The Inspiration Lab: Tam Huni (Full-Funnel) Yaklaşımıyla Etkiyi En Üst Düzeye Çıkarma: İngilizce çalışma notları
Business Insider
Video özeti: H&R Block'tan Jill Cress; kitle merkezli tam huni pazarlamasını, yaşam evresine göre hedeflemeyi ve marka hikayeleriyle performansın birlikte ölçülmesini anlatıyor. Başlıca İngilizce noktaları: 1. "the lines of entertainment and commerce blurring?" - Mecazlı ifade: blurred lines, önceden ayrı alanların sınırlarının zor ayırt edilir hale gelmesini anlatır; yakınsayan sektörler için kullanılır. 2. "prove out" - Deyimsel fiil: bir hipotezi yalnızca doğru ilan etmek değil, kanıtlar destekleyene kadar sınamak demektir. 3. "we treasure what we can measure." - Söylem ve retorik: kafiye ve paralel yapı ölçüm ilkesini akılda kalıcı kılar, ölçülebilir sonuçların daha çok dikkat gördüğünü ima eder.
Bu derste
Welcome to the final episode of The Inspiration Lab with Amazon Ads and Business Insider.
0:00Amazon Ads ve Business Insider ortaklığındaki The Inspiration Lab’in son bölümüne hoş geldiniz.
the global director of brand marketing for Amazon Ads.
0:06Amazon Ads’in global marka pazarlama direktörüyüm.
we've been exploring how brands can meaningfully engage with consumers, Kalıp ifadeler
0:10markaların tüketicilerle nasıl anlamlı bağlar kurabileceğini inceledik;
Tüketicilerle anlamlı biçimde etkileşim kurmak
Pazarlama bağlamında meaningfully engage with consumers, bir markanın ürünlerini kullanabilecek veya satın alabilecek kişilerle değerli ve iki yönlü bir etkileşim kurmak demektir. Engage with, tüketicileri markanın yalnızca ulaştığı bir kitle olarak değil, dinlediği ve yanıt verdiği katılımcılar olarak gösterir. Meaningfully bir kalite ölçütü ekler: etkileşim yalnızca kısa süreli ilgi ya da görünürlük yaratmak yerine gerçek, içerikli ve tüketiciler için değerli olmalıdır. Aynı yapı, bir kuruluşun toplulukla, kullanıcılarla veya destekçileriyle ilişki kurmasını da anlatabilir.
Alıştırma
Hangi cümlede engage with, pazarlama veya topluluk bağlamında değerli ve iki yönlü etkileşim kurmak anlamında kullanılmıştır?
- The museum meaningfully engages with local families by using their feedback to design programs.
- The museum engages in renovations every winter.
- The museum engages a designer to update its logo.
Cevabı göster
The museum meaningfully engages with local families by using their feedback to design programs.
whether it's A, B, or C listeleme yapısı
Whether it's A, B, or C, daha geniş bir durumun alabileceği çeşitli biçimleri veya örnekleri tanıtır. Tek bir it's bütün listeyi başlatır; creating memorable moments, inspiring action ve measuring impact dilbilgisel olarak paralel -ing ifadeleridir. Bu yapı çoğunlukla “hangi biçimde olursa olsun” anlamını taşır ve tüm olasılıkları kapsaması gerekmeyen örnekleyici bir liste sunabilir. Or son öğeyi belirtir; burada whether daha sonra evet ya da hayır biçiminde bir yanıt gerektirmez.
Alıştırma
Cümleyi whether it's A, B, or C yapısıyla tamamlayın: Every contribution matters, ____ greeting visitors, preparing materials, ____ answering questions.
Cevabı göster
whether it's · or
I'm joined by a brand executive who has navigated these challenges Kalıp ifadeler
0:19bu zorlukların üstesinden gelmiş bir marka yöneticisi bana eşlik ediyor
Navigated These Challenges: karmaşık zorlukları aşmak
Burada navigated these challenges bir yolculuk benzetmesi kullanır: yönetici kararlar alıp duruma göre uyum sağlayarak zor ve karmaşık durumların üstesinden başarıyla gelmiştir. Fiziksel bir rota bulmaktan söz edilmez. navigate + challenge, problem veya obstacle yapısı, zorluğu içinden geçilmesi gereken bir şey olarak sunar ve tek bir basit eylemden ziyade karmaşıklık içinde bilinçli ilerlemeyi vurgular.
Alıştırma
Örnekte navigated these challenges ne anlama geliyor?
- Zor durumları muhakeme ve uyum yoluyla yönetmek anlamına gelir.
- Zorluklardan tamamen kaçınmak anlamına gelir.
- Bir yerde fiziksel olarak rota bulmak anlamına gelir.
Cevabı göster
Zor durumları muhakeme ve uyum yoluyla yönetmek anlamına gelir.
Thank You for Having Me: beni ağırladığınız için teşekkür ederim
Thank you for having me, bir konuğun ev sahibine veya sunucuya verdiği geleneksel bir yanıttır. “Beni davet ettiğiniz, karşıladığınız veya etkinliğe kattığınız için teşekkür ederim” anlamına gelir; having me, kişinin size sahip olması demek değildir. Bu ifade, ev sahibinin nezaketine karşılık verir ve katılma fırsatı için duyulan minnettarlığı gösterir.
Alıştırma
Bir podcast sunucusu “Thanks for joining us today.” diyor. Konuğun geleneksel yanıtı hangisidir?
- Thank you for holding me.
- Thank you for having me.
- Thank you for coming.
Cevabı göster
Thank you for having me.
you have a unique ability and challenge to bring fresh creative ideas to this dual role.
0:39bu ikili role yeni ve yaratıcı fikirler getirmek için hem benzersiz bir fırsatınız hem de aşmanız gereken bir zorluk var.
CMO ve CXO: pazarlama ve deneyim liderliği
CMO, Chief Marketing Officer, yani pazarlamadan sorumlu üst düzey yönetici demektir. Bu bağlamda CXO, Chief Experience Officer, yani deneyimden sorumlu üst düzey yönetici anlamına gelir ve X harfi experience sözcüğünü temsil eder. Bu iki kısaltma, soruyu yanıtlayan kişinin aynı anda üstlendiği iki yönetici unvanını belirtir. İki görevin birden yürütülmesi, cümlenin devamında belirtilen dual role ifadesidir. Aynı lider hem marka pazarlamasından hem de müşteri deneyiminden sorumludur; bu nedenle tartışmada yaratıcı iletişim ile müşterilerin şirketle etkileşim kurma biçimi birlikte ele alınır. CXO'nun her yerde geçerli tek bir anlamı yoktur. Başka bağlamlarda C-seviyesi bir yöneticiyi genel olarak belirtebilir veya farklı bir unvanın kısaltması olabilir. Anlamı çevredeki görev tanımından çıkarmak gerekir; burada özellikle Chief Experience Officer demektir.
Alıştırma
Bu cümlede CMO ve CXO ne anlama geliyor?
- Chief Marketing Officer and Chief Experience Officer
- Chief Marketing Officer and Chief Executive Officer
- Corporate Marketing Office and Customer Experience Office
Cevabı göster
Chief Marketing Officer and Chief Experience Officer
How do you think about that?: düşünme biçimini açıklamaya davet
Burada How do you think about that? sorusu, karşıdaki kişiden az önce belirtilen konuyu nasıl anladığını, analiz ettiğini veya ele aldığını açıklamasını ister. How, yalnızca nihai görüşe değil, düşünme sürecine veya çerçevesine yöneliktir. That, iki görevi birden yürütmenin sunduğu özel fırsat ve zorluğa gönderme yapar. Soru açık uçludur; bu nedenle yalnızca evet veya hayır yanıtı yerine öncelikleri, ödünleşimleri ve gerekçeleri açıklamaya davet eder.
Alıştırma
Bir iş arkadaşınız karmaşık bir ödünleşimi anlattı. Hangi soru, onu muhakeme çerçevesini açıklamaya en iyi şekilde davet eder?
- Do you agree with that?
- Have you thought about that?
- How do you think about that?
Cevabı göster
How do you think about that?
what we're actually doing for the customer while we're doing their taxes.
0:53Müşterinin vergi beyannamesini hazırlarken onun için gerçekte ne yapıyoruz?
What they're actually buying from us is ease, Dilbilgisi
0:56Müşterilerin bizden aslında satın aldığı şey kolaylık,
What they're actually buying from us is ...: What ... is ... odaklama kalıbı
What they're actually buying from us yan cümlesi, cümlenin öznesi olarak görev yapar. What, '……olan şey' anlamında bir isim cümleciği başlatır; bu nedenle burada soru sormaz. Bağ fiili is, bu özneyi müşterilerin ne elde ettiğini belirten kolaylık, uzmanlık, empati ve değer ögelerine bağlar. What + yan cümle + be + tümleç kalıbı, dikkati görünen eylemden onun gerçek içeriğine veya özüne kaydırır. What matters is reliability. örneğinde olduğu gibi bir açıklamadaki temel cevabı öne çıkarmak için kullanılabilir.
Alıştırma
İngilizce cümleyi What ... is ... odaklama yapısıyla tamamlayın: ____ customers really need ____ a simple solution.
Cevabı göster
What · is
today more than ever: günümüzde daha yüksek önem
today more than ever, 'şu anda geçmişteki herhangi bir zamandan daha yüksek bir ölçüde' anlamına gelir. today şimdiki zamanı referans noktası yapar; more than ever ise iddianın gücünü veya önemini önceki bütün dönemlerle karşılaştırır. Bu cümlede ifade, değerin müşteriler için ne kadar önemli hâle geldiğini vurgular; ayrı ayrı değer birimlerini saymaz. Günümüzde önemi artmış bir ihtiyacı, niteliği, eğilimi veya değerlendirmeyi niteleyebilir.
Alıştırma
'Şimdi geçmişteki herhangi bir zamandan daha yüksek bir ölçüde' anlamına gelen üç sözcüklük İngilizce ifadeyle cümleyi tamamlayın: Protecting personal data matters ____.
Cevabı göster
today more than ever
In a recent research study that we did called Beyond the Buy,
1:07Yakın zamanda yaptığımız Beyond the Buy adlı bir araştırmada,
while engaging with entertainment. Dilbilgisi
1:16eğlence içerikleriyle etkileşim hâlindeyken keşfettiğini söyledi.
Kısaltılmış edilgen ilgi cümleciği olarak consumers surveyed
consumers surveyed ifadesinde surveyed, consumers isminden sonra gelen bir geçmiş zaman ortacıdır. Edilgen ilgi cümleciği consumers who were surveyed ifadesinin kısaltılmış hâlidir. Cümlenin temel yüklemi surveyed değil, said sözcüğüdür. Dolayısıyla %54, ankete katılan tüketiciler grubunun içindeki oranı gösterir.
Alıştırma
“Fifty-four percent of consumers surveyed said yes” cümlesinde hangi tam biçim consumers surveyed ile aynı anlama gelir?
- consumers while they were surveying
- consumers who surveyed other people
- consumers who were surveyed
Cevabı göster
consumers who were surveyed
while engaging with entertainment: while + -ing yapısı
While engaging with entertainment, keşfetme eylemiyle aynı anda süren arka plan etkinliğini belirtmek için while + -ing yapısını kullanır. while they were engaging with entertainment ifadesinin kısaltılmış biçimidir. Eksiltilen özne, tüketicilere gönderme yapan they olarak anlaşılır. Bu yapıda -ing eyleminin örtük öznesi normalde ana cümlenin öznesiyle aynı olmalıdır.
Alıştırma
Değerlendirin: “While walking to school, the rain started” aynı özne yapısının doğru bir kullanımı mıdır?
- Evet; while + -ing yapısının söylenmeyen öznesi herhangi biri olabilir.
- Hayır; walking eyleminin örtük öznesini the rain yapar.
Cevabı göster
Hayır; walking eyleminin örtük öznesini the rain yapar.
And how do you see the lines of entertainment and commerce blurring? Notlar
1:20Eğlence ile ticaret arasındaki sınırların giderek bulanıklaşmasını nasıl görüyorsunuz?
see the lines ... blurring: see + nesne + -ing
Burada see yalnızca gözle “görmek” değil, “algılamak” ya da “değerlendirmek” demektir. Yapı see + nesne + -ing şeklindedir: the lines of entertainment and commerce nesne grubudur ve aynı zamanda blurring eyleminin anlamca öznesidir. Bulanıklaşan şey bu sınırlardır. -ing biçimi, değişimi devam eden bir süreç olarak sunar. Soru, kişinin tamamlanmış tek bir olaya tanık olup olmadığını değil, bu eğilimin hangi şekillerde gerçekleştiğini düşündüğünü sorar.
Alıştırma
Cümleyi tamamlamak için change fiilinin -ing biçimini kullanın: Analysts can see online shopping ____ how small stores reach customers.
Cevabı göster
changing
the lines of entertainment and commerce blurring: eğlence ile ticaret arasındaki sınırların bulanıklaşması
Burada lines sözcüğü mecazidir; eğlence ile ticareti birbirinden ayıran sınırları ifade eder. Bu sınırlar blurring durumundaysa iki alan giderek daha fazla örtüşüyor ve onları net biçimde ayırt etmek zorlaşıyor demektir. Blurring, aşamalı bir süreci anlatır. İki alanın şimdiden tamamen aynı olduğu veya fiziksel çizgilerin görünmez hâle geldiği anlamına gelmez.
Alıştırma
“Flexible schedules are blurring the lines between work and personal time.” cümlesinde ne oluyor?
- İş ve kişisel zaman şimdiden tamamen aynı oldu.
- Birisi çalışma programına daha az görünen çizgiler çiziyor.
- İki alanı net biçimde ayırmak giderek zorlaşıyor.
Cevabı göster
İki alanı net biçimde ayırmak giderek zorlaşıyor.
what's on their hearts ile what's on their minds arasındaki fark
Burada what's on their hearts, dinleyici kitlesinin derinden önemsediği kaygıları, değerleri veya duyguları anlatır. What's on their minds ise o anda dikkatlerini meşgul eden düşünce, soru veya endişeleri anlatır. Heart ve mind burada vücut organları değil, mecazlardır. İki yan cümlenin yan yana kullanılması paralellik oluşturur ve mesajı duygusal önceliklerden güncel düşüncelere kadar genişletir. İkisi bağlantılıdır ama aynı şeyi tekrarlamaz: hearts duygu ve kişisel öneme, minds ise etkin düşünce veya güncel kaygıya işaret eder.
Alıştırma
Bu cümlede what's on their hearts ile what's on their minds ifadelerinin birlikte kullanılması neyi vurgular?
- İnsanların hem daha derin duygusal öncelikleri hem de güncel düşünce veya kaygıları
- İnsanların kalp ve beyinlerinin fiziksel durumu
- Yalnızca insanların mantıksal planlarının farklı sözlerle iki kez ifade edilmesi
Cevabı göster
İnsanların hem daha derin duygusal öncelikleri hem de güncel düşünce veya kaygıları
Dolaylı soru dizilişi: where are they engaging değil, where they are engaging
We understand ifadesinden sonra konuşmacı anlaşılan şeyleri sıralar; bu nedenle son where yan cümlesi dolaylı soru işlevi görür. Düzenlenmiş standart İngilizcede dolaylı soru, düz cümle dizilişini kullanır: where they are engaging. Where are they engaging? doğrudan soru olarak doğrudur. We understand where ... içinde are sözcüğünü they sözcüğünden önce tutmak burada doğaçlama konuşmadaki bir devrikliği yansıtır; ancak öğrenciler bunu özenli konuşma veya yazıda taklit etmemelidir.
Alıştırma
Parantez içindeki sözcükleri standart dolaylı soru dizilişiyle kullanarak cümleyi tamamlayın: We need to understand ____ before we choose a platform. (where / they / are / engaging)
Cevabı göster
where they are engaging
It's really all about finding the audience on the platforms where they're engaged
1:31Asıl mesele, hedef kitleyi aktif olduğu platformlarda bulmak
and creating content that is not disruptive to that experience. Kalıp ifadeler
1:36ve o deneyimin akışını bozmayan içerikler üretmektir.
not disruptive to that experience: bu deneyimi aksatmayan
Burada disruptive, sürmekte olan bir şeye müdahale etmek veya bir deneyimin akışını bozmak anlamına gelir. not disruptive to that experience ifadesi, içeriğin izleyicinin eğlence deneyimini kesintiye uğratmak yerine ona uyum sağlaması gerektiğini anlatır. Olumsuzluk bildiren not, disruptive sözcüğünü niteler. Kalıp disruptive to + isim şeklindedir; to, etkilenen etkinliği, süreci veya deneyimi belirtir. Bu kalıp, bir şeyin mevcut deneyimin önüne geçip geçmediğini anlatmayı sağlar.
Alıştırma
Cümleyi disruptive ve doğru edatla tamamlayın: The banner is small, so it is not ____ the reading experience.
Cevabı göster
disruptive to
That's hugely important when we think about our content,
1:39İçeriğimizi düşünürken bu son derece önemli;
So, audience is going to continue to matter just as it always has. Dilbilgisi
1:43Dolayısıyla hedef kitle, her zaman olduğu gibi önemli olmaya devam edecek.
just as it always has: her zaman olduğu gibi
Just as, “tam olarak aynı şekilde” veya “aynı ölçüde” anlamına gelen bir karşılaştırma başlatır. Cümle, izleyici kitlesinin şimdiye kadar olduğu ölçüde gelecekte de önemli olmaya devam edeceğini söyler. Sondaki has, tekrarlanacak olan has mattered fiil grubunun yerine geçen bir yardımcı fiildir; tekrarlanan düşüncenin tam biçimi it has always mattered olur. Yardımcı fiille yapılan bu ikame tekrarı önler. Buradaki has, “sahip olmak” anlamına gelmez ve eksik bırakılmış bir present perfect yapısı değildir.
Alıştırma
“Community support will continue to matter just as it always has,” cümlesinde sondaki has ne yapar?
- Topluluk desteğinin bir şeye sahip olduğu anlamına gelir.
- Tekrarı önlemek için has mattered yerine geçer.
- Daha sonra gerçekleşecek yeni bir eylemi tanıtır.
Cevabı göster
Tekrarı önlemek için has mattered yerine geçer.
Let's talk a little bit about H&R Block's full funnel campaign strategy Ton ve niyet
1:48H&R Block’un pazarlama hunisinin tüm aşamalarını kapsayan kampanya stratejisinden biraz söz edelim;
with Amazon going into tax season. Öbek fiiller
1:52özellikle de vergi sezonuna girerken Amazon’la yürüttüğünüz kampanyadan.
Yumuşak bir konu geçişi olarak “Let's talk a little bit about”
“Let's talk a little bit about”, karşıdaki kişiyi yeni bir konuya birlikte geçmeye davet eder. “Let's” bu geçişi ortak bir eylem olarak sunarken “talk ... about” ardından gelen konuyu tanıtır. “a little bit” esas olarak geçişi yumuşatır ve ifadenin daha az ani ya da buyurgan duyulmasını sağlar. Konuşmanın kesinlikle kısa veya sınırlı olacağı anlamına gelmez.
Alıştırma
Toplantı geçişini derste öğrenilen yumuşak konu açma ifadesiyle tamamlayın: “____ the launch timeline.”
Cevabı göster
Let's talk a little bit about
Yaklaşan bir dönem için “going into tax season”
“going into tax season”, kampanya stratejisini vergi sezonundan önceki hazırlık sürecine ve sezona geçiş aşamasına yerleştirir. Burada “go into” zamanla ilgilidir: fiziksel bir yere girmek değil, bir döneme yaklaşmak veya o döneme girmek anlamına gelir. Vergi sezonu, Amerika Birleşik Devletleri'nde birçok kişinin gelir vergisi beyannamesini hazırlayıp sunduğu, düzenli olarak tekrarlanan dönemdir. Bu ifade planlamayı yaklaşan bu önemli dönemle ilişkilendirir.
Alıştırma
Bir şirket, yoğun beyan dönemi başlamadan hemen önce reklam planını tamamlıyor. Zamanlamayı en iyi hangi ifade açıklar?
- going into tax season
- during tax season
- coming out of tax season
Cevabı göster
going into tax season
We were excited to prove out a high confidence hypothesis that we had, Öbek fiiller
1:54Doğruluğuna çok güvendiğimiz bir hipotezi kanıtlayacak olmaktan heyecan duyuyorduk:
Prove out: gerçek sonuçlarla doğrulama
Burada prove out, bir hipotezi test ederek ve gerçek sonuçları inceleyerek onun sağlam olduğunu doğrulamak anlamına gelir. Ekip hipotezin doğru çıkmasını zaten bekliyordu, ancak yine de kanıta ihtiyaç vardı. out parçacığı, bir süreç sonunda doğrulanmış bir sonuca ulaşma anlamını katar. Bu ifade yalnızca bir fikrin doğru olduğunu iddia etmek ya da resmî bir matematiksel kanıt sunmak anlamına gelmez.
Alıştırma
Cümleyi, uygulamalı testlerle doğrulamak anlamına gelen iki kelimelik iş ifadesiyle tamamlayın: The small-market trial helped us ____ our pricing hypothesis.
Cevabı göster
prove out
which is that full funnel marketing is more effective. Kelime
1:59Pazarlama hunisinin tüm aşamalarını kapsayan pazarlama daha etkilidir.
Müşteri yolculuğu boyunca full funnel marketing
Full funnel marketing, müşteri yolculuğunun yalnızca tek bir aşamasını optimize etmek yerine farkındalıktan değerlendirmeye ve dönüşüme kadar birden fazla aşamasını ele alan bir stratejidir. Funnel, geniş bir kitlenin satın alan veya istenen başka bir eylemi gerçekleştiren daha küçük bir gruba doğru ilerlemesini anlatan bir benzetmedir. Bu cümlede ifade, daha etkili olduğu öne sürülen yaklaşımın adını verir. Full, stratejinin aşamaları birbirine bağladığı anlamına gelir; mümkün olan her pazarlama kanalının kullanılması gerektiği anlamına gelmez.
Alıştırma
Bir şirket farkındalık için marka videolarını, değerlendirme için karşılaştırma rehberlerini ve satın alma için yeniden hedefleme reklamlarını tek bir koordineli planda kullanıyor. Stratejiyi en iyi hangi terim tanımlar?
- upper-funnel marketing
- full funnel marketing
- lower-funnel marketing
Cevabı göster
full funnel marketing
Life moments are often tax moments. Anlatım akışı
2:03Hayattaki önemli anlar, çoğu zaman vergi açısından da önemli anlardır.
Life moments are often tax moments: X are often Y ile yeniden tanımlama
Bu cümle bir kategoriyi başka bir kategori olarak yeniden tanımlar: bir insanın hayatındaki önemli olaylar, vergi durumunun veya beyanname verme ihtiyaçlarının değiştiği bir nokta oluşturur. Hayat olaylarının kelimenin tam anlamıyla vergi olduğunu söylemez; are, pratik bir bağlantıyı belirtir. Dengeli X are often Y kalıbı bu bağlantıyı özlü bir ana düşünceye dönüştürür. Her iki tarafta moments sözcüğünün tekrarlanması kategorileri paralel ve akılda kalıcı hâle getirirken often, bağlantının evrensel değil yaygın olduğunu gösterir.
Alıştırma
Hangi cümle, bir karar türünü başka bir karar türü olarak yeniden tanımlamak için aynı X are often Y kalıbını en iyi şekilde kullanıyor?
- Health decisions are often financial decisions.
- Financially, health decisions are sometimes made.
- Health decisions can affect how much people spend.
Cevabı göster
Health decisions are often financial decisions.
The average American will change the way that they file taxes Kalıp ifadeler
2:05Ortalama bir Amerikalı, vergi beyannamesi verme şeklini
file taxes: vergi bilgilerini resmî olarak sunmak
File taxes ifadesinde file, gerekli vergi bilgilerini bir vergi dairesine resmî olarak sunmak anlamına gelir. Taxes çoğul biçimdedir ve genel olarak gelir vergisi beyan sürecini ifade eder. Bu ifade tek başına ödemenin de aynı anda yapıldığı anlamına gelmez. Kalıp file + taxes şeklindedir; bir belirleyici kullanıldığında çoğunlukla file your taxes biçimi görülür. Altyazıdaki change the way that they file taxes, yalnızca ödenen vergi miktarını değiştirmek değil, beyan için kullanılan yöntemi, statüyü veya düzenlemeyi değiştirmek anlamına gelir.
Alıştırma
Cümleyi “vergi bilgilerini devlete sunmak” anlamındaki iki kelimelik İngilizce ifadeyle tamamlayın: Many people use online software to ____ each year.
Cevabı göster
file taxes
and those are usually around life stage events.
2:10ve bu değişiklikler genellikle hayatın önemli dönemlerine denk gelir.
Getting married, having a baby, buying a new home: paralel -ing öbekleri
Bu üç -ing öbeği tek bir paralel liste oluşturur: getting married, having a baby ve buying a new home. Her öbek bir etkinliği veya olayı adlandırır; açık bir özne ve çekimli yardımcı fiil bulunmadığı için bunların hiçbiri sürerlik bildiren tam bir cümle değildir. Burada liste, daha geniş olan “yaşam evresi olayları” kategorisine örnekler verir. Aynı -ing kalıbını kullanmak, öğeleri dil bilgisi açısından eş değer hâle getirir ve soyut bir kategorinin hızlı ve açık biçimde geliştirilmesini sağlar.
Alıştırma
Hangi cümlede -ing öbeklerinden oluşan tutarlı bir paralel liste kullanılmıştır?
- Her plans include saving money, learning to drive, and moving abroad.
- Her plans include saving money, to learn to drive, and a move abroad.
- Her plans include she saves money, learning to drive, and to move abroad.
Cevabı göster
Her plans include saving money, learning to drive, and moving abroad.
And Amazon knows quite a bit about those life stage moments.
2:16Amazon da hayatın bu önemli dönemleri hakkında epey bilgi sahibi.
What we did was we built out this full funnel campaign Notlar
2:21Biz de pazarlama hunisinin tüm aşamalarını kapsayan bu kampanyayı oluşturduk.
What we did was we built out ...: eylemi öne çıkarma
What we did, “yaptığımız şey veya eylem” anlamına gelen kaynaşmış bir ilgi yan cümlesidir ve What we did was ... odak yapısının konusu olarak işlev görür. was sonrasındaki bilgi, konuşanın vurgulamak istediği eylemi belirtir. Bu konuşma dili biçiminde konuşan kişi was sonrasında tam bir yan cümle başlatır: we built out this full funnel campaign. Doğaçlama konuşmada we sözcüğünü tekrar etmek doğaldır; built out, was ile sıralanmış ikinci bir fiil değildir. Bu yapı, arka plandan veya bir sorundan somut çözüme geçmeye yardımcı olur.
Alıştırma
Ekibinizin yaptığı temel eylemi açıklıyorsunuz. Hangi cümle konuşma dilindeki odak yapısını doğal biçimde kullanır?
- What we did was we redesigned the signup page.
- What we were did was redesign the signup page.
- What we did was redesigned the signup page.
Cevabı göster
What we did was we redesigned the signup page.
built out: bir şeyi daha eksiksiz bir biçime genişletmek
Bu cümlede built out, ekibin kampanyayı daha geniş kapsamlı ve daha eksiksiz bir hâle gelene kadar büyütüp geliştirdiği anlamına gelir. out parçacığı, başlangıçta daha sınırlı olan bir şeyi tamamlama veya genişletme anlamı katar; dışarıda bir şey inşa etmek demek değildir. Bu kullanım; bir proje, sistem, ekip, hizmet veya kampanyaya eksik parçalar, yetenekler ya da kapsam eklendiğinde yaygındır. Kalıp build out + nesne şeklindedir; cümle tamamlanmış bir geçmiş eylemi anlattığı için build, built olur.
Alıştırma
Cümleyi “daha eksiksiz bir biçime ulaşacak şekilde genişletip geliştirmek” anlamındaki iki sözcüklü öbek fiille tamamlayın: After testing a basic dashboard, the team ____ the analytics platform before launch.
Cevabı göster
built out
largely in display capacity using their DSP Kültür
2:26Amazon DSP üzerinden büyük ölçüde görüntülü reklamlar kullanmıştık.
DSP: dijital reklamcılıkta talep tarafı platformu
Burada DSP, reklamverenlerin veya ajansların dijital reklam envanterini programatik olarak satın almak ve yönetmek için kullandığı yazılım olan demand-side platform anlamına gelir. Bu terim bir görüntülü reklam türünü değil, reklam pazarının satın alan tarafındaki platformu belirtir. Amazon'un DSP'sinden söz edilmesi, önceki çalışmanın nasıl yürütüldüğünü açıklar: Amazon, medya satın alımında kullanılan platformu sağlamıştır. Reklam bağlamı önemlidir çünkü DSP, ses mühendisliği gibi alanlarda farklı bir anlama gelebilir.
Alıştırma
'Our media team used a DSP to bid on ad inventory across several websites,' cümlesinde DSP ne anlama gelir?
- Dijital reklam envanteri satın almak ve yönetmek için kullanılan talep tarafı platformu
- Sesi değiştirmek için kullanılan dijital sinyal işleme
- Otomatik olarak video oluşturan bir görüntülü reklam biçimi
Cevabı göster
Dijital reklam envanteri satın almak ve yönetmek için kullanılan talep tarafı platformu
to add in more content through streaming and other platforms like Twitch
2:29Bu kez dijital yayınlar ve Twitch gibi diğer platformlar üzerinden daha fazla içerik ekledik
to tell stories about the differentiated solutions
2:34ve bizi diğerlerinden ayıran çözümler hakkında hikâyeler anlattık;
that we know would matter to our audience.
2:38çünkü bu çözümlerin hedef kitlemiz için önemli olacağını biliyorduk.
Pazarlamada huge lifts in conversion ifadesinin anlamı
Burada lifts, pazarlama analizinde kontrol grubunun sonucu veya önceki bir dönem gibi bir referans noktasının üzerindeki artışları ifade eden bir isimdir. Huge lifts in conversion, dönüşüm performansının bu karşılaştırma noktasına göre önemli ölçüde yükseldiği anlamına gelir. Conversion, işletmenin ölçtüğü satın alma veya kayıt olma gibi hedef eylemdir. Bu ifade etkinin büyüklüğünü bildirir; ardından bir yüzde bu lift miktarını sayısallaştırabilir.
Alıştırma
Bir kampanya raporunda “We saw huge lifts in conversion.” ifadesi büyük olasılıkla ne anlama gelir?
- Şirket dosya dönüştürme biçimini değiştirdi.
- Çalışanlar dönüşüm ekipmanını fiziksel olarak kaldırdı.
- Dönüşümler bir referans noktasına göre önemli ölçüde arttı.
Cevabı göster
Dönüşümler bir referans noktasına göre önemli ölçüde arttı.
We saw over a 25% improvement in our cost per return. Kelime
2:46Beyanname başına maliyetimizde %25’in üzerinde iyileşme gördük.
Vergi hazırlama analizinde cost per return
Burada cost per return, birimi tamamlanmış vergi beyannamesi olan bir maliyet verimliliği metriğidir. Vergi hazırlama bağlamında return, tax return ifadesinin kısaltmasıdır; yatırım getirisi, ürün iadesi veya geri ödenen para anlamına gelmez. Birim maliyet metriğinde %25'in üzerindeki bir iyileşme, normalde tamamlanan her beyanname için ortalama maliyetin düştüğünü gösterir. Kesin hesaplama, kuruluşun hangi maliyetleri ve tamamlanmış beyannameleri dahil ettiğine bağlıdır.
Alıştırma
Bir vergi hazırlama kampanyası daha düşük bir cost per return bildiriyor. Bu büyük olasılıkla neyi gösterir?
- Her müşteri beyanname verdikten sonra daha az vergi borçlandı.
- Her vergi beyannamesi daha düşük yatırım getirisi sağladı.
- Kampanyaya atfedilen ortalama maliyet, tamamlanan her vergi beyannamesi için daha düşüktü.
Cevabı göster
Kampanyaya atfedilen ortalama maliyet, tamamlanan her vergi beyannamesi için daha düşüktü.
proved out this theory that if we get the reach and frequency right Kalıp ifadeler
2:53şu teoriyi kanıtladık: Erişim ile gösterim sıklığını doğru ayarlayıp
get the reach and frequency right: erişim ve sıklığı doğru ayarlamak
get + nesne + right yapısında right, nesne tamamlayıcısıdır: nesnenin doğru biçimde ele alındığını, değerlendirildiğini, ayarlandığını veya düzenlendiğini belirtir. Buradaki nesne, reach (erişim) ve frequency (gösterim sıklığı) adlı reklam ölçütleridir. Bu nedenle ifade, bu ölçütleri uygun şekilde ayarlamak anlamına gelir; yalnızca onları elde etmek veya sağa dönmek anlamına gelmez. Bu kalıp başka ifadelerde de kullanılabilir: get the details right, get the timing right veya get it right. Yalnızca bir işi bitirmeyi değil, doğruluğu ya da başarılı bir ayarlamayı vurgular.
Alıştırma
get + nesne + right kalıbını the notification settings nesnesiyle kullanarak cümleyi tamamlayın: Before we launch the app, we need to ____.
Cevabı göster
get the notification settings right
the right message at the right time: paralel tekrar
the right + isim ... the right + isim kalıbının tekrarı, message ve time sözcüklerini paralel konuma getirir. Bunları başarı için birbiriyle bağlantılı iki koşul olarak düzenler: neyin iletildiği ve ne zaman iletildiği. the right ifadesinin tekrarı ritim ve vurgu oluşturarak bu ikilinin izlenmesini ve hatırlanmasını kolaylaştırır. Buradaki iki right da duruma uygun anlamındadır; sağ yönünü veya yasal bir hakkı ifade etmez.
Alıştırma
İçerik ve zamanlamayı paralel koşullar olarak sunmak için tekrarlanan kalıbı en iyi kullanan cümle hangisidir?
- At the right moment, instructions are needed.
- We need instructions, and the moment should be right.
- We need the right instructions at the right moment.
Cevabı göster
We need the right instructions at the right moment.
holy grail: çok arzulanan fakat ulaşılması güç nihai hedef
Bu cümlede the holy grail, pazarlamacıların çok istediği ancak elde edilmesi son derece zor olan ideal bir sonucu ifade eder. Dini bir nesneye gönderme yapmaz; konuşmacı, verimlilik ile etkililiği aynı anda artırma hedefine çok yüksek değer biçmektedir. the holy grail of + alan/sorun/sonuç kalıbı, bir şeyi o alanın ulaşılması güç nihai hedefi olarak sunar. Buradaki kind of, benzetmeyi yumuşatarak daha az kesin duyulmasını sağlar.
Alıştırma
“This battery design could be the holy grail of energy storage.” cümlesinde “the holy grail” ne anlama gelir?
- Dini bir törende kullanılan kutsal bir nesne
- Son derece arzu edilen ancak elde edilmesi çok zor bir sonuç
- Kolayca ulaşılabilmesi gereken sıradan bir hedef
Cevabı göster
Son derece arzu edilen ancak elde edilmesi çok zor bir sonuç
I would encourage marketers to build full funnel plans Ton ve niyet
3:05pazarlamacılara, pazarlama hunisinin tüm aşamalarını kapsayan planlar hazırlamalarını öneririm;
so that upper funnel demand has somewhere to land. Deyimler
3:09böylece huninin üst aşamalarında oluşan talebin yönelebileceği bir yer olur.
I would encourage someone to...: nazik ve ölçülü bir öneri
I would encourage marketers to build... bir emir ya da varsayımsal tahmin değil, öneri ifade eder. Would konuşmacının tutumunu yumuşatırken encourage + kişi + to-mastar yapısı kime hangi eylemin önerildiğini gösterir. Yeniden kullanılabilir kalıp I would encourage + kişi/grup + to + fiilin yalın hâlidir. Dinleyicinin seçimine saygı gösterirken açık bir profesyonel yönlendirme yapmak istendiğinde özellikle kullanışlıdır.
Alıştırma
I would encourage someone to do something kalıbını kullanarak nazik öneriyi tamamlayın: ____ marketers ____ build full-funnel plans.
Cevabı göster
I would encourage · to
upper funnel demand has somewhere to land: üst huni talebinin yönlendirileceği bir yer
Pazarlamada upper-funnel demand, farkındalık ve ilk ilgi faaliyetlerinin oluşturduğu talep veya ilgidir. Has somewhere to land bir metafordur: Bu ilginin yararlı bilgiler, ürün sayfası, teklif ya da eyleme götüren başka bir yol gibi net bir sonraki adıma ihtiyacı vardır. X has somewhere to land yapısı, X’i karşılamaya hazır bir hedef veya sistem bulunduğunu anlatır. Burada tam huni planı yapılması gerektiği düşüncesini destekler; yalnızca farkındalık oluşturmak satışları garanti etmez.
Alıştırma
Bir pazarlama planında that interest needs somewhere to land ifadesine en uygun yorum hangisidir?
- İlgi, başka hiçbir işlem yapılmadan otomatik olarak satışa dönüşecektir.
- Reklamı görenlerin fiziksel bir yere gitmesi gerekir.
- Kampanyanın ilgiyi karşılayıp geliştirebilecek net bir sonraki adıma ihtiyacı vardır.
Cevabı göster
Kampanyanın ilgiyi karşılayıp geliştirebilecek net bir sonraki adıma ihtiyacı vardır.
Where do you see measurement taking you in the future?
3:13Ölçümün gelecekte sizi nereye götüreceğini düşünüyorsunuz?
Marketing will continue to be all about measurement.
3:19Pazarlamada her şey ölçümle ilgili olmaya devam edecek.
Amazon Marketing Cloud has been a tremendous tool
3:22Amazon Marketing Cloud muazzam bir araç oldu;
for helping us assess the value of the full funnel. Kalıp ifadeler
3:25pazarlama hunisinin tamamının değerini değerlendirmemize çok yardımcı oldu.
assess the value of the full funnel: tam huninin değerini değerlendirmek
Assess the value of, bir şeyin ne kadar yararlı, etkili veya önemli olduğu hakkında kanıta dayalı ve dikkatli bir değerlendirme yapmak anlamına gelir. Yapı assess the value of + isim veya isim öbeğidir. Buradaki value yalnızca parasal fiyatı değil, tam huninin katkısını veya ticari etkisini de kapsar. Bu ifade, aracın hızlı bir izlenimden çok resmî bir analizi desteklediğini gösterir.
Alıştırma
Ders kapsamında öğrendiğiniz, bir şeyin yararlılığını veya etkisini değerlendirmek anlamındaki resmî ifadeyle cümleyi tamamlayın: The review team will ____ the pilot program before deciding whether to expand it.
Cevabı göster
assess the value of
both brand and performance marketing right from the start. Dilbilgisi
3:33hem marka pazarlamasını hem de performans pazarlamasını ölçtüklerinden emin olmalarını öneririm.
both brand and performance marketing ifadesindeki ortak ad
Both A and B, eş görevli iki ögeyi açıkça birlikte kapsayan ikili bir bağlaç yapısıdır. Burada brand ve performance, ortak merkez ad olan marketing'i birlikte niteler; dolayısıyla ifade both brand marketing and performance marketing şeklinde açılabilir. Öneri, alanlardan birini yeterli saymak ya da diğerini ertelemek yerine ikisini de en baştan ölçmektir. İki niteleyici aynı merkez adı paylaştığında İngilizcede bu ad çoğu zaman yalnızca ikinci niteleyiciden sonra bir kez söylenir.
Alıştırma
Cümleyi both ... and ikili yapısıyla tamamlayın: The launch plan must support ____ short-term ____ long-term growth.
Cevabı göster
both · and
we treasure what we can measure ifadesindeki kafiye ve paralellik
Bu söz, kafiyeli treasure ve measure fiillerinden önce we sözcüğünü tekrar ederek we treasure / we can measure paralelliğini kurar. what we can measure yan cümlesinin tamamı treasure fiilinin nesnesidir ve nicelendirilebilen ya da takip edilebilen şeyleri ifade eder. Tam kafiye, tekrarlanan özne ve dengeli ritim, iddiayı kısa ve akılda kalıcı bir özdeyişe dönüştürür. Verilmek istenen mesaj, ölçülebilir şeylerin daha fazla ilgi ve değer görme eğiliminde olduğudur; ölçümün kendisinin bir hazine olduğu değildir.
Alıştırma
we treasure what we can measure ifadesindeki kafiye ve paralel yapı hangi sözbilimsel işlevi görür?
- Ölçülebilir şeylerin değer gördüğü fikrini akılda kalıcı bir özdeyiş hâline getirirler.
- Treasure ve measure sözcüklerini ortak noktası olmayan ilgisiz eylemler olarak sunarlar.
- Her ölçümün bir şeye kesin bir mali fiyat verdiğini söylerler.
Cevabı göster
Ölçülebilir şeylerin değer gördüğü fikrini akılda kalıcı bir özdeyiş hâline getirirler.
more mass awareness tracking to more audience brand reputation tracking, Kelime
3:45geniş kitlelerde bilinirliği ölçmek yerine hedef kitle nezdindeki marka itibarını daha çok ölçeceğiz
Moving away from A to B: A’dan B’ye yönelmek
Burada moving away from A to B fiziksel bir hareketi değil, strateji değişikliğini anlatır. A eski odak olan mass awareness tracking, B ise yeni odak olan audience brand reputation tracking ifadesidir. you know sözleri, konuşma sırasında kullanılan bir dolgu ifadesi olarak yapının arasına girer. Duraklamayı yok sayın ve from ... to ... bölümünü tek bir geçiş olarak okuyun: bir yaklaşımdan uzaklaşıp başka bir yaklaşımı benimsemek. Away, geride bırakılan şeyi vurgular.
Alıştırma
“We are moving away from quarterly reports to live dashboards,” cümlesinde nasıl bir değişiklik anlatılıyor?
- Üç aylık raporlar eski odak, canlı gösterge panoları ise yeni odak hâline geliyor.
- Ekip raporları fiziksel olarak başka bir odaya taşıyor.
- Her iki yönteme de mutlaka tam olarak aynı önem verilecek.
Cevabı göster
Üç aylık raporlar eski odak, canlı gösterge panoları ise yeni odak hâline geliyor.
Geniş kitle bilinirliği takibi, kitle marka itibarı takibi ve huni metrikleri
Bunlar üç ölçüm etiketidir. Mass awareness tracking, markanın geniş bir nüfus içinde ne ölçüde tanındığını inceler. Audience brand reputation tracking, belirli bir kitlenin markayı nasıl değerlendirdiğini; örneğin güvenilir veya olumlu bulup bulmadığını inceler. Funnel metrics ise değerlendirme, kayıt, satın alma veya elde tutma gibi aşamalardaki sonuçları ölçer. Audience brand reputation tracking sıkıştırılmış bir isim dizisidir: audience kimin görüşlerinin ölçüldüğünü, brand reputation neyin değerlendirildiğini, tracking ise yapılan faaliyeti belirtir. Cümledeki connecting that through to our funnel metrics, kitle düzeyindeki itibar verilerini pazarlama veya iş sürecinin sonraki aşamalarındaki ölçümlerle ilişkilendirmek anlamına gelir.
Alıştırma
Bir ankette belirli bir müşteri grubuna bir markayı güvenilir ve olumlu bulup bulmadıkları soruluyor. Bu çalışmaya en uygun etiket hangisidir?
- funnel metrics
- audience brand reputation tracking
- mass awareness tracking
Cevabı göster
audience brand reputation tracking
if we're able to effectively continue to build Öbek fiiller
3:53eğer etkili biçimde ilerlemeyi sürdürebilirsek
on that hypothesis that I know to be true as a marketer, Dilbilgisi
3:56bir pazarlamacı olarak doğru olduğunu bildiğim şu hipotezi temel alarak:
build on that hypothesis: mevcut bir fikri geliştirerek ilerlemek
build on that hypothesis ifadesinde build on, hipotezi mevcut bir temel olarak alıp çalışmayı, savı ya da kanıtları daha da geliştirmek demektir. Mecazi bir kullanımdır; fiziksel olarak bir şey inşa edilmez. Bu ifade, önceden oluşturulmuş olan şeyle devamlılık kurar. Buradaki continue to build on, konuşanın zaten kabul ettiği bir hipotezden hareketle ilerlemeyi anlatır; hipotezi hiç değiştirmeden tekrarlamak anlamına gelmez.
Alıştırma
'Mevcut çalışmayı temel alıp daha da geliştirmek' anlamındaki hedef öbek fiille cümleyi tamamlayın: The next study will ____ these preliminary findings.
Cevabı göster
build on
that I know to be true: kesinlik bildiren bir ilgi cümleciği
that I know to be true ifadesinde that, hypothesis sözcüğüne geri dönen bir ilgi zamiridir. Yan cümle içinde know fiilinin nesnesi işlevindedir: I know that hypothesis to be true. know + nesne + to be + tümleç kalıbı, ‘nesnenin o niteliğe veya kimliğe sahip olduğundan emin olmak’ anlamına gelir. Bu nedenle yan cümle, hipotezi yalnızca olası değil, konuşanın kesinleşmiş kabul ettiği bir şey olarak sunar.
Alıştırma
'a hypothesis that I know to be true' ifadesindeki ilgi cümleciği ne anlama gelir?
- Konuşan, hipotezin doğru olup olmadığını hâlâ sınamaktadır.
- Konuşan, hipotezin doğru olduğundan emindir.
- Hipotez, konuşanın doğru sözlü olduğunu bilir.
Cevabı göster
Konuşan, hipotezin doğru olduğundan emindir.
great storytelling meets performance marketing Anlatım akışı
4:00iyi hikâye anlatımı performans pazarlamasıyla buluştuğunda,
great storytelling meets performance marketing: X meets Y kalıbı
X meets Y kalıbı, iki alanı veya niteliği yan yana getirir ve bunların kesişimini ana fikir olarak sunar. Buradaki meets mecazidir; storytelling gerçekten marketing ile karşılaşmaz. Bu cümlede kalıp, güçlü marka anlatısı ile ölçülebilir performansın birlikte en iyi sonucu verdiği iddiasını özetler. X bir gücü, Y ise onu tamamlayan gücü adlandırarak mesajı bir başlık gibi düzenler.
Alıştırma
Ürün açıklamasını X meets Y kalıbıyla tamamlayın: In this collection, minimalist design ____ outdoor durability.
Cevabı göster
meets
and a compelling story for that audience
4:12ve o kitleye hitap eden etkileyici bir hikâyeye sahip olmak;
who you want to win with: pazarlama stratejisinde win with
Pazarlama stratejisinde win with an audience, o grubun tercihini, desteğini veya işini kazanarak başarılı olmak anlamına gelir. Bu nedenle who you want to win with, markanın hangi kitleyi ikna edip ona hizmet etmek istediğini sorar. With edatı, kitleyi takımın bir üyesi yapmaz. Markanın başarısının hangi grubun tepkisine bağlı olduğunu belirtir; sonraki gerekçe ve hikâyenin o kitle için tasarlanmasının nedeni de budur.
Alıştırma
Bir marka planlama toplantısında the customers we want to win with en doğal olarak ne anlama gelir?
- Markanın tercihini ve desteğini kazanmayı amaçladığı müşteri grubu
- Markanın yenmeyi planladığı rakipler
- Bir yarışmada markanın takımına katılacak müşteriler
Cevabı göster
Markanın tercihini ve desteğini kazanmayı amaçladığı müşteri grubu
açık bir gerekçe ve ikna edici bir hikâye
“A clear reason” ve “a compelling story”, sıfat ile ismin doğal biçimde eşleştiği ifadelerdir. A clear reason, kitleye seçim yaparken kolayca anlayabileceği bir dayanak sunar; a compelling story ise ilgilerini çeker ve onları ikna etmeye yardımcı olur. Bu iki isim grubu, aynı kitleye farklı katkılar sundukları için “and” ile bağlanır. Burada “compelling”, ilgi çekici ve ikna edici demektir; karmaşık ya da saldırgan demek değildir.
Alıştırma
Kolay anlaşılır bir gerekçe ile ilgi çekici ve ikna edici bir anlatıyı en iyi hangi ifade birleştirir?
- a private reason and a detailed story
- a surprising reason and a fictional story
- a clear reason and a compelling story
Cevabı göster
a clear reason and a compelling story
böylece sizi seçebilsinler
“So that they can choose you”, amaç bildiren bir yan cümledir. Konuşanın markadan neden açık bir gerekçe ve ikna edici bir hikâye sunmasını istediğini açıklar: amaç, kitleyi o markayı seçebilecek duruma getirmektir. Yeniden kullanılabilen yapı şöyledir: eylem + so that + özne + can + fiilin yalın hâli. Burada “they” hedef kitleyi, “you” markayı veya pazarlamayı yapan tarafı ifade eder. “Can choose”, seçim yapmak için gerekli bilgiye ya da olanağa sahip olmayı anlatır; kitlenin kesinlikle seçim yapacağını vadetmez.
Alıştırma
Cümleyi amaç bildiren iki sözcüklü bağlayıcıyla tamamlayın: We labeled every box ____ new volunteers could find the supplies.
Cevabı göster
so that
That's a great note to end on: tatmin edici bir kapanış düşüncesi
Bu cümlede note, yazılı bir not değil; son bir düşünceyi, hissi ya da genel tonu ifade eder. Konuğun özetinin a great note diye nitelenmesi, bu sözlerin konuşmayı tatmin edici biçimde kapattığını gösterir. a ... note to end on kalıbı, bitirirken kullanılan bir düşünce ya da ruh hâli anlamına gelir. End on içindeki on son düşünceyi tamamladığı için on sözcüğünün cümle sonunda kalması standart ve doğaldır: That's a great note to end on.
Alıştırma
Uygun bir son düşünceyi veya tonu ifade eden kalıpla cümleyi tamamlayın: The last speaker thanked everyone for their help. That's a warm ____.
Cevabı göster
note to end on
of The Inspiration Lab with Amazon Ads and Business Insider.
4:23Amazon Ads ve Business Insider ortaklığındaki The Inspiration Lab.
To learn more about these great success stories,
4:27Bu harika başarı öyküleri hakkında daha fazla bilgi edinmek için