're just daydreams.

0:23

Onlar sadece gündüz düşleridir.

After all, Anlatım akışı

0:24

Ne de olsa,

who cares about ideal versions?

0:25

ideal versiyonları kim umursar ki?

Anlatım akışı

After all: açık bir nedenle önceki düşünceyi güçlendirmek

After all, hemen önce söylenen düşünceyi destekleyen veya güçlendiren bir neden sunar. Konuşanın bu nedenin açık ya da ikna edici görünmesini beklediğini belirtir; bu yüzden burada zaman bildiren bir ifade değildir. Bu cümlede retorik soru destekleyici nedeni verir: ideal versiyonları kimse önemsemiyorsa bunları tartışmak anlamsız görünebilir.

Alıştırma

Bu konuşmada After all nasıl bir işlev görüyor? “Let's invite Maya. After all, she helped plan the event.”

  1. Davet etme fikriyle karşıtlık kurar.
  2. Maya'nın ancak en sonunda davet edildiğini gösterir.
  3. Maya'yı davet etme fikrini destekleyen bir neden ekler.
Cevabı göster

Maya'yı davet etme fikrini destekleyen bir neden ekler.

We might as well deal with what we've got. Notlar

0:27

Elimizdekilerle idare etsek daha iyi olur.

Dilbilgisi

might as well: daha iyi seçenek olmadığında gerçekçi bir seçim

“Might as well”, seçenekler sınırlı olduğunda veya daha iyi bir seçenek bulunmadığında bir eylemi mantıklı seçim olarak sunar. Bu cümlede, durumu kabul edip eldeki koşullarla ilgilenmek anlamına gelir. Yapı might as well + fiilin yalın hâlidir: might as well deal denir, might as well to deal denmez. Genellikle hevesli olmaktan çok gerçekçi veya biraz kabullenmiş bir tutum yansıtır.

Alıştırma

Otobüs seferleri sona erdi ve yürüyüş yalnızca on dakika sürüyor. Cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? “We ___ walk home.”

  1. might as well
  2. should definitely
  3. would rather
Cevabı göster

might as well

Öbek fiiller

deal with: bir sorunla veya durumla ilgilenmek

“Deal with”, bir sorunu, görevi, kişiyi veya durumu ele almak, yönetmek ya da onunla ilgili harekete geçmek anlamına gelir. Burada mevcut koşullarla ilgilenmek anlamındadır; alım satımla ilgisi yoktur. Ele alınan şey with sözcüğünden sonra gelir: deal with the problem. Zamir de aynı yerde kalır: deal with it denir, deal it with denmez.

Alıştırma

Bir müşteri fatura sorununu bildirdi. Cümleyi en iyi hangi ifade tamamlar? “I’ll ___ it this afternoon.”

  1. deal in
  2. wait for
  3. deal with
Cevabı göster

deal with

But the great ancient Greek philosopher Plato

0:29

Ancak büyük Antik Yunan filozofu Platon

strenuously disagrees with this. Kelime

0:32

buna şiddetle karşı çıkar.

Kelime

strenuously disagrees: kesin ve güçlü karşı çıkış

strenuously disagrees ifadesinde strenuously, disagrees fiilini güçlendiren bir zarftır. Kişinin yalnızca küçük bir görüş ayrılığı yaşadığını değil, fikri çok güçlü ve kararlı biçimde reddettiğini anlatır. Burada strenuously, tutumun veya savın gücünü belirtir. Karşı çıkmanın kişiyi fiziksel olarak yorduğu anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi okuyun ve en uygun anlamı seçin: The scientists strenuously disagree with the committee's conclusion.

  1. Bilim insanları sonucu kesin ve güçlü biçimde reddediyor.
  2. Bilim insanları sonucu tartışamayacak kadar yorgun.
  3. Bilim insanlarının küçük ve belirsiz bir görüş ayrılığı var.
Cevabı göster

Bilim insanları sonucu kesin ve güçlü biçimde reddediyor.

Throughout his work, Anlatım akışı

0:34

Eserleri boyunca,

Anlatım akışı

Throughout his work: kapsamı tüm eserler olarak belirlemek

Throughout his work, cümlenin başında kapsam belirleyen bir ifadedir: Ardından gelen yargının ne kadar geniş bir alan için anlaşılması gerektiğini gösterir. Burada his work, sayılamayan topluluk anlamında kullanılır ve Platon'un yazılarıyla fikirlerinin bütününü ifade eder. Bu ifade, sonraki düşünceyi tek bir bölüm veya metinle sınırlı değil, tüm eserlerde görülen bir örüntü olarak sunar. Throughout yalnızca fiziksel mekânda değil, zaman boyunca veya bütün bölümlerde kapsama anlamı da verebilir.

Alıştırma

Boşluğu Throughout ile başlayan, work ile biten ve ressamın bütün sanat eserlerini anlatan üç sözcüklü bir ifadeyle doldurun: ____, she returned to images of the sea.

Cevabı göster

Throughout her work

he argues that focusing on the ideal version of something

0:35

bir şeyin ideal versiyonuna odaklanmanın,

is one of the most useful kinds

0:39

üretebileceğimiz düşünce egzersizlerinin

of thought exercises we can generate. Kelime

0:40

en faydalı türlerinden biri olduğunu savunur.

Kelime

thought exercises: hayalî durumlar üzerinden akıl yürütme

thought exercise, ağırlıklı olarak zihinde yapılan bir etkinliktir. Bir durumu, varsayımı veya ideal örneği hayal eder ve bir fikri sınamak ya da açıklığa kavuşturmak için onun üzerinde akıl yürütürsünüz; fiziksel bir deney yapmanız veya veri toplamanız gerekmez. Burada ideal bir hâle odaklanmak, bir thought exercise türü olarak sunuluyor. Çoğul exercises sözcüğü, bunun mümkün olan daha geniş bir zihinsel etkinlik grubunun parçası olduğunu gösteriyor.

Alıştırma

Bir öğretmen, “Imagine a town where nobody owns a car. What might change?” diye soruyor. Sınıf yalnızca hayal edilen durumu tartışıyor. Bunu en iyi hangisi açıklar?

  1. A thought exercise
  2. An empirical experiment
  3. A physical workout
Cevabı göster

A thought exercise

It's by knowing what we think something should be like Dilbilgisi

0:43

Bir şeyin nasıl olması gerektiğini düşündüğümüzü bilerek

that we can more clearly start to define

0:45

neyin yanlış olabileceğini

Dilbilgisi

It's by ... that ...: yöntemi vurgulamak

It's by ... that ..., bir yöntem veya aracı özellikle vurgulayan bir yarık cümle yapısıdır. by ile başlayan bölüm bir şeyin nasıl gerçekleştiğini belirtir, that yan cümlesi ise sonucu verir. Burada by sonrasında knowing what we think something should be like ulaç yan cümlesi gelir. Yapı, bir şeyi daha açık tanımlamaya götüren özel yolun bu bilgi olduğunu söyler. Daha az vurgulu biçimde sonuç önce, by ile başlayan bölüm ise daha sonra gelebilir.

Alıştırma

Vurgulu cümleyi It is by ... that eşleşen yapısıyla tamamlayın: ____ checking both sources ____ we found the error.

Cevabı göster

It is by · that

what might be wrong

0:48

daha net tanımlamaya başlayabiliriz

and focus on what we need to do

0:49

ve dünyayı biraz daha iyi bir yer haline getirmek için

to make the world slightly better.

0:51

ne yapmamız gerektiğine odaklanabiliriz.

When he was talking about ideals,

0:53

İdeallerden bahsederken,

Plato used a slightly strange

0:55

Platon biraz tuhaf

but ultimately rather useful word,

0:57

ama nihayetinde oldukça kullanışlı bir kelime kullandı,

the forms.

0:59

formlar (idealar).

So he asked not what is the ideal friendship

1:00

Bu yüzden ideal arkadaşlık

or the ideal kind of parental love,

1:03

veya ebeveyn sevgisinin ideal türünün ne olduğunu sormadı,

he asked what is the form of friendship

1:05

arkadaşlığın formu nedir

or the form of parental love.

1:08

veya ebeveyn sevgisinin formu nedir diye sordu.

It does sound strange,

1:10

Gerçekten de kulağa tuhaf geliyor,

but what he had in mind Kalıp ifadeler

1:12

ama aklındaki şey

was something very practical.

1:13

son derece pratikti.

Kalıp ifadeler

what he had in mind: gerçekten amaçladığı fikir

Burada what he had in mind, “onun gerçekten düşündüğü veya anlatmak istediği fikir” demektir. What, henüz açıkça söylenmemiş olan içeriği, yani onun kastettiği ya da hayal ettiği şeyi tanıtır. what + kişi + have/had in mind yapısında what ile başlayan yan cümlenin tamamı açıklanan fikri adlandırabilir. Bu cümlede was something very practical bölümünün öznesidir; bir şeyin fiziksel olarak birinin zihninde bulunması anlamına gelmez.

Alıştırma

Cümleyi have ... in mind ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: When you said “a simple celebration,” what did you ____?

Cevabı göster

have in mind

When a Greek stonemason was carving an ornament,

1:14

Bir Yunan taş ustası bir süs eşyası oyarken,

they wouldn't just make it up themselves. Öbek fiiller

1:17

onu sadece kendi başlarına uydurmazlardı.

Öbek fiiller

make it up: uydurmak ve zamiri ortaya yerleştirmek

Burada make it up, “gerçek bir kaynağa, modele ya da sabit bir kurala dayanmadan onu uydurmak” demektir. Konuşan kişi, tasarımı yalnızca kendi hayal güçlerinden yaratmayacaklarını anlatıyor. Bu anlamda make up ayrılabilen bir öbek fiildir. Nesne zamiri fiille parçacığın arasına gelmelidir: make it up veya make them up denir; make up it ya da make up them denmez.

Alıştırma

Cümleyi make up ve it sözcüklerini doğru sırada kullanarak tamamlayın: We had no script, so we had to ____ as we went along.

Cevabı göster

make it up

They'd make use of a wooden template or form Kalıp ifadeler

1:19

Doğru yapıp yapmadıklarını kontrol etmek için

to check if they were getting it right. Kalıp ifadeler

1:23

ahşap bir şablon veya form kullanırlardı.

Kalıp ifadeler

make use of + kullanılan şey

Make use of, “bir şeyi belirli bir amaç için kullanmak” anlamına gelir. Yapı make use of + isim veya zamir şeklindedir ve of kullanılan şeyi belirtir. Bu cümlede ahşap şablon veya kalıp, işi kontrol etmek için kullanılan araçtır. Bu kalıplaşmış ifadede make, “yaratmak” anlamına gelmez.

Alıştırma

Bu cümleyi hangi ifade doğru şekilde tamamlar? “The team will ___ the spare room as a quiet workspace.”

  1. make of
  2. make use of
  3. make use
Cevabı göster

make use of

Kalıp ifadeler

getting it right: bir şeyi doğru yapmak

Get it right, “bir şeyi doğru yapmak, anlamak veya değerlendirmek” anlamına gelir. It, bağlamdan zaten belli olan bir görevi, cevabı veya bütün bir durumu belirtebilir. Get + nesne + sıfat yapısında right, sonucun doğru olduğunu anlatır. Burada it, oyma işini belirtir; dolayısıyla getting it right, sağ tarafa hareket etmek değil, işi şablona uygun yapmak demektir.

Alıştırma

Cümleyi get, it ve right sözcükleriyle tamamlayın: “You may need two tries, but I know you'll ____.”

Cevabı göster

get it right

The form itself was made by the master,

1:25

Formun kendisi usta tarafından yapılırdı,

but if the mason possessed the form,

1:27

ancak usta formun sahibi olursa,

they could more reliably do perfect work.

1:29

daha güvenilir bir şekilde mükemmel bir iş çıkarabilirlerdi.

This is Plato's basic picture

1:32

İdealin ne olduğuna dair

of what an ideal is.

1:33

Platon'un temel tablosu budur.

It's the guide you need

1:35

O, kendi başınıza bir şeyi nasıl iyi yapacağınızı gösteren

that shows you how to do something well yourself.

1:37

ihtiyacınız olan rehberdir.

If you've got possession of the form,

1:39

Eğer forma sahipseniz,

you can be guided towards a true goal.

1:41

gerçek bir amaca doğru yönlendirilebilirsiniz.

A form, as Plato sees it,

1:44

Platon'un gördüğü şekliyle bir form,

is a blueprint, Deyimler

1:46

bir plandır,

a set of instructions for making

1:47

bir şeyin çok iyi bir versiyonunu yapmak için

a very good version of something.

1:49

bir dizi talimattır.

Deyimler

a blueprint: izlenecek bir model

Burada a blueprint gerçek bir bina çizimi değildir. Bir şeyin yüksek kaliteli bir hâlinin nasıl oluşturulacağını gösteren açık bir model veya tasarım anlamına gelir. Ardından gelen a set of instructions ifadesi bu benzetmeyi açıklar: Platon'un formu, fiziksel bir nesne değil, izlenecek bir kalıp sunar.

Alıştırma

Blueprint hangi cümlede fiziksel bir çizim değil, yol gösterici bir model anlamındadır?

  1. The architect unfolded the blueprint on the table.
  2. The printer made a blue copy of the page.
  3. The program offers a blueprint for improving school lunches.
Cevabı göster

The program offers a blueprint for improving school lunches.

That's why we all need

1:51

İşte bu yüzden hepimizin,

a well-thought-through set of forms

1:52

hayatta bize rehberlik edecek

to guide us in life.

1:55

iyi düşünülmüş bir formlar bütününe ihtiyacı vardır.

And unsurprisingly,

1:56

Ve şaşırtıcı olmayan bir şekilde,

it is philosophy that can guide us to these forms.

1:57

bizi bu formlara yönlendirebilecek olan şey felsefedir.

So, for example,

2:00

Yani, örneğin,

the form of friendship is a mental model

2:01

arkadaşlığın formu, gerçekten iyi bir arkadaşlığın aslında neleri içerdiğine dair

of what a really good friendship actually involves.

2:04

zihinsel bir modeldir.

And if you grasp this model, Deyimler

2:07

Ve eğer bu modeli kavrarsanız,

if this idea is active in your mind,

2:08

eğer bu fikir zihninizde aktifse,

you will know how to be a good friend.

2:10

nasıl iyi bir arkadaş olacağınızı bilirsiniz.

Deyimler

grasp this model: tamamen kavramak

Grasp genellikle bir şeyi elle sıkıca tutmak anlamına gelir. Model, idea veya principle gibi soyut bir nesneyle kullanıldığında onu açık ve sağlam biçimde anlamak demektir. Bu cümlede grasp this model, modeli yalnızca duymuş olmaktan daha fazlasını anlatır. Model, kişinin davranış biçimine yön verecek kadar zihinde açık olmalıdır.

Alıştırma

Grasp hangi cümlede grasp this model ifadesindekiyle aynı soyut anlamda kullanılmıştır?

  1. Maya glanced at the model through the window.
  2. After the diagram was explained, Maya grasped the main idea.
  3. Maya grasped the railing when the bus moved.
Cevabı göster

After the diagram was explained, Maya grasped the main idea.

Similarly, having a form of education in mind

2:13

Benzer şekilde, bir eğitim formunu akılda tutmak

is going to be very useful for the teacher.

2:16

öğretmen için çok yararlı olacaktır.

It'll stop her being buffeted Notlar

2:18

Olayların ve günlük baskıların

by events and day-to-day pressures.

2:19

onu oradan oraya savurmasını engelleyecektir.

Dilbilgisi

stop her being: stop + nesne + -ing

stop her being buffeted yapısında stop'tan sonra bir nesne (her), ardından -ing'li bir yan cümle (being buffeted) gelir. Anlamı “onun hırpalanmasını önlemek”tir; “onun belirli türden biri olmayı bırakmasını sağlamak” değildir. from olmadan kullanılan bu kalıp Britanya İngilizcesinde yaygındır. -ing'li yan cümle önlenen durumu belirtir; burada being buffeted edilgendir, yani dış olaylar onun üzerinde etkide bulunur.

Alıştırma

Cümleyi her ve from içermeyen Britanya İngilizcesi kalıbı stop + nesne + -ing ile tamamlayın: The face screen will stop ____ hit by flying sand.

Cevabı göster

her being

Deyimler

buffeted by events and day-to-day pressures: güçlü bir mecaz

Burada buffeted, buffet fiilinin geçmiş zaman ortaç biçimidir; açık büfe yemeğini belirten buffet ismi değildir. Be buffeted by, birini veya bir şeyi farklı yönlerden tekrar tekrar darbe alıyormuş gibi tasvir eder. Events and day-to-day pressures gerçek dalgalar veya darbeler değildir. Bu mecaz, söz konusu etkenlerin kişiyi sürekli oradan oraya iterek sağlam durmasını ya da bir planı izlemesini zorlaştırdığını anlatır; yalnızca be affected by demekten daha güçlüdür.

Alıştırma

Hangi cümlede be buffeted by, tekrarlanan dış baskı anlamındaki aynı mecazla en doğru şekilde kullanılmıştır?

  1. The calm weather affected the picnic a little.
  2. The visitors ate at a buffet before the show.
  3. The small charity was buffeted by sudden funding cuts and new rules.
Cevabı göster

The small charity was buffeted by sudden funding cuts and new rules.

She'll be able to keep in mind Kalıp ifadeler

2:21

İdeal olarak, nereye gitmesi gerektiğini

where, ideally, she should be going.

2:23

aklında tutabilecektir.

Kalıp ifadeler

Keep in mind: bir şeyi hatırlamak ve dikkate almak

Keep in mind, “bir şeyi hatırlamaya devam etmek ve karar verirken ya da harekete geçerken onu hesaba katmak” demektir. Bu cümlede ardından where ile başlayan dolaylı soru gelir; nereye gideceğine karar verirken bu ideal yönü kılavuz olarak kullanmalıdır. Nesne bir isim öbeği, bir that yan cümlesi veya wh- sözcüğüyle başlayan dolaylı soru olabilir: keep the deadline in mind; keep in mind that...; keep in mind where....

Alıştırma

“Hatırlamaya ve dikkate almaya devam etmek” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle hatırlatmayı tamamlayın: When choosing a route, ____ that the bridge closes at eight.

Cevabı göster

keep in mind

We've typically thought of ideals Dilbilgisi

2:26

İdealleri genellikle

as fantasy projections

2:27

hayatın gerçekte neye benzediğinin büyük bir kısmını

that blithely ignore Kelime

2:29

kaygısızca görmezden gelen

most of what life is actually like.

2:30

fantastik yansımalar olarak düşündük.

Dilbilgisi

Think of A as B: A’yı B olarak görmek veya sınıflandırmak

think of A as B kalıbı, “A’yı B olarak görmek, anlamak veya sınıflandırmak” demektir. Cümlede A ideals, B ise fantasy projections ifadesidir. Present perfect biçimi have thought of, bunun şimdiye kadar yaygın bir görüş olduğunu gösterir. As, B’yi A’ya verilen rol veya kategori olarak bağlar. Diğer zamanlarda da aynı kalıp korunur: think of A as B, thought of A as B veya have thought of A as B.

Alıştırma

Cümleyi think of A as B kalıbıyla tamamlayın: Many people ____ mistakes ____ chances to learn.

Cevabı göster

think of · as

Kelime

blithely ignore: kayıtsız ve sorumsuzca görmezden gelmek

Bu cümlede blithely ignore, önemli gerçekleri kaygısız, neredeyse hiçbir şey önemli değilmiş gibi bir tavırla görmezden gelmek anlamına gelir. İfade eleştireldir: Bu görmezden gelme zararsız değil, düşüncesiz veya sorumsuz olarak sunulur. Burada blithely yalnızca neşeyle anlamına gelmez. ignore, dismiss veya assume gibi fiillerden önce, kişinin ciddi güçlükleri hesaba katmadan hareket ettiğini sık sık gösterir.

Alıştırma

Cümleyi blithely ignore ifadesinin doğru biçimiyle tamamlayın: The proposal ____ the serious risk of flooding.

Cevabı göster

blithely ignores

We think of them as the opposite of being realistic.

2:32

Onları gerçekçi olmanın zıttı olarak görürüz.

But Plato sees an ideal

2:36

Ancak Platon bir ideali

as the result of a deep understanding

2:37

derin bir anlayışın ve gerçeklikle

and careful engagement with reality. Kalıp ifadeler

2:39

dikkatli bir şekilde ilgilenmenin bir sonucu olarak görür.

Kalıp ifadeler

careful engagement with reality: gerçeklikle etkin ve düşünceli biçimde ilgilenme

Burada careful engagement with reality, gerçek koşulları zaman içinde etkin ve dikkatli biçimde incelemek anlamına gelir. Engagement with, bir konuya, soruna veya kanıt bütününe ciddi biçimde katılmayı anlatan soyut ve resmî bir ifadedir; yalnızca temas anlamına gelmez. Bu ifade gerçekliği idealin karşıtı değil, kaynağı yapar. Yapı “sıfat + engagement with + isim” şeklindedir: careful, katılımın nasıl olduğunu açıklar; with ise bu dikkatin yöneldiği şeyi tanıtır.

Alıştırma

Hangi durum careful engagement with evidence ifadesiyle en iyi anlatılır?

  1. Bir yazı kanıtları yakından inceler ve onlara karşılık verir.
  2. Bir öğrenci kanıtları değerlendirmeden tek bir olguyu ezberler.
  3. Bir ziyaretçi sergilenen kanıtları kısa süre görür.
Cevabı göster

Bir yazı kanıtları yakından inceler ve onlara karşılık verir.

Someone setting up an airport would need,

2:42

Havalimanı kuran biri,

in the Platonic scheme, Kültür

2:44

Platoncu düzende,

to have in mind the ideal air traffic control system,

2:46

ideal hava trafik kontrol sistemini aklında bulundurmalıdır,

Kültür

Platon'un felsefi çerçevesi anlamında “Platonic scheme”

Burada the Platonic scheme, Platon'la bağlantılı felsefi çerçeve anlamına gelir. Gerçek bir sistem kurulmadan önce, o sistemin ideal modelinin ya da Formunun anlaşılması gerektiği düşüncesine dayanır. Burada scheme, düzenli bir düşünce çerçevesidir; dürüst olmayan bir plan değildir. Platonic de modern ilişkilerdeki “romantik olmayan” anlamında değil, felsefeyle ilgili anlamında kullanılmıştır.

Alıştırma

Cümlede “in the Platonic scheme” ne anlama geliyor?

  1. Platon'un felsefi çerçevesinde
  2. Dürüst olmayan bir planda
  3. Romantik olmayan bir arkadaşlıkta
Cevabı göster

Platon'un felsefi çerçevesinde

something optimally effective, Kelime

2:49

optimum düzeyde etkili,

efficient, and safe.

2:51

verimli ve güvenli bir şey.

Kelime

“optimally effective, efficient, and safe” ifadesindeki üç ölçüt

Bu üç parçalı tanımda effective, sistemin amacına ulaştığını; efficient, bunu zaman ya da kaynak israf etmeden yaptığını; safe ise kabul edilemez tehlikelerden kaçındığını belirtir. Burada optimally, idealin tamamını niteler: amaca ulaşma, kaynakları iyi kullanma ve tehlikeden kaçınma arasındaki uygulanabilir en iyi denge. Bir sistem effective olduğu hâlde efficient olmayabilir; bu yüzden iki sıfat birbirinin yerine kullanılamaz.

Alıştırma

Bu duruma en uygun açıklamayı seçin: The emergency alert reached every resident, but it used far more staff time than necessary.

  1. It was optimal because it was safe.
  2. It was effective but not efficient.
  3. It was efficient but not effective.
Cevabı göster

It was effective but not efficient.

This is the person who would,

2:52

Bu, Platon'un terimleriyle,

in Plato's terms,

2:54

hava trafik kontrolünün formunu

have grasped the form of air traffic control.

2:55

kavramış olan kişidir.

We all need to have as many forms in mind Dilbilgisi

2:59

Hepimiz zihnimizde elimizden geldiğince

as we possibly can.

3:00

çok fazla form bulundurmalıyız.

Dilbilgisi

As many ... as we possibly can: sayılabilen en yüksek miktar

as many + çoğul sayılabilen isim + as + özne + can kalıbı, “mümkün olan en büyük sayı” anlamına gelir. Bu cümlede grubun mümkün olduğunca çok biçimi aklında tutması gerektiğini anlatır. Possibly, uygulamadaki sınırı vurgular: yeteneklerin ve koşulların izin verdiği her biçim dikkate alınmalıdır. Burada belirsizlik ifade etmez.

Alıştırma

Cümleyi as many ... as ... possibly can kalıbıyla tamamlayın: Please collect ____ clean bottles ____ you possibly can for the recycling project.

Cevabı göster

as many · as

Plato is breaking the habitual assumption

3:02

Platon, ideali aramanın

that searching for the ideal

3:04

gerçek dünyanın karmaşası içinde

is at odds with getting things done Notlar

3:06

bir şeyleri başarmakla çeliştiğine dair

in the rough-and-tumble of the real world. Deyimler

3:08

alışılagelmiş varsayımı yıkıyor.

Deyimler

At odds with: çatışmak veya bağdaşmamak

At odds with, “çatışmak” veya “bağdaşmamak” anlamına gelir. Bu cümlede idealin peşinden gitmek ile uygulamada işleri tamamlamak arasında var olduğu varsayılan ilişkiyi anlatır. Cümle, Platon’un bu varsayıma karşı çıktığını söylüyor: bir ideale yönelmek gerçek dünyada harekete geçmeyi mutlaka engellemez. Buradaki odds bütün deyimin bir parçasıdır; olasılık veya bahis oranı anlamına gelmez.

Alıştırma

Hangi cümle bir planın bir kuralla çatıştığını açıkça söylüyor?

  1. The plan is at odds with the school's safety rule.
  2. The plan is based on the school's safety rule.
  3. The plan is different from last year's plan.
Cevabı göster

The plan is at odds with the school's safety rule.

Kalıp ifadeler

İşleri sonuçlandırmak

Bu cümlede getting things done, uygulamaya geçip gerekli işleri başarıyla tamamlamak anlamına gelir. Yalnızca meşgul olmayı veya rastgele faaliyetler yapmayı değil, sonuç almayı vurgular. Yapı get + nesne + geçmiş zaman ortacıdır: get things done. Burada get, “bir şeyin tamamlanmış duruma gelmesini sağlamak veya bunu başarmak” anlamındadır; done ise things sözcüğünün tamamlanmış durumunu anlatır. Getting biçimindeki -ing eki, ifadenin at odds with sonrasında gelmesinden kaynaklanır.

Alıştırma

Cümleyi “pratik işleri etkili biçimde tamamlamak” anlamındaki üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: Our new coordinator knows how to ____ even when time is short.

Cevabı göster

get things done

Deyimler

Gerçek dünyanın sert ve karmaşık mücadelesi

Burada the rough-and-tumble of the real world, günlük gerçeklikte görülen karmaşık ve sert rekabeti ve pratik çatışmaları anlatır. İnsanların fiziksel bir mücadelede itilip kakıldığı bir görüntü oluşturur, ancak bu cümlede mecaz anlamda kullanılmıştır. the rough-and-tumble of + alan veya ortam kalıbı, çekişme, rekabet ve öngörülemeyen sorunlarla dolu bir çevreyi adlandırır. Yalnızca gerçek dünyanın zor olduğunu söylemekten daha güçlü ve canlıdır.

Alıştırma

Cümleyi sert ve düzensiz rekabeti anlatan kısa çizgili ifadeyle tamamlayın: After years in local government, she was ready for the ____ of national politics.

Cevabı göster

rough-and-tumble

And he's pushing us to be more exacting Kelime

3:10

Ve bizi nereye varmaya çalıştığımız konusunda

about where we are trying to head to.

3:12

daha talepkar olmaya itiyor.

Kelime

more exacting about: … konusunda daha titiz olmak

Burada be more exacting about, yönü veya hedefi belirlerken daha yüksek bir ölçüt uygulamak ve belirsizliği daha az kabul etmek demektir. be careful about ifadesinden daha güçlüdür; daha fazla kesinlik talep etmeyi anlatır. Buradaki exacting bir sıfattır; exact fiilinin çekimli biçimi değildir. be exacting about + konu kalıbı, birinin çok yüksek standartlarda ısrar ettiği alanı gösterir.

Alıştırma

Burada be more exacting about the goal ne anlama geliyor?

  1. Hedefi başka birinin seçmesini istemek.
  2. Standardı düşürerek hedefi kolaylaştırmak.
  3. Hedefe doğru hemen ilerlemeye başlamak.
  4. Hedefin daha açık ve kesin biçimde tanımlanmasını talep etmek.
Cevabı göster

Hedefin daha açık ve kesin biçimde tanımlanmasını talep etmek.

If an ideal seems utterly distant and hopeless,

3:14

Eğer bir ideal tamamen uzak ve umutsuz görünüyorsa,

maybe the problem isn't that it's too idealistic, Anlatım akışı

3:17

belki de sorun onun fazla idealist olması değil,

but, in a strange but important way,

3:20

tuhaf ama önemli bir şekilde,

actually not idealistic enough.

3:22

aslında yeterince idealist olmamasıdır.

Anlatım akışı

too idealistic ... not idealistic enough: fazla idealist ... yeterince idealist değil

Cümle önce yaygın eleştiri olan too idealistic ifadesini sunar, ardından bunu reddedip şaşırtıcı karşıtı not idealistic enough ile değiştirir. the problem isn't X, but Y kalıbı, dinleyiciye açıklama olarak X'i bırakıp onun yerine Y'yi benimsemesini söyler. Burada enough dereceyi ölçer: not idealistic enough, idealin yeterince geliştirilmediği veya tanımlanmadığı anlamına gelir. Bu şaşırtıcı tersine çevirme iddiayı güçlendirir: ideal, yalnızca fazla iddialı olduğu için değil, tasavvur yeterince tamamlanmadığı için uzak görünebilir.

Alıştırma

Konuşan kişi, planın daha az idealizme değil, daha kapsamlı geliştirilmiş bir ideale ihtiyacı olduğunu savunuyor. Tersine çevirmeyi tamamlayın: Maybe the plan isn't ____, but actually ____.

Cevabı göster

too idealistic · not idealistic enough

That is, we've not quite yet discovered the form. Notlar

3:25

Yani, formu henüz tam olarak keşfetmiş değiliz.

Anlatım akışı

Açıklama belirteci olarak That is,

That is, önceki düşüncenin daha açık veya daha kesin bir biçimde yeniden ifade edileceğini gösteren bir söylem belirtecidir. Burada ardından gelen bölüm, anlatılmak istenen açıklamayı verir: biçim şu ana kadar tam olarak keşfedilmemiştir. Bu ifade, demek istediğim şu anlamına gelir. Bilgiyi genel bir ifadeden kesin bir açıklamaya taşıyarak düzenler; bir nesneyi işaret etmez.

Alıştırma

That is bu cümlede ne yapıyor: “That is, we've not quite yet discovered the form.”?

  1. Görülebilen bir nesneyi işaret eder.
  2. Önceki düşünceyi daha kesin biçimde yeniden ifade eder.
  3. Daha büyük bir gruptan bir örnek sunar.
Cevabı göster

Önceki düşünceyi daha kesin biçimde yeniden ifade eder.

Dilbilgisi

not quite yet: şimdiye kadar tamamlanmamış

Not quite yet üç fikri birleştirir: not ifadeyi olumsuz yapar, quite son noktayı veya tamlık derecesini belirtir, yet ise şimdiye kadar anlamına gelir. Bu cümlede keşif şu ana kadar tam olarak tamamlanmamıştır. Bu ifade ileride gelişme olasılığını açık bırakır. Kesin bir no ile karşılaştırıldığında hedefe daha sonra hâlâ ulaşılabileceğini düşündürür; quite burada çok değil, tamamen anlamındadır.

Alıştırma

Cümleyi“şimdiye kadar tam olarak değil, ancak belki daha sonra”anlamına gelen üç sözcüklü ifadeyle tamamlayın: We have ____ finished testing the app.

Cevabı göster

not quite yet

We shouldn't abandon our ideals.

3:29

İdeallerimizden vazgeçmemeliyiz.

We should get more ambitious about them,

3:31

Onlar hakkında daha hırslı olmalıyız,

and Plato's philosophy is on hand to help us. Deyimler

3:32

ve Platon'un felsefesi bize yardım etmeye hazır.

Deyimler

on hand: gerektiğinde hazır ve erişilebilir

Bu cümlede on hand, “gerektiğinde kullanılmaya hazır ve erişilebilir” demektir. Platon’un felsefesi, insanlara yardım edebilecek bir kaynak gibi sunulur. Bu ifade insanlar, malzemeler, bilgiler veya destek için kullanılabilir; bunların hazır ya da kolayca erişilebilir olduğunu anlatır. Bir şeyin kelimenin gerçek anlamıyla elin üzerinde olması değildir.

Alıştırma

Hangi cümlede on hand “gerektiğinde kullanılabilir” anlamındadır?

  1. Extra blankets are on hand if anyone gets cold.
  2. We have the situation in hand now.
  3. The deadline is at hand, so we must hurry.
Cevabı göster

Extra blankets are on hand if anyone gets cold.